正在加载视频...

视频加载失败

Sene 2002. Televizyon programında, hastane masrafını ödeyemediği için bebeği rehin kalan anneye bebeği veriliyor. Olağanüstü bir iyilik yapmışlar gibi... Şu an Türkiye, Dünya'nın en iyi ücretsiz sağlık sistemine sahip. Soran olursa "yol yabdı" diye dalga geçersiniz. Video için teşekkürler Parasizceo

457,123 次观看 • 1 年前 •via X (Twitter)

30 条评论

Parasizceo 的头像
Parasizceo1 年前

Rica ederim abi. Vazifemiz.

Dr.Tunç Taşbaş 🇹🇷 的头像
Dr.Tunç Taşbaş 🇹🇷1 年前

Rt yapmıştım ama çok izlenmediğini görünce dayanamadım. Bu videonun izlenmesi lazım. Affola.

TİGER 34 的头像
TİGER 341 年前

Yazacak kelime bulamıyorum. Bide tamda adamları orda. Metin Akpınar falan. Yanlış görmediysem.

Dr.Tunç Taşbaş 🇹🇷 的头像
Dr.Tunç Taşbaş 🇹🇷1 年前

Programın sunucusu Metin Akpınar, konuk Hülya Avşar.

İlker Ergin 的头像
İlker Ergin1 年前

Yapılan hizmetler adam akıllı anlatılamadığı için belki de bu bebek şimdi Erdoğan'ı protesto ediyor

Hasan🇹🇷 的头像
Hasan🇹🇷1 年前

Aynı Hülya Avşar, aynı Metin Akpınar, aynı dangalaklar o günleri yaşamamış, şahit olmamış gibi bu ülkeye nankörlükte, ihanette, yüzsüzlükte balı çekiyorlar ne garip değil mi ? HAYIR! Garip değil! Çünkü onlar bu halka hep böyle yukardan bakmak, ezik olduğunu görmek istediler!

hüseyin m altun 的头像
hüseyin m altun1 年前

paran yok ayrıca sağlık güvencesi sgk vs olmadan hadi git devlet hastanesine tedavi ameliyat ol olabiliyorsan sağlık bedavamı değilmi anlarsın ozaman

Altarın oğlu Tarkan 的头像
Altarın oğlu Tarkan1 年前

W kuşağı bunları bilmez tabi hocam

Mithat Büyükgalip🇹🇷 的头像
Mithat Büyükgalip🇹🇷1 年前

Oturan boğa, birde hükümeti eleştiriyor.

Sinan Cayirpinar 🇹🇷 的头像
Sinan Cayirpinar 🇹🇷1 年前

Bunun şımarık gençlik ve ışıklı tayfaya izletmek gerek görsünler ülkenin nerden nereye geldiğini...

Delikanlı2071 的头像
Delikanlı20711 年前

37 ekran TV ile o günlerin özlemini çeken Metin Akpınar da orada

Elena 的头像
Elena1 年前

Devlet hastaneler ücretsiz olsa bile tedavi süreçleri çok karmaşık. Ücretsiz ve kaliteli sağlık sistemleri bence Beyaz Rusya'da ve Rusya'da var. Cumartesi randevusuz gidip ücretsiz check up oluyorsun, kan, USG, muayeneler. Pazartesi doktor sonuçlar değerlendiriyor. Hizmet bu

Elena 的头像
Elena1 年前

Neyin bahsediyorsunuz tam olarak? USG randevusu 8 ay sonra veriliyor. Genel olarak özelde doktorlara güvenmiyorum, devlette bazı branşların doktor bile yok, var olanlara randevu yakalamak oldukça zor. Iyi doktor olsa da hasta başı vakit çok kısıtlı ve düzgün bir şekilde bakamıyor

Simbiyotik Bakteri 的头像
Simbiyotik Bakteri1 年前

Metin akpinari da gördüm sanki,yok yaw kafayı yedim galiba

Tugi 的头像
Tugi1 年前

Tabi 2015 yılında kanser tedavisi görüyorum .Özel bir hastanede çünkü kosloca İzmir deki devlet hastanelerindeki radyoterapilerin hepsi yoğunşuktan bozulmuş tedavimi aksamış gün aşınmış tam sıra bana gelmiş birden önüme bir suriyeli ama böyşe sıradan da değil teroristmiş ++

Ni 的头像
Ni1 年前

Bütün yumuşak Z kuşağına ders yerine bu videolar izletilirse belki anlarlar köprüler, uçaklar, yollar yenirmiymiş!!! 😤😤😤👏🏼👏🏼👏🏼

Mustafa 的头像
Mustafa1 年前

Aaaa öyle deme "Tayyip" olmasada bu gelişmeler olacaktı! Bu dol israflarına göre bunlar zamanla kendiliğinden olan şeyler!

naimimusab 的头像
naimimusab1 年前

@muratkaznci @kilicdarogluk ve gibilerinin eseri

Bayraktar🇹🇷 的头像
Bayraktar🇹🇷1 年前

Mankurtlaşan bir kesime bunu anlatmak imkansız✅

Nur 的头像
Nur1 年前

Sene 1997. Bebekken geçirdiğim ciddi bir ameliyat sonrası, annemin de o vakit kalp kapakçık değişimi olmuş babam ogm yangında çalışıyor yangına gitmiş. Annemin beni almaya gücü yok.Annemin teyzesi beni bir beze sarıp el valizine koyup hastaneden çıkartıp anneme getiriyor...

🇹🇷🇹🇷 的头像
🇹🇷🇹🇷1 年前

Eski Türkiye özlemi duyanlara iletin, isterlerse kendi bebeklerini rehin vererek o günleri tekrar yaşayabilirler

🅗🅐🅢🅐🅝 🇹🇷 的头像
🅗🅐🅢🅐🅝 🇹🇷1 年前

M. Akpınar denen dinazor da alkışlıyor... O zamanlar bunlar kendilerini ülkenin sahibi zannedip Anadolu halkının ezilmesini reyting malzemesi yapıyorlardı tabi... Bunların derdi hiçbir zaman bu topraklar olmadı...

Burak Uzunyılmaz 的头像
Burak Uzunyılmaz1 年前

Tabip bey bu konuda ne düşünürsünüz

Ercan Sezerler 的头像
Ercan Sezerler1 年前

Keşke videoyu indirilebilir yapsaydınız

YELDA HIZAL 的头像
YELDA HIZAL1 年前

Gittiğimiz özel hastanelerde ücret öderken “paran yoksa bu ülkede ölmeye mahkumsun” dediğimizde hastane çalışanları bile kabul ediyor! Neden bahsediyorsunuz?

TROLLAVCISI 的头像
TROLLAVCISI1 年前

Sene 2002, gerisi aşağıda.Zaman ayırıp okumanızı rica ediyorum.

hazkeki ebü iydogan 的头像
hazkeki ebü iydogan1 年前

Hangi din e bağlısınız iyilikleri göstere göstere yapıyorsunuz ???

Cuma karahan 的头像
Cuma karahan1 年前

Bakanlar özel hastane yaptı Bebekler göz göre göre para için melekler öldürüldü ameliyat masalarında fiyat anlaşmaları yapıldı . İşte yeni yüzyıl

EZOTERİK Çoban 的头像
EZOTERİK Çoban1 年前

devlet hastaneler üzerinden soyuluyor millet fakirleştiriliyor .bedava sağlık diye bir şey yok emekli alması gereken refah payı alamıyor.

Compassion Project Press 的头像
Compassion Project Press3 年前

From her comfortable life in America, Sophie plunges into India's colorful slums in 'Children Who Dance in the Rain.' Her transformative journey uncovers magic, gratitude, and empathy. Your purchase writes new stories -- 25% of proceeds directly aid underprivileged children.

相关视频

Etyen Mahçupyan “Kurtuluş Savaşı mı, Milli Mücadele mi” tartışmasını yorumladı: “Bir yol ayrımındayız evet, kaliteli bir tartışmaya ihtiyacımız var ama bu televizyon tartışmaları o yükü taşıyamaz” Etyen Mahçupyan: 💬Muhalefetin bundan rahatsız olması çok normal ve gerçekçi; çünkü hakikaten başka bir tarih tasavvuru, başka bir gelecek tasavvuru, buradan giderek başka bir millet, toplum, devlet ve nihayet kaçınılmaz olarak başka bir vatandaş tasavvuru öngörülüyor. Bu tümü bir bütünlüğe sahip. Bütünlüğe sahip olduğu zaman da tabii ne kadar tartışılırsa o kadar iyi. Şu anda ciddi bir tartışmanın ihtiyacı içinde Türkiye. Ama televizyonlardaki programlarda olacak olan şeyler değil bunlar. Ben geçen hafta içinde bu Deniz Göktaş'la ilgili olan bir iki tane programa rast geldim. Çok uzun süre izlemek mümkün değil; çünkü televizyon programında bayağı faşist insanlar konuşuyor. Böyle Türkiye'de ne gerçek bir tartışma olabilir ne de bununla Türkiye yeniden kendinden memnun bir ülke haline gelebilir. Mümkün değil. Türkiye kendi entelektüel zeminini kaybetmiş durumda. Oysa şu anda gerçekten bir yol ayrımı var. Dünyanın da önünde bir yol ayrımı var. Bu tespitler de yanlış değil. Bugün iktidarın yaptığı bazı tespitler, çıkış noktaları doğru. Yani dünya yeniden şekilleniyor ve burada kendimize bir yer bulmak durumundayız. Ama nasıl bir yer? Yıldıray Oğur: 💬"Biraz da tartışma olmasın diye o tartışmanın kalitesizliğinin sebebi. En radikal pozisyonlar tvlerde temsil ediliyor O zaman da bir tartışma çıkmıyor tabii. Etyen Mahçupyan: 💬"Ve bunu maalesef rejimden bekleme ihtimalimiz de yok açıkçası. Çünkü onlar yönetiyor ve en maliyetsiz şekilde de yönetmek istiyorlar. Dolayısıyla iktidarın değil, muhalefetin yapması gerekiyor bunu. Muhalefetin kaliteli hale gelmesi gerekiyor ki toplum kalitenin ne olduğunu anlasın. Çünkü rejim kendisi, şu anda iktidar kendi kendisini niye kaliteli hale getirsin ki? Zaten var olan yetiyor ona. Yıldıray Oğur: 💬"Muhafazakar muhalefet 90'larda bunu yapmıştı. Kendi alanını açmıştı. Kanal 7'yi, Yeni Şafak'ı düşünelim. Etyen Mahçupyan: 💬Çok doğru. Yani AK Parti 2002'de geldi kazandı, ondan sonra da işte Avrupa Birliği üyeliğini zorladı da Kürt meselesini çözdü. İyi de onun arkasında 90'lardaki mesela muhafazakar medyanın kalite sıçraması diye bir şey var. O zamanki Kanal 7'yi hatırlıyorum mesela. O Kanal 7'de yapılan tartışmalar başka hiçbir yerde yoktu ve insanlar o kaliteyi gördükleri için işin gerçek boyutlarını ve düşünmenin ne demek olduğunu idrak edebildiler ve kendilerini iyi hissetti. Yani toplum, izleyici; düşünebilen insanlardan oluşuyor. Ama sen ona malzeme olarak sürekli bu kalitesizliği verirsen ve muhalefet de o kalitesizliğe uyarsa, o zaman ya bir antipati doğuyor ya insanlar çekiliyor veyahut da giderek daha kalitesiz bir izleyici öne çıkıyor ve sen de onu tüm Türkiye sanmaya başlıyorsun. Bu da işte sonuçta anketlerde kararsız oylar, protesto oyları vesaire olarak hala %30'lara yakın öyle bir oy var. Etyen Mahcupyan Yıldıray Oğur

serbestiyet

15,349 次观看 • 16 天前

2002'de Senegal'i eleyip yarı finale çıktığımızda ortayı Ümit Davala yapmıştı (Mannheim), golü İlhan Mansız atmıştı (Kempten, Augsburg, Köln) Videoyu dikkatli dinleyin. Çok doğru bir tespit yapıyor. O zamanında Alman Voleybol takımını, sonra da Türk takımını çalıştırdığı için farkı çok rahat görüyor. Ben lisede Alman ve Türk hocalarla sonra da Alman ve Türk patronlarla çalıştığım için biliyorum, arada önemli bir fark var. Guidetti'nin gördüğü fark çok bariz: Almanlara antrenmanda 10luk iş yap dersin 11lik iş yaparlar. Çünkü asla azını yaptıklarıyla suçlanmak istemezler. Ama bu başka bir sorunu da doğuruyordu çünkü maçta önemli olan sadece işini yapmak değil kazanacak hırsa da sahip olmak. Bu Alman takımıyla ilk anlaşmazlığımız oldu. Çünkü antrenmanda 10 10 10 yapmak işimizi yaptığımız anlamına gelmiyordu. Türkler tam tersi. Onlara 10 yap diyorsun antrenmanda 2 yapıyorlar. Ama maça çıktıklarında değişime uğruyorlar. Hırslı oluyorlar. Ama maçlardaki o ateş antrenmanlarda olmadığı için hazırlığımız hep eksik oluyordu. Fevkalade güzel anlatmış. Bu kadar lafı sporda kazanmak, kaybetmek üzerine konuşmak için etmiyorum. Her alanda böyle. Disiplin, ciddiyet, yasalara uyum, cezaların ağırlığı... bunlar olmadığında bir bok olman mümkün değil. En çok sporda mümkün belki çünkü şans faktörü yine biraz var ama orada bile çok nadir olur. Sen ne hakla yeneceksin Almanları? Almanlar kadar çalışmadan. Senin kültüründe bu soruyu sorduğunda sana aşağılık kompleksin var diyorlar, özenti diyorlar, bizim atalarımız şöyle böyle, hamaset, ohooo... Oysa başkaları kadar emek vermeden, başkaları kadar altyapıyı kurmadan onlar kadar başarılı olmak istemek dolandırıcılık mı dersin, ahlaksızlık mı dersin, kendini kandırmak mı dersin, bence hepsini diyebiliriz. 20 milyonluk şehrinde gençlerin bırak spora gitmeyi, apartman kapısından çıktıklarında trafik ve egzoz solumaya başlıyorlar. Bu şehir sporcu üretemez ki. 30 sene önce spor salonu, kültür merkezi diye imarlı olan birçok arsaya şu an AVM yapıldı, farkında değilsiniz, bunlar için ayaklanmadınız, evinizin değeri artıyor diye sevindiniz. Sporda başarılı olmak istemek ne haddine senin, hele futbol gibi geniş alanlara ihtiyaç olan bir sporda. Voleybol yine iyi kötü salon var. Sporcu beslenmen bile uluslararası rekabet için yetersiz. Konuşulanların %99'u maçla ilgili, oysa maçın sonucu %99 maçtan önce yapılanlarla ilgili. Yine onları hiç konuşmayacağız, sanki çok ilginç bir şey oldu diye kaybettiğimize üzüleceğiz. Neyse şu an Türkiye 0-2 geriden 1-2 yaptı durumu. Tam da Almanya ile voleybol maçımız var. Kazanırız "inşallah"

Liberal Görüş

145,089 次观看 • 1 个月前

Bir Pastayı Kesmenin Bilimsel Yolu Bana Bitcoin ve Kripto Piyasası Hakkında Ne Öğretti? Bir pastayı kesmenin iyi yolları olduğu gibi kötü yolları da vardır. Aynı bir yükselişin veya düşüşün iyi veya kötü olabileceği gibi. Peki ben ne demek istiyorum ve bir pastayı kesmenin bilimsel yolu bize piyasalar hakkında ne öğretebilir? Gelin öğrenelim. 🟧Bir Pastayı Kesmenin Bilimsel Yolu Bir pastayı kesmenin klasik ve kötü yolu hepimizin bildiği gibi pastayı üçgenler halinde kesmektir. Pastayı böyle kestiğimizde eğer pastanın hepsini birkaç saat içinde yemeyeceksek pastanın açıkta kalan iç kısımları, videoda da görüldüğü üzere, kurur veya bayatlar ve böylece bir pastadan alabileceğimiz maksimum gastronomik keyfi düşürür. Videoyu aldığım ve 10 yılı aşkın zamandır severek takip ettiğim Numberphile isimli kanalda bize bir pastayı kesmenin bilimsel yolu, bundan 100 yıl önce 20 Aralık 1906'da bu konuyu kafasına takan ve İngiltere'nin en meşhur ve en zeki matematikçilerinden biri olan Francis Galton tarafından veriliyor. Galton makalesini ise konuda dünyanın en ünlü dergilerinden biri olan Nature'da yayınlıyor. Makalenin linkini aşağı bırakacağım. Galton diyor ki, pastayı ortasına yakın bir yerden her iki yanından da kesip yiyeceğimiz kısmı çıkardıktan sonra pastayı birleştirirsek pastanın iç kısımlarının kurumasının önüne geçeriz ve daha güzel bir pasta deneyimi yaşarız. 🟧Bu Yol Bitcoin Hakkında Ne Söylüyor? Peki Fırat bunun Bitcoin ile ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim, hemen anlatayım. Bitcoin vadelilerinde yükseliş ya da düşüş piyasalarında fiyatın hareket ettiğinin genelde ters yönünde long veya short likidasyonları birikir. Bundan sonra anlaması basit olsun diye sadece yükseliş piyasasını, yani şu anı anlatacağım. Yükselişte arada fiyat düşerek longları likide eder ama likidasyon yeterli değilse yükselişin sırtında bir yük olarak kalır. Bir de, eğer düşüş aniden olmaz da yavaş yavaş olursa yine küçük yatırımcı düşüşte her fiyattan long açacağı için long'lar likide olsa bile yine toplam long likidasyonu değişmez. Ve yükselişin sırtındaki kambur kalkmamış olur. Yani market maker pastayı klasik ve kötü bir yolla kesmiş olur. Market maker'ın likidasyonu iyi yapmasının yolu, yani pastayı iyi kesmesinin yolu ani düşüşler veya yükselişlerle hem short'ları hem de long'ları likide edip piyasanın sırtından yükü kaldırması ile olur. Şu anda bu oluyor. 🟧Tarihten ve Günümüzden Örnekler Neler? Bunlar da genelde büyük deleveraging event'leri ile olur. Bunlara COVID krizini, enflasyonun beklenenden çok yüksek gelmesini, mortgage krizini, gümrük vergisi düşüşünü ya da olası bir savaşı örnek verebiliriz. 🔶COVID düşüşü (sonrasında 2021 boğası başladı), 🔶FTX'in batışı (2022 kripto dibi, sonrasında 2023-2024 boğası başladı), 🔶10 Haziran 2022 ABD enflasyonun aşırı artması düşüşü (sonrasında 17.824'ten 25.133'e yükseldi - %41 yükseliş) Bunların hepsinde büyük long/short likidasyonları oldu, ama ekonominin döngülerine uygun olarak Bitcoin yine yükseldi. 🟧Sonuç Sonuç olarak, kaldıraçtan kaçınmamız lazım. Kaldıraç kumardır. Ve eğer piyasa bir korkudan dolayı düşüyor ya da her iki tarafı da likide ediyorsa marketin sırtındaki yükler atılır ve büyük yükselişler gelebilir. Hem long için hem de short için, ne kadar kısa zamanda ne kadar fazla likidasyon gelirse piyasa o kadar sağlık bulur ve o kadar yüklerinden kurtulur. Ardından da tarihte hep gördüğümüz gibi büyük yükselişler gelir. İşte bir pastayı kesmenin bilimsel yolu bana bunu öğretti. İki yandan da kes ki, piyasa saglıklı yükselsin.

Fırat Lux

27,383 次观看 • 11 个月前

Gazze'de sizlerin zekat ve fitre dağıtımının 3. Etabı da tamamlandı Allah'a şükür... Aynı şekilde binlerce insana iftarlar her gün devam ediyor... Düne kadar olan tüm emanetlerini yerine iletildi son hafta da 1 veya 2 dağıtım daha yapıp artık Ramazan Bayramına girmeyi planlıyoruz... Burada değinmek istediğim 3 önemli ve soru gelen nokta var... 1) İsme özel zekat konusu... Biliyorsunuz Gazze bir katliam bölgesi ve orada ihtiyaç sahibi olmayan insan yok... Şu anda kişi başı 2.500 TL karşılığı zekat dağıtıyoruz ve bir alanda gördüğünüz gibi binlerce ihtiyaç sahibi aile var... Bu alana girip de 5 kişiye dağıtacağız Ahmet adına veya 50 kişiye dağıtacağız Ayşe adına denilmez... Girdiğimiz an tüm sahaya hakkı ile dağıtmak zorundayız aksi halde bu iş şova dönüşür ve oradaki insanların da gururlu insanlar olduğunu unutmayın... Ha olmadı mı oldu, ben bir sahanın tamamındaki insanları üstleniyorum özel video çekilsin derseniz başım üstüne ama başka türlü insanlar ile dalga geçer gibi iş yapmam, yapamam... 2) Bölgeye hiçbirşey girmiyor nasıl sokuyorsunuz, açıklarsanız ben de para göndereceğim... Bunu bazen iyi niyetli soranlar da var amenna ama çoğunlukla Ben de geri zekalı bir insan değilim giriş yollarının öğrenilmesinin en kolay yolu paradır sana 500.000 vereyim 1 milyon vereyim Bana yöntem öğret diyecek adama cevabım nettir Ben de hiçbir paraya satılacak Gazze yok kimse kusura bakmasın... O paraları da biz her gün harcıyoruz zaten tamah edecek olsak bu işe girmezdik... Biz bu sahada Şehitler verdik şu anda mümkün olan en üst düzey gizlilikle hareket ederim... 3) Zekat dağıtımları nakit mi yapılıyor diye soran çok var Arkadaşlar bu paylaştığım belki 10. video. Aksi halde bir talebiniz yoksa tabii ki nakit yapmak zorundayız bu işin şartı böyle Evet savaş bölgesi olduğu için gıda olarak kullanılma fetvası var ama bizim ekonomik olarak böyle bir şeye ihtiyacımız yok... En önemlisi ihtiyaç var mı diye merak eden çok var evet özellikle Han Yunus bölgesinde son haftada başlayan vahşi saldırılar sonucunda ciddi anlamda erzak ve imkan kaybı yaşadık yani katılmak isteyen varsa tabii ki makbule geçer...

Volkan Okcu

41,521 次观看 • 1 年前

Sırrı Süreyya Önder’in sağlığı Gelişmelerden yeni haberdar olanlar için kısa bir toparlama yapayım Sırrı Süreyya Önder evindeyken yanında yakınları var, göğsüne baskı hissedince kalp krizi geçiriyorum demiş ve ambülans çağrılmış 22.10’da ihbar yapılıyor çok kısa süre sonra ambulans geliyor 22.40’ta hastaneye girişi yapılıyor Kalp krizi geçirdiği için ilk müdahale ambulansla yapılıyor Kalbine giden en büyük damar yırtılıyor Ameliyata 23.30’da giriyor 23.55 civarında ameliyatı başlıyor Sırrı abinin ameliyatı yedi saati aşıyor ve yırtık olan damar dikiliyor kalp atış hızının normal seviyelere gelmesi bekleniyor. Eğer bu olursa yoğun bakıma alınacak Sırrı abinin hastaneye çok hızlı ulaştırılması ve operasyon ekibinin hızlıca toparlanabilmesi oldukça sevindirici. İnşallah sağlığı kavuşur Olay ardından İstanbul valisi Davut Gül hastaneye geldi. İl Sağlık Müdürü ve Üniversite rektörü ile birlikte koordinasyon sağladı Pervin Buldan başta olmak üzere DEM’liler hastaneye geldi. Ankara’dan yola çıkan eş başkanlarda gece hastaneye yetişti Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, MHP lideri Bahçeli sürekli olarak İstanbul Valisinden bilgi aldı. Pervin Buldan’a geçmiş olsun dilekleri iletildi Gecenin en önemli x paylaşımlarından birini Cumhurbaşkanı Baş Danışmanı Mehmet Uçum yaptı. Kadim Dost vurgusu yapan Uçum, “İmralı açıklaması aynı zamanda bizim Sırrı’yla kadim dostluğumuzun esasını oluşturan hayalimizdi.” diyordu Gece haberci arkadaşlar benim gibi hiç uyumadılar hastane ve stüdyoda canlı yayınlarla bilgi kirliliğine yol açmadan olup biteni aktardılar Şüphesiz İstanbul valisi, hastane yönetimi ve DEM heyetinin bilgilendirmesi işlerimizi kolaylaştırdı Hastaneye çok sayıda insan geldi ve uzun ameliyatı beklemeye başladılar Duamız Sırrı abinin sağlığına kavuşması ve barışın filmini çekmesi Daha önce aşağıda göreceğiniz canlı yayında hastalığıyla ilgili düşüncelerini paylaşmıştı. O yayın sonrasında konuştuğumuzda da sağlığının çok da iyi olmadığını, yorgun olduğunu bana söylemişti. “Zor bir işimiz var bize yardımcı olun” demişti Adıyamanlı hemşehrimiz Sırrı Süreyya Önder bu hayatının bütün acımasızlığını da aslında yaşamış bir insandı Adıyaman’ın vilayet oluşundan sekiz yıl sonra doğdu. 1962 yılıydı. Türkmen bir ailenin evladıydı Sekiz yaşında babasını kaybetti. Dört kardeşiyle dede evine sığındılar. Fotoğraf çıraklığı mevsimlik işçi inşaat işçisi lastikçi kamyon şöfürlüğü gibi işleri yaptı. 12 Eylül döneminde tutuklandı sekiz yıla yakın hapis yattı Milletvekili oldu yine hapis yattı Bir baba ve bir dede olan Sırrı abi için dün gece Türkiye dua etti Sırrı ağabeyi dün gece bir kez daha anladık. X’te yapılan bu paylaşım onu özetliyordu: “Sn. Sırrı Süreyya Önder'e geçmiş olsun dileklerinde bulunan çoğu "bizimkiler" genelde sözlerine "seversiniz sevmezsiniz ama..." diye başlıyor. Biz seviyorduk. Etkili-yetkili "bizimkiler" Kumandan Salih Mirzabeyoğlu'na Özgürlük kampanyası ilk başlatıldığında üç maymunu oynarken Sn. Önder televizyonlarda destek açıklaması yapıyordu. "Vefa bir semt adı değildir." Çok büyük geçmiş olsun, inşallah tez ve tam şifayla aramıza dönsün.” Biz Adıyamanlılar için yeri başkadır. Gönül adamıdır Bizim ona, Türkiye’nin ona, barışın ona ihtiyacı var Hadi Sırrı abi kalk ayağa ve barışın filmini yap

Nevzat Çiçek

145,334 次观看 • 1 年前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, 2024 yılının son gününde Batman’daki 14’üncü İnsansız Uçak Sistemleri (İUS) Üs Komutanlığını ziyaret etti. Mehmetçiklerle bir araya gelen Bakan Yaşar Güler ve TSK Komuta Kademesi, personelin yeni yılını kutladı. Bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: KRİTİK BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ Yılbaşı vesilesiyle güzide şehrimiz Batman’da 14’üncü İnsansız Uçak Sistemleri Üs Komutanlığımızda, Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bugün, çok kapsamlı ve yoğun faaliyetler ile geçirdiğimiz 2024 yılını geride bırakırken aynı kararlılık ve motivasyonla 2025 yılına girmenin heyecanını yaşıyoruz. Bu vesileyle, yeni yılınızı en içten dileklerimle kutluyorum. Uluslararası güç dengelerinin değiştiği, jeopolitik gerilimlerin arttığı, güvenlik ortamında belirsizliklerin derinleştiği kritik bir süreçten geçiyoruz. Türkiye bu süreçte ürettiği çok boyutlu ve etkin politikalar ile stratejik bir aktör haline gelmiştir. Elbette ki ülkemizin artan etkisi ve ordumuzun sorumluluklarının genişlemesi karşısında her zamankinden daha güçlü ve caydırıcı bir savunma yapısına sahip olmak, bizler için hayati önemdedir. Bu doğrultuda Bakanlığımız, çalışmalarını proaktifbir yaklaşım ve uzun vadeli stratejik hedefler doğrultusunda kararlılıkla sürdürmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de devletimizin bekası, asil milletimizin huzuru için son bir asrın en etkili ve en yoğun faaliyetlerini icra etmektedir. Kahraman ordumuz; - Hudut güvenliğimizden terörle mücadeleye, - Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasından, - Küresel ölçekte güvenlik ve barışa sunduğu katkılara kadar geniş bir yelpazedeki vazifelerini büyük bir başarıyla yerine getirmektedir. HAVA KUVVETLERİMİZ, ÜLKEMİZİN İFTİHAR KAYNAĞIDIR Şanlı ordumuzun, her alanda etkin olduğu bu dönemde Hava Kuvvetlerimiz de birbirinden önemli ve kritik görevler üstlenmektedir. Büyük bir memnuniyetle ifade etmeliyim ki Türk Hava Kuvvetleri; köklü tarihi, üstün yetenekleri haiz personeli, modern teknolojisi ve büyük başarılarıyla ülkemizin iftihar kaynağıdır. Hava Kuvvetlerimiz bugün, dünyada kendi pilotlarını hatta dost ve müttefik ülkelerin de pilotlarını yetiştirebilen sayılı ülke hava kuvvetlerinden biri konumundadır. 14’üncü İnsansız Uçak Sistemleri Üs Komutanlığımız da ülkemizin ve asil milletimizin güvenliği için başta İHA ve SİHA’larımız olmak üzere teknolojinin en ileri olanaklarını kullanarak büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Nitekim Batman’ın da gururu olan birliğimiz, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde başarıyla icra ettiğimiz sınır ötesi operasyonlara büyük katkılar sağlamıştır. Fedakârlıklarınız ve elde ettiğiniz başarılardan dolayı 14’üncü İnsansız Uçak Sistemleri Üs Komutanlığımızın siz tüm seçkin mensuplarını tebrik ediyorum. TERÖRLE MÜCADELEMİZ AZİM VE KARARLILIKLA DEVAM EDECEK Bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak isterim ki; terörle mücadelemiz, sınırlarımızın güvenliği tam anlamıyla tesis edilene kadar azim ve kararlıkla sürecektir. Teröristler için tek kurtuluş yolu, bir an önce silahlarını bırakarak yüce Türk adaletine teslim olmaktır. Hava Kuvvetlerimizin etkinliğini devam ettirebilmesi ve gücünü daha da pekiştirmesi için teknolojik yenilikleri vakit kaybetmeksizin personelimizin kullanımına sunuyor, imkân ve kabiliyetlerimizi sürekli artırıyoruz. Bu kapsamda havacılık sanayinde asil milletimizin gururu olan birbirinden değerli ve kritik projeleri hayata geçirdik, geçiriyoruz. Nitekim, terörle mücadele harekâtlarımızda büyük bir etki ortaya koyan ve pek çok ülkenin tedarik etmeye başladığı silahlı/silahsız insansız hava araçlarımız ve akıllı mühimmatlarımız, - Aynı şekilde “HÜRKUŞ”, “HÜRJET”, “GÖKBEY” ve “KIZILELMA” gibi göz bebeğimiz olan hava sistemlerimiz ile, - 5’inci nesil, ilk yerli-millî savaş uçağımız KAAN, ülkemizin hava platformlarındaki büyük atılımlarının en somut örnekleridir. İHA’LARIMIZ PEK ÇOK ÜLKE TARAFINDAN TAKDİR EDİLİYOR Özellikle, yerli ve millî savunma sanayimizin göz bebeği İHA’larımız, operasyonel başarılarıyla dünya çapında dikkat çekmekte, pek çok ülke tarafından rağbet ve takdir görmektedir. Bu sistemler, terörle mücadele başta olmak üzere çok boyutlu tehditler karşısında etkin çözümler sunarak ülkemizin güvenlik konseptinde çığır açmış, Silahlı Kuvvetlerimizin caydırıcı gücünde çarpan etkisi sağlamıştır. En son geçtiğimiz ay Bayraktar TB3’ün, donanmamızın amiral gemisi TCG Anadolu’dan ilk kalkış ve inişini başarıyla gerçekleştirmesi de bu sistemlerde ulaştığımız mümtaz seviyeyi ortaya koymaktadır. Öte yandan, Türk İHA’larının zorlu coğrafyalarda ve harekât alanında gösterdiği yüksek performans bizi bu alanda lider ülkelerden biri hâline getirmiştir. Bugün, ülkemizin İHA teknolojisi yalnızca güvenlik açısından değil aynı zamanda teknolojik gelişim ve ihracat kapasitesiyle de dikkat çekmektedir. Savunma sanayinde elde ettiği prestijle büyük bir pazar payına sahip olan İHA sektörümüz; hem ekonomimize katkı sağlamakta hem de uluslararası iş birliklerimizi güçlendirmektedir. SİLAHLARIMIZ NE KADAR GELİŞMİŞ OLURSA OLSUN, ONLARI KULLANANLAR SİZLERSİNİZ Yerli, millî ve modern bir savunma sanayine sahip olmanın ne kadar ehemmiyetli olduğu, bölgemizde ve dünyada yaşanan hassas gelişmelerin ortaya çıkardığı tehdit ve tehlikeler karşısında, daha da iyi anlaşılmaktadır. Bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetlerini, en yeni teknolojilerle geliştirmek için büyük bir şevk ve gayretle çalışıyoruz. Şüphesiz başarının bir varış değil, bir yolculuk olduğunun bilinciyle ulaştığımız bu üstün seviyeyi, en yukarılara taşımak, yegâne hedefimizdir. Bu kapsamda bölgesinin en aktif ve güçlü Hava Kuvvetlerine sahip olan ordumuzun semalardaki hâkimiyetinin devamı ve daha üst seviyelere çıkartılması en büyük önceliğimizdir. Envanterimizdeki silah sistemlerimiz ne kadar gelişmiş olursa olsun, onları kullanan sizlersiniz. Bu açıdan sizlerin bireysel ve mesleki kabiliyetleri hava gücümüzün etkinliği açısından büyük önem taşımaktadır. Bunun bilinciyle sizlerin kendinizi sürekli geliştireceğinize ve Hava Kuvvetlerimize daha nice mümtaz katkılar sunacağınıza yürekten inanıyorum. Sonuç olarak Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihî süreçte ve Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda; - Daha büyük, daha güçlü bir Türkiye ve Türk Hava Kuvvetleri için, yüksek bir azim ve kararlılıkla çalışmayı sürdüreceğiz. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, yeni yılınızı en içten dileklerimle bir kez daha kutluyor, ailelerinizle birlikte hepinize sağlık, esenlik ve başarılar temenni ediyorum. Gök Vatanımızın Koruyucusu Kahraman Havacılar, yolunuz ve bahtınız semalar kadar açık olsun. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

62,523 次观看 • 1 年前

Değerli Beşiktaşlılar, camiamız sağolsun, varolsun. Arayan soran, mesaj atan çok oluyor, bu açıklamama bu mecrada sevinenler de olacaktır üzülenler de. Bu dönem her iki adayın YK listelerinde yer almayacağım zaten teklifte yok:), AŞ lerde de görev almayacağım. 2,5 yıllık Basketbol görevimde ilk sezon takımı 13.sırada alıp, bütçesini yarıya düşürüp Fiba CL de gruplardan çıkıp, ligi de 8.bitirdik. Sonraki yıl ligin en düşük bütçesi ve sadece 3 yabancı ile ligi 4.bitirdik, NBA’ye kulüp tarihinde ilk defa oyuncu gönderdik, birçok basketbolsevere göre Türkiye profesyonel spor tarihinin en iyi hikayelerinden biri idi. Talihsizlik taraftarsız oynanması oldu. Kulüp benim olduğum 2 yılda 2,1 milyon usd bonservis geliri elde etti, geri kalan 48 yılda bundan az. Samet, Yağız, Demir Doğan, Kerem Kutan Konan hala bizde. Basketbolda benden sonra gelen yönetici arkadaşlarıma sıfır borç, sponsoru hazır, bonservis alacağı olan bir tablo bıraktım, bugün kendilerinin başarıları ile de gurur duyuyorum. Kartalyuvaları şu an %42 ebitda seviyesinde, korsan satış tarihinin en dib noktasında, yapılabilecek çok şey var ama gücüm bu kadarına yetti. Kendi görev alanlarımda olmayan konulardan kulübe 15 milyon usd ye yakın kazanç sağlamışımdır. Görev yaptığım sürece gerek fiziksel ortamlarda gerekse sosyal medyada Beşiktaş’ın hakkını izin verildiği derecede maksimum savundum, cari hesabından en fazla ceza kesilen yöneticiyim. Ben camianın içinden gelen bir yöneticiyim 16 yıl (1997-2013) kapalı alt ortada maç izledim, beni Karadeniz döner de yemek yerken ya da Esperi de arkadaşlarım ile sohbet ederken, ya da elektrikçi Yılmaz abinin elini öperken görebilirsiniz. 6 yıl denetim ve 4.2 yıl yönetim kurulu tecrübem oldu, kim seçilirse seçilsin, yeni seçilecek yönetim kurulumuzun ve başkanın maddi, manevi yanında olacağım. Destek ve eleştirileriniz için teşekkür ediyorum. Keyifli anları da oldu zor anları da tıpkı hayatın kendisi gibi. Bana bu camiaya hizmet etme şansı veren BJK kongre üyelerine, Feyyaz Tuncel başkanıma ve Ahmet Nur Çebi başkanıma teşekkürler. Bundan sonraki yolculuğumla ilgili bilgileri daha çok Umut Şenol hesabımdan aktaracağım.

Umut Şenol 🦅🏡 👨‍👩‍👧‍👦

250,183 次观看 • 2 年前

Arkadaşlar bu videoyu halen sayın Erdoğan'a oy vermeyi düşünenler için hazırladım... 1- Eğer muhafazakarsanız ve Sayın Erdoğan'a oy vermeyi düşünüyorsanız: Sayın Erdoğan'ın Allah'ın peygamberimizin adını ağzına alması ve ondan sonra yalan söylemesi, israf, iftira atması, montaj kasetler, liyakatsizlik, adaletsizlik, kul hakkı yeme hangi din ile uyuşuyor? 2- Eğer vatanseverseniz: Oslo' da teröristlerle görüşmediler mi? Türkiye'de çözüm süreci yaşanmadı mı, konserler verilmedi mi? "sayın Öcalan" denilmedi mi? İmralıya ajanlar gönderilmedi mi? Fethullah Gülen ile birlikte değiller miydi? Asrın lideri madem ekonomist neden bu haldeyiz? Neden dolar 20 TL? NEDEN TL 20 dolar değil? Hani ekonomisttin? Şu anda bankalarda faizler %30-40 bandında? Kimi kandırıyorsunuz? Yabancılara konut satıyorsunuz, vatandaşlarınızın konut sahibi olmasını zorlaştırıyorsunuz. Göçmenleri hiç sorgulamadan alıyorsunuz, üstüne oy kullanma hakkı veriyorsunuz. Bizden olmayanlar nasıl kaderimizi belirleyebilir? Bu göçmenlerin suç kaydı var mı? Sicilleri ne durumda? Eğitim seviyeleri nedir hiç baktınız mı? Afganistan'dan gelen bir sürü göçmeni ülkeye aldınız, ülkede uyuşturucu tüketimi patladı! Sinan Ateş cinayeti hala aydınlatılmadı! Kontrolsüz şekilde inşaat yapıyorsunuz, israf ediyorsunuz. Külliye çok mu gerekliydi? Yeni havalimanı bu kadar büyük olmak zorunda mıydı? Atatürk Havalimanı yıkılmak zorunda mıydı? Dünyanın neresinde tıkır tıkır işleyen havalimanı yıkılmış!! Gene bina yol yap, planlı şekilde yap. Tasarruf yap, fazla kalan parayı alt yapıya, eğitime ayır. Fabrika aç, tarımı kuvvetlendir! Bir plan yap ya, bir teşkilat kur! FETÖ diyorsunuz, zamanında okyanus ötesine selam gönderiyordunuz. Sayın Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi isimler Fethullah Gülen ile birlikte değil miydi? Hadi diyelim önceden art niyetli oldukları belliydi, neden önlem almadınız? Neden bir sürü ailenin hayatını kararttınız? Çözüm sürecinde teröristlerle görüştünüz, Sur olayları olana kadar beklediniz, orada askerlerimiz şehit oldu sizin yüzünüzden! Rusya 34 askerimizi şehit etti, sesiniz çıkmadı! Toplumu kutuplaştırdınız böldünüz, kardeş halkı birbirine düşürdünüz! Arkadaşlar bakın AKP en zengin %5 kesim ile en fakir %20 kesime oynuyor. En zenginleri daha zengin edip, kendine sponsor oluşturuyor, parayı kontrol ediyor. Bu parayla da beklentisini en kolay yönetebildiği en fakir %20 kesimi kendisine şükür eder hale getiriyor. Bir dünya lideri bunu yapmaz, herkesin benzer şeylere sahip olmasını ister. Bir dünya lideri ülkesinin daha kaliteli, daha bilimsel olmasını ister. Bir dünya lideri depremde halkının yardıma erken ulaşmasını sağlar, çadır sattırmaz! Bir dünya lideri doktorlarına giderlerse gitsinler demez. Bir dünya lideri kalkıp vatandaşına sürtük demez. Bir dünya lideri eğitimsizliği benimsemez! Bir dünya lideri yalan atmaz, iftira atmaz, kul hakkı yemez, halkını kutuplaştırmak, bölmez... Bir dünya lideri kalkıp kendi halkının ev sahibi olamamasına, araba alamamasına yol açmaz! Arkadaşlar biz daha iyi olabiliriz, bu bir tercih konusu. Biz nasıl istersek öyle yönetiliriz. Neden daha iyi koşullarda yaşamak istemiyorsunuz? Neden daha cebinize daha fazla para girsin istemiyorsunuz? Ülkemizin vizyonu, hedefleri, öncelikleri, kırmızı çizgileri belli olmalı arkadaşlar ve gelen lider kim olursa olsun bu değişmemeli! Bunu değiştirmek elimizde! Eğitim sistemini düzeltmek mümkün! Ekonomiyi toparlamak mümkün! Göçmenleri kontrol etmek mümkün! Her şeyi onarmak mümkün. Bırakın arkadaşlar CHP-AKP-İyi Parti-MHP-Hüdapar-Memleket Partisi-Zafer Partisi vs kıyaslamasını. Ben size diğeri daha iyi demiyorum. Ama en kötü olana karar verin ve ona oy vermeyin! EN KÖTÜYE OY VERMEYİN! EN KÖTÜYE OY VERMEYİN! Bakın Türkiye-İran arada dağlar kadar fark var değil mi? Güney Kore-Kuzey Kore, Meksika-Amerika, Türkiye-Yunanistan... Birbirlerine komşu ülkelerde nasıl bu kadar fark olabilir? Neden daha iyi olmayalım? Kim gelirse gelsin, emin olun çok iyi olmayacak ama daha iyi olabiliriz. Bu bir kader değil, tercih mevzusu... Hiç kimse kolay olacağını söylemedi ama bu kadar kötü olmak zorunda değil. Hepimiz daha iyisini hak ediyoruz! Sayın Kılıçdaroğlu çok iyi olmayabilir ama Erdoğan'ın politikaları artık ahlaki olmaktan çok uzak! Son 21 senedir ülkeyi yöneten ve tüm güçleri elinde toplayan birisiyle hiç şans vermediğiniz birisini karşılaştırmayın. Saygılar #secim #kilicdaroglu #erdogan #turkiye #ekonomi #politika #siyaset #akp #chp #vizyon #göçmen #konut #ev #araba #eğitim #adalet #hukuk

Muhammet Mustafa Aydınol

147,879 次观看 • 3 年前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile gittiği Malatya’da, 2’nci Ordu Komutanlığını ziyaret ederek inceleme ve denetlemelerde bulundu. 2’nci Ordu Komutanlığına bağlı birlik komutanlarının da katılımıyla video telekonferans toplantısı gerçekleştiren Bakan Yaşar Güler, devam eden faaliyetlere ilişkin bilgi alarak yapılacak çalışmalara ilişkin talimatlar verdi. Bakan Yaşar Güler, birlik komutanlarına hitaben yaptığı konuşmada ise şunları söyledi: DAİMA GÜÇLÜ VE UYANIK BULUNMAK ZORUNDAYIZ Bugün Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada her geçen gün risk ve tehditlerin arttığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Şüphesiz böylesine kritik bir ortamda, bu çok yönlü tehdit ve tehlikelere karşı daima güçlü ve uyanık bulunmak zorundayız. Bu bağlamda Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri olarak ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenliği ve huzuru için Cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı, en yoğun ve en etkin faaliyetlerini icra ediyoruz. TERÖR TEHDİDİNİ ÜLKEMİZİN GÜNDEMİNDEN UZAKLAŞTIRDIK Bu gayretlerimiz sonucunda yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Sınırlarımızın güvenliğini en üst düzeyde sağlarken terör tehdidini de ülkemizin gündeminden uzaklaştırdık. Öyle ki terör örgütü artık silah bırakma noktasına gelmiş durumdadır. Bu büyük ve tarihî başarıya, devletimizin kararlı tutumu ile sizlerin yılmaz iradesi ve samimi gayretleri ile ulaştık. “Terörsüz Türkiye” hedefimize doğru ilerlememizde şüphesiz, en büyük pay millî ve manevi değerlerimiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz ile onların fedakâr ve cefakâr ailelerine aittir. Bu vesileyle aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımızı sunuyorum. Aynı şekilde kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm seçkin personeline kahraman jandarma ve polis teşkilatımıza, gözü pek güvenlik korucularımıza ülkemizin birliği ve dirliği için gösterdikleri gayret için teşekkür ediyorum. TERÖR ÖRGÜTÜ, FESİH KARARINI BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRMELİ Bir kez daha vurgulamak isterim ki alınan fesih kararı, vakit kaybetmeden bir an önce hayata geçirilmelidir. Terör örgütü PKK ile farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları silahlarını bırakmalı, süreci sabote edebilecek sözlü ve eylemsel her türlü provokasyondan uzak durulmalıdır. Bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri olarak meydana gelebilecek her türlü gelişme karşısında ülkemizin hak ve menfaatlerini en üst seviyede sağlamaya devam edeceğimizden de hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yeri gelmişken özellikle altını çizmek isterim ki bu aziz topraklarda etnik kökeni ve inancı ne olursa olsun tüm vatandaşlarımızın ailelerine, şehirlerine ve en önemlisi vatanlarına duydukları sevgi ve sadakat yadsınamaz bir gerçektir. Bu bağlılık asil milletimizin asırlardır taşıdığı ortak bir değerdir. Hiçbir yapay gündem veya dış etki bu sarsılmaz bağı koparamaz. Hep birlikte, sevgi, saygı, hoşgörü ve uzlaşma ortamı içinde üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorunumuz da yoktur. GÜVENLİK, BARIŞ VE İSTİKRAR İÇİN KRİTİK GÖREVLER İCRA EDİYORUZ Terörle mücadele ve hudutlardaki görevlerimizle eş zamanlı olarak Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tavizsiz bir şekilde koruyoruz. Aynı şekilde pek çok coğrafyada uluslararası güvenlik, barış ve istikrar için kritik görevler icra ediyoruz. Bugün Kafkaslar’dan Karadeniz’e, Orta Doğu’dan Afrika’ya, Balkanlar’dan Akdeniz’e kadar birçok coğrafyada barış ve istikrarın tesisine yönelik önemli inisiyatifler üstleniyoruz. Şanlı tarihimizden aldığımız ilham ve stratejik bakış açımızla icra ettiğimiz tüm bu faaliyetlerimiz, ülkemizin; uluslararası alandaki görünürlüğünü ve küresel güvenlik mimarisinin vazgeçilmez üyesi olarak etkinliğini daha da artırmaktadır. Tüm bunlarla birlikte hem ordumuzun hem de ülkemizin gücüne güç katan yerli ve millî savunma sanayimizi, her geçen gün daha da geliştirerek bu alanda mukayeseli üstünlüğe sahip olmak için yoğun bir gayret gösteriyoruz. Şunu gönül rahatlığıyla ve büyük bir gururla ifade etmeliyim ki Türkiye, bu alanda son yıllarda yaptığı kapsamlı yatırımlarla artık dünyada yükselen bir marka hâline gelmiştir. Elde ettiğimiz başarı ve kazanımlardan da anlaşılacağı üzere ülkemizin savunma ve güvenliğini en güçlü şekilde sağlamak için var gücümüzle çalışıyor, “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize emin adımlarla ilerliyoruz. HER TÜRLÜ OLUMSUZLUĞA VE SENARYOYA KARŞI HAZIRLIKLIYIZ İçinde bulunduğumuz coğrafya, tarihin her döneminde stratejik öneme sahip olduğu gibi bugün de aynı şekilde tüm kritik gelişmelerin merkezinde yer almaktadır. Bu durum ülkemize büyük avantajlar sağlamakla beraber, çok boyutlu risk ve tehditlerin daima yanı başımızda ortaya çıkmasına da sebep olmaktadır. Özellikle son günlerde meydana gelişmeler şu gerçeği bir kez daha göstermiştir ki tehditler karşısında proaktif bir güvenlik politikası izlemek, oluşabilecek risk ve tehditleri meydana gelmeden önlemek bizim için olmazsa olmazdır. Nitekim İsrail’in Gazze’den başlayıp Lübnan’a yaydığı, şimdi de komşumuz İran’a yönelik gerçekleştirdiği hukuksuz saldırılar, bölgemizi daha büyük bir kaosa sürükleme riskini beraberinde getirmektedir. Millî Savunma Bakanlığı olarak söz konusu kaotik gelişmeler karşısında daima uyanık ve teyakkuzda hareket ediyor, gerekli tüm tedbirleri alıyoruz. Her türlü olumsuzluğa ve senaryoya karşı hazırlıklıyız ve hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Asil milletimize karşı sorumluluklarımızı biliyoruz. Siz kıymetli arkadaşlarımın da Mehmetçiğimizle birlikte bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da görevlerinizi en iyi şekilde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,967 次观看 • 1 年前

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen törende Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bir konuşma yaptı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları, Bakan Yardımcıları, 15 Temmuz şehitlerimizin aileleri ile 15 Temmuz’da gazi olan vatandaşlarımızın da yer aldığı törende konuşan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: 15 TEMMUZ GECESİ ONURLU BİR DESTANA DÖNÜŞTÜ "Sözlerimin başında vatanı, bayrağı, mukaddesatı için 15 Temmuz’da hainlere karşı dimdik durarak canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, bu uğurda gazi olan kahramanlarımızı şükranla anıyorum. İstiklal ve istikbalimiz uğruna bu topraklara kanlarıyla mühür vuran şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetleri olan siz değerli ailelerimize ve milletimizin yazdığı bu destanın her bir satırına ortak olan tüm vatandaşlarımıza saygılar sunuyorum. Tarih; geçmişin tanığı, geleceğin de rehberidir. Milletlerin kaderi de tarihten ilham ve ibret alarak şekillenir. Binlerce yıllık şanlı tarihimiz de milletimiz için ibretlik hadiselerle doludur. İşte 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan hain darbe girişimi de şanlı tarihimizin en karanlık olayı olarak ortaya çıkarken, kısa sürede onurlu bir destana dönüşerek hafızalarımızdaki yerini almıştır. Devletimizin bekasına, milletimizin iradesine kasteden bu menfur teşebbüs Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, asil milletimizin sarsılmaz iradesi ve güvenlik güçlerimizin kahramanca mücadelesiyle akamete uğratılmıştır. O gece Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Jandarma ve Emniyet Teşkilatlarımızın vatansever mensupları, vatandaşlarımızla omuz omuza vererek millî iradeye, bağımsızlığımıza ve hukuka olan bağlılıklarını tüm dünyaya ilan etmişlerdir. BİR MİLLETİN KENDİ KADERİNE SAHİP ÇIKMA İRADESİNİN TESCİLİDİR 15 Temmuz gecesi sadece bir darbe girişiminin püskürtülmesi değil, aynı zamanda bir milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tescilidir. Bu şanlı direniş, Türk milletinin topyekûn bir inançla egemenliğine ve istiklaline nasıl sahip çıktığının eşsiz bir örneğidir. Ordu-millet anlayışındaki asil milletimiz, kahraman ordumuz ve güvenlik güçlerimizle birlikte tek yürek, tek yumruk olarak cumhuriyetimize, demokrasimize ve tüm bu kazanımlara canı pahasına sahip çıkmış bir kez daha dosta ve düşmana, Türkiye’nin asla esir edilemeyeceğini Türk milletine asla diz çöktürülemeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde, Kore’de ve Kıbrıs’ta sergilediği kahramanlığı karada, denizde, havada ülkemizin ve asil milletimizin huzur ve güvenliğini sağlamak için gösterdiği kararlılığı ve 15 Temmuz’daki asil duruşu ile milletimizin göz bebeği olmuştur. Bugün de içine sızan hain unsurlardan temizlenen kahraman ordumuz, her zamankinden daha güçlü, daha disiplinli, daha caydırıcı ve daha etkin bir şekilde görevlerini ifa ederek necip milletimize nice gururlar yaşatmaktadır. TEK BİR KİŞİ KALMAYANA DEK FETÖ İLE MÜCADELEMİZ SÜRECEK Millî Savunma Bakanlığı olarak FETÖ ile mücadelemizi ilk günkü kararlılıkla sürdürüyoruz. Kim olduğuna bakmaksızın iltisaklı tek bir kişi dahi kalmayana dek bu mücadelemiz hukuk çerçevesinde etkin bir şekilde devam edecektir. Zira devletin kılcal damarlarına sızmış her illegal yapı, güvenliğimiz için ciddi bir tehdittir. Bu konuya dış güvenlik penceresinden bakıldığında da meselenin önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Öyle ki en son İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında aynı şekilde Ukrayna ve Rusya içerisindeki asimetrik saldırılarda, iç tehditlerin dış güvenliği nasıl zafiyete uğratabileceğine hepimiz şahit olduk. Bizler geçmişten ders alarak geleceği inşa etme sorumluluğu taşıyoruz. Bu yüzden ülkemizin güvenliğini zedeleyebilecek en küçük bir zafiyete dahi tahammülümüz yoktur. Gerekli mevzuat çalışmaları stratejik önlemler ve tüm paydaş kurumlarla iş birliği içerisinde tüm tedbirlerimizi kararlılıkla almaya devam ediyoruz. ÜLKEMİZİN HEM BÖLGESEL HEM DE KÜRESEL ÖLÇEKTE GÜÇLÜ OLMASI ZARURET HÂLİNİ ALMIŞTIR Dünya hızla değişiyor krizler, çok yönlü tehlikeler, çatışmalar ve savaşlar her geçen gün yeni boyutlar kazanıyor. Risklerin ve tehditlerin giderek çeşitlendiği bu ortamda ülkemizin hem bölgesel hem küresel ölçekte güçlü olması bir zaruret hâlini almıştır. Bu hassas ortamda Türkiye sadece kendi coğrafyasında değil, gönül coğrafyamızda da umudunu bize bağlamış dost ve kardeş ülkelerin güvenliğini gözeten, aktif ve yapıcı bir rol üstlenmektedir. Bu durum şanlı tarihimizin omuzlarımıza yüklediği büyük bir sorumluluktur. Bugün; ▪️Afrika’da kalkınmanın, Kafkasya’da barışın, ▪️Karadeniz’de istikrarın, Orta Doğu’da huzurun, ▪️Avrupa’da güvenliğin temel taşlarından biri olmuştur Türkiye. Ülkemizin bu vizyoner dış politikasının sahadaki en güçlü temsilcisi ise Türk Silahlı Kuvvetlerimizdir. Kahraman ordumuz; Azerbaycan’dan Libya’ya, Somali’den Katar’a, Kosova’dan Bosna Hersek’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada, barış ve istikrarın teminatı olarak görev yapmaktadır. Tüm vatandaşlarımızın bilmesini isterim ki Millî Savunma Bakanlığı olarak milletimizin sarsılmaz desteği ve millî-manevi değerlerimizin ışığında kutsal vatanımızın güvenliğini sağlamak için gece gündüz demeden çalışıyoruz. AMACIMIZ 'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' SÜRECİNİN BAŞARIYLA TAMAMLANMASI 'Terörsüz Türkiye' hedefi yakın zamanda ulaşmayı amaçladığımız en temel eşiklerden biridir. Millet olarak geçmişte olduğu gibi bugün de bir ve beraber olarak her türlü tehdidin üstesinden geleceğimize yürekten inanıyor her türlü kirli planı bertaraf edebilecek güçte olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyorum. Gerçek şu ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen süreç, sadece bugünümüzün değil, yarınlarımızın da güvenliğini sağlamaya yönelik tarihî bir adımdır. Yegâne amacımız, sürecin başarıyla tamamlanması ile milletimizin birliğinin ve kardeşliğinin pekişmesidir. Bu doğrultuda ilgili kurumlarımızla tam bir koordinasyon içinde dikkatli ve akılcı bir yaklaşımla çalışmaları sürdürüyoruz. Özellikle vurgulamak isterim ki aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları sayesinde ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunmuş, terör örgütlerine karşı kararlı duruşumuz ve etkin mücadelemiz gerçekleşmiştir. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, hayatta olan gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine şükran ve saygılarımı sunuyorum. ÇOK YÖNLÜ FAALİYETLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ Savunma ve güvenlik görevimizin bir diğer önemli cephesi de Mavi, Gök ve Siber Vatanımızdır. Bu alanlardaki hak ve menfaatlerimizi korumak için yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesinden, geniş çaplı tatbikatlara kadar çok yönlü faaliyetlerimizi büyük bir azim, kararlılık ve başarıyla sürdürmekteyiz. Gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye ve daha kudretli bir Türk Silahlı Kuvvetleri bırakmak için çalışmalarımıza yüksek bir heyecan ve motivasyonla devam edeceğiz. Sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygı ve minnetle anıyor; 15 Temmuz gecesi vatan uğruna canlarını veren tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmetle yâd ediyor; kahraman gazilerimize, şehit ve gazi ailelerimize bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Bu anlamlı programın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

52,764 次观看 • 1 年前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ateş Serbest 2025 Faaliyeti’nin Seçkin Gözlemci Günü’nde konuştu. Bakan Yaşar Güler, konuşmasında şunları söyledi: BU FAALİYET, ORDUMUZUN ATEŞ GÜCÜNÜ GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR "Bu kapsamlı faaliyet, kahraman ordumuzun üstün ateş gücünü, aynı zamanda yerli-millî savunma sanayimizin ulaştığı yüksek seviyeyi bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bugün Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sahip olduğu imkân ve kabiliyetler ile yüksek nitelikleri haiz personelimizin maharetine şahit olmaktan büyük bir mutluluk ve gurur duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Ordumuzun envanterindeki birbirinden farklı sistemlerin denendiği ve etkinliklerinin bir kez daha müşahede edildiği bu faaliyette; ▪️Kuvvetlerimiz arasındaki birlikte çalışabilirlik pekiştirilmiş, ▪️Ateş desteğinin koordinasyonu geliştirilmiş, Aynı zamanda personelimizin muhtelif çap ve özelliklerdeki silahları tanıması bakımından da faaliyet, müstesna bir deneyim imkânı sunmuştur. Elbette ki bu kapsamlı faaliyetten de elde ettiğimiz verilerle sistemlerimizi geliştirmeye, kahraman personelimizin niteliklerini artırmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle; Ateş Serbest’in planlama, intikal, tertiplenme, hazırlık, icra ve geri intikal safhalarında büyük bir özveriyle görev yapan silah ve mesai arkadaşlarıma üstün gayretleri nedeniyle teşekkür ediyorum. ÜLKEMİZ, BÖLGESİNDE VE DÜNYADA ETKİSİNİ ARTIRIYOR Bugün karşı karşıya olduğumuz küresel tehditler, terörizm ve jeopolitik riskler; bizlere daima güçlü, hazır ve caydırıcı bir orduya sahip olmanın önemini hatırlatmaktadır. Bu bilinçle kahraman ordumuzun harekât etkinliğini ve gücünü her geçen gün artırmakta; karada, denizde ve havada ülkemizin ve asil milletimizin güvenliği için çalışmalarımızı aralıksız sürdürmekteyiz. Özellikle vurgulamak isterim ki Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliği ve burada kıymetli temsilcileri bulunan ülkemizin göz bebeği savunma sanayi kuruluşlarımızın büyük gayretleriyle Türkiye, yerli-millî savunma sanayinde çığır açıcı bir ilerleme kaydetmiştir. Ülkemiz bir kısmını az önce tatbikatta müşahede ettiğimiz etkili silah sistemleri dâhil artık pek çok kritik teknolojiyi tasarlayıp ihraç ederken, bölgesinde ve dünyadaki etkisini de artırmaktadır. Öyle ki personelimizin yüksek fedakârlığı, savunma sanayimizin başarısı ile stratejik ve çok yönlü politikamız doğrultusunda küresel güvenlik ve barışa katkı sağlamak için uluslararası görevlerimizi büyük bir başarıyla ifa etmekteyiz. Nitekim ortaya konulan çok boyutlu diplomasi sayesinde dost ve müttefiklerimizle iş birliğini derinleştiriyor, ülkemizin uluslararası platformlardaki aktif rolünü daha da artıyoruz. GAZZE KONUSUNDA ÜZERİMİZE DÜŞEN SORUMLULUĞU YERİNE GETİRECEĞİZ Bu faaliyetlerimiz kapsamında en son geçen hafta NATO Kosova Gücü (KFOR) komutasını bir kez daha üstlendiğimizi ifade etmek isterim. Özelikle vurgulamalıyım ki Türkiye olarak başta bölgemiz olmak üzere tüm dünyada, barışın sağlanmasına katkı sunmayı, her zaman adil ve kalıcı çözümün savunucusu olmayı ilkelerimizden biri olarak görüyoruz. Bu açıdan İsrail ve Filistin arasında ateşkese varılmasının bölgedeki çatışmaların sona erdirilmesine yönelik çok önemli bir diplomatik adım olduğuna inanıyoruz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi ülkemiz; uluslararası müzakere masalarının etkin bir üyesi olduğunu, Mısır’daki ateşkes görüşmelerinde de bir kez daha açıkça göstermiştir. Pek çok aktör de Türkiye’nin bu konuda üstlendiği aktif ve yapıcı rol ile ateşkese ulaşılması noktasında sağladığı mümtaz katkıları dile getirmektedir. Ancak özellikle vurgulamak isterim ki Gazze’de çatışmaların tamamen durdurulmasına ilişkin planın uygulanabilirliğinin uluslararası desteğe ve adil güvence mekanizmalarının kurulmasına bağlı olduğu da unutulmamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti olarak tarihî misyonumuz çerçevesinde ve Sayın Cumhurbaşkanımızın direktifleri doğrultusunda başta insani yardımların hızlıca bölgeye ulaştırılması, ateşkesin eksiksiz uygulanması ve sürekliliğine yönelik gelişmeleri yakından izleyecek, ihtiyaç duyulabilecek her konuda üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz. NİHAİ HEDEFİMİZ, TERÖRÜN SONA ERMESİ Dünya bir krizden geçiyor, asimetrik risk ve tehditler devam ediyor. Buna karşı devletimiz mevcut gerilimleri en iyi şekilde yönetebilmek adına proaktif bir anlayış, stratejik ve kapsamlı bir planlama ile çok yönlü ve güçlü bir güvenlik politikası uyguluyor. Esasen, ülkemizin savunma ve güvenliğini en üst seviyede sağlama noktasındaki en önemli dayanak noktalarımızdan biri milletçe sahip olduğumuz birlik ve beraberliktir. Bu çerçevede; iç cephemizi tahkim etmekte, bin yıllık kardeşliğimizi pekiştirme anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Bugün artık ülkemizin huzurunu, güvenliğini ve geleceğini 40 yılı aşkın süredir tehdit eden terörle mücadelede önemli bir dönüm noktasına ulaşılmıştır. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz çerçevesinde, 'Terörsüz Türkiye' hedefine her alanda ulaşmak, ülkemizin tüm kaynaklarını ve enerjisini, kalkınma, refah ve aydınlık dolu ortak bir geleceğe yönlendirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde büyük bir gayretle çalışıyoruz. Şüphesiz ki bugün bu seviyelere gelmemizde en büyük pay aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları ve kahramanlıklarıdır. Nihai hedefimiz, 86 milyon vatandaşımızın ortak temennisi olan terörün sona ermesi, terör örgütlerinin tamamen tasfiye edilmesi ve ülkemize yönelik her türlü tehdidin ortadan kaldırılmasıdır. Bunun için de PKK ve iltisaklı tüm gruplar, alınan fesih kararı kapsamında derhâl tüm terör faaliyetlerine son vermeli; başta Suriye olmak üzere farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları, bir an önce ve koşulsuz şekilde silahlarını teslim etmelidir. Başta PKK/YPG/SDG olmak üzere hiçbir terör örgütünün bölgede kök salmasına, komşularımızda farklı adlar altında faaliyet göstermesine müsaade etmeyeceğimizi bir kez daha hatırlatmak isterim. BU TOPRAKLAR, TARİH İLE BUGÜNÜ BULUŞTURUYOR Bu topraklarda bir asır önce istiklal mücadelesi veren bir ordunun mensupları olarak bulunmanın tarihî anlamına da dikkat çekmek isterim. Öyle ki Sakarya Meydan Muharebesi’nin en yoğun çatışmalarının yaşandığı ve savaşın kaderini belirleyen kritik bölgelerden biri olan Polatlı-Beylikköprü-Acıkır hattı, asil milletimizin bağımsızlığı için her şeyini ortaya koyan Türk askerinin kahramanca mücadelesine şahit olmuştur. Dolayısıyla bu topraklar, şu anda da millî hak ve menfaatlerimizin korunması için icra ettiğimiz tatbikatlara ev sahipliği yaparak tarih ile bugünü buluşturan bir bölge olması hasebiyle büyük bir manevi mirası temsil etmektedir. Gururla ifade etmeliyim ki 104 yıl önce zor şartlarda ve kısıtlı imkânlarla mücadelesini ortaya koyan Silahlı Kuvvetlerimiz, büyük bir gelişim göstererek bugün üstün nitelikleri haiz personeli, yüksek teknoloji ürünü silah sistemleriyle dünyanın önde gelen ordularından biri hâline gelmiştir. Ulaştığımız bu üstün seviyeyi sürdürebilmek en büyük önceliğimizdir. Bu anlayışla, 'Türkiye Yüzyılı' hedeflerimize daha emin adımlarla yürümek için çalışmalarımıza azim ve kararlılıkla devam edeceğiz. Bu çalışmalarda siz kahraman ve fedakâr silah ve mesai arkadaşlarımın sergilediği yüksek özveri takdire şayandır. Elbette ki bundan sonra da artan bir gayretle şanlı ordumuza güzide katkılar sağlayacağınıza, ifa edeceğiniz faaliyetlerde tüm yeteneklerinizi ortaya koyacağınıza yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. ▪️Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, ▪️Başta törenimizi teşrif eden kıymetli şehit-gazi yakınları olmak üzere tüm kahraman gazilerimiz ile şehit ve gazi ailelerimize saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Ateş Serbest 2025 Faaliyeti'nde görev alan siz kahraman silah ve mesai arkadaşlarımı bir kez daha canıgönülden kutluyor, Katılım sağlayan tüm personelimizi tebrik ederek başarılarının devamını diliyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hoşça kalın." #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

36,691 次观看 • 9 个月前

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, HAVELSAN Sancar Silahlı İnsansız Deniz Aracı Hizmete Alma, Tesisler Temel Atma ve Açılış Töreni’nde konuştu. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in beraberinde TSK Komuta Kademesi ile katıldığı törende Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan şunları söyledi: RABBİM AYAĞINIZA TAŞ DEĞDİRMESİN Türk Silahlı Kuvvetlerimizin değerli mensupları, HAVELSAN'ınımızın değerli yöneticileri ve çalışanları, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin değerli temsilcileri, kıymetli misafirler; sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Öncelikle her birinizin Ramazan-ı Şerifini ayrı ayrı tebrik ediyorum. Bu mübarek günlerin ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Sizlerin şahsında HAVELSAN’ımızın, savunma sanayi sektörümüzün ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm mensuplarına buradan selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Ay yıldızlı al bayrağımızın gökte gururla dalgalanması için, devletimizin bekası, milletimizin yarınları, vatanımızın bağımsızlığı için canlarını feda eden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Aynı şekilde bin yıldır kendimize yurt kıldığımız, etrafımıza barış ve güven yaydığımız bu topraklar için bedel ödeyen tüm gazilerimize şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Son olarak savunma sanayiinde gecesini gündüzüne katarak bugünlere gelmemizi sağlayan tüm mühendislerimize, teknisyenlerimize, yazılımcılarımıza, akademisyenlerimiz ve tabii ki sahada kahramanca görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin mensuplarını gönülden tebrik ediyorum. Bu çalışmaları etkin bir koordinasyon içinde yürüten Savunma Sanayii Başkanlığımızı ve sektördeki 3 bin 500’ü aşkın firmamızı başarılarından ötürü yürekten kutluyorum. Rabbim ayağınıza taş değdirmesin. Sizlerin bu emeğini, bu gayretini daha güçlü bir geleceğin, daha müreffeh yarınların teminatı eylesin diyorum. DENİZLERDEKİ İNSANSIZ KABİLİYETLERİMİZİ GÜÇLENDİRİYORUZ Bugün Türkiye’nin mühendislik aklına, savunma alanındaki imkân ve kabiliyetlerine, yerli ve milli teknolojiyle şekillenen istikbal yürüyüşüne bir kez daha şahitlik edeceğiz. Birazdan inşallah Sancar Silahlı İnsansız Deniz Aracımızı hizmete alacak, Simülatör Üretim ve Entegrasyon tesisinin temellerini atacak, Kaan Teknoloji Tesisi ile Deniz Savaş Yönetim Sistem Merkezinin de açılışını yapacağız. Envanterimize katacağımız Sancar SİDA ile denizlerdeki insansız kabiliyetlerimizi güçlendiriyor, güvenliğimizi, etkinliğimizi ve gözetim kapasitemizi arttırıyoruz. Simülatör üretim ve entegrasyon tesisiyle eğitim, hazırlık ve sürdürülebilir operasyon altyapımızı büyütüyor, insan kaynağımızı daha nitelikli hâle getiriyoruz. Bu kompleks tamamlandığında simülasyon teknolojilerinde Avrupa’nın en büyük üretim ve entegrasyon tesisi olacak. Kaan Teknoloji Tesisi ve Deniz Savaş Yönetim Sistem Merkezi ile hava ve deniz platformlarımızın kritik teknoloji omurgasını inşallah daha da sağlamlaştırıyoruz. Bu gurur verici sistem, tesis ve platformları bizlere kazandıran HAVELSAN’ımızı yürekten tebrik ediyor, kendilerine şahsım ve milletim adına şükranlarımı iletiyorum. Türkiye’nin hem Gök Vatan'da hem de Mavi Vatan'daki savunma gücünü, kapasitesini, caydırıcılığını bir üst seviyeye taşıyacak bu eserlerin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. TÜM DÜNYAYA PARMAK ISIRTAN SEVİYEYE ULAŞTIK Şunu evvelemirde açık açık ifade etmek isterim: Caydırıcılık yalnızca sahip olduğumuz sistem ve platformların sayısıyla ölçülemez. Günümüzde caydırıcılığın belirleyici faktörleri, platformlara akıl veren yazılım, güvenli veri akışı, kesintisiz haberleşme ve siber dayanıklılıktır. Bunun için Türkiye olarak savunma alanında dijital egemenliği millî güvenliğimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Bugün hizmete alacağımız, açılışını gerçekleştireceğimiz ve temellerini atacağımız bu yatırımlar, savunma ekosistemimizin bütüncül kapasitesini ve tesirini artıracak stratejik hamlelerin devamıdır. Bu tesis ve platformlarla birlikte mühendislik süreçlerimiz daha da hızlanacak. Test ve doğrulama disiplinimiz güçlenecek. Eğitim ve simülasyon kabiliyetlerimiz genişleyecek. Deniz ve hava unsurlarımızın yazılım temelli yetenekleri inşallah daha da yukarılara taşınacak. Şu hakikati en iyi sizler biliyorsunuz: Güvenlik ve savunma asla tek boyutlu değildir. Güçlü bir savunma mimarisi denizin derinliklerinden uzaya, karadan siber güvenliğe kadar her alanı kapsamak mecburiyetindedir. Biz hamdolsun özellikle insansız teknolojilerde son 23 yılda yaptığımız atılımla bugün artık tüm dünyaya parmak ısırtan bir seviyeye eriştik. Bu seviyeye dost ve müttefik bildiklerimizin önümüze çıkardığı engellere rağmen sabırla ulaştık, azimle ulaştık. Her hamlemizi en ince ayrıntısına kadar titizlikle planlayarak ulaştık. Bir zamanlar yüzde 80 düzeyinde olan dışa bağımlılık seviyesini yüzde 20'ye indirdik. Mühendislerimiz, teknisyenlerimiz, firmalarımız, tersanelerimiz havada, karada ve denizde tarihi bir başarı hikâyesi yazdı. Cenab-ı Allah'a hamdolsun ki artık kendi teknolojisini tasarlayan, kendi yazılımını üreten ve ürettiklerini tüm dünyaya ihraç eden bir Türkiye var. Artık yalnızca kendi ordusunun değil, talep edilmesi hâlinde dost, kardeş ve müttefiklerinin de güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan bir Türkiye var. Artık 3T modelini, yani tespit, teşhis ve taarruz süreçlerini yerli ve millî teknolojisiyle tatbik eden, dünyada yıldızı giderek yükselen bir Türkiye var. Büyük bir gururla ifade etmek isterim ki, bugün Türkiye dünyada kendi savaş gemisini geliştirip denize indiren 10 ülkeden biridir. HER GEÇEN YIL YENİ REKORLAR KIRIYORUZ Savunma ve havacılık ihracatında her geçen yıl yeni rekorlar kırıyoruz. Bakınız sadece geçtiğimiz sene savunma ihracatımız bir önceki yıla kıyasla yüzde 48 oranında artarak 10 milyar doları geride bıraktı. Bu rakam -dikkatinizi çekerim- 2002'de yalnızca 248 milyon dolardı. Hâlihazırda savunma ihracatında dünyanın en büyük 11. ülkesiyiz. 2028'de 11 milyar dolarlık ihracat hedefimize ulaşarak savunma ve havacılık ihracatında inşallah dünyada ilk 10 ülke arasına gireceğiz. 2025 sonu itibariyle savunma sanayindeki proje hacmimiz 100 milyar doların, proje sayımız ise 1.400'ün üzerine çıktı. Değerli kardeşlerim; peki, biz bu başarıları nasıl elde ettik? Her şeyden önce kendimize inandık. Aziz milletimize güvendik. Bu ülkenin gençlerine yatırım yaptık ve onların önünü açtık. Diğerleri yapabiliyorsa biz neden yapamayalım diyerek bu yola çıktık. Tam bağımsız Türkiye idealini savunma alanında kararlı bir devlet politikası olarak benimsedik ve uyguladık. Kritik teknolojiler başta olmak üzere sistemlerimizi, platformlarımızı, altyapımızı, sürekli gelişen, sürekli yenilenen bir teknoloji ekosistemine dönüştürdük. Bundan 22 sene önce HAVELSAN’a geldiğimde yabancı hava platformlarının simülatörlerini tecrübe ettiğimiz, dışa bağımlılığın sınırlarını her alanda hissettiğimiz o eski günleri çok iyi hatırlıyorum. Bugün ise yerli ve millî platformlarımızı kendimiz simüle edebiliyor, kritik süreçleri kendi yazılımımızla, kendi mühendisliğimizle yönetebiliyoruz. Bu büyük dönüşümde diğer kurumlarımız gibi HAVELSAN’ımızın da çok büyük bir payı ve emeği vardır. Şunu büyük bir kıvançla ve memnuniyetle ifade etmek isterim: Yürüttüğü projeler, gerçekleştirdiği çalışmalarla HAVELSAN, komuta kontrol, simülasyon, eğitim, siber güvenlik ve otonom kabiliyetler gibi alanlarda savunma gücümüzün dijital omurgasını teşkil eden yüz akı kurumlarımızın biridir HAVELSAN. Türkiye'nin savunma gücünü yazılımla büyüten, akılla derinleştiren, entegrasyonla hızlandıran stratejik bir kuvvet Çarpanıdır HAVELSAN. Bakın HAVELSAN’ımız şu anda çok önemli projeler yürütüyor. Türkiye'nin geleceği adına hayati bir misyonu icra ediyor. Bulut bilişim sistemi projesi bunlardan biridir. Bu proje nihayete erdiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerimizin karargâhlarındaki operasyonlar, insanlı ve insansız sistemler HAVELSAN’ımızın komuta kontrol yazılımlarıyla gerçek zamanlı olarak yönetilecek. Yine HAVELSAN’ımızın geliştireceği yerli siber kalkanla korunacak bu sistemle stratejik, operatif ve taktiksel kabiliyetlerimizi tahkim edeceğiz. Şurası da mühimdir: Eğer bir ülkenin yazılımları millî değilse o ülkede güvenli bir gelecekten söz edilemez. Dolayısıyla tam bağımsızlık teknolojik bağımsızlıktan ayrı düşünülemez. İşte bu anlayışla Türkiye’nin verileri Türkiye’de kalmalı diyerek millî teknoloji hamlemizi yazılım sektöründe de devreye aldık. Türkiye’nin en kritik verileri HAVELSAN gibi millî ve güvenilir kurumlarımızın yazılımlarıyla kodladık. Kurumlarımızın altyapılarını HAVELSAN’ın millî mühendislik ürünü Kovan yeni nesil iş yönetim sistemiyle koruyor ve güçlendiriyoruz. Savunma ve bilişim sistemlerimize yaptıkları bu önemli katkılardan ötürü HAVELSAN ailesinin tüm mensuplarına bir kez daha şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. HAYALLERİ GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN CANIMIZI DİŞİMİZE TAKTIK Şunu da ayrıca sizlere ve milletimizin dikkatine getirmek arzusundayım: Uzun olduğu kadar dikenli de olan bu yolda önümüzü kesmek, ümidimizi yıkmak, cesaretimizi kırmak isteyenler oldu. Biz neden kendimiz üretelim, neden bunca sıkıntıya girelim? Hazır yapılmış var, onları alalım diyen vizyonsuzlar oldu. Biz her alanda tam bağımsız Türkiye ülküsüyle ilerlerken, bunlar bizim başımıza iş açacak, bu yoldan dönün diyen kifayetsizler oldu. Bunların hiçbirini aldırmadık, öğrenilmiş çaresizliklerin girdabına kapılmadık. Bizi kendi seviyelerine çekmek isteyenlere kulak asmadık. Vecihi Hürkuş'ların, Piri Reis’lerin, Barbaros Hayrettin Paşa’ların hayallerini gerçeğe dönüştürmek için canımızı dişimize taktık. 1940'lı yılların ilk yarısında kendi tasarlayıp geliştirdiği altı kişilik çift motorlu Nut-38 yolcu uçağını İstanbul'dan Ankara'ya 90 dakikada uçuran Nuri Demirağ'ın yarım kalan hikâyesini tamamlamak için uğraştık. Merhum Özdemir Bayraktar ağabeyimizin davasını, mefkûresini kuvveden fiile çıkarmak, onun gibi nice akıncının, nice kahramanın ektiği tohumları yeşertmek için durmaksızın çalıştık. Yüzyıldan beri bir toplu iğne yapmaktan bile aciz bu milleti, radyosunu, otomobilini, traktörünü, dikiş makinesini yapmaya zorlayacak bir nizam, istersen bunları tenekeden yap fakat kendin yap diyecek bir nizam. İşte üstat Necip Fazıl'ın bu sözlerle resmettiği o muhteşem nizamı Allah'a hamdolsun savunma sanayinde kurmayı başardık. İnşallah bundan sonra da aynı azimle, aynı iştiyakla, aynı şevk ve kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Kıymetli misafirler; şu nokta da dünyada çoğu zaman göz ardı ediliyor: Bir şeyi nasıl yapacağını bilmek elbette önemlidir. Fakat bundan da önemlisi, o şeyi ne için yaptığını bilmektir. Biz tüm bu teknolojileri bir amacımız, bir hedefimiz, bir davamız olduğu için, millet olarak asra mührümüzü vuracağımız Türkiye yüzyılını inşa etmek için geliştiriyoruz. Farklı vesilelerle dile getirdiğim bir hususu bugün tekrar sizlerle paylaşmak isterim. Bizim kimsenin bir avuç toprağında gözümüz yoktur. Tahakküme dayalı bir güç ve nüfus peşinde asla değiliz. Tek derdimiz, bölgemizle birlikte küresel barış ve güvenliğe, huzur ve istikrara en yüksek düzeyde katkı sunan bir Türkiye inşa etmektir. Dost-düşman herkesin ilkeli duruşundan emin olduğu, sözünü, tavrını ve eylemlerini tüm dünyanın pür dikkat takip ettiği bir Türkiye inşa etmektir. Elimizi ve gerektiğinde gövdemizi taşın altına işte bunun için koyuyoruz. Tarihimize ve değerlerimize yakışır şekilde büyük millet olmanın hakkını vererek yolumuza inşallah bu şekilde devam edeceğiz. İşte sizler de gördünüz, NATO'nun Almanya'da düzenlenen tatbikatında ordumuz Bayraktar TB3 ve TCG Anadolu gemimizle birlikte adeta destan yazdık. Bu önemli tatbikatta Bayraktar TB3, Baltık Denizi'nin zorlu hava koşullarında atışlı görev icra edip, TCG Anadolu'ya emniyetli iniş yaparak NATO'nun en dikkat çekici performanslarından birine imza attı. Eurofighter savaş uçaklarıyla koordineli bir şekilde 8 saat havada kalan Bayraktar TB3 toplamda 1700 kilometrelik mesafe kat ederek üstün yeteneklerini tek tek sergiledi. Donanma havacılığı konseptine yeni bir soluk getiren bu başarılarda emeği geçen her bir kardeşimi yürekten tebrik ediyorum. Rabbim daha nice başarıları, nice eserleri bu aziz millete kazandırmayı sizlere, bizlere, hepinize inşallah nasip eylesin diyorum. Bu düşüncelerle bugün hizmete alacağımız, açılışını yapacağımız ve temellerini atacağımız sistem, tesis ve platformlarımızın bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum. Millî Savunma Bakanlığımıza, Savunma Sanayii Başkanlığımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimize, HAVELSAN ailesine ve sektöre emek veren tüm paydaşlarımıza canıgönülden şükranlarımı iletiyorum. Bu sistemleri tasarlayıp geliştiren mühendislerimize, teknisyenlerimize, katkı sunan herkese yürekten teşekkür ediyorum. Sizleri bir kez daha saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

45,504 次观看 • 5 个月前

Fransa'nın Pasifik'teki sömürgesi Yeni Kaledonya'da işler karıştı. Yeni Kaledonya, aslında resmi olarak sömürge değil zira hiçbir sömürge resmen sömürge değildir. Ya kolonidir, ya "deniz aşırı topraktır" ya özerk bölgedir ya da "Tam bağımsız, faizleri tavan ama parası çöp" bir ülkedir. İşte Yeni Kaledonya bu en sondaki fenafillah mertebesine henüz ulaşamamış olan "Deniz aşırı özel bölge" sıfatında bir ülkedir. Biraz tanıyalım ve meseleler ne durumda ve ne şekilde seyredecek öngörülerimizi ve yarısı ciddi yarısı hikaye bir floodu paylaşalım. Yeni Kaledonya, 18.000 km2 bir alana sahip ve Pasifik'te bu boyutta adalar azdır. Genellikle Avustralya ve ABD arasındaki bu sahada ufak adalar vardır ve çoğunda da insan yaşamaz zira yaşamaya elverişli değildir. Bu sebepten Fransa, buralardaki adaların bir kısmını nükleer deneylerde kullanmıştır. Kaledonya'yı ise deyimi yerinde ise özel tutmuş, hiçbir nükleer deneme yapmamış, hiçbir nüklleer çöpü göndermemişlerdir. Bu ise Kaledonya'daki yerlilerin değil, orada sayıları hayli önemli derecedeki (%27) fransız kolonistlerin yüzü suyu hürmetinedir. Buradaki Fransız kolonistler, Bankaların ana çalışanları, müdürleri, burada bulunan ordunun subayları, kolluk kuvvetleri, üniversitelerdeki akademisyenlerin çoğunluğunu oluşturan gruptur. Esasen bu saydığım ve toplumun kaymağını oluşturan kısım da bu %27'nin tamamıdır. Halkın etnik çoğunluğunu oluşturan ana grup ise %40 ile Kanak yerlileridir. %40 neden çoğunluk? Derseniz, etnik çoğunluktan bahsederken eğer çok etnisiteli bir ülkede sizden daha kalabalık yüzdeye sahip olan yoksa siz %20 ile bile çoğunluk olabilirsiniz. Etnik çoğunluk demek nüfusun çoğunluğu demek değildir. Hele Kıbrıs'ın iki katı kadar büyük bir adada 270 bin nüfus, gayet az bir nüfustur ve bu kadar geniş bir adada egemen olup buradan Fransız ordusunu kovmak için km2'ye en az 100 kişilik bir nüfus yoğunluğu ve genel toplamda %60'lık bir etnik çoğunlukları olmalıdır. Şu andaki durumla sadece dünya çapında haber olurlar. Daha fazlası değil. %40'lık Kanakları takip eden %8 ve diğer %1-2-3'lük pasifik yerlileri ise bu nüfus yoğunluğu düşük adalarda egemen olacak profili sunmuyor. Zira bu iklimlerde böyle ciddi bağımsızlık savaşları nadiren olur ve istisnalar (Timor ayrılık savaşçıları gibi) Avrupa'nın desteklediği gruplar olmuştur. Yeni Kaledonya aslında kötü bir ekonomiye sahip değil. Ülkede çıkarılan nikel olduğu gibi Fransa'ya veya Çin'e gider. Fransa bunu ücretsiz alırken Çin'e gönderilenlerin parası da Kaledonya'nın %27'lik kesiminin cebine girer. Demir (1,39 Milyar Dolar), Nikel Cevheri (825 Milyon Dolar), Nikel Matlar (586 Milyon Dolar), Ham Nikel (13 Milyon Dolar) ve Uçaklar, Helikopterler ve/veya Uzay Araçları (7,23 Milyon Dolar), çoğunlukla Çin'e ihraç edilirken ki bu 1,79 Milyar Dolar eder, Güney Kore'ye (403 Milyon Dolar), Japonya'ya (334 Milyon Dolar), Tayvan'a (57,1 Milyon Dolar) ve İspanya'ya (51,4 Milyon Dolar) ihracatla Kaledonya aslında Türkiye'nin KKTC'de başaramadığı bir hikayenin başarılmış versiyonudur. Bu da Türkiye'ye ders olmalıdır zira KKTC'de daha fazlası olan doğal kaynaklara rağmen şu anda orada İsrail'e emlak satarak para kazanmaktan, kumarhane ve üniversite işletmekten başka bir ekonomi yoktur. Peki insan niçin ayaklanır? Kaledonya neden ayakta? Siz eğer etnik çoğunluğunu oluşturduğunuz ülkede hapishanelerdeki tüm mahkumların %92'sini oluştursanız, Kaledonya'da yaşayan Fransız ailelerde işsizlik %5 iken sizde %40 olsa ne derdiniz? Tabii ki hoşnutsuzluk duyardınız. İşte onlar da duyuyor. Aslında bu hoşnutsuzluk Kanaklarda hep vardı. Ülke, dünyanın en zengin 25 ülkesi arasında (ülke olmasa da) yer alsa da bu aslında bir istatistiki yanılgıdır zira coğrafyadaki yırtmaç ekolünü bilenler bizi anlayacaktır. İstatistik, yırtmaç gibidir. Göstermek istediğinizi gösterir, gizlemek istediğinizi gizler. Yeni Kaledonya'da varoşlarda yaşayanlar hep Kanak yerlileridir. Evsizler Kanak'tır. Refahtan pay alamayanlar da Kanaklardır. Nüfusları artanlar da Kanaklardır ama kapital yoksa artan nüfus zafer getirmez. Yeni Kaledonya'nın bağımsız olmak için sokaklara çıktığı bu günlerde bağımsızlıklarına kavuşmalarını pek ihtimal dahilinde görmüyorum. Toprak üzerindeki demografik hakimiyetleri, nüfus yoğunluğu azlığı gibi kriterlerle bakıldığında Fransız ordusunun ezip geçeceği bir gariban halktır bunlar. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Fransa'nın Rusya'ya karşı şahince çıkışlarına Rusya'nın bu bölgedeki bir cevabı olarak da yorumlayabiliriz ülkede olan olayları. Ancak bağımsızlık ve bağımsızlık hareketleri açısından ergenlik evresindedir bu bölge. Çünkü ateşli sokak protestoları ile başlayan hareketler, devlet kurumlarını ateşe vermek dışında bir yere varamaz. Ülkeye kaçakçılar tarafından sokulan silahlar da olmadığı için silahlı hareket çok kısıtlı kalacak ve bu da bölgedeki Fransız tugayı tarafından ezilerek etkisiz hale getirilecektir. Var sayalım bağımsız oldular yine de sömürü şekil değiştirip aynen devam edecektir. Zira bu tür ülkelerde fakir, bağımsız bile olsa zengin onu sonrasında yeniden köle etmeyi bilir. Yeryüzünde hiçbir fakir halk yoktur ki bağımsızlığını ve cehaletini aynı anda koruyabilsin. Bağımsız olan her fakir ülkenin cehaleti ile onu yeniden ve sürekli olarak ebediyen köle halinde tutabilirsin. Bu da nasıl olur? Bir bakalım. Yeni Kaledonya, sokak hareketleri, ateşli protestolar, kitlesel ayaklanma ve silahlı hareketle bağımsız oldu diyelim. Bir "milli liderleri" çıkara ve ülkeyi tıpkı şimdilerdeki Rwanda'nın idealist lideri Kagame gibi harika şekilde yönetir. Ne çıkarılan Nikel Fransa'ya gider ne de Çin ve Kore'ye satılan hammaddelerin parası Fransız bankalarına akar. Artık her şey Kaledonya içindir. Ülke kalkınır, milli bir ruh inşa edilir ama ondan sonra gelenler eski liderin mirasını eleştirip daha iyisini yapma iddiası ile ülkeye bir anda farklı bir kimlik verme yoluna giderler. Fakir ne kadar bağımsız olsa da cehaleti ile kendisini yeniden sömürge haline getirir kuralı daima işler. Fransa bir anda ülkenin liderine gaz verir ve ona "Gel seni Büyük Pasifik projesinin eş başkanı yapalım" der. Lider gazlanır ve hayalindeki Büyük Pasifik projesinin lideri olmak için boyundan büyük işlere kalkışır. Ordusunu sağa sola olmadık yerlere yollar ve bölgedeki istikrarın dibine dinamit koyar. Bu masraflı işler ekonomiyi sallarken milli gazla büyük katedraller inşa edilip birbirinden büyük Yeni kaledonya bayrakları dikilir. Maaşları ödemek için para basılırken karşılıksız paraya karşılık bulmak için ülkeye döviz gelmelidir ve bu döviz de Fransa'dan bulunur. Fransa ülkeye dövizi babasının hayrına vermeyecektir. Onu %25 faizi ile almak için verecektir. Dolayısıyla eskiden ülke zenginliklerinin %20'sini alan Fransa, bu kez de yine %20 almaya devam eder. Kalan %5 ise ülkenin başındaki "milli lider" veyahut Yeni Kaledonya'nın "dünya lideri" olan tasfiye memurunun hakkıdır. %5 tüm dünyada simsar hakkıdır. Halk ne alırsa bu %25 faizle cebindeki paranın her ay %25'ini sömürüye vermeye devam eder. Bu sömürüyle ne kadar çalışılsa da başkent Numea'daki insanın durumu asla düzelmez. Çalışanlardan daha da ucuza çalışması için ülkeye doldurulan Jawalı işçiler ucuz endüstri kollarında çalışırken liderin emriyle Kanak halkına ateş edecek bir emir kulu kitleyi de oluşturacaktır. Diğer yandan Yeni Kaledonya'nın bağımsız ve milli lideri, pasifiğin en büyük havalimanını yapmış ve bunu da paraları yurtdışında Fransız bankalarına yatıran işadamı arkadaşlarına paslamıştır bile. Havalimanının gelmeyen yolcuları için bile devlet kesesinden paralar ödenmeye devam edecektir. Görünürde havalimanı iş adamlarına ait olsa da Kaledonya liderinin oğlu oradaki en yağlı noktaları işletmektedir. Liderin oğlu, kızı, damadı ve yanında poz verdiği herkes bir yerlerin başındadır. Kızı veya oğlu da masum görünüşlü biri veya süzme saf biri de olabilir. Misal, bir yerlerinden hasta raporu alıp Yeni Kaledonya ordusunda askerliğe gitmeyip aynı hasta yerlerini kullanarak 5-6 çocuk yapmış olabilir. Sorun yoktur. Kanak yerlileri ölmek için hep hazırdır ve Büyük pasifik projesi için top yemi olmak sorun değildir. Tüm Kanak halkı bunu sorgulamaz zira halkın arasında arada bir mikrofon tutulan Fransa'da yaşayan gurbetçi Kanaklar sıklıkla milletin fukaralık acısını sulandırırlar. Bizim Fransa'da kurulu düzenimiz olmasa vallahi gelirdik yeğenim. Bak cennette yaşıyorsunuz, kıymetini bilin. Hem millet kafeteryalarda baksanıza Numea'da kafeler dopdolu madem para yok bu ülkede hiç kafeler dolu olur mu? Var ki harcıyorlar... kıymetini bilin milli liderinizin...! diyebilir. O esnada binlerce kişinin paylaştığı katolik inancın kardinali olan Kanak piskoposu lüks aracıyla sağda solda devlete itaat ve tasarruf konulu vaazlar vermektedir ve ülkenin çoğunda halkın Katolik inancına zerre kadar itimadı, güveni ve sempatisi kalmamıştır. Papaz-hatip okulu mezunları iyi görevler alırken Kanak gençlerine intihar ya da Fransa'ya gurbet seçeneği kalmıştır. Sorun değildir. Ne kadar kişi ülkeden giderse ülkedeki zenginlik o kadar az kimseye bölüneceği için kişi başına GSMH artacaktır. İnsanların büyük kısmı fakirliği de geçtik açlık sınırının altında yaşarken o esnada Kaledonya bilge lideri, dünya lideri veya Kaledonya başkanı ekstra tasarruf mesajları vermekte ve gerek kendisinin bin araçlık konvoyları gerekse eşinin lüks yaşamı gözden kaçmamaktadır. Ama sorun yoktur. Kaledonya'nın itibarı gereği Fransa'ya inat, Kaledonya lideri, Fransız cumhurbaşkanından daha iyi yaşamalıdır. Faizleri uçmuş, parası çöpten hallice olan, insanları sokakta gülümsemeden zombi gibi yürüyen ülkedeki Kanaklar da bu israf ekonomisi içerisinde katolik kardinalin de vaazlarında altını çizdiği gibi tasarruf etmeye yönlendirilir. Zenginliğin üzerinde oturan masum bir halkın bu yeni tasarruf paketleriyle, Muz yaprağı yalayıp manyok kemirmek veya Hindistan cevizi kabuğu dişlemek dışında yapacağı bir şey kalmamıştır. Artık öyle bir noktaya gelinir ki, birileri çıkıp, Fransa gelse keşke. Fransa bile bundan iyi yönetirdi diyecek kadar bağımsızlıktan, bayraktan ve Katoliklikten soğutulmuş ve cennet Yeni Kaledonya onlar için pasifik ortasında bir cehenneme dönüşmüştür. Ülkeyi kuran ilk idealist liderin inşa ettiği milli ruh böylece tüketilip hiç edilmiştir. Bu esnada, başlarda Fransa'nın gazıyla olmadık işler yapan, israf ekonomisiyle küçük ülkenin büyük ve sarsılmaz lideri yapılan yeni ulu lider ise senelerce bayraktarlığını yaptığı dini ve milli ruhun gazıyla artık kendisini daha fazla desteklemeyen Fransa'ya posta koyan açıklamalar yapar. Artık halkın hoşnutsuzluğu barizdir ve bir başka liderin geleceği de kesindir. Fransa'nın destekleri ile Kaledonya halkına alternatif gibi sunularak Numea belediye başkanlığını alan bir ittirme şahıs ile halkın hoşnutsuzluğu, Fransa'nın seçtiği bu yeni isme yönlendirilir. Bu esnada Yeni Kaledonya'nın ulu lideri, büyük başkanı senelerden beridir çoktan yurtdışına çıkarttığı yol ve havalimanlarınca akıtılan paralar ile muhalefeti de medyayı da kontrol etmeye çalışmaktadır. Trol orduları ve besleme kıtalar ile bir yanda ülkeyi senelerce yöneten ulu lider ve diğer yanda Fransa'nın seçtiği seçilmiş Numea belediye başkanının arkasında toplanmaya başlayan kitleler... halk burada tamamen etkisiz elemandır. Halkın dilinden anlayan, ona geleceği gösteren ufak milli partilere ise sandıkta köpek muamelesi çekildiği için halk da aslında sömürüye hazır ve başta belirttiğimiz cehaleti ile bağımsızlığını taşıma kabiliyetinden uzak ve tekrar tekrar sömürü olmaya namzet bir halktır. Fransa artık ülkeyi yöneten milli liderin döneminde de kar eden, ülkedeki karışıklıklarda da kar eden (paralar zaten Fransız bankalarındadır) ve bunu da kullanarak ulu lideri hizaya çeken ülkedir. Muhalefeti de kullanmakta, geleceğe yatırımı çoktan yapmaktadır. Bu esnada ulu lider de muhalefete bir jest yapıp gel Fransa'ya karşı birlik olalım ben iktidarı devrettiğimde beni ve avanemi yargılama benim başlattığım yatırımlara karşı devletin iptalini falan devreye sokma... iktidarı sana yavaş yavaş vereyim diyecektir. Zira bir saf oğul ve alsbergerli zehir gibi zeki ama asosyal damadın kendisini koruyacağından emin değildir. Çünkü liderin sadece bir oğlu ve bir damadı vardır. Bir rivayete göre bir diğer oğlu daha vardır ama aşırı asabi ve şiddet manyağı biri olduğu için kameralara çıkmaz işinde gücünde parasını kazanmaktadır.. (sonuçta hikaye ve faraziye yazıyoruz. Bob Ross gibi bu resme her saçmalığı ekleyebilirsiniz. Fırça sizin... dolayısıyla liderin metresleri, şusu busu her şeyi olabilir hatta kasetleri de) Nitekim bu görüşme sonrasında Yeni Kaledonya muhalefetinin de farklı olmadığı ve aslında hepsinin kuyruğundan Fransa'ya bağlı olduğu ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkacak dedikse, de çoğu eğitimsiz ve sağ politikalarla devlet putuna tapmaya alıştırılmış Tropikal Kaledonya köylüsü ortaya çıkmış bir şeyi de anlama kabiliyetinde olmayacaktır. İşler böyle devam ederken Kanak yerlilerinin kaçının öldüğü, kaçının süründüğü önemli değildir. Numea'dan yola çıkan ve dünya ülkelerine gidip gelen gemilerde ne olduğu, ülkeye değil de kime ne zenginlikleri taşıdığını halk bilmeyecektir. Halk zaten ucuz palmiye yağı kuyruklarında liderlerine dua etmeye alıştırıldıkları için her sefalet içerisinde "vardır bir hikmet" diyerek hristiyan teolojisi gereği İncil'de yazdığı gibi "sana tokat atılırsa diğer yanağını uzat" demeye devam edecektir. Halkın kullanımına kapatılmış olan eski havalimanına da neyin girip çıktığı, o koca koca ambarlarda nelerin tutulduğunu halk yine bilmeyecektir ama artık avret mahalinde bir tek yaprak kalmış olan Kaledonya köylüsü, devasa Noumea havalimanına bakıp wargasm olacaklardır. Arada bakışlarını çevirdikleri devasa bayrak direklerine bakıp demlenecekleri, Okyanusunun dalgalarına, palmiye ağacının hışırtısına ölürüm Kaledonyam! şarkılarıyla kendilerini iyi hissedip yine WARgasm olacaklardır ve bu onların en temel hakkıdır. Komşu ülke FİJİ parayla oynarken Kanak ameleleri için ellerinde oynayacakları tek şey kalmıştır ama onda da fakirlik ve sefaletten dolayı mecal kalmamıştır. Zaten ülkeye doldurulan jawalı işçiler onların yerine de bunu hakkıyla yapmaktadır. Fransa'nın Büyük Pasifik projesi gazıyla girdikleri komşu adalardaki işgal ettikleri bölgeler ve oralardan gelen yerlilerin ise ülkedeki istilası bila istisna devam edecektir. Kanaklar için artık makul bir gelecek yoktur. Bağımsızlık akılsızlıkla birlikte gidecek bir kavram olmadığı için akıllanmadıkları ölçüde iyi de yaşayamayacaklarını öğrenene dek Kanaklara ne bağımsızlık ne de koloni hayatı yaramayacaktır. Artık Yeni Kaledonya'nın eski kralları veya kabile şeflerinin haşmetli savaş hikayelerini okumak, Diriliş Kaledonya, kuruluş Kaledonya, Büyük Pasifik Kaledonyası gibi filmleri izleyip en sonunda s...çış kaledonya gerçeğini tadacaklardır. İla nihaye, dünyanın bir yerinde bir Kanak okçusu ya da ciritçisinin fırlattığı ve madalya kazandığı başarılarla övünecek yahu en azından biz de büyük bir halkız diye teselli bulacaktır bu halklar... Dünyanın en rezil ülkelerinden gelen kimselerin caddelerinde insanını öldürdüğü Kaledonya yerlileri kendilerini önemli hissetmek için ya çocuklarını ya eşlerini dövecek ve travmatik bir halk olacaktır. Fakat eskiden ellerinde olan ve kendilerini %40'lık yekunu ile ülkedeki tüm etnik gruplardan da kalabalık yapan nüfus gücü de ellerinde değildir. Fakirlikleri sebebiyle üç kuruşa muhtaç olduklarından ülkelerinden mülk satın alıp yanına eşantiyon pasaport alan zengin ve şimarık FİJİ halkı, ta Fiji'deki sandıklardan Yeni Kaledonya'nın ulu lideri için oy vermektedir. Yeni Kaledonya lideri iktidardan düşmüş bile olsa bu sebepten Kaledonya anayasasının değiştirilmesini engelleyecek bir halk oyuna daima sahip olacaktır. Kanak yerlileri için artık yalayacak muz kabuğu ve kemirecek manyok da yoktur ve muhtemelen ülkelerine hakim olan laterit toprakları yiyecek ve ulu lidere katedrallerde dualar okuyup devletlerinin devamı için ekstra dualar edecek, inandıkları cenneti öbür dünyada göreceklerini sanacaklardır. Artık kurucu liderin hayatında inşa ettiği onca kurum 20-25 yıllık ulu lider iktidarında hovardaca tüketilmiş ve ülkenin kaderini kendi kaderine borçlarla ve elinde rehin tuttuğu ülke hazinesi ile bağlayan yüce liderden kurtarmak isteyen Kanak halkı yeni bir maceraya atılacaktır. Bu da kendilerini emanet edecekleri Noumea belediye başkanı şahsiyetten ve gelecekteki kayıtsız şartsız Fransa sömürüsünün devamından başka bir şey değildir. İşte Yeni Kaledonya'da olması muhtemel şeyleri gerçekle hiç alakası olmayan ve tamamen hayal ürünü, kurgu bir öngörüyle aktaralım dedik. Bunlar tabi kötü senaryo. Zaten böyle kötü bir senaryonun dünyanın hiçbir yerinde olması da söz konusu değildir. Burada yazılanlar da şu veya bu şekilde bir ülkede yaşanmamış ve hayal ürünü şeyler olduğu için bunları "darbı mesel" ve "faraziye" şeklinde ele aldık... Şimdi bu yazdıklarımızı okuyan sıradan bir Kanak bağımsızlık yanlısı bize "Yahu kardeşim sahi siz ne yaşadınız? Biz basit bir bağımsızlık istiyorduk" diyerek şaşırabilir ama biz yine de altındaki DeLorean ile Biff Tannen evreninden geçmişe gelen ve geleceği düzeltmeye çalışan Marty McFly gibi yazmış olalım da Kanaklara hayrımız dokunsun. Özetle, Yeni Kaledonya'da işler pis... Bağımsızlık denemeleri de uzun sürmeyecek. Bağımsız olsalar da daima bağımlı kalacaklar. Çare nedir? Derseniz, hasta olduğunu kabul etmeyen milletler için çare sadece bir hakarettir. Böyle büyük milletlere çare önerecek haddimiz yoktur. Kalplerimiz Yeni Kaledonya halkıyla beraber. :) Pasifiğinin dalgalarına ölürüm, Palmiye yaprağının hışırtısına ölürüm Yeni Kaledonyam!

🇹🇷🇳🇴Dr.Yüksel Hoš PhD🇧🇦

268,073 次观看 • 2 年前

KRAL ÇIPLAK: VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK! Evet, bu gerçeği artık tüm dünyada aralarında doktorların ve hatta virologların da olduğu, gerçek bilim için mücadele eden sayısız dürüst ve cesur yürek gür bir şekilde haykırıyor. Böylece gün be gün daha fazla insana bu harika gerçek ulaşıyor. Engellenemez, karşı koyulamaz hâliyle yayılıyor ve yayılıyor... Jamie Andrews'ın (Jamie Andrews) bu sürece olan katkısı muazzam. Andrews, virolojinin bilimsel anlamda yerinin aslında tamamen çöp olması gereken Franklin Enders'dan miras kalmış protokollerini, bilimsel prosesin olmazsa olmazı olan kontrol deneyi aşamasını atlayan "virüs izolasyonu" hilelerini ve "virüs/viral enfeksiyon" anlatısına ait tüm sahtekârlıkları, bizzat kendi ve bilim adamlarından oluşan ekibiyle gerçekleştirmiş olduğu KONTROL DENEYLERİYLE ifşa ediyor. Bu kontrol deneyleri, virüs diye bir biyolojik patojenin var olmadığını tamamen kanıtlıyor. Zaten hiçbir duyusal kaynakla denetlenemeyen bir "şey"in fiziken var olmadığını kanıtlamak, o "şey"in var olduğuna yönelik "alamet" diye sunulanları tümüyle, bilimsel metotları izleyip çürütmektir. Şuna benzer; Birisi çıkıp "boynuzlu bir at"ın var olduğunu ve etrafta gezindiğini söylüyor, "Esasta onu göremiyorum, etrafındaki her şeyden izole edip onu kimseye de gösteremiyorum lâkin varlığına ilişkin standart 'saydığım' birtakım alametleri izlediğimde fiziken var olduğu sonucunu çıkarıyorum" gibi bir de argüman sunuyor. Bu tuhaf iddiayı nasıl çürütürsünüz? Bu kişinin keyfince standart alametler uydurduğunu (zira o kendisinden başka hiç kimse için standart değil), öznel yorumun nesnel gerçeklikte bir anlam ifade etmediğini dümdüz söylersiniz, işte hepsi bu. Sizi temin ederim, ne eksik ne fazla, virolojinin saçmalıkları da, "boynuzlu at"ın duyularla denetlenemese de fiziken var olduğunu ve aramızda dolaştığını söyleyen şu kaçığın saçmalığına eşdeğerdedir. Elbette "boynuzlu at" saçmalığının arkasında milyar dolarlık ilaç şirketleri yer almaz ve hâliyle kimse bir "boynuzlu at" korkusuyla aşılanmaz. "Büyük yalanlar, daha kolay inandırıcılığı olan yalanlardır." Çünkü büyük yalancıların işine yaramaları önemlidir, gerçeklikle olabildiğince uzak olmalarının hiçbir önemi yoktur. Andrews'e kulak verin. Büyük yalancıların, gözbebeği virüs yalanını toplumlara yedirebilmek için nasıl hilebazlıklara/sahte bilim yöntemlerine başvurduklarını harika bir şekilde izah ediyor. Videodaki değerli açıklamalarına destek ve belki de meseleyi sıfırdan irdeleyenler için tamamlayıcı olacak, her kesimden, her yaştan insanın anlayacağı şekilde çok basit bir şekilde özet hâlinde, virüs yalanını ifşa edeceğim ben de. 1950'lerden günümüze, virologların başlıca kullandığı, "altın standart" olarak kabul ettiği, sözde virüslerin izolasyonunu sağlayan "hücre kültürü" yöntemidir. Hasta sürüntüsü (balgam gibi), maymun böbrek hücreleri, kürtajdan gelen insan fetüslerinin böbrek hücreleri, fetal buzağı serumu (bunlar genellikle tercih edilen) ve çeşitli antibiyotiklerle (penisilin, streptomisin gibi), toksik maddelerle oluşturulan hücre kültürüne ekilir. Hücreler aç bırakılır ve sitopatik etki (CPE) beklenir. Hücre kültüründeki sitopatik etki, insan vücudunda sözde virüsün canlı & sağlıklı hücreye karşı saldırganlığının bir fragmanı sayılır. Hücreler hastalandığında ve öldüğünde/sitopatik etki gözlemlendiğinde ise bu, "virüs"e atfedilir. Bu sonuç virologlara göre virüsün varlığının kanıtıdır. Anlayabiliyorsunuz değil mi? "Virüs" hiçbir şekilde izole edilmiyor, sitopatik etkiye sebep olanın "virüs" olduğu varsayılıyor. Ortada izole edilmiş/purifikasyonu sağlanmış bir "virüs" yoktur lâkin hücreleri hastalandıranın "o" olduğu düşünülür, varlığına "alamet" sayılır. "Boynuzlu at"ın var olduğunu iddia eden şu kişinin kendince standart saydığı birtakım alametleri kanıt sayması gibi... Hücrelerin hastalanmasına ve ölmesine/sitopatik etkiye asıl sebep olan; hücrelerin besinlerden mahrum bırakılarak, günlerce antibiyotikler, fenol kırmızı asit boyası, tripsin enzimleri vb. altında zehirlenmesidir, daha varlığı gösterilememiş "virüs" değil. KONTROL DENEYLERİ YAPILMAZ, misal hasta olmayan insanlardan da sürüntü alınıp sitopatik etki gerçekleşiyor mu gerçekleşmiyor mu diye gözlem/denetleme yapılmaz. Oysa burada kontrol deneyi kilit aşamadır. Kontrol deneyinin olmadığı yerde bilim değil, sahtekârlık vardır. Şuna dikkat ettiniz mi? Bir "virüs"ün hiçbir zaman doğrudan insanın balgamından, tükürüğünden, kanından vs. izole edilip/etrafındaki diğer materyallerden arındırılıp saf fiziki varlığı gösterilemiyor. Sürüntüyü alıp, hücre kültürüne ekmeye, hücreleri aslında antibiyotiklerle hasta edip bu sürece sebep olanı "virüs" diye servis etme hilesine ihtiyaçları varmış gibi görünüyor. Muhtemelen okuyuculardan bir kısım bu noktada "bize elektron mikrograflarında gösterilenler nedir öyleyse?" diye soracaktır. "Virüs"ün varlığına kanıt olarak öne sürülen şu elektron mikroskopları... Neden hiçbir zaman elektron mikroskoplarının ölü dokular üzerinde çalışmak zorunda olduğu gerçeğini insanlara anlatmadıklarını düşündünüz mü? Eğer bunu anlatsalardı emin olun elektron mikroskoplarının "virüs"ün var olduğu iddiasını destekleyen son şey dahi olamayacağını bilirdiniz. Evet, elektron mikroskopları ölü dokular üzerinde çalışmak zorundadır, bu mikroskobun çalışma prensibidir zaten. Zira elektron mikroskobunda meydana gelen dehidrasyon, düşük basınç, x ışınları ve elektron bombardımanına hiçbir canlı hücre dayanamaz. Bu bir gerçektir. Kültür evresini açıkladık, bu süreçten sonra hücrelerden elektron mikrografları alabilmek için çok çeşitli aşamalardan geçilir: Hücreler, doku örneklerinde etanol ve aseton banyolarında kurutulur, epoksi reçine ve balmumu dolu kalıplarda dondurulur, mikro parçalar hâlinde kesilerek onlar da kurşun ve uranyum asetat gibi ağır metallerle boyanır ve elektron mikroskopları altında 150 ila 300 santigrat ısı ışınlarına maruz bırakılır. Öncelikle hücrelerin kurutulması ve sabitlenmesi aşamasında hücreler zaten ekzositos ile dışarıya çeşitli hücresel atıklar salacaktır. Hücrenin kendi döküntüleri de buna eklenir. Ortada sayısız ölü hücre kalıntısı yer alır ve mikrograflarda gösterilenler de ancak bunlar olacaktır. Tüm sözde virüs görüntüleri/"virüs" diye servis edilenler sadece ölü hücre atıklarına, döküntülerine aittir. Bu gerçeği elbette birçok bilim adamı da dile getirmiştir. Dr. Harold Hillman'ı hatırlayalım. Bakın Pasteur Enstitüsü'nün resmi web sitesinde ne yazıyor: "Pasteur virüs yokluğunda aşıyı geliştirdi ve virüs ancak 1962'den sonra elektron mikroskobu altında gözlemlenebildi." Hayır, bir "kuduz virüsü" hiçbir zaman gösterilemedi. Elektron mikroskopları hiçbir zaman hiçbir "virüs"ü gösteremedi, gösteremez. Elektron mikroskoplarının "virüslere" ait görüntüler sunduğu iddiası, dünyanın en kıytırık, en zavallı iddiasıdır. Hayır, tek bir "virüs", tek bir "virüs" dahi KONTROL DENEYİ sağlanmış gerçek bir izolasyon çalışmasıyla ya da elektron mikroskopları altında gösterilebilmiş, varlığı kanıtlanmış değildir. Tüm "virüsler", in silico yani bilgisayar üzerindeki bir tasarımdan ibarettir. Zihinlerin dışında toza dumana karışacak hayaller gibi... Tüm bu süreçlerden sonra/ya da süreçle birlikte, sözde virüsün sözde gen dizilimi çıkarılır ve in silico ortamına aktarılır. Bu sözde gen dizileri de aslında kültürdeki insan ve hayvan ölü hücre kalıntılarına aittir, asla var olmayan virüslere ait değildir. Yahut bu "gen dizileri" tamamen ama tamamen uydurmadır... Daha derinlere dalmak isteyenler için Andrews'dan "DNA Aldatmacası": Peki ya testler? Hiçbir "test" bir insanın "virüs" taşıdığını belirleyemez. Bu asla mümkün değildir. Uzun zamandır, PCR'a, "virüs"e atfedilen sözde baz çiftinin bir kısmını (kendi literatürlerinde dahi bu kısım, devede tüy kadarıdır) tespit ettiği gibi sahte bir misyon yükleniyor. PCR'nın çalışma metodu asla spesifik değildir, son derece manipülatiftir. Alınan sürüntüde yer alan bir kimyasal çorbada hiç var olmayan bir "çeşni" aramak gibi... PCR tamamen yoruma dayalıdır, ne pozitif ne de negatif sonuçların herhangi bir anlamı vardır. Hadi hafızaları çalıştırın: - Mart 2020’de Çin’den %80 yanlış pozitiflik oranı bildirilir. - 3 Mart 2020’de Jamanetwork’de yayınlanan bir makalede, Singapurda neredeyse her gün 18 hastaya yapılan testlerin en az bir kez "pozitif"ten "negatif"e ve bir hastada en fazla beş kez "pozitif"ten "negatif"e geri döndüğü anlatılır. - Milford Moleküler Teşhis Laboratuvarı'ndan Sin Hang Lee, 22 Mart 2020'de DSÖ'nün koronavirüs müdahale ekibine ve Anthony S. Fauci'ye şunları söyler: “İnsan örneklerinde SARS-CoV-2 RNA'sını tespit etmek için kullanılan PCR test kitlerinin birçok yanlış pozitif sonuç ürettiği bildirilmiştir.” - 26 Mart 2020’de Journal of Medical Virology'de yayınlanan bir makale, Wuhan'daki bir hastanede 610 hastadan 29'unun “negatif”, “pozitif” ve “şüpheli” arasında değişen 3 ila 6 test sonucunun olduğunu gösterir. - FDA’nın PCR testlerine ilişkin açıklama makalesinde şöyle der: “Tespit edilen etken, hastalığın kesin nedeni olmayabilir.” (PDF 2. sayfaya bakın.) - Altona Diagnostics PCR testlerinin kullanım kılavuzunda testlerin “tanı testi olarak tasarlanmadığı” belirtilir. - Portekiz Temyiz Mahkemesi PCR'ın %90'larda yanlış pozitif verdiğini doğrular. PCR sonuçlarını anlamsız kılan önemli sorunlardan biri de yüksek döngü sayısı/CT değeridir. Aslında bu, PCR'ın temelde manipülatif/hileli çalıştığı gerçeğinden ayrı olarak bu "testi"n keyfi belirlenen standartlar çevresinde yorumlandığına dair önemli bir detaydır. - MIQE Kılavuzunda (kantitatif PCR üzerindeki yayınları değerlendirmek için gerekli minimum bilgileri tanımlayan kılavuz) şöyle yazar: “40'tan yüksek CT değerleri, ima edilen düşük verimlilik nedeniyle şüphelidir ve genellikle rapor edilmemelidir.” (PDF 7. sayfaya bakın.) Elma püresinde, muzda, karpuzda, gazozda, araba egzozunda vs. PCR'ın pozitif sonuçlar verdiğini biliyorsunuz değil mi? PCR bir "test" dahi değildir. Ve ister "antijen testi" ister "antikor testi" olsun bunların hiçbiri ne "virüs" varlığını sürüntüde, kanda vs. tespit edebilir ne de "viral enfeksiyon" geçirildiğine dair bir kanıt sunabilir. Hiçbir test, ne doğrudan bir "virüs"ün varlığını ne de "virüs"ün varlığına dair en ufak bir emare tespit edebilir. Servis edildikleri gibi "yüksek duyarlılıklı ve özgül" değiller. Sonuçları tamamen yoruma dayalı değerlendirilir. Misal, "antikor testi" kişinin antikor artışı lehine sonuç verdiğinde bu, "hücrelerin x virüsüyle (genellikle hepatit ve "HIV" için kullanılıyor) enfekte olduğunun göstergesi" sayılıyor. Oysa spesifik yani belli bir antijene karşı özel üretilen antikor, söz konusu bile değildir. "Spesifik antikor" söylemi, bunun da sözde virüs kaynaklı olduğu yaygın propagandasına aittir. Bu, hem var olmayan virüslerin hem de baştan aşağı uydurma olan "İmmün/Bağışıklık Sistem Teorisi"nin ayakta tutulması amacından başka bir şey değildir. Vücudun toksisiteye verdiği tepkiler pH odaklı gerçek vücut mekanizmalarından koparılarak hayali teorilere ve hayali "spesifik" tepkilere atfedilir. Hile budur. Nasıl ki virüs yalanı söyleniyorsa, "spesifik antikor" yalanı da aynı yalanlar bütününün devamıdır. Açıklayalım; Hücreler, toksin yapılarına maruz kaldığında ve bu yapılar tarafından duvarlarında gedikler açılıp, tahribata uğradığında, diğer protein ve diğer şeylerle ağ oluşturmak için, asidik koşullarda hemen genişleyen, düz hale gelen ve enerjinin depolandığı, hafif tuzlu suda çözünebilen, sızdırmaz maddeler -globülinler- yani küçük protein gövdeleri/işte bu antikorları oluşturur. Bu, hücrelerin, toksin yapılarına karşı yani toksisiteye/zehirlenmeye karşı geliştirdiği savunma mekanizmasıdır. Hücreler bu şekilde kendi formunu korumaya ve işlevini devam ettirmeye çalışır. Yüksek antikor/antikor sayısında artış sadece vücudun toksisite maruziyetine karşı bir direnme yöntemini ifade eder, hepsi bu. Toksinler altta yatan nedendir/etkidir, antikor üretimi bu duruma karşı verilen tepkidir. Anlaşıldığı üzere, bunun adı, toksin yapılarının marifetlerini var olmayan virüse yüklemektir. TIPKI; Zaten virüs/viral enfeksiyon yalanıyla, kordon bağını keser kesmez yeni doğanların, okul çağı çocuklarının, gencinin, yaşlısının, kas içinden -koruyucu bağırsak bariyerlerine uğramayan- doğrudan kan dolaşımına zerk ettikleri; alüminyum, cıva, formaldehit, polisorbat80, monosodyum glutamat, setiltrimetilamonyum bromür, glutaraldehit, neomisin sülfat, gentamisin sülfat, hücre kültüründen gelen filtrelenmemiş insan ve hayvan hücre parçaları gibi ağır metaller, nörotoksik ve kanserojen içeriklerle dolu olan AŞILARLA, Altta yatan gerçek nedenle ilgilenmeyen, sadece semptomları değerlendiren bir teşhis usulünün eseri olarak, tedavi etmekten/iyileştirmekten tamamen uzak, sadece semptom baskılayan ve vücutta bir dizi tutarsız kimyasal reaksiyona sebep olan ve hâliyle esas sorunu zamanla şiddetlendirip azdıran İLAÇLARLA, Hamilelikte kullanıldığında yeni doğanda kanama riski oluşturan (K2 vit. bağırsaklarda bakteriler tarafından sentezlenir), aşırı kullanımında kist hidatik'in ve çeşitli kistlerin tek müsebbibi, karaciğer hasarları meydana getiren, "canlılık karşıtı"/mikrofloranın katili ANTİBİYOTİKLERLE, İnsan ve hayvan vücudunun bizzat kendi hücrelerinin ve mikroplarının ortamın toksisitesine göre pleomorfizm ilkesi gereğince dönüşmüş halleri, vücudun güçlü toksin yapılarıyla, dokularda birikmiş ağır metallerle mücadeleci (enzimleriyle bu zararlı yapıları vücut için faydalı yapılara dönüştürürler) şifa ordusu parazitleri, klor kanallarını bloke ederek etkisiz hâle getiren yani felç ederek öldüren, dolayısıyla vücudun toksisite ile mücadelesinin önüne geçen, "kansere çare" diye pazarlanırken asıl kanserojen etkenin ta kendisi olan, kadınlarda ve erkeklerde yumurtalıklarda birikim yaparak kısırlığa sebep oldukları sayısız bağımsız çalışma ile ortaya konmuş, daha birçok sağlık hasarının bir numaralı sorumlusu ANTİPARAZİTER İLAÇLARLA, Epifiz bezinde birikerek epifiz bezinin bilişsel faaliyetlerden (sorgulama, kritik etme, mantık yürütme, analiz etme vb.) sorumlu olan melatonini üretmesini engelleyen florürlü ve dünyanın en zehirli kimyasallarından biri, çok düşük seviyelerde sadece solunması hâlinde bile ciddi akciğer hasarları meydana getiren, belli maruziyetiyle atardamar sertleşmesinden, kansere, kalp problemlerine dek bir dizi olumsuz sağlık etkisi olan klorlu ŞEBEKE SULARIYLA, Resmi adıyla "bulut tohumlama teknolojisi" olan, havaya baryum ve alüminyum tozu püskürterek, bölgesel çaplı ısı tutulumunda/mikrodalga etkisinde bulunurken aynı zamanda bu ağır metal partiküllerini havaya, suya, toprağa/habitata salan CHEMTRAİL'LE, Endüstriyel tarımda, bitkiler tohum - fide - olgunluk evresine dek, her bir zerresine nüfuz edecek denli (öyle ki bitkiler başta bakırı, bünyesinde olması gereken pek çok minerali ve vitamini dışlar hâle geliyor) kullanılan ve elbette bu bitkiler aracılığıyla insan vücuduna giren, başta endokrin (hormon) sistemi bozukluklarından nörolojik bozukluklara dek bir yığın sağlık sorunu üreten PESTİSİTLERLE, Aslında kaynağı kaya tuzu olsa da, bu doğal tuzun içerisinden 80'den fazla hayati mineralin ve iz elementlerin alınmış olduğu ve böylece artık insan vücudu için "agresif" forma kavuşan, vücudun su - tuz dengesini, mineral dengesini; dolaşım sistemini, sinir sistemi fonksiyonlarını vb. alt üst eden RAFİNE TUZLA, Sayısız toksik kimyasalla formüle edilen KOZMETİK ÜRÜNLERİYLE, DETERJANLARLA, Sayısız toksik katkı maddesiyle, "koruyucu" maddeyle harmanlanmış, endüstriyel İŞLENMİŞ GIDALARLA, Formül olarak hücrelerin kullanabileceği yağlara çok benzediği için hücreleri kandırarak hücre zarından içeri sızan ve artık hücrelere doğru yağların girmesine mani olan; hücrelerin enzim üretmesine, reseptör organellerinin hasar almasına sebep olan ve böylece hücresel bozulmalarla gelen çeşitli dejeneratif hastalıklara kapı aralayan TRANS YAĞLARLA, Uzun süreli ve şiddetli maruziyetiyle voltaj kapılı kalsiyum kanallarını aktive ederek hücrelerin aşırı kalsiyum yüklenmesine, böylece oksidatif stres gelişimine ve "programlanmış hücre ölümleri" yaşanmasına yol açan KABLOSUZ AĞ/ELEKTROMANYETİK FREKANSLARLA vb. İNSANLIĞI SÜREKLİ ZEHİRLEYİP/HASTA EDİP, ORTAYA ÇIKAN ZEHİRLENME SEMPTOMLARININ ÖNEMLİ BİR KISMINI ALIP "BUNUN SEBEBİ VİRÜSLERDİR" DEDİKLERİ GİBİ! İşte bunlar "virüs yoksa bizi hasta eden nedir?" diye soracak olanlar için hastalıkların gerçek nedenleri... Kan dolaşımına doğrudan sokularak, oral yolla alınarak, solunarak, yiyip - içilerek, cilt teması ve elektromanyetik alanda maruz kalınarak hücrelerin hasar almasına sebep olan gerçek hastalık nedenleri... Şu ısrarla gizlenen nedenler... Hepsinin üzeri titizlikle örtülüyor ve sebep oldukları hasarların çok önemli bir bölümü ısrarla var olmayan şu hayali unsura/"virüs"e bağlanıyor. İşte karşınızda Rockefeller Tıbbının en büyük sahtekârlığı: VİRÜS ALDATMACASI! Rockefeller Tıbbı tesis edildiğinden/gerçek tıbbı dışlayıp tüm tıbbiyeyi, akademiyi ve farmasötik tüm faaliyetleri ahtapot kolları gibi sarıp insanlığın başına sahte bir "sağlık otoritesi" kesildiklerinden bu yana, insanlığa salgınlar ve hastalıkların gelişimi konusunda SÖYLEDİKLERİ HER ŞEY YALAN! Hayır, Bir çiçek virüsü, kızamık virüsü yahut deri döküntülerine sebep olarak gösterdikleri bir virüs yok. (Çiçek salgını tüm gerçekleri: Kızamık gerçekleri: Çiçek, kızamık gibi salgınların biricik sebebi yetersiz beslenme, temiz suya -temiz su mikropsuz su demek değildir; temiz su toksik atık barındırmayan sudur- erişimin zorluğu ve sanitasyon eksikliğinden kaynaklı toksisite maruziyetiydi. Sanitasyon programlarıyla, temiz suya erişimin sağlanması ve beslenme sorunlarının ortadan kalkmasıyla bu salgınlar sona erdi. Aşı sayesinde falan değil. AŞI TEK BİR HAYAT DAHİ KURTARMADI! Peki ya sonradan ortaya çıkan kızamık vakaları? Başta aşı hasarı...) Hayır, Kuduz virüsü diye bir şey yok. (Kuduz gerçekleri: Köpek ısırmasıyla, kedi ısırması, tırmalamasıyla vs. yahut başka bir tür temasla hayvandan insana geçen bir virüs yok. Bu tamamen saçmalıktır. Hayvanlarda kuduz belirtisi diye saydıkları şu semptomlar ancak hayvanın kendi vücudunun zehirlenmesinin göstergesi olabilir. Misal köpeklerde beyne dek işleyen bir zehirlenmeye ve aslında ensefalite sebep olarak kuduz virüsü palavrasını uyduruyorlar. Geçmişte siyanür zehirlenmelerinin üzerini "kuduz" diyerek örterlerdi.) Hayır, Çocuk felci virüsü diye bir şey yok. (Çocuk felci gerçekleri: Çocuk felci, çocukların omuriliğinde ağır kimyasal birikmesi sonucu sinir sistemlerinin iflas etmesiyle meydana gelir. Geçmişte "çocuk felci salgını"na doğrudan sebep olan yoğun DDT kullanımıydı. DDT kullanılan bölgelerde DDT hasarı, bir "salgın" özelliği kazanmıştı. DDT yasaklandığında hâliyle "salgın" da sona ermiş oldu. İleri vade ortaya çıkan vakalar nedir? Eğer çocuğun omuriliğinde ağır kimyasal birikmesine sebebiyet veren başka bir tür zehirlenme ardından o vakalar kaydedilmiş ise, tabii ki onu da "poliovirüs"e bağlıyorlar. Misal Salk'ın aşıları sonrası "DDT zehirlenmesi"ni taklit eden hasarlar gösterilmişti. Sadece semptomlara bakıyor ve o semptomları çeşitli şekilde meydana getiren etkenleri hesaba katmıyor ve hazır şablon bir virüs anlatısına başvuruyorlar.) Hayır, HIV diye bir şey yok. (AIDS'in zamanındaki ilk tanısına baktığınızda bunların aşırı alkol, uyuşturucu kullanan insanlar üzerinde olduğunu görürsünüz. Bu insanlar alkol ve uyuşturucu sebebiyle aşırı T hücre düşüklüğü yaşayan insanlardı. Birçok hastalıkta olduğu gibi gerçek nedenle yani toksisite maruziyetiyle ilgilenmeyip bunu bir virüse bağladılar: HIV dediler. Söylemedikleri bir gerçek vardır, Montagnier HIV'i hiçbir zaman izole edememiştir. HIV diye bir şeyin varlığı hiçbir zaman kanıtlanamamıştır. Ve HIV tedavisi için verilen AZT'lerin, HIV'e neyi atfettiler ise bizzat ona sebep olduğu bilinir. AZT tedavisiyle, sahte testlerle HIV pozitif çıkardıkları insanlar, bu defa gerçekten de aşırı T hücre düşüklüğü sorunu yaşar oldular. Aşırı T hücre düşüklüğünün/lenfositopeninin görülmesi için gerçekte lenf düğümlerinde ciddi hasarlar meydana gelmelidir. Buna yakın dönemde neyin sebep olduğunu bilmek ister misiniz? Covid aşıları. Mahkeme zoruyla yayınladıkları şu "yan etki" listesinde lenfositopeni yer alır. Bugün Covid aşı hasarı yaşayan insanları sahte testlerle HIV pozitif çıkarıyorlar.) Hayır, HPV diye bir şey yok. (HPV gerçekleri: HPV'ye atfettikleri rahim ağzı/çevresi siğillerin, döküntülerin vs. sebebi o bölgede birikim gösteren toksisitenin bir işaretidir sadece. O toksisiteye, bölgenin sözde hijyenini sağlamak için yersiz ve gereksiz kullanılan, hâliyle inflamasyon geliştiren kimyasallar, toksik ürünler sebep olur. Plastik yapıda pedler, çeşitli zararlı kimyasalları barındıran yıkama jelleri, duş jelleri vs. ya da öncesinde olunan ve rahim bölgesinde birikim yaptığı ve o bölgede toksisiteye sebep olduğu bilinen içeriklere (polisorbat 80 gibi) sahip aşılar ya da alınan ilaçlar vs.) Hayır, Grip virüsü diye bir şey yok. (Grip, özellikle mevsim geçişlerinde termal değişime karşılık vücudun belli periyotlarda toksin yükünden kurtulma çabasıdır. En basit ifadeyle, detoks sürecidir. Kadınlardaki regl durumuna benzer. Vücudumuz uygun "termal" ortamı bulduğu an, biriken toksin yükünden kurtulmak ister. Eğer bu olmasaydı, ani ölüm bile gelebilirdi. Grip, eskilerin deyimiyle şifalanmadır. Bu sezona çoğu kez toplu olarak gireriz, çünkü termal değişimi topluca hissederiz.) Hayır, Kuş gribi virüsü diye bir şey yok. (Elbette toplu kümes hayvancılığının zavallı hayvanlarda sebep olduğu yoğun stres, kötü beslenme ve kötü koşulları, kuş gribi virüsü palavrasına bağlıyorlar.) Hayır, Sars-Cov-2 diye bir şey yok. (Covid gerçekleri diye buraya hangi bir yazımı koymam gerekir bilmiyorum, son 5 senedir binlerce yazı dizisi çıkardım bu sahtekârlığa yönelik. Ama aralarından en hoşuma gideni paylaşabilirim: Bu sadece basit bir gripti. Ve dünya nüfusunun yarısından fazlası bir gripten "korunma" adına kan dolaşımına gidip o grafen zehirlerini aldı.) Ve aklınıza hayalinize gelebilecek hangi ön isimde olursa olsun, HİÇBİR VİRÜS YOK. VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK. Yazının bu noktasına geldiyseniz, eminim ki virüs yalanını reddetmenin ne derece önemli olduğunu artık iliklerinize dek kavramış durumdasınız. Virüs yalanının olmadığı/çökertildiği bir dünyada; - SMA'lı, otizmli, diyabetli, alerjik, otoimmün hastalıklarına sahip vs. tek bir çocuk olamaz. - Alzheimer, Parkinson, MS, ALS gibi nörodejeneratif hastalıklar, endokrin sistemi bozuklukları, kısırlık gibi üreme problemleri vs. görülemez. Kanser nedir bilinmez/unutulur. İnsanların hayat kaliteleri yüksek, ömürleri uzundur. - TV'ler, radyolar, gazeteler ve tüm sosyal medya kanalları "x salgını" üzerine korku kampanyaları düzenleyemez. - Hükümetler hukuksuz genelgeler yayınlayamaz, insanları evlere kapatamaz, seyahat hakkından mahrum edemez, ağızlara kölelik ağızlıkları olan maskeleri dayatamaz. Ölümcül tedavi protokolleri uygulanamaz. Hem insanlar hem hayvanlar için aşı denen zehir enjeksiyonlarının esamesi okunmaz. - Gerçek tıp uygulanır! Tıp, toksisite maruziyetlerine karşı tedaviyi destekler. Tek bir hücrenin dahi sağlığı ve sıhhati önem kazanır. İnsanlar sıhhatli olmak nedir bilir ve bunu yaşar. Böylesi güzel bir dünyada; Rockefeller Tıbbının ve ilaç tröstlerinin yaslandığı öjenist ideolojiye sahip, insanlara ve hayvanlara ve aslında tüm canlılığa -ezelden- düşman olan malum ÇETE asla barınamaz. İşte bu sebepledir ki, insanlığın biricik kurtuluşu adına; yaşanabilir özgür bir gelecek, çocuklarınız için dileyeceğiniz güzel bir gelecek adına DAHA FAZLA GEÇ OLMADAN ZİHNİNİZDE VE KALBİNİZDE VE ÇEVRENİZE ANLATARAK VE SOSYAL MEDYADA YAZIYLA/VİDEOYLA VS. HAYKIRIN: VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK! ŞARLATANLIK SİSTEMİNE KARŞI GERÇEĞİ HAYKIRMA CESARETİNE SAHİP BİR ÇOCUK SAFLIĞIYLA: KRAL ÇIPLAK: VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK!

Gül Temel

91,569 次观看 • 9 个月前

Şeyhim Müslüm Yücel müslüm yücell 13 Ocak 2025 Şeyhim! Üç aylardayız. Dilek kapıları dualarla açılıyor ve bu ay yengeç burcunda seyahat ediyor. Bu burcu alimler kimsenin ulaşamadığı bir kadın olarak tasvir ediyorlardı. Şeyhim, Demek ki talihler açılıyor, demek ki benim talihim senin nefesinle daha da gür olacak. Biliyorsun hepimiz Allah’ın sürülerindeniz ve Allah istediği gibi güder bizi. Ne içimizde olanı ne dışımızda olanı onun dışında kimse bilmez. Yolun doğrusu yani kasdus sebili de Allah’a aittir. Şeyhim. Senin kelamınla, tarihim, dimağım ışıyor. Senin dinin demeye gerek yok, apoletleri sevmez. Senin dilin de karanlık olan geceleri ışıtır. Kelimelerin yıldız yıldızdır. Kelimelerin karşısında deniz kabarıyor, dağlar çiviye dönüyor. Yer yarılıp döşenmiş Allah’ın ırmakları kelimelerden boşalıyor. Gökte haberler, yerde ibret… Bana düşen, deliler gibi ellerimi açıp senin için Allah’a dua etmektir. Allah’ım demektir. Allah’ım, insanlar gidiyor ve bir daha geri dönmeyecekler. Öyle istedikleri için mi, yoksa uyusunlar diye mi bizi bırakıp gidiyor hepsi. Nerede baba, anne, ata; nerede oğul ve kızlar? Nerede şükürle karşılanmayan iyilik, Yadırganmayan zulüm? Bir an gözlerimi kapatsam, gençliğimde gördüğüm kentler, o kentler, o kentlerde konuşulan diller, nefes alan dinler, şimdi hepsi doğumuna az kalmış kadın gibiler… Ve bu kadın karşısında ben ne bir kente gidebiliyorum ne bir yere dönebiliyorum… Allah’ım, senin önünde dünya sinek kanadından hafiftir. Ve zaman zaman ona sahip olmak isteyen kişi sinek kanadından da küçüktür. Bilirim, şeyhim de biliyordur elbet, o bunu söylüyor hep. Allah’ım, senin adını anmadan hiçbir iş yapılmaz. Senin adın anılmadan yapılan iş, korku verir. Acı çekmenin karşılığı acıya son vermek değil, sabır ve sebat etmektir. Allah’ım her şeyi senin merhametine bırakıyorum. Allah’ım, insanlar kimi acıları cehennemde değil bu dünyada çekiyor. Cennet mutluluk demektir. Allah’ım, acı çekenin acısına son vermek ne kişinin kendi elindedir ne başkasının. Tek yetki senindir. Bir cana kıymak, bütün insanlığa kıymaktır. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Allah’ım, şehit Şeyh Maşuk’un oğlu Murşid Haznevi’nin dilini kalbi gibi derin, aklı gibi keskin eyle… Her işte yardım eden sensin ve din diye bir şey varsa ve bu bir borç değil bir yol ise şeyhim Mürşid bu dinin delilidir. Allah’ım delilimizi incitmesin kimse… Şeyh Mürşid dirlik istiyor, senden gelen sağlığı ve varlığı istiyor. Başkasından gelen sağlığı, başkasından gelen varlığı kabul etmiyor. Şeyhim ölümü dilenenlerden değildir, Şeyhimin ayak bastığı yerde birileri ölüm dileniyor. Biri bizi yılan gibi görüyor, birilerine de haber gönderiyor ve diyor ki “yılanın başını ezin…”... Bunu söyleyen bir insan değildir, bu insan kılığında cehennemin köpeğidir. Allah’ım, sen bilirsin, sen tanırsın, o adam birilerinin de köpeğidir. Allah’ım, onları sen af edesin. Allah’ım, o birilerinin yaşları çok gençtir, akılları zayıftır, okudukları Kuran gırtlaklarından öteye geçmezdir. Kıldıkları namaz dizlerinin acı çekmesinden başka bir şey değildir. Ki bu da bir gösteriş içindir. Onlar ki Allah’ım, her şeye tamah ederler, tamah ettikleri her bir şeye bağlanıp giderler, ne büyük bir eserin insanı, ne eserlerinin içinde yaşadığı bu dünyayı bilmezler. Mürşid’i bu dillere, bu herkesin önünde açılıp kapanan mendil tıynetli suretlere karşı koru Allah’ım… Allah’ım, şeyhimin acısı büyüktür; ağrısı vardır, geçmemiş bir acı vardır kalbinde. Kalbi baba acısıyla yanan bir çocuktur şeyhim. Allah’ım, Mürşid senin yetimlerindendir. Yetimlerin sahibi sensin, onları sen korursun. Dün gibi hatırlarız. Dün gibidir. Zaten bir günün diğer bir günden farkının olmadığı bir zamanın içindeyizdir hep. Kamışlo’da bir futbol maçı var ve nasıl oluyorduysa birden bir tribünden Saddam Hüseyin posteri açılıyor. Kanıyla Kuran yazan Saddam’ın posterleri bize yalnızca katliamları hatırlatmıyor. Bir adamın elleri bağlanıyor, ağzına benzin boşaltılıyor ve sonra bu adamın karnına ateş açılıyor; şunu deniyorlar, acaba ağzından ateş fışkıracak mı? İşte Saddam o ateş açan adamdı… Sonra başka bir olay. Birkaç kişi birbirine bağlanıyor ve ağır bir silahla ateş açılıyor, şu deneniyor; acaba mermi kaç kişiyi geçecek… Bu mermiyi deneyen Saddam’dı… İşte bu adamın posterleri açılıyor… Sonra sokaklara iniyorlar, Kürtlere ait ev ve iş yerleri yağmalanıyor. O günler, zor da olsa geçiyor, o günlerden sonra bir sürek avı başlıyor. O sırada Şeyh Maşuk kaçırılıyor. Ağır işkenceler ediliyor, öldürülüyor. Şeyh Maşuk’un sekiz çocuğu var, hepsi bir odada büyüyor. Şeyh Maşuk’un iki derdi var: Özgürlük ve ilim. Maşuk’un cenazesine katılmak için o gün ölüler bile uyandı. Bir halkın ölülerinin uyanması ne demektir? Bir halkın dirilerine ölüler sahip çıkarsa… Tarih şöyle diyor: Eğer dirilere ölüler sahip çıkarsa, o halk yenilmeyecektir. Nedeni mi? Nedeni şu, vatan denilen yerin altında eğer huzurla uyumuş ölüleriniz yoksa o toprağın insanı değilsinizdir. Allah’ım, şeyh Mürşid ölülerimizin vasiyetidir. Ölülerimiz kendini Allah yerine koyanlara boyun eğmediler. Allah’ım senin adını zikreden ve zikri ezilenlerle birlikte gören, gösteren ve böylece Latin dünyasını özgürlüğe götüren Helder Kamara ve diğerlerinin hikâyelerini en iyi biz biliriz… Kamara, tıpkı Mürşid gibi direnişin sembolüydü. İkisi de diktaya karşı yalnızca hak aramıyorlar; halkın ihtiyaçlarını dile getiriyorlar, gideriyorlar… Din dediğin ev yıkmak değildir, toprağı işletmek, ev yapmaktır. Derler ki İsa, marangozdu. İsa bugün yaşıyor olsa Kürtlerin yanında dururdu ve Şeyh Maşuk’un yakılan evinin bütün kapılarını tamir ederdi. Muhammed, şeyhin kırılan, yakılan ağaçlarının köklerini teriyle besler elleriyle budardı. Musa olsa, dili açılır, tekrar ve tekrar söylerdi: öldürmeyeceksin… Şeyh Maşuk’u öldürmekle kalmadılar. Maşuk’un evini de talan ettiler. Namaz kıldırdığı caminin minaresi yıkıldı, evinin bahçesinde dedelerinden kalan ağaçlar kesildi, zarar verildi ve daha ileri gidildi, mezar taşları tahrip edildi, bütün bunlar din adına yapıldı. Allah’ım ne mutlu ki bizlere Maşuk’un oğlu Mürşid geldi. Ayak bastığı her yerde babasının kokusu sardı. Kamışlo; Yeni bitmiş çimenlerin üstündeki çiğ, sanki yaşlı adamların yeşil cam üstündeki incilere benzeyen gözyaşları. Gözyaşları ışıldar ama şeyhimin gördüğü ışıltı içinde. Bir burukluk çimenlerde ceylanların tırnak izlerinin yerinde potin yaraları… İzledim… genç bir gazeteciyle Şeyh Mürşid çocukluğunun sokaklarını geziyor. Evini geziyor. evi, ev olmaktan çıkmış. doğduğu oda talan edilmiş. evlendiği, çocuklarının doğduğu oda yine öyle. Mezarlığa gidiyor; mezar taşları arasında otlar büyümüş, buraya, dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler gelirmiş, mezarlık yıkılmış… Bir yerin yıkılması, yakılması ve sonra yakılan bir yerde insanın kendi tarihini bir turist gibi gezmesi acıdır. Kim buraları yaktı, yıktı? Haya vardır ve hayaya akıl ve iman eşlik eder. Peygambere Miraç’ta sorulur: Bu üçünden hangisini seçersin? Peygamber “akıl” dedi ilkin, iman gücendi dedi “beni akılla bir tut.” O zaman dile geldi utanma, “Ben imandan uzak kalamam ki…”dedi. Nasırı Hüsrev’e sordular, ey dediler, bu nedir? Hüsrev, soruya soruyla yanıt verdi: “Akla aşina olan bir kimse nasıl utanmaz.” Devam etti ve dedi: “Eğer sana iman lâzımsa, utanmayı göz önünde tut. Çünkü utanma olmaksızın iman nasıl belli olur?” Utanmayan kimselerin üstünde tek bir şey vardır: Allah’ın laneti… Evleri yıkan, ağaçları kesen, mezar taşlarını yağmalayan kimseleri sana havale ediyorum Allah’ım… Şeyh Mürşid, geri döndü. Yalnızca kendi evi ve yıkılmış mezar taşları arasında gezmedi. Camilerde hutbeler verdi. Misafirliklere gitti ki evi olmasa bile hangi kapıyı çalsa, orası onun eviydi. Hangi kapıyı çalsa, bir kederle karşılaştı ve bana büyük acı veren bir şey söyledi. “Şehir ihtiyarlamış…” dedi… Soru şudur: Bir şehir nasıl gençleşir? Şeyhim, bunun için geldi, dedi ki "artık burada bebeler ölmesin."

ibrahim halil baran

126,935 次观看 • 1 年前

KANITLAR – II Yakın zamanda Dr. Thomas Cowan, yazar ve doğal tıp öğretim görevlisi olan Daniel Roytas’ı parazitler hakkındaki bulgularını tartışmaya davet ettiği bir web semineri düzenledi. Bu web seminerinde Roytas parazitlere atfedilen hastalıkların altında bir toksisite maruziyetinin yattığını; parazitlerin esas amaçlarının ağır metaller gibi toksik maddeleri biriktirip tüketmek böylece dokuların hasar almasının önüne geçmek, ortam temizliği yapmak olduğunu ve parazitlerin sağlığa sayısız harika katkıda bulunduğunu kanıtlarıyla anlatmıştır. Konuşmanın tamamı: Şimdi Roytas’ın parazitler üzerine inançları sorgulatan, ezberleri bozan her biri çok değerli slaytlarından buradaki anlatıma uygun olduklarını düşündüğümü seçip, destekleyici kaynaklarla birlikte paylaşacağım. Tıpkı bakteriler, mikroplar gibi parazitlerin de 3 ana görevinden bahsedebiliriz: - Biyotransformasyon (Toksik maddeleri toksik olmayan maddelere dönüştürme) - Biyoremediasyon (Biyolojik iyileştirme/kirliliği temizleme) - Biyosekestrasyon (Biyolojik karbon döngüsü) Ağır Metal İyileştirmesi/Koruma Mekanizması - Parazitler ağır metalleri biyolojik olarak biriktirir/topaklar ve onları biyolojik olarak parçalayıp çözerek/tüketerek dokuların ağır metalleri absorbe etmesini engeller. - Nöbetçi olarak anılırlar. (Nöbet tutan bir asker veya gözetleyici/Parazitler özellikle bağırsak sınırında bir nöbetçi gibi davranmak için gelir ve toksik maddelerin içeri girmesini engeller, onu yer ve onu toksik olmayan bir maddeye dönüştürür.) - Çevre kirliliği ve toksisitenin dikkate alınan biyo-göstergeleridir. (Toksisite bölgesinde, toksik maddeleri yemek için toplanırlar) - Balıklarda ağır metallere karşı biyo-iyileştiricidirler. - Sıçanlardaki tenyalar, “konakçı” dokuya kıyasla ağır metalleri 3:1 - 10:1 oranında biriktirir. - Kuşlardaki yuvarlak kurtlar ağır metalleri biriktirir. - Tilkilerdeki tenyalar ağır metallerin organ konsantrasyonlarını azaltır. Parazitlerin ancak toksik bir ortamda bulunduğu, hatta toksik bir ortamın biyo-göstergesi sayılmalarına neden olacak denli bu durumun şaşmadığı artık kabul edilmektedir. O toksik ortama hiçbir olumsuz etkilerinin olmadığı da, toksik ortamı meydana getiren ağır metaller gibi kirleticileri biriktirip, parçalama görevinde bulunmaları üzerine bellidir. O ortamda belli bir görevle bulunurlar ve bu görevin dışına çıkmazlar. “Balıkların bağırsak helmintleri, sucul ortamlarda ağır metal kontaminasyonu için potansiyel biyoindikatörler olarak giderek daha fazla ilgi görmektedir. Bu parazitler arasında özellikle sestodlar ve akantosefaller, yerleşik serbest yaşayan nöbetçilerin kapasitesini aşan muazzam bir ağır metal biriktirme kapasitesine sahiptir. Saha ve laboratuvar çalışmalarında, akantosefallerde konak dokularına göre birkaç bin kat daha yüksek metal konsantrasyonları tanımlanmıştır.” Parazitler ağır metalleri biriktirip, parçalayıp tüketmektedir böylece dokuları ağır metal zehirlenmesinden korumaktadır. Her ne kadar bu tarz çalışmalarda parazitler vücuda “dışarıdan gelen” gibi lanse edilse de parazitler üzerine burada verilen bilgiler son derece önemlidir. Bu bilgiler eşliğinde anlaşılmalı ki, parazitler üzerine kendi literatürlerinde yer alan “parazitler konakçıyı sömürür ve ona zarar verir/hastalığa sebep olur” gibi kanıtsız iddialar kendiliğinden çürütülmektedir zira parazitlerin vücut içinde son derece faydalı faaliyetlerde bulunduğu görülmektedir. “Bulaşan/enfekte eden unsur” bu faaliyetlerde bulunmaz. Parazitler dışarıdan gelmiyor, zaten oradaydılar ve vücudu toksisite maruziyetinden korumak için çalışıyorlar. “Balıkların kaslarındaki ilgili metal konsantrasyonları, balıkların taşıdığı iki tür tenyanın dokusunun metal konsantrasyonları ile karşılaştırıldığında, tenyalar konak dokularına kıyasla 12,5-18,9 kat daha fazla kurşun, 2,3-3 kat daha fazla kadmiyum ve 4,4-14,1 kat daha fazla krom biriktirmiştir.” “Helmintlerde konak dokularına kıyasla daha yüksek bir ağır metal konsantrasyonu ortaya çıkarıldı. Hem kadmiyum hem de krom emilimi için biyokonsantrasyon faktörü ‘moniliformis moniliformis’ isimli parazitte, karşılaştırılan üç konak dokusuna kıyasla 10 kattan daha fazlaydı.” Yani bu parazitler, ağır metalleri biriktirip ortamdan temizlemeye çalışarak, dokuların ağır metal emiliminin önüne geçmektedir. Parazitler dokuları ağır metal zehirlenmesinden koruyorlar. “Sonuçlar, Hymenolepis spp.'nin (bir çeşit tenya) son konakçılarına kıyasla ağır metalleri biyolojik olarak biriktirme konusunda çok daha büyük bir yeteneğe sahip olduğunu ortaya koydu.” “4 parazit - konakçı sisteminin hepsinde, yetişkin tenyaların kurşun ve kadmiyum biriktirme yeteneği, konakçı dokularındakinden daha fazlaydı. Parazitlerdeki kurşun konsantrasyonunun konak kaslarındaki kurşun konsantrasyonuna oranı 2,38 ile 5,95'e 1 arasında; karaciğer dokusunda ise bu oran 1,19 ile 10,07'ye 1 arasında değişmiştir.” “Bu çalışmanın amacı tilkilerde birikmiş ağır metal seviyelerini parazitli ve parazitlerden arındırılmış bağırsaklar kıyası üzerinden karşılaştırmaktı. Ayrıca araştırmamız tilki bağırsaklarındaki ağır metal içeriği ile bağırsak parazitleri arasındaki ilişkiyi anlamaktı. 34 tilkinin bağırsakları, parazit varlığını tespit etmek için parçalara ayrıldı. 15 bağırsak örneğinde parazitik bağırsak helmintleri bulundu. Ağır metal içeriği ince bağırsak dokusunda ve parazitlerde atomik absorpsiyon spektrometresi (AAS) kullanılarak belirlendi. Parazitli bağırsaktaki ağır metal konsantrasyonu, parazitsiz bağırsaktaki ağır metal konsantrasyonundan anlamlı ölçüde çok daha düşüktü.” Ağır metalleri, toksik materyalleri, çeşitli kirleticileri vs. parçalayan, çözen, onları toksik olmayan formlara dönüştüren bakteriler ve diğer mikroplar: “Atıklarla başa çıkmanın umut vadeden stratejisi onu parçalayabilen mikroplar bulmaktır. Araştırmacılar, deve cırcır böceklerinde bir dizi mikrobiyal organizmayı tanımladı ve test etti ve özellikle ilgi çekici olan Cedecea lapagei adlı bir bakteri türüne odaklandı… Bu mikroorganizmanın, odunu sert yapan bitki hücrelerindeki polimerler olan lignini parçalayabildiğini buldular… Bu çalışmalar, bu bakterilerin lignin üzerinde büyüme ve onu parçalama konusundaki benzersiz yeteneklerinden sorumlu olabilecek bazı genlerini ve enzimlerini tanımlamayı içeriyordu… Potansiyel olarak kağıt hamuru atıklarını enerjiye dönüştürebilen ve dolayısıyla bir kirleticiden kurtarabilen bakterileri tanımlamanın yanı sıra, diğer atık türlerini parçalayabilecek organizmalar üzerine tekrarlanabilir bir yaklaşım belirledik… Bu, büyük kirlilik sorunlarına yol açan plastik veya diğer ürünler için de geçerlidir.” “Mikroorganizmalar, kirleticileri parçalamak için biyokimyasal reaksiyonun ilerlemesini kolaylaştırmaya yardımcı olacak biyokatalizörler olarak hareket ederek orijinal doğal çevreyi geri yüklemek ve daha fazla kirliliği önlemek için kullanılır. Sadece kirleticiyi toplayıp depolamakla kalmaz, aynı zamanda kirleticileri parçalar ve onları daha az veya toksik olmayan formlara dönüştürerek harika organize edilmiş bir mikrobiyolojik prosedürü takip ederler. Mikroorganizmalar, çevre dostu ve değerli genetik materyalleriyle bilinir. Mikroorganizmalar beslenme açısından çok yönlülüğe, uyarlanabilirliğe sahiptir ve ayrıca çok seyreltik çözeltilerde bulunan kirleticiler üzerinde de etki edebilirler; bu nedenle herhangi bir çevre koşulunda yaşayabilirler ve kirleticilerin biyoremediasyonu olarak kullanılır… Biyoremediasyon süreci yalnızca hidrokarbonlar, yağlar, ağır metaller, pestisitler, boyalar vb. gibi organik bileşikleri metabolize ederek enzimatik bir şekilde parçalayabilir. Yaygın olarak kullanılan bakteriler Staphylococcus, Bacillus, Pseudomonas, Citrobacter, Klebsiella ve Rhodococcus'tur. Birçok mantar ve alg ailesi de kullanılır… İmmobilizasyon işlemi toprak bakterileri tarafından kontrol edilir… Biyosorpsiyon, algler, bakteriler ve mantarlar gibi mikroorganizmaların metal iyonlarını emdiği bir fiziko-kimyasal işlemdir. Bu işlem enerjiye bağlı değildir ve emilen metal iyonu konsantrasyonu bu organizmalar tarafından azaltılır.” “Mikroorganizmalar toksik elementleri suya, karbondioksite ve daha az toksik bileşiklere dönüştürebilir ve bunlar mineralizasyon olarak adlandırılan bir süreçte diğer mikroplar tarafından daha da parçalanır. Biyoremediasyon bakteri, mantar, alg vb. kullanılarak gerçekleştirilebilir. (Arsenikten tutun da cıvaya kadar çeşitli ağır metalleri ve toksik elementleri çözen bakterilerin listesine buradan ulaşabilirsiniz: Mikroorganizmalar, biyolojik çoğaltma olarak adlandırılan bir işlemde toksik kirleticilerle beslenmeleri için kirli alanlara özel olarak eklenir. Bu, çok etkili, hızlı ve uygun maliyetli bir biyoremediasyon yöntemidir. Kirli alanlara, yerleşik mikropları çoğaltmak için harici mikroplar eklenir… Kirlenmiş bir bölgeye eklenen Burkholderia sp. FDS-1'in, pestisitlerle kirlenmiş toprakta bulunan nitrofenolik bileşiği, hafif asidik pH'ta ve yaklaşık 30° C sıcaklıkta daha az toksik bir forma dönüştürdüğü bildirilmiştir. (Bu tabloya göz atın: İşte bakteriler, mikroplar ve parazitler insan vücudunda da, ölü hücre atıklarını, ağır metaller gibi toksik malzemeleri parçalayıp tüketerek onları hem ortamdan süpürmek hem de vücut için faydalı ya da zararsız maddelere dönüştürmek için böyle mücadele verir. Onların görevi budur. Aşı enjeksiyonları sonucu kan – beyin bariyerini aşan aşı içeriklerindeki ağır metaller yüzünden “otizm” hasarı almış çocukların beyinlerinde ve daha başka ağır metal birikiminin olduğu organlarda görülen parazitler, o sorunun kaynağı değiller; o sorunu iyileştirmek için oradalar. Artık bu gerçeğin anlaşılması gerekiyor. Bu arada birçok insan geçmişte ya da şu aralar, “doğal antiparaziter” diye adlandırılan bazı otları, bitkileri yediğinde ya da çay olarak içtiğinde kendisini iyi hissettiğini hatırlıyor olabilir. Pelin otu, sarımsak, kişniş, çörek otu ve daha birçok bitki sayılabilir. Örneğin pelin otu gibi bitkiler ilginçtir ki özellikle ağır metallerle kirlenmiş toprakları büyümek için seçiyor, bir parazit gibi… Ardından hızla toprağı biyolojik olarak temizlemeye, topraktan ağır metalleri emip toksik olmayan metillenmiş bir maddeye dönüştürüyor. Bu açıdan mükemmel bir ortam temizleyici ve çevre temizleyicisidir diyebiliriz. Pelin otu, sarımsak, kişniş gibi “antiparaziter” olarak adlandırılmış bitkileri tükettiğinizde, bunlar, ağır metal şelatlama ve detoksifikasyon özellikleri sayesinde sizleri ağır metallerin, plastiklerin, kimyasalların ve diğer türlü toksik maddelerin maruziyetinden koruyorlar. Böylece parazitlerin iş yükü hafifliyor ve hatta üzerinden alınıyor ve böylece orada bulunmalarına gerek kalmadan geri çekiliyorlar. Bu açıdan bu bitkilerin “doğal antiparaziter” ya da “doğal antibiyotik” diye adlandırılması yanlıştır. Bu bitkiler bakterilerinize, mikroplarınıza ve parazitlerinize zarar vermeden ortam temizliği yapıyor ve toksisite bölgesine bakterilerin, diğer mikropların ve parazitlerin yoğunlaşlaşmasına gerek kalmıyor. Bu bitkileri kullandıktan sonra bu sebeple iyi hissediyorsunuz. Artık toparlarsam; Bulaş diye bir şey yoktur. Enfeksiyon diye bir şey yoktur. Bakteriyel ya da paraziter hastalıklar diye bir şey yoktur. Mikrop teorisi ortaya atıldığından bu yana tek bir bakterinin, mikrobun ya da parazitin dahi canlı dokuya saldırdığına, hastalık yaptığına dair tek bir bilimsel kanıt yoktur. Hastalıkların tek sebebi sadece çeşitli şekillerde gerçekleşen toksisite maruziyeti yani zehirlenmedir. Vücudu neler zehirler? - Kötü beslenme - Güneşten yeterince faydalanmama - Rafine tuz - Yetersiz kaya tuzu tüketimi - Yetersiz su tüketimi - Mineral eksikliği - Rafine şeker - Trans yağlar - İşlenmiş gıdalar - Pastörize sütler ve pastörize süt ürünleri - Rafine tahıllar, “hamur işi” ağırlıklı beslenme - Zirai ilaçlar - Stres, korku, kaygı gibi psikolojik olumsuzluklar - EMF’ye maruziyet - EMR’ye (elektromanyetik radyasyon) maruziyet - Klorlu, florürlü vs. şebeke suyu - Ağır metaller - Toksik tüm cilt bakım ürünleri - Kimyasallar - Toksik temizlik ürünleri - Egzersiz eksikliği - Kötü uyku - Sigara - Alkol vs. ve elbette ki - Aşılar - İlaçlar - Antibiyotikler Alüminyum, cıva, polisorbat 80, formaldehit, kürtajdan gelen filtrelenmemiş insan fetüs hücreleri, hayvan hücreleri gibi toksik ya da kan dolaşımında toksik etki gösterecek malzemelerin doğrudan sistemik dolaşıma verildiği aşı uygulamaları, tek başına şiddetli toksisite maruziyetini oluşturmaya yeterlidir. Aşı zehirlenmeleri, hasarların ya kısa vadede ya uzun vadede ama mutlaka kendini göstereceği en kötü zehirle(n)me biçimidir. İlaçlar sadece semptom baskılar (semptom, vücudun toksisite maruziyetinden kurtulma çabasının, toksinlerden arınarak ve asit – baz dengesini sağlayarak kendini tekrar sağlıklı çizgiye çekmek istediğinin göstergesidir) ve alttaki gerçek nedeni iyileştirmediği için, sorunu büyütüp ileri vadede daha çok şiddetlendirir. Ağrıları dindirebilir, vücudun toksisite itiliminde çektiği sancının üzerini kapatıp o anı kurtarabilirler ama bu, iyileştirme değil sadece sorunu ötelemektir. İlaçlar sorunu biriktirerek öteler, bu sebeple sorun ileri vadede daha çok şiddetlenip ortaya çıkacaktır. Özellikle antibiyotiklerin “hepatotoksisite”ye, yani karaciğer için toksik etkilere yol açtığı bilinir, hepatotoksisitenin de karaciğer hastalığı ve akut karaciğer yetmezliğinin nedeni olduğu… ( Çünkü antibiyotikler, antiparaziter ilaçlar; bakterilere, diğer mikroplara ve parazitlere zarar verir, onların görevlerine sekte vurur. Bağırsak florası ve diğer flora bu durumdan ciddi şekilde zarar görür. Bir örnekle; oral yolla, gıda ile gelen ağır metal partikülleri bağırsaklara indiğinde, antibiyotiklerin etkisiyle bakteriler ve parazitler de hasar almış ve flora bozulmuşsa, bu partiküller yeterince iyi parçalanıp ortamdan temizlenemez. Bu durumda yine antibiyotik kullanımı sonrası sıklıkla görülen “kronik ishal” baş gösterebilir ve vücut ağır metallerin içinde olduğu bu toksin yükünden ishal yoluyla kurtulmak isteyebilir. Fakat en kötü olasılıkta ağır metaller kana karışır ve bu, hâlâ “ağır metal maruziyeti”nden kaçınmadan, antibiyotik kullanımının istikrarıyla da kayda değer oranda artarsa karaciğer, bu kanı filtrelemekte bir hayli zorlanacaktır. Antibiyotik kullanımı sonrası kısa ya da uzun vade sonunda neden mi karaciğer sorunları meydana gelir? İşte böyle. Yukarıda saydığım vücudu zehirleyen etkenler hiçbir şekilde hesaba katılmadan, spesifik antikorları belirlemeyen, “özgül ve yüksek duyarlılıklı” olduğu asla söylenemeyen antikor testlerinin hilesi ile, basit bir kene ısırığına, bir kedi tırmığına, bakteri ya da parazit bulaş riski olduğu söylenen başka tür vakalara karşılık vs. enfeksiyonu önleme palavrasıyla reçete edilen antibiyotikler ve antiparaziter ilaçlar, “hastalığın etiyolojik ajanı” sandıkları trilyonlarca bakteriden bir tipi hedef alma iddiasıyla topyekun bir mikrobiyotayı bozmanın aracıdır. Antibiyotikler ve antiparaziter ilaçlar, topyekun mikrobiyotayı bozmanın ve beraberinde nice sağlık sorunlarını peyda etmenin en basit yoludur. Burada bir parantez açıp antibiyotiklerin de tıpkı ilaçlar gibi altta yatan gerçek sorunu iyileştirmeyip, bazı durumlarda sadece anı kurtardığına vurgu yapmak gerekir. Toksik birikimin ve haliyle asitlenmenin arttığı, dolayısıyla bakterilerin toksik maddeleri çözmek için yoğunlaşacağı bölgelerde antibiyotikler, bakterileri engelleyerek çözülmenin önüne geçebilir ve çözülme sürecinin ürünü olan iltihaplanma da engelleneceğinden bu durum o an için bir “iyileşme görünümü” verebilir. Oysa gerçek bir iyileşme söz konusu değildir, zira o bölgedeki toksik birikim ve asitlenme giderilmemiştir. İleri vadede sorun büyüdüğünde o bölgeye daha dirençli yani aslında daha güçlü çözücü bakteriler gelmek isteyecektir. Antibiyotiğe dirençli bakteriler? İşte onlar, sorun büyüdükçe ona göre ortam temizliğe yapmaya, iyileştirmeye gelen daha güçlü bakterilerdir. Antibiyotikler, bakterileri hep engellemek isteyerek altta yatan sorunun gerçekten iyileşmesinin önüne geçer. … Aşıların, ilaçların, antibiyotiklerin geçmişten günümüze, gerçekte tek bir hayat kurtardığına dair tek bir kanıt yoktur. Bilakis aşılar, ilaçlar ve antibiyotikler; “mikrop teorisi” beraberinde genel halk üzerinde kullanılmaya başlandıktan sonra ve günümüze dek, sebebini mikroplara bağladıkları hastalıklardan açık ara daha fazla sağlık problemlerine ve ölümlere yol açmıştır. Mikrop teorisinin getirisi olan bu uygulamaların, belki de en doğru kıyaslama ile ifade edecek olursak, öldürdüğü insan sayısı hiç kuşkusuz dünya savaşlarında ölen insan sayısından daha fazladır. Özellikle aşılama programları, nüfus kontrolünün topla, tüfekle, tankla vs. değil, “tıp” eliyle aksiyona geçirilmesidir. En klasik yalanlarından biridir: “Salgınlar, aşılar sayesinde eradike edilmiştir.” Bunu söyleyenler, en başında mikropların hastalığa ve salgınlara sebep olduğu yalanını da söylemiş, salgınların esas nedenini (toksik ortama, zehirli gazlara, kimyasallara, ağır metallere vs toplu maruz kalınması, sanitasyon yetersizliği ya da eksikliği, kötü beslenme/besinsizlik, radyo frekanslarının yayına geçişi, 1800’lerden itibaren toplu aşılamalar, ilaçlar gibi faktörler) gösteren doğru verileri, incelemeleri, istatistikleri vs neredeyse ortadan kaldırarak literatürü baştan aşağı manipüle etmiştir. “Bu aşıların ve ilaçların her birinin görünürdeki amacını başaramaması gizlendi; sık görülen tehlikeli etkileri gizlendi ve hastalık istatistikleri istenen sonuca doğru manipüle edildi veya sıklıkla çok geniş bir ölçekte kasıtlı olarak tahrif edildi.” Dr. Herbert Snow Sadece aşı yaralanmaları ve ölümleri apayrı bir yazı konusu olacağından, bu konuyu ayrıca başka bir yazı dizisinde anlatmak gerekir. Fakat şu bilinmeli ki, aşıların tek bir hayat kurtardığına dair tek bir kanıt yokken, sayısız hayatı mahvettiğine ve sonlandırdığına dair pek çok kanıt vardır. Aşılar İlaçlar Antiparaziter ilaçlar Antibiyotikler Dezenfektanlar vs. hepsi sadece birer zehirdir!

Gül Temel

27,651 次观看 • 1 年前

Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan, Muğla'nın Marmaris ilçesinde, Aksaz Tersanesi Komutanlığı Açılış ve Deniz Platformları Teslim Töreni'ne teşrif etti. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu tarafından karşılanan Cumhurbaşkanımız Sn. Erdoğan, açılış töreninde bir konuşma yaptı. Tersane Komutanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri için kritik öneme haiz PİRİREİS denizaltısının hizmete alınacağını bildiren Cumhurbaşkanımız Sn. Erdoğan, şunları söyledi: "HIZIRREİS denizaltımıza bayrak çekiyor ve seyir testlerini başlatıyoruz. MURATREİS denizaltımızın havuz donatım faaliyetlerine başlıyor, ilaveten iki, üç, dört numaralı akaryakıt gemileri ile 3 bin tonluk denizaltı havuzunu da hizmete veriyoruz. Gemilerimizin ve denizaltımızın inşasında emeği geçen her bir kardeşime kalpten teşekkür ediyor, ülkemiz ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz için hayırlı olmasını diliyorum." Vatanın bekası, milletin istiklal ve istikbali uğrunda can veren aziz şehitleri rahmetle yâd eden Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, kahraman gazilere ülke ve millet adına şükranlarını sundu. ADIMLARIMIZI DOSTLARIMIZ GIPTAYLA, MUARIZLARIMIZ KORKUYLA TAKİP EDİYOR Kahraman ecdadın emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni yüceltmek ve hak ettiği yerlere getirmek için mücadelelerini aralıksız sürdürdüklerini vurgulayan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şunları kaydetti: "Üç tarafı denizlerle çevrili, tüm dünyanın gözü üzerinde olan bir ülkeyiz. Asırlar boyunca küresel güç mücadelelerine sahne olmuş bir coğrafyanın tam merkezinde yer alıyoruz. Bu topraklardaki bin yıllık mevcudiyetini şehitlerinin mübarek kanlarına ve fedakârlıklarına borçlu olan bir milletiz. Topraklarımızda huzur içerisinde yaşamak için hem Mavi Vatanımızda hem de uzak coğrafyalarda güçlü ve etkin bir donanmaya sahip olmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Bu anlayışla 2002'den beri 'Güçlü Türkiye, Güçlü Ordu' şiarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerini her alanda güçlendirmenin çabası içindeyiz. Bugün burada olduğu gibi, Türkiye'nin attığı adımları dostlarımız gıptayla, kardeşlerimiz minnet ve destek duygularıyla, muarızlarımız ise korkuyla takip etmektedir. Ordumuzu güçlendirme hedefimizin bel kemiğini ise donanmamızın kapasitesini ve caydırıcılığını artırma çalışmalarımız oluşturmaktadır. Deniz Kuvvetlerimizin ihtiyacı olan her türlü platform ve sistemin tedariki için bütün imkânlarımızı seferber etmiş durumdayız. Projesi tamamlanan, yapımına başlanan, modernize edilen veya teslim alınan her bir gemiyle donanmamızı hedeflediğimiz seviyeye bir adım daha yaklaştırıyoruz." DENİZALTILARIMIZI 2029’A KADAR HİZMETE ALACAĞIZ Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının stratejik unsurlarının başında denizaltıların geldiğini belirterek, şu bilgileri verdi: "Bugün hizmete giren TCG PİRİREİS, 6 adet havadan bağımsız tahrik sistemine sahip denizaltılarımızın ilkidir. PİRİREİS denizaltımızda şimdiye kadar 380'in üzerinde fabrika, liman ve seyir kabul testi başarıyla icra edildi. Reis sınıfı denizaltılarımız dünyadaki emsallerine kıyasla çok daha üstün özelliklerle donatılmaktadır. PİRİREİS denizaltımız uzun süre satha çıkmak zorunda kalmadan harekât icra edebilecektir. Bayrak çekme ve seyir deneyimleri başlangıcını gerçekleştirdiğimiz HIZIRREİS denizaltımızı 2025 yılında, havuz donatım faaliyetlerini başlattığımız MURATREİS denizaltını da 2026 yılında hizmete almayı planlıyoruz. Dördüncü denizaltımız AYDINREİS'in, beşinci denizaltımız SEYDİALİREİS'in ve altıncı denizaltımız SELMANREİS'in inşa faaliyetleri süratle devam ediyor. Proje dâhilindeki tüm denizaltılarımızı 2029 yılına kadar hizmete alarak donanmamızın gücüne güç katacağız." DÜNYADAKİ LİDER ÜLKELER ARASINA GİRMİŞ OLACAĞIZ Yeni tip denizaltı projesinin sözleşmenin ötesinde bir muhteviyata sahip olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şöyle devam etti: "Bu projemiz, Silahlı Kuvvetlerimizin, kamu ve özel sektörümüzün ahenk içerisinde çalıştığı teknik personel yetiştirme, ürün yerlileştirme ve sanayileşme gibi çok boyutlu hedefleri içeren örnek bir projedir. Biliyorsunuz hâlihazırda kendi savaş gemisini tasarlayan, inşa eden ve idamesini gerçekleştirebilen sayılı ülkeler arasındayız. Tabii ki bununla yetinmiyoruz. Yaklaşık 138 yıllık hayalimiz olan kendi denizaltımızı inşa etme hedefimize MİLDEN Projemizle ulaşmayı ümit ediyoruz. Böylece kendi denizaltısını dizayn edip, inşa edebilen dünyadaki lider ülkeler arasına girmiş olacağız. MİLDEN Projemizle ilgili çalışmalarımız da kendi mecrasında ilerliyor." PİRİREİS denizaltısının inşasında birçok savunma sanayi firmasının alt yüklenici olarak görev aldığını aktaran Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "Böylece MİLDEN için büyük bir birikim elde edilmiştir. PİRİREİS, kendi güdümlü mermilerimiz Atmaca ve Gezgin'in yanı sıra, kısa süre önce harp atışıyla etkisini gördüğümüz gururumuz AKYA torpidomuzu da kullanacaktır. Millî denizaltımızı, millî sistem ve cihazlarla donatıp tamamen millî silahlarla kullanmayı hedefliyoruz." diye konuştu. Deniz Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu imkân ve kabiliyetlere erişebilmesi için Savunma Sanayii İcra Komitesi'nde alınan kararlarla çok önemli projeleri hayata geçirdiklerini belirten Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, millî hücum bot, yeni tip mayın avlama gemisi, İstif sınıfı fırkateyn, açık deniz karakol gemisi, yeni tip çıkarma aracı gibi önemli platformların inşasının devam ettiğini söyledi. Deniz Kuvvetlerinde çığır açacak TF-2000 Hava Savunma Harbi Muhribi, millî denizaltı ve millî uçak gemisinin dizayn çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "İstanbul Tersanesi Komutanlığında yakın zamanda inşasına başlanacak TF-2000 Hava Savunma Harbi Muhribi ile ülkemizin hava savunmasını denizden itibaren kademeli olarak sağlayacağız. Hava tehdidine karşı TCG Anadolu ve Millî Uçak Gemisi gibi kritik kabiliyetlerimizin korunmasını temin edeceğiz. Millî Uçak Gemimizde HÜRJET, KIZILELMA, TB3 ve ANKA-3 yerli ve millî hava araçlarımız ile deniz aşırı etki alanlarındaki hak ve menfaatlerimiz korunacaktır." diye konuştu. MAVİ VATAN’DAKİ HAKLARIMIZ ETKİN ŞEKİLDE SAVUNULACAK Millî gemileri, yerli ve millî imkânlarla geliştirilen Millî Dikey Atım Lançer Sistemi ile (MİDLAS) donattıklarını dile getiren Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "Bu sayede Atmaca, Sapan ve Gezgin gibi güdümlü mermilerimizi kendi lançerlerimizden atma kabiliyeti kazanıyoruz. Deniz Kuvvetlerimizin tüm yüzer, dalar, uçar ve karada konuşlu platformlarını ADVENT Savaş Yönetim Sistemi ile teçhiz ediyoruz. Tüm bu projelerimizin devreye girmesiyle Deniz Kuvvetlerimiz çok daha üstün kabiliyetlere kavuşacak, Mavi Vatan'daki haklarımız daha etkin bir şekilde savunulacaktır." ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, sadece deniz platformlarına sahip olmanın güçlü bir donanma için yeterli olmadığına dikkati çekerek şöyle devam etti: "Gerçek bir deniz kuvveti demek, bu platformları inşa edecek, bakımını ve onarımını yapabilecek, modernizasyonlarını gerçekleştirecek tersanelere de sahip olmayı gerektirir. Şanlı tarihimizde donanmamızın en güçlü zamanları aynı zamanda güçlü bir tersanecilik kültürüne sahip olduğumuz dönemlerdir. Bugün, bu anlayışla tersane altyapımızı güçlendiren kritik bir adım daha atıyoruz. MİLGEM, korvet ve fırkateynlerimizi bağrından çıkaran İstanbul Tersanesi, REİS sınıfı denizaltıları inşa eden Gölcük Tersanesi ve Ege'deki İzmir Tersanesinden sonra hamdolsun şimdi dördüncü tersanemize kavuşuyoruz." Açılışı yapılan tersanenin 13 bin metrekaresi kapalı olmak üzere toplam 113 bin metrekare alana sahip olduğunu bildiren Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "Bu tersanemiz Ege ile Akdeniz'in kesiştiği konumda bulunması, doğal yapısının elverişliliği ve korunaklı bir limana sahip oluşuyla stratejik açıdan fevkalade önemlidir. Aksaz Tersanesi, uhdesinde bulunan 11 fabrika, ambarlar, 7 bin 500 tonluk yüzer havuz, 450 tonluk çekek yeri, 100 tonluk yüzer vinç ile Deniz Kuvvetlerimize önemli onarım ve inşa kabiliyetleri sağlıyor." dedi. SAVARONA’YI BAŞTAN AŞAĞI YENİLEDİK Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, nitelikli mühendislik gücü ve tecrübeli işçiler sayesinde gemilerin burada istenilen performans ve maliyette inşa edildiğini belirterek şunları söyledi: "Ayrıca yaşanan arızalara dünyanın neresinde olursa olsun 7/24 esasına göre süratle müdahale edebiliyoruz. Buna en güzel örnek, Cumhuriyet'imizin banisi Gazi Mustafa Kemal'in emaneti olan Savarona gemimizdir. Yıllarca kaderine terkedilen, hatta bir dönem kumarhane olarak kullanılan, ismi utanç verici olaylarla gündeme gelen Savarona gemisini aslına sadık kalarak kısa sürede ve düşük maliyetle baştan aşağı yeniledik. Gazi Mustafa Kemal'in, 'bir çocuğun oyuncağını beklemesi gibi bekledim' dediği Savarona'yı bakımsızlıktan kurtarıp, Cumhuriyet tarihimizin 86 yılına şahitlik eden bir eser olarak milletimize kazandırdık. Birileri sadece Gazi'nin ismini kullanarak siyasi rant peşinde koşarken, biz, binlerce yıllık tarihimizin tamamını bir bütün olarak kucaklıyoruz." Tersane altyapısının güçlendirilmesi için çalışmaların devam edeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "İleride inşallah Mersin'de de bir tersanemiz olacak. İstanbul ve Gölcük Tersanelerimize ilaveten Ege ve Akdeniz kıyılarımızda da Mavi Vatan'ın muhafızlarının her türlü bakım, onarımını yapabileceğiz." ifadesini kullandı. "Denizlere hâkim olan cihana hâkim olur" prensibiyle bu alandaki kapasiteyi sürekli ileriye taşımayı sürdüreceklerinin altını çizen Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "Nitekim bugün Deniz Kuvvetlerinin muharip unsurlarına harekat alanında lojistik destek sağlayacak, millî tersanelerimizde dizayn ve inşa edilen her biri 200'er tonluk 3 adet yakıt gemisini de hizmete alıyoruz. Bundan sonra Deniz Kuvvetlerimiz ile Sahil Güvenlik Komutanlıklarımıza bağlı yüzer unsurlar ve dost, müttefik unsurların lojistik ihtiyaçlarını daha rahat karşılayabileceğiz." diye konuştu. SAVUNMA SANAYİSİ PROJELERİNİN TOPLAM BÜYÜKLÜĞÜ 96 MİLYAR DOLARI AŞTI Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, savunma sanayinin asla ihmale gelmeyen, duraksamayı kabul etmeyen, sürekli ve yüksek tempolu çalışmayı gerektiren bir alan olduğuna dikkati çekerek şunları ifade etti: "Şöyle geriye doğru baktığımızda, çok kısa sürede nasıl büyük mesafeler katettiğimizi hepimiz görebiliyoruz. Son 22 yılda savunma sanayinde özellikle vakıf ve özel şirketleri, KOBİ'leri, araştırma kuruluşları, teknoloji merkezleri, askerî, özel sektör tersaneleriyle adeta bir devrim gerçekleştirdik. 2002'de ülkemizde 62 olan savunma sanayi projesi sayımız 1013'e, 56 olan savunma sanayi firmamız 2 bin 500'e çıktı. Savunma sanayisi projelerinin toplam büyüklüğü 96 milyar doları aştı. Daha önce askerî gemilerimizi yurt dışından hazır alım veya yabancı tasarımla, yurt içinde üretim yöntemiyle temin ederken bugün farklı kategorilerde pek çok ürünü tasarlıyor, üretiyor ve ihraç ediyoruz. Sadece 2023 yılı başından bu yana MİLGEM İstif Sınıfı gemilerimizin ilki olan İstanbul, çok amaçlı amfibi hücum gemimiz Anadolu, denizde ikmal muharebe destek gemimiz Derya, lojistik destek gemileri Yüzbaşı Güngör Durmuş ve Üsteğmen Arif Ekmekçi ile ilk insansız ve otonom deniz aracımız Mardin'in kabulleri yapıldı. Gemilerimiz ihtiyaç duyduğu farklı özellikteki radarların geliştirilmesi, yakın hava savunma sistemimiz GÖKDENİZ'in üretiminin tamamlanarak gemilerimize entegrasyonu, helikopter yakalama ve transfer sistemimizin yerli ve millî imkânlarla üretilerek gemilerimize entegrasyonu gibi pek çok faaliyeti aynı anda ve büyük bir kararlılıkla yürütüyoruz." TÜRKİYE YÜZYILI HEDEFLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA EMİN ADIMLARLA YÜRÜYECEĞİZ Geçmiş yıllarda tamamlanan birçok projeye ek olarak 200 deniz platformu ile 40 su üstü ve su altı otonom ve insansız deniz aracı projesinin halen devam ettiğini belirten Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: "Hepimiz biliyoruz ki tüm bunlar sadece birer başlangıçtır. Türkiye çok daha fazlasını başaracak kapasiteye sahiptir. Yaptıklarımızı yapacaklarımızın, başardıklarımızı yeni zaferlerin birer müjdecisi olarak görüyoruz. Karşılaştığımız nice ambargoya rağmen elde ettiğimiz neticeler inancın, azmin ve gayretin neleri başarabileceğini hepimize göstermiştir. Karada, havada, denizde ve her yerde güçlü bir Türk Silahlı Kuvvetleri için gerekeni yapmaya devam edeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Mavi Vatan'a masal diyen bedhahlara aldırmadan, bizi yolumuzdan çevirmeyi amaçlayan engellere takılmadan, yılmadan, yorulmadan, kesinlikle geri adım atmadan Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda emin adımlarla yürüyeceğiz." Temel hedefin güçlü ve tam bağımsız bir savunma politikası, güçlü ve tam bağımsız bir savunma sanayisi olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Ülkemizin kaynaklarını en etkin şekilde kullanarak, vakit ve nakit kaybına mahal vermeden inşallah savunma sanayisindeki hedeflerimize ulaşacağız. Rabbim, yolumuzu, bahtımızı açık etsin. Bu düşüncelerle yeni deniz platformlarının ve Aksaz Tersanesinin ülkemize ve Deniz Kuvvetlerimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum." dedi. Savunma sanayisi alanında görev yapanları tebrik eden Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, deniz platformları ve tersanede devlete sadakatle hizmet edecek tüm askerler, mühendisler ve işçilere başarılar diledi. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

53,428 次观看 • 1 年前

🏭FABRİKA : İnşa mı İkna mı ? Özel Dosya 🧑‍🔧 BYD'nin Macaristan'ın Szeged fabrikası ne durumda? Manisa olmasın? Yok Szeged Azizim. Türk basınında bulamayacağınız ayrıntılar ve görüntülerle Elektro Elvis Fabrika Ziyareti Başlıyor... 🪩 🌀👇👇 Çinli otomotiv firması BYD'nin Avrupa'daki kalbi olacak Szeged fabrikasında taşlar yerine oturmuş mu? Temmuz ayından beri ülkemizin güzide haber kaynaklarında BYD'nin Macaristan yerine Manisa fabrikasını önceliklendirdiğine dair haberler dışında pek bir yayın olmadı. Hatırlayalım ne denmişti. BYD'den Türkiye Kararı : Macaristan Değil Manisa!!! Tek kalıp cümle her yerde... Ben ikna oldum... Sonra disko topu zihnimde dönmeye başladı... 🪩🪩🪩 Yok yok, var bir bit yeniği demeden edemedim. 🍯"BYD Macaristan'da inşa ediyor, Türkiye'de ikna ediyor" olabilir miydi azizim ? Bakalım şu ötelenen Macaristan atıl fabrika inşaatı ne olmuş diye derine doğru bir yolculuğa çıkıverdim. İkna mı olmalıydık yoksa inşa mı edilmeliydik? 🧠Zihnimde bir kapı ve elimde 90 model süngerli mikrofon. 🎙️Kapıya tıklatarak, lütfen açar mısınız kapıyı efendim diyoruz hep birlikte... 👇👇👇 Durum bize anlatılan gibi değil... Hatta Nisan 2025'de fabrika arazisindeki altyapı çalışmaları esnasında arkeolojik buluntular bulunuyor. Avar dönemine ait 152 mezar ve Bizans dönemine ait çan ve küpeler çıkıyor. Geliyoruz Ağustos 2025'e.. Szeged Su İşleri'nin görevlendirdiği Délút, elektrikli otomobil fabrikasına giden yarım kilometreden uzun boru hattını inşa etti. Döşenen 630 metrelik dev kanalizasyon ve su hattı, fabrikayı şehrin şebekesine bağladı. Kendilerine döşememişler bak sayın okuyan... Ve Ekim 2025 ; Fabrikaya parça taşıyacak tırlar için kritik olan 5 Nolu Ana Yol (Route 5) genişletme çalışmaları Ekim ayında hız kazanıyor. Ayrıca, lojistik ağının bir parçası olan M1 otoyolundaki köprü kirişlerinin yerleştirilmesi, planlanandan erken tamamlanarak bir "gece operasyonuyla" hallediliyor. 🪩Yol yaptı kardeşim. Bunla bitmemiş tabi. Bizde "Chinatown" modeli yani çinden işçi getirecekler söylentileri konuşulurken, orada işler tamamen farklı gidiyor. Szeged'te BYD Rüzgarı: İş İlanları ve Yeni Showroom Fabrika inşaatı sürerken BYD, Szeged şehrinin sosyal hayatına da girdi. Mühendis ve İşçi Avı: Şirket, Mako ve çevre ilçelerden personel toplamak için ilanlara çıktı. Özellikle mühendisler, lojistik uzmanları ve forklift operatörleri için yoğun bir işe alım süreci başladı. 🪩Hani çinden gelecekti ? Pardon o bize model. Showroom Açıldı: Fabrika bitmeden arabalar geldi. Szeged'de açılan modern BYD Showroom'u, yerel halkın üretecekleri araçları yakından görmesini sağlıyor. Açılış, şehrin "otomotiv kenti" kimliğini pekiştiren sembolik bir adım oldu. 🪩Yazık tek showroom mu ? Bizde fersah fersah araç gösterilip satıldı. Öndeyiz. Geliyoruz Kasım 2025'e Szeged fabrikası için takvim aşağıdaki gibi : - 2025 sonu bantlar başlayacak, ilk teknik üretimler olacak - Ocak 2026: İlk deneme üretimleri -2026 2. Çeyrek: Seri üretim ve satışa hazır araçların çıkışı. (Manisa'da takvim ise 2026 sonu devreye alma idi) Kapasite: Fabrika açılışta yıllık 150.000 araçlık bir kapasiteyle başlayacak. İkinci fazın tamamlanmasıyla bu rakamın 300.000 adede çıkarılması ve fabrikanın Avrupa'nın en büyük elektrikli araç üslerinden biri olması hedefleniyor. Kasımda modeller de resmiyet kazanıyor... Atto 2 EV, Seagull (Dolphin mini), son olarak Atto 2 DMI (severiz plugin hibriti) 📰Gelelim kasım gelişmeleri ve haberlere... Kasım ayı başında uluslararası basında (Bloomberg kaynaklı) çıkan ve fabrikanın 2026'nın ikinci yarısına sarkacağı iddiaları çıkıyor ama olay Çin'den tercüme sıkıntısı çıkıyor. Ortada bir "gecikme" değil, kavram kargaşası var. Şirket, 2025'in sonunda fabrika içindeki üretim bantlarını çalıştırmaya başlayacak. Peki gerçekten başarabilirler mi ? 📸Bunu da ülkemiz sosyal mecralarında ilk kez göreceğiniz kasım 2025 güncel video ve görüntüleri ile sizler yorumlaya bilirsiniz. aşağıda paylaşacağım ... Özetle bizim sosyal medya ve basın organlarına bakarsak, organların koordinasyonunda bir gariplik olmuş olabilir. Arka plana itilen fabrika sadece inşaat ile değil, işe alım, altyapı hatta yolları ile ilerlemiş. Üstüne arekolojik kazılar bile olmuş. Elvis, Manisa fabrikası ne oldu ? Deme azizim!! Ben bilmem ama sanayi eşrafı karnından konuşmayı bıraktı, bir an önce ülkemizde de yatırımın ilerlemesini bekliyor. Takvim çok yakın. Habercilikte yeni ödem ... Elektro Elvis fabrika ziyareti yorumlamamı okuduğunuz için teşekkürler. #reklam, #işbirliği değil ödemli haber... Kalın sağlıcakla. 🪩Elvis. #BYD #Szeged #fabrika

Elvis Will Vexillary 🔋

77,995 次观看 • 8 个月前