Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

"+Şahin, tek çözüm benim gitmem. Hoşçakal. - Gitme, seni bırakamam..." Onların asla birbirlerinden vazgeçemeyişi?.. Aşkın en güzel örneği bence... #ŞahNar #UzakŞehir

41,315 görüntüleme • 11 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Ilia Topuria, boşanmasından aldığı en büyük ders hakkında konuşuyor ve anne sözü dinlemenin önemini hatırlatıyor: ‘’Tüm bu boşanma sürecimden en çok ne öğrendiğim biliyor musunuz? Belki size komik gelecek ama öğrendiğim en büyük şey: Annemi dinlemek. Çünkü annelerin bir sezgisi vardır ve bizim görmediğimiz şeyleri görürler. Bir anne sana ‘buradan gitme, bu yol yanlış’ diyorsa, sana ne kadar mantıklı görünürse görünsün, o yol yanlış yoldur. Hayatımda annemin ‘o yol doğru yol değil’ dediği ve benim dinlemediğim çok az an olmuştur. Annemi dinlemeyi öğrendim. Seni seviyorum anne. Her şey bir gecede değişti. İnsan başına gelene kadar bazı şeylerin farkında olamıyor. Bu durum beni çok değiştirdi. Ama aynı zamanda beni tanıyanlar bilir, kontrolüm dışında bir şey geliştiğinde negatifliğe hapsolmam. ‘Neden bu benim başıma geldi?’ diyerek lanetler okuyarak yaşamam. Bunu yaşamanın iki yolu var, değil mi? Ya negatif bir yerden bakarsın ya da sadece gerçeği kabul edip yoluna devam edersin. Benim için tek seçenek bu, en iyi çıkış yolu bu. Çünkü böyle bir durumun seni yıkmasına izin veremezsin. Bunu yaşayan herkes, sabahları çocuklarınla uyanmaya, onları görmeye alışmışken her şeyin bir anda değişmesinin ne kadar zor olduğunu bilir. Çok zor… Ama sonunda kim olduğunu asla unutmamalısın, aynı zamanda kim olmadığını da bilmelisin. Bu yüzden, başınızı daima dik tutun.’’

Kırmızı Köşe

68,359 görüntüleme • 4 ay önce

#bahar Çağla: Ben o kadar uzun zamandır bir hikayenin öznesi olmadım ki yani olduğumda da çok kısa sürüyor zaten. Ben kendimi kendi gündemime bile getiremiyorum. O yüzden böyle kendimi duymamak için hep gürültülü yerlerde duruyormuşum gibi. Seren: Sen bizim hayatımızın en güzel öznesisin. Sen hayatındaki insanları o kadar güzel seviyorsun ki dertlerinde hemen koşuyorsun, başarılarında ilk sen alkışlıyorsun ama şimdi sıra sana gelince kendi dertlerin, kendi sorunların olunca bunu paylaşmamak sana haksızlık olduğu kadar bize de haksızlık değil mi? Seni çok seven insanlara. Çağla: Ya sanki benim görevim masaya neşe getirmek ama ben neşe değil de dertle gelirsem o masada yerim olmayacak diye düşünüyorum. Sizi çok seviyorum, her zaman yanımda olacağınızı biliyorum ama fazla gelmekten korkuyorum. Sevdiklerim için yorucu olmaktan çok korkuyorum. Galiba küçükken beni çok yorucu bir çocuk olduğuma baya ikna etmişler. Ama “yorucu bir çocuk” diye bir şey yoktur ki tahammülü azalmış anne-baba vardır. İşte bu yüzden kabul görmek için neşe saçmakta ve hikayelerde hep yan rolde kalmakta ustalaştım galiba. “Çağla olmak” ve Çağla’nın hikayesi o kadar tanıdık ki gece gece hüngür şakır ağladığımdan tek tek yazmak istedim. Bence Çağla’nın hikayesini müthiş de özetleyen bir sahne olmuş. Bütün Çağla’ların insanların gözünde de değerli olduğunu fark etmesi dileklerimle… 🌺

deno

34,138 görüntüleme • 8 ay önce

HATİCE! ❤️ Kuşkusuz hepimizin çok sevdiği, benim de bu hayatta karşılaştığım en muhteşem insanlardan biri kendisi. Bir insan nasıl bütünüyle güzel olabilir, işte bunun en güzel örneği! ✨ Kalbinin güzelliği, küçük büyük herkese saygısı, sonsuz içtenliği, zarafeti, kibarlığı, olgunluğu, sakinliği, vefa duygusu, hayata dair her şeye olan müthiş sevgisi ve çok büyük mütevazılığı (tahmininizden çok daha fazla) ile gerçekten inanılmaz biri. 🤍 Tüm bunların yanında da, şarkı söylemeye ve öğrenmeye olan bitmeyen tutkusu ve inanılmaz bir sanatçı disiplini.. En yoğun zamanlarında dahi provaları asla aksatmaması, dizi setindeki ufacık bir molada dahi karavanda bir köşeye geçip Zoom’dan provaya bağlanması.. Manzaraları tahmin edebilirsiniz. ☺️ Kısacası onun gibi biriyle çalışabildiğimiz, birlikte vakit geçirebildiğimiz için kendimizi çok şanslı hissediyoruz. Ben de onu şahsen tanıma fırsatı bulabildiğim için kendimi çok şanslı görüyorum her zaman. 💫 İyi ki yollarımız kesişti Hatice. İyi ki varsın ve her şey gönlünce olsun, çünkü gerçekten de her şeyin en güzelini hak ediyorsun. Seni çok seviyorum! 🫂 Bu arada, eminim ki herkes selamını aldı. Bahar kapıda, kim bilir belki de yeniden parklarda buluşuruz! 🥳 Hatice, dün akşam CNBC-e'da sevgili saba tumer'nin konuğuydu. Tabii ki, kendisi gibi harika, su gibi akan, tertemiz niyetler ve büyük bir sevgiyle dolu bir program oldu. Programı izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum, “Nasıl insan olunur” başlıklı bir ders niteliğinde.. 💫 Bizleri de hiçbir zaman unutmadığın için hem kendi adıma hem de tüm korolarımız adına sana ayrıca sonsuz teşekkürler! 🤍 MAGMA Boğaziçi Caz Korosu YouTube'da izleyebilirsiniz! 🌿 HtcAslanResmi #haticeaslan #sabatümer #bogazicicazkorosu

Masis Aram Gözbek

19,185 görüntüleme • 5 ay önce

Alya ile Cihan’ın aşkı, sıradan bir sevda değil; insanın kanını kaynatan, aklını yakan, yüreğini darmadağın eden bir büyüydü. Onlar birbirine bakarken, sanki dünya çatırdıyordu. Bir anın içine bütün hayatı sığdırabiliyor, bir bakışla bin yıldır susmuş yanardağları yeniden patlatabiliyorlardı. Alya, Cihan’ın hayatına girdiğinde, içindeki bütün kapıları kırıp geçti. Onun varlığı, Cihan’ın zihninde çakan şimşekler, göğsünde yankılanan fırtınalar gibiydi. Her adımıyla kalbine dokunuyor, her sözüyle ruhunu paramparça edip yeniden inşa ediyordu. Cihan için Alya, sadece bir kadın değil; bir başkaldırı, bir delilik, bir “ya hep ya hiç”ti. Ve Cihan… Alya’nın gözünde o, evrenin ortasında duran kudretli bir dağ gibiydi. Güçlü, sarsılmaz ama derinlerinde gizlediği kırılganlıkla büsbütün büyüleyici. Alya onun yanında, kendini hem korunaklı bir limanda hem de sonsuz bir uçurumun kıyısında hissediyordu. Onun sesini duyduğunda bütün dünya susuyor, onun tenine dokunduğunda bütün zaman eriyip gidiyordu. Onların aşkı, akıl ile kalbin, mantık ile arzunun çarpışmasından doğan bir yangındı. Sessiz kalmak imkânsız, geri dönmek imkânsızdı. Birbirlerinden uzak kalmak, nefessiz kalmak gibiydi; yan yana olduklarında ise dünya onların varlığını taşıyamayacak kadar dar geliyordu. Bazen gecenin en koyu anında, sessizliği yırtan bir haykırış gibi birbirlerine koşuyor, bazen de göz göze geldiklerinde, kelimelerin yetmediği bir çılgınlığa sürükleniyorlardı. Onların bakışında hem hasretin acısı, hem kavuşmanın sarhoşluğu vardı. İkisi de biliyordu ki bu aşk, onları tüketse de yeniden doğuracaktı. Çünkü böylesi bir sevda, insanı hem yıkıp hem yeniden inşa eden tek mucizeydi. Ve işte bu yüzden, Alya ve Cihan’ın aşkı sadece yaşanan bir duygu değil; aklı deliliğe, kalbi ateşe, bedeni titremelere sürükleyen bir girdaptı. Onların hikâyesi, bir ömrün değil, bin ömrün anısıydı. Kim görse büyüleniyor, kim dokunsa yanıyordu. Çünkü onlar, aşkın en uç sınırında, aklın bittiği yerde yaşıyorlardı... Onların aşkı, sanki zamanın en eski masallarından kopup gelmiş, yıldızların sessizliğinde fısıldanan bir sır gibiydi. Sadece iki kalbin çarpışması değil; kaderin en ince ipliklerle dokuduğu, gökyüzünün en parlak yıldızına bağladığı bir yolculuktu. Alya, karanlık gecelerin ardından doğan sabah ışığı gibiydi; saf, berrak ve içinde gizlenmiş binlerce sırrı olan. Gözlerinde hem denizin derinliği hem de ay ışığının yumuşaklığı saklıydı. Onun bakışı, Cihan için dünyadaki bütün gürültüyü susturan bir şarkıya dönüşüyordu. Cihan ise Alya’nın hayatına kararlılığıyla, gücüyle, ama en çok da ruhundaki derinliklerle dokundu. Adı gibi, gökyüzünü ve yeryüzünü kucaklayan bir sonsuzluğu barındırıyordu. Birbirlerine dokunduklarında, sanki evrenin bütün renkleri yeniden doğuyordu. Alya’nın kalbi Cihan’ın yanında en saf haliyle atıyor, Cihan’ın içindeki fırtınalar Alya’nın varlığıyla dinginleşiyordu. Birbirlerine uzanan elleri, binlerce yıl öncesinden verilmiş bir sözün yerine getirilişi gibiydi. Onlar için zaman, sıradan bir akış olmaktan çıkıyor; her an, masal kitaplarının sararmış sayfalarında yeniden yazılıyordu. Aşkları engellerin, zorlukların ve imkânsızlıkların arasında yeşermişti. Ama işte, masalları gerçek kılan da buydu: kolay elde edilmeyen, bin sınavdan geçen, her defasında yeniden doğan bir sevda. Onların hikâyesinde gözyaşları, umutla karışıp inciye dönüşüyor; sessiz bekleyişler, kalplerde yankılanan dualara dönüşüyordu. Ve geceleri… Geceleri onların aşkı yıldızlara yazılıyordu. Gökyüzü, ikisine ait bir gizli kitap gibiydi. Ay onların aşkını koruyan bir mühür, yıldızlar ise yollarını aydınlatan küçük fenerlerdi. Alya ve Cihan’ın kalpleri, karanlıktan aydınlığa, yalnızlıktan sonsuzluğa uzanan bir köprüde buluşmuştu. Kim bilir, belki de yeryüzündeki bütün masallar onların hikâyesinden esinlenmişti. Çünkü Alya ve Cihan’ın aşkı, sadece yaşayanların değil, gökyüzündeki yıldızların bile kıskandığı bir mucizeydi. #UzakŞehir • #CihAl

Bihter 👒

17,223 görüntüleme • 11 ay önce

“Hayat acımasız olabiliyor. Sana hâlâ çok zaman varmış gibi hissettiriyor; planların bekleyebileceğini, yarının garanti olduğunu düşündürüyor. Sonra bir anda oyunun kurallarını değiştiriyor ve seni hiç hayal etmediğin bir gerçekle yüz yüze bırakıyor. İşte o an, her gün tutunduğun bütün kesinliklerin ne kadar kırılgan olduğunu anlıyorsun. Hazirandan beri hiçbir şey eskisi gibi değil. Kendimi yenilmez hissediyordum; enerji doluydum, önümde koca bir dünya olduğuna inanıyordum. Hep ileriye bakarak yaşıyor, her şeyin bir anda durabileceğini düşünmüyordum. Sonra hayatımı ikiye bölen o teşhis geldi: öncesi ve sonrası. Korktum. Hem de çok korktum. Ruhumun derinliklerine işleyen bir korkuydu bu ve onu hiçbir zaman saklamaya çalışmadım. Çünkü korkan insan zayıf değildir. Korkan; hayatı seven, gerçekleştirecek hayalleri olan, sımsıkı sarılmak istediği insanlar bulunan ve kaybetmek istemediği anlara sahip olan kişidir. Kendimi, sonucu neredeyse belli olmuş bir maçı çevirmeye çalışan bir sporcu gibi hissettim. Hastanelerle, ameliyatlarla, bitmek bilmeyen bekleyişlerle ve bir anda devasa başarılara dönüşen küçücük adımlarla dolu, yokuş yukarı bir mücadeleydi bu. Öyle günler oldu ki yataktan kalkabilmek bile bir zafer gibiydi. Ama en büyük acı benim yaşadığım değildi. Beni seven insanların gözlerinin içine bakıp onların acısını görmekti. Gözyaşlarının, çaresizliklerinin ve bir gün benim artık olmayabileceğim korkusunun ağırlığını hissetmekti. Katlanması en zor yara buydu. Yine de her şeyin en karanlık göründüğü anda harika bir şey keşfettim: insanların samimi sevgisini. Bana ulaşan sözleri, sarılmaları, mesajları ve beni bir an bile yalnız bırakmayanların yakınlığını. Bir hayatın değerinin ulaşılan başarılarla değil, yol boyunca ekilen sevgiyle ölçüldüğünü anladım. Bu hastalık benden birçok yanılsamayı aldı götürdü ama bana asla unutmayacağım bir gerçeği öğretti: En önemli zaman, şu an yaşadığımız zamandır. Yarın değil. Aylar sonra değil. Şimdi. Çünkü bir okşayışın, güzel bir sözün ya da bir tebessümün değeri ölçülemez olabilir. İşte bu yüzden savaşmaya devam ediyorum. Kırılganlıklarımla, korkularımla, zor günlerimle. Ama aynı zamanda umutla. Çünkü cesaret, korkmamak değildir. Cesaret, korkunun gözlerinin içine bakıp yine de yürümeye devam etmektir. Her zaman.” — Igor Protti

calciolog

26,290 görüntüleme • 2 ay önce

AÇLIKTAN STRAFOR YİYEREK ÖLMÜŞ‼️ AÇLIKTAN KANAYA KANAYA ÖLMÜŞ‼️ (🎥 Meral Danyıldız aslıalpar) T.C. Mamak Belediyesi ve Veli Gündüz Şahin hala utanmadan yalan açıklama yapıyor😡 Şu an ruhum, her normal İNSAN gibi, o kafeslerde ölmemek için çırpınan masum hayvanlarla aynı😡 Onlardan tek farkım, öfke ve nefret doluyum. Çünkü onlar sevgiden başka bir duygu taşımazlar‼️ T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı İbrahim Yumaklı Prof.Dr.Vahit Kirişci Bahadır Yenişehirlioğlu marifeti, 275 vekilin eseri, iktidar ve muhalefet Belediyelerinin tetikçiliği ile, bırakınız ülkemizi, dünyada görülmemiş bir canavarlığı yaşıyoruz‼️😡 Yaşatıyorlar… Sebep olanlardan ricacı değilim. Çünkü artık emin oldum ki, o köpeklere bu acıları yaşatanlar, onların acılarından zevk alıyor, bizim gözyaşlarımızdan haz duyuyor, bize gücü yetmeyenler, bütün bunları bize yapmak isteyenler, masum hayvanlar üzerinden ego tatmin ediyor. O ölüm kamplarında ölüme tutsak edilenler, aslında sensin, benim, biziz‼️ Biz kim miyiz⁉️ Her türlü sıkıntıya rağmen gülmeyi, sevmeyi bilen, mutluluğu makamda lükste şatafatta aramayan sıradan insanlarız. Ezerek, güçle, yetkiyle, parayla her şeye sahip olanlar, ne yapsalar bizim gibi olamıyorlar. O zaman saldırıyor, can yakıyorlar. Ağlıyoruz, kahroluyoruz, yüne gülüyoruz. Daha da acımasız oluyorlar. Yüzlerce köpeğin ölümüne sebep olanlar, asla bilemez, tadamaz, çocuklarımızım sevdiği alçak insanların felç bıraktığı yavru köpek, en azından sürünmesin çocuklara giderken diye verdiğimiz çabayı, ilk adımında yaşadığımız buruk mutluluğu🧿 O yüzden yarın Mamak’tayım. Belki bir can kurtarırız, belki sıcakta uyuturuz, belki çocuklarımızın sevgisi merhem olur yaralarına diyerek💙 #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil #mamaktakatliamvar #SokaktayımYanındayım Anayasa Mahkemesi #YasayıİptalEtAYM #aymyasayıiptalet

Murat Efe

19,669 görüntüleme • 1 yıl önce

Deniz, Boran’ın yanına gitmeden önce bir an için durur… Gözleri Cihan’a kayar. O bakışta çekingenlik, korku ve güven aynı anda vardır. Cihan, sadece yumuşacık bir tebessümle başını sallar. “Git oğlum, korkma…” demese de, o gülümseme Deniz’in tüm cesaretini toplamasına yeter. Minik adımlarıyla Boran’ın yanına yürür ve sarılır ona. Boran’ın sarılışı ise hem aç hem suçlu… ayların özlemini tek bir nefese sığdırmaya çalışır gibi. Deniz, “Ben de seni özledim. Ama ilk gördüğümde korktum. Annem ve babam her şeyi anlattılar… Öyle değil mi baba?” diyerek arkasındaki adama —babasına— bakar. Ve o anda görünmeyen bir gerçek daha belirir: Deniz’in kalbi Cihan’a çoktan bağlanmıştır. Bir yıldır yanında olan, ateşi çıktığında başında bekleyen, gece kabuslarında saçlarını okşayan hep Cihan’dır. Bir çocuğun “baba” demesi için kan değil, emek gerekir… Cihan da bunu fazlasıyla vermiştir. Onların arasındaki bağ; kan bağından üstün, yaralardan, fedakârlıklardan, güvenden örülmüş bir bağdır. Boran ise dışarıdan güçlü görünmeye çalışsa da, içi alev alev yanmaktadır. Deniz’in “baba” dediği her an, o kelime Boran’ın kalbine bir bıçak gibi saplanır. Kardeşine karşı içten içe bastıramadığı bir kıskançlık… Bir kin… Bir haksızlığa uğramışlık hissi… “Benim olan her şeyi aldı.” Diye haykırır aslında içindeki ses. Oğlunu… Karısını… Yuvasını… Ama en büyük ironi şudur: Bu hayatı kardeşine vasiyet eden kendisi olmuştur. Ölümü kabullendiğinde, karısını ve oğlunu iyi bir adama emanet etmek istemiştir. Ve o iyi adam da Cihan’dır. Şimdi nefes aldığı her saniye kendi seçiminin ağırlığı altında ezilmektedir. Cihan’ın bakışlarında kibir değil, sadece şefkat vardır. Deniz’in gözlerinde korkudan eser yoktur artık; sadece güven… Boran ise hem onların yakınlığını kıskanır… hem de o yakınlığa minnet duyar. Çünkü bilir: Cihan olmasaydı oğlu bugün bu kadar güçlü, bu kadar sevgi dolu olmazdı. Üç insan, bir kader düğümünün tam ortasında durmaktadır: Biri gerçek baba ama geç kalmış… Biri biyolojik bağsız ama kalbiyle baba olmuş… Ve biri iki babanın arasında, kalbinin sesiyle seçimini çoktan yapmış bir çocuk… #UzakŞehir • #CihAl

Bihter 👒

56,598 görüntüleme • 9 ay önce

Nasip.. “Ben zorlasam bile bazı şeylerin zamanı, yolu ve bedeli vardı.” Oruc’un içinde taşan duygu o kadar büyük ki onu açık söyleyemiyor. “Nasip” kelimesi onun için tek bir kelime değil içine saklandığı dünya.. Ve Nasip bazen çaresizlik değil, duygunun büyüklüğünü temsil eder. Onun Nasibine düşen Eleniydi.. Kader onları yine bir araya getirsin diye Nasipten beklentisi vardı onca imkansızlıklara rağmen hala umudu vardı.. Onun için nasip; korku, umut, dua, bekleyişti... Oruç, nasip derken bastırılmış çaresizliğini taşıyordu.. Nasip; kader değildir, seçimde değildir. İnsan ister, uğraşır, bekler ama sonunda bir şeyi kendi gücünün ötesine bırakır Oruc’un nasip demesi de bu yüzdendi.. “Nasip” derken aslında sevgiyi kadere havale ediyordu, çünkü kendi eliyle kurmaya cesaret edemiyordu.. Bu yüzden ‘nasip’ bir umut cümlesi değildi sadece aynı zamanda bir kaçıştı. Kendini kaderin arkasına saklıyordu çünkü aşkın ağırlığını sırlarıyla taşıyamıyordu.. Oruç, Eleni’yi kaybetmekten çok korkuyordu. İnsan bazen kendini o kadar suçlu hisseder ki sevildiğinde bile içinden beni tanısa sakladıklarımı öğrense böyle sevmezdi düşüncesi vardı.. Oruc’un uzaklığı ‘Ben seni kalbimin en güzel yerine koydum.. ama ellerim sana değecek kadar temiz değildi uzaklığıydı.. Bu yüzden nasip diyip susmayı tercih ediyordu.. Duymak istemediği her şeyi Eleni’den duymuştu en ağırı ise ‘bana kendimden nefret etmeyi öğrettin cümlesiydi o lafın altında ezilip kalmıştı.. Oruc’un Eleni’den uzak durmasının en büyük sebeplerinden biriydi. Işık saçan Eleni’nin o karanlığına girmesinden çok korkuyordu korktuğu başına gelmişti oda artık nefret duygusuna bulaşmıştı.. Sen benim sevdiğim kızdan nefret edemezsin demişti Oruç onun için Eleni bütün güzel duyguların toplamıydı Elenide kötü olan hiçbir duygu yoktu onun sayesinde oluşmaya başlamıştı bir kere daha anlamıştı Eleni’den uzak durması gerekiyordu..Uzaktan sevecem demişti Eleni’yi dokunmadan.. Ben sevmeye devam edecem demekti gerisi Nasipti onun için.. Nasip dedi Oruç bunu söylerkende Eleni’nin payına düşmesini niyet etmişti.. Bu sahnede; tartışma bir kopuş sahnesi gibi görünsede altında çok yoğun bir bağ vardı. İkiside birbirini bırakmaya çalışmıyordu, sadece korkularıyla farklı şekilde baş ediyorlardı.. Nasipti ikisinin bir araya gelmesi, nasipti bu kadar ağır sevdayı yüreğinde taşıması.. #OrEl

PSİKOLOGROZA

18,275 görüntüleme • 3 ay önce

(Vialli'nin hayatını kaybettikten sonra basılan ve anılarına yer veren "Le cose importanti"nin, Mancini tarafından yazılan son sözü.) “Merhaba Bomber. Seni görüyorum, biliyor musun?” Dönüyorsun, gülümsüyorsun. “Söyle Roby” diyorsun. “Sence,” diye soruyorum sana, “Aklıma gelen her şeyi anlatmak için iki sayfa yeter mi?” “Sen kafayı yemişsin” diyorsun. Ama yapmam gerekiyor, Luca. O yüzden Dünya Kupası’ndan önce söylediğin o cümleyi ödünç alıyorum: “Oyun sertleştiğinde, sert olanlar oynamaya başlar.” Gerçi sen de bu sözü ödünç almıştın. John Belushi’den. O zaman ben de sertleşiyorum ve oynuyorum. Daha doğrusu: Yazıyorum. Topla oynamak senin için daha kolaydı, doğru. Ama senin için yazmak da dâhil her şeye değer, dostum. İnanmayacaksın ama her seni düşündüğümde, senden bahsettiğimde, senin hakkında yazdığımda -şu anda olduğu gibi- yüzümde istemsiz bir gülümseme beliriyor. Tuhaf gelebilir ama değil. Çünkü sen, Luca, neşeydin. Işıktın. Kahkahaydın. Sonra evet, bir de gol atardın. O zaman neşe iki katına çıkardı. Birlikte ne çok güldük… O çok zor maça çıkacağımız günü hatırlıyorum. Sahaya ata biner gibi girmiştin. Çocuklar gibi. Hayali bir ata binmiş, dizginleri tutuyormuş gibi dört nala koşuyordun. Bunu antrenmanlarda yapmıştık ama gerçek ve önemli bir maçta yapmaya cesaret edeceğini kimse düşünmemişti. Ve şans getirdi. Kazandık. O günden sonra hep öyle oldu. Sahaya hep “ata binerek” girdin. Yemin ederim, gülmekten ölüyorduk. Özellikle de sana bakıp hiçbir şey anlamayanların yüzünü görünce. Bizse o “yöntemle” bir sürü maç kazandık. Aslında anlamaları gereken bir şey de yoktu. Bir de önemli bir davete Mickey Mouse baskılı bir ceketle geldiğin günü hatırlıyor musun? Şimdi soruyorum: Senin gibi bir golcü böyle giyinir mi? Doğru, o yıllardaki fotoğraflara bakınca hepimizin ne kadar kötü giyindiğine ben de şaşıyorum. Ama kabul edelim: Sen işi biraz daha ileri götürmüştün. Sonra devreye ben girdim. Tavsiyelerimden sonra kusursuz oldun. Bir daha tek bir kombin hatası yapmadın. Bir İngiliz lordu gibiydin. Herkes sanıyor ki sana sadece sahada harika asistler verdim. Hadi canım… Kimse bilmiyor ki saha dışında sana stili ben öğrettim. Evet, doğru bu. Hadi gülme. Seni görüyorum. Ama ne kadar titizdin, Luca… Pozisyonları yüzlerce kez denerdin. Kendini geliştirmekten asla vazgeçmezdin. Herkes seni en iyisi olarak kabul ettiğinde bile sen bir an bile öyle düşünmedin. Çıtayı hep biraz daha yukarı koydun. Hep. Ve ben gerçek şampiyonun ne demek olduğunu işte orada anladım. Biliyorsun Luca: zeka, yürek, yetenek... Hepsi sendeydi, dostum. Bologna–Floransa trenini hatırlıyor musun? Coverciano’ya gidiyorduk. Sen Cremonese’deydin, ben Sampdoria’da. O yolculuk, bizim hikâyemizin başlangıcıydı. Seni Samp’a getirmek için her yolu denedim. Çok eğleneceğimizi söylemiştim. Ve bu sözü tuttuk. En güzel yıllarımızdı: Sampdoria, şampiyonluk, Şampiyon Kulüpler Kupası finali… Kampta, akşamdan sonra odaya kapanıp abur cubura saldırdığımız geceleri unutmuş olamazsın: cips, kola, bazen bira… Sabah tartı vardı. Ne yaptığımızı hatırlıyor musun? Müshil… Tartıya çıkmadan önce tuvalete koşmak için. Hâlâ gülüyorum. Ağladığımız da oldu. Sen Juventus’a gittiğinde nasıl ağladık… Bir dönemin bittiğini o an anladık. O son akşam yemeğini asla unutmayacağım. Asla. Efsane Sampdoria dönemi bitmişti. Ama biz bitmedik. Bizim dostluğumuz kopmazdı. Kopmaz. Şimdiki zaman. Şimdi. Aramızdaki bağı hiçbir mesafe koparamazdı. Millî Takım teklif edildiğinde ilk aradığım kişi sendin. “Kaçırırsan aptallık edersin,” dedin. Ben de düşündüm: Bu yolculuğu yapacaksam sen yanımda olacaksın. Ve senin benim için ne kadar önemli olduğunu tahmin bile edemezsin. O Avrupa Kupası’nı durmadan fotoğraflıyordun. Kaç fotoğraf çektin Luca? Mutluluktan duramıyordun. Orada da birlikteydik. Hayatımın önemli anlarında hep vardın. Ve hâlâ varsın. “Devam et Mancio, ben yokum” demek kolay. Saçmalama bomber. Buradasın. Buradasın. Seni görüyorum.

calciolog

23,333 görüntüleme • 7 ay önce

Alya, beyaz elbisesiyle bahçeye adım attığında kalbi göğsünü zorlayarak çarpıyordu. İnsanların bakışları, üzerinde ağır bir yük gibi duruyordu. Oğlunu kaybetme korkusu, kalbinin her atışına acı bir çivi gibi batıyordu. Alya, gözlerini kalabalığın içinde arayıp bulduğu küçük oğluna çevirdi. Deniz’in masum bakışlarında, bütün fedakârlığının anlamı vardı. İçinde büyük bir sessizlik vardı; kimseye anlatamayacağı bir fırtına. Kalabalığın coşkusu ona uzak bir gürültüden ibaretti. “Benim sevinçle alkışlanan nikâhım, benim matemim.” diye düşündü. Oğlu için yaşamayı seçmişti; kendi kalbini, hayallerini, geçmişini gömmüş, yalnızca anneliğini ayakta bırakmıştı. Cihan onu gördüğü anda bir anlığına nefesi kesildi. Alya, beyaz elbisenin içinde, kırılganlığı ve direnci aynı anda taşıyordu. Aşkın büyüsüne kapılmış bir kalbi yoktu. Ama hayranlığı tarifsizdi. Zarif duruşu, sessiz bakışlarının ardındaki direnci, inceliği ve gururu… Cihan’ın gözlerini ondan alamamasına sebep oldu. İçinden geçirdi: “Bu kadın başka… Acıya rağmen ayakta durabiliyor. Onun içinde bir sığınak var. Ona hayran olmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Onu korumak… Belki de bu hayatta en doğru işim olacak.” Cihan’ın omuzlarında Boran’ın emaneti vardı. Bu emanetin yüküyle yürüdü; yanına geldi, kolunu uzattı. Alya’nın kısa bir tereddütünden sonra koluna girmesiyle bahçede silah sesleri, zılgıtlar ve alkışlar yükseldi. İnsanlar mutluluğu kutluyordu, oysa ikisinin yüreğinde derin bir suskunluk vardı. Kalabalığın tezahüratları arasında ağır adımlarla yürüdüler. Cihan, Alya’nın zarif adımlarını takip ederken her ayrıntısına daha çok hayran oluyordu. Onun bu kadar kırılgan görünüp aynı zamanda dimdik durabilmesi, Cihan’ın kalbinde sessiz bir saygı uyandırıyordu. Alya ise gözlerini hiçbir yere sabitleyemiyor, kalabalığın uğultusunda oğlunun nefesini duymaya çalışıyordu. Masaya geldiklerinde Cihan sandalyesini çekti. Küçük, incelikli bir hareketti. Nikâh memuru soruyu sorduğunda kalabalık nefesini tuttu. Alya’nın kalbi paramparça olmuştu. Başını hafifçe çevirdi, oğlunu gördü. Küçücük gözlerle ona bakan Deniz… İşte her şeyin sebebi oydu. Dudakları titredi, boğazındaki düğüm nefesini kesti. “Hayır demek istiyorum… ama oğlum için hayır diyemem. Onu asla kaybedemem.” Sessizce, cılız bir sesle: — “Evet…” Bu evet, kendi kalbini inkâr eden bir annenin fedakârlığıydı. Sonra sıra Cihan’a geldi. Onun için bu evet bir aşkın değil, bir vasiyetin cevabıydı. Boran’ın sesi kulaklarında yankılandı. Kararlıydı, sesi netti: — “Evet.” Kalabalık sevinçle alkışladı, zılgıtlar yükseldi. Oysa ikisinin içi suskundu; kalabalığın çığlıkları onlara ulaşmıyordu. Sıra takılara geldiğinde Sadakat öne çıktı. Alya’nın yanına geldi, yüzünde tek bir tebessüm yoktu. Bilezikleri, altınları Alya’ya takarken her hareketinde soğuk bir mesafe vardı. Kalabalık coşku içindeydi ama Sadakat’in bakışları buz gibiydi. İçinden geçiriyordu: “Bu gelin asla benim güvenimi kazanamayacak.” Sonra birden kalabalığın önünde, alayla ve inatla söyledi: — “Gelini öpebilirsin oğlum.” Alya’nın yüzü soldu. Bu söz bir kutlama değil, küçümseme, meydan okumaydı. Başını Cihan’a çevirdi, dişlerinin arasından kısık bir sesle fısıldadı: — “Saçmalama…” Cihan onun gözlerindeki kırılganlığı gördü. İçinde aşk yoktu ama onu koruma isteği vardı. Eğildi, sessizce fısıldadı: — “Alnından…” Sonra kalabalığın ortasında, kimseye fazla görünmeden dudaklarını kısa, hafif bir öpücükle Alya’nın alnına kondurdu. Bu öpücük bir sevdanın değil, bir güvenin işaretiydi. Bir erkeğin koruma sözüydü. Kalabalık yeniden alkış tufanına boğuldu. Alya gözlerini kapattı, içinden geçirdi: “Benim mutluluğum yok. Ama oğlum yanımda… Bunun için katlanacağım.” Cihan ise dudaklarını geri çektiğinde sessizce düşündü: “Boran… sözünü tuttum. Alya’yı ve Deniz’i koruyacağım. Aşk değil belki ama görev, sorumluluk, hayranlık… ve belki de zamanla daha fazlası…” Gökyüzü o gün, zorunlulukla mühürlenen iki hayatın sessiz tanığı oldu... #UzakŞehir • #CihAl

Bihter 👒

33,550 görüntüleme • 1 yıl önce

OKUYUN HA! KONU ÇOK MÜHİM! AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı 25. yıl etkinliğine sosyal medyadan bazılarına da davet yollamış. Seçim döneminden önce paylaşımlarım ayda ortalama 75 milyon etkileşim alıyordu. Yüzlerce genç DM'den yazarak, "Abi, senin paylaşımların bize ışık oldu. Biz ülkenin geçmişini bilmiyorduk. Çok güzel, samimi anlatıyorsun. Sana güvenerek ben de AK Parti'ye oy vereceğim." diye yazıyordu. Belki binlerce genç böyle mesaj gönderdi. Ayda 75 milyon etkileşim demek, belki genel yüzdeye yüzde 1'lik bir etki yaratmış olabilirim diye düşündüm hep. Biraz sitem ediyorum ama asla Reis'e değil, yine teşkilatlara. Teşkilattan bir daveti ben de hak ediyordum diye düşünüyorum. Ben Recep Tayyip Erdoğan aşkına 25 senedir uykularımı verdim. 25 sene çalışıp kazandığım tazminatın tamamını, sırf onu savunuyorum diye hakkımda açılan abuk subuk davalara tazminat olarak verdim. Yetmedi, iki defa da cezaevine girdim. Sağır sultan duydu. Cezaevine girerken paylaştığım tweet 60 bin beğeni aldı, 5 bin kişi retweet yaptı, 20 milyon görüntüleme aldı. Görenler gördü de bir tek AK Parti teşkilatları görmedi. Fransa'da yaşayan bir gazeteci takipçi kardeşim, iki avukata para ödemiş. "Gidin Mustafa abimi savunun." demiş. Adamın takip ettiği üç kişi var, onu takip eden yok, ismi yok, resmi yok. Londra'da yaşayan bir takipçi ağabeyim DM'den yazmış. Cezaevinden çıktıktan sonra okudum bu mesajları: "Kardeşim, ben hukuk profesörüyüm. İsmim şu..." İsmini şimdi burada yazmıyorum. Fakat araştırdım, Google'da dünyaca ünlü bir hukukçu kendisi. "Türkiye'nin en ünlü avukatlarını tut. Bana birkaç isim de önermiş. Sana FETÖ'cüler kumpas kuruyor. O avukatlara ödeyeceğin miktar ne olursa olsun, bir milyona kadar ödemeye hazırım. Ama ismimi gizli tut." diye yazmış. Dünyanın birçok yerinde yaşayan dostlarım böyle destek mesajları yazmıştı. Yurt içinde yaşayan bir ablam şöyle yazmıştı: Ben cezaevine girmeden birkaç gün önce hissettim ve şöyle bir paylaşım yapmıştım: "Arkadaşlar, ben galiba cezaevine gireceğim. Oğlum Pamukkale Üniversitesi Edebiyat Öğretmenliği Bölümünü kazandı. KYK'ya müracaat ettik. Büyük ihtimalle çıkar. Çıkmaz ise eğer oğlumu Denizli'de yaşayan takipçilerime emanet ediyorum." İşte o ablam şöyle yazmış: "Kumandan kardeşim, benim bir otelim var. Otelimde bir odayı ona tahsis ederim. Her gün onu okula bizzat şoförüm bırakır, geri alır. Harçlığı da, her şeyi de bana ait. Sen oğlunu dert etme." Böyle yüzlerce mesaj yazanlar oldu. Alayından Allah razı olsun. AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığına işte bundan dolayı sitem ediyorum. Onların da canı sağ olsun. Teşkilatlarımız yalaka kaynıyor, bir tek ona yanıyorum. Ama onların içinde de ölümüne Reis'i savunanlar yok mu? Büyük çoğunluğu öyle. Hele hanım kardeşlerim yok mu... Vallahi bu adamı ayakta tutan bayan kardeşlerim, ablalarım. Bunu da söylemem lazım. Son sözüm: Kıymetli Başkanım, sen çakmalarla değil, videoda anlattığın Abdülmecitlere sahip çıkmaya devam et. Çünkü Abdülmecitler çakmalara kurban edildi. Cümleten hayırlı geceler

Kumandan

19,161 görüntüleme • 18 gün önce

İrem Tuncer, Oyuncular Yurt Dışı Teliflerini Nasıl Alıyor? Ünlü Oyuncu Sistemdeki Bilinmeyenleri Tek Tek Anlattı 🔹 Bu sıcakta gittim dizilerimin yurt dışı teliflerinin peşine düştüm arkadaşlar. 🔹 Bu telif meselesi nasıl oluyor, siz her yayınlandığında para alıyor musunuz diyen çok insan var, ben bunu bir anlatayım. 🔹 Biz aldatmak çekerken İlayda Çevik bir gün karavanda dedi ki siz yurt dışı telifleri alıyor musunuz, bize dedi ki yok, benim hiç böyle bir şeyden haberim yok. 🔹 Ben ve Burcu dedik ki hani bize telif ödemesi yapılmıyor, bu sözleşmemizde de yok ama sadece biz özel değil, hiçbir oyuncu ile yok. 🔹 O da dedi ki evet zaten ben de yapım şirketinden almıyorum telifleri, böyle bir tane oyuncular için kuruluş var, oraya üye oluyorsunuz, aylık oranın bir taksitini ödüyorsunuz ama çok cüzi bir miktar yani 100 lira gibi bir şey. 🔹 Onlar da sizin için yurt dışından yaptığınız dizilerin teliflerini alıyor. 🔹 Telif deyince inanılmaz bir para canlanmasın gözünüzde de gerçekten küçük küçük miktarlar ama mesela yılda bir iki kere geliyor, insanın hiç yoktan geldiği için mutlu ediyor. 🔹 Ama derseniz ki Serenay Sarıkaya, Kıvanç Tatlıtuğ, Tuba Büyüküstün işte yapımından telif almıyor, onu bilmiyorum, yani bence alıyorlardır. 🔹 Çünkü yapımcılar Hande Erçel'le çalışmak istiyorlar, Hande Erçel'le çalışmak istemelerinin sebebi Arap ülkelerini çok rahat satabilecekleri için ve Hande Erçel de bunu biliyor da olarak, o yüzden belki de sözleşmesine telif hakları ile ilgili bir madde ekleyebiliyordur. 🔹 Ama dediğim gibi Hande Erçel değilseniz, Serenay değilseniz telif alamıyorsunuz hiçbir şekilde. 🔹 Ama dediğim gibi bu kuruluşa üye olanlar isterse dizinin başrolü ol, isterse sadece ana kasta ol, isterse de sadece yan kastlardan bir tanesinde ol, eğer o bölümde bir kez, iki kez bile gözükürsen, İspanya telifini, işte İtalya telifini, Fransa telifini, bilmem ne hangi ülkenin telifini alabiliyorsun. 🔹 Bize de dediğim gibi İlayda haber vermişti bu telif muhabbetini ve gerçekten birkaç hafta sonra Burcu ile kuşu kuşu oraya üye olup, birkaç sene sonra teliflerimizi almaya başladık, İlayda'ya da teşekkür ederiz. 🔹 Bir de şöyle bir şey var, diyelim ki mesela ben bugün üye oldum o kuruluşa ama 6 yıl önce Baraj dizisi yapmışım, onu yazıp onun telifini de alıyorum, yani geçmiş telif haklarımı da alabiliyorum. 🔹 Bu çok iyi oluyor işte. 🔹 Mesela ben haziranda tatildeyken sevgilimle böyle mikrosen çıktısı alışverişi yapmışız. 🔹 Bana birden mail geldi, bir baktım İlık dizisinden telif gelmiş, İspanya'ya satılmış, ben İspanya telifinden yararlandım. 🔹 O yüzden bugün gittim yeni projelerimin de bir güzel yazdırdım, onların teliflerini de en yakın zamanda bekliyorum. Başka bir videonuz var mıydı, yoksa bu kadar mıydı?

BUZZ medya

24,447 görüntüleme • 5 gün önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, iftarda Özel Kuvvetler Komutanlığımızda görevli bordo berelilerimizle bir araya geldi. Beraberinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Ankara Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığımıza gelen Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ı, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler askerî törenle karşıladı. Bakan Yaşar Güler’in beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel, Bakan Yardımcıları Bilal Durdalı, Musa Heybet ve Salih Ayhan ile Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Levent Ergün de yer aldı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, iftarın ardından 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminde hainlere geçit vermeyen kahraman şehidimiz Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir’in heykelinin ve mübarek kanının bulunduğu anıtta şehitlerimiz için dua etti. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, Özel Kuvvetler Komutanlığındaki kahramanlarımıza hitaben yaptığı konuşmada ise şunları söyledi: RABBİM ORDUMUZU DAİMA MUZAFFER EYLESİN Artık ortasına geldiğimiz 11 ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ediyor, Yüce Mevla’dan hepimizi sağlık ve afiyet içinde sevdiklerimiz ve ailelerimizle birlikte bayrama da ulaştırmasını niyaz ediyorum. Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı bu mübarek ayda, kahramanlar ocağının siz kahraman mensuplarıyla, Özel Kuvvetler Komutanlığımızın siz seçkin neferleriyle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. İftiranız mübarek olsun. Rabbim tuttuğunuz oruçları kabul eylesin. Bu güzel buluşmaya vesile olan Millî Savunma Bakanımıza ve Genelkurmay Başkanımıza teşekkür ediyorum. Bugün bir kez daha devletimizin bekasını ve milletimizin güvenliğini temin amacıyla canları pahasına vatanımızın dört bir köşesinde görev yapan askerlerimizin her birine Mevla’dan üstün başarılar diliyorum. Rabbim, askeri, polisi, jandarması, güvenlik korucusu ve istihbaratçısıyla tüm güvenlik güçlerimizin yardımcısı olsun, onları her türlü kazan, beladan, saldırıdan, ihanetten korusun, ordumuzu daima muzaffer eylesin. ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE YÂD EDİYORUM Elbette bu mübarek akşamda vatanı için, milleti için, bayrağı için toprağa düşmüş tüm şehitlerimizi rahmetle yâd ediyor, ruhları şad, menzilleri mübarek, mekânları inşallah cennet olsun diyorum. Özellikle aziz hatıralarını her zaman şükranla yaşatacağımız Binbaşı Bülent Albayrak’a, Binbaşı Murat Kemal Yetişen’e, Yüzbaşı Ertuğ Güler’e, Yüzbaşı Burak Coşkun’a, Üsteğmen Enes Demir’e, 15 Temmuz kahramanı Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir’e, Astsubay Kıdemli Başçavuş Harun Turhan'a, Uzman Çavuş Nurettin Tokyürek’e, Uzman Çavuş Murat Yıldırım'a, Uzman Çavuş Selçuk Paker'e ve isimlerini 86 milyon olarak kalbimize nakşettiğimiz, tabuta sığmayan tüm kahramanlara Cenaballah'tan rahmetler niyaz ediyorum. Aynı kutlu mücadelede yer alarak gazilik mertebesine erişmiş, bugün artık aramızda olmayan tüm gazilerimizi de minnetle anıyor, hayatta olan gazilerimize Rabbim'den uzun ve hayırlı ömürler temenni ediyorum. Biz, şehitlerin ölmediğini, aksine onların yaşadıklarını müjdeleyen bir dinin mensuplarıyız. Şehitlerimizin aziz ruhları inşallah bize yol gösterecek, bize rehberlik edecek, milletimizin kutlu yürüyüşünde yolumuzu aydınlatacaktır. BORDO BERELİLERİMİZ DESTAN YAZDI Burada şunu da büyük bir gururla ifade etmek isterim: Türk Silahlı Kuvvetleri'nin göz bebeği olan bordo berelilerimiz, başta terörle mücadele olmak üzere yurt içinde ve sınır ötesinde destan yazmışlardır. Bilinen, bilinmeyen nice kritik operasyonda fevkalade hayati roller işlenen bordo berelilerimizle milletçe iftihar ediyoruz. Bugün sizlere baktıkça merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun şu mısralarına ilham veren cesareti, yiğitliği ve adanmışlığı görüyorum: “Şu yeryüzü er meydanı, Gönül sevmez her meydanı, Yüreksize yorgan döşek, Koç yiğide ver meydanı. Ey içi boş, dışı süslü, Eli kirli, yüzü paslı, Yetişsin Asım'ın nesli, Etsin sana dar meydanı.” Evet, sizleri ve sizlerin şahsında namertlere meydanları dar eden tüm koç yiğitleri, bu seçkin camianın tüm mensuplarını yürekten tebrik ediyorum. İSTİKLALİMİZ TEHLİKEYE GİRDİĞİNDE NASIL BİR MİLLET OLDUĞUMUZU GÖSTERDİK Değerli kardeşlerim; Türk milleti için en sık kullanılan ifadelerden biri asker-millet tanımıdır. Vatanımız, bayrağımız, bağımsızlığımız ve mukaddes değerlerimiz tehdit edildiğinde, istiklalimiz ve istikbalimiz tehlikeye girdiğinde nasıl bir millet olduğumuzu bu topraklardaki bin yıllık tarihimizde defalarca gösterdik. Tarih boyunca bize ömür biçenler, bize hasta adam yaftası vuranlar, bizi bu topraklardan söküp atabileceklerini zannedenler oldu. Ezan-ı Muhammedilerimizi susturmaya, rengini şehitlerimizin kanından alan şanlı bayrağımızı indirmeye yeltenenler, müstevliler oldu, hepsinin heveslerini kursaklarında bıraktık. Önce Çanakkale'de, en son İstiklal Harbimizde, harimiismetimize uzanan kirli ve kalleş elleri tüm imkânsızlıklara rağmen tek tek kırmayı başardık. Bu mücadele ruhuna sahip olmasaydık, dünyanın en çok çalkantılı bölgesinde bin yılı aşkın zamandır alnı açık, başı dik bir şekilde yaşayamazdık. Bugün de etrafımızda yanan ateş çemberinin ortasında bir istikrar adası olarak temayüz ediyorsak bunu ilk önce esareti asla kabul etmeyen millî seciyemize, ardından da kahraman ordumuzun caydırıcılığına borçluyuz. Türkiye Cumhuriyeti'nin küresel ölçekte takdir toplayan siyasi, diplomatik ve ekonomik gücünün gerisinde, eğitimi, donanımı, disiplini, cesareti ve vizyonuyla tüm dünyada göz dolduran Türk Silahlı Kuvvetleri vardır. Türk ordusu, milletimizle birlikte gönül coğrafyamızda yaşayan milyonlarca dost ve kardeşimizin de güven kaynağı hâline gelmiştir. TSK, ALMANYA’DAKİ NATO TATBİKATINDA MÜTTEFİKLERDEN BÜYÜK TAKDİR TOPLADI Değerli arkadaşlar; ecdadımızın asırlarca ey şanlı ordu, ey şanlı asker nidalarıyla yüreklendirdiği kahraman ordumuzu her türlü desteği vererek daha da güçlendirmeye devam ediyoruz. İşte en son geçtiğimiz hafta HAVELSAN’da çok önemli bir açılış töreni gerçekleştirdik. Tamamlandığında Avrupa'nın en büyüğü olacak simülatör üretim ve entegrasyon tesisinin temelini attık. Öncesinde deniz kuvvetlerimizin gücüne güç katacak çeşitli platformların hizmete giriş, bayrak çekme ve saç kesme törenini icra ettik. Savunma ve havacılık ihracatında 2025 yılını 10 milyar doları aştığımız rekor bir rakamla tamamladık. Almanya'da yapılan NATO tatbikatında Silahlı Kuvvetlerimiz yetenekleriyle hem bizi gururlandırdı, hem de müttefiklerimizden büyük takdir topladı. Şayet füze testi yapmayın, balıklar ürküyor diyenlere kulak kabartsaydık elbette bunların hiçbirini başaramazdık. CAYDIRICILIĞIMIZI SÜREKLİ ARTIRMAK ZORUNDAYIZ Hep söylüyorum, ama bugün bir kez daha altını çizerek söylüyorum; millet olarak ebedî yurdumuz olan bu topraklarda huzur ve barış içinde yaşamak istiyorsak caydırıcılığımızı sürekli artırmak zorundayız. Bölgemizin içinden geçtiği bu sıkıntılı günlerde hudutlarımızın ve hava sahamızın güvenliği noktasında işi asla şansa bırakmıyoruz. Bu sabahki olayda olduğu gibi NATO müttefiklerimizle yakın istişare içinde her türlü önlemi alıyoruz ve anında gerekli müdahalede bulunuyoruz. Bir daha benzer hadiselerin yaşanmaması için de uyarılarımızı en net biçimde yapıyoruz. Allah'a hamdolsun, ülkemizin ve milletimizin güvenliğini temin hususunda irademiz de, kapasitemiz de en üst düzeydedir. Son 23 yılda her türlü engele, ambargoya, sabotaja ve ihanete rağmen yılmadan, yorulmadan çalıştık, kendimize inandık, milletimize güvendik ve neticede bugün hayal dahi edilemeyen seviyelere geldik, inşallah çok daha iyi yerlerde olacağız. Türkiye yüzyılını mutlaka inşa edeceğiz. Bütün oyunları bozacak, bütün engelleri aşacak, bizi çekmek istedikleri tuzaklara düşmeden bu ülkeyi çocuklarımıza gurur duyacakları bir emanet olarak bırakmayı inşallah başaracağız. Rabbim yâr ve yardımcımız olsun. Bu duygularla Rabbim hepinizi esirgesin diyor, siz kahraman bordo berelilerimizi muhabbetle selamlıyor, Cenabıallah'a emanet ediyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

327,536 görüntüleme • 6 ay önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Millî Savunma Üniversitesi Kara, Deniz ve Harp Okullarından mezun olan Teğmenlerimiz için düzenlenen “MSÜ Harp Okulları Diploma Alma ve Sancak Devir-Teslim Töreni”nde konuştu. Kara Harp Okulundaki törende Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberindeki TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcıları ile karşıladı. Törende dereceye giren Teğmenlerimize diplomaları Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, Bakan Yaşar Güler, TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcıları tarafından verildi. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan törendeki konuşmasında şunları söyledi: İŞGAL VE İSTİLA ORDULARI TEK TEK BOZGUNA UĞRATILDI Harp Okullarımızın Diploma ve Sancak Teslim Töreni vesilesiyle sizlerle bir arada olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Kara, Deniz ve Hava Harp Okullarımızdaki eğitimlerini başarıyla nihayete erdiren tüm öğrencilerimizi canı gönülden tebrik ediyorum. Mezuniyet törenimizi çok anlamlı bir tarihte gerçekleştiriyoruz. Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtı olarak tarif edilen Büyük Zafer’in 103’üncü yıl dönümünü idrak ediyoruz. Öncelikle sizlerin şahsında aziz milletimizin, Kıbrıs Türk halkının ve yurt dışındaki 7 milyonu aşkın vatandaşımızın her birinin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı içtenlikle tebrik ediyorum. Kahraman ordumuzun necip milletimizle yekvücut olup adeta devleşerek yazdığı büyük zaferin 103’üncü yılı kutlu olsun. Sizlerle birlikte ordumuzun tüm mensuplarının Türk Silahlı Kuvvetler Günü’nü de aynı şekilde kutluyorum. 26 Ağustos’ta vatanına, bayrağına, devletine, istiklal ve istikbaline sahip çıkarak Büyük Taarruz Harekâtı’nı başlatan o güçlü irade, 30 Ağustos’ta kazanılan Başkomutan Meydan Muharebesiyle zirvesine ulaşmıştır. İşgal ve istila orduları tek tek bozguna uğratılmış, Anadolu’ya göz diken emperyalist güçler makûs kaderleriyle yeniden tanışmış, kirli ve sinsi senaryoların sefih figüranları bu topraklardan ebediyen kazanmıştır. 30 Ağustos’ta milletimiz zillet ve zulmete asla rıza göstermeyeceğini, esarete boğun eğmeyeceğini, hürriyetinden ödün vermeyeceğini bir kez daha ispatlamış, bu hakikati tüm dünyaya gür bir sedayla ilan etmiştir. Milletimize bu zaferi armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Büyük Millet Meclisimizin muhterem üyelerini, ordumuzun tüm neferlerini, tüm askerlerini minnetle yâd ediyorum. Kanlarıyla, canlarıyla tam bin yıldır nazlı hilale gölge düşürmeyen şehit ve gazilerimize Cenabı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Rabbim ruhlarını şad, mekânlarını inşallah cennet eylesin diyorum. EĞİTİMLERİNİ BAŞARIYLA TAMAMLAYAN 1405 TEĞMENİMİZİ TEBRİK EDİYORUM Değerli misafirler; Millî Savunma Üniversitemize bağlı harp okullarımızdan mezun olan öğrencilerimizin sevinç ve heyecanına hep beraber iştirak ediyoruz. Kara Harp Okulumuzdan 928, Deniz Harp Okulumuzdan 278, Hava Harp Okulumuzdan 199 olmak üzere eğitimlerini başarıyla tamamlayan 1405 teğmenimizin tamamını şahsım ve milletim adına tebrik ediyorum. Harp okullarımızda öğrenim gören 106 misafir öğrencimizi de aynı şekilde kutluyorum. Böylelikle 2016’dan bugüne Kara Harp Okulumuz bünyesinde 754’ü misafir 15 bin 755, Deniz Harp Okulumuzun çatısı altında 100’ü misafir 2 bin 167, Hava Harp Okulumuzda ise 148’i misafir 1793 öğrencimizle birlikte harp okullarımızdaki toplam mezun sayımızı 19 bin 735’e çıkarıyoruz. Ordumuzun farklı kademelerinde üstlenecekleri görevlerle denizde, havada ve karada gücümüze güç katacak, sahip oldukları bilgi, yetenek ve kabiliyetlerle ülkemizde sınırlarımızda ve bölgemizde caydırıcılığımıza çok önemli katkılar yapacak, kalplerinde taşıdıkları vatan, millet, ezan ve devlet aşkıyla tarihimizden ve ecdadımızdan devraldıkları o kutlu mirası yarınlara aktaracak, erdemleriyle, ahlaklarıyla, vizyonlarıyla, şahsiyetleriyle, imanlarıyla, Peygamber ocağımızın sancağını yurt içinde ve yurt dışında iftiharla dalgalandıracak bu evlatlarımıza şimdiden muvaffakiyetler diliyorum. Rabbim ayağınıza taş değdirmesin, sizleri her türlü tehlikeden müberra ve muhafaza eylesin. Gözlerinde kıvılcımlar çakan bu genç kardeşlerimizi yetiştiren anne ve babalarımızın tamamına ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Aynı şekilde teğmenlerimize modern, güçlü ve nitelikli bir eğitim vererek onları hayat ve mesleğe hazırlayan tüm hocalarımıza, komutanlarımıza, üniversitemizin her bir mensubuna teşekkür ediyorum. Gönül elçilerimiz olarak telakki ettiğimiz misafir öğrencilerimize de kendi ordularında üstlenecekleri vazifelerde başarılar temenni ediyorum. FETÖ İHANET ÇETESİNİN SEBEP OLDUĞU TAHRİBATI ZİYADESİYLE TELAFİ ETTİK Dost ve kardeş ülkelerin Millî Savunma Üniversitemize her yıl artan ilgisini çok kıymetli buluyoruz. 9 sene önce 27 olan ülke sayısının bu yıl 48’e ulaşması, Türkiye’nin askeri alanda yükselen itibarının da bir nişanesidir. Devrimden sonra komşumuz Suriye’yle iş birliğimizi askerî eğitim dâhil geniş bir yelpazede ilerletiyoruz. Misafir askerî personellerimizin ülkemizle ve milletimizle kurdukları güçlü bağların ortak geleceğimizde önemli bir yer tutacağını düşünüyorum. Biz de kendileriyle irtibatımızı daima koruyacağız. İnşallah gelecekte ülkelerine hizmet ettikleri farklı görevlerde kendileriyle tekrar mülaki olacak, ortak çalışmalara beraber imza atacağız. Kıymetli dostlar, çok değerli teğmenlerimiz; bu sabah Bando Astsubay Meslek Yüksek Okulumuzdan 38’i Türk, 2’si yabancı olmak üzere toplam 40 öğrencimiz mezun oldu. Yarın da inşallah Kara, Hava, Deniz Meslek Yüksek Okullarımızda öğrenim gören 68’i misafir 2041 öğrencimiz diplomalarını alacak. Bu evlatlarımızı da şimdiden tebrik ediyor, hayırlı hizmetler diliyorum. Rabbim yollarını da, bahtlarını da hep açık etsin. Elhamdülillah, 9 yıl gibi kısa bir sürede imkânsız denileni başardık. FETÖ ihanet çetesinin askerî eğitim sistemimizde sebep olduğu tahribatı ziyadesiyle telafi ettik. Bakınız, bugün Kara Kuvvetlerimizde görev yapan subayların yüzde 76’sı, Deniz Kuvvetlerimizin yüzde 45’i, Hava Kuvvetlerimizin ise yüzde 31’i üniversitelerimizden mezun oldu. Yine Kara Kuvvetlerimizin mevcut astsubaylarının yüzde 59’u, Deniz Kuvvetlerimizin yüzde 32’si, Hava Kuvvetlerimizin ise yüzde 24’ü Millî Savunma Üniversitemiz mezunlarından oluşuyor. Sadece eğitim ve personel boyutunda kalmadık, sınır ötesi harekâtlardan diğer operasyonlara kritik birçok adım attık. Hatırlarsanız, 15 Temmuz sonrası ellerini ovuşturanlar peyda olmuştu, Türk Silahlı Kuvvetlerinde zafiyet bekleyenlerin hepsini hüsrana uğrattık. Millî Savunma Üniversitemizin de güçlü desteğiyle ordumuz dimdik ayakta olduğunu dost-düşman herkese ispat etti. TSK BUGÜN, 9 SENE ÖNCESİNE GÖRE ÇOK DAHA GÜÇLÜ Türkiye üzerine sinsi hesap yapanlar 15 Temmuz’da kolumuzu kestiklerini zannediyorlardı, kesilenin sadece sakalımız olduğunu çok kısa sürede onlar da gördüler. Biz ise onların 40 yıldır besleyip büyüttükleri yılanlarının başını kopardık. 40 yıllık planı, 40 yıllık hesabı Allah’ın yardımı ve milletimizin kahramanca direnişi sayesinde bir gecede darmadağın ettik. Şer gibi görünen bu badireden Rabbimize sonsuz hamdolsun ülkemizi, milletimizi ve demokrasimizi daha da güçlendirerek çıkmayı başardık. Şunu gönül huzuruyla rahatça söyleyebiliyoruz: Türk Silahlı Kuvvetlerimiz bugün 9 sene öncesine göre daha güçlüdür, daha caydırıcıdır, insicamı daha kavidir, kapasitesi çok daha ileridedir, gelecekte inşallah çok daha iyi olacağız. Personel, eğitim, donanım ve teknolojik kabiliyetler noktasında ordumuzu tüm imkânlarıyla desteklemeye devam edeceğiz. İşte bu hafta ASELSAN’da çok önemli teslimatlar yaptık. 47 araçtan oluşan çelik kubbe sistemlerini ordumuza kazandırdık. TEKNOFEST Mavi Vatan’da denizlerdeki gücümüzü yakından gördük. Burada şunu da söylemek isterim: Önümüzdeki dönemde hepimizi gururlandıracak başka programlarımız, müjdelerimiz, teslimatlarımız olacak. Güçlü Türkiye, güçlü ordu şiarımızı inşallah tüm katmanlarıyla adım adım hayata geçireceğiz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN EMANETİ OLAN ŞEREFLİ BİR ÜNİFORMAYI KUŞANDINIZ Değerli gençler, sevgili mezunlarımız; bugünden itibaren teğmen olarak ordumuzun saflarına katılıyorsunuz, bunun için ne kadar gururlansanız, ne kadar övünseniz elbette yeridir. Şurası bir gerçek ki, hepiniz ülkemizin en seçkin eğitim kurumlarından biri olan Millî Savunma Üniversitemizde eğitim aldınız. Mesleğinizi icra ederken ihtiyaç duyacağınız her konuda yoğun ve yorucu olduğu kadar kaliteli ve içerikli süreçlerden geçtiniz. Sevgili evlatlarım; artık yeni bir yolculuğa başlıyorsunuz, şehit ve gazilerimizin emaneti olan şerefli bir üniformayı kuşandınız, Peygamber ocağının onurlu bir neferi olarak birbirinden önemli vazifeleri inşallah anlınızın akıyla yerine getireceksiniz. İşte bu yüzden sizlerden omuzladığınız sorumluluğun ne kadar ağır, ne kadar kutsal olduğunu daima aklınızda tutmanızı rica ediyorum. Sizler, vatanımızın, milletimizin, hürriyetimizin, bin yıldır bu topraklarda aralıksız devam eden zafer yürüyüşümüzün teminatısınız. Şunu da hiç ama hiç unutmayın: Tarih boyunca olduğu gibi bugün de milletimiz size güveniyor. İnsanımızın size olan itimadını ve inancını lütfen boşa çıkarmayın. Ailelerinizin ve komutanlarınızın size olan güvenine lütfen halel getirmeyin. Mensubu olduğunuz bu millet, binlerce yılı bulan tarihinde hiçbir kara leke olmayan necip bir millettir. Ne zulüm, ne soykırım, ne katliam, ne de sömürgecilik, bunların hiçbirine meyletmemiş, masumlara hiçbir zaman dokunmamış, insani değerleri savaşta olsa bile her zaman gözetmiş müşfik bir milletin efradısınız. Gazze’de yaşanan vahşeti görüyorsunuz, Filistin’de yapılan katliamları görüyorsunuz. Gözünü kin, kan ve nefret bürümüş bir cinayet şebekesinin neler yaptığını inanıyorum ki sizler de esefle takip ediyorsunuz. Biz onlar gibi hiçbir zaman olmadık ve olmayacağız, adaletten, merhametten, şefkatten asla taviz vermeyeceğiz. Türkiye Cumhurbaşkanı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanı olarak her birinizden bu hassasiyetle hareket etmenizi bekliyorum. SİZDEN BEKLENTİM, DİSİPLİN BAŞTA OLMAK ÜZERE TSK’NIN TEMEL PRENSİPLERİNE SIKI SIKIYA SARILMANIZDIR Sevgili evlatlarım; şunu özellikle sizlere hatırlatmak istiyorum: Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, vazife şuuru, vatan sevgisi ve millet sevdasıyla birlikte üstün disipliniyle de temayüz etmiş köklü bir kurumumuzdur. İcra ettiğiniz meslekte disiplinin ve cesaretin yerini hiçbir şey tutmaz. Ömrünün önemli bir kısmı savaş meydanlarında geçmiş Gazi Mustafa Kemal bu gerçeği bakınız nasıl ifade ediyor: “Disiplini mükemmel olan bir ordunun muharebenin en buhranlı devirlerinde, geri çekilmenin en elim safhalarında bile manevi kuvveti sarsılmaz. Lakin disiplinsiz bir ordu ilk geri çekilmede dağılır ve artık ondan başka bir vazife talep etmek mümkün olmaz.” Evet, bütün mesele budur, ordumuzun milletimize karşı görevlerini layıkıyla yapabilmesi ancak ve ancak disiplinini her zaman en ileri düzeyde muhafaza etmesine bağlıdır. Allah korusun bu hususta gösterilecek en küçük bir rehavetin hem ordumuza, hem de devletimize ağır bedelleri olur. Sizden beklentim, meslek hayatınız boyunca disiplin başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin temel prensiplerine sıkı sıkıya sarılmanızdır. Komutanlarınızın engin tecrübelerinden istifade ederek harp okullarında aldığınız kaliteli eğitimin yol göstericiliğinde Türkiye yüzyılının inşası için fedakârca çalışacağınızdan hiç şüphem yoktur. Şunu da kendinize daima rehber edinmenizi istiyorum: Unvanımız, rütbemiz, konumumuz ne olursa olsun hepimiz milletimizin hizmetkârıyız. Aynı şekilde askeri, polisi, jandarması, sahil güvenliği ve istihbaratçısıyla tüm birimlerimiz aziz milletimizin hizmetinde ve emrindedir. Hiçbir ayrım yapmadan 86 milyonu kucaklamakla mükellefiz. Her birinizin anayasamız ve yasalarımızın çizdiği sınırlar içerisinde, milli iradenin riyasetinde, demokratik kurum ve kurallar dâhilinde ülkeye ve millete karşı mesuliyetlerinizi en güzel şekilde yerine getireceğinize inanıyorum. Bu süreçte sizi siyasi tartışmalara çekmek isteyenler olabilir, sizin üzerinizden siyasi prim kazanmak isteyen simsarlar çıkabilir, bunları asla dikkate almayın, moralinizi bozmalarına izin vermeyin. Sizi ve kahraman ordumuzu yıpratmaya çalışanlar, unutmayın herkesten önce karşılarında bizi bulacaklardır. Sizin hakkınızı, hukukunuzu kimseye çiğnetmeyiz, kimseye yedirmeyiz. İşte bu özgüvenle mesleğinize dört elle sarılmanızı sizlerden özellikle rica ediyorum. Rabbim yar ve yardımcınız diyorum. Sözlerime bu düşüncelerle son verirken her birinizi tebrik ediyor, tek tek alınlarınızdan öpüyor, Cenabı Allah’tan başarılar niyaz ediyorum. Sizleri yetiştiren ailelerinize, hocalarımıza, komutanlarımıza şahsım ve milletim adına tekrar teşekkür ediyorum. Misafir öğrencilerimize de başarılar diliyor, ülkelerine bizlerden selam götürmelerini istirham ediyorum. Millî Savunma Üniversitemizin değerli yönetimini ve kadrosunu yaptıkları hizmetler, verdikleri emekler dolayısıyla ayrıca kutluyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her bir mensubuna buradan en kalbi selam ve muhabbetlerimi gönderiyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

78,294 görüntüleme • 1 yıl önce

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 görüntüleme • 7 ay önce

🌽Mısır ithalatı son 9 ayda 3 milyon ton gerçekleşti. Üstelik gümrüksüz! Şimdi 500 bin ton mısır ithalatı daha gerçekleşecek. Bu resmen vatana ihanettir! Eğer vatansever bir Türk iseniz şu kısa açıklamamı okuyun ve paylaşın lütfen: 🔹Tarım, milli güvenlik meselesidir. Çünkü milleti sağlıklı, kaliteli ve ucuz fiyatla besleyemezseniz hem hastalıklar hem de ekonomik sorunlar yaşanır. Sonunda da devletin bağımsızlığı tehlikeye düşer. 🔹TBMM'nin Sürdürülebilir Tarım Komisyonu için 2020 yılında bir sunum gerçekleştirdim. Bu sunumda Sürdürülebilir Tarım Modeli hakkında bilgi verdim. İsviçre Tarım Üniversitesi'nin geliştirdiği bu bilimsel model Almanya tarafından devlet politikası olarak uygulanmaktadır. Bu sayede çevre, toplum ve ekonomi boyutlarında sürdürülebilir kalkınma sağlanmaktadır. 🔹Ancak bu sunumum iktidar veya muhalefet olsun tüm siyasi partiler tarafından reddedildi! Çünkü bu çalışmalarım için hiçbir ücret istemedim ve kimse için haksız kazanç da yok! Bu proje yalnızca Türk Milletinin refahını sağladığı için reddedildi! Bugün hiçbir siyasi partinin politikaları arasında tarım veya diğer alanlarda bunun gibi bilimsel model, proje, sistem, süreç veya strateji yok. Yönetim bilimlerinin bu kavramları sadece boş laflar olarak halkı kandırmak için kullanılmaktadır. 🔹Türkiye'de tarım ve hayvancılık sektörü kasten yok ediliyor. Çiftçiye maliyetin altında fiyat veriyorlar. Bunu kabul etmeyen çiftçi zarar ediyor ve üretimi terk ediyor. Sonrada "iç talebi karşılamamız lazım" diyerek bu soruna yol açan siyasetçiler gümrüksüz ithalatla haksız kazanç sağlıyorlar. Bunları denetleyen ve yargılayan yok! 🔹Bazı utanmazlar çıkıyor "Kayıt dışı çalışıyorlar ama Afganlar ve Suriyeliler olmasa tarım ve hayvancılık biter ve millet aç kalır." diyorlar. Bu siyasetçiler alenen hukuk kurallarını çiğniyor. Ayrıca, önce halkı cahilleştirip sonra da dini inançlarını istismar ediyorlar. Bu şekilde büyük bir servet kazanıyorlar. 🔹Oysaki bu videoda paylaştığım ileri teknoloji tarım makinası sayesinde çok yüksek verimlilik sağlanabilir. Üniversitelerin bu alanlarda araştırma yapması, devletin bu projelere finansman desteği vermesi, halka arz olan şirketlerin bu şekilde gerçekçi faaliyetler ortaya koyması ve sonunda milletin refahının yükseltilmesi gerekir. Bu gördüğünüz makine milyon dolar değerinde! Sanayi şirketlerimiz bu makineleri üretmelidir. Çiftçilerimiz bu makineleri kullanmalıdır. 🔹Bütün bunlar yerine Türk Milleti nelerle kandırılıyor? SİHA, KAAN, TOGG vb. ürettik diye reklam yapılıyor ama millet Kurtuluş Savaşı döneminden farksız açlık ve sefalete mahkum edilmiş haldedir. Atatürk'ün TBMM'de konuşma yaptırdığı çiftçinin şikayeti üzerine "çiftçinin üretim için kullandığı malları haciz edilemez" şeklindeki yasal düzenleme çoktan çiğnenip geçilmiştir. 🔹Bugün üniversitelerden mezun olanlar yalnızca maaşlı bir işe girmek ya da yurt dışına kaçmak arasına sıkıştırılmıştır. Bu kasten yapıldı! 25 yılda böyle bir toplum yaratıldı. Bu sayede bütün bu gerçekler anlaşılmayacak ve bazı siyasetçiler ve iş dünyasındaki işbirlikçileri zengin olabilecekti. Oysaki Fransa, İsviçre, Hollanda, İsrail, Almanya, Amerika gibi ülkelerin tarım, hayvancılık, sanayi, ticaret vb. alanlardaki başarılarını yalnız milletin menfaatleri için yakalamak istiyorsak onların yaptığı gibi yapmalıyız. Onlar ne yapıyor? Yalnız mühendislik ile yüksek teknolojiye kavuşma çabasında değiller; finans, sürdürülebilirlik ve yönetim bilimleri alanlarında liyakatli yönetim danışmanlarının desteğine başvuruyorlar. Borsalarında bu alanlarda faaliyet gösteren şirketlere finansman desteği sunuyorlar. Bu şirketler gerçekten üretim verimliliği sağladığı için piyasa değerleri yani hisseleri yükseliyor. Türkiye'deki gibi manipülasyonla ve tamamen sanal şekilde değil!!! 🔹Ayrıca, Türkiye'de öne çıkarılan, özendirilen ve gençler için en iyi kariyer fırsatı olarak gösterilen şey nedir? Dijital seks içerikleri üretilen uygulama Onlyfans aracılığıyla ayda 200 bin Dolar kazandığından övgüyle bahsedilen kadınlar sosyal medya yayınlarında öve öve bitirilemiyor. Buna benzer şekilde yanlış bir mantıkla "üniversite okumayın, musluk tamircisi olun ve çok para kazanın" diyenler de var. Bütün bunlar kasten yapılıyor! 🔹Şimdi sizin için hazırladığım bu videodaki genç ve güzel kıza bakın! Onlyfans ile değil, milyon dolarlık makinede mısır hasadını anlatıyor. Ben Türk gençlerini böyle görmek istiyorum. Türkiye'de bunların haber yapılmasını istiyorum. İşletme, ziraat mühendisliği, makine mühendisliği vb. alanlardan mezun olan Atatürkçü gençlerin birleşip yapay zeka destekli böyle makineler üretmesini ve bunun için girişimci olup şirket kurmasını istiyorum. Bu şirketlere finans ve yönetim danışmanlığı sunmak, yatırımcı olmak ve yabancı yatırımcı finansman desteği sağlamak istiyorum. Herkese ve her şeye rağmen bunların başarılmasını istiyorum. 🔹Türk Milletine yüzlerce kez çağrıda bulundum. Gezi Parkı veya Saraçhane protestolarında sokağa dökülmek belki gerekli ama asla ve kesinlikle yeterli değildir! Pikachu paylaşımı her seferinde 50 bin beğeni getirdi. Şimdi benim bu paylaşımım yine 50 beğeni bile almayacak! Erdoğan'ın gitmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecek. İmamoğlu'nun hapisten çıkması da öyle!!! Anlamanız gereken tek bir şey var: Bu konu partiler, siyasetçiler ve diğer her şeyin üzerinde Türk Milleti ile ilgilidir! Burada anlattıklarımı bütünsel olarak anlamadığınız ve yalnızca günü kurtarmaya çalıştığınız kişisel menfaatlerinizin peşine düştüğünüz sürece ne Türkiye ne de sizin için "daha iyi" bir gelecek olmayacak. Daha uzun yazmak istemiyorum çünkü 10 yıldır hiçbir faydası olmadı. Türkiye işgal altındadır. Vatan satılıyor. Millet köledir. Daha ötesi var mı? Çözümleri de sundum. Kitabımda, web sitemde, yayınlarımda, konferanslarımda... Lütfen bunları anlayın ve seçimleri beklemeden eyleme geçin.

Dr. İbrahim Can, CPA

21,665 görüntüleme • 1 yıl önce

-ÖNEMLİ- Sizi hepimizin maruz kaldığı bir FETÖ saldırısı konusunda uyarmak istiyorum. Beni bilirsiniz paylaşımlar için destek istediğim olmamıştır ama bu biraz farklı. Bu anlatacağım bütün mahalleyi ilgilendirdiği için bu durumun herkes tarafından bilinmesi ve ortak bir çözüm bulunması gerekiyor. O yüzden bu paylaşıma destek istiyorum. Aşağıda gördüğünüz paylaşım, hakkında başlatılan soruşturma sonrası yurtdışına kaçan Cemil Çiçek isimli FETÖ itirafçısına ait. Örnek olarak bu paylaşımı seçmiş olmamın sebebi de bahsettiğim FETÖ yapılanmasının en net şekilde izlenebildiği hesap olması. FETÖ yapılanması bu hesaba çok önem veriyor çünkü Cemil Çiçek, FETÖ ile Atatürkçü kitle arasında bir köprü vazifesi görüyor. O yüzden Atatürkçü taklidi yapan FETÖ hesaplarının önemli bir bölümü Cemil Çiçek'in paylaşımlarına etkileşim veriyor. İşte o etkileşim veren hesapları sadece algı operasyonunda kullanmıyorlar. X algoritmasındaki bir açıktan istifade ederek hepimizin hesaplarının da görüntülemesini düşürüyorlar. Eğer hesabınızın takipçi sayısındaki artış durduysa ya da takipçi gelmesine rağmen takipçi sayısı artmıyorsa büyük ihtimalle FETÖ tarafından saldırı altındasınız anlamına geliyor. Şimdi size bunu nasıl yaptıklarını göstereyim. Önemli Not: Siz de mutlaka Cemil Çiçek'in paylaşımlarındaki hesapların sizi engelleyip engellemediğini kontrol edin. Cemil Çiçek'in paylaşımını RT'leleyen hesapların büyük çoğunluğu benim hesabımı bloklamış durumda. Ben bu hesapların çoğunu bugüne kadar hiç görmedim, hiçbir iletişimim de olmadı. Meseleyi incelemeye başlayınca çok daha fazlası olduğunu, daha önce karşıma bile çıkmayan binlerce hesap tarafından bloklanmış olduğumu farkettim. Önce bunun FETÖ hesaplarına sorduğum soruların verdiği rahatsızlıktan kaynaklandığını düşündüm ama daha sonra sebebin çok daha farklı olduğunu bunun organize bir saldırı olduğunu anladım. X'in algoritmasında bir açık var ve FETÖ bu açığı kullanarak muhtemelen hepimize farkında olmadığımız ama son derece etkili ve yoğun bir saldırı gerçekleştiriyor. Benim Hesabım şu ana görebildiğim kadarıyla 3 bin civarı FETÖ hesabı tarafından bloklanmış, daha fazlası da var gibi duruyor. Sizdeki durum muhtemelen bu kadar ağır değildir ama 100 hesap tarafından engellenmenin bile, korkunç boyutta negatif etkileri olduğunu bizzat X platformunun kendisini söylüyor. İstediğiniz kadar kaliteli içerik üretin 40 bin hesaba sahip FETÖ, sizi 100 hesapla engellerse işte bunlar oluyor. 🔵100 hesap tarafından bloklanmanın sonuçları nedir? 🔴GROK: X'in kendi dokümantasyonunda da belirtiliyor: Birçok hesap seni bloklarsa veya mute'lerse, bu güçlü bir negatif sinyaldir ve içeriğinin reach'ini sınırlar. X'in algoritması (açık kaynak kodundan da bilinen) engelleme (block) ve sessize alma gibi negatif sinyalleri çok güçlü şekilde dikkate alır. Birçok kişi seni engellerse, sistem bunu "bu içerik istenmiyor" sinyali olarak yorumlar. 🔴Bu, For You akışında (önerilerde) ve arama sonuçlarında içeriğinin daha az gösterilmesine yol açar. 🔴Özellikle koordineli/toplu bloklama (mass block) durumunda algoritma spam, toksik veya düşük kaliteli hesap olarak işaretler. 🔴Instagram / TikTok: Doğrudan "block" sayısına göre algoritma cezası olmayabilir ama koordineli kitle bloklaması (örneğin bir fan kitlesi veya grup) shadowban benzeri etki yaratabilir. İçeriğin keşfedilebilirliği düşer. 🔴Genel olarak sosyal medya algoritmaları engagement ve negatif feedback'e çok duyarlıdır. Pratik Etki 🔴100 blok tek başına çok aşırı bir sayı değilse de görüntülemelerde belirgin düşüş yaşanır. Hesabın genel "güven skoru" düşer, yeni takipçi kazanmak ve viral olma şansı azalır. Algoritmalar negatif kitle tepkisini sevmez. Özellikle X'te bu oldukça net bir mekanizma. 🔵 Yani organize hareket eden bir grup hesap, görüntülemesini düşürmek istedikleri belirli hesapları bu yöntemle etkisiz hale getirebilir doğru mu? 🔴X bu tür manipülasyonlara karşı bazı korumalar ekledi ama çözemedi. Koordineli davranışların tespit edilmesi zor olabiliyor, özellikle bot veya yarı-bot gruplar devreye girerse. 🔴Özetle: Evet, organize bir grup bu yöntemle bir hesabı büyük ölçüde susturabilir. Bu, platformun en büyük zayıf noktalarından biri. İçerik üreticileri de bu yüzden bazen “savaşmadan” düşük profil tutmak zorunda kalıyor. Eğer senin hesabın böyle bir şeye maruz kaldıysa, bir süre kaliteli ve az tartışmalı içerikle toparlanmaya çalışmak en mantıklısı. 🔴Organize hareket eden bir grup hesap, hedefledikleri bir hesabı toplu bloklama ile görüntülemesini (impressions/reach) ciddi şekilde düşürebilir ve hatta uzun vadede etkisiz hale getirebilir. Neden Etkili Oluyor? X’in algoritması (açık kaynak kodundan ve 2025-2026 analizlerinden bilinen) 🔴Block ve mute’ları çok güçlü negatif sinyal olarak değerlendirir (yaklaşık -74 kat ceza katsayısı). 🔴Birçok hesaptan aynı anda blok alırsan, sistem bunu "bu içerik istenmiyor, düşük kaliteli veya toksik" olarak yorumlar. 🔴Bu, For You akışında, arama sonuçlarında ve önerilerde içeriğinin gösterimini azaltır (deboosting / visibility filtering). Koordineli kampanyalar (grup chat’leri, Discord, Telegram grupları vs. üzerinden organize) bu mekanizmayı kötüye kullanmak için biliniyor. 🔴X’in eski CVE-2023-29218 gibi açıkları ve hâlâ var olan zayıf noktaları nedeniyle tam korunamıyor. Gerçekçi Etkisi Ne Kadar? 50-100+ blok bile impressions’larda belirgin düşüş yaratabilir. 🔴Uzun vadede: Sürekli koordineli blok + report gelirse hesap shadowban benzeri duruma düşer (gönderiler takipçilere bile az gösterilir, arama ve keşifte çıkmaz). 🔴Özellikle siyasi, tartışmalı veya hedef alınmış konularda bu taktik sık kullanılıyor. Birçok kullanıcı ve analiz, bunu “silahlaştırılmış negatif feedback” olarak tanımlıyor. Algoritma pozitif etkileşimden (like, rt) daha ağır cezalandırıyor negatif sinyalleri. 🔵 Mesela FETÖ gibi bir terör örgütünün 40 bin hesabı olduğunu varsayalım. Bunlar tamamen siyasi sebeplerle bu tip çalışmalar yapıyorsa X bunu önleyemiyor anlamına mı geliyor? 🔴Evet, büyük ölçüde önleyemiyor — en azından tam ve sürekli olarak. Bu, X’in (ve genel olarak büyük sosyal medya platformlarının) en büyük yapısal zayıflıklarından biri. 🔴Neden Tam Olarak Önleyemiyor? 40 bin hesap gibi devasa bir ölçekte koordineli eylem (toplu blok, report, mute, aynı anda aynı içerikleri yayma) tespit edilmesi zor. Özellikle hesaplar uzun süredir aktif, organik görünümlü ve gerçek kullanıcılar gibi davranıyorsa. 🔴X’in algoritması block/mute’ları güçlü negatif sinyal olarak alıyor. Koordineli bir grup bunu sistematik kullanırsa, hedef hesabın reach’ini ciddi şekilde düşürebilir (visibility filtering ve reputation score düşüşü). Bu, açık kaynak kodda da belgelenmiş bir vulnerability. 🔴Coordinated Inauthentic Behavior (CIB) platformların uzun yıllardır mücadele ettiği bir şey. X, state-linked operations’ları (devlet bağlantılı) tespit edip askıya alıyor ama tam zamanlı, sofistike ve “authentic” görünen ağlar için başarı oranı %100 değil. 🔴X’in Gerçek PerformansıX, terör örgütleri ve şiddet içeren gruplara sıfır tolerans politikası uyguluyor ve her yıl on binlerce hesabı bu gerekçeyle askıya alıyor (örneğin 2024-2025 raporlarında violent & hateful entities için 30-50 bin+ suspension). 🔴Ancak büyük ağlar (özellikle siyasi/ideolojik motivasyonlu) sıklıkla kısmi başarı sağlıyor. Hesaplar ban yiyince yenileri açılıyor. 🔴Türkiye bağlamında FETÖ/Gülen bağlantılı hesaplar konusunda hem Türk hükümeti hem de X tarafında karşılıklı eylemler var (bloklamalar, propaganda suçlamaları). Ama tam temizleme çok zor. 🔴Tarihsel olarak X, Türkiye, Rusya, Çin bağlantılı koordineli ağları tespit edip binlerce hesabı kaldırmıştı. 🔴Gerçekçi Sonuç Evet, 40 bin hesap gibi organize bir yapı, siyasi sebeplerle belirli hesapları hedef alıp onların görüntülemesini ciddi oranda düşürebilir. X bunu tamamen engelleyemiyor çünkü Algoritma negatif feedback’e aşırı duyarlı tasarlandı (kötüye kullanım için açık kapı). 🔴Gerçek kullanıcı kitlesi ile bot/köle hesap ayrımı her zaman net değil. 🔴Platformlar hukuki ve operasyonel sınırlamalara tabi (özellikle uluslararası ağlarda). 🔴X bu konuda diğer platformlardan (eski Twitter’a göre) daha şeffaf olmaya çalışıyor ama sorun hâlâ çözülmedi. Büyük ölçekli koordineli kampanyalar platformların “town square” idealini baltalıyor.Kısaca: Önleyemiyor demek doğru. En iyi ihtimalle gecikmeli ve kısmi müdahale edebiliyor. Bu tür taktikler sosyal medyanın kronik sorunu. 🔵Yani X’in Türkiye için bir milli güvenlik sorunu olabileceğini söyleyebiliriz doğru mu? 🔴Evet, Türkiye açısından makul bir endişe olarak söylenebilir, ama bu "X platformu = milli güvenlik sorunu" diye genellemekten ziyade, sosyal medya platformlarının kötüye kullanım potansiyeli üzerinden değerlendirilmelidir. 🔴Neden Milli Güvenlik Boyutu Var? Koordineli dezenformasyon ve propaganda. FETÖ, sosyal medyayı (X dahil) propaganda, hedef alma, koordineli blok/report kampanyaları ve kamuoyu manipülasyonu için kullanabiliyor. Büyük ölçekli (binlerce hesap) organize faaliyetler, ulusal birliği zedeleyebilir, toplumsal kutuplaşmayı artırabilir ve güvenlik operasyonlarını etkileyebilir. 🔴 Günümüzde istihbarat ve güvenlik uzmanları, sosyal medya platformlarını hibrit savaş araçları arasında sayıyor. Yabancı bağlantılı ağlar üzerinden yürütülen kampanyalar (siyasi istikrarsızlık yaratma, sahte haber yayma, hedefli karalama) birçok ülke için milli güvenlik meselesi haline geldi. Türkiye bu konuda somut tecrübe yaşıyor (2016 sonrası FETÖ faaliyetleri dahil). 🔴Türkiye hükümeti bu nedenle sıklıkla X’ten hesap kapatma, içerik kaldırma taleplerinde bulunuyor ve “milli güvenlik” gerekçesiyle erişim engelleri uyguluyor. Bu talepler hem FETÖ hem de diğer tehdit unsurları için geçerli. Gerçekçi Değerlendirme; 🔴Doğru; Türkiye gibi stratejik öneme sahip, iç ve dış tehditlerle karşı karşıya olan bir ülke için büyük sosyal medya platformlarının kötüye kullanımı potansiyel milli güvenlik riski taşır. Birçok devlet (ABD, Çin, Rusya, AB ülkeleri) de benzer kaygılarla kendi düzenlemelerini yapıyor (Digital Services Act, ulusal güvenlik yasaları vs.)

Abese İrca

355,986 görüntüleme • 3 ay önce

Fransa'nın Pasifik'teki sömürgesi Yeni Kaledonya'da işler karıştı. Yeni Kaledonya, aslında resmi olarak sömürge değil zira hiçbir sömürge resmen sömürge değildir. Ya kolonidir, ya "deniz aşırı topraktır" ya özerk bölgedir ya da "Tam bağımsız, faizleri tavan ama parası çöp" bir ülkedir. İşte Yeni Kaledonya bu en sondaki fenafillah mertebesine henüz ulaşamamış olan "Deniz aşırı özel bölge" sıfatında bir ülkedir. Biraz tanıyalım ve meseleler ne durumda ve ne şekilde seyredecek öngörülerimizi ve yarısı ciddi yarısı hikaye bir floodu paylaşalım. Yeni Kaledonya, 18.000 km2 bir alana sahip ve Pasifik'te bu boyutta adalar azdır. Genellikle Avustralya ve ABD arasındaki bu sahada ufak adalar vardır ve çoğunda da insan yaşamaz zira yaşamaya elverişli değildir. Bu sebepten Fransa, buralardaki adaların bir kısmını nükleer deneylerde kullanmıştır. Kaledonya'yı ise deyimi yerinde ise özel tutmuş, hiçbir nükleer deneme yapmamış, hiçbir nüklleer çöpü göndermemişlerdir. Bu ise Kaledonya'daki yerlilerin değil, orada sayıları hayli önemli derecedeki (%27) fransız kolonistlerin yüzü suyu hürmetinedir. Buradaki Fransız kolonistler, Bankaların ana çalışanları, müdürleri, burada bulunan ordunun subayları, kolluk kuvvetleri, üniversitelerdeki akademisyenlerin çoğunluğunu oluşturan gruptur. Esasen bu saydığım ve toplumun kaymağını oluşturan kısım da bu %27'nin tamamıdır. Halkın etnik çoğunluğunu oluşturan ana grup ise %40 ile Kanak yerlileridir. %40 neden çoğunluk? Derseniz, etnik çoğunluktan bahsederken eğer çok etnisiteli bir ülkede sizden daha kalabalık yüzdeye sahip olan yoksa siz %20 ile bile çoğunluk olabilirsiniz. Etnik çoğunluk demek nüfusun çoğunluğu demek değildir. Hele Kıbrıs'ın iki katı kadar büyük bir adada 270 bin nüfus, gayet az bir nüfustur ve bu kadar geniş bir adada egemen olup buradan Fransız ordusunu kovmak için km2'ye en az 100 kişilik bir nüfus yoğunluğu ve genel toplamda %60'lık bir etnik çoğunlukları olmalıdır. Şu andaki durumla sadece dünya çapında haber olurlar. Daha fazlası değil. %40'lık Kanakları takip eden %8 ve diğer %1-2-3'lük pasifik yerlileri ise bu nüfus yoğunluğu düşük adalarda egemen olacak profili sunmuyor. Zira bu iklimlerde böyle ciddi bağımsızlık savaşları nadiren olur ve istisnalar (Timor ayrılık savaşçıları gibi) Avrupa'nın desteklediği gruplar olmuştur. Yeni Kaledonya aslında kötü bir ekonomiye sahip değil. Ülkede çıkarılan nikel olduğu gibi Fransa'ya veya Çin'e gider. Fransa bunu ücretsiz alırken Çin'e gönderilenlerin parası da Kaledonya'nın %27'lik kesiminin cebine girer. Demir (1,39 Milyar Dolar), Nikel Cevheri (825 Milyon Dolar), Nikel Matlar (586 Milyon Dolar), Ham Nikel (13 Milyon Dolar) ve Uçaklar, Helikopterler ve/veya Uzay Araçları (7,23 Milyon Dolar), çoğunlukla Çin'e ihraç edilirken ki bu 1,79 Milyar Dolar eder, Güney Kore'ye (403 Milyon Dolar), Japonya'ya (334 Milyon Dolar), Tayvan'a (57,1 Milyon Dolar) ve İspanya'ya (51,4 Milyon Dolar) ihracatla Kaledonya aslında Türkiye'nin KKTC'de başaramadığı bir hikayenin başarılmış versiyonudur. Bu da Türkiye'ye ders olmalıdır zira KKTC'de daha fazlası olan doğal kaynaklara rağmen şu anda orada İsrail'e emlak satarak para kazanmaktan, kumarhane ve üniversite işletmekten başka bir ekonomi yoktur. Peki insan niçin ayaklanır? Kaledonya neden ayakta? Siz eğer etnik çoğunluğunu oluşturduğunuz ülkede hapishanelerdeki tüm mahkumların %92'sini oluştursanız, Kaledonya'da yaşayan Fransız ailelerde işsizlik %5 iken sizde %40 olsa ne derdiniz? Tabii ki hoşnutsuzluk duyardınız. İşte onlar da duyuyor. Aslında bu hoşnutsuzluk Kanaklarda hep vardı. Ülke, dünyanın en zengin 25 ülkesi arasında (ülke olmasa da) yer alsa da bu aslında bir istatistiki yanılgıdır zira coğrafyadaki yırtmaç ekolünü bilenler bizi anlayacaktır. İstatistik, yırtmaç gibidir. Göstermek istediğinizi gösterir, gizlemek istediğinizi gizler. Yeni Kaledonya'da varoşlarda yaşayanlar hep Kanak yerlileridir. Evsizler Kanak'tır. Refahtan pay alamayanlar da Kanaklardır. Nüfusları artanlar da Kanaklardır ama kapital yoksa artan nüfus zafer getirmez. Yeni Kaledonya'nın bağımsız olmak için sokaklara çıktığı bu günlerde bağımsızlıklarına kavuşmalarını pek ihtimal dahilinde görmüyorum. Toprak üzerindeki demografik hakimiyetleri, nüfus yoğunluğu azlığı gibi kriterlerle bakıldığında Fransız ordusunun ezip geçeceği bir gariban halktır bunlar. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Fransa'nın Rusya'ya karşı şahince çıkışlarına Rusya'nın bu bölgedeki bir cevabı olarak da yorumlayabiliriz ülkede olan olayları. Ancak bağımsızlık ve bağımsızlık hareketleri açısından ergenlik evresindedir bu bölge. Çünkü ateşli sokak protestoları ile başlayan hareketler, devlet kurumlarını ateşe vermek dışında bir yere varamaz. Ülkeye kaçakçılar tarafından sokulan silahlar da olmadığı için silahlı hareket çok kısıtlı kalacak ve bu da bölgedeki Fransız tugayı tarafından ezilerek etkisiz hale getirilecektir. Var sayalım bağımsız oldular yine de sömürü şekil değiştirip aynen devam edecektir. Zira bu tür ülkelerde fakir, bağımsız bile olsa zengin onu sonrasında yeniden köle etmeyi bilir. Yeryüzünde hiçbir fakir halk yoktur ki bağımsızlığını ve cehaletini aynı anda koruyabilsin. Bağımsız olan her fakir ülkenin cehaleti ile onu yeniden ve sürekli olarak ebediyen köle halinde tutabilirsin. Bu da nasıl olur? Bir bakalım. Yeni Kaledonya, sokak hareketleri, ateşli protestolar, kitlesel ayaklanma ve silahlı hareketle bağımsız oldu diyelim. Bir "milli liderleri" çıkara ve ülkeyi tıpkı şimdilerdeki Rwanda'nın idealist lideri Kagame gibi harika şekilde yönetir. Ne çıkarılan Nikel Fransa'ya gider ne de Çin ve Kore'ye satılan hammaddelerin parası Fransız bankalarına akar. Artık her şey Kaledonya içindir. Ülke kalkınır, milli bir ruh inşa edilir ama ondan sonra gelenler eski liderin mirasını eleştirip daha iyisini yapma iddiası ile ülkeye bir anda farklı bir kimlik verme yoluna giderler. Fakir ne kadar bağımsız olsa da cehaleti ile kendisini yeniden sömürge haline getirir kuralı daima işler. Fransa bir anda ülkenin liderine gaz verir ve ona "Gel seni Büyük Pasifik projesinin eş başkanı yapalım" der. Lider gazlanır ve hayalindeki Büyük Pasifik projesinin lideri olmak için boyundan büyük işlere kalkışır. Ordusunu sağa sola olmadık yerlere yollar ve bölgedeki istikrarın dibine dinamit koyar. Bu masraflı işler ekonomiyi sallarken milli gazla büyük katedraller inşa edilip birbirinden büyük Yeni kaledonya bayrakları dikilir. Maaşları ödemek için para basılırken karşılıksız paraya karşılık bulmak için ülkeye döviz gelmelidir ve bu döviz de Fransa'dan bulunur. Fransa ülkeye dövizi babasının hayrına vermeyecektir. Onu %25 faizi ile almak için verecektir. Dolayısıyla eskiden ülke zenginliklerinin %20'sini alan Fransa, bu kez de yine %20 almaya devam eder. Kalan %5 ise ülkenin başındaki "milli lider" veyahut Yeni Kaledonya'nın "dünya lideri" olan tasfiye memurunun hakkıdır. %5 tüm dünyada simsar hakkıdır. Halk ne alırsa bu %25 faizle cebindeki paranın her ay %25'ini sömürüye vermeye devam eder. Bu sömürüyle ne kadar çalışılsa da başkent Numea'daki insanın durumu asla düzelmez. Çalışanlardan daha da ucuza çalışması için ülkeye doldurulan Jawalı işçiler ucuz endüstri kollarında çalışırken liderin emriyle Kanak halkına ateş edecek bir emir kulu kitleyi de oluşturacaktır. Diğer yandan Yeni Kaledonya'nın bağımsız ve milli lideri, pasifiğin en büyük havalimanını yapmış ve bunu da paraları yurtdışında Fransız bankalarına yatıran işadamı arkadaşlarına paslamıştır bile. Havalimanının gelmeyen yolcuları için bile devlet kesesinden paralar ödenmeye devam edecektir. Görünürde havalimanı iş adamlarına ait olsa da Kaledonya liderinin oğlu oradaki en yağlı noktaları işletmektedir. Liderin oğlu, kızı, damadı ve yanında poz verdiği herkes bir yerlerin başındadır. Kızı veya oğlu da masum görünüşlü biri veya süzme saf biri de olabilir. Misal, bir yerlerinden hasta raporu alıp Yeni Kaledonya ordusunda askerliğe gitmeyip aynı hasta yerlerini kullanarak 5-6 çocuk yapmış olabilir. Sorun yoktur. Kanak yerlileri ölmek için hep hazırdır ve Büyük pasifik projesi için top yemi olmak sorun değildir. Tüm Kanak halkı bunu sorgulamaz zira halkın arasında arada bir mikrofon tutulan Fransa'da yaşayan gurbetçi Kanaklar sıklıkla milletin fukaralık acısını sulandırırlar. Bizim Fransa'da kurulu düzenimiz olmasa vallahi gelirdik yeğenim. Bak cennette yaşıyorsunuz, kıymetini bilin. Hem millet kafeteryalarda baksanıza Numea'da kafeler dopdolu madem para yok bu ülkede hiç kafeler dolu olur mu? Var ki harcıyorlar... kıymetini bilin milli liderinizin...! diyebilir. O esnada binlerce kişinin paylaştığı katolik inancın kardinali olan Kanak piskoposu lüks aracıyla sağda solda devlete itaat ve tasarruf konulu vaazlar vermektedir ve ülkenin çoğunda halkın Katolik inancına zerre kadar itimadı, güveni ve sempatisi kalmamıştır. Papaz-hatip okulu mezunları iyi görevler alırken Kanak gençlerine intihar ya da Fransa'ya gurbet seçeneği kalmıştır. Sorun değildir. Ne kadar kişi ülkeden giderse ülkedeki zenginlik o kadar az kimseye bölüneceği için kişi başına GSMH artacaktır. İnsanların büyük kısmı fakirliği de geçtik açlık sınırının altında yaşarken o esnada Kaledonya bilge lideri, dünya lideri veya Kaledonya başkanı ekstra tasarruf mesajları vermekte ve gerek kendisinin bin araçlık konvoyları gerekse eşinin lüks yaşamı gözden kaçmamaktadır. Ama sorun yoktur. Kaledonya'nın itibarı gereği Fransa'ya inat, Kaledonya lideri, Fransız cumhurbaşkanından daha iyi yaşamalıdır. Faizleri uçmuş, parası çöpten hallice olan, insanları sokakta gülümsemeden zombi gibi yürüyen ülkedeki Kanaklar da bu israf ekonomisi içerisinde katolik kardinalin de vaazlarında altını çizdiği gibi tasarruf etmeye yönlendirilir. Zenginliğin üzerinde oturan masum bir halkın bu yeni tasarruf paketleriyle, Muz yaprağı yalayıp manyok kemirmek veya Hindistan cevizi kabuğu dişlemek dışında yapacağı bir şey kalmamıştır. Artık öyle bir noktaya gelinir ki, birileri çıkıp, Fransa gelse keşke. Fransa bile bundan iyi yönetirdi diyecek kadar bağımsızlıktan, bayraktan ve Katoliklikten soğutulmuş ve cennet Yeni Kaledonya onlar için pasifik ortasında bir cehenneme dönüşmüştür. Ülkeyi kuran ilk idealist liderin inşa ettiği milli ruh böylece tüketilip hiç edilmiştir. Bu esnada, başlarda Fransa'nın gazıyla olmadık işler yapan, israf ekonomisiyle küçük ülkenin büyük ve sarsılmaz lideri yapılan yeni ulu lider ise senelerce bayraktarlığını yaptığı dini ve milli ruhun gazıyla artık kendisini daha fazla desteklemeyen Fransa'ya posta koyan açıklamalar yapar. Artık halkın hoşnutsuzluğu barizdir ve bir başka liderin geleceği de kesindir. Fransa'nın destekleri ile Kaledonya halkına alternatif gibi sunularak Numea belediye başkanlığını alan bir ittirme şahıs ile halkın hoşnutsuzluğu, Fransa'nın seçtiği bu yeni isme yönlendirilir. Bu esnada Yeni Kaledonya'nın ulu lideri, büyük başkanı senelerden beridir çoktan yurtdışına çıkarttığı yol ve havalimanlarınca akıtılan paralar ile muhalefeti de medyayı da kontrol etmeye çalışmaktadır. Trol orduları ve besleme kıtalar ile bir yanda ülkeyi senelerce yöneten ulu lider ve diğer yanda Fransa'nın seçtiği seçilmiş Numea belediye başkanının arkasında toplanmaya başlayan kitleler... halk burada tamamen etkisiz elemandır. Halkın dilinden anlayan, ona geleceği gösteren ufak milli partilere ise sandıkta köpek muamelesi çekildiği için halk da aslında sömürüye hazır ve başta belirttiğimiz cehaleti ile bağımsızlığını taşıma kabiliyetinden uzak ve tekrar tekrar sömürü olmaya namzet bir halktır. Fransa artık ülkeyi yöneten milli liderin döneminde de kar eden, ülkedeki karışıklıklarda da kar eden (paralar zaten Fransız bankalarındadır) ve bunu da kullanarak ulu lideri hizaya çeken ülkedir. Muhalefeti de kullanmakta, geleceğe yatırımı çoktan yapmaktadır. Bu esnada ulu lider de muhalefete bir jest yapıp gel Fransa'ya karşı birlik olalım ben iktidarı devrettiğimde beni ve avanemi yargılama benim başlattığım yatırımlara karşı devletin iptalini falan devreye sokma... iktidarı sana yavaş yavaş vereyim diyecektir. Zira bir saf oğul ve alsbergerli zehir gibi zeki ama asosyal damadın kendisini koruyacağından emin değildir. Çünkü liderin sadece bir oğlu ve bir damadı vardır. Bir rivayete göre bir diğer oğlu daha vardır ama aşırı asabi ve şiddet manyağı biri olduğu için kameralara çıkmaz işinde gücünde parasını kazanmaktadır.. (sonuçta hikaye ve faraziye yazıyoruz. Bob Ross gibi bu resme her saçmalığı ekleyebilirsiniz. Fırça sizin... dolayısıyla liderin metresleri, şusu busu her şeyi olabilir hatta kasetleri de) Nitekim bu görüşme sonrasında Yeni Kaledonya muhalefetinin de farklı olmadığı ve aslında hepsinin kuyruğundan Fransa'ya bağlı olduğu ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkacak dedikse, de çoğu eğitimsiz ve sağ politikalarla devlet putuna tapmaya alıştırılmış Tropikal Kaledonya köylüsü ortaya çıkmış bir şeyi de anlama kabiliyetinde olmayacaktır. İşler böyle devam ederken Kanak yerlilerinin kaçının öldüğü, kaçının süründüğü önemli değildir. Numea'dan yola çıkan ve dünya ülkelerine gidip gelen gemilerde ne olduğu, ülkeye değil de kime ne zenginlikleri taşıdığını halk bilmeyecektir. Halk zaten ucuz palmiye yağı kuyruklarında liderlerine dua etmeye alıştırıldıkları için her sefalet içerisinde "vardır bir hikmet" diyerek hristiyan teolojisi gereği İncil'de yazdığı gibi "sana tokat atılırsa diğer yanağını uzat" demeye devam edecektir. Halkın kullanımına kapatılmış olan eski havalimanına da neyin girip çıktığı, o koca koca ambarlarda nelerin tutulduğunu halk yine bilmeyecektir ama artık avret mahalinde bir tek yaprak kalmış olan Kaledonya köylüsü, devasa Noumea havalimanına bakıp wargasm olacaklardır. Arada bakışlarını çevirdikleri devasa bayrak direklerine bakıp demlenecekleri, Okyanusunun dalgalarına, palmiye ağacının hışırtısına ölürüm Kaledonyam! şarkılarıyla kendilerini iyi hissedip yine WARgasm olacaklardır ve bu onların en temel hakkıdır. Komşu ülke FİJİ parayla oynarken Kanak ameleleri için ellerinde oynayacakları tek şey kalmıştır ama onda da fakirlik ve sefaletten dolayı mecal kalmamıştır. Zaten ülkeye doldurulan jawalı işçiler onların yerine de bunu hakkıyla yapmaktadır. Fransa'nın Büyük Pasifik projesi gazıyla girdikleri komşu adalardaki işgal ettikleri bölgeler ve oralardan gelen yerlilerin ise ülkedeki istilası bila istisna devam edecektir. Kanaklar için artık makul bir gelecek yoktur. Bağımsızlık akılsızlıkla birlikte gidecek bir kavram olmadığı için akıllanmadıkları ölçüde iyi de yaşayamayacaklarını öğrenene dek Kanaklara ne bağımsızlık ne de koloni hayatı yaramayacaktır. Artık Yeni Kaledonya'nın eski kralları veya kabile şeflerinin haşmetli savaş hikayelerini okumak, Diriliş Kaledonya, kuruluş Kaledonya, Büyük Pasifik Kaledonyası gibi filmleri izleyip en sonunda s...çış kaledonya gerçeğini tadacaklardır. İla nihaye, dünyanın bir yerinde bir Kanak okçusu ya da ciritçisinin fırlattığı ve madalya kazandığı başarılarla övünecek yahu en azından biz de büyük bir halkız diye teselli bulacaktır bu halklar... Dünyanın en rezil ülkelerinden gelen kimselerin caddelerinde insanını öldürdüğü Kaledonya yerlileri kendilerini önemli hissetmek için ya çocuklarını ya eşlerini dövecek ve travmatik bir halk olacaktır. Fakat eskiden ellerinde olan ve kendilerini %40'lık yekunu ile ülkedeki tüm etnik gruplardan da kalabalık yapan nüfus gücü de ellerinde değildir. Fakirlikleri sebebiyle üç kuruşa muhtaç olduklarından ülkelerinden mülk satın alıp yanına eşantiyon pasaport alan zengin ve şimarık FİJİ halkı, ta Fiji'deki sandıklardan Yeni Kaledonya'nın ulu lideri için oy vermektedir. Yeni Kaledonya lideri iktidardan düşmüş bile olsa bu sebepten Kaledonya anayasasının değiştirilmesini engelleyecek bir halk oyuna daima sahip olacaktır. Kanak yerlileri için artık yalayacak muz kabuğu ve kemirecek manyok da yoktur ve muhtemelen ülkelerine hakim olan laterit toprakları yiyecek ve ulu lidere katedrallerde dualar okuyup devletlerinin devamı için ekstra dualar edecek, inandıkları cenneti öbür dünyada göreceklerini sanacaklardır. Artık kurucu liderin hayatında inşa ettiği onca kurum 20-25 yıllık ulu lider iktidarında hovardaca tüketilmiş ve ülkenin kaderini kendi kaderine borçlarla ve elinde rehin tuttuğu ülke hazinesi ile bağlayan yüce liderden kurtarmak isteyen Kanak halkı yeni bir maceraya atılacaktır. Bu da kendilerini emanet edecekleri Noumea belediye başkanı şahsiyetten ve gelecekteki kayıtsız şartsız Fransa sömürüsünün devamından başka bir şey değildir. İşte Yeni Kaledonya'da olması muhtemel şeyleri gerçekle hiç alakası olmayan ve tamamen hayal ürünü, kurgu bir öngörüyle aktaralım dedik. Bunlar tabi kötü senaryo. Zaten böyle kötü bir senaryonun dünyanın hiçbir yerinde olması da söz konusu değildir. Burada yazılanlar da şu veya bu şekilde bir ülkede yaşanmamış ve hayal ürünü şeyler olduğu için bunları "darbı mesel" ve "faraziye" şeklinde ele aldık... Şimdi bu yazdıklarımızı okuyan sıradan bir Kanak bağımsızlık yanlısı bize "Yahu kardeşim sahi siz ne yaşadınız? Biz basit bir bağımsızlık istiyorduk" diyerek şaşırabilir ama biz yine de altındaki DeLorean ile Biff Tannen evreninden geçmişe gelen ve geleceği düzeltmeye çalışan Marty McFly gibi yazmış olalım da Kanaklara hayrımız dokunsun. Özetle, Yeni Kaledonya'da işler pis... Bağımsızlık denemeleri de uzun sürmeyecek. Bağımsız olsalar da daima bağımlı kalacaklar. Çare nedir? Derseniz, hasta olduğunu kabul etmeyen milletler için çare sadece bir hakarettir. Böyle büyük milletlere çare önerecek haddimiz yoktur. Kalplerimiz Yeni Kaledonya halkıyla beraber. :) Pasifiğinin dalgalarına ölürüm, Palmiye yaprağının hışırtısına ölürüm Yeni Kaledonyam!

🇹🇷🇳🇴Dr.Yüksel Hoš PhD🇧🇦

268,073 görüntüleme • 2 yıl önce