Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Sen git dinlen Ali Başkan. Yapı da Pirus zaferini kutlasın. Git kafanı resetle, sağlığına odaklan. Mevcuttaki zaten keşke kazanmasaydım diyor. Çok daha güçlü döneceksin. Döneceksin ve o ihtiyar baykuşun kiniyle kurguladığı hain planları alt üst edeceksin.

126,161 Aufrufe • vor 11 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Masrour Barzani Bakanlar Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada: “Bizim davamız maaş davası değil ama Bağdat hükümeti bizim davamızı oraya kadar küçültmeyi başardı. Bir ve beraber olursak Bağdat zannedildiği kadar güçlü değildir.” Amenna. Ama gel gör ki Bağdat’taki Şii hükümeti en çok Mesrur Barzani’nin Başbakan olduğu dönemde Kürdistan Bölgesi’ne karşı güçlenmiştir çünkü Mesrur Barzani “siyasi lider” olmayı beceremedi ve tam bir devlet “bürokratı” gibi “memur” olmayı tercih ettiği için caydırıcı da olmadı. Mesrur Barzani’ye güçlenmesi için tavsiyeler: ..:: 1. Bürokrat ve memur olmayı unut. Siyasi lider olmaya çalış! Risk al ve çatışmalardan kaçınma! ..:: 2. Çok da eleştirdiğin YNK lideri Bafil Talabani senden daha çok Kürt birliğine hazırdır. PDK monopolizmine tekme vur ve bu sorumluluğu Başkan Mesud Barzani’ye de bırakma. Bafil Talabani ile kucaklaş. ..:: 3. Türkiye’nin YNK alerjisine kafanı takma, Türkiye’ye rağmen YNK ile ilişkileri güçlü ve sağlam tut. ..:: 4. Kürdistan Bölgesi tek başına diğer Kürdistan parçaları ile güçlü ilişkilere sahip olmadan Bağdat’a karşı da güçlenemez. Rojava, Bakur ve Rojhilat’taki meşru siyasi partilerle aleni ve sürekli görüş. ..:: 5. Suriye Kürdistan Bölgesi’ne git ve SDG komutanı Mazlum Abdi ile görüş, siyasi destek ver. Türkiye’nin çekincelerine kulak asma. ..:: 6. İran Lübnan’da ve Suriye’de çöktü. Irak’ta da çökecek. Zayıflayan İran’dan korkma. Erbil’e bir kaç füze atsa da atsın. ..:: 7. Bağdat’a da hükümete karşı olan Sünni ve diğer grupları açıkça destekle. ..:: 8. Irak’ın İran ve Türkiye ile yaptığı güvenlik anlaşmalarını ya revize et ya da tanımadığı ilan et. ..:: 9. PDK içinde kendi grubunu güçlendirmeye çalışma. Sen PDK içinde güçlenirken bizzat PDK siyasi aktör olarak zayıflıyor. Kendini unut. Kürdistan’ı, PDK’yi, YNK ile ittifakı düşün. ..:: 10. Bütün bunları yaptıktan sonra 6 ay içinde Bağdat’ın nasıl hizaya geldiğini göreceksin. Şimdiden kolay gelsin!

Arif Zêrevan

118,191 Aufrufe • vor 1 Jahr

İran Eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Ayetullah Ali Hamanei ile 56 yıllık ilişkisine dair hatıralarını anlatıyor; Devrim öncesinden İran-Irak Savaşı'na, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ndeki otuz yıllık görevine kadar bir çok konudan bahsediyor... Dinlemeye değer. Ruhani 11 Eylül olayı dönemine ait bir hatırasını paylaşıyor: "Ona [Hamanei'ye] dedim ki: "Efendim, bir gün bizim güçlü olduğumuz, Amerika'nın ise zayıf olduğu bir zamanda Amerika ile konuşmamız gerektiğini söylememiş miydiniz?" "Evet," dedi. Dedim ki: "Peki, şimdi o zaman değil mi? Şimdi Amerika zayıf, biz ise güçlüyüz. Şimdi vaktinin geldiğini düşünmüyor musunuz?" Dedi ki: "Fena bir fikir değil, bir toplantı ayarlayın ve bu konuyu tartışın." O toplantı için birkaç kişinin ismini verdi. "Şu beyefendi, bu beyefendi..." dedi. Ben de birkaç isim önerdim, o da kabul etti. Bana dedi ki: "Sen Sayın Hatemi'ye git, Sayın Hatemi de sana üç dört kişi önersin. Siz bu grubu oluşturup bir toplantı yapın, bakalım nasıl bir sonuca varacaksınız." Bence o toplantının sonucu, Rehberin nihai onayıyla birlikte dış politikamızda büyük bir dönüşüm yaratabilirdi. Ancak birkaç gün geçtikten sonra, bazı gazeteler "Şimdi gidip Amerika ile ilişki kurma vaktidir" diye yazdılar. Bunun üzerine Rehber, Sayın Ali Asgar Hicazi aracılığıyla bana bir mesaj göndererek, bahsettiği o toplantının artık iptal olduğunu bildirdi. Daha sonra yanına gittiğimde ise şöyle dedi: "Gazetelerin başlattığı bu şekilde olmaz... Bizim niyetimiz [gizlilik içinde] bir şeyler yapmaktı." Bana göre çok önemli bir fırsat elden kaçtı; belki o dönemde çok daha kapsamlı bir karara varabilirdik."

Ramazan Bursa

46,508 Aufrufe • vor 1 Monat

Gürsel Erol yıllardır diğer mevkidaşlarına oranla daha sıkı ve dikkatli takip ettiğim bir siyasetçi ve geçmişte eleştiri getirdiğim de oldu kendisine beğeni ifade ettiğim hatta övdüğüm de Diyap Ağanın torunu yine yaptı yapması gerekeni ve asaletini meydana koydu diye. Bu açıklaması da Sayın Görsel Erol'un bence son derece dengeli ve tespitleri de doğru aslında. Kim olursa olsun hangi partide olursa olsun Genel Başkan olan çevresinin her şartta alkışa da keyfine göre gütmeye de Genel Başkanı hazır menfaatinin peşinde yardakçılarca sarılmadığından emin olmalı. Emin olunmalı zaten parti de gerçekten parti içi demokrasinin tam anlamıyla tesis ve temin edilip partinin halkın iradesini ve halkı yansıtan bir vitrin ve duruş görüntü oluşturduğuna. Üyeyi adam yerine koydukça üye işe yarar olur ve kendini aydınlanmaya mecbur olup siyasi yön ve kabiliyetlerini keşfeder. Yani üyesi adam yerine çok ve sık koyan üyesinin fikrini iki de bir sorup duran partinin üyesi olgunlaşır tekamül eder. CHP üyesini yeterince eğitmiş olsaydı Uşak bu Özkan belasına hiç bulaşmadı veya en azından daha çabuk daha kolay dolayısıyla daha ucuz kurtulurdu. Ama maalesef bunca kepazelik yaşandı bizler yazdık söyledik CHP'liler başlarına tabi olup görmezden gelmeye bile kalktı çoğunu çoğu yüzleşmek istemediği gibi kendi de iyi geçinmek istedi her şeye rağmen vitrin anlamında söylüyorum ciddi bir itiraz nerede ise hiç yoktu. Hala partiyi yönettiğini iddia eden Yalım il ilçesi arkadaşlar her yaptığına alkış tutuyor dahice buluyordu fırıldaklığını. Bir şekilde işin içinden çıkması ve her şartta güçlü gözükmesi hoşuna gitmişti kiminin. Aslında Akparti'ye zengin partisi olmayı kaptırdığı endişesi ile zenginler parti de olsun isteyerek şahsı adına değil de parti adına Zengin'in paraya yeşillenenler olmasa salt menfaati için partiye gelip gidenler yetmezdi bunca zulmü yok saymaya. Neyse ki dürüstler çoktu tabanda ve vitrine kendine gel demişti resmen CHP tabanı ama vitrin yüzsüz çıktı hala parti de de belediyede de vitrinde aynı o hiç sevilmeyen makyavelist tipler var. Partilinin daha önce kimini hiç görmediği partiye pek belki de hiç gelmemiş hiç bir eylem etkinliğe katkısı olmamış tipler partiyi ve belediyeyi yönetiyor bunun adı da CHP'li belediyecilik olarak kayda geçiyor öyle mi? Yazık o CHP'ye keşke bildiğimiz inandığımız CHP'liler yönetse belediye ve partilerini keşke ama çoğu zaten ithâl gibi geldikleri yer de de pek sevilmemiş menfaatine bakmış tipler maalesef. Demokrasiye kalsan yani CHP'liye sorsan bu böyle mi olur? Elbette ki böyle olması asla mümkün değil. Tabanın da ne aydın ne dürüst ne kültürlü insanlar var CHP'ye sadecee oy verip hiç partiye uğramayıp siyaseti kendi yakın çevresi ile sınırlı yapan ne insanlar var halkın içinde Yunus Emre'nin meydanlar içinde merdaneler var dediği gibi çok şükür halk içinde çok vitrinlik güzel ve güvenilir adam. Vitrinde de tabi az da olsa vardır ama azdan da azlar benden söylemesi. Gürsel Erol ön seçim ve daha çok demokrasi daha çok saygı ve nezaket ve de doğru diyalog tavsiye etmiş. Düşman ordusu ilan etmeye ne gerek var karşı tarafı veya bu kadar kutuplaşmaya ağır söz etmeye ne gerek var parti içi mücadele de sonuçta bir makam için. Değer mi Allah aşkına yıllarca selam verdiğin çok iyiliğini gördüğün insana meydanlar da hain demeye siyasi makamlar? Fazla değil mi bu harislik bu kibir nedir ki nihayetinde ölümlü dünya geçici makam ve koltuk? Nedir ki bu kadar önemseten vefayı unutturan bu koltuktaki büyü. Gürsel bey aklı selime davet etmiş arifçe ve latifçe olgunca.

Nurullah Çavuşoğlu

31,479 Aufrufe • vor 2 Monaten

Fuat Göktaş Burak Yılmaz'ın söylediklerine Verdiği cevap şaka gibi Gökhan Dinç: Fuat Göktaş beni aradı, öyle oldu, beni bahis yaptın dedi. Yok efendim o sendin dedi. Sonra döndü telefon açtı. Dedi ki yok efendim o sen değildin. Bilmem ne bana yoklama çekti dedi. Ben de Sayın Futbol Federasyonu Başkan Vekili Fuat Göktaş'a telefon açtım. Ve dedim ki normal şartlarda böyle cevap vermezdiniz. Evet biliyorum. Hatta bunu da konuştuk. Ben normalde futbolun önemli paydaşlarından birisiyim. yönetici pozisyonundayım. Ben bir teknik direktöre bu şekilde karşılık vermem. Vermemem lazım. Ama derim ben ısrar ettim. Dedim ki ne oldu? Telefonda neler oldu? Her ikisine de. Her iki konuşmaya da. Şimdi öncelikli olarak Burak Hoca'nın bir kere ilk telefon açması değil. Burak Hoca da bunu anlatıyor. Ve Burak Hoca şunu söylüyor. Diyor ki telefon açtım beni doğradılar. Beni doğuruyorsunuz. Sen beni doğratıyorsun hakemlerine. Demiş ya Fuat Göktaş'a. Fuat Göktaş diyor ki benim maçtan bile haberim yok. Hangi pozisyondan bahsediyor ondan da haberim yok. Bana telefon açtı beni hakemlere doğratıyorsun dedi. Ve sonrasında şöyle bir ifade kullanıyor Fuat Bey. Burak Hoca bana telefon açıp hakemlerinle beni doğrattın yeter artık diye üst perdeden yüksek sesli bir şekilde konuşuyor. Normal şartlar altında bir başkan vekiline. Böyle bir teknik direktörü, daha doğrusu teknik direktörle başkan vekili niye muhatap oluyor o da bilmiyorum da. Başkanı ararsın, başkan vekilini arar, başkan vekilini mevkidaşı konuşur. Öfke nöbeti geçiriyor, sonrasında ellerinden öperim diyerek telefonu kapatıyordu diyor Fuat Göktaş. Burak Hoca bana telefon açıp hakemlerine beni doğrattın yeter dedi, öfke nöbeti geçiriyor. Sonrasında ellerinizden öperim deyip telefonu kapatıyordu. Bir önceki hakem olayında bu yaşandı diyor. Bu son derece ilginç ellerinden öperim falan kısmı. Atıldığı maçtan sonra söyledikleri hani bir nebze hoşgörüyle karşıladım. Ama Burak Hoca öfke nöbeti geçiriyor. Bundan sonraki son söylediği ifadelere hoşgörü göstermem mümkün değil diyor Fuat Göktaş. Nasıl bir hoşgörü göstermez ne yapar ne eder bilmem Fuat Göktaş beyefendi. Ama ifadeleri bu. Bir kez daha söyleyeyim. Bir kez daha söyleyeyim. Toplu halde söyleyeyim de. Toplu halde söyleyeyim de. Burak Hoca bana telefon açıp hakemlerinle beni doğrattın, yeter artık dedi. Öfke nöbeti geçiriyor. Sonrasında da ellerinizden öperim deyip telefonu kapatıyor. Bir önceki hakeme olayında da böyle oldu. Atıldığı maçtan sonra ilk olayda bana söylediklerine hoşgörü gösterdim. Ama buna hoşgörü gösteremem. Biz eski Burak Yılmaz'ı seviyorduk. Bunlar son derece tutarsız davranışlar. Burak Hoca bir önceki maçta da öfke nöbeti geçirdiğini zaten Burak Yılmaz'da kabul ediyor zaman zaman. Kötü konuştum diyor. Kötü konuştum. Ama konuşmayacaksın Burak Hocam, kötü konuşmayacaksın haksız duruma düşüyorsun. Yani Türkiye'de böyle. Haksızsın, isyan ediyorsun, cümlelerinden bir şeyler bahsetmeye çalışıyorsun. Böyle diyorsun, herkesin bir üstü bu var abi, benim de bir üstü bu var. Benim de bir üstü bu var. Ama işte... Haksız duruma düşüyoruz bazen. Böyle bağırarak, çağırarak, yükselderek falan böyle haksız duruma düşüyoruz. Sonuç itibariyle şu. Türkiye'de bugün çekilen fotoğraf çok net. Türk futbolunun ne kadar kötü yönetildiğini gösteriyor. Bir de bakın bu tartışmaların olduğu günlerde şimdi Fenerbahçe'de durduk yere Türkiye Futbol Federasyonu'nu ziyaret ediyor.

Galatasarayultrataraftar

47,804 Aufrufe • vor 4 Monaten

RRaene, yayınlarında son zamanlarda artan toxic kitle, yayıncılık hayatı, Kick, YouTube ve yayıncı olmasaydı yapacağı meslek üzerine konuştu. “Canlı yayın artık toxic ortamına dönmeye başladı. Özellikle son 10-15 yayındır fark ediyorum. Gerekirse 2-3 kat daha az izlenirim ama bu adamlardan kurtulmamız lazım. Çok arttı, bu hiç normal değil. Robot gibiler. Sürekli aynı soruları soruyorlar. Ya botlar, ya da beyinleri yok. Adam "şu adam şunu yapıyor, sen niye yapmıyorsun?" diyor. Sen git onu izle o zaman. Çok aktif yayın izleyebilecek izleyici kitlesi, 15-21 yaş aralığıdır. 10 yaşındaki çocuk zaten burada oturup Ready or Not izlemez. Yaşı büyük izleyicilerimiz genelde YouTube'dan takip ediyor. “Yaşı küçük, toxic, saygısız, aklı başında olmayan herkesi banlıyoruz. Hızlı bir şekilde bunu yapacağız. 1-2 aya düzelir. Ebeveynleri sorumsuz olan herkesin belli bir yaşa kadar sosyal medyayı kullanması yasaklanmalı. Çocukları doğuruyorlar, salıyorlar geçiyorlar. Yarın bir gün o çocuk saçma sapan şeyler yapıyor. Benim hiçbir zaman maddi bir kaygım olmadı. Maddi doygunluğa çocukluğumdan beri ulaştım. Yayıncılık benim hayatımı değiştirmedi. Hatta tam tersi; yayıncılık benim hayat kalitemi düşürdü ilk geçtiğim zamanlar. Çünkü ben eskiden bayağı şehir şehir dolaşan bir adamdım. Yayıncılığın tabii ki artısı var. Kendi paramı kazanıyorum ama bu işe girmemin sebebinde benim hayatımı değiştiren bir şey yok. Ne kadar keyif alırsam o kadar devam edeceğim. Ben ekonomik olarak yayıncılığa bağlı bir insan değilim. Mesleğimi seviyorum. Tabii ki güzel para kazanıyorum ama arka planını anlatıyorum. Benim hiçbir şeyim yoktu da yayıncılıktan sonra hayatım değişti değil. Şuan oturduğum evi zamanında babam almış.”

OnlyDrama

209,293 Aufrufe • vor 3 Monaten

Fenerbahçe Cezası Daha fazla olacak Olayların perde arkası 🗣Sercan Hamzaoğlu: UEFA geldi, İngiliz iki tane müfettiş. Fenerbahçe'nin tüm sözleşmenini kontrol ettiler şikayetlerden sonra. Burada Kerem, biliyoruz Diago Carlos, Mourinho. Artı limit aşımı. Şimdi bu dosyaları burada derlediler, topladılar. Gittiler. 🗣İbrahim Seten : Çok özür dilerim. Diego Carlos ne var ki? 🗣Sercan Hamzaoğlu: Diago Carlos'un da bir şeyinde yanlış bir şey görmüş. Öyle çok böyle bariz bir şey değil ama bu böyle olması lazım. 🗣İbrahim Seten: Ben Ali Gürbüz'e Ali Gürbüz Beyefendi'ye sordum. Bu Fenerbahçe'nin hukuktan sorumlu yöneticisi değil mi? O 6 tane sözleşmeye bakıldı dedi. Yani bence belki de rastgele 6 tane seçip de bakmış olabilirler. 🗣Sercan Hamzaoğlu: O da olabilir ama 3 tane. 3 tane. Kerem, Diego Carlos, Mourinho. 3'ü müfettişler tarafından not alınıyor. Artı limit aşımı. Sonra aradan zaman geçiyor ve benim aldığım bilgi fena başı kesinlikle dedi limit aşımından bir cezası var. Bu onaylandı kesinleşti. Öbür tarafla alakalı da evet o da bir inceleniyor. Onunla alakalı da bir ceza çıkabileceğini ama net bir bilgiye o gün ulaşmadığım için ben özellikle elimde şunu söyledim. O konuyla alakalı kesin bir bilgiye sahip değilim. Evet şu an dosya UEFA'nın elinde. Eğer onu da içine katarak bir ceza da gönderebilirler. Göndermeye de bilirler. Çünkü ne dedi Sayın Hakan Safi? Dedi biz dedi UEFA'yla görüştük federasyon olarak canlı yayında. Biz bu konuyu aramızda kapattık dedi. Artık dedi bundan sonra dedi Kerem Akturkoğlu konusu olmayacaktır. Hatta Beyaz TV'ye bu açıklamaları yaptı. Bu konuyu konuşanlar da olursa art niyetlidir. Fenerbahçe'ni sorgulayın dediler. Şimdi Sayın Başkan Adayı'nın bu açıklamasından sonra ben üzerine daha yorum yapma gereği duymadım. Benim için kapanmıştır o zaman. 🗣İbrahim Seten: Biraz böyle seçime dönük zaten şey yapılıyormuş gibi de geliyor. Bir Hakan safi'yi bir itibarsızlaştırma çabası da görüyorum bunun içinde. İkincisi de şey Saadettin Saran yönetiminin hiç suçu yok. Bütün suç Ali Koç'un Ali Koç yönetiminin deme çabası da görüyorum açıkçası. Tam bir konuyu bütün boyutuyla ele alırsak bence orada bir şüphede bırakmayız. Doğrusu nedir tam bir konuşalım istiyorum sende. Bende de bazı bilgiler var çünkü. Onları karşılıklı istiyorsan konuşalım. 🗣Sercan Hamzaoğlu: Valla abi sendeki o bilgiler daha nettir ama iki tarafta bizle alakası yok diyor. Yani Ali Koç tarafından şimdi birine sordum, mesaj attım. Bunun bizimle alakası yok diyor ama aslında şurada şöyle bir alaka olabilir. %100 olabilecek alaka. Eğer oyuncu kontratları üzerinden de Fenerbahçe bir ceza alırsa bu %100 Ali Koç'u bağlıyor. Çünkü bu 3 isim de Ali Koç yönetiminde Fenerbahçe'ye geldi. Ama bu isimler dışında sadece limit aşımı olursa Bence gelecek mevcut yönetimi de şu anki yönetimi bağlıyor. O yüzden bu UEFA cezayı göndermeden %100 bunda bir şey dememiz mümkün değil. Ama şu da bir gerçek. Hani dediler ya kontrat biz düzelttik ettik. Şimdi benim elimden aldığım bir liste var içeriden. Ve şu an kere maktuk oldu. Mesela maaşı yıllık 222 bin TL. Yani vurduğun zaman aylık 22. Şimdi bu kontrat fesiye edilip yeni baştan yapıldı mı? Ali Gürbüz Bey'e sordum. Yok yapılmadı dedi. Peki federasyonla nasıl ilişkileri düzelttiniz dedim. Onlar bizim Türkiye Futbol Federasyonu biz UEFA konunun nasıl çözülmesi gerektiği anlattık diyor. Bu konuyu yazışmalarımız yaptık bitirdik diyorlar. Şimdi bu onların nezdinde ondan açıklamasına göre bitti bu konu. 🗣İbrahim Seten: Biraz daha açalım. Şimdi niye yapılmadığını söyleyeyim. Yeni mukavele yapabilmen için transfer döneminin başlaması lazım. Şu anda transfer dönemi değil. Transfer dönemi Ocak'taydı. Ocak'taydı ama. Ocaktaydı bu konu. Hayır sonradan geldi UEFA baktı ve değiştir dediği bölüm zaten hiç kimsenin bir hamle yapamayacağı bölümden bahsediyoruz. Şimdi transfer Ağustos'ta mı başlıyor? Diyelim ki liglerin transfer dönemi Temmuz'da başlıyor diyelim. Temmuz'da beraber 5 yıllık 4 artı 1 yıllık bir mukavelesi var bildiğim kadarıyla. O 4 artı 1 yıllık mukaveleyin ilk senesini pas geçecekler. İlk senesi böyle olmuş olacak. Bununla ilgili bana sorarsan Fenerbahçe'ye bir İnce bir yaptırım olabilir. Bununla ilgili bir para cezası da olabilir. Veya uyarı da olabilir. Ama sonrasında yeni 4 yıllık mukaveleyi şey yapacaklar. 222 bin liradan değil hayatın olağan akışına uygun daha evvel bu adamın Benfica'da aldığı maaşa toplam maaşına uygun şekilde artık çünkü bütün rakamlar da biliniyor. Onun bir bölümünü Fenerbahçe verecek. İmaj hakkı bölümü de ayrıca olacak. Ama bunların neredeyse birbirine eşit veya orantılı olması lazım. Parayı da benim bildiğim kadarıyla bunu soruyorlar. Karadaşım Fenerbahçe'nin bu işten zararlı çıkmaması için sen bunu kulübe sponsorluk olarak verecek misin diye soruyorlar. Evet diyor. Bağış veya sponsorluk olarak Hakan Safi bunu vermeyi kabul ediyor. Vergisi dahil hepsini bütün şeyleri kulübe bağışlayacak. Kulüp ödeyecek.

Galatasarayultrataraftar

58,878 Aufrufe • vor 3 Monaten

Dün gece Göztepe-Fenerbahçe maçı "olaylı" falan değildi. Bir kulüp başkanı maç oynanırken kendi seyircisinin tribününden çıkıp sahanın kenarından kendi oyuncu kulübesine yürümesi olacak şey değil. Saha görevlisi izin vermemesi gerekirdi. Zaten boynunda yaka kartı olmadan saha içinde kimse olamaz. 2-0 mağlup olan bir takımın seyircisi için bundan daha tahrik edici bir davranış olabilir mi? İyi adamcağıza bir şey olmadı. Fenerbahçeli kardeşlerim sakın bunu kulüplerine karşı bir saldırı olarak algılamasınlar. Zaten maç sonunda futbolcular sarmaş dolaş birbirlerini tebrik edip ayrıldılar. TFF'nin Göztepe kulübüne ceza vermesi sadece Ali Koç'a jest olsun diye yapılmış bir davranış olur. Gelelim genel atmosfere: ● Polis ile dün 4 kez temasım oldu. Örneğin maç sonu 4. kattan sıkış-tepiş şekilde aşağı inerken, arkadan bir kişi (Polis) iki eliyle aynı anda omuzuma dokunarak "abi hadi çekil bizim hızlı gitmemiz lazım" dedi. Kadın-Erkek farketmez seyirci ile bu kadar iyi iletişim kuran ve saygılı bir kadro beni inanılmaz mutlu etti. Polis de bizden. Sadece üstünde onları ayrıştıran giysiler var. Balık baştan kokuyorsa, baştan mis gibi deniz kokusu da veriyor demek ki. İzmir Emniyet Müdürü'ne gönülden teşekkür ederim❤️ ● ESİAD Yönetim Kurulu ve İzmir Ekonomik Kalkınma Üyesi iken Karşıyaka'da Örnekköy'e stad yapılması planlanıyordu. Karşı çıktım diye bir gün önce 'Üstün Zekalılar' üzerine röportaj yapan Hürriyet gazetesi ertesi gün de "Çağdaş İzmir'de Bir Üstün Zeka" diye benimle kafa bulmuştu. Dediğimde haklı olduğumu dün gece tekrar gördüm. Semtin takımı o gece tüm semtin esnafını ihya ediyor. Stadda birbirini görme imkanı olmayan arkadaşlar, dostlar hasret gideriyor. Ben KSK'nin stadının Örnekköy'e değil, KSK miniklerde basket oynarken antrenman yaptığımız, etrafında koştuğum, lokalinde masa tenisi oynadığım semtimizin içindeki stadın yıkılarak yeniden yapılması şeklinde önermiştim. Sağolsun önce yıktılar. Sonra her gelen siyasetçi yalan söyledi ve o stad yapılmadan orada duruyor😪. ● Göztepe Yönetim Kurulu Üyesi olduğum sevgili İmam Altınbaş döneminde Göztepe'de çok şey yapıldı. Bizden sonra sevgili Mehmet Sepil'de son dokunuşları yaptı ve golleri attı❤️ Göztepe her konuda kurumsal ve alt yapı sahibi hale geldi. KSK de İzmir'imizin diğer yarısı (Altay, Altınordu ve İzmirspor'u da unutmayalım). Zaten basketbolda eline kimse su dökemez. En az 3-4 spor dalında da güçlü olmalı.

Alphan Manas

186,555 Aufrufe • vor 2 Jahren

ÖCALAN İCİN KADININ ÜÇ HALİ Ben TJA aktivisti Ruşen Seydaoğlu'nun videodaki konuşmasını mantıklı ve anlaşılır buldum. Ta ki sonda varoluşunun referansı olarak "Başkan Öcalan'ın kadınlarla kurduğu yoldaşlık ilişkisi"ne atıf yapana kadar. O cümleyi duymasam, bu twiti de yazmazdım. Ortamlarda Öcalan'ın kadınlarla ilgili pek çok videosu dolaşıyor. Bunlardan birinde şöyle diyor "Önderlik" makamı: “Benimle yakınlaşan kadın, güzellikte tırmanışa geçmek zorunda. Şartım o. Köhnemiş kadın, köle kadın anam da olsa zaten kovuyorum ilk anda. Gözlerimle, yüreğimle eze eze… Git önce kendini düzelt. Ağzını düzelt diyorum, şuranı düzelt, buranı düzelt. [Ondan sonra] geleceksin. Zayıf kadınları atmışım. Biraz daha çalışırsan size en güzel insanları yaratacağımı söylüyorum." İnanmazsınız diye, videosunu alta ekledim. Benzer başka videolar da var. Çoğu kişi Öcalan'ın 2004 yılındaki avukat görüşmelerinde PJA/Partiya Jina Azad (Özgür Kadın Partisi) projesi bağlamındaki şu sözlerini ise pek bilmez. “Ciddi bir proje geliştirmek istiyorum. Bir grup kadın yoğunlaşabilir mi. Onları üçe ayırıyorum. Mitolojik bir söylemle anlatacağım. Birincisi tanrıçalık yolunda olan kadınlar, ikincisi melekleşen ya da melek olma yolunda olan kadınlar, üçüncüsü baştan çıkarılması gereken kadınlar. Bunu mitolojik söylemle belirtiyorum. Her grupta on ile yüz arası, toplam azami üç yüze yakın gruplar olur. Bu gruplar oluşursa onlarla ilgilenirim. Her üç grup da önemli. Birbirimizle uğraşırız, onlar mı beni yoldan çıkarır ben mi onları tanrıçalık yoluna sokarım bakacağız. Herkes yerini burada görür; melekleşme yoluna mı girerler, beni baştan çıkarabilirler mi, göreceğiz.” Ruşen Seydaoğlu doğuştan mı güzel, yoksa Öcalan'ın mecburi kıldığı süreçlerden geçip mi bu duruma ulaştı bilemiyorum. Ama yukarda sadece birkaç örneğini verdiğim bu erkek egemen ve totaliter "pedagojik" yaklaşımı, söylemi, Öcalan'la kurulan "yoldaşlık" ilişkisinin parametreleri olarak içselleştiren birinin "özgür kadın" diye göğsünü gere gere konuşması hakikaten klinik bir vak'a benim için.

Ayşe Hür

67,327 Aufrufe • vor 2 Monaten

Galatasaray'dan puan Almak istiyoruz maçta primde var Rasim Ozan Kütahyalı:Rıza Perçin Fenerbahçe'lidir 🗣Antalyaspor Başkanı Rıza Perçin: Şimdi bir şeyler söylemeye çalışayım. Şimdi geçen hafta tabii ki daha rahat bir Galatasaray'la oynamak isterdik. Şimdi bu hafta Galatasaray sonuç olarak şampiyon olmak isteyecek. Varını yoğunu ortaya koyacak. Bizim için de çok çok önemli bir maç. Tabii enseyi karartmıyoruz. Elimizden ne geliyorsa yapacağız. Oraya sonuç olarak kimin şampiyon olduğu... Ya da kim hangi nerede bizi ilgilendirmiyor, bizi kendi durumumuzu ilgilendiriyor. Antalyaspor'umuzu ligde bırakmak için, bir sonraki sezonda tekrar yeni sezonda ligimizi görmek için bizim şu anda bütün konsantrasyonumuz bu maçtan puan alabilmek. Tabii ki çok çok zor ama futbolda hiçbir zaman her şey mümkün olabiliyor ne kadar zor da olsa. Bir futbol şansı bizimle birlikte olursa niye olmasın? Sonraki hafta en azından oradan çıkarılabilecek bir puanla birlikte son haftaya biraz daha aydınlık olarak ve özgüvenli olarak girebiliriz. O yüzden tabii ki çok zor ama elimizden geleni yapacağız. İnşallah Rabbim de yardım ederse bir puan için oraya geleceğiz. 🗣Ertem Şener: Prim var mı Sayın Başkanım? 🗣Rıza Perçin: Bu da son zamanlarda malum bu prim oluyor. Yani kendi bir prim sistemimiz var. O maçın üzerinde değil de sonuç olarak kendi Antalyaspor için iyi olması gerektiği için bir prim sistemi belirleyeceğiz. İlla ki bir prim koyacağız oraya. 🗣Ertem Şener: Peki Sayın Başkanım ne kadar inanıyorsunuz? Yani çok zor çünkü hani koyun can derdinde kasap et derdinde. Galatasaray şampiyon olmak istiyor. Antalya Spor kümede kalmak istiyor. Yani yarım sıfır olsun bizim olsun denilebilecek bir maç Antalya Spor için. Bu konudaki yorumunuzu merak ediyorum. Çok zor, müthiş bir baskı. İnanılmaz bir baskı. Galatasaray maç başlar başlamaz büyük bir baskı kuracaktır. Zor gibi görünüyor aslında. Siz ne düşünüyorsunuz? 🗣Rıza Perçin: Şimdi aslında Bugün futbolcu arkadaşlarla da aynı şeyi konuştuk. Bu primin ziyadesinde yani artık bu saatten sonra prim dışında da çok önemli şeyler var. Yani futbolcu kardeşler de orada artık vitrinin de vitrini oluyor bu maçlar. Özellikle tüm Türkiye, tüm dünya sonuç olarak burada bir şampiyonluk mücadelesi var. Kimse Antalyasporu tabii ne durumdadır, şudur budur bakmaz ama... Biz tabii ki kendi koyun can derdinde önce bir canımızı kurtarmaya bakıyoruz. Ama futbolculuk arkadaşlarımız için de burası bir sonuç olarak bundan sonraki BK'lar için kendileri için bir vitrin olacak. Onları empoze etmeye çalışıyoruz. Hatırlatmaya çalışıyoruz. Zaten onu düşünüyorlar. Bu şekilde bir psikolojiyle oraya gelmeye çalışacağız. Tabii ki çok çok zor ama futbolda kesin diye bir şey yok. Küçücük de olsa bir şansınız var. Biz de bu şansı kullanmaya çalışacağız. 🗣Ertem Şener: Rıza Başkanım, Rasim Ozan'ın bir sorusu var. 🗣Rasim Ozan Kütahyalı: Sayın Rıza Başkan, çok başarılı bir turizmcidir. Ben kendisi tanımıyorum ama yaptıklarını biliyorum. İş hayatında başarılıdır. Bir de benim bildiğim, şimdi bu yüksel yıllarımın konuşulduğu için, Rıza Bey benim bildiğim kadarıyla Fenerbahçe'li. Yanılıyor muyum Rıza Başkan? Rıza Perçin: Yanılıyorsunuz. Değil mi? Şimdi maddi içerik konulara çok girmezsek. Bizim konsantrasyonumuz tamamen sürdü. İlker Yıldırım ve Asar Ali diye konuşulunca ben de bir şey yapmam. Ama hep burada Antalya Sporu esas küme düşmüş. Fenerbahçe düşecek bir şey yok. Antalya Sporu iki haftaya girelim. Sonra bu sezon ligde kaldıktan sonra Yeni sezonun planlamasını yapalım üzerine. 🗣Ertem Şener: Başkanım, başkanım ben topu alıyorum şimdi. Rasim, klasik Rasim Ozan Kütahyalı. Yani manasız bir şey yani. Abi adam diyor ki koyun can derdine kasap et derdine. 🗣Rıza Perçin: Bir şey söyleyeceğim. Sen şu anda Antalya Sporu'nun başkanı olsan. Rasim ben şöyle bir şey diyeyim o zaman kapatalım. Yok kapatmayalım başkanım. Yani ikinci şu anda ikincilik mücadelesi takımlardan Fenerbahçe ve Trabzon'a... Dolu dizgin giderken ilk çelmeyi takan da Antalya Spor. Doğru o da doğru. 🗣Ertem Şener: Bravo Rıza Başkan. Tebrik Rıza Perkin'e alkışlıyorum. Rıza Başkan. Fenerbahçe'li de olsa Antalya Spor. Abi Fenerbahçe'li değil ya yapmayın. Ya bir şey söyleyeceğim. Fenerbahçe'li değil. Bakın şu düşünceden kurtulalım. Abi şu düşünceden kurtulalım. Şu düşünceden kurtulalım. Rıza Başkan Antalyaspor'u yani küme düştü.

Galatasarayultrataraftar

98,320 Aufrufe • vor 3 Monaten

Ahmet Ercanlar'ın Bütün Algılarını Yerin dibine Sokan Adam Helal Olsun Ali Naci Küçük: Ahmet abi çok güzel gelişi güzel konuştu. Yine Fenerbahçe'yi konuşurken tabii ki Galatasaray pasajına yer verdi. Artık ben Fenerbahçe kulübünün bu başarısızlık hikayesine obsesif, komplesif, bozukluk diyorum. Yani takıntılı düşüncelerin günlük hayatı ötüleyecek düzeye gelmesi ve başarısızlıklarını sürekli olarak bir yere ihale etmesi. Şimdi hakem tarafından operasyon çekilen bir kulüp, geçtiğimiz hafta olduğu gibi 90 artı 8'de 40 metreden Şahingöz'de o penaltıyı alamaz. Bu bir gerçek. Aynı zamanda çok açık bir şekilde rakipleri de hedef alıyor. Ahmet abi ve Fenerbahçe camiası. Mesela Göztepe kulübü. Faul sayıları veriliyor. Peki Benzer istatistik Fenerbahçe'ye karşı da var. Mesela önümüzdeki haftalarda Fenerbahçe'nin oynayacağı rakiplerden bir tanesi Çaykur Rizespor. Rizespor 10'da 0 Fenerbahçe'ye karşı. Son 10 maç 0 galibiyet 10 mağlubiyet. Sadece Okan Buruk yönetimindeyken mi kazanmıştı? Evet en son. Şimdi ikinci yarı Göztepe istatistiklerini sayacağım size. 1.72 gol ortalaması. X'ci gol beklentisi 0-0-9 Galatasaray. 14 şut, 5'i isabetli. 15 kez rakip ceza sahasında buluşma, 2 kaçan net pozisyon. Gözsep'in ikinci yarı ortaya koyduğu futbolu hepimiz izledik. Ve nitekim de zaten Galatasaray'ın 3-1 kazandığı karşılaşmada maçın oyuncusu Uğurcan Çakır seçildi. Yani o sümeni yoksa Uğurcan var dedik. Galatasaray'ın ikinci yarıdaki kötü futbolunu herkes ön plana çıkarmıştır. Yani artık bu noktada Fenerbahçe'nin hatalarına konsantre olmak ya da ne diyeyim şu anda puan farkı kaç? Bir. Bugün itibariyle değil mi? Galatasaray'ı konuşmak yerine kendisi konuşması lazım. Kendini konuşması lazım daha doğrusu. Ben bugün Osman'la oynuyorum. Sen Sidiki Şerif'le oynuyorsun. Ben yıllardır Lamina Lucas'la oynuyorum. Sen daha yeniken Kante Genduzi'ye terfi ettin. Ben yıllardır Mustera ile oynuyorum. Sen yeni Ederson'a geldin. Yani kadrosal anlamda zaten sahada güçlü olan taraf Galatasaray. Ama Galatasaray'ın her kazandığı başarıyı sürekli olarak hakemlere bağlamak. Peki evet hakemlere bağlıyorsan, hakemler sana operasyon çekiyorsa sen 90 artı 8'de Türkiye'nin tartıştığı günlerdir konuştuğumuz pozisyonda o penaltıyı 40 metreden... Maçın hakeminden alamazsın. Ya da ben günlerdir bu pozisyonu tartışıyorsam hakem de affedersiniz ama neyi tartışıyoruz? Penaltı mı değil mi? Hamle içeride mi dışarıda mı? Var hiç tartışmadı hakemle. Var kayıtları çıktı mı ortaya? Yok. Çünkü vara gitmedi hakem. Ama ben günlerdir tartışıyorum Türkiye'de o pozisyonu. Penaltı diyen de var. Değil diyen de var. Yani şimdi kalkıp böyle bir tablo varken kafa diyor. Ahmet abi. En nesile geçen sezon Eyüp spor maçında kafayı attı. Kırmızı kartta görmedi. Evet bence bugünkü kırmızı kart mıydı? Bence de kırmızı karttı. Ne olursa olsun. Şiddeti önemli değil. Bir kafa vuruşu yaptı mı Kayseri sporlu oyuncu? Yaptı. Art niyetli davrandı mı? Davrandı. Ama sen kalkıp bu pozisyondan dolayı Galatasaray'ı konuşuyorsan ben hiçbir şey söylemiyorum. Pes. Durmak yok. Yola devam. Devam edin. Şimdi ben bir şey söyleyeceğim.

Galatasarayultrataraftar

13,241 Aufrufe • vor 4 Monaten

📌BAŞKAN ALİ KOÇ: “BU SEÇİM ÖNCESİ YAPILMIŞ BİR OPERASYONDUR!” Ali Koç, C. Alanyaspor maçı sonrası basın mensuplarına açıklama yaptı. 💥 “BENİM KALBİM BU VÜCUTTA ATTIĞI MÜDDETÇE…” “Pazar günü seçim var. Sadece şunu size ifade etmek istiyorum. Bu seçim öncesi yapılmış bir operasyondur. Kimse bana digital atamaydı filan hikayesini anlatmasın. Zaten federasyondaki herkes de digital atama filan olmadığını gayet iyi biliyorlar. Bile-bile, isteye-isteye, buraya en son atanacak bir hakemi Galatasaray nick name’i ile eğitim programına katılacak kadar yüzsüz birini buraya atamak seçim öncesi zaten pazar günkü maçtan sonra böyle bir şey bekliyorduk. Bizim seçimimize bir operasyondur. Yalnız olay bu hakemler değil. Bu hakemlerin ne olduğu, bu iki hakemin de ne olduğu Fenerbahçeliler tarafından gayet iyi bilinir. Şimdi buradan açık açık Türkiye’ye sesleniyorum. Benim kalbim bu vücutta attığı müddetçe Sn. Ferhat Gündoğdu’nun ne olduğunu, kim olduğunu, neyi temsil ettiğini öyle ya da böyle tüm ülke görecek. Çünkü bu iş böyle olmaz. 💥“BUNU BURAYA YOLLAYAN KİŞİ BU İŞİN SORUMLUSUDUR” Sn. Federasyon Başkanı ne dedi: ‘VAR hakeminin hata yapmasını kabul edemem.’ Biraz bekledik. Sizin temsil ettiğiniz kanallarda bu konu nasıl yorumlanıyor, nasıl ele alınıyor diye. Ve çok enderdir bir pozisyonda iki penaltı pozisyonun aynı anda olması. Burada böyle bir pozisyon yaşandı. Hangi otoriteye sorarsan sor, ‘Ya iki penaltı var’ diyor, ‘ya iki pozisyondan biri kesin penaltı’ diyor. Şaka gibi. Uzatmalar zaten iki dakika oynandı. VAR’a gidecekmiş gibi dinledi. Sonra da maçı bitirdi. Bunu buraya yollayan kişi bu işin sorumlusudur. 💥“FENERBAHÇE SEÇİMLERİNE BİR OPERASYONDUR, BİR MÜDAHALEDİR” Sn. Başkan size sesleniyorum: ‘Siz dediniz ki, ‘VAR hakemi hata ya-pa-maz.’ Tavrınızı bekliyoruz. Türk futbolunun selameti için MHK hakeminizin, başkanınızın kim olduğunu, ne olduğunu lütfen ve lütfen kulak verin. Bütün Ankara bu konuyu, bu kişiyi konuşuyor. Siz niye kulak vermiyorsunuz? Etraflıca niye araştırmıyorsunuz? Zaten hakemlik kariyeri açısından MHK Başkanlığı yapabilecek bir sicile de sahip olmayan bir insanı… Geçen sefer atadılar, arkasına birini koydular. Ahmet Şahin diye. Esas oydu. Hala akıl hocası o ve birkaç kişi daha. Buraya bu hakemin seçim öncesi atanması Fenerbahçe seçimlerine bir operasyondur, bir müdahaledir. 💥“BİZ ÖYLE YA DA BÖYLE ŞAMPİYON OLACAĞIZ” Biz öyle ya da böyle şampiyon olacağız. Bugün çok mu iyi oynadık, hayır. Beraberliği hak ettik mi, kesinlikle hayır. Bir penaltı kaçırdık. Saçma sapan bir gol yedik. Kalecilerin kaderinde bu vardır ama en kritik yerde geldi. 3-0, 5-0, 4-1 iken gelse bir şey olmaz. Tamam ama o demek değildir ki iki bir değil, iki pozisyonda aynı anda bir kornerde penaltıyı VAR’ın çağırmaması, hakemin gördüğünü çalmaması, VAR’ın da onu çağırmaması olacak iş değil. Bu adamlar buraya bir vazife için geldiler. Vazifelerini yerine getirdiler. 💥“BU ZİHNİYET 100 MİLYONLARCA EURO HARCANAN TÜRK FUTBOLUNUN BAŞINDA OLAMAZ, OLMAMALI!” Geçen hafta burada bir derbi maçı oynandı. Çizgiyi geçen topta golümüz verilmedi. Kırmızı kart verilmesi gereken pozisyon VAR’dan verildi. Orta saha hakemi vermedi. Rakibimizin attığı golün gol olduğunu iddia ediyor. Fenerbahçe’nin çizgiyi geçen golü neredeyse hiç konuşulmuyor. Yapı-yapı derken bunları boşuna söylemiyoruz. İnanın sezonun başındaki bu durumlar aslında sezon sonundaki sıralamayı belirleyen ana unsurların başında geliyor ama şunu söyleyeyim; bu işin intikamı olacaktır. Böyle iki tane hakem yollayıp bize operasyon çekip seçimleri etkilemek için veya pazar günü çok baskı yedik, Fenerbahçe’ye kıyak yaptık gibi gözüküyor. Medyada böyle hava yaratılıyor ya medyada onun için bu sefer de tam tersini yapalım. Bu zihniyet 100 milyonlarca Euro harcanan Türk futbolunun başında olamaz. 💥FEDERASYON BAŞKANINA ÇAĞRI! Sn. Başkana bir kez daha sesleniyorum.Türk futbolu paydaşları tarafından iyi niyetinizden şüphe edilmesini istemiyorsanız, bu konuya derinlemesine bakmanız gerekiyor.

fenertalks

15,564 Aufrufe • vor 11 Monaten

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 Aufrufe • vor 1 Jahr

5. Şampiyonluğu Düşünmesin bunca olandan sonra Okan Buruk'u vururlar Helal Olsun Burak Yılmaz Çıktı Konuştu Hüseyin Kıyıcı: Galatasaray bugün maçın bilincinin farkında olarak. İkinci dakikadaki Icardi'nin golü. Çok iyi bir paslaşma.Leroy Sane nin getirdiği pozisyon. Yunus'un orada bir istasyon olması. Ki bunları zamanında yapmış olsaydı zaten puan farkı 7-8-10-12 diye devam ederdi. İlk yarıdaki kurgu iyi, sakin. Topu rolante oynayıp da en azından gücünü saklayan bir Galatasaray. Ki biz öyle düşündük. Gücünü sakladığını düşündük. Akabinde Yunus Akgün'ün atmış olduğu golle beraber. 2-0 öne geçişi. Soyunma odasına gittik. Tabii ki ben tweet de attım zaten. Hiçbir şekilde maç garanti değil. 3-0 olsa garanti değil. 4-0 olsa belki garanti. Bir ihtimal. Yine aynı tasa aynı hamam. İkinci aradaki bir oyun. Böyle oynamaması gerekiyor Galatasaray'ın ikinci yaraları. Galatasaray'ın çok ciddi bir hakem sorunu var. Çok ciddi bir yönetilememe sorunu var. Çok ciddi bir birlik, beraberlik görüntüye göre sorunu var şu an. Kronikleşmiş şekilde özellikle hakem camiasına karşı birlik beraberlikten kastım bu. Yani Galatasaray'ın haklarını Galatasaray yöneticileri koruması lazım. Burak Yılmaz korumamadı Galatasaray'ın haklarını. Burak Yılmaz çıktı bu hafta çok güzel bir açıklama yaptı. Ben de helal olsun sana çok yaşa. Çok güzel bir açıklama yaptı. Hem dalına hem mığına dedi. Gerekirse beni vururlar dedi abi dedi. Gerekirse ben bu ülkede ekmek yemem dedi. Gerekirse çalışmam dedi. Hollanda'da çalışırım. Fransa'da çalışırım. Ben orada ekmeğime bakarım dedi. Çat çat çat çat çat her şeyi söyledi. Herkesin yüzüne söyledi. Ferhat Gündoğdu da ekibine söyledi. Ama Galatasaray'ın bir tane yöneticisi Burak Yılmaz'ın söylediklerinin çeyreğini bile söyleyemedi. Bu ayrı bir durum. Sağ içi değerlendirmeyi böyle alalım. Saha dışı değerlendirmeyi de şöyle alalım. Türkiye'de Galatasaray'ın, ben 93'ten beri Galatasaray maçlarını izliyorum. Çocukluktan beri yani. Her sezonun hakemlerini gördüm. Oğuz Sarvanları gördüm, Muhittin Boşatları gördüm. Başka HHK başkanlarını gördüm. Hepsini gördüm. Ama ilk defa bu kadar böyle. Fenerbahçe'yi yarışta tutalım. Galatasaray'ı devre dışı bırakalım. Verilen pasif olsaydı kararları Galatasaray'a başka, Fenerbahçe'ye başka. Verilen iç sağ Fenerbahçe kararları başka, Fenerbahçe aman yarışta kalsın, aman kırmızı kartlar, jokerler, penaltılar, şunlar bunlar hepsi çekilsin. Ama Galatasaray'a geldiği zaman standart dışı bir aymazlık içerisinde olursun gördüm. Bugün de Galatasaray'ın attığı gol tertemiz gol. Hakem otoriterleri, yorumcuları da zaten söyleyecek. Gördüğümüz, duyduklarımız da zaten aynı şeyi söylüyor. Bu durumun içerisine düşme sebebi Galatasaray'ın, Galatasaray'ın yöneticileri. durumdaki mazmata sahibi yöneticileri çıkıp da buna tepki göstermiyorsa Galatasaray önümüzdeki hafta ya Yasin Kol verecekler ya Halil Umut ve Meler verecekler ya da doğuramayacaklar. Beşiktaş maçının var hekimini Galatasaray-Fenerbahçe-Beşiktaş maçının var hekimini vara koyuyorsunuz. O hekim o maçta çılgın atıyor. Burak Yılmaz'ın söylediği bir şeyden bahsediyorum. Penaltıyı da biçiyor ve Fenerbahçe'yi yarışta tutuyor. Aynı var hekimi burada da golü iptal ediyor. Yani şimdi böyle bir şey olduğu zaman sen sesini çıkarmıyorsan senin kafana bu sene vurmazlarsa seneye vururlar. Sen 5. şampiyonluk hayali falan kurma yani. Aynı 2000-2001'deki gibi. Gerçek bu. Bu düzeni bozmanın da çeşitli kuralları vardır. Çeşitli yolları, yordamları vardır. Bu yolu, yordamı bilenler yönetici olsun Galatasaray'da. Bilmeyenler de yani. Burada futbolcuların emeğine de bir saygısızlık var. Bak ne diyoruz? Oyunu beğenmedik. Hakeme kalmamalıydık. Galatasaray gençliğe belirlenen bu kadar baskı yemez. 2-0 bulduktan sonra 4-0 da yapar maç ediyoruz. Ama şimdi ortada da bir bariyer var. Bu bariyerden atlıyor olman senin bu bariyerin her zaman karşına çıkmayacağı anlamına gelmez. Her zaman çıkacak bu. Önümüzdeki hafta Fenerbahçe maçında belki yine çıkartacaklar. İlk yarıdaki Fenerbahçe maçında çıkardıkları gibi. Biz burada birbirimize neredeyse kapıları kırdık yani o Fenerbahçe maçında. Yasin Kol'un yönettiği. Ve insanlar ödüllendiriliyor. Bırak şeyi ondan sonra derbi falan veriliyor bu hakemlere. O yüzden bir yapı varsa bu Galatasaray'a karşı olan bir yapıdır. Ve skordan bağımsız bu artık çözülme noktasına gelmelidir. Çünkü bu kadar yatırım yapılıyor. Yayıncı kuruluş yabancı. Oyuncular yabancı. Türkiye'nin ülke puanındaki gittiği şeylerde bakıyoruz işte yabancı kaynaklar Türkiye'nin Avrupa puanı gelişimi var şu bu diyor ama o zaman hakemler böyle olacaksa hakemleri yabancı getireceksin. Demek ki buradan başlıyor çünkü ben inanmıyorum yani kimse inanmıyor bu yönetim biçimine. Galatasaray maçı 3-0 olsa maç bitti bitecek yani. Galatasaray'ın oyundan düşmesi Galatasaray'ın teknik problemi ama teknik problem bir yere kadar çözülür. Bu artık kronikleşmiş bir hakem camiasının rezaletidir. Gereken şeyi de umarım yöneticiler bundan sonra yapar. Bugün edelere yapmadınız bak bundan sonra yapın. Haftaya dervi var. Kamuoyu mu yaratıyorsunuz? Çıkıp ikinci başkan bir şey mi söylüyor? Abdullah Kavukçu sesini mi duyuruyor? Dursun Özbek bir şey mi söylüyor? Federasyona salı günü gidiyor musunuz? Hacı Osmanoğlu ile bir kere daha mı görüşüyorsunuz? Bunu yapın. Onun dışında kazanmak güzel. Zaten bugün önemli olan kazanmaktı. Önemli olan kazanmaktı her şeyden önce. Çünkü bir uçak düşüyor yani tamam mı? Uçak düşüyor. En azından okyanusa düşmedik yani. Bir zemine oturtturduk yani uçağı. Kimse de ölü yaralı değil Allah'tan bu akşam. Ama önümüzdeki hafta uçak komple infilak eder. Havada infilak edersin yani. O yüzden yöneticiler çıkacak. Burada aslan gibi Burak Yılmaz'ın çeyreği kadar konuşacaksınız yani. Burak Yılmaz konuştu. Ha Burak Yılmaz konuştu. Altını doldurarak konuştu. Siz de altını dolduracaksınız. Buyur kolayca.

Galatasarayultrataraftar

24,891 Aufrufe • vor 4 Monaten

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah Teala şöyle buyurmuştur” dedi: “Her kim (ihlâs ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık ederse, ben de ona karşı harb ilân ederim. Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (âdetâ) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse, onu mutlaka veririm; bana sığınırsa, onu korurum.” (Buhârî, Rikak 38) Bu hadis-i kudsi’nin bize olan ikazıyla Menzil sofilerini Allah için uyarmak istiyorum. Oradaki bazı sofiler; diğer mürşidlerin sofilerine hatta diğer mürşidlere karşı edeplerini muhafaza etmiyorlar. Geçenlerde gördüğümüz bazı görüntüler bunu gösteriyor. Bu çok üzücü bir durumdur. O sofiler bir defa önce sofiliklerini tazelemeleri gerekiyor. Bazı sofiler kalkmışlar başka bir mürşidi protesto ediyorlar… Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Bu hadis-i kudsi’yi bilmiyor musun? Senin Gavs-ı Sani olarak kabul ettiğin zatın halifesine kalkmış, 'Yok şöylesin, yok böylesin' şeklinde ifadeler kullanıyorsun. Senin ne haddine! Bırak sorunu büyükler çözsün. Senin çözeceğin bir durum değil o. Sofilerin çözeceği şeyler değil. Sofiler kendi sofiliklerine bakmalı. Sofiler kendi sofiliklerini bırakmamalı. Sen oraya kazanmak için geldin. Başka bir mürşide laf atmak için, edepsizlik yapmak için gelmedin. Menzil'i bozmaya da hakkın yok! Menzil sadece Menzil'in malı değil, tüm ümmetin malıdır. Hakikaten de bütün kalbimle söylüyorum. Oraya bağlı olan olmayan oranın bozulmasını istemez. Çünkü güzel hizmetler yaptılar, yapıyorlar elhamdülillah. Allah-u Zülcelal oradaki o üç mürşidin de yollarını açık eylesin. Onları muhafaza eylesin. Allah-u Zülcelal'den onların yine kardeş olarak birlik ve beraberlik içerisinde hizmetlerini daim etmesini niyaz ediyoruz. Bizi üzüyor, tüm ümmeti üzüyor; düşmanı da sevindiriyor bu durumlar. Onun için bu hadis-i kudsi’yi de unutmasın sofiler. Sakın ha sakın... İsterseler bu sözlerimden dolayı beni kınasınlar, ister kınamasınlar ama kınasalar da kınamasalar da ben onlara şunu söylüyorum: "Ben size güvenilir bir nasihatçıyım" diyen peygamberlerin sözünü söylüyorum. Peygamberler ümmetine bunu derlerdi. "Ben size güvenilir bir nasihatçıyım" diyorlardı. Biz o peygamberin sözünü söylüyoruz size. Bu nasihatte bulunuyoruz. "Din nasihattir" buyruluyor. "Velilerimden birine düşmanlık eden kimseye ben harb ilan ederim" diyen Allah'a karşı senin ne haddin var! Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Neye göre? Hangi cesaretle bunu yapıyorsun? Oturup kafanı iki elinin arasına al. Hangi cesaretle sen bu fiili yapıyorsun? Git netanyahuyu protesto et! Sen nasıl bir şeyhi protesto ediyorsun? Bunu yapan bir de güya sofi. Allah ıslah etsin! Böyle sofilik mi olur? Zaten sofiliği düştü, böyle sofilik olmaz. Kalkıp başka şeyhe laf atacak, başka şeyhe edepsizlik yapacak. Elli senelik, yetmiş senelik sofi olsan hiçbir şeysin. Sofilere ayrıca şu tavsiyede de bulunuyorum: Başka cemaatleri bölen insanlardan bazı hoca kılıklılar, menfaatperestler sofileri gaza getiriyorlar. ‘Şu mübarek haklı, öbür mübarek haksız’ diyerek kavga ettirmeye çalışıyorlar. İsmailağa'yı bozdu yetmiyor şimdi orayı bozmaya çalışıyor. Ey mübarekler! Siz kendisi batıla düşmüş olan, kendi tarikatını bozan bir insandan nasıl tarikatınız için tavsiye alabilirsiniz, onun gazına gelebilirsiniz? Böyle bir insan kalkıp size iyilik yapar mı? Kendi mürşidine ihanet eden bir insan sizin mürşidinize mi dürüstlük, sadakat gösterecek. Bilmelisiniz bunu. Onun için oradaki sofi kardeşlerimize tavsiyemizdir: Birbirinize karşı edebinizi muhafaza edin, haddinizi aşmayın. Kim ne derse desin sizin kurtuluşunuz sükunetinizdir.
11:33

Sensitive content

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah Teala şöyle buyurmuştur” dedi: “Her kim (ihlâs ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık ederse, ben de ona karşı harb ilân ederim. Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (âdetâ) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse, onu mutlaka veririm; bana sığınırsa, onu korurum.” (Buhârî, Rikak 38) Bu hadis-i kudsi’nin bize olan ikazıyla Menzil sofilerini Allah için uyarmak istiyorum. Oradaki bazı sofiler; diğer mürşidlerin sofilerine hatta diğer mürşidlere karşı edeplerini muhafaza etmiyorlar. Geçenlerde gördüğümüz bazı görüntüler bunu gösteriyor. Bu çok üzücü bir durumdur. O sofiler bir defa önce sofiliklerini tazelemeleri gerekiyor. Bazı sofiler kalkmışlar başka bir mürşidi protesto ediyorlar… Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Bu hadis-i kudsi’yi bilmiyor musun? Senin Gavs-ı Sani olarak kabul ettiğin zatın halifesine kalkmış, 'Yok şöylesin, yok böylesin' şeklinde ifadeler kullanıyorsun. Senin ne haddine! Bırak sorunu büyükler çözsün. Senin çözeceğin bir durum değil o. Sofilerin çözeceği şeyler değil. Sofiler kendi sofiliklerine bakmalı. Sofiler kendi sofiliklerini bırakmamalı. Sen oraya kazanmak için geldin. Başka bir mürşide laf atmak için, edepsizlik yapmak için gelmedin. Menzil'i bozmaya da hakkın yok! Menzil sadece Menzil'in malı değil, tüm ümmetin malıdır. Hakikaten de bütün kalbimle söylüyorum. Oraya bağlı olan olmayan oranın bozulmasını istemez. Çünkü güzel hizmetler yaptılar, yapıyorlar elhamdülillah. Allah-u Zülcelal oradaki o üç mürşidin de yollarını açık eylesin. Onları muhafaza eylesin. Allah-u Zülcelal'den onların yine kardeş olarak birlik ve beraberlik içerisinde hizmetlerini daim etmesini niyaz ediyoruz. Bizi üzüyor, tüm ümmeti üzüyor; düşmanı da sevindiriyor bu durumlar. Onun için bu hadis-i kudsi’yi de unutmasın sofiler. Sakın ha sakın... İsterseler bu sözlerimden dolayı beni kınasınlar, ister kınamasınlar ama kınasalar da kınamasalar da ben onlara şunu söylüyorum: "Ben size güvenilir bir nasihatçıyım" diyen peygamberlerin sözünü söylüyorum. Peygamberler ümmetine bunu derlerdi. "Ben size güvenilir bir nasihatçıyım" diyorlardı. Biz o peygamberin sözünü söylüyoruz size. Bu nasihatte bulunuyoruz. "Din nasihattir" buyruluyor. "Velilerimden birine düşmanlık eden kimseye ben harb ilan ederim" diyen Allah'a karşı senin ne haddin var! Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Neye göre? Hangi cesaretle bunu yapıyorsun? Oturup kafanı iki elinin arasına al. Hangi cesaretle sen bu fiili yapıyorsun? Git netanyahuyu protesto et! Sen nasıl bir şeyhi protesto ediyorsun? Bunu yapan bir de güya sofi. Allah ıslah etsin! Böyle sofilik mi olur? Zaten sofiliği düştü, böyle sofilik olmaz. Kalkıp başka şeyhe laf atacak, başka şeyhe edepsizlik yapacak. Elli senelik, yetmiş senelik sofi olsan hiçbir şeysin. Sofilere ayrıca şu tavsiyede de bulunuyorum: Başka cemaatleri bölen insanlardan bazı hoca kılıklılar, menfaatperestler sofileri gaza getiriyorlar. ‘Şu mübarek haklı, öbür mübarek haksız’ diyerek kavga ettirmeye çalışıyorlar. İsmailağa'yı bozdu yetmiyor şimdi orayı bozmaya çalışıyor. Ey mübarekler! Siz kendisi batıla düşmüş olan, kendi tarikatını bozan bir insandan nasıl tarikatınız için tavsiye alabilirsiniz, onun gazına gelebilirsiniz? Böyle bir insan kalkıp size iyilik yapar mı? Kendi mürşidine ihanet eden bir insan sizin mürşidinize mi dürüstlük, sadakat gösterecek. Bilmelisiniz bunu. Onun için oradaki sofi kardeşlerimize tavsiyemizdir: Birbirinize karşı edebinizi muhafaza edin, haddinizi aşmayın. Kim ne derse desin sizin kurtuluşunuz sükunetinizdir.

Seyda Feyzullah Konyevi

116,173 Aufrufe • vor 1 Jahr

Oyuncularımızın Eksiklerini mala anlatır gibi detaylı anlattı Şansal Büyüka: Şunu söylemeliyim, maç bitti, böyle programlara bakıyorum falan, henüz bir şey kaybetmedik diye sıkça bunu kullanıyorlar. Ya bırakalım bu popülizmi, yani moral vereceğiz, onu yapacağız, bunu yapacağız diye. Nasıl hiçbir şey kaybetmedik? Bir, maçı kaybettik bir kere hiç hesapta olmayan için. İki, muhtemelen grup birinciliğini kaybettik. Üç, grup ikinciliğini riske soktuk. Dört, top. Toplumsal morali yerle bir ettik. Ülke kaç aydır buna hazırlanıyor. Bu kadar üst düzeyde inanılmaz bir hedefe kitlenme, böyle umut, heyecan, hayal. Biz her zaman gitmiyoruz ki bu dünya kupalarına. 5 dünya kupasını pas geçmişin, 6. yüzeye gitmişin 2002'den beri ilk defa. Ve ne diyoruz? Montella bir grup yazdı ancak böyle bir grup yazardı diyoruz. Ve o gruba 2-0'lık yenilgiyle başlıyorsun. Açık konuşayım. Yani Montella'dan başlayıp giren çıkan kim varsa bir tek kendi futbol anlayışım içinde. Perdeyi ayırıyorum. Herkes yapabileceğinin, ortaya koyabileceğinin, gücünün, kalitesinin aşırı gerisinde kaldı. Az gerisinde demiyorum. Aşırı gerisinde kaldı. 1.98, 1.93, 1.93 tane stoperi var. 8 korner kullanıyorsun. Bir korneri de yer topundan kullanayım, bir organizasyonu çalışmamış. Bu üç stoperin 1.90'ın üstünde olduğunu, şu sokaktan birini çevirsek şuralardan, bu işleri yerden yapalım der. Bunlar hiç mi çalışmadınız, hiç mi düşünmediniz? Toplam oynamaya bakıyorum, 3 gün mü oldu Bülent bu şampiyona başlayalı ya, 4 gün mü? Ben ilk defa böyle tek kale bir maç gördüm. İlk defa. Yani git gel falan. O kadar tek kale oynadık. %72'ye 28 top bizde kalmış. 704 pas yapmışız. 270 pas yapmışlar. Rakip yarı alanda 455 pas yapmışız. Sadece 71 pas yapmışlar. 30 şut atmışız. 9 şut atmışlar. Ceza alanı içinde 52 defa topla oynamışız. Sadece 17 defa oynamışlar. Ve biz bu maçı 2-0 kaybediyoruz. Niye kaybediyoruz? Bakalım Avustralya'nın gollerine. İlk golü kaç pasta attılar? 2-2. Üçüncü vuruş gol oldu. Mustafa Denizli'nin kulakları çınlasın. Gol 2 ya da 3 pasta atıldı. İkinci gol kaç pasta attılar? 2 pasta. Geldiler çıktılar, vurdu. 2 pasta. Biz rakip cezalanının önüne yerleşiyoruz. Sağa ver, sola ver, bir daha sağa ver, geriye dön, sağa ver. 10-12 tane hazırlık pası yapıyoruz. Rakip iyice kapanıyor. Zaten duvarı ölmüş. Duvarıyla meşhur bir takım zaten. Topu sana bırakıyor. Kontra ataklarla çıkıyor ki biz de kontra atağı bile doğru dürüst çıkamadık. Ama sonuçta bu kadar, bu seviyedeki turnuvalarda, maçlarda bu kadar yavaş oynayan bir takıma ne gol attırırlar ne maç kazandırırlar. Çok daha çabuk oynamalıydık. Amerika takımına bakıyorum. Bir futbolcu topa ikinci defa vurmuyor. Tek pası oynuyor. Dün gece hayranlıkla izlediğim özellikle ilk arada Fas'a bakıyorum. Hep tek top. Biz de kardeşim sevgili Arda bu kadar yeteneklisin de alıyorsun iki defa etrafında dönmeden topu vermiyorsun. Dün de konuştuk. En güvendiğim ajan fizik gücü denediğiyle Barış Alper. Felaket. Barış felaket oynadın. Yedi orta yapmış kaç isabet var? Sıfır isabet. Niye yapıyor ki orta? Orkun. Deseler ki Orkun bu kadar olmaz dedi, bu kadar kötü oynamaz. E Hakan iki orta yapmış bir isabeti var. Hep sıfıra karşı oynamış. Bu kadar kötü oynamışım, bu kadar yavaş oynamışım. Ve dün daha burada konuştuk. Zeki'nin arkaya adam kaçırmalarından korkuyorum dedi. Çünkü Venezuela maçında inanılmaz kaçırdı. Hücumda etkili tamam ama savunması zayıf. Zeki'nin önüne koymuşsun Arda'yı. Arda Gelipbeki'nin kademesine girmez. Zeki de giriyor. İsmail'i hafif sağa çekmişsin Belçika yapar diye. İran Kundu'nun golünde. Zeki nerede? Zeki top ağlarımızla buluştuğunda Zeki bizim yarı alana henüz yeni geçiyordu. Emerih basamadı. Abdülkerim geç kaldı. İsmail yetişemedi. Niye? Atletik yapı var. Çabuk oyuncular. Bizim Türk futbolunun genetiğinde bu ağırlık var kardeşim. Yani bu kadar yavaş oynarsan rakip de sana o duvarı örer. Ölü de attırmaz, onu da yaptırmaz.

Galatasarayultrataraftar

109,774 Aufrufe • vor 2 Monaten

Bese Hozat Kimdir ve Verdiği Mesajların Anlamı Nedir? PKK’nın Kandil’deki en önemli elebaşlarından, belki de şu an en önemlisi topuklu terörist Bese Hozat: “Türkiye bu süreci geliştirmezse Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır. PKK kadroları af maf istemiyor. Eve dönüş yasası falan da istemiyor. Af, suç işleyenler için yapılır. Biz suç işlememişiz ki af isteyelim” demiş. Şimdi kimileri bunu duymaz, duymak istemez, kulağının üstüne yatar, kimileri hafife alır, kimileri ciddiye, kimileri de örgütün siyasi uzantılarına/etki ajanlarına/milislerine ekrandan verilen bir mesaj olarak okur, bilemem, ama ben Bese Hozat kod Fatma Yıldız’ı bilir ve önemserim. Öncelikle vurgulayalım; onun bu çatallı dili, sadece ihanet, sadece vekalet, sadece tehdit, sadece ayar barındırmıyor. O hem süreç severlere/teslim olmuşlara/örgüte kanmışlara net bir mesaj ve örgüt kadrolarına net bir talimat veriyor. /// Verdiği mesajları ve süreç için anlamını yorumlamadan önce size Bese Hozat’ın örgütteki yerini ve önemini kısaca anlatayım: “O Apo’nun Kandil’deki Yankısıdır.” Bese Hozat terör örgütünün en kritik çekirdek kadrolarındandır, en tepedeki birkaç teröristten biridir ve örgütün üstyapı ideoloğudur. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı’dır; bu pozisyon örgütte stratejik karar mekanizmasının en üst katmanında bulunmak anlamına gelir. Apo’nun ideolojik çizgisini yorumlayan, güncelleyen, söylemlerini örgüt politikalarına çeviren, yeniden kodlayan ve örgüt tabanına aktaran en etkili figürdür. Bu haliyle Bese Hozat terör örgütünün siyasal söylemlerinin, uluslararası mesajlarının, çözüm süreci dönemi analizlerinin, örgütsel stratejik kavramlaştırmalarının çoğunu Apo adına bizzat formüle eden baş teröriçedir ve Kandil’in “ideolojik beyni” olarak kabul edilir. Bu haliyle 3 tane Murat Karayılan, 5 tane Cemil Bayık, 35 tane Duran Kalkan, 75 tane Mustafa Karasu eder. Her sözü bir sinyaldir, talimattır. Açıklamaları, örgütün özellikle gençlik-milis yapılanması (YPS, YDG-H, Asayiş), kadın yapılanması, şehir hücreleri, sosyal medya operatörleri, medya yapılanmaları, Türk medyasına sızmış etki ajanları, Avrupa’daki propaganda mekanizması için operasyonel talimat niteliği taşır. O, Apo adına “Siyasi meşruiyet yaratma” sürecinin ana mimarıdır, PKK’nın kendini bir “taraf”, bir “meşru aktör”, bir “çatışma paydaşı” gibi sunma çabalarının arkasında onun söylem mühendisliği vardır. Yani Bese Hozat, İmralı’daki Apo’nun izdüşümü, dişil türevi, Apo’nun tercüme edilmiş sözüdür. Söylevleri ne kadar ciddiye alınmalıdır? Kısa ve net bir yanıt vereyim: Çok. Hatta gereğinden bile çok. Çünkü Hozat’ın sözleri açıklama değil, örgütün stratejik terör bildirisi, talimatı, mesajıdır. Ve özellikle: “Suç işlemedik” / “Af istemiyoruz” sözleri; örgütün meşruiyet alanını genişletme, devleti ise hükümranlıkta denk aktör olarak konumlandırma denemesidir. Bu nedenle çok tehlikelidir ve çok ciddiye alınmalıdır. /// Peki sözlerinin anlamı nedir? Siz benim buna terör örgütünün son dönem kodlarını okuma çabası da diyebilirsiniz. Ve gördüğümü en baştan söyleyeyim: Kod Bese Hozat’ın bu söylemi, devlet aklı için normal bir tehdidin çok ötesindedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır. Bese Hozat’ın ağzından çıkan hiçbir kelime, bir teröristin laubaliliği değildir; devletin egemenlik alanına atılmış hesaplı bir neşter cerrahisidir. PKK, Türkiye’yi kendi terör eylemlerinin muhatabı değil; kendi siyasal talebinin ‘tarafı’ olarak göstermek istiyor. Bu, klasik bir terör söylemi değil; bir devletleşme iddiasının habercisidir. Devlet bunu anında kırmazsa, bu iddia uluslararası alanda ‘zımni kabul’ üretir. Açalım: • Bu cümle/açıklama terör örgütünün sürece bakışını gösteren ve ispat eden en temel yaklaşımlarından biridir. Kesinlikle ağzı gevşek bir teröristin gevşek bir lafı değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır. • Bu söz, terör örgütünün 40 yıllık kanlı tarihini aklamaya çalışmasından çok daha büyük bir tehdidi içerir: Devletin meşruiyetini yok sayarak kendini devletle eşit konumda ilan etme teşebbüsü. • “Suç işlemedik” demek, aslında “devleti tanımıyoruz” demektir. Bu söylem; terörü, ihaneti, kalleşliği, kahpeliği, arkadan vurmayı, bombayı, mayını, pusuyu, hendekleri, infazları, çocukları, bebekleri katletmeyi “suç” değil “hak” gösterme çabasıdır. Bu cümlenin alt anlamı şudur: “Türk devleti bizim üzerimizde hükümran değildir.” Bu haliyle bu kaşar teröristin dedikleri devlete karşı paralel otorite ilanıdır. • “Af istemiyoruz” demekle devlete “sen üst değilsin” deme cüreti gösteriyor. Affı reddederek; “Sen bizi yargılayamazsın-sen bizi affedemezsin-sen bizim üzerimizde egemen değilsin” demeye getiriyor. • Bunlar sanki bir terör örgütü değil de kendilerini devlete denk, hatta üstün gören, statü iddiasının pratikleridir. Ve devlet için kırmızı alarm değerindedir. • PKK, bu söylemle artık suçtan değil; statüden konuşmaya başlamıştır. Ve bu çok kritiktir. Topuklu terörist Bese Hozat, “suç işlemedik” derken; “Biz terörist değiliz; tarafız”, “Biz suçlu değiliz; siyasi özneyiz”, “Siz de bize göre tarafsınız” demeye getirmektedir. • Bu, Türkiye’yi hukuki düzlemden, “iç çatışma/iki taraflı çatışma” düzlemine çekme girişimidir. Son derece sinsi bir terör yaklaşımıdır, uluslararası hukukta ‘silahlı çatışma statüsü’ arayışı ve yine uluslararası hukukta ‘iç statü bildirimi’ kurnazlığıdır. Süreç içerisinde verilen/verilecek her tavizi, uluslararası alana/hukuka taşımayı amaçlayan sinsi bir terör aklıdır. Unutulmasın: Bese Hozat, bugün PKK’nın hem stratejik kodlayıcısı hem de operasyonel tetikleyicisidir. Kandil’in teorisini, sahadaki hücrelerin eylemine bağlayan köprü Hozat’tır. O konuşur, örgüt hareket eder. O ima eder, milisler uygulamaya geçer. O çerçeve çizer, Avrupa’daki propaganda mekanizması o çerçeveyi dolaşıma sokar. Bu cümleler terör örgütü PKK’nın insanlık dışı bir terör örgütü olduğunu ve cinayetlerini normalleştirme operasyonudur. “Suç yok” demek şu anlama gelir: • Köy basmak suç değil. • Çocukları öldürmek suç değil. • Öğretmenleri katletmek, bayrak direklerine asmak suç değil. • Bebekleri, ana karnındaki çocukları kurşunlamak suç değil. • Mayın/EYP döşemek suç değil. • Masum askerleri, polisleri arkadan vurmak suç değil. • Vatanı için terörle mücadele eden korucuları hain ilan etmek suç değil. • Meskûn mahallerde hendek kazmak, tünel açmak, sivil halkı kalkan olarak kullanmak, halkın çocuklarını zorla-tehditle-şantajla ateşe sürmek suç değil. • Gençleri, çocukları kandırıp dağa çıkartmak suç değil. • Siyasi suikastlar suç değil. • Pusu, sabotaj, kundaklama, yakma, infaz suç değil. • Orman yakma; jeosit, ekosit suç değil. Topuklu terörist Bese Hozat’ın bu söylemi; Türkiye Cumhuriyetin egemenliğine karşı yapılmış en tehlikeli psikolojik operasyonlardan biridir. İşledikleri cinayetleri suç kategorisinden çıkarıp “hak verilmiş siyasal şiddet” kategorisine sokmaya çalışmaktır. Bununla; • Devletin ceza hukukunu boşa düşürmeyi hedefliyorlar. • Devletin, örgüt üzerindeki yargı otoritesini çökertmek istiyorlar. • Terörü siyasal alana taşıma çabasındalar. • “Suç değilse, terör yoktur; terör yoksa siyasi çözüm vardır” algısını oluşturmak istiyorlar. Bu söylem, Türkiye’yi terör kategorisinden ‘iç çatışma’ kategorisine çekme girişimidir. Amaç şudur: • Terörü “çatışma”ya çevirmek, • PKK’yı “örgüt”ten “taraf”a taşımak, • Devleti tek meşru otorite olmaktan çıkarmak, • Yeni süreç dayatmalarında PKK’yı “eşit aktör” konumuna oturtmak. Bu cümle, geleceğin masasına şimdiden atılmış bir statü virüsüdür. Devlet bu virüsü bugün yokedip atmazsa, yarın bu kansere dönüşür. Bütün bunlar terör örgütünü devletle denkleme stratejisinin bir parçasıdır. Terör örgütünden, silahlı örgüte, silahlı örgütten tarafa, taraftan aktörlüğe, aktörlükten statü sahipliğine geçiş stratejisidir. Becerebilirlerse sürecin en kritik sıçramalarından birine karşılık gelir. Peki bu söylem Türkiye’de neden boşluk buluyor? Çünkü: • Bazı kesimler hâlâ örgütün söylemini “kimlik politikası” sanıyor. • Bazı medya yapılarına sızılmış durumda. • Bazı aktörler siyasal çıkar için örgüt söylemine alan açıyor. • Bazı uluslararası odaklar PKK’yı zorunlu bir “müttefik” gibi görüyor. • Bazı akademik çevreler batı etkisiyle meseleyi çarpık okuyor. İşte bu yüzden Bese Hozat’ın bu cümleleri görünüşte masum, ama içerikte yıkıcı bir potansiyel taşıyor. Terör örgütünün lider kadroları; kendi adlarına süreci işletenlere, destekçilerine, etki ajanlarına ve sürece teslim olanlara şu mesajı veriyor: • “Bu kez af değil; eşit statü istiyoruz.” • “Bu kez suçtan pazarlık değil; statüden pazarlık yapacağız.” Bu, bir müzakere arayışından çok daha öte, çok daha pervasız; Türkiye Cumhuriyeti’ne bir karşı statü dayatmasıdır. Belli ki sürecin devamında masaya şunları da koyacaklar: “Terör değil, çatışma / terörist değil, taraf / ceza indirimi-af değil, siyasal çözüm.” Terörist elebaşı topuklu terörist kod Bese Hozat üzerinden terör örgütü PKK; • Devletin meşruiyet sinyallerini kesmeye, otorite düğümlerini zayıflatmaya, • Toplumsal algı akışını manipüle etmeye çalışıyor. Yani bu bir açıklama değil; devletin sinir sistemine atılmış bir “otorite virüsü”dür. “Suç işlemedik ki!” diyerek suç alanında olmadıkları devlete kabul ettirerek siyasi alan talep ettiklerini söylüyorlar. Önce statü, sonra pay, sonra kopuş, sonra diğer parçalarla bütünleşme istiyorlar. Örneğin “Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin!” diyorlar. Bu cümlenin hedefi, sadece Türkiye’nin egemenliğine değildir, Türkiye’nin sağılmasıdır. Kafalarında güneydoğumuzun tüm alanlarına ve kaynaklarına çökmek, geri kalan Türkiye’nin de otoritesi/egemenliğini paylaşmak, kaynaklarını ve varlığını sağmak, yağmalamak var. • Bitmez, ardı kesilmez talepler, devletten-milletten-vatandan-ordudan intikam alma hırsları var. • Bu arsız ve pervasız söylem ve arkasındaki niyet; Türkiye’nin egemenliğine, varlığına, iç düzenine yönelmiş en tehlikeli meşruiyet operasyonlarından biridir. Bese Hozat’ın söylediği söz, bir teröristin cüreti değildir; devletin meşruiyet merkezine yönelik bir sibernetik saldırıdır. Bu saldırı bugün durdurulmazsa, yarın ‘biz zaten söylemiştik’ demenin hiçbir anlamı kalmaz. Son sözüm: Terör bitmeli midir? Evet, kesinlikle evet. Türk Devleti ve Ordusunun dağda kazandığı kesin zafer çerçevesinde kesinlikle evet. Çözümün temel parametresi budur, örgütün hezeyanları, dış baskılarla/konjonktürle kabaran arsız talepleri değil. Örgüt kaybettiği bir mücadelenin sonrasında 5 alandaki (Irak-İran-Suriye-AB ve Türkiye) bütün varlığından, iddiasından, emellerinden, bağ ve bağlantılarından, vekilliklerinden kayıtsız şartsız vazgeçmelidir. Böylece af dilemelidir. O zaman --- ve sadece o zaman --- şehit ailelerinin ve gazilerin onayıyla, milletin vicdanıyla, “başka kan akmasın” diyerek devlet affı gündeme gelebilir. Kanı akan biri olarak, milleti, orduyu ve kamuyu tanıyan biri olarak gördüğüm onurlu, tutarlı, gerçekçi çıkış budur. Gerisi karanlıktır. Saygılarımla 30 Kasım 2025

Abdullah Ağar

1,493,483 Aufrufe • vor 8 Monaten