Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel: "Mutlak Sultan, mutlak butlan hesabını uygulamaya soktu. Ama bu hesapların hepsinin altüst edecek bir başka hesap var. Bizim birbirimize olan güvenimiz, sevgimiz, günlerdir nereye gidersek gidelim gördüğümüz büyük dayanışma... Saray'ın hesaplarını altüst edecek şey milletin hesabıdır."

33,835 просмотров • 2 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Mutlak Butlancıların Samsun'a reva gördüğü isim ortada: Mehmet Pank. Bu isim, daha önce CHP üyesi ve yönetimlerde görev almış bir isim. Ama asıl mesele şu: 2024 yerel seçimlerinden hemen önce CHP'den istifa edip İYİ Parti'ye geçen, İYİ Parti listesinden İlkadım Belediye Meclis Üyesi seçilen bir isim. Kendisinin CHP'deki görevleri ve üyeliği bahane edilerek İYİ Parti tarafından CHP seçmeninin kafa karışıklığına yol açılmış ve bu nedenle CHP'nin İlkadım'da belediye başkanlığını kaybetmesine sebep olmuştur. Yani en son yerel seçimlerde CHP'ye ihanet ederek başka parti listesinden seçime giren ve CHP'nin seçim kaybetmesine sebep olan bir isim! Kemal Kılıçdaroğlu'nun Mutlak Butlan kadrosu, Samsun'da CHP'nin başına bula bula, yerel seçimde partisine sırtını dönmüş, rakip partiden meclis üyesi olmuş birini bulmuştur. Bu bir tesadüf değil, bir tercihtir. Bu atama, Mutlak Butlancıların kiminle iş tuttuğunu da açıkça ortaya koymaktadır. Partisine ihanet etmiş birini il başkanlığına layık görenlerin, CHP'yi değil başka hesapları savunduğu artık tartışmaya bile gerek bırakmayacak kadar açıktır. Samsun CHP'lisi bu atamayı tanımayacak, bu ihaneti unutmayacaktır. Bugün de Samsun sokaklarındayız. Gençlerin, kadınların, emeklilerin, emekçilerin yanında; halkı canından bezdiren bu AKP zulmüne karşı omuz omuza. Tarlasında ürününü kaldıramayan çiftçinin, ekonomik krizde kepenk indiren esnafın, işini büyütemeyen işverenin derdi bizim derdimiz. Bu mücadelede yalnız bırakmayacağız. Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel ve Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu ile birlikte yürüdüğümüz bu yolda geri adım yok. Samsun, bu yolda üstüne düşeni yapmaya devam edecek. Mehmet Özdağ Seçilmiş CHP Samsun İl Başkanı

Mehmet ÖZDAĞ

48,717 просмотров • 1 месяц назад

📌 Beyoğlu Belediye Başkanımız İnan Güney ve 16 arkadaşımızın tutuklanması tamamen siyasidir. 📌Ortalama bir gözlemciyi ikna edebilecek en ufak bir delil başlangıcı bile yok. Ne bir beyan, ne bir kanıt, ne bir belge; hiçbir şey yok. 📌 Kendisine birkaç soru sormuşlar; ❓“Şunu yaptınız mı?”, “Şurada yönetici oldunuz mu?” ve “Ekrem İmamoğlu’nun adamı mısınız?” gibi sorular yöneltilmiş. ❓Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, İnan Güney ise Beyoğlu Belediye Başkanı. Ne demek "Adamı mısın, ekibinden misin?" ❓Bu mu delil? 📌 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin standardı da budur; ortalama bir yurttaşı ikna edecek bir delil başlangıcı gerekir. İnan Güney ve arkadaşları bu belgelerle bırakın tutuklanmayı, ifadeye bile çağrılmamalıydı. ❓Ne yapıyorlar? Şoförünü, özel kalemini, kardeşini, eniştesini gözaltına alıyorlar. Böyle bir ‘düşman ceza hukuku’ olmaz. Olmaz! 📌 Türkiye’de bir süreç yürütülüyor ama bu adliyedeki anlayış değişmediği sürece, bu zihniyet değişmediği sürece barış da olmaz. Yasalar değişse bile olmaz. Önce bu zihniyet değişmeli. ❗İnsanları tehdit ediyor, istifaya zorluyor, gözaltına alıyor ve tutukluyorlar. 📌 İnan Güney, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mahallesinden seçilmiş bir belediye başkanıdır. Gidip sorsunlar; vicdan sahibi olan bir yakını yok mu? Beyoğlu Belediyesi’yle ilgili tek bir iddia var mı? Tek bir suçlama, tek bir somut soru yöneltilmiş mi? Hayır. 📌 İnan Güney'i 10 yıldır tanıyorum; onurumuzdur. Bu haksızlığın da hesabını hukuk içinde soracağız. #İnanGüney #Beyoğlu #Ekremİmamoğlu

Sezgin Tanrıkulu

10,893 просмотров • 1 год назад

Erdem Atay: 🔹Özgür Özel herhalde istifasını verecek ve yaklaşık kendilerinin deyimiyle 90, 85... İşte herkes sayı söylüyor. Diyor ki 85 milletvekili, 87 milletvekili, 90 milletvekili, 95, 100'e yakın milletvekili istifa edecek ve yeni partiye katılacak diye. 🔹Birincisi, ben bu 100 kişinin, 100 kadar kişinin istifa edeceğini düşünmüyorum. Bir kere bu benim düşüncem, yani bilmiyorum. Konuştuğum kişiler diyor ki, birisi "80 kişi istifa edecek, işte oraya geçecek" diyor; kimisi diyor ki "30 kişi geçmeyecek, yani 30-40 kişi olacak" diyor. 🔹 Başka bir şey söyleyeceğim. Şimdi 80 diyelim ya da 85 diyelim. Ya bu kadar milletvekili Özgür Özel'in arkasından mı gidecek ya? Gerçekten daha dün İzmit operasyonu oldu, Çankaya Belediyesi'ne, şuna buna... Ekrem'in, Ekrem İmamoğlu'nun arkasından mı gidecek? Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz mesela? Hep yıllarca bize şunu dediniz: "Ya oyları bölmeyin, oyları bölmeyin." Ya kardeşim siz de oyları bölmeyin. Gidin Kemal Kılıçdaroğlu'nu yıkın kardeşim! Bu kadar basit. 100 kişisiniz, gidin yıkın. Ne var yani? Yıkabilirsiniz!* Çıkın, mücadele edin, yıkabilirsiniz bunu; yapabilirsiniz. Ama onu yapmaktan vazgeçip aslında AK Parti'nin ekmeğine kendiniz yağ sürmüyor musunuz? 🔹Şimdi diyecekler ki: "Daha ne yapsınlar? Adamlar perişan. Kılıçdaroğlu geldi, buraya darbe yaptı, böyle yaptı..."Yaptı, yaptı, evet. Recep Tayyip Erdoğan da yaptı buraya darbe. E şimdi siz de millete darbe yapıyorsunuz. Yapmıyor musunuz? 🔹 Bu arada gerçekten Özgür Özel'le birlikte bugün istifa edecek olan vekillerin aklına şaşarım. Ya kardeşim, siz hiç mi okuma yazma bilmiyorsunuz? Hiç mi bakmadınız şöyle bir metne falan filan, hiç mi görmediniz? Hiç mi hayatınızda mesela Veli Ağbaba'yla omuz omuza yürümek sizin için onur mu? Ali Mahir Başarır'la beraber güle oynaya, zıplaya zıplaya iktidara yürümeniz sizin karakterinize yakışıyor mu? Özgür Özel gibi bir adamın, Ekrem İmamoğlu'nun yaptıkları... 🔹Ya siz bir de üzerinde "Atatürk ilkelerine bağlı olacaklarmış, bir de sosyal demokrat olacaklarmış." Öğrenin şunu, size vekillere de öğreteceğiz: Sosyal demokrasi dediğiniz şey Atatürkçülüğe en büyük dinamittir! Sosyal demokrasinin Atatürkçülükle, Kemalizm ile ilgisi yok. Cumhuriyet Halk Partisi'ni yıkan da sosyal demokrasidir! Bu hastalığı zaten o zamanlar Ecevitler mecevitler çıkarttı, sosyal demokrasi diye bir şey çıkarttılar. "Ben sosyal demokratım" yani "Atatürk karşıtıyım" aslında. Siz bunu bile... Hani, yani neyse ya... Kavram tartışmasının üzerine gitmenin bir anlamı yok. 🔹 Ama geldiğimiz nokta: Özgür Özel'ler parti kuracak, 80 vekille buraya... Ya siz 80 kişi ne kadar gideceksiniz artık? Ya suç ortağısınız (birinci seçenek); ya gerçekten bu adamların iyi olduğunu ya da hiç günahsız, şeysiz olduğunu, pirüpak, gerçekten Cumhuriyeti savunan ilkeli siyasetçiler olduğunu (Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel'in, Veli Ağbaba'nın falan) olduğuna inanan saftirik insanlarsınız; üçüncü seçenekte kafanız çalışmıyor herhalde yani diye düşünüyorum. 🔹 Yani niye bunu söylüyorum? Ya arkadaş, görmüyor musunuz Erdoğan'ın kurduğu sistemi? Bu kurduğu sistem üzerinden Özgür Özel'ler kendileri konuşuyorlar; Veli Ağbaba'lar, Ali Mahir Başarır'lar "Biz tutuklanabiliriz, tutuklanabiliriz..." Ya tutuklanan bir yerde ileride bir gelecek olarak... Ya gidin CHP'nin içerisinde mücadelenizi verin, indirin Kılıçdaroğlu'nu! Siz namusluysanız buyrun oturun! Yani siz namusluysanız... Ya bu, acayip bir şey! Ben yani onlarla beraber yol yürümeye devam edecek adamların aklına şaşırıyorum.

Haber Filesi

43,572 просмотров • 1 месяц назад

CHP Genel Başkanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkan yrd. Sayın Özgür Özel DEM'in Ankara'da Polatlı, Yenimahalle ve Bala'da Kent Uzlaşısı yaptığına ilişkin bir soruya şöyle cevap vermiş: "Kent uzlaşısını yapacak olsak, dendiği gibi, Polatlı gibi, milliyetçi hassasiyetlerin yüksek olduğu bir yer var. Ben Polatlı'da mı kent uzlaşısı yaparım? Gelir Etimesgut'ta mı yaparım? Şimdi ben kent uzlaşısını Etimesgut'ta yapmamışım. O kadar yakın ki. Etimesgut'ta dünya kadar Kürt seçmen var. Onların oyu belirleyici olacak. Mamak'ta kent uzlaşısını yapmamışım. Alevilerin, Kürtlerin dünya kadar yaşadığı ve HDP'nin adayının çok ciddi oy alma potansiyeli olan bir yer. Ben anlayamadım bu nasıl bir şey?" Madem öyle kent uzlaşısı yaptığınız DEM'e söyleyin Ankara'da uzlaşı olmadığını açıklasın. Bu ifadeler üzerine biz de anlayamadık bu nasıl bir milliyetçilik anlayışı... Demokratik özerklik, çok dilli belediyecilik, yerelde siyasi özerklik, kuvvetler ayrılığını yerele genişletmek isteyen DEM'le yapılan uzlaşının milliyetçilik karşıtlığı olduğunu, milliyetçilerin bunu aslında kabul etmeyeceğini de dolaylı olarak itiraf etmiş. Asıl anlamadığı şey milliyetçilerin sahip olduğu hassasiyeti ülkenin diğer yerlerinde DEM'le yapılan yapılan uzlaşıyı görmezden gelip sadece kendi ilçesi için göstereceğini düşünmektir. Polatlı'da milliyetçi hassasiyet var da Etimesgut'ta yok mu? İstanbul'da yok mu? Başka yerde yok mu? Bu nasıl bir anlayış? Milliyetçiliği bilmiyor. Milliyetçiler Türkiye'yi, milletin tamamını düşünür. DEM'le uzlaşının siyasi anlamını bilir. Yanlış anladığı bir şey de milliyetçiler ile Kürt ve Alevileri ayrı kompartımana koyması. Bu da hem milliyetçilere hem de Kürt ve Alevilere bir bühtandır. Unutma ki Kürt de Alevi de milliyetçi olur. Milliyetçilik etnik veya mezhep ayırt etmeksizin milli kültürle, milli kimlikle milletin tamamını kavrar ve kuşatır. İstanbul'un ilçelerinde, bazı illerde DEM'le uzlaşı yap. Sonra başka yerlerde milliyetçiler bunu görmesin. Ankara'da, Polatlı'da milliyetçi hassasiyet var da İstanbul'da ilçelerde, diğer illerde yok mu? Afyon'da DEM'siz. İstanbul'da DEM'li... Milliyetçiler de bu oyunu görmeyecek öyle mi. Türkiye'nin her yerinde milliyetçiler verdiği oyun siyasi anlamını da bilerek oy kullanacaktır. Milliyetçilerin, vatanseverlerin DEM'in fikirlerine siyasi meşruiyet kazandıracak, hizmet edecek bir iradesi yoktur, olamaz. Bunu sağlayacak stratejik oy kullanmasını da bilir. Bir başka anlaşılmayacak husus da Kürt ve Alevilerin oyunu almak için DEM'le işbirliğine vurgu yapması. Kürt ve Alevileri DEM'in ipoteğinde görmek bühtandır. Demek ki CHP, DEM'i Kürt ve Alevilerin temsilcisi konumunda görüyor. DEM, Kürtlerin de Alevilerin de temsilcisi değildir. Sn. Özel bu ifadelerle milliyetçileri, vatanseverleri; "bir davanın amaçlarını tam olarak kavramadan propagandasını yapıyor olarak algılanan ve kullanılan kişiyi belirten" bir terim olan ve Lenin'in Batı'da Kremlin'in eylemlerini rasyonelleştirenlere yakıştırdığı "kullanışlı aptal" lakabına uygun görmesi ise kendisinin ayıbıdır. Ziya Paşa'nın ifadesiyle "Herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın." Onun için de milliyetçiler, vatanseverler siyasi tercihlerini, HÜDAPAR'lı muhafazakar devrimci ya da DEM'li kültürel marksizmin yanına değil, hür ve müstakil İYİ Parti'nin milli siyasetine yapacaklardır.

Oktay Vural

28,820 просмотров • 2 лет назад

İBB iddianamesindeki eylemlere savunma getirmek yerine yeniden gazetecileri hedef alarak açıklama yapan Özgür Özel’e Fuat Uğur🇹🇷 #MedyaKrtik’te Özel’in yayımlayacağım dediği ama yayımlamadığı 32 saatlik görüntüleri ve “kaçtı” dediği Aziz İhsan Aktaş’ın kendisine canlı yayında “Ben buradayım, Genel Başkan Yardımcılarında telefon numaram var, isteselerdi konum atardım” dediği konuşmasını hatırlattı. Fuat Uğur, Cem Küçük’ün Sabah Gazetesi’nde yer alan ancak iddianamede yer almayan haberi alıntılaması üzerinden iddianameye yönelik savunma stratejilerisi oluşturan Özgür Özel’e “Mutlak butlan kararı çıkmadı diye kurultayda delegeler satın alınmadı mı?” diye sordu. Fuat Uğur’un konuşmasına dönersek, Özel’e yönelik sorularının oldukça çarpıcı olduğunu belirtmek gerekir. Konuşmanın en kritik cümlesi de sonunda saklı: “Bu iddianame Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel için bir hesap kesim tarihi.” ÖZEL’IN SAVUNMA STRATEJİSİ: İDDİALARI YANITLAMAK YERİNE KONTROL EDEMEDİĞİ MEDYAYLA SAVAŞMAK Özgür Özel daha önce de İBB soruşturmasını haber yapan gazetecileri hedef almış, miting alanında yuhalatmıştı. Bu arada gazetecilerin, adliye muhabirlerinin soruşturmadan kulis şeklinde haber alması gazeteciliğin en temel unsurlarından biridir. İlgili haberin iddianamede yer almaması başka soruşturmalar açılabileceği ya da ihbar / ifadenin iddianamede yer alabilecek şekilde somut delille gerekçelendirilemediği gibi bir anlama gelebilir. Ayrıca konuyla ilgili ifade geri çekilmiş ya da muhabir eksik bilgiyle haber yapmış da olabilir. Ancak bu durumlardan herhangi biri böyle bir hazırlığın olmadığı anlamına gelmez. Örneğin iştiraklerle ilgili de pek çok haber çıktı ancak iddianamede yok. Ek iddianame ya da soruşturmanın genişletilmesi bunun gibi durumlarla ilgilidir. İddianamede yer almayan konular da kamu yararı gereği haberin unsurunu oluşturur. Bunun için haberin konusunu oluşturan kişiler tekzip yayımlarlar ve gazeteci de alıntıladığı haber üzerine yaptığı yorumları geri çeker. Mekanizma normalde böyle işler. Ancak CHP Genel Merkezi, iddialara yanıt vermek yerine “bakın tüm iddialar boşmuş” diyebilmek için açık arayıp, “kontrol edemedikleri medyayla” savaşarak kitlesini konsolide etmeye çalışmayı tercih ediyor.

Ece Sevim

15,883 просмотров • 9 месяцев назад

CHP Genel Başkanı Özgür Özel (Özgür Özel): "SARAY REJİMİNİN DEVASA YALANI VE KORKUSU" "Şimdi bugün çıkmış birileri acelemiz var Geciktirdiniz. Özellikle de utanmadan, sıkılmadan Ekrem Başkan'a hepimizin gözüne içine baka baka dünya hukuk tarihinin en büyük kendisinin aslında yargılamayı çoktan bitirdiğini itiraf etti. Bakın diyor; bazı avukatlar bir gün konuştu diyor. Bu ekranlarda neler neler izlettiler diyor. Bir sürü zaman kaybettirdiniz diyor. Onlar olmasaydı şimdi diyor siz savunmayı uzun yapardınız. Kardeşim bu adam bu yargılanan insanların Bir suç örgütü olduklarına, başının Ekrem İmamoğlu olduğuna ve yargılamada bile örgütsel bir faaliyetle karar verdiklerine çoktan inanmış. Biz derdimizi kime anlatacağız? Hakimler Savcılar Kurulu'nun şu kadarcık şu kadarcık adalete yönelik adil Yargılanmaya yönelik bir beklentisi olsa bugün görevden alır. Bugün bu bu davadan el çektirir bunu. Bu kararı vermiş." SARAY REJİMİNİN DEVASA YALANI VE KORKUSU "Çünkü 16 aydır o kadar çok yalan attılar ki. Başta TRT'si, yandaş kanallarının hepsi Merkez medyasına servis ettikleri bilgi notlarıyla. Hiçbirisi iddianamede yok. Ekrem İmamoğlu bununla yüzleşecek. Bunun yüzüne vuracak. Hani diyecek? Hani İBB lojmanlarında parkelerin altından çıkan milyon eurolar? Hani göster Var demiştiniz. Her gece TGRT'de bunu konuştuydunuz. A Haber'de bunu söylediniz. Hani videosu çıkar? Yok. 1200 cep telefonu dağıtmıştım. Hani? Göster. Yok. Kiptaş'tan bedava ev vermişiz. Bir evin adresini söyle. Yok. Ne iddianamede var ne iddia eden o iddiaları servis eden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın iddia makamı bir bütündür diye oraya oturttuğu kişi de var. Bunların dışında iddianameye koyduklarının da kanıtı yok. Ekrem Başkan da aksine kanıtların hepsi tamam vuracak yüzlerine. Ama korkuyorlar bundan. Bir büyük yalan. Saray rejiminin devasa yalanı parça olacağı gün bugün ya o yüzden diyor ki 2 saatte hepsine birden cevap ver 🔴 DURUŞMA SALONUNDAKİ SKANDAL: "DOLMUŞ DEĞNEKÇİSİ SAVCI" "Ekrem Başkana, savcı talimatıyla suçüstü yakalandılar. Savcı diyor ki 203'ü uygula diye bağırıyor savcı orada. Yahu şöyle bir şey olur mu ya? Savcı değil. Savcı değil, orada yaptığı görev şekil itibariyle, dolmuş değnekçisi. Hani böyle diyor ya, gel, gel. Dur. Ne yapacağını söyler mi ya bir savcı hakimi? 🔴TARİHİN DOĞRU TARAFINDAYIZ: BİZ KAZANACAĞIZ! "Biz bu gece başımızı koyduğumuzda arkadaşlarımızın masumiyetinden emin tarihin doğru tarafında durduğumuzdan emin, tarihin en büyük alçak muhatap olduğumuzdan en büyük iftirasına muhatap olduğumuzdan emin bir şekilde başımızı koyunca uyuyacağız. Mandela da uyumuştu. Castro'da uyumuştu. Ama onları yargılayanlar o gece rahat uyuyamadılar. Eninde sonunda da bunların hesabını halk Önünde milletin vicdanında verdiler. Mandela kazandı. Castro kazandı. DİSK'in namuslu sendikacıları kazandı. Darbelerde zulüm görenler kazandı. Ekrem İmamoğlu kazanacak. Bu davada yargılanan herkes kazanacak. Bu saraylı Kaybedecek arkadaşlar. Bunun daha ötesi yoktur. Tüm zamanların en büyük kötülüğüyle karşı karşıyayız. Tüm zamanların en büyük kararlılığıyla, en büyük cesaretiyle, en büyük öz güveniyle buradayız. Alnımız açık. Işbirlikçiler ne diyorlarsa desin, yalakalar ne diyorsa desin. Tarihin yanlış tarafında duranlar ne diyorsa desin, cesareti olan gelsin, buradaki hukuk katliamı sonra da Ekrem Başkanı ve arkadaşlara bir kelime daha söylesin. Bizim sabrımız dağı delecek. Bu milletin sandık sabrı da bütün hesapları değiştirecek. Göreceksiniz. Bir gün hem de çok geçmeden bir gün, nasıl geçmişin bütün darbe rejimleri mahkum olduysa ya da darbeye kalkış yalanların buradaki yargılamalara mahkum olduysa burada yapılanlar da bir gün mahkum olacaklar. Biz arkadaşlarımıza güveniyoruz. Ailelerine sımsıkı sarılıyoruz. Hakikaten aldığımız güçle, suçsuzluktan aldığımız güçle ve haklı olmanın Verdiği cesaret ve enerjiyle dimdik ayaktayız. Bizi yıkamayacaklar, biz kazanacağız."

Fatoş Erdoğan

10,887 просмотров • 1 месяц назад

3⃣-) Konu o kadar uzun ve detaylı ki günlerdir size bunu en anlaşılır şekilde nasıl anlatabileceğimi düşünüyorum. Sanırım en doğrusu önce FETÖ'nün X'te neler çevirdiğini ana hatları ile anlatarak başlamak. Sonra muhtemelen de anlatması günler sürecek olan detaylara geçeceğim. FETÖ, şu an X Platformunda irili ufaklı on binlerce sahte hesap yönetiyor ve bu hesaplar inanılmaz şekilde aktif haldeler. Takipçi sayısı yüksek 200-300 arası hesap tespit ettim ama sayılarının bin civarında olabileceğini düşünüyorum. Bunlar sürekli provokatif içerikler ürettiği gibi sayısının 20 bine yakın olduğunu tahmin ettiğim küçük RT hesapları var. Bu tahmini, yoğun gündem çalışmalarındaki maksimum RT ve fav sayıları üzerinden yapıyorum yoksa bir matematik hesabı yapmak bu kaotik ortamda neredeyse imkansız. Şimdi size meseleyi daha iyi anlatmak için binlerce örneği olan bir hesap göstereceğim. X platformu bu tür hesaplarla dolu. Örnek olarak inceleyeceğimiz hesabın ismi ⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️❤️💛. Profil fotosunda yaşlı bir adam muhtemelen torunu olan bir kız çocuğu ile GS stadında gülümseyerek poz vermiş. Bio'sunda da "KIRMIZI ÇİZGİM ATATÜRK GALATASARAY." yazıyor. Benim karşılaştığım bu türden hesapların tamamında muhakkak Atatürkçü olduğuna dair net mesajlar veriliyor. Şimdi soldaki videoda sizin bu hesaba girdiğinizde gördükleriniz var. Yoğun futbol paylaşımı, karşınızda fanatik bir Galatasaray taraftarı olduğu izlenimini veriyor. Sağda ise filtrelendikten sonra ortaya çıkan ve her gün binlerce defa RT'lenen FETÖ ekibi var. Şu an X'te futbol, borsa, dizi gibi onlarca farklı konseptte açılmış hesabın özünde hep bu sağda gördüğünüz FETÖ hesapları ve onların devam ettirdiği FETÖ propagandası akışı devam ediyor. Bu akışa bir süre önce CHP kurumsal hesapları, Özgür Özel ve çok sayıda CHP milletvekili de eklenmiş durumda. FETÖ'nün X yapılanması muazzam boyutlarda olmasına rağmen yıllar boyunca kimse onları farkedemedi çünkü tam da FETÖ'nün o karanlık zihnine yakışan şeytani bir yöntemle gizleniyorlar. Şu an X'te binlerce FETÖ hesabı yürüttüğü algı operasyonlarını, çoğunlukla bir konu bütünlüğü olmadan rastgele yaptığı RT'lerin arkasına gizliyor. Mesela FETÖ'nün bugün gündem etmek istediği bir konu var diyelim. Binlerce hesap, o konu hakkında içerik giren FETÖ hesaplarını RT'liyor. Bunu yaparken de konuyla hiç alakası olmayan çok daha fazla paylaşımı da rastgele RT'leyerek bir karmaşa oluşturuyor ve algı operasyonunun insan gözüyle fark edilmesinin önüne geçiyor. Seçtikleri konular çoğunlukla futbol, magazin, dizi vs oluyor. Siz bu hesaplardan birini incelediğinizde en fazla arada bir siyaset de yapan bir futbol fanatiği gördüğünüz içi hiç şüphelenmiyorsunuz. Bir FETÖ RT hesabı, günde 100 ila 1000 arasında değişen sayıda RT yapıyor. (Ben 1 milyon 450 bin RT'si olan hesaplara rastladım) Tabi bir süre sonra FETÖ'cülerin az sayıda da olsa AK Partili sahte hesaplarının olduğunu da gördüm. 10-20 AK Parti paylaşımı yaptıktan sonra araya bir FETÖ paylaşımı atıyorlar. Bu sayede normalde hiç karşımıza çıkmaması gereken yalan dolan haberleri sinsice gözümüze ve aklımıza sokuyorlar. Bunun örneklerini de göstereceğim size. FETÖ, X'te FETÖ'lüğünün hakkını vermiş. Böyle bir planı sadece onlar hayata geçirebilirdi. Velhasıl, değerli dostlarımı da işte bu sebeple engellemek zorunda kaldım. FETÖ ekibinin önlem almaması için de amacıma ulaşana kadar bunun sebebini açıklayamadım. Dostlarımdan özür diliyorum ama saklandığını sanan şu FETÖ ekibini gördüklerinde sanırım bana hak vereceklerdir. Bu hainler hem radikal Kemalist söylemler üzerinden halkı provoke ediyorlar hem de Atatürkçülük maskesiyle firari FETÖ'cülerin videolarını paylaşıyorlar. Paylaşımlardan birisi vatan haini firari FETÖ'cü İbrahim Öztürk'e ait. Bir altında RT'lendiğini gördüğünüz gönderi ise Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt tarafından paylaşılmış. Devamında CHP'lilerin de aynı RT akışına dahil olduğunu görebilirsiniz. İşte bu gördüğünüz akış on binlerce FETÖ hesabı tarafından 7/24 devam ettiriliyor.

Abese İrca

50,672 просмотров • 8 месяцев назад

PARTİMDEYİM Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşananları doğru teşhis edelim. Biraz uzun anlatacağım. Olan biten, bölünmenin ötesine geçmiştir; dağılma emareleri görülmektedir. Bunun adı, Özgür Özel’in söylediği gibi, “karpuz ile karpuz sapının ayrışması” değildir. Kaygım odur ki ortada kabuğu çatlayan bir nar vardır. Dağılma emareleri dün değil, Özgür Özel genel başkanken başlamıştır. 4-5 Kasım Kurultayı’ndan önce yazdığım yazıda Özgür Özel’e bir soru sormuştum: “Partiyi bir arada tutabilecek misin?” Maalesef olmadı. İlk işaretleri belediyelerimizde gördük. Başka bir muhalefet partisine geçmenin bile bir izahı vardır. Ama Cumhuriyet Halk Partili uyuyup, AKP’li uyanmak eşyanın tabiatına aykırıdır. Siyasette kendisini güvende hissetmeyen kişilerin, partimizden uzaklaşıp, yıllardır zulmeden AKP’ye geçmesini sadece koltuk sevdasıyla veya hapis korkusuyla açıklayamazsınız. Keçiören’e bakın. İl olsa büyükşehir olacaktı. Mesut Özarslan, genişleme politikası kapsamında partimize katıldı. AKP’ye gitti. Diyelim ki o zaten CHP’li değildi… Şehitkamil’e bakın. Büyükşehir nüfusuna sahip başka bir ilçemiz. Belediye başkanı; atadan, dededen CHP’li. AKP’ye gitti. Keşan’ı dört dönem kazanan belediye başkanı AKP’ye gitti. Aksu gitti. Serik gitti. Haymana gitti. Söke gitti. Seydişehir gitti. Altınova gitti. Hasankeyf gitti. Yahu, Türkiye’nin öbür ucundan Göle gitti. AKP, Gölesiz yapamayacak mıydı da gitti? 79 yıl sonra aldığımız Afyon gitti. Burcu Köksal, partimizin Grup Başkanvekiliydi. AKP’ye gitti. Büyükşehir belediyesi Aydın gitti. Özlem Çerçioğlu, 37. Kurultay’ın Divan Başkanıydı. AKP’ye gitti. Diyelim ki bu isimler Özgür Özel’e muhalifti… Beykoz ailenin içinden değil miydi? İmamoğlu, Özlem Vural Gürzel’in evladı gibi olduğunu söylemedi mi? O da AKP’ye gitti. İstanbul’da başka ilçeler de konuşulmuyor mu? Antalya büyükşehir… Muhittin Böcek bir anda mı “hain” oluverdi? Medya sabah akşam “Bunları Özel mi, Kılıçdaroğlu mu getirdi?” diye tartıştı. Mesele kimin getirdiği değil, anlayalım artık. Ya İzmir’e ne demeli? Partimizin kalesinde, Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay partimizden istifa etti. Nereye gideceği belli değil. Tabii gelenler de oldu. Milletvekili Nimet Özdemir geldi, sonra AKP’ye gitti. Özgür Özel’in canla başla sahip çıktığı Adnan Beker… Bir gün otobüsün üstünde, öbür gün arazi. O da istifa etti. AKP’ye gitse şaşırmam. İşte bu yüzden bunun adı dağılmadır. Tehlike, bölünmenin ötesindedir. Bu dağılmayı sadece mutlak butlan kararına bağlamak gerçeği gizlemektir. Partide fikren altı doldurulamayan bir “değişim” sonucunda merkezi otorite ve parti aidiyeti zayıflamış; bireysel pozisyonlar ön plana çıkmıştır. Bu, trollerin aklıyla veya etkisiyle konuşulacak bir sorun değildir. Sosyal medyanın esiri olmuş bir kesim şen şakrak sloganlar atarken bizim içimiz yanıyor. Giden milletvekilleri de üzgün, kalan milletvekilleri de… Ve bu ayrılık, çok önceden planlanmış bir senaryonun son perdesidir. “26 Temmuz’a kadar kurultay yapılmazsa CHP seçime giremez” yalanıyla parti tabanını paniğe sevk edenler, nerede yazıldığı belli olmayan senaryolarına gerekçe ürettiler. Çünkü ayrılığın fikir babaları, partiden kopuşu akıllarına çok önceden yerleştirmişlerdi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Ayrılmayın” çağrısı da zayıf kaldı; inandırıcı bulunmadı. Kurultay’a dair vaatler ikna edici görülmedi. Süreci rahatlatacak güvenceler verme noktasında yetersiz kalındı. Oysa siyasi bir yargı kararının Cumhuriyet Halk Partisi’nde açtığı yara aklıselimle onarılabilirdi. Kardeşlerim; Bu süreçte dilimize ve birbirimize mukayyet olalım. Onca yıl omuz omuza mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızın kalbini kırmayalım. Dün yüz yüze bakıyorduk. Yarın yine selamlaşacağız. Türkiye’nin geleceği için, iktidar hedeflerimiz için yine aynı ortamlarda konuşacağız. Unutmayın; Cumhuriyet Halk Partisi bizden önce de vardı. Bizden sonra da var olacaktır. Bir yere gittiğimiz yok. Biz partimize rastlantı sonucu gelmedik. Biz Cumhuriyet Halk Partiliyiz.

Oğuz Kaan Salıcı

506,152 просмотров • 1 месяц назад

Mansur Yavaş'ın CHP'yi terk edeceğini hiç düşünmüyorum Ancak, Mansur bey dün ketenpereye getirildi. Özel ve ekibi, Mansur beyi; hile ve desiseye maruz bırakarak tuzağa düşürdü. Sonunda bir ÇAĞRIM var ama öncesinde ifade etmem gereken noktalar var. Ketenpere, hile, desise sözcüklerini neden kullanıyorum: Mansur bey, 1- Dün, belirgin bir baskıyla ve yoğun propagandayla, düşünemez hale getirilmiş bir kitlenin linciyle korkutuldu. 2- Adnan Beker ve Cemal Enginyurt ile otobüs içinde çekilen, büyük tepkilere neden olan, içinde bulunmaktan rahatsız olduğu bir fotoğrafa maruz bırakıldı. (Fotoğrafta diğer üç figür gülerken Mansur beyin o fotoğrafta gergin yüz ifadesiyle yer alması bunun kanıtı niteliğinde.) 3- Anıtkabir'de absürt ÇELENK olayına ortak edildi. Üzerinde "Özgür Özel CHP Genel Başkanı" yazan çelengin ucundan tutturuldu. 4- Kirli olaylarla anılan Ali Mahir Başarır ve Murat Emir ile kol kola aynı kareye sokuldu. O sözcükleri kullanmam bundan. Oysa Mansur Yavaş, Mutlak Butlan kararının ardından kritik iki mesaj vermişti; 1- Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. 2- Yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağının açıklanması ve sürecin demokratik teamüller içerisinde işletilmesidir. PEKİ NE OLDU Birincisi, 'Yok sayılamaz' dediği mahkeme kararına rağmen, 'genel başkancılık' oynayan Özgür Özel'in, partinin kurumsal genel merkezinde yasal genel başkanın düzenlediği resmî bayramlaşma töreniyle aynı saate düzenlenen 'PARALEL' etkinliğe katılması zorlanarak, 'yok sayılamaz' denilen mahkeme kararını yok saydığı algısı yaratıldı. İkincisi, Anıtkabir'de taşınan çelenk üzerindeki yazıyla da 'yok sayılamaz' dediği kararı yok saydığı tescillendi, resimlendi ve kamuoyuna gösterildi. Özgür Özel'in çelenk üzerinden yaşattığı rezillik de cabası. GÜVENPARK'TA NE DEDİ Mansur Yavaş, Güvenpark'ta; 1- Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey birbirimizi zayıflatmak değil, ortak demokratik zemini güçlendirmektir. 2- Çağrımı bir kez daha tekrar ediyorum; Cumhuriyet Halk Partisi en kısa zamanda yeniden kurultaya gitmelidir! 3- Bırakın parti içinde bölünmeyi, tam tersine tüm muhalefeti bir araya getirecek çalışmaları başlatarak bu oyunu bozalım. Kısaca; ortak akıl yürüterek, birlik ve beraberliğin sağlanması önerisinde bulundu. YAVAŞ'IN GENEL TAVRI NEYDİ Mansur Yavaş'ın daha önceki tavrı da şöyleydi: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak önceliğimi belediye hizmetlerine veren biriyim ve işime odaklanıyorum. SONUÇ Mansur başkan, kendisini parti içinde oluşan iki ayrı grubunun uzlaşması yönünde çabalara vakfedecekken, bir anda kaotik bir durumun içine düştü. Ya da düşürüldü. ÇAĞRIM Mansur başkana naçizane çağrım şu yönde olacak: Değerli başkan, önceliği belediye hizmetlerine veren ve işine odaklanmış bir siyasetçi olma pozisyonuna dönerek, son iki açıklamadaki birlik ve beraberlik çağrısı ile uzlaştırmacı bir siyasi figür kimliğine bürünmeniz, yaşanan sürece en büyük katkınız olacaktır. Bu durumda, size kurulan oyun bozulur, yürütmüş olduğunuz siyasi süreciniz normal rayına oturur. Sayın Bülent Kuşoğlu'nun sizinle ilgili yapıcı açıklaması da Kemal bey kanadından iletilen önemli bir mesajdır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliğini korumakta ve CHP'de kalmaya devam edeceğiniz konusunda net bir duruşunuz olduğu hakkındaki kanaatim de tamdır. Bu çağrımı; bir dosttan, bir kardeşten samimi hatırlatma olarak kabul edin. Saygılarımla. CHP 🇹🇷 Kemal Kılıçdaroğlu Mansur Yavaş Bülent Kuşoğlu

Bülent Gürsoy

53,645 просмотров • 2 месяцев назад

🚨 YER YERİNDEN OYNAYACAK! "ERDOĞAN İLE GİZLİ İŞBİRLİĞİ Mİ YAPTINIZ?" 🚨 Barış Terkoğlu:"Aslı kararı söyledi. Ben sizi soruşturmanın başına götüreyim. Tabii sizin sosyal medya hesabınızdan söylediğiniz gibi zaman zaman paylaşımlarınız var. Dikkat çeken bir şey var; Ocak 2025'ten sonra Erdoğan'ın adını vererek, adını vererek eleştiri yapmamışsınız. 1 Şubat 2025'te Erdoğan, CHP'nin kurultayında şaibe olduğu iddiasında bulunmuş. 7 Şubat 2025'te siz KRT Televizyonu'nda siz de böyle bir imada bulundunuz. 10 Şubat 2025'te savcılık bu konuyla ilgili bir soruşturma başlattığını açıkladı. Soruşturmanın başlangıcındaki bu eş zamanlılığa dayanarak bu eleştirilerin nedeni de şu; size açık ve net bir şekilde soruyorum: Siz Erdoğan'la gizli bir işbirliği yaptınız mı? İktidarla butlan kararı için bir arka planda anlaşma yürüttünüz mü?" 🎙️ Kemal Kılıçdaroğlu:"Ben size şu soruyu sorayım. Bir, önce sorunuza yanıt vereyim. Erdoğan'ı her dönem eleştirdim. Her dönem! Özgür Bey 'müzakere edeceğiz, mücadele etmeyeceğiz' dediği zaman tweet yayınladım. 'Müzakere edilmez, mücadele edilir' diye. Niye bunu söylemiyorsunuz? Erdoğan'a söylüyorum. 'Müzakere edilmez' diyorum, 'mücadele!' Memleketi bu hale getiren birisiyle neyi müzakere edeceksiniz? 'Efendim müzakere edeceğiz, bir şey olursa sorumluluk bana ait.' Sorumluluk kişiye ait değildir, sorumlu, sorun yaratan kişinin partide yarattığı derin yarılmalardır. Bunlar olmaz, buna izin veremezsiniz." 🎙️ Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla):"Gelelim Erdoğan'la işbirliği, diğerleriyle işbirliği... Ben size bir soru daha sorayım. Bir partinin genel başkanı, geçmişte meclis başkanlığı yapmış AK Partili birisiyle, meclis başkanlığı yapmış bir kişiyle, CHP genel başkanı 2 saat ne görüşür? Ne görüşür? Ve çıktıktan sonra da 'partinin sorunlarını görüştük' (dedi). Allah aşkına, CHP genel başkanının, AK Parti'nin önemli bir aktörüyle partinin sorunlarını nasıl görüşüyor? Ve siz gazetecisiniz, niye bunu sormuyorsunuz? 'Ey Özgür, sen ne görüştün? CHP'nin nelerini görüştün sen?'" 🎤 Barış Terkoğlu:"Yani siz kendinizi değil de Özgür Özel'in mi böyle bir ilişki kurduğunu düşünüyorsunuz iktidarla?" 🎙️ Kemal Kılıçdaroğlu:"Efendim ben ilişki değil, ben size somut olanı söylüyorum. Açık bir olay ifade ediyorum. Arka kapı diplomasisi... Kim söylüyor bunu? Ben mi söylüyorum? Masaya oturmak, Kürt sorununu çözmek için yapılan açıklamalar var. Yine parti yetkililerinin yaptığı açıklamalar var; 'masaya oturmak için belli şartlar arıyorlar', 'arka kapı...' Ne demek arka kapı diplomasisi? Ben mi yaptım? Kim yaptı? Bütün bunlar unutuluyor, 'Kılıçdaroğlu gitti şunu şunu yaptı, şununla görüştü, şunu şöyle yaptı...' Yok efendim, yok! Hala eleştiririm. Hala eleştiririm. Memleketi bu duruma kim getirdi? Kim getirdi? Siz bana söyler misiniz, bu sorunu aşmak, yani ülkenin içinde bulunduğu sorunu aşmak, Türkiye'yi darbe yasalarından kurtarmak için hangi öneri geldi? Hangi öneri geldi? Olmaz. Siyaset üretmeniz lazım. Kısır tartışmaların, çekişmelerin dışına çıkmanız lazım." 🎙️ Kemal Kılıçdaroğlu (Devamla):"Ben olaydan hemen sonra, yani kurultaydan, 38. kurultaydan hemen sonra Özgür Bey'e bazı temel noktaları açıkladım. Partinin içinde bulunduğu bazı sorunları açıkladım ve bir genel başkan olarak sizin bunları bilmeniz gerekir dedim. O da hala yanımda durur, evimde tutarım. Sonra medya açık bölümde de şunu söyledi: 'Bir genel başkanın, bir genel başkanın sadece bir genel başkanın bilmesi gereken bazı konuları aktardı' diye. Evet, bunları aktardım." 🎤 Senem Toluay Ilgaz:"Kamunun bilmemesi gereken sorunlar mı onlar?" 🎙️ Kemal Kılıçdaroğlu:"Daha sonra onun bir kısmı kamuoyunda yankılandı. 'Bazı belediye başkanlarını göstermeyin' dedim. Bunlarla ilgili partinin arşivinde raporlar var dedim." 🎤 Senem Toluay Ilgaz:"Mesela kim?" 🎙️ Kemal Kılıçdaroğlu:"Şimdi isim vermeyeyim, gösterdiler bir kısmı içeride şimdi. Olmaz arkadaşlar! Şimdi bunları, bunları kamuoyunun büyük bir kısmı bilmiyor. Ben çıkıp konuşmuyorum parti zarar görmesin diye ama burada belli şeyleri açıklamak zorundayım, açıklıyorum da zaten. Olmaz. Parti ahlaki üstünlüğünü kaybedemez. Her türlü eleştiri yapılabilir ama bu parti ahlaki üstünlüğünü kaybedemez. Parti, bakın, belediye başkanları seçiminden sonra, her belediye başkanı seçiminden sonra şu salonda belediye başkanlarını toplardım. Önce emekli bir Sayıştay denetçisi belediye neleridir, neler değildir ve harcamalar nedir, nasıl yapılır, Sayıştay denetçisi gelince nelere bakar onu anlatırdı. İçişleri Bakanlığı'ndan emekli bir müfettiş gelirdi, o müfettiş de belediyeyle ilgili bütün bilgileri, İçişleri Bakanlığı belediyeyle olan ilişkilerini anlatırdı. Sonra bir yeminli mali müşavir gelirdi, belediye şirketleri üzerine verirdi. Ve ben çıkıp şunu söylerdim en son, bir saatlik süreden sonra: Derdim ki, 'Arkadaşlar, koltuğa oturduğunuzda artık ben belediye başkanıyım, kimse bana dokunmaz değil. Her kuruşun hesabını millete vereceksiniz. Harcadığınız para sizin değil, halkın parasıdır. Güçlü olmanızın tek yönü halka hesap verir pozisyonda olmanızdır' ve 7 maddelik madde yayınladık. Niye bunlar yapılmadı son zamanlarda? Niye yapılmadı?" Detaylar, belgeler ve tüm gerçekler Sözcü TV Özel Röportajı'nda! Videonun tamamını kaçırmayın! 🎬👇 Kemal Kılıçdaroğlu, Senem Toluay Ilgaz, Aslı Kurtuluş Mutlu, Barış Terkoğlu #KemalKılıçdaroğluSözcüTvde

SÖZCÜ Televizyonu

304,093 просмотров • 2 месяцев назад

Amerikan devşirmesi, Amerikan kuklası Sorosçu Kemal’in artık Saray’la eklemlendiği en kör gözlere bile batacak şekilde ortaya çıktı. ABD Emperyalistleri ve onların Kaçak ve de Haram Saray iktidarı yani Tayyipgiller iktidarı, CHP’nin kurumsal varlığını bu şekilde ortadan kaldırıp onu Saray’a monte edince, CHP’yi de parçalamış oluyor aynı zamanda, kitlesiyle birlikte. Denebilir ki şu anda ezici çoğunluk Özgür Özel ve İmamoğlu nam hafızların yanında. Ama daha Kaçak Saray Yargısının operasyonları bitmedi. Hızla devam edecek. İşin özeti, arkadaşlar; Özgür Özel ve İmamoğlu hafızlar da operasyonun startını veren ABD Emperyalist Hayduduna tık diyemiyorlar ve öyle görünüyor ki diyemeyecekler. Yani şu an ülkemizi cehenneme çevirmiş olan Tayyipgiller iktidarından kaçan kitlenin bunların etrafında toplanmış olması bile bunlarda halka güvenme ve emperyalizme, onun BOP’una karşı olma cesareti veremeyecek. Amerikan kuklalığına devam ettikleri sürece de işin sonu tabiî ki Amerika’nın dediğinin olmasına varır. CHP’de Gerçek CHP’ye yani Mustafa Kemal’lerin, İnönü’lerin CHP’sine, onun Altı Ok’una ve onun liderleri Mustafa Kemal ve İnönü Geleneğine ve Kuvayimilliye’ye ve Laik Cumhuriyet’e sahip çıkan, emperyalizme karşı çıkma duruşu gösteren Felsefe Profesörü Örsan Öymen gibilere ise parti içinde etkin olma imkânı verilmeyecek. CHP içindeki “TR 705” benzeri daha bilinmeyen yığınla insan var. Bunların anlayışları, dolayısıyla da ABD Emperyalizminin ideolojisi, ideolojik hâkimiyeti çökmüş durumda partinin üzerine. Nasıl bu “Alaycı Kuşlar Medyası”nda bize “susuş suikastı” uygulanarak sesimizin duyulması, halka ulaştırılması engelleniyorsa, Örsan Öymen gibi namuslu, gerçek CHP’lilerin de CHP içinde etkin olması engelleniyor. Oradaki görünmez güçler, görünmez teller bunu sessizce, gizlice ve kolayca yapabiliyor ne yazık ki. Hani daha önce defalarca aktardık ya; ünlü CIA şefi ne demişti? “Biz Türkiye’de Meclisin her yerindeyiz.” Evet, ne yazık ki öyle arkadaşlar. Kahredici gerçekliğimiz bu işte. Bu arada Mansur Yavaş nam hafız da bu Mutlak Butlan darbesine uzaktan seyirci kalarak durmanın kendisini bitireceğini gördü. Ve o da siyasi ikbal hesaplarını düşünerek ezici çoğunluğun yanında yani Özgür Özel ve İmamın Oğlu Ekrem hafızların yanında yerini aldı. Bunlar böyle işte. Alayında ideolojik, ilkesel, ahlâki değerler rol oynamaz. Tüm davranışlarını belirleyen motivasyon; ikbal, kariyer, makam, koltuk, ün, poz kavramlarıdır. Biz yine de ABD ajanlığı kesinkes belli olan ve 13 yıldan bu yana Tayyipgiller’e payanda olarak onların “Bin Yılın Felaketi” olarak adlandırdığımız iktidarlarını ayakta tutan ve bundan sonra da tutmaya yeminli görünen Sorosçu Kemalgiller’e, ilk ortaya çıktıkları andan itibaren olduğu gibi bundan sonra da hep karşı olacağız. Ve CHP tabanında içtenlikli, Kuvayimilliye ve Mustafa Kemal-İnönü Geleneğine bağlı kardeşlerimizin ezici çoğunluğunu oluşturduğu Özgür Özel ve İmamoğlu CHP’sinin ya da ekibinin yanında aktif olarak yer almaya devam edeceğiz. Bizim için en öncelikli görev; daha önce de defalarca belirttiğimiz gibi Amerika tarafından ülkemizin başına çöktürülen bu “Bin Yılın Felaketi”, hainler haini ve baştan ayağa kötülük olmuş Tayyipgiller iktidarından kurtulmaktır. Şu an komünistlerin, sosyalistlerin, demokratların ve namuslu aydınların en öncelikli görevinin de bu olması gerektiği kanısındayız.

Nurullah Efe

12,134 просмотров • 2 месяцев назад

(18+) Videolardan bazıları üst seviye küfür barındırıyor. Ortalık bir yerde açmamalısınız. Özgür Özel'in okullar basılmasın diye bulduğu çözüm 65 bin güvenlik görevlisi atamak. Baskın okulda gerçekleştiği için dümdüz bir mantıkla her okula bir güvenlik görevlisi koyarak meselenin çözülebileceğini sanıyor. Mesela saldırganın "okulda silahlı güvenlik görevlisi var ben en iyisi okul yolunu kana bulayayım" diyeceğini düşünemiyor. Okul yoluna da üçer dörder güvenlik koymak lazım. Türkiye'de bazı okullar 4-5 bin öğrencili ve çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir güvenlik görevlisi ile olacak iş değil oraya da en az üç dört tane lazım. Okul civarında öğrencilerin takıldığı kafeler, parklar da var. Özgür Özel'in bulduğu çözüm için polis teşkilatına yakın büyüklükte bir okul güvenlik teşkilatının kurulması gerekiyor ve bulduğu çözüm, kendisini öldürmeyi göze almış bir çocuğu başkalarını öldürmeden önce emekli bir askere öldürtmek üzerine kurulu. Özgür Özel için bu sonuç bir sorun teşkil etmiyor anladığımız kadarıyla. Bomboş bir konuşma, her zaman olduğu gibi ne sorunu anlayabilmiş ne de çözüme dair mantıklı bir fikir üretebilmiş. ( Videonun son bölümünde o konuşması var.) Bugün Dünya çapında korkutucu bir hızla gerçekleşen kültürel bir değişim ile karşı karşıyayız. Toplumsal reflekslerin hızı, artık teknolojinin hızına yetişemiyor, günümüzün insan hakları, fikir özgürlükleri tanımları üzerine inşa edilmiş kanunları, internetin ortaya çıkardığı sayısız sorunu çözemeyecek kadar hantallaşmış durumda. Binlerce yıllık insanlık tarihinin vardığı noktada aileleri tarafından değil sanal bir bakıcı tarafından yetiştirilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Ölmek ve öldürmek kavramlarını "sanal dünya ölümsüzlüğü"nde öğrenen milyonlarca hatta milyarlarca çocuk ve genç şu an aramızda. Dünyadaki bütün çocukların birbirine bu kadar benzediği bir dönem daha önce yaşanmamıştı. 7-8 yaşından itibaren son derece gerçekçi grafiklere sahip katliam alanlarında, günde 100-200 sanal cinayet işleyen, bir o kadar da ölüp ölüp yeniden dirilen çocukların, ölmek ve öldürmek kavramlarını anlamakta zorlanması, aslında o kadar da şaşırtıcı bir durum değil. Google'a PUBG cinayetleri yazıp aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Tabii bütün suçu spesifik bir oyunun üzerine atarak kurtulamayız. Burada anlatmaya çalıştığım, bir insanın davranışlarını düzenleyen ve ruh halini belirleyen dopamin gibi çok hassas dengelere sahip hormonları, yapay zekanın da devreye girmesiyle artık kolayca manipüle edebilen bir algoritmalar dünyasında yaşıyor olduğumuz gerçeği. Yakın geçmişe kadar kişinin davranışlarına göre oluşturulan algoritmalar, artık kişilerin davranışlarını yönlendirecek şekilde oluşturulmaya başlandı. Asıl büyük tehlike psikolojisi bozuk birkaç çocuğun okulda katliam yapma ihtimali değil maalesef. Asıl büyük tehlike, psikolojisi bozuk toplumların ortaya çıkma ihtimali. Dünyanın en çok silaha ve silahlı personeline sahip ülkesi olan, dünyada okulları polis tarafından korunan beş ülkeden biri ve en iyi korunanı olan Amerika, aynı zamanda dünyada en çok okul baskınının ve öğrenci katliamının yaşandığı ülke durumunda. ABD'deki her okulda 3-4 silahlı güvenlik görevlisi var. Nüfusa oranla en çok polise, eyaletlere has emniyet güçlerine ve muazzam imkanları olan iç istihbarat birimlerine rağmen bu sorunu çözemiyor. Özgür Özel'in soruna getirmeyi düşündüğü çözümün alameti farikasının ABD'de işe yaramadığını net şekilde görüyoruz. Özgür Özel, biraz derinlemesine düşünmeyi gerektiren her meselede olduğu gibi bu konuda da hükümete alternatif olamayacağını ispatlamış oldu. Acilen yapılması gereken ilk şey, sosyal medyanın çocuklara ve gençlere kontrolsüz şekilde ulaşmasının önüne geçmek. Şu an internete bağlanma imkanı olan her çocuğun uçsuz bucaksız bir pornografi ve dipsiz bir şiddet arşivi ile arasında birkaç tuş var. Bugünün çocukları, anne babalarımızın zihninde ihtimalinin bile izi olmayan, bizim ise çoğumuzun kırk elli yaşına gelmeden varlığından dahi haberdar olmadığımız acayipliklerle o yaşlarda karşılaşıyorlar. Bu ise çocuğun sapkın olduğunu değil sıradan bir çocuk olduğunu gösteriyor. Sizin büyüdüğünüz evde bir fırsatını bulunca kurcalamadığınız bir kutu, anahtarını bulup da açmadığınız kilitli bir kapı kalmış mıydı mesela? O da her çocuk gibi büyüdüğü yerdeki her şeyi merak ediyor doğal olarak. İşte Özgür Özel'in ve genel olarak da muhalefetin anlamadığı nokta tam burası. İnternet denetimine yönelik düzenlemeleri, özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılayıp gençleri de bunun üzerinden kışkırtmaya çalışıyorlar. Şu an CHP'nin koca koca milletvekillerinden tutun, gençlik örgütlerine kadar her unsuru, internetin devlet tarafından denetlenebilmesine karşı çıkıyor. Dahası hazırladıkları görsellerle, videolarla bir de "oyunuma karışma" isminde kampanya yürütüyorlar. Yani çocukların denetimsiz bir sanal dünyada psikolojilerinin bozulmasına izin verelim, okula saldıran olursa da "şahane kıyafeti olan" emekli bir askere işini bitirtiriz diyorlar. Çocukların psikolojisinin bozulmasını engelleyecek önlemlerin alınmasına karşı çıkıp hükümeti çocuklara şikayet ediyorlar. Dünyada buna karşı çıkan CHP iriliğinde bir muhalefet partisi de yok bu arada. Kedi köpeğin bile yavrusuna kural koyduğu şu alemde çocuklara ve gençlere sınırsız bir internet özgürlüğü vaadediyor CHP. Her konuda Avrupa Birliği'ni örnek gösteren Özgür Özel, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde olmayan okul güvenliği gibi çalışmadığı canlı örneklerle ispatlanmış bir uygulamayı önerdiği gibi Avrupa'nın tamamında uygulanan gençler ve çocuklara yönelik internet önlemlerine de karşı çıkıyor. Halbuki daha geçen gün Pedro Sanchez İspanya'da ne yapıyorsa biz de Türkiye'de aynısını yapacağız diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. İspanya, sadece Avrupa'da değil dünya genelinde çocuklara yönelik en sert internet önlemlerinden birini hayata geçirdi bu yıl. Özgür Özel, 7/24 ağzından düşürmediği adamın ne yaptığından da habersiz. Yaşını bilmesem onun da eline tablet verilip büyütülen nesilden olduğuna dair yemin edebilirdim. Aşağıda bazı PUBG videoları var. Youtube birbirine sürekli küfür eden, ölümle tehdit eden hatta buluşup birbirini bıçaklayan oyuncuların videolarıyla dolu. Tekrar edeyim bir oyun tek başına çocukların hayatına yön veremez ama bunun sadece bir oyun olmadığını da anlamak gerek. Aşağıda örneğini gördüğümüz, bizden sonraki neslin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya dili. Bu dil de toplumu dönüştürme amacıyla oluşturulmuş algoritmik unsurlardan birisi. Bunlar gibi çok sayıda unsurun biraya geldiğini düşünün. Bir sonraki paylaşımda buradan devam ederiz. Saygılar.
2:41

Sensitive content

(18+) Videolardan bazıları üst seviye küfür barındırıyor. Ortalık bir yerde açmamalısınız. Özgür Özel'in okullar basılmasın diye bulduğu çözüm 65 bin güvenlik görevlisi atamak. Baskın okulda gerçekleştiği için dümdüz bir mantıkla her okula bir güvenlik görevlisi koyarak meselenin çözülebileceğini sanıyor. Mesela saldırganın "okulda silahlı güvenlik görevlisi var ben en iyisi okul yolunu kana bulayayım" diyeceğini düşünemiyor. Okul yoluna da üçer dörder güvenlik koymak lazım. Türkiye'de bazı okullar 4-5 bin öğrencili ve çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir güvenlik görevlisi ile olacak iş değil oraya da en az üç dört tane lazım. Okul civarında öğrencilerin takıldığı kafeler, parklar da var. Özgür Özel'in bulduğu çözüm için polis teşkilatına yakın büyüklükte bir okul güvenlik teşkilatının kurulması gerekiyor ve bulduğu çözüm, kendisini öldürmeyi göze almış bir çocuğu başkalarını öldürmeden önce emekli bir askere öldürtmek üzerine kurulu. Özgür Özel için bu sonuç bir sorun teşkil etmiyor anladığımız kadarıyla. Bomboş bir konuşma, her zaman olduğu gibi ne sorunu anlayabilmiş ne de çözüme dair mantıklı bir fikir üretebilmiş. ( Videonun son bölümünde o konuşması var.) Bugün Dünya çapında korkutucu bir hızla gerçekleşen kültürel bir değişim ile karşı karşıyayız. Toplumsal reflekslerin hızı, artık teknolojinin hızına yetişemiyor, günümüzün insan hakları, fikir özgürlükleri tanımları üzerine inşa edilmiş kanunları, internetin ortaya çıkardığı sayısız sorunu çözemeyecek kadar hantallaşmış durumda. Binlerce yıllık insanlık tarihinin vardığı noktada aileleri tarafından değil sanal bir bakıcı tarafından yetiştirilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Ölmek ve öldürmek kavramlarını "sanal dünya ölümsüzlüğü"nde öğrenen milyonlarca hatta milyarlarca çocuk ve genç şu an aramızda. Dünyadaki bütün çocukların birbirine bu kadar benzediği bir dönem daha önce yaşanmamıştı. 7-8 yaşından itibaren son derece gerçekçi grafiklere sahip katliam alanlarında, günde 100-200 sanal cinayet işleyen, bir o kadar da ölüp ölüp yeniden dirilen çocukların, ölmek ve öldürmek kavramlarını anlamakta zorlanması, aslında o kadar da şaşırtıcı bir durum değil. Google'a PUBG cinayetleri yazıp aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Tabii bütün suçu spesifik bir oyunun üzerine atarak kurtulamayız. Burada anlatmaya çalıştığım, bir insanın davranışlarını düzenleyen ve ruh halini belirleyen dopamin gibi çok hassas dengelere sahip hormonları, yapay zekanın da devreye girmesiyle artık kolayca manipüle edebilen bir algoritmalar dünyasında yaşıyor olduğumuz gerçeği. Yakın geçmişe kadar kişinin davranışlarına göre oluşturulan algoritmalar, artık kişilerin davranışlarını yönlendirecek şekilde oluşturulmaya başlandı. Asıl büyük tehlike psikolojisi bozuk birkaç çocuğun okulda katliam yapma ihtimali değil maalesef. Asıl büyük tehlike, psikolojisi bozuk toplumların ortaya çıkma ihtimali. Dünyanın en çok silaha ve silahlı personeline sahip ülkesi olan, dünyada okulları polis tarafından korunan beş ülkeden biri ve en iyi korunanı olan Amerika, aynı zamanda dünyada en çok okul baskınının ve öğrenci katliamının yaşandığı ülke durumunda. ABD'deki her okulda 3-4 silahlı güvenlik görevlisi var. Nüfusa oranla en çok polise, eyaletlere has emniyet güçlerine ve muazzam imkanları olan iç istihbarat birimlerine rağmen bu sorunu çözemiyor. Özgür Özel'in soruna getirmeyi düşündüğü çözümün alameti farikasının ABD'de işe yaramadığını net şekilde görüyoruz. Özgür Özel, biraz derinlemesine düşünmeyi gerektiren her meselede olduğu gibi bu konuda da hükümete alternatif olamayacağını ispatlamış oldu. Acilen yapılması gereken ilk şey, sosyal medyanın çocuklara ve gençlere kontrolsüz şekilde ulaşmasının önüne geçmek. Şu an internete bağlanma imkanı olan her çocuğun uçsuz bucaksız bir pornografi ve dipsiz bir şiddet arşivi ile arasında birkaç tuş var. Bugünün çocukları, anne babalarımızın zihninde ihtimalinin bile izi olmayan, bizim ise çoğumuzun kırk elli yaşına gelmeden varlığından dahi haberdar olmadığımız acayipliklerle o yaşlarda karşılaşıyorlar. Bu ise çocuğun sapkın olduğunu değil sıradan bir çocuk olduğunu gösteriyor. Sizin büyüdüğünüz evde bir fırsatını bulunca kurcalamadığınız bir kutu, anahtarını bulup da açmadığınız kilitli bir kapı kalmış mıydı mesela? O da her çocuk gibi büyüdüğü yerdeki her şeyi merak ediyor doğal olarak. İşte Özgür Özel'in ve genel olarak da muhalefetin anlamadığı nokta tam burası. İnternet denetimine yönelik düzenlemeleri, özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılayıp gençleri de bunun üzerinden kışkırtmaya çalışıyorlar. Şu an CHP'nin koca koca milletvekillerinden tutun, gençlik örgütlerine kadar her unsuru, internetin devlet tarafından denetlenebilmesine karşı çıkıyor. Dahası hazırladıkları görsellerle, videolarla bir de "oyunuma karışma" isminde kampanya yürütüyorlar. Yani çocukların denetimsiz bir sanal dünyada psikolojilerinin bozulmasına izin verelim, okula saldıran olursa da "şahane kıyafeti olan" emekli bir askere işini bitirtiriz diyorlar. Çocukların psikolojisinin bozulmasını engelleyecek önlemlerin alınmasına karşı çıkıp hükümeti çocuklara şikayet ediyorlar. Dünyada buna karşı çıkan CHP iriliğinde bir muhalefet partisi de yok bu arada. Kedi köpeğin bile yavrusuna kural koyduğu şu alemde çocuklara ve gençlere sınırsız bir internet özgürlüğü vaadediyor CHP. Her konuda Avrupa Birliği'ni örnek gösteren Özgür Özel, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde olmayan okul güvenliği gibi çalışmadığı canlı örneklerle ispatlanmış bir uygulamayı önerdiği gibi Avrupa'nın tamamında uygulanan gençler ve çocuklara yönelik internet önlemlerine de karşı çıkıyor. Halbuki daha geçen gün Pedro Sanchez İspanya'da ne yapıyorsa biz de Türkiye'de aynısını yapacağız diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. İspanya, sadece Avrupa'da değil dünya genelinde çocuklara yönelik en sert internet önlemlerinden birini hayata geçirdi bu yıl. Özgür Özel, 7/24 ağzından düşürmediği adamın ne yaptığından da habersiz. Yaşını bilmesem onun da eline tablet verilip büyütülen nesilden olduğuna dair yemin edebilirdim. Aşağıda bazı PUBG videoları var. Youtube birbirine sürekli küfür eden, ölümle tehdit eden hatta buluşup birbirini bıçaklayan oyuncuların videolarıyla dolu. Tekrar edeyim bir oyun tek başına çocukların hayatına yön veremez ama bunun sadece bir oyun olmadığını da anlamak gerek. Aşağıda örneğini gördüğümüz, bizden sonraki neslin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya dili. Bu dil de toplumu dönüştürme amacıyla oluşturulmuş algoritmik unsurlardan birisi. Bunlar gibi çok sayıda unsurun biraya geldiğini düşünün. Bir sonraki paylaşımda buradan devam ederiz. Saygılar.

Abese İrca

130,498 просмотров • 4 месяцев назад

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün yaptığı açıklamada terörist başı Öcalan'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuşup DEM grubuna seslenmesi gerektiğini söylemiştir. Devlet Bahçeli'nin bu çağrısı Recep Tayyip Erdoğan ve Özgür Özel tarafından da desteklenmiştir. Bu çağrıya çözülme ortakları DEM, CHP, AKP'nin açık desteğinin olduğunu görüyoruz. Artık Türkiye'de Cumhur İttifakı ve CHP'den oluşan yeni adıyla Cumhur Halk Partisi vardır. Cumhur Halk Partisi, DEM'le koalisyon içerisindedir. Artık Erdoğan, Özel, Bahçeli ve Öcalan'ın el ele yürüdüklerini görüyoruz. Devlet Bahçeli'nin ‘terörist başı Öcalan TBMM'de DEM grubuna konuşsun’ ifadesi tam bir siyasal cinnettir. Devlet Bahçeli belli ki terör örgütünü hiç tanımamış. Terör örgütünün sözde başkanlık konseyi yapmış olduğu edepsiz açıklamada, ‘Savaşa biz karar veririz’ mealinde açıklamalar yaptı. Terör örgütünde terörist başı Öcalan'ın artık fiili bir otoritesi yok. Ancak kurucu olmasından kaynaklanan simgesel bir otoritesi var. Öcalan'ın ne demesini bekliyorsunuz? ‘Hadi silahlarınızı gömün, barış yapalım.’ Böyle mi demesini istiyorsunuz? Siz önce Türk milletine itiraf edin. Öcalan'a bu konuşmayı yapması için ne verdiniz? Özgür Özel, ‘El yükseltiyorum. Devlet Bey, Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Tam olarak kendilerine ait hissetmeyen bütün Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahibi olmayı teklif ediyorum’ diyor. Erdoğan'a, Bahçeli'ye, Özel'e soruyorum; Öcalan'a Türk Milletine ait olan neyi teklif ediyorsunuz? Neyi vermeye karar verdiniz? Türkiye'nin bir bölgesinin Kürdistan olmasına mı karar verdiniz? Devletin resmi dilini değiştirmeye mi karar verdiniz? Federal bir Türkiye kurmaya mı karar verdiniz? Güneydoğu'da, Doğu Anadolu'da özel bir Kürdistan kurmaya mı karar verdiniz? Öcalan size ne karşılığında ne veriyor? Bunu Türk Milletine açıklamak zorundasınız. Bu iş öyle Meclis’te yapılacak konuşmalarla halledilecek bir iş değil. Öcalan'a hangi tavizleri verdiniz? Öcalan, Suriye PKK'sı PYD'nin 140 bin kişiden oluşan yapısını dağıtacak mı? Yoksa Öcalan'a sadece Türkiye'de değil Suriye'de de mi devlet kurma izni veriyorsunuz? Öcalan'ın terör örgütünü lağvetme gücü yoktur. İlginç olan çözüm süreci faciasını bu ülkeye yaşatan AKP'nin DEM ve ardılı partilerin ve terör örgütünün aklına bile gelmeyen terörist başını Meclis’te konuşturması teklifi Türk Milliyetçiliğini temsil iddiasındaki Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den gelmiştir. Terörist başı Öcalan'a olmayan payeler sunmak Devlet Bahçeli'ye düşmez. Devlet Bahçeli'nin bu ifadelerinden dolayı ortaya haklı bir infial çıkmıştır. Vatanseverler, Türk Milliyetçileri derin bir hayal kırıklığı içerisindedirler. Şehitlerimiz, Gazilerimiz kendilerine hakarete uğramış hissetmektedirler. Devlet acziyet içine sokulmuştur. Türk Devleti'nin terörü durdurmak için terörist başının desteğine ihtiyacı yoktur. Bahçeli'nin bu ifadeleri, Erdoğan'ın destek açıklamaları, Özgür Özel'in destek açıklamaları terör örgütü ile can siperane mücadele eden kahraman ordumuzu, kahraman jandarmamızı ve kahraman polisimizi demoralize etmektedir. ‘Biz ne uğruna şehit oluyoruz’ sorusunu sormalarına neden olmaktadır. Türk ordusunun ve polisinin en seçkin evlatlarından 793 tanesi, jandarma ve polis özel harekat mensupları Hendek Çatışmalarında şehit düşmüşlerdi. Binlerce yaralımız vardı. Sizin siyasette yaptığınız hataların bedelini onlar aziz kanlarıyla düzeltmeye çalıştılar. Ülkemiz terörle mücadele bulunduğu konumdan daha geriye düşürülmeye çalışılmaktadır. Bahçeli böyle bir sürece alet olmaktadır. Bahçeli'nin terörist başını Meclis’te konuşturma fikri kendisine mi aittir? Yoksa yerli ve milliliği elden bırakmayan AKP tarafından mı kendisine söyletilmiştir? Bahçeli bir süre önce ‘Çok şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez’ demişti. Sayın Bahçeli Türkiye'yi değiştirmeye karar vermişsiniz anlaşılan. Nereye kadar değiştireceksiniz? Öcalan'a neler vereceksiniz? Türk halkına, Türk Milletine ait olan neleri Öcalan’a devretmeye karar verdiniz? Bahçeli bunu kimin söylettiğini Türk Milletine açıklamak zorundadır. Kendi fikri midir yoksa Erdoğan böyle söylediği için mi söylemiştir? Biz, Zafer Partisi olarak bu çağrıya verilen desteklere hiç şaşırmadık. Çünkü bu çağrının sahibi Bahçeli, zamanında ortağı olduğu koalisyon hükümetini bozdu ve erken seçimle AKP'yi iktidara taşıdı. Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olabilmesi için Meclis oturumuna katıldı, ön ayak oldu. Parlamenter sistemden tek adam rejimine geçişin ve sonrasındaki çöküşün mimarlarından birisi oldu. Ne zaman sıkışsa AKP'nin stepnesi olduğu, koltuk değneği olduğu, destek olduğu ayakta kalmasını sağladı. Şimdi de görüyoruz ki Bahçeli, Öcalan'a koltuk değneği olmaya karar vermiş. Terörist başını Meclis’e çağırmak sadece kahraman gazilerimiz ve aziz şehitlerimize değil, büyük Türk Milletine Gazi Meclisimize ve Cumhuriyetimize hakarettir. Bu hakareti yapan kişi Devlet Bahçeli'dir. Şimdi tekrar soruyorum; Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörist Öcalan Meclis’te konuşursa terörün bitmeyeceğini, sona ermeyeceğini bilmez mi? Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörün arkasında Batılı emperyalist güçler olduğunu ve onların Türkiye Sevr koşullarına gelmedikçe, terörü vekil güç olarak kullanmaya devam edeceğini kestiremez mi? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, PKK'yı Öcalan'ın yönettiğini mi zannediyorlar? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, terör örgütü alanda yenilip silah bırakmaya zorlanmadıkça kendiliğinden silah bırakmayacağını bilmez mi? 10 yıl önceki çözüm sürecinin memlekete ne ağır maliyetler ödettiğini bilmezler mi? Dün lideri ölen FETÖ terör örgütü Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni bombalamıştı. Çok aşağılık bir eylemdi bu bombalama eylemi. Bir başka ülkenin ordusu bile bizim parlamentomuzu bombalamaz, bizim ordumuz da başka bir ülkenin parlamentosunu bombalamaz. Ama terör örgütü FETÖ, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni Gazi Meclisimizi bombalatmıştı. Şimdi Bahçeli, Öcalan’ı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin içine sokup vicdanını, manevi şahsiyetini meclisin bombalatmaya hazırlanıyor. Bahçeli Türkiye'de bozulma, çözülme ve çöküşlerin daimi işaret fişeği olarak kullanıldı. Bahçeli attığı siyasi adımlarla AKP'yi bu milletin başına musallat etti, tek adam sistemiyle parlamenter demokrasiyi değiştirdi ve şimdi Öcalan ve DEM'le işbirliği yaparak kalanı da yok etmek istiyor. Bahçeli'nin yolu yıkım yoludur. Onunla olan veya destek verenler de bu yıkıma ortaktırlar. Şimdi buradan Milliyetçi Hareket Partisi'ne gönül vermiş bütün kardeşlerime seslenmek istiyorum. Lider bildiğiniz kişinin terör seviciliği yapması sizi kızdırıyorsa, parti içindeki emeklerinizin değişik klikler tarafından keyfi menfaatlerine kurban edilmesinden bıktıysanız, sizleri Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkeleri ve Alparslan Türkeş’in ülküleri doğrultusunda vatan uğruna mücadele etmeye ve terörün karşısında duran, dimdik duran Zafer Partisi’ne gelmeye davet ediyorum. Gün, devletimiz, milletimiz ve bayrağımız için mücadele günüdür. Sizlere düşen bu kutlu mücadele de bizi yalnız bırakmamanız, yanımızda olmanızdır. Bu vesileyle sevgili Cumhuriyet Halk Partililere de seslenmek istiyorum. Gerçek Atatürkçülere seslenmek istiyorum; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu devleti Öcalan'a vermeyi teklif eden Özgür Özel'in arkasından gitmeyin. Atatürk'ün kurduğu genç Cumhuriyete ihanet eden bir başka terörist başı Şeyh Said'e vatan haini diyemeyen adamlar Atatürkçü olamazlar, Atatürk'ün partisine genel başkanlık edemezler. Onun için bütün gerçek Atatürkçü Cumhuriyet Halk Partilileri Zafer Partisi'ne davet ediyorum. Sevgili AK Partililere de seslenmek istiyorum; sevgili vatansever, AKP'li kardeşlerim: PKK ile ilk müzakere sürecinde Dolmabahçe'de ulaşılan ve halka duyurulan mutabakat terörle mutabakat sürecini Haziran 2015 seçimlerinde siz oylarınızla sandığa gömerek durdurdunuz. Erdoğan'ı siz iktidardan düşürdünüz. ‘Allah devlete ve millete zeval vermesin’ diyorsunuz. Evet, Allah devlete ve millete zeval vermesin Cumhur İttifakı ve CHP şimdi devlete ve millete zeval vermeye hazırlanıyorlar. Buna izin vermeyelim sevgili kardeşlerim. Bütün vatansever AK Partilileri de Zafer Partisi'nin çatısının altına davet ediyorum. Devletimize ve milletimize zeval gelmesini birlikte engelleyelim diyorum. Biz Zafer Partisi olarak, Atatürk'ün bize emanet olan Cumhuriyeti ve devletimizi, kurucu ilkeler ve değerler ışığında ve hukuk devleti esaslarına göre korumaya oluşan tehditleri milletimize anlatmaya ve bunlara kararlılıkla karşı koymaya devam edeceğiz. Bu rezil gidişe Yunanistan'ın önünde diz çökerek Doğu Akdeniz ve Ege'de verilecek tavizlere, Kıbrıs'ta verilecek tavizlere karşı çıkıyoruz. Biz bu rezil gidişle terör örgütüne teslim olup Öcalan'a verilen tavizlere karşı çıkıyoruz. Bunun için de artık Türk milletine gitmenin zamanı geldiğini düşünüyoruz. Hodri meydan! Siz yanınıza Öcalan’ı alın, biz Türk Milletini alalım. Erken seçimde sandığa gidelim. Ne mutlu Türk’üm diyene!

Ümit Özdağ

2,269,600 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in beraberinde; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Bakan Yardımcısı Musa Heybet, Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ve MSB Personel Genel Müdürü Tümgeneral Orhan Gürdal ile gittiği Balıkesir’de Millî Savunma Üniversitesi (MSÜ) Kara Astsubay Meslek Yüksekokulunda “Astsubay Temel Askerlik ve Astsubaylık Anlayışı Kazandırma (ASTTASAK) Eğitimi” mezuniyet törenine katıldı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da Bakan Yaşar Güler’in telefonundan mezun olan Astsubaylarımıza seslendi. "Şüphesiz ki annelerin babaların en mutlu günü, evlatlarının böyle bir mutlu ocaktan mezuniyetini görmeleridir." diyen Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şöyle konuştu: "Şu anda da 1200'ü aşkın astsubayımızın mezuniyet töreninde bu mutluluğu yaşamak gerçekten anne ve babalar için hele hele Türk ordusuna gönderecekleri evlatları için farklı bir mutluluk tablosudur. Bu mutluluğunuzu ben de şimdi komutanlarımla birlikte yaşıyorum. Sizleri tebrik ediyorum. Hayırlı, uğurlu olsun. Ordumuzun yeni bir güç kaynağını elde ettiği bugünde sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum." Bakan Yaşar Güler de törende Astsubaylarımıza özetle şunları söyledi: RİSK VE TEHDİTLERİN ARTTIĞI KARMAŞIK BİR DÖNEMİN İÇİNDEYİZ Türk Silahlı Kuvvetlerimize Astsubaylar yetiştiren, bu güzide ilim ve irfan yuvasında, sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sözlerimin başında, burada aldıkları eğitimleri başarıyla tamamlayarak mezun olan kahraman Astsubaylarımızı yürekten kutluyor; mezuniyetlerinin kendilerine, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Yakın bölgemiz başta olmak üzere birçok coğrafyada hassas gelişmelerin yaşandığı risk ve tehditlerin arttığı karmaşık bir dönemin içindeyiz. Bu kaotik ortamda süregelen çatışmalar, terörizm, siber saldırılar ve çok boyutlu tehlikeler; orduların yalnızca güçlü bir teknolojik altyapıya değil aynı zamanda iyi eğitimli personele olan ihtiyacını da artırmaktadır. Askerî sistemde bilgi ve teknoloji ne kadar önemliyse bunu bilinçli ve etkili şekilde kullanacak nitelikli personel de bir o kadar hayatidir. Bir başka ifadeyle; sürekli olarak kendini yenileyen, öğrenen, adaptasyon yeteneği yüksek, teknolojiyi etkin ve doğru şekilde kullanabilecek personelin varlığı askerî gücü belirleyen en kritik faktördür. İşte bu yüzden, eğitim faaliyetlerimizi çok yönlü ve titiz bir şekilde sürdürüyor; sizler gibi seçilmiş yeni personelimizin katılımıyla ordumuzu güçlendiriyoruz. Bu kapsamda Kara Kuvvetlerimize değerli astsubaylar yetiştiren bu köklü eğitim kurumumuz da; sizleri akademik, teknik, taktik ve fiziksel yönlerden donatıp mesleki değerler kazandırarak göreve en iyi şekilde hazırlamaktadır. Burada aldığınız eğitimlerle bireysel ve mesleki gelişimini artıran siz genç astsubaylarımızın üstleneceği görevler Türk Silahlı Kuvvetlerimizin faaliyetlerinin etkinliğine büyük katkılar sağlayacaktır. EN GÜVENİLİR ORTAK OLARAK HEP TÜRKİYE’NİN ADI ZİKREDİLİYOR Millî güvenliğimizi ve varlığımızı tehdit eden gelişmelerin ortaya çıktığı bu kaotik süreçte Türkiye, alışılmış metotlarla tedbir almak yerine, etkili ve önleyici politikalar ortaya koymaktadır. Ülkemiz, bu güçlü duruşuyla pek çok coğrafyada etkin ve yapıcı bir rol üstlenerek müzakere masalarının ve uluslararası güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi hâline gelmiştir. Dünyanın başat aktörleri dahi, Türkiye’nin güçlü temaslarını ve hayata geçirdiği etkin inisiyatifi, açıkça dile getirmektedirler. - Bugün Afrika’daki güvenlik ve refahın paydaşlığında, - Kafkasya’daki istikrar ve barışın sürekliliğinde, - Karadeniz’de savaşın sona erdirilmesi çabalarında, - Orta Doğu’da barış ve huzurun tesis edilmesinde, - Hatta Avrupa güvenlik mimarisinin korunmasında en güvenilir ortak olarak hep Türkiye’nin adı zikredilmektedir. Ülkemizin etki ve ilgi alanının böylesine genişlediği bir dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Uluslararası güvenlik, barış ve istikrarın desteklenmesi için Azerbaycan’da, Libya’da, Somali’de, Katar’da, Kosova’da, Bosna-Hersek’te ve daha pek çok coğrafyada engin tecrübesiyle önemli vazifeler ifa etmektedir. Tüm bunların yanı sıra Silahlı Kuvvetlerimiz; - Sınır ötesinden başlayarak hudutlarımızın güvenliğinin sağlanması, - Tüm terör örgütleriyle etkin bir şekilde mücadele edilmesi, - Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunması, Geniş ölçekli tatbikatların icrasından yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesine kadar üstlendiği tüm vazifeleri büyük bir başarıyla yerine getirerek İstiklal Harbi’mizden bu yana en kapsamlı ve en etkin faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu dönemde, Kara Kuvvetlerimiz de aynı etkinlik ve yoğunlukta sorumluluklarını yerine getirmektedir. KARA KUVVETLERİMİZ ÜLKEMİZİN İFTİHAR KAYNAĞIDIR Gururla ifade etmeliyim ki Kara Kuvvetlerimiz; köklü tarihi yetenekli personeli, üstün teknolojisi ve büyük başarılarıyla ülkemizin iftihar kaynağıdır. Kara Kuvvetlerimizin bulunduğu mümtaz konumunu devam ettirebilmesi için; - Bir yandan sizler gibi vatan, millet ve bayrak aşığı yiğit evlatlarımızı ordumuzun saflarına katıyor; - Diğer yandan da çağımızın en büyük kuvvet çarpanlarından biri olan teknolojik yenilikleri vakit kaybetmeksizin personelimizin kullanımına sunarak, imkân ve kabiliyetlerimizi sürekli geliştiriyoruz. Nitekim, Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik vizyonu ve liderliğinde yerli, millî ve modern savunma sanayimizin ürettiği harp araç gereçleri Silahlı Kuvvetlerimizin gücünü artırırken ülkemiz bu ürünlerin ihracatında da büyük bir sıçrama yaşıyor. Bundan sonra da en büyük gayemiz, ordumuzu; personeliyle teknolojisiyle ve harekât yetenekleriyle, dünyanın en kuvvetli kara güçlerinden biri hâline getirmektir. TERÖR ÖRGÜTÜ DERHÂL VE KOŞULSUZ OLARAK SİLAHLARI TESLİM ETMELİDİR Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; tarih boyunca olduğu gibi, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne yönelen her türlü tehdide karşı büyük bir kararlılıkla mücadele etmiş, kendisine verilen görevleri başarıyla yerine getirmiştir. Bugün, ülkemizin huzurunu, güvenliğini ve geleceğini 40 yılı aşkın süredir tehdit eden, terörle mücadelede önemli bir dönüm noktasına ulaşılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, aynı şekilde jandarma ve emniyet teşkilatımızın ve güvenlik korucularımızın büyük fedakârlık ve üstün gayretle yürüttüğü mücadele ve operasyonlar sayesinde terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılarak kritik bir aşamaya gelinmiştir. Elbette ki terörle mücadele, yalnızca silahlı bir mücadele değildir. Bu, aynı zamanda milletimizin iradesini, devletimizin kararlılığını ve güvenlik güçlerimizin fedakârlığını ortaya koyan bir millî duruşun göstergesidir. Bu süreçte, gazi ve muzaffer ordumuz; gece gündüz demeden, en zorlu coğrafyalarda, en çetin şartlarda, her türlü fedakârlığı göze alarak, vatanı için canını ortaya koymuş, gerektiğinde şehit olmuş, gerektiğinde gazilik mertebesine ulaşmıştır. Başta Şehit ve Gazilerimiz olmak üzere kahraman Mehmetçiğin azmi, cesareti ve kararlılığı sayesinde ülkemizi terör belasından arındırma noktasında büyük bir mesafe katedilmiştir. Bugün geldiğimiz noktada; Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olduğunu itiraf eden örgütün; terörle bir yere varılamayacağını, ömrünü tamamladığını ve kendisini feshetmekten başka çaresinin olmadığını geç de olsa anlaması kayda değerdir. Ancak, terör örgütü PKK ve farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları (nerede olduklarından bağımsız olarak) bir an önce fesih kararını almalı, derhâl ve koşulsuz olarak silahları teslim etmelidir. Aksi yöndeki hiçbir açıklama ve eylemin bir karşılığı yoktur ve olmayacaktır. Bu kapsamda ateşkes gibi metinde yer almayan hususlar gündeme getirilmemelidir. Zira böyle bir şey asla söz konusu değildir. Nihai hedefimiz; 85 milyon vatandaşımızın ortak temennisi olan terörün sona ermesi, terör örgütlerinin tamamen tasfiye edilmesi ve ülkemize yönelik her türlü tehdidin ortadan kaldırılmasıdır. Bu yüzden sürecin sabote ve suistimal edilmesine veya uzatılmasına müsaade edilmeyecek; temkinli ve rasyonel bir yaklaşım esas alınacaktır. Devletimizin engin tecrübesi ve basiretine herkes güvensin ve vatandaşlarımız bu konuda müsterih olsun. TÜRK ASKERİNİN EN BÜYÜK ÖZELLİĞİ YÜKSEK DİSİPLİN ANLAYIŞIDIR Türk Silahlı Kuvvetleri, stratejik özellikleri nedeniyle tarih boyunca hâkim güçlerin ilgi ve etki odağındaki bu coğrafyanın en güçlü ordusudur. İşte sizler de böylesine köklü, güçlü ve etkin bir ordunun parçası olarak meslek hayatınız boyunca hayati sorumluluklar taşıyacaksınız. Mazisi şan, şeref ve kahramanlıklarla dolu Silahlı Kuvvetlerimizin, sizlerden beklentileri büyüktür. Sizler, ordumuzun bel kemiğini oluşturan Astsubaylar olarak, komuta kademesi ile Mehmetçik arasında kritik roller üstleneceksiniz. Bu kapsamda, siz değerli Astsubaylarıma bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum: - Öncelikle tüm vazifelerinizi; kural ve kaideler çerçevesinde akıl ve sağduyu ile yerine getiriniz. - Bu anlamda ferdi eğitiminiz, mesleki teknik ve taktik bilginiz ile kondisyonunuz, her daim üst düzeyde olmalıdır. - Diğer yandan yapacağınız işlerde, takım çalışmasına önem verin, iş birliği ve dayanışmayı geliştirin, farklı bakış açılarından faydalanın. - Yeri ve zamanı geldiğinde, aziz vatanımız için büyük fedakârlıklar yapmanız isteneceğinin bilincinde olun. - Hiçbir engel veya imkânsızlık, vazifenizi yapmaktan sizi alıkoymamalıdır. - Tüm bunlar için de çalışmak, hayatınızın ana felsefesi sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Unutmayınız ki kahraman Türk askerinin en büyük özelliği; fedakârlık, azim ve inancının yanı sıra sahip olduğu yüksek disiplin anlayışıdır. Nitekim muzaffer ordumuz; binlerce yıllık şanlı tarihimizden süzülüp gelen ve askerliğin temeli olan kurallardan yani disiplinden ve mutlak itaat anlayışından asla taviz vermeden millî, manevi ve mesleki değerlerimiz doğrultusunda, asil milletimizin güvenine layık bir şekilde görevlerini sürdürmektedir. Bu esaslar doğrultusunda sizlerin de görevlerinizi büyük bir şevk ve heyecanla ve üstün bir disiplinle yerine getirerek Kara Kuvvetlerimize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize önemli katkılar sağlayacağınıza yürekten inanıyorum. Kara Astsubay Meslek Yüksekokulumuzun Değerli Komutanları, Seçkin Öğretim Üyeleri ve Kıymetli Personeli; sizlerin tecrübesi, engin bilgi ve birikimiyle icra edilen eğitim-öğretim faaliyetleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yüksek donanımlı personelin yetişmesi açısından kritik öneme sahiptir. Yoğun gayretleriniz, heyecan ve motivasyonunuz; burada eğitim alan her bir Astsubayımıza, ordumuza en iyi katkıları vermesi ve kendi başarı hikâyesini yazabilmesi bakımından örnek teşkil etmektedir. Bu sorumluluğun bilincinde olarak sizlerin, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Astsubaylarımızı, en iyi şekilde yetiştirmenizi beklediğimi, özellikle ifade etmek istiyorum. Çabalarınız için her birinize teşekkür ediyorum. Kahraman Astsubaylarımızın Çok Kıymetli Aileleri; en değerli hazineleriniz olan evlatlarınız, büyük bir emekle sürdürdükleri eğitimlerini başarıyla tamamlayarak mezun olmanın gururunu yaşıyorlar. Bu özel ve anlamlı günde, onların mutluluğunu paylaşırken, onlara daima rehber olan siz kıymetli ailelerimizin de bu başarıda büyük bir payı olduğunu özellikle ifade etmek isterim. Bu vesileyle, tüm annelerimizin ve kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü de bir kez daha içtenlikle kutluyorum. Sevgileri, şefkatleri ve fedakârlıklarıyla hayatı güzelleştiren kadınlarımız, nice yiğit vatan evladını yetiştirerek, nice zorluklara göğüs gerip büyük başarılar elde ederek ülkemize güzide katkılar sunmaktadırlar. Varlıkları ve emekleri için hepsine minnettarız. Sonuç olarak “Türkiye Yüzyılı”nda daha büyük, daha güçlü bir Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri için çalışmalarımızı artan bir şevk ve gayretle sürdürmeye devam edeceğiz. Sözlerime son verirken; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, mezun olan kıymetli Astsubaylarımızı başarılarından dolayı bir kez daha kutluyor, gözlerinden öpüyor; değerli misafirlerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kahraman Astsubaylarım, yolunuz ve bahtınız açık, bileğiniz kuvvetli, gücünüz daim olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

68,346 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Kara Harp Okuluna girişinin 127’nci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törene katıldı. Bakan Yaşar Güler, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi: KARA HARP OKULUNDA, BİR MİLLETİN KADERİNE ETKİ EDECEK BÜYÜK BİR LİDERİN YOLCULUĞU BAŞLADI Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kara Harp Okuluna adım atışının 127’nci yıl dönümünde ilim ve irfan ocağı, şanlı yuva Harbiyede sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu kutsal çatı altında yetişerek vatan ve millet uğrunda her türlü fedakârlığı gösteren tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Tarihimizin en köklü eğitim kurumlarından biri olan Kara Harp Okulu nice komutanların, devlet adamlarının ve fikir insanlarının yetiştiği, milletimizin kaderinde söz sahibi olmuş nesillerin yoğrulduğu bir ocaktır. İşte Mustafa Kemal’in de bu şanlı yuvanın kapısından içeri girdiği gün sadece bir askerî öğrencinin eğitim hayatı başlamamış, aynı zamanda bir milletin kaderine etki edecek büyük bir liderin yolculuğu da başlamıştır. Harbiyede kazandığı disiplin, düşünce derinliği ve sorumluluk bilinci; onu Millî Mücadele’yi zafere taşıyan ve Cumhuriyetimizi kuran bir önder hâline getirmiştir. Bugün, aynı kutlu mirasın taşıyıcıları olan sizlerin de Harbiyede kazandığınız bilgi ve birikim hem bir meslek yolculuğunun hem de asil milletimizin güvenliğini ve devletimizin istikbalini omuzlayacak bir komutanın yetişme sürecidir. Ben de bu sıralarda eğitim alıp 52 yıl önce mezun olmuş bir komutanınız olarak Harbiyeli ünvanı taşımaktan daima gurur duydum. İnanıyorum ki tarih boyunca buradan yetişen her Harbiyeli de aynı duygu ve düşüncelerle ülkemize ve şanlı ordumuza hizmet etmiştir ve etmeye devam etmektedir. Bu vesileyle Mekteb-i Harbiyenin bugünkü mümtaz seviyesine ulaşmasında katkısı olan herkese şükranlarımı sunuyor, ebediyete irtihal edenleri rahmetle anıyorum. ABD-İSRAİL VE İRAN ARASINDAKİ ÇATIŞMALARI BÜYÜK BİR DİKKATLE İZLİYORUZ Dünyamız yeni bir jeopolitik kırılma döneminden geçmektedir. Uluslararası sistemde dengeler hızla değişmekte, güç merkezleri arasındaki rekabet giderek sertleşmektedir. Güçlü olanın kendi çıkarlarını dayattığı bu ortamda uluslararası hukuk ihlal edilmekte, küresel nizamı sağlamak için oluşturulan kurumlar etkisini kaybetmekte, diplomasi ise giderek daha kırılgan bir zeminde yol almaktadır. Orta Doğu’dan Karadeniz’e, Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya uzanan geniş bir hatta savaşlar, vekâlet çatışmaları, enerji rekabeti ve jeopolitik hesaplaşmalar aynı anda yaşanmaktadır. Özellikle yakın coğrafyamızdaki gelişmeler bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Nitekim 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve İran’ın misilleme saldırılarıyla şiddetlenen çatışmalar, bölgemizi yeni bir kriz sarmalının içine sürüklemiştir. Türkiye olarak ilk günden itibaren tüm gelişmeleri büyük bir dikkatle takip etmekte, millî güvenliğimizi ilgilendiren her konuda gerekli tedbirleri kararlılıkla almaktayız. Diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için çaba sarf ederken bekamıza yönelebilecek ihlallere karşı koymakta son derece muktedir olduğumuzu da her fırsatta ifade ediyoruz. Çevremizdeki bu ateş çemberine rağmen ülkemiz, istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte, bu konumunu korumak ve daha da güçlendirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetinde yoğun bir gayret göstermektedir. TSK, ÜLKEMİZİN VE MİLLETİMİZİN GÜVENLİĞİNİN EN GÜÇLÜ TEMİNATIDIR Çok iyi biliyoruz ki dünyanın en zorlu jeopolitik kuşaklarından birinde yer alan ülkemizin güvenliği, güçlü bir devlet yapısını, etkin bir diplomasiyi ve caydırıcı bir askerî kapasiteyi gerektirmektedir. Bu kapsamda binlerce yıllık köklü geleneğiyle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; disiplinli yapısı, yüksek kabiliyetleri ve sahip olduğu saygın konumuyla ülkemizin ve milletimizin güvenliğinin en güçlü teminatıdır. Öte yandan devam eden sıcak çatışmalar dâhil yaşanan kriz ve savaşlar, askerî doktrini, savunma ve güvenlik tedbirlerini ve stratejik aklı sürekli geliştirmemiz gerektiğini de ortaya koymaktadır. Şüphesiz siz Harbiyeliler için de bu gelişmeler, yalnızca takip etmeniz gereken hadiseler değil, geleceğin komutanlarına çıkarılacak dersler sunan askerî tecrübe kaynağı mahiyetindedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” HEDEFİMİZİN NE KADAR GEREKLİ OLDUĞU GÖRÜLMÜŞTÜR İçinde bulunduğumuz kritik süreçte “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” hedefimizin de ne kadar gerekli ve stratejik olduğu bir kez daha açıkça görülmüştür. Şu hususu özellikle vurgulamalıyım ki bugün tarihî süreç yürütülebiliyorsa bu, en başta kahraman ordumuzun yıllardır sürdürdüğü emsalsiz mücadeleler sayesinde olmuştur. Dolayısıyla gazi ve muzaffer ordumuz, kendisine tevdi edilen tüm görevleri başarıyla yerine getirdiği gibi bu mücadelede de üzerine düşeni yapmıştır ve yapmaya da azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Binlerce yıllık engin devlet tecrübesiyle yürütülen süreç; - Bütün kirli hesapları altüst ederek asırlık oyunları bozacak, - Kalıcı güvenlik, huzur ve refah ortamı oluşturacak, Ve “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize daha emin adımlarla ilerlememize imkân tanıyacaktır. DİSİPLİN OLMADAN BAŞARI SAĞLANAMAZ Kıymetli Harbiyeli evlatlarım; içinde bulunduğumuz bu kritik dönemde sizler milletimizin güvenliğini sağlayacak, devletimizin bekasını koruyacak, bayrağımızın hür dalgalanmasını teminat altına alacak, caydırıcı güce sahip ordumuzu yönetecek komutan adaylarısınız. Unutmayınız ki güçlü bir ordunun temeli; iyi yetişmiş, yüksek karakter sahibi ve stratejik düşünebilen subaylardır. Bu nedenle kendinizi her açıdan en iyi şekilde yetiştirmelisiniz. Şüphesiz ki bilgi sahibi olmadan güçlü olunamayacağı gibi disiplin olmadan da başarı sağlanamaz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi kahraman ordumuzun en temel niteliği ve Türk askerini diğer ordulardan ayıran en belirgin özelliklerden biri mutlak itaat ve sarsılmaz disiplin anlayışıdır. Binlerce yıllık askerî geleneğimizden süzülüp gelen bu kültür, ordumuzun en büyük gücüdür. Disiplinle birlikte önemli bir husus da liderlik ve komutanlık özellikleridir. İyi bir lider ve gerçek komutan, öncelikle iyi bir karaktere sahip olmalıdır. Aynı zamanda en zor şartlarda dahi soğukkanlılığını koruyabilmeli, gelişmeleri neden-sonuç ilişkisi kurarak okuyabilmeli, doğru kararları verebilmeli ve astlarına güvenip onlara örnek olmalıdır. İşte şanlı yuva Harbiye de sizlere yalnızca askerî bilgiyi değil, aynı zamanda bu liderlik ruhunu da kazandırmayı amaçlamaktadır. Kıymetli Harbiyeliler, Zaman gerçekten çok çabuk geçiyor. Bu yüzden buradaki vakitlerinizi okulunuzun her türlü imkânını en iyi şekilde kullanarak verimli şekilde geçirmeye çalışın. Kendinizi ne kadar çok geliştirirseniz yarın o kadar kazançlı olursunuz. Harbiyeli için her yeni gün, kendini bir adım daha geliştirme ve milletine daha güçlü hizmet etme fırsatı olarak görülmelidir. İnançlı, planlı, çalışkan ve azimli olduğunuz sürece, başarı daima yanı başınızda olacaktır. Zira başarı tesadüf değildir, bütünleşik bir gayretin ve hedeflere inanma iradesinin sonucudur. İnanıyorum ki sizler; burada edindiğiniz millî, manevi ve mesleki değerlerinizle asil milletimize ve devletimize nice önemli hizmetlerde bulunacak, ülkemizin geleceğinin güvencesi ve kahraman ordumuzun gururu olacaksınız. ÜLKELERİNİZDE ÖNEMLİ GÖREVLER ÜSTLENECEKSİNİZ Değerli misafir Harbiyeliler; bu çatı altında edindiğiniz çağdaş eğitim ve bilgi birikiminin sizlere önemli katkılar sağlayacağına, kurduğunuz dostlukların da hayatınız boyunca büyük bir gurur ve güzel bir anı olacağına yürekten inanıyorum. Önümüzdeki yıllarda ülkelerinizde önemli askerî görevler üstleneceğinizden ve ülkelerimiz arasındaki savunma iş birliklerinin güçlenmesine büyük katkılar sunacağınızdan eminim. En büyük temennimiz burada kurduğunuz dostlukların ve aramızdaki kardeşlik bağının her şart altında yaşam boyu sürmesi ve her zaman gönlümüzde özel bir yeriniz olduğunu bilmenizdir. Kara Harp Okulumuzun değerli komutanları ve öğretim üyeleri; Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gelecekteki liderlerini yetiştirme gibi son derece önemli bir sorumluluğu üstlenmiş bulunuyorsunuz. Harbiyelilerimize kazandırdığınız her değer ordumuzun ve ülkemizin geleceğine yapılan çok değerli bir yatırımdır. Bugüne kadar gösterdiğiniz fedakârlık ve özverili çalışmalar için Kara Harp Okulunun siz kıymetli yönetici, komutan, personel ve öğretim görevlilerine teşekkür ediyor, bundan sonra da görev ve sorumluluklarınızı en iyi şekilde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten en büyük Harbiyeli Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor; aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Değerli Harbiyeli evlatlarım; eğitim hayatınızda sizlere üstün başarılar diliyor, her birinizi gözlerinizden öpüyorum. Bu vesileyle sizlerin ve kıymetli ailelerinizin Mübarek Ramazan Bayramı’nı da şimdiden en içten dileklerimle kutluyor, sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyorum. Ufkunuz açık, motivasyonunuz yüksek, başarılarınız daim olsun. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,472 просмотров • 5 месяцев назад

CHP'nin duruşmaların canlı yayınlanmasını istemesinin sebebi, İmamoğlu'nun iddianamedeki sorulara cevap vermeden Nazım Hikmet'ten şiirler, Nutuk'tan paragraflar okuyarak, devrimci marşlar söyleyerek davayı yolsuzluk ekseninden çıkarıp siyaset eksenine çekme planıydı. Alacağı artık neredeyse kesin olan cezayı, kitlesinin gözünde gayrimeşru hale getirip buradan devşireceği mağduriyet ile de partisine seçim kazandırmayı planlıyor. Yani aslında İmamoğlu, adalet sisteminin altına tünel kazarak kaçmayı deniyor. İmamoğlu'nun dün duruşma salonunda Nazım Hikmet şiiri okuması bile bence başlı başına bir itiraftı. Nazım Hikmet, şiirlerinde de görüldüğü üzere burjuva düşmanıdır ve hatta bir şiirinde Mustafa Kemal'e de "Burjuva Kemal" diye hitap etmiş, devamında da paşayı havlatmıştır. Mustafa Kemal'in tek parti rejimi de Nazım Hikmet'i rejim düşmanı ilan etmiş ve 12 sene hapiste yatırmıştır. Nazım'ın şiirlerinde geçen o emek sömürücü zalimlerin kim olduğunu, şiirlerin tarihlerine bakıp görebilirsiniz. Atatürkçü tabanın 'devrimci' diye alkışladığı Nazım Hikmet, aslında o tabanın kutsallarına savaş açmış bir karşı devrimcidir. İmamoğlu’nun bu şiiri okuması, bir savunma değil, Atatürkçü seçmenin ideolojik hafızasızlığının istismar edilmesidir. Bir Atatürkçünün Nazım Hikmet'i sevmesi hatta ona sempati duyması bile Mustafa Kemal'e ve cumhuriyet rejimine ihanettir. Yani bizim bugüne kadar Atatürkçülerden duyduğumuz bu şekildeydi. Söz konusu İmamoğlu olduğunda ise bu sevgi daha da imkansız bir hal alıyor. Önümüzdeki günlerde İmamoğlu, burjuva düşmanı Nazım'ın şiirini okuduğu o salonda, mal varlığındaki artışın dedesinden kalan şirketin faaliyetlerinden kaynaklandığını, yani kendisinin bir burjuva olduğunu ispatlamaya çalışacak. Bugüne kadar ne kendisi ne de avukatları bunun dışında bir savunma sunamadı. Ortada karşılığı olmayan milyarlarca lira değerindeki 117 taşınmaz var. Aylardır kitlesine küfür ettirdiği savcı ise elinde MASAK raporlarıyla o ihtişamlı hesap gününü bekliyor. O yüzden vaziyetin vehameti, İmamoğlu'nun her zamanki gibi laf kalabalığı yaparak sıyrılabileceği seviyeyi çoktan geçmiş durumda. Savcının mahkeme boyunca kendisini hiç acele etmeden ağlata inlete ezmeye hazırlandığını çok iyi biliyor. Zaman gittikçe daralıyor ve bu kaçış planının dışarıdaki kısmını organize etmesi gereken kişi, düşük profiliyle kolay kontrol edebileceğini düşündüğü için kendi elleriyle genel başkan yaptığı Özgür Özel. Yaptığı planın en zayıf tarafı da baskı altındayken metil alkol zehirlenmesi semptomları gösteren CHP'nin genel başkanı. Daha sürecin başındayken sürekli rest çekmeye başlaması, oyunda çok uzun kalamayacağını düşündürüyor. Planın güçlü tarafı ise parayı kaçırmayı başarmış olması ve CB adaylığı için satın aldığı gıcır gıcır medyanın yüksek algı oluşturma kapasitesi. İmamoğlu, parayı şirketler ve kişiler arasında dolaştırarak kurduğu sistemin, konuyu dışarıdan izleyen ve hukuk eğitimi almamış kalabalıklar tarafından anlaşılamayacak kadar karmaşık bir yapıda olduğunu biliyor. Eğer duruşma canlı yayınlansaydı en haksız olduğu durumlarda bile Fazilet Durağı performansını sergileyecek, savunmasıyla mahkeme heyetini ikna edemese de oyunculuğuyla kitlesini suçsuz olduğuna inandırabilecekti. Bu artık mümkün olmadığı için duruşmanın hukuki içeriğini bastıracak kadar gürültü yapacak. ONLAR TV gibi ekipler de, içerideki duruşma rutinlerini ve İmamoğlu'nun rutin dışında kalma çabasını bir kahramanlık hikayesi olarak senaryolaştırıp sosyal medyadaki etkileşim ağına servis edecek. Her kriz anında bir anda ortaya çıkan her ideolojinin kılığına girmiş troll orduları, insanlara sürekli o senaryoyu pompalayacak. Sosyal medyanın mevcut yapısı bu şekilde devam ederse bugüne kadar gördüğümüz en büyük provokasyona şahit olacağımızı düşünüyorum çünkü bu seferki bizzat patronun ölüm kalım mücadelesi olacak. İşte Ekrem İmamoğlu dün Nazım Hikmet şiiri okuyarak mahkemeye direneciğinin ilk işaretini verdi. Tahminim odur ki, sürecin bir noktasından itibaren sokakları karıştıracaklar. İmamoğlu bunun CHP'nin konfor düşkünü kitlesiyle mümkün olamayacağını biliyor. Ona polis taşlamaktan, cop yemekten hatta tutuklanmaktan çekinmeyen ve bunu kendi medyası için görsel bir şölene dönüştürmeyi bilen sol örgütçü gençler lazım. Benim sosyal medyada yaptığım gözlem, şu an bu istikamette bir hazırlığın olduğu yönünde.

Abese İrca

26,467 просмотров • 4 месяцев назад

Fransa'nın Pasifik'teki sömürgesi Yeni Kaledonya'da işler karıştı. Yeni Kaledonya, aslında resmi olarak sömürge değil zira hiçbir sömürge resmen sömürge değildir. Ya kolonidir, ya "deniz aşırı topraktır" ya özerk bölgedir ya da "Tam bağımsız, faizleri tavan ama parası çöp" bir ülkedir. İşte Yeni Kaledonya bu en sondaki fenafillah mertebesine henüz ulaşamamış olan "Deniz aşırı özel bölge" sıfatında bir ülkedir. Biraz tanıyalım ve meseleler ne durumda ve ne şekilde seyredecek öngörülerimizi ve yarısı ciddi yarısı hikaye bir floodu paylaşalım. Yeni Kaledonya, 18.000 km2 bir alana sahip ve Pasifik'te bu boyutta adalar azdır. Genellikle Avustralya ve ABD arasındaki bu sahada ufak adalar vardır ve çoğunda da insan yaşamaz zira yaşamaya elverişli değildir. Bu sebepten Fransa, buralardaki adaların bir kısmını nükleer deneylerde kullanmıştır. Kaledonya'yı ise deyimi yerinde ise özel tutmuş, hiçbir nükleer deneme yapmamış, hiçbir nüklleer çöpü göndermemişlerdir. Bu ise Kaledonya'daki yerlilerin değil, orada sayıları hayli önemli derecedeki (%27) fransız kolonistlerin yüzü suyu hürmetinedir. Buradaki Fransız kolonistler, Bankaların ana çalışanları, müdürleri, burada bulunan ordunun subayları, kolluk kuvvetleri, üniversitelerdeki akademisyenlerin çoğunluğunu oluşturan gruptur. Esasen bu saydığım ve toplumun kaymağını oluşturan kısım da bu %27'nin tamamıdır. Halkın etnik çoğunluğunu oluşturan ana grup ise %40 ile Kanak yerlileridir. %40 neden çoğunluk? Derseniz, etnik çoğunluktan bahsederken eğer çok etnisiteli bir ülkede sizden daha kalabalık yüzdeye sahip olan yoksa siz %20 ile bile çoğunluk olabilirsiniz. Etnik çoğunluk demek nüfusun çoğunluğu demek değildir. Hele Kıbrıs'ın iki katı kadar büyük bir adada 270 bin nüfus, gayet az bir nüfustur ve bu kadar geniş bir adada egemen olup buradan Fransız ordusunu kovmak için km2'ye en az 100 kişilik bir nüfus yoğunluğu ve genel toplamda %60'lık bir etnik çoğunlukları olmalıdır. Şu andaki durumla sadece dünya çapında haber olurlar. Daha fazlası değil. %40'lık Kanakları takip eden %8 ve diğer %1-2-3'lük pasifik yerlileri ise bu nüfus yoğunluğu düşük adalarda egemen olacak profili sunmuyor. Zira bu iklimlerde böyle ciddi bağımsızlık savaşları nadiren olur ve istisnalar (Timor ayrılık savaşçıları gibi) Avrupa'nın desteklediği gruplar olmuştur. Yeni Kaledonya aslında kötü bir ekonomiye sahip değil. Ülkede çıkarılan nikel olduğu gibi Fransa'ya veya Çin'e gider. Fransa bunu ücretsiz alırken Çin'e gönderilenlerin parası da Kaledonya'nın %27'lik kesiminin cebine girer. Demir (1,39 Milyar Dolar), Nikel Cevheri (825 Milyon Dolar), Nikel Matlar (586 Milyon Dolar), Ham Nikel (13 Milyon Dolar) ve Uçaklar, Helikopterler ve/veya Uzay Araçları (7,23 Milyon Dolar), çoğunlukla Çin'e ihraç edilirken ki bu 1,79 Milyar Dolar eder, Güney Kore'ye (403 Milyon Dolar), Japonya'ya (334 Milyon Dolar), Tayvan'a (57,1 Milyon Dolar) ve İspanya'ya (51,4 Milyon Dolar) ihracatla Kaledonya aslında Türkiye'nin KKTC'de başaramadığı bir hikayenin başarılmış versiyonudur. Bu da Türkiye'ye ders olmalıdır zira KKTC'de daha fazlası olan doğal kaynaklara rağmen şu anda orada İsrail'e emlak satarak para kazanmaktan, kumarhane ve üniversite işletmekten başka bir ekonomi yoktur. Peki insan niçin ayaklanır? Kaledonya neden ayakta? Siz eğer etnik çoğunluğunu oluşturduğunuz ülkede hapishanelerdeki tüm mahkumların %92'sini oluştursanız, Kaledonya'da yaşayan Fransız ailelerde işsizlik %5 iken sizde %40 olsa ne derdiniz? Tabii ki hoşnutsuzluk duyardınız. İşte onlar da duyuyor. Aslında bu hoşnutsuzluk Kanaklarda hep vardı. Ülke, dünyanın en zengin 25 ülkesi arasında (ülke olmasa da) yer alsa da bu aslında bir istatistiki yanılgıdır zira coğrafyadaki yırtmaç ekolünü bilenler bizi anlayacaktır. İstatistik, yırtmaç gibidir. Göstermek istediğinizi gösterir, gizlemek istediğinizi gizler. Yeni Kaledonya'da varoşlarda yaşayanlar hep Kanak yerlileridir. Evsizler Kanak'tır. Refahtan pay alamayanlar da Kanaklardır. Nüfusları artanlar da Kanaklardır ama kapital yoksa artan nüfus zafer getirmez. Yeni Kaledonya'nın bağımsız olmak için sokaklara çıktığı bu günlerde bağımsızlıklarına kavuşmalarını pek ihtimal dahilinde görmüyorum. Toprak üzerindeki demografik hakimiyetleri, nüfus yoğunluğu azlığı gibi kriterlerle bakıldığında Fransız ordusunun ezip geçeceği bir gariban halktır bunlar. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Fransa'nın Rusya'ya karşı şahince çıkışlarına Rusya'nın bu bölgedeki bir cevabı olarak da yorumlayabiliriz ülkede olan olayları. Ancak bağımsızlık ve bağımsızlık hareketleri açısından ergenlik evresindedir bu bölge. Çünkü ateşli sokak protestoları ile başlayan hareketler, devlet kurumlarını ateşe vermek dışında bir yere varamaz. Ülkeye kaçakçılar tarafından sokulan silahlar da olmadığı için silahlı hareket çok kısıtlı kalacak ve bu da bölgedeki Fransız tugayı tarafından ezilerek etkisiz hale getirilecektir. Var sayalım bağımsız oldular yine de sömürü şekil değiştirip aynen devam edecektir. Zira bu tür ülkelerde fakir, bağımsız bile olsa zengin onu sonrasında yeniden köle etmeyi bilir. Yeryüzünde hiçbir fakir halk yoktur ki bağımsızlığını ve cehaletini aynı anda koruyabilsin. Bağımsız olan her fakir ülkenin cehaleti ile onu yeniden ve sürekli olarak ebediyen köle halinde tutabilirsin. Bu da nasıl olur? Bir bakalım. Yeni Kaledonya, sokak hareketleri, ateşli protestolar, kitlesel ayaklanma ve silahlı hareketle bağımsız oldu diyelim. Bir "milli liderleri" çıkara ve ülkeyi tıpkı şimdilerdeki Rwanda'nın idealist lideri Kagame gibi harika şekilde yönetir. Ne çıkarılan Nikel Fransa'ya gider ne de Çin ve Kore'ye satılan hammaddelerin parası Fransız bankalarına akar. Artık her şey Kaledonya içindir. Ülke kalkınır, milli bir ruh inşa edilir ama ondan sonra gelenler eski liderin mirasını eleştirip daha iyisini yapma iddiası ile ülkeye bir anda farklı bir kimlik verme yoluna giderler. Fakir ne kadar bağımsız olsa da cehaleti ile kendisini yeniden sömürge haline getirir kuralı daima işler. Fransa bir anda ülkenin liderine gaz verir ve ona "Gel seni Büyük Pasifik projesinin eş başkanı yapalım" der. Lider gazlanır ve hayalindeki Büyük Pasifik projesinin lideri olmak için boyundan büyük işlere kalkışır. Ordusunu sağa sola olmadık yerlere yollar ve bölgedeki istikrarın dibine dinamit koyar. Bu masraflı işler ekonomiyi sallarken milli gazla büyük katedraller inşa edilip birbirinden büyük Yeni kaledonya bayrakları dikilir. Maaşları ödemek için para basılırken karşılıksız paraya karşılık bulmak için ülkeye döviz gelmelidir ve bu döviz de Fransa'dan bulunur. Fransa ülkeye dövizi babasının hayrına vermeyecektir. Onu %25 faizi ile almak için verecektir. Dolayısıyla eskiden ülke zenginliklerinin %20'sini alan Fransa, bu kez de yine %20 almaya devam eder. Kalan %5 ise ülkenin başındaki "milli lider" veyahut Yeni Kaledonya'nın "dünya lideri" olan tasfiye memurunun hakkıdır. %5 tüm dünyada simsar hakkıdır. Halk ne alırsa bu %25 faizle cebindeki paranın her ay %25'ini sömürüye vermeye devam eder. Bu sömürüyle ne kadar çalışılsa da başkent Numea'daki insanın durumu asla düzelmez. Çalışanlardan daha da ucuza çalışması için ülkeye doldurulan Jawalı işçiler ucuz endüstri kollarında çalışırken liderin emriyle Kanak halkına ateş edecek bir emir kulu kitleyi de oluşturacaktır. Diğer yandan Yeni Kaledonya'nın bağımsız ve milli lideri, pasifiğin en büyük havalimanını yapmış ve bunu da paraları yurtdışında Fransız bankalarına yatıran işadamı arkadaşlarına paslamıştır bile. Havalimanının gelmeyen yolcuları için bile devlet kesesinden paralar ödenmeye devam edecektir. Görünürde havalimanı iş adamlarına ait olsa da Kaledonya liderinin oğlu oradaki en yağlı noktaları işletmektedir. Liderin oğlu, kızı, damadı ve yanında poz verdiği herkes bir yerlerin başındadır. Kızı veya oğlu da masum görünüşlü biri veya süzme saf biri de olabilir. Misal, bir yerlerinden hasta raporu alıp Yeni Kaledonya ordusunda askerliğe gitmeyip aynı hasta yerlerini kullanarak 5-6 çocuk yapmış olabilir. Sorun yoktur. Kanak yerlileri ölmek için hep hazırdır ve Büyük pasifik projesi için top yemi olmak sorun değildir. Tüm Kanak halkı bunu sorgulamaz zira halkın arasında arada bir mikrofon tutulan Fransa'da yaşayan gurbetçi Kanaklar sıklıkla milletin fukaralık acısını sulandırırlar. Bizim Fransa'da kurulu düzenimiz olmasa vallahi gelirdik yeğenim. Bak cennette yaşıyorsunuz, kıymetini bilin. Hem millet kafeteryalarda baksanıza Numea'da kafeler dopdolu madem para yok bu ülkede hiç kafeler dolu olur mu? Var ki harcıyorlar... kıymetini bilin milli liderinizin...! diyebilir. O esnada binlerce kişinin paylaştığı katolik inancın kardinali olan Kanak piskoposu lüks aracıyla sağda solda devlete itaat ve tasarruf konulu vaazlar vermektedir ve ülkenin çoğunda halkın Katolik inancına zerre kadar itimadı, güveni ve sempatisi kalmamıştır. Papaz-hatip okulu mezunları iyi görevler alırken Kanak gençlerine intihar ya da Fransa'ya gurbet seçeneği kalmıştır. Sorun değildir. Ne kadar kişi ülkeden giderse ülkedeki zenginlik o kadar az kimseye bölüneceği için kişi başına GSMH artacaktır. İnsanların büyük kısmı fakirliği de geçtik açlık sınırının altında yaşarken o esnada Kaledonya bilge lideri, dünya lideri veya Kaledonya başkanı ekstra tasarruf mesajları vermekte ve gerek kendisinin bin araçlık konvoyları gerekse eşinin lüks yaşamı gözden kaçmamaktadır. Ama sorun yoktur. Kaledonya'nın itibarı gereği Fransa'ya inat, Kaledonya lideri, Fransız cumhurbaşkanından daha iyi yaşamalıdır. Faizleri uçmuş, parası çöpten hallice olan, insanları sokakta gülümsemeden zombi gibi yürüyen ülkedeki Kanaklar da bu israf ekonomisi içerisinde katolik kardinalin de vaazlarında altını çizdiği gibi tasarruf etmeye yönlendirilir. Zenginliğin üzerinde oturan masum bir halkın bu yeni tasarruf paketleriyle, Muz yaprağı yalayıp manyok kemirmek veya Hindistan cevizi kabuğu dişlemek dışında yapacağı bir şey kalmamıştır. Artık öyle bir noktaya gelinir ki, birileri çıkıp, Fransa gelse keşke. Fransa bile bundan iyi yönetirdi diyecek kadar bağımsızlıktan, bayraktan ve Katoliklikten soğutulmuş ve cennet Yeni Kaledonya onlar için pasifik ortasında bir cehenneme dönüşmüştür. Ülkeyi kuran ilk idealist liderin inşa ettiği milli ruh böylece tüketilip hiç edilmiştir. Bu esnada, başlarda Fransa'nın gazıyla olmadık işler yapan, israf ekonomisiyle küçük ülkenin büyük ve sarsılmaz lideri yapılan yeni ulu lider ise senelerce bayraktarlığını yaptığı dini ve milli ruhun gazıyla artık kendisini daha fazla desteklemeyen Fransa'ya posta koyan açıklamalar yapar. Artık halkın hoşnutsuzluğu barizdir ve bir başka liderin geleceği de kesindir. Fransa'nın destekleri ile Kaledonya halkına alternatif gibi sunularak Numea belediye başkanlığını alan bir ittirme şahıs ile halkın hoşnutsuzluğu, Fransa'nın seçtiği bu yeni isme yönlendirilir. Bu esnada Yeni Kaledonya'nın ulu lideri, büyük başkanı senelerden beridir çoktan yurtdışına çıkarttığı yol ve havalimanlarınca akıtılan paralar ile muhalefeti de medyayı da kontrol etmeye çalışmaktadır. Trol orduları ve besleme kıtalar ile bir yanda ülkeyi senelerce yöneten ulu lider ve diğer yanda Fransa'nın seçtiği seçilmiş Numea belediye başkanının arkasında toplanmaya başlayan kitleler... halk burada tamamen etkisiz elemandır. Halkın dilinden anlayan, ona geleceği gösteren ufak milli partilere ise sandıkta köpek muamelesi çekildiği için halk da aslında sömürüye hazır ve başta belirttiğimiz cehaleti ile bağımsızlığını taşıma kabiliyetinden uzak ve tekrar tekrar sömürü olmaya namzet bir halktır. Fransa artık ülkeyi yöneten milli liderin döneminde de kar eden, ülkedeki karışıklıklarda da kar eden (paralar zaten Fransız bankalarındadır) ve bunu da kullanarak ulu lideri hizaya çeken ülkedir. Muhalefeti de kullanmakta, geleceğe yatırımı çoktan yapmaktadır. Bu esnada ulu lider de muhalefete bir jest yapıp gel Fransa'ya karşı birlik olalım ben iktidarı devrettiğimde beni ve avanemi yargılama benim başlattığım yatırımlara karşı devletin iptalini falan devreye sokma... iktidarı sana yavaş yavaş vereyim diyecektir. Zira bir saf oğul ve alsbergerli zehir gibi zeki ama asosyal damadın kendisini koruyacağından emin değildir. Çünkü liderin sadece bir oğlu ve bir damadı vardır. Bir rivayete göre bir diğer oğlu daha vardır ama aşırı asabi ve şiddet manyağı biri olduğu için kameralara çıkmaz işinde gücünde parasını kazanmaktadır.. (sonuçta hikaye ve faraziye yazıyoruz. Bob Ross gibi bu resme her saçmalığı ekleyebilirsiniz. Fırça sizin... dolayısıyla liderin metresleri, şusu busu her şeyi olabilir hatta kasetleri de) Nitekim bu görüşme sonrasında Yeni Kaledonya muhalefetinin de farklı olmadığı ve aslında hepsinin kuyruğundan Fransa'ya bağlı olduğu ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkacak dedikse, de çoğu eğitimsiz ve sağ politikalarla devlet putuna tapmaya alıştırılmış Tropikal Kaledonya köylüsü ortaya çıkmış bir şeyi de anlama kabiliyetinde olmayacaktır. İşler böyle devam ederken Kanak yerlilerinin kaçının öldüğü, kaçının süründüğü önemli değildir. Numea'dan yola çıkan ve dünya ülkelerine gidip gelen gemilerde ne olduğu, ülkeye değil de kime ne zenginlikleri taşıdığını halk bilmeyecektir. Halk zaten ucuz palmiye yağı kuyruklarında liderlerine dua etmeye alıştırıldıkları için her sefalet içerisinde "vardır bir hikmet" diyerek hristiyan teolojisi gereği İncil'de yazdığı gibi "sana tokat atılırsa diğer yanağını uzat" demeye devam edecektir. Halkın kullanımına kapatılmış olan eski havalimanına da neyin girip çıktığı, o koca koca ambarlarda nelerin tutulduğunu halk yine bilmeyecektir ama artık avret mahalinde bir tek yaprak kalmış olan Kaledonya köylüsü, devasa Noumea havalimanına bakıp wargasm olacaklardır. Arada bakışlarını çevirdikleri devasa bayrak direklerine bakıp demlenecekleri, Okyanusunun dalgalarına, palmiye ağacının hışırtısına ölürüm Kaledonyam! şarkılarıyla kendilerini iyi hissedip yine WARgasm olacaklardır ve bu onların en temel hakkıdır. Komşu ülke FİJİ parayla oynarken Kanak ameleleri için ellerinde oynayacakları tek şey kalmıştır ama onda da fakirlik ve sefaletten dolayı mecal kalmamıştır. Zaten ülkeye doldurulan jawalı işçiler onların yerine de bunu hakkıyla yapmaktadır. Fransa'nın Büyük Pasifik projesi gazıyla girdikleri komşu adalardaki işgal ettikleri bölgeler ve oralardan gelen yerlilerin ise ülkedeki istilası bila istisna devam edecektir. Kanaklar için artık makul bir gelecek yoktur. Bağımsızlık akılsızlıkla birlikte gidecek bir kavram olmadığı için akıllanmadıkları ölçüde iyi de yaşayamayacaklarını öğrenene dek Kanaklara ne bağımsızlık ne de koloni hayatı yaramayacaktır. Artık Yeni Kaledonya'nın eski kralları veya kabile şeflerinin haşmetli savaş hikayelerini okumak, Diriliş Kaledonya, kuruluş Kaledonya, Büyük Pasifik Kaledonyası gibi filmleri izleyip en sonunda s...çış kaledonya gerçeğini tadacaklardır. İla nihaye, dünyanın bir yerinde bir Kanak okçusu ya da ciritçisinin fırlattığı ve madalya kazandığı başarılarla övünecek yahu en azından biz de büyük bir halkız diye teselli bulacaktır bu halklar... Dünyanın en rezil ülkelerinden gelen kimselerin caddelerinde insanını öldürdüğü Kaledonya yerlileri kendilerini önemli hissetmek için ya çocuklarını ya eşlerini dövecek ve travmatik bir halk olacaktır. Fakat eskiden ellerinde olan ve kendilerini %40'lık yekunu ile ülkedeki tüm etnik gruplardan da kalabalık yapan nüfus gücü de ellerinde değildir. Fakirlikleri sebebiyle üç kuruşa muhtaç olduklarından ülkelerinden mülk satın alıp yanına eşantiyon pasaport alan zengin ve şimarık FİJİ halkı, ta Fiji'deki sandıklardan Yeni Kaledonya'nın ulu lideri için oy vermektedir. Yeni Kaledonya lideri iktidardan düşmüş bile olsa bu sebepten Kaledonya anayasasının değiştirilmesini engelleyecek bir halk oyuna daima sahip olacaktır. Kanak yerlileri için artık yalayacak muz kabuğu ve kemirecek manyok da yoktur ve muhtemelen ülkelerine hakim olan laterit toprakları yiyecek ve ulu lidere katedrallerde dualar okuyup devletlerinin devamı için ekstra dualar edecek, inandıkları cenneti öbür dünyada göreceklerini sanacaklardır. Artık kurucu liderin hayatında inşa ettiği onca kurum 20-25 yıllık ulu lider iktidarında hovardaca tüketilmiş ve ülkenin kaderini kendi kaderine borçlarla ve elinde rehin tuttuğu ülke hazinesi ile bağlayan yüce liderden kurtarmak isteyen Kanak halkı yeni bir maceraya atılacaktır. Bu da kendilerini emanet edecekleri Noumea belediye başkanı şahsiyetten ve gelecekteki kayıtsız şartsız Fransa sömürüsünün devamından başka bir şey değildir. İşte Yeni Kaledonya'da olması muhtemel şeyleri gerçekle hiç alakası olmayan ve tamamen hayal ürünü, kurgu bir öngörüyle aktaralım dedik. Bunlar tabi kötü senaryo. Zaten böyle kötü bir senaryonun dünyanın hiçbir yerinde olması da söz konusu değildir. Burada yazılanlar da şu veya bu şekilde bir ülkede yaşanmamış ve hayal ürünü şeyler olduğu için bunları "darbı mesel" ve "faraziye" şeklinde ele aldık... Şimdi bu yazdıklarımızı okuyan sıradan bir Kanak bağımsızlık yanlısı bize "Yahu kardeşim sahi siz ne yaşadınız? Biz basit bir bağımsızlık istiyorduk" diyerek şaşırabilir ama biz yine de altındaki DeLorean ile Biff Tannen evreninden geçmişe gelen ve geleceği düzeltmeye çalışan Marty McFly gibi yazmış olalım da Kanaklara hayrımız dokunsun. Özetle, Yeni Kaledonya'da işler pis... Bağımsızlık denemeleri de uzun sürmeyecek. Bağımsız olsalar da daima bağımlı kalacaklar. Çare nedir? Derseniz, hasta olduğunu kabul etmeyen milletler için çare sadece bir hakarettir. Böyle büyük milletlere çare önerecek haddimiz yoktur. Kalplerimiz Yeni Kaledonya halkıyla beraber. :) Pasifiğinin dalgalarına ölürüm, Palmiye yaprağının hışırtısına ölürüm Yeni Kaledonyam!

🇹🇷🇳🇴Dr.Yüksel Hoš PhD🇧🇦

268,073 просмотров • 2 лет назад