Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Seray Sever: “Kurtlar Vadisi'ndeki Derya rolü hayalimdeki roldü ve eksik kaldı. İlk ben sonra Oktay, sonra yapımcı yok edildi. Çünkü diziyi bizimle tutturdular. Necati Şaşmaz oyuncu değildi, bir silah çekme sahnesinin çekimi 8 saat sürmüştü.”

1,106,571 просмотров • 23 дней назад •via X (Twitter)

Комментарии: 35

Фото профиля KArslan
KArslan23 дней назад

Ukala diyerek 20 bölüm oynadı başka bir başarısı yok ama 20 senedir necatiye sallıyor

Фото профиля Enes Gemi
Enes Gemi23 дней назад

Seninle ne tuturdular ablacım sen kumarhane yapımında jartiyerli bacaklarını gösterirken Polat 6 babayı öldürüyordu

Фото профиля Victor James Osimhen
Victor James Osimhen23 дней назад

Diziyi bizimle tutturdular diyor.. Selçuk Yöntem, Oktay Kaynarca neyse de; sen ne alaka onu anlayamadım. Oynadığın 26 bölüm boyunca "ukala" dan başka bir repliğin yoktu. Yarma yaa

Фото профиля yasin
yasin23 дней назад

Kimse anasının karnında oyuncu doğmuyor necati Şaşmaz ikinci sezondan sonra oyuncunun kralı oldu bu nasıl bir haset bu nasıl bir nankörlüktür insan hayret ediyor.

Фото профиля Gazi
Gazi23 дней назад

Polatın bir gecede 6 babayı temizlediği 45. Bölüm bunların oynadığı tüm bölümlerden daha büyük kendilerini nimetten sayıyor bunlarda yıllardır

Фото профиля Hurdacim
Hurdacim23 дней назад

Adamın zaten ben oyuncuyum gibi bi iddiası yok ki. Amerikaya giderken 11 eylül oluyor geri dönmek zorunda kalıyor. Sonrasındada osman sınavla kardeşi raci şaşmaz diziye alıyor. Oktay kaynarcayı diziden çıkaran osman sınavdı seray severinde "ukala"demesinden başka fonksiyonu yoktu

Фото профиля Alperen
Alperen23 дней назад

Oyuncu değildi tabiki, oyuncu oldu hemde epey de güzel oldu! Sen vadi den sonra nerede oynadın mesela?

Фото профиля szturkz
szturkz23 дней назад

Necati şaşmaz ın oyuncu olmadıgını bu arkadaşlar dilinden düşürmese kim anlardı ? Adam o kadar ustanın arasında gayet iyi rolünü oynadı hala da konuşuluyor. Çakır ve derya ölünce dizi biter sandı bunlar ama bitmedi. Seray Sever ve Oktay Kaynarca nın karın ağrısı budur.

Фото профиля Burak Sahin
Burak Sahin23 дней назад

Yok edildik dedin ama yapımcının bir sonraki dizideki başrol oktay kaynarca oldu nasıl çelişki bu, yani size karşı yapılan bir durum yok şunu kabul edin sizin dizide ki süreniz o kadardı. Oktay kaynarcayı şuan popüler yapan bu seviyeye getiren kurtlar vadisi ve yapımcılarıdır

Фото профиля AvaxINJ 🥷🏻
AvaxINJ 🥷🏻23 дней назад

Ulan 20 senedir aynı röportajı veriyorsun.! Sürekli Necati Şaşmaz’a sallıyorsun. Adam bir gün çıkıpta kimseye laf söylemedi konuşmadı.. Kurtlar Vadisi sayesinde hala gündeme geliyorsun..

Фото профиля Vız gelir Tırıs gider
Vız gelir Tırıs gider23 дней назад

Sanki kendisi 9 Oscar sahibi aq

Фото профиля hırbo
hırbo23 дней назад

Diziyi Çakır Aslan akbey seyfo dayı karakteri ile tutturduktan sonra bunları diziden çıkarıp Polat’ın önünü açtılar tüm proje bunun içindi zaten

Фото профиля Ömer
Ömer23 дней назад

Bence Neco zamanında buna hiç pas vermedi, o yüzden şimdi hırsını alamıyor.

Фото профиля BlackLegacy
BlackLegacy23 дней назад

Necati Şaşmaz tüm dizi boyunca bok gibi oyunculuk yaptı ama bizim millet bok gibi olanları zirveye taşımaya çok hevesli. Oyuncu olmadığını her halinden anlıyordun aq, KV hariç başka hiç bir projede yer alamadı zaten.

Фото профиля Gnydmr19
Gnydmr1923 дней назад

Fahrettin Aslan’ın oğlunu milli eden kadına bak oyuncu beğenmiyor😂😂😂

Фото профиля İso Bey
İso Bey23 дней назад

Arkadaşlar bu sanat camiasının Şaşmaz ailesini sevmemelerinin altında yatan sebep bambaşka. Şaşmazların dedesi Tayyar Efendi, Kadiri tarikatının şeyhidir. Kendi hallerinde tasavvuf ehlidirler etliye sütlüye karışmaz, kendi meşreplerince ibadetlerini zikirlerini icra ederler. Bu marjinal, sol tabanlı sanat sepet tayfa Seray Sever tıynetindeki oyuncular ise tiksinerek düşmanlıkla bakıyorlar Şaşmazların bu kadar sivrilmesine sırf mensup oldukları mahalle yüzünden. Yani aslında dizide oynayıp sonradan ne kadar olumsuz bir açıklama var ise dikkat edin bir gerekçesi olmadan bir karalama durumu söz konusu.

Фото профиля Yusuf Hos
Yusuf Hos23 дней назад

sonunda necatinin oyuncu olmadığını, olamayacağını söyleyen biri çıkmış

Фото профиля Müphem
Müphem23 дней назад

Necati Şaşmaz a oyuncu diyen gitsin orman belgeseli izlesin. Ama öyle maymunu yılan değil ha direk ağaçları, otları, kurumuş odunları izlesin.bunu da sever çünkü.

Фото профиля modernmaço
modernmaço23 дней назад

Gündemde kalmak için aynı şeyleri söyleyip duruyorsun ya boş yapma hadi..

Фото профиля Emre Akşener
Emre Akşener23 дней назад

Eee saydığı isimlerin hiçbiri yokken oyuncu değil diyip yerdiği isim var iken dizi 300 bölüm artı Terör pojesi artı 5 sinema filmi olarak devam etti buda yoktu He bu arada oyuncu değildi zaten dediği bir kişi var yerdiği Necati Şaşmaz Bide Özgü var onu yermiyo diyo ki yeniydi zaten eee Necati de yeniydi biraz empati

Фото профиля han lue
han lue23 дней назад

Amk oyuncu değil dedikleri adam siz diziden çıktıktan sonra 10 yıl zirvede kaldı siz ne yaptınız o sıra ?

Фото профиля Shadow
Shadow23 дней назад

Sen kendin oyuncusun da sanki, necatiye sallıyosun.

Фото профиля Ash Proptet
Ash Proptet23 дней назад

Senin şu Necati Şaşmaz kininden de gına geldi artık Seray.

Фото профиля gedikli zabit
gedikli zabit23 дней назад

Biz sayemizde dizi yürüdü diyor zaten dizinin asıl izlenme sebebi karahanlı, Laz ziya, testere, Çakır, Polat değildi senin 25 bölüm ukala demendi

Фото профиля icardi1806
icardi180623 дней назад

Bende bunu anlamıyorum kv den öncelesi leş sonrası bok hala o oldu bu oldu dua et oynamışsın hala o sayede gündem oluyosun işte

Фото профиля Mehmet Kılıç
Mehmet Kılıç23 дней назад

Dizi şahane işledi Polat zaman içinde gelişimi süper ötesi bir şey bu karı sanki kendi çok iyi oyuncu onun sahneleri gelince ileri sarıyoruz bu karı kendini oyuncu sanıyor

Фото профиля Mümtaz Aygıroğlu
Mümtaz Aygıroğlu23 дней назад

Oktay zaten o kadar bile dizide kalmayacakmış asıl senaryoda,çok sevildi diye tutmuşlar adamı

Фото профиля erenicita
erenicita23 дней назад

Yaşına göre fazla mı yaşlanmış yahu

Фото профиля Mavi Beyaz Ruh 💙🤍
Mavi Beyaz Ruh 💙🤍23 дней назад

Ama bir o hatırlanıyor siz hiç kimsenin aklına bile gelmiyorsunuz

Фото профиля Merve Bozkurt
Merve Bozkurt23 дней назад

Necati şaşmaz’ ın beden dili çok zayıf ; o seslendirme olmasa gerçekten etkisi az . Seneler geçip yeniden izleyince acemiliği gerçekten fark ediliyor .. Herşey hikaye para kime yedirilmek isteniyorsa o başrol oluyor ..

Фото профиля Kindly
Kindly23 дней назад

Paranı verdiler mi? Evet o zaman sus! Sen bir işçisin hizmet verdin karşılığında paranı aldın bu kadar! Herkes kendisini bulunmaz hint kumaşı sanıyor ya bende buna ayar oluyorum.

Фото профиля RAMAZAN CÖMERT
RAMAZAN CÖMERT23 дней назад

Dizideki tek vasfı çakırın bacısı olmasıydı olmasada olurdu hafızamdaki tek rolü jartiyerli sahnesi oldu 😁😅

Фото профиля Umit Aykut
Umit Aykut23 дней назад

Kendisi Muhteşem bir oyuncu olup Kurtlar Vadisi sonrası inanılmaz yapımlarda rol almıştır.

Фото профиля Ellvvaann
Ellvvaann23 дней назад

Tamam adam oyuncu değildi ama onu role uyygun yapanda buydu. Çok donuk ve ifadesiz olduğu için ne düşündüğünü, hissettiğini anlayamıyorsun. Tiyatral jestler yok,doğal görünme çabası yok vs. Bu yüzden rolu tasiyabildi.

Фото профиля Wavy Soul
Wavy Soul23 дней назад

Seray sen de çok iyi oyuncu muydun? Dublajlı. Hikayenin akışı için Senin de Çakır'ın da ölmesi gerekiyordu zaten. Ne boş insan bu ya. Elif rolü senden daha önemliydi. Özgü Namal'ın bi tane şöyle boş açıklaması yok 😂

Похожие видео

Savaş Cebeci, Kaan Kazgan ile kavgasından 3 yıl sonra çarpıcı iddialarda bulundu: - Ben Türkiye'yi hala 25 sene önce bıraktığım delikanlı Türkiye zannediyordum. Meğer bazı şeyler çok değişmiş. - Şu 70 kilo mevzusu yıllar önce çekilmiş bir videoydu. Sürekli bana 'Şu seni döver, bu seni döver' diye yazıyorlardı. Ben de sinirlenip çıkış yaptım. Belki hatalıydı ama o mevzuyu başlatan ben değildim. İkinci hatam; hayatında hiçbir başarısı olmayan ama ünlü olmak isteyen bir adama cevap vermektir. - Üçüncü hatam; ben bu adamı normal ring maçına çağırdım. 'Bir saat sonra geliyorum, yalnız geliyorum' dedi. Ben de hıyar gibi bekledim. Bir saat geçti yok, iki saat geçti yok. Üç saat sonra geldi. Meğer o arada bu adam topluyormuş. Sonra bir sürü böyle Afgan tiplerle geldiler. Bir başka adam, adamın vücuduna yağ sürüp geldiğini bile hesap edemedim. Tutunca vıcık vıcık kayıyordu. Çünkü olay zaten kavga değilmiş. - Bir başka hata da şuydu; ben salonda antrenman yapıyordum. O salonun sahibi geldi bana 'Abi salonu basacaklarmış' dedi. Ben de sinirlendim, 'Kim basacakmış lan salonu?' dedim, çıktım video çektim. 'Ben buradayım, gelsinler' dedim. Ama işittiğim birinci aynı adam bu sefer 'Abi salon dolu' deyip salonu açmadı. Bakın bu da videoda var işte. - İnsanın zoruna giden yumruk değil arkadaşlar, ihanet. Bakın videoyu dikkatli izleyin; adamın eli sürekli belinde, silah tutuyor. 'Dokunanı yakarım' diyor. Bunu diyen adam da onun öz amcasının oğlu. Ve dikkat edin bana habersizce, kahpece saldırdığı anda ben o sırada onun amcasının oğluyla tartışıyorum. Bana racon kesmeye çalışıyor. Ben de 'Sen kimsin lan buranın raconunu sen mi kesiyorsun?' diyorum. Tam o arada bana habersizce bacaklarıma saldırıyor. Başka ihtimali yok çünkü. - İlyas mevzusunu konuşuyoruz herkese, evet. Ben orada 'İlyas' diye bağırdım çünkü İlyas benim akrabam. Ben de görmüyor musunuz bana kahpece saldırılmış, etrafım çevrilmiş, adam yağlanmış tutunca kayıyor... 'Niye müdahale olmuyorsunuz?' diye bağırıyorum. Çünkü insan bazen yumruktan çok yalnız kaldığını hissedince kırılıyor. - Ama bakın ilginç bir şey söyleyeceğim; o amcasının oğlunu bile bir yerde takdir ediyorum. En azından kuzenini satmadı, araya girdi, sahip çıktı. Benim yanımdakiler gibi beni ortada bırakmadılar. - Bir de şunu net söyleyeyim; eğer orada bana yapılan kahpeliği ben yapsaydım bugün belki insanlar ölmüştü. Çünkü artık olay spor filan değildi arkadaşlar; silahlı insanlar vardı, pusu vardı. Ama bütün bunlara rağmen korkmayan tek insan bendim orada. Yüzüm gözüm kan içindeyken bile ayağa kalkıp hala konuşan bendim. - Ve işin komik tarafı; ben şikayetçi olmadım ama bana saldıran adam sonra gidip 'Bana küfür etti' diye beni savcılığa vermiş. Neyse... Ben hala kendimi seviyorum. Hala aynaya bakınca kendime saygı duyabiliyorum. - Çünkü o gün korkmayan birisi varsa, o da bendim. Ama hataydı tabii.

Tekel Medya

312,846 просмотров • 4 месяцев назад

Savaş Cebeci, Kaan Kazgan ile kavgasından 3 yıl sonra çarpıcı iddialarda bulundu: - Ben Türkiye'yi hala 25 sene önce bıraktığım delikanlı Türkiye zannediyordum. Meğer bazı şeyler çok değişmiş. - Şu 70 kilo mevzusu yıllar önce çekilmiş bir videoydu. Sürekli bana 'Şu seni döver, bu seni döver' diye yazıyorlardı. Ben de sinirlenip çıkış yaptım. Belki hatalıydı ama o mevzuyu başlatan ben değildim. İkinci hatam; hayatında hiçbir başarısı olmayan ama ünlü olmak isteyen bir adama cevap vermektir. - Üçüncü hatam; ben bu adamı normal ring maçına çağırdım. 'Bir saat sonra geliyorum, yalnız geliyorum' dedi. Ben de hıyar gibi bekledim. Bir saat geçti yok, iki saat geçti yok. Üç saat sonra geldi. Meğer o arada bu adam topluyormuş. Sonra bir sürü böyle Afgan tiplerle geldiler. Bir başka adam, adamın vücuduna yağ sürüp geldiğini bile hesap edemedim. Tutunca vıcık vıcık kayıyordu. Çünkü olay zaten kavga değilmiş. - Bir başka hata da şuydu; ben salonda antrenman yapıyordum. O salonun sahibi geldi bana 'Abi salonu basacaklarmış' dedi. Ben de sinirlendim, 'Kim basacakmış lan salonu?' dedim, çıktım video çektim. 'Ben buradayım, gelsinler' dedim. Ama işittiğim birinci aynı adam bu sefer 'Abi salon dolu' deyip salonu açmadı. Bakın bu da videoda var işte. - İnsanın zoruna giden yumruk değil arkadaşlar, ihanet. Bakın videoyu dikkatli izleyin; adamın eli sürekli belinde, silah tutuyor. 'Dokunanı yakarım' diyor. Bunu diyen adam da onun öz amcasının oğlu. Ve dikkat edin bana habersizce, kahpece saldırdığı anda ben o sırada onun amcasının oğluyla tartışıyorum. Bana racon kesmeye çalışıyor. Ben de 'Sen kimsin lan buranın raconunu sen mi kesiyorsun?' diyorum. Tam o arada bana habersizce bacaklarıma saldırıyor. Başka ihtimali yok çünkü. - İlyas mevzusunu konuşuyoruz herkese, evet. Ben orada 'İlyas' diye bağırdım çünkü İlyas benim akrabam. Ben de görmüyor musunuz bana kahpece saldırılmış, etrafım çevrilmiş, adam yağlanmış tutunca kayıyor... 'Niye müdahale olmuyorsunuz?' diye bağırıyorum. Çünkü insan bazen yumruktan çok yalnız kaldığını hissedince kırılıyor. - Ama bakın ilginç bir şey söyleyeceğim; o amcasının oğlunu bile bir yerde takdir ediyorum. En azından kuzenini satmadı, araya girdi, sahip çıktı. Benim yanımdakiler gibi beni ortada bırakmadılar. - Bir de şunu net söyleyeyim; eğer orada bana yapılan kahpeliği ben yapsaydım bugün belki insanlar ölmüştü. Çünkü artık olay spor filan değildi arkadaşlar; silahlı insanlar vardı, pusu vardı. Ama bütün bunlara rağmen korkmayan tek insan bendim orada. Yüzüm gözüm kan içindeyken bile ayağa kalkıp hala konuşan bendim. - Ve işin komik tarafı; ben şikayetçi olmadım ama bana saldıran adam sonra gidip 'Bana küfür etti' diye beni savcılığa vermiş. Neyse... Ben hala kendimi seviyorum. Hala aynaya bakınca kendime saygı duyabiliyorum. - Çünkü o gün korkmayan birisi varsa, o da bendim. Ama hataydı tabii.

Aykırı

1,679,265 просмотров • 4 месяцев назад

Ünlü oyuncu Deniz Durmaz sekiz yıl sonra uçağa binince duygusal anlar yaşadı: "Panik atak hastasıyım ama bu korkumu sonunda yenmeyi başardım!" 🔹 8 sene sonra uçağa bindim mi? İndim mi? 🔹 İtiraf ediyorum tam 8 senedir uçağa binmeyen, havalimanına gidip bilet alıp sonra oradan kaçmış bir anksiyete hastasıyım. 🔹 Şimdi geldik bu yaşanan olaya. 🔹 Uzun zaman sonra en büyük korkumu aşmak istedim. Kendime hala inanmasam da. 🔹 Tatillere yıllarca otobüslerle ve arabalarla gitsem de. 🔹 Bu arada tabii ki milyonlarca fırsatı da kaçırmış oldum. 🔹 Biri de çıkıp Gel buraya gidiyoruz demedi. 🔹 Zaten şu ana kadar hayatımda olanlar panik atağımı da pek sallamadı. 🔹 İlk defa bir arkadaşım Ben yanındayım, yapıyoruz dedi. 🔹 İlk adımımız Antalya. 1 saatlik uçuş. 🔹 Benim için imkansız. Ama yorulmuşum tabii anksiyeteden ve ataklardan. 🔹 E tamam dedim de. Başladı yine çarpıntılar. 🔹 Önce Güniz'i aradım hemen. Terapistim. 🔹 Hiç bu konuya girmemişiz. İlişkileri konuşmaktan bana fırsat kalmamış şimdiye kadar. 🔹 Hatta önemsememişim kendimi. 🔹 Bir seans yaptık binmeden önce. Tam 4 saat sürdü. 🔹 Biraz hücum etti bana sanırım. 🔹 Havalimanına gidecek otobüse bindim ama pek de binmek istemedim anladığın kadarıyla. 🔹 İlk defa İstanbul Havalimanı'nı görüyorum. 🔹 Erken gitmemi ve burada biraz zaman geçirmemi söyledi. 🔹 Tam bir şeyler ilgimi çekiyorken bir anda o duygu yine gelip yakalıyor ve ben ortamda totem yapmaya başladım. 🔹 Bildiğim bir şey var, bine de bilirim binmeye de bilirim. Kontrol bende. 🔹 Evet burada bir şeyler yemem gerektiği söylendi. 🔹 Fakat ben yerken yine hala uçağa nasıl bineceğimi düşünüyorum. 🔹 Bildiğim bütün tuşlara basmaya devam ediyorum ve zaman yaklaştı. 🔹 8 sene sonra yine aynı yerdeyim. 🔹 Devamı Part 2'de 🔹 8 sene sonra uçağa bindim.. Anksiyetem nasıl başrol oluyor izle.. 🔹 Birazdan anksiyete tutacak.. 🔹 Ay! Geldi o sesler. 🔹 Monopoly bile durduramadı olacakları. Sultanahmet alıyorum. 🔹 İlk 4 dakika önemli bide son 8 dediklerinde ben. 🔹 Panikleyip hostesi çağırdım, Az kaldı dedi. 🔹 Pilot 19.00'da varacağız dedi. Hostes 20 dakikaya oradayız demişti.. 🔹 19.00 nasıl ya? 🔹 Hani 20 dakikaydı? 🔹 Noluyo sana? (Gizem tuhaf hareketler yapıyor) 🔹 Niye 19.00 dedi? 🔹 Normal gidiyorum. Konuşmasa iyiydim ya. 🔹 19.00 ama. 🔹 Buzum nerede? 🔹 Noluyooo? 🔹 Kaç dakika? 🔹 Neyy? Senin adın neydi? Kerim. Kerim senden bekliyorum.. Yere değiyor teker demeni.. 🔹 Kerim: Sayalım mı? Geriye... 3.. 2.. 1.. 🔹 Yere ya... Yere değiyoruz... Yere değeceğiz, sakin ol. Yere değiyoruz. 🔹 9.. 9.. 🔹 Duygusal anlar... 🔹 Gizem: Yaptın.. 🔹 Gizem: Başardın... 🔹 Kerim: Deniz tebrikler.. 🔹 Atak anında yanıma gelen sevgili host ve güzel sözleri. Çok iyi devam ettiniz, tebrik ediyorum. 🔹 Ben kendime izleyip övünüyorum. Çok sağ olun, teşekkürler.

Netlog Medya

30,266 просмотров • 2 месяцев назад

“KIZIM BEN TUTUKLANDIKTAN SONRA HASTALANDI VE ÖLDÜ” KHK'lı akademisyen İbrahim Coşkun: "Ben tutuklandığımda kızım 4 yaşlarındaydı. Adı Hümeyra Sinem. Normalde sağlıklı bir çocuktu ama ben tutuklandıktan iki yıl sonra hastalandı. Gen bozulmasıyla ortaya çıkan ve nadir görülen bir beyin hastalığı vardı. Bu hastalıkta vücut fonksiyonları tamamen duruyor. Önce konuşmayı, yürümeyi, daha sonra tüm motor hareketleri kaybetti. Yürümek, koşmak, yemek, içmek, görmek… Hiçbiri yoktu. Daha sonra ileri derece kasılmalar başlıyor. Hastalığın tedavisi yok ve 10’lu yaşlarda vefatla neticeleniyor. “ÇIKMAK İÇİN KIZINI KULLANIYOR BİLE DEDİLER” Kız çocukları babalarına düşkün oluyorlar, kızım da bana düşkün ve bu halde bana görüşe geliyorlardı. Aramalarda yüzde 99 ağır engelli çocuğa müthiş bir zorluk çıkarılıyordu. Sırf bu yüzden eve gitmek isterdi hemen. 2021’de denetimli sürecim başladı. Kızıma bakabilmek ve son zamanlarında yanında olabilmek için denetimli ve koşullu hakkımı verin diye başvurdum. İyi halli olduğum sabitti. Ama buna rağmen verilmedi ve 8 yıl 9 aylık bütün infaz süreci cezaevinde geçirildi. Çıkmama 1 yıl kala kızım 2024’te vefat etti. İzin vermemeleri ayrı problem, gerekçeleri ayrı problemdi. ‘Çıkmak için kızının hastalığını kullanıyor’ dediler. Oysa hukuki olarak şartları tutan bir insana zaten bu haklar veriliyordu. Bir babanın ölüm döşeğindeki kızını görebilme hissiyatına karşı bunu söyleyebilmek, karar vericilerin vicdani hassasiyetlerini kaybetmek olarak görüyorum. Vicdan zamanla bürokrasi içinde kayboluyor. Babalar bir dosya numarası, evlatlar birer prosedürden başka bir şey değil. Vicdanını kaybetmiş bir bürokrasinin yapamacağı hiçbir şey olmadığını ben yaşayarak gördüm. “CENAZEYE ELLERİM KELEPÇELİ GİTTİM” Necip Fazıl’ın meşhur bir şiiri var. Zindandan Mehmet’e mektup. İlk iki hece şöyledi. Zindan iki hece/Mehmed’im lafta diye. Ben onu biraz değiştirdim. Sincan iki hece Sinemim lafta/ Mazlumlarla baban bir safta/ Bir de, geri adam, elinde yafta /Halimi düşünüp de üzülme Sinem/ Kavuşmak mı/ Belki/ Daha ölmedim. Ben bunu yazarken kavuşmak için bir umudum vardı. Ama çıkana kadar hatırası kaldı. Kızımın cenazesine gitmem müsaade ettiler, ellerim kelepçeli. Köyde bile. Altı jandarma vardı yanımda. Toprak atmama müsaade ettiler, kızımı toprağa ben koydum, ona müsaade ettiler. “KIZIMIN KALBİNDEN EVVEL SİZİN KALBİNİZ DURMUŞ, DİYE DİLEKÇE YAZDIM” Cezaevine döndüğümden savcıya ve ilgili kurula ‘Benim kızımın kalbinden evvel sizin kalbiniz durmuş.’ diye dilekçe yazdım. Bunun üzerine beni ağırlaştırılmış müebbetlerin yerine hücreye gönderdiler. Son 14 ayımı hücrede geçirdim. Evlat acısı çok farklı bir şey. Ne zaman bir annen babanın yanında çocuk görseniz yaranız kanıyor. Ve acılarınızla yaşamaya çalışıyorsunuz çünkü unutmak mümkün değil. Ben bu süreçte içerideyken otoriter rejimlerin tabii genotipleri nedir? DNA’sı nedir? Nasıl davranırlar bunlar? Ve tarih boyunca sergiledikleri davranış şekilleri nelerdir? diye çalışma yaptım. Bizim kültürel kodlarımızda, inancımızda merhamet emredilir, şefkat emredilir, adil olunması emredilir. Ama ne yazık ki otoritelik öyle bir hastalık ki tersine çevirebiliyor ve şu denilebiliyor. ‘Merhamet ederseniz merhamet edilecek hale gelirsiniz.’ Oysa Peygamber Efendimiz diyor ki, ‘Merhamet etmeyene merhamet edilmez.' Bu bir sadece ahirete yönelik bir söylem değil. Aileden en tepedeki yöneticiye kadar, karar vericiye kadar söylenmiş bir ahlak dersi.” #KHKlaraSon

Sevinç Özarslan

23,000 просмотров • 3 месяцев назад

Golde ofsayt falan yok Nihat Kahveci: Bugün 12 Nisan Pazar. Evet. 2025-2026 sezonu başlıyor arkadaşlar. Gerçekten. 5 maç mı kaldı? 5 maç kaldı abi. 15 puan var alınacak. Galatasaray 2 puan farkla lider. Fenerbahçe 2. Trabzonspor 3. ve liderle puan farkı 4. 3 takımında oynayacağı 5 maç kaldı. 12 Nisan 2026 günü bu akşam şu dakikadan itibaren yepyeni bir 5 maçlık birbirinden önemli finallerin olduğu. Çünkü biz oturuyoruz, fikstürleri konuşuyoruz. Kazanır kazanır, çok zor kaybeder. Zoru kazananlar, kolayı kaybedenler. Buna Fenerbahçe'de dahil Galatasaray'da karşılığını verdi. Bugün ikinci yarıda... İkinci defa kendi sahasında seyircisi önünde puan kaybı yaşadı. Sezonun ilk maçıydı. İkinci ayın ilk maçı. Antep maçında beraberlik vardı. Bugün de Kocaelispor'a beraber kaldı. Neden beraber kaldı anlatacağız. Maç önünde yaşanan kaos ortamı, o, bu, şu. Konsantrasyon eksikliği var mıydı, yok muydu? Oyuna yansıdı mı, yansımadı mı? İlk yarıda Kocaeli Rakip Kale'ye neden gidemedi? İkinci yarıda Rakip Kale'ye neden bu kadar rahat geldi? Golünü neden attı? Galatasaray o golü neden yedi? Ne oldu? Hepsini konuşacağız. Gerçekten yüreklerin dayanamayacağı lafı şu andan itibaren başlıyor. Öyle bir sezon bizi bekliyor. İşin rengi tadı hani çileyi deriz ya Galatasaray Fenerbahçe derbisi var abi. İki hafta. Bak ikisini birbiriyle oynayacağı. Sonuçta şu an yine ipler Galatasaray'ın elinde. Ama şunu söyleyeyim. Ama ipler Fenerbahçe'nin de eline geçti bu skor. Yenerse Fenerbahçe kalan maçlarını kazanırsa. Oraya geldi bu sefer. Galatasaray'da kazanırsın. Tabii ki. Hatta Galatasaray'ın bir Fenerbahçe ile beraber kalma hakkı da var şu anda. Sonra gola varaja bakılacak herhalde o zaman. 2 puan önde ya. Fenerbahçe ile beraber kalma hakkı var Galatasaray'ın. İş valla buraya geldi. Galatasaray'ın. Bizi izleyen Galatasaraylılara söylüyorum. Dakika 54 ile 78 arası ikinci yarıda Galatasaraylı futbolcular neredeydi? Merak ediyorum, soruyorum. Çünkü ben korneri not alırım, avutu not alırım. Vurdu, defansa çarptığı not alırım. Notlarıma bakıyorum abi. 71'de yalandan bir not almışım. Ne aldın acaba merak ettim. Abdülkelim Orta Kaleci demiş. Bak bunu bile not aldım. Kalsa 24 dakika 1-0. Ben tamam maç bitti havasında izledim. Futbolda 2-0'ın bile garantisi yokken 1-0 iç sahada. Bu kadar kritik maçta 25 dakika uyuyamazsın abi. Bedelini ödetirler sana. Selçuk Hoca'nın da oyuncu değişiklikleri. Can oyuna, Tayfur oyuna, Petkoviç oyuna. Can Diriplik, Çalım Yakovsa orta. Tayfur Kontrol muhteşem dokunuş. Petkoviç'in bitiriciliği. Offside ve offside de yok orada. Adam offside de, Uğurcan sol tarafta. Yok yok canım. Burada hiç tartışmayalım. Bu offside falan değil. Ama enteresan bir şekilde Galatasaray Kocaeli maçlarında böyle pozisyonlar oluyor. Ama bunun bende tartışması yok. Çünkü oyuncu bambaşka köşede. Uğurcan diğer tarafta diye. Bak oyunu aldığı 3 oyuncu. Golün içinde Kocaeli'de. Ve zaten Kocaeli ikinci yarıda. Üçüncü bölgelere geldi. Direkten dönen top vardı.

Galatasarayultrataraftar

78,550 просмотров • 6 месяцев назад

Serhat Akın: Buraya nasıl geldi, nasıl oldu? Daha da fark olur muydu? Hepsini bence konuşmamız gerekiyor. Hepsini bu yayında konuşacağız. Eğri oturup doğru konuşmamız gerekiyor. Benim kendi analizlerim var. Sizden gelen soruları merak ediyorum. Sizce sıkıntı nerelerdeydi? Hepsini Super Chat'ten atabilirsiniz. Super Chat soru cevap bölümüne az sonra geçeceğiz. Şimdi ben net konuşacağım. Galatasaray için ligde bundan sonra lige konsantre olur, o olur, bu olur. O zaten sonraki olay. Ama şimdi benim analizlerime göre net konuşmam gerekirse bence Okan Buruk maalesef ve maalesef buraları oynayamıyor. Şimdi diyeceksiniz ki niye buralara kadar geldi. Abi ben şunu çok iyi analiz ettim. Galatasaray kendi stadındaki olanüstü Baskı, taraftar baskısı, atmosferle içerideki maçları kazanıyor abi. Bir türlü kazanıyor. Juventus'u içeride darmaduman etti. Orada darmaduman oldu. İçeride Liverpool'u yendi. Burada dağıldı. Bunların bence tamamen Okanburuk'un kilitlenmesinle kal geliyor bir şekilde. Oyuncu değiştiremiyor. Yani Osemen'in kolu gitmiş. Bir kişi eksik oynuyorsun. Enflit'te Böyle bir cehennemde don geldi yani. Kaldı böyle. Oyuncu değiştiremiyor. Maç gidiyor. Maç gidecek. Penaltı oldu. Yani bugün bugün yazık olduysa Uğurcan'a yazık oldu. Uğurcan bugün bu maçta bence çok daha kötü bir sonuçlar alınmamasına çok büyük engel oldu. Resmen duvar ördü. Ona rağmen maç 4-0 bitti. Burada net bir şey söyleyeceğim size. Uğurcan bence Galatasaray tarihinde önemli bir yer alacak. Önü çok çok açık muazzam bir maç çıkarttı ama Okan Burun burada Juventus deplasmanında Liverpool deplasmanında tamamen tamamen kötü bir hocalık. Kötü bir maç analizi. Maçı hiç okuyamaması. Hamlenleri kötü. Daha doğrusu hamle yok ortada. Yani o simen baskı yapamıyor. Tamam sakatlandık. Üzülebilirsin ama oynayamıyor. Yani şimdi oynayamıyor oynayamıyor. O içeride kalmak istiyorsa da senin çıkartman lazım. Çünkü adam oynayamıyor. Adam pres yapamıyor. Koşamıyor. Hava topuna çıkamıyor. Geri koşamıyor. Sürekli bir eksik. Orta sağ bölgesini komple ele geçirdi. Sen halen dışarıda Okan Buruk bekliyor. E o zaman da yapacak bir şey yok. Ben karışmak gibi olmasın. Direkt vedalaşırım. 3 sene şampiyonluk. Çok teşekkürler hocam. Muhtemelen sezon sonuna kadar devam eder. Sezon sonunda şampiyon olmaz. Orada vedalaşırım. Ben olsam direkt hala hazırdayken Fatih Hoca da gelip gidiyorken hemen sezon sonuna kadar ben olsam Fatih Terim hamlesi yaparım. Burada gerçekten eri oturup doğru konuşmak lazım. Okan Hoca ile yani Okan Buruk ile deplasmanlardaki Galatasaray gerçekten çok kötü görüntü veriyor. Yani Juventus'a karşı 10 kişi çok rezil bir futbol bir şekilde o simen Barış Alper seni hayatta tutuyor. Bu futbol bize yakışmıyor diyorsun. Gidiyorsun Liverpool deplasmana daha kötü futbol oynuyorsun ve hiçbir şey yapmıyorsun. Hiçbir şey. Yani bugün ne ikili mücadele var ne atak var ne kaleye şut var. Ne işte pres var. Yani bu kadar kötü bir takım görüntüsü. Gerçekten. Hiç Galatasaray'a yakışacak bir şey değildi. Bilmiyorum tabii ki Galatasaraylar.

Galatasarayultrataraftar

86,849 просмотров • 6 месяцев назад

Galatasaray Yedeğin yedeği ile maça çıkacak Murat Aşık: Galatasaray bütün oyuncularına izin veriyor Cuma'dan sonra. Galatasaray nasıl bir 11'le çıkacak Kasımpaşa maçında bilmiyorum. Yedek. Yedeğinde yedek diyorlar ama. Yedeğinde yedek evet gençler falan. Yani bu durumda Kasımpaşa kurtarır gibi gözüküyor. Kasımpaşa zaten yok. Ben bunun çok adilane olduğunu düşünmüyorum kendi adıma. Bana çok etik gelmiyor yani. Birilerinin kaderiyle oynuyorsun çünkü bunu yaparak. Çıkart bir maçta oynatırsın takımını. Ama abi şimdi yani. Kasımpaşa'nın düşüp düşmeme durumu için milli takıma gidecek 8-9 tane oyuncunun Kasımpaşa'yı düşünmesi, Dünya Kupası'nı düşünmemesi daha başka bir şey. İspanya Ligi'ndekiler milli oyuncu değil mi? Kendi milli takımların 2 hafta daha maç oynayacaklar. Diğerleri kazanırsa o dediği matematik olur bence. Hayır hayır şunu diyorum abi. Şimdi ben 2 hafta önce İlhan Polut çok güzel bir açıklama yaptı. Kupada finale kaldığı gün dedi ki ben kalan 2 maçımda ana kadromla oynayacağım. Kupa benim için daha önemli ama kimsenin kaderiyle oynamam dedi. O zaman Fenerbahçe'nin ikincilik durumu daha belli değildi. Ne oranın kaderıyle oynarım dedi. İkinciliğin kaderıyle. Ne de Kayserispor'un da düşme durumu belli değildi. Ne de orayla oynarım dedi. Şimdi sen Galatasaray'sın. Büyük takımsın. Şampiyonsun. Tebrik edildi zaten. En azından 11'e yakın bir şeyle çık. Herkes izinle. Bir dün idman yapmışlar. 80 dakika. Bir idman yapılmış. Bütün haftada. Tamam Kasımpaşa. Ben bu arada ligde kalsın istiyorum Kasımpaşa zaten. Davut abi'den dolayı. Davut Işık'tan dolayı. Cenk var orada. Adilhane gelmiyor bana. Vallahi herhalde şey gibi düşecek ya. Gençlerbirliği düşecek gibi me geliyor ama niye öyle geliyor bilmiyorum.

Galatasarayultrataraftar

255,832 просмотров • 4 месяцев назад

Metin Oktay'ın TRT'de Tanju Çolak'a tavsiye verirken aktardığı, Eşref Şefik'e ait olan "Şöhreti, parayı, sevgiyi, iktidarı, silahı taşımak çok zordur" sözü, Top ve Ben kitabında da geçer ama küçük bir farkla. Metin Oktay kitabında Şefik'in sözünü 1965 yılındaki Taçsız Kral filmini anlattıktan sonra aktarır. Anekdot şöyledir (Sf. 71-72): "Taçsız Kral için İstanbul-İzmir arasında mekik dokumuştuk. Yorulmuştum. Film çekmek beni çok yormuştu. Halbuki sezon da yorucu geçmişti. Galatasaray şampiyon, ben de gol kralı olmuştum. [CCÇ: Oktay burada yanlış hatırlıyor, 1964-65 sezonunda kendisi gol kralı oldu ama ne yazık ki Galatasaray şampiyon olamadı. Kral'ın Galatasaray'ını hep şampiyon hatırladığına yormak istiyorum.] Film çekimi olmayan günlerde Kuruçeşme adasında denizin, güneşin ve yazın tadını çıkarıyordum. Bir gün yine Kuruçeşme'de güneşlenirken, Eşref Şefik'in masasında duyduğum bir söz beynime çakılmıştı. Eşref Şefik, o masada şöyle demişti: 'Parayı, kadını, şöhreti, silahı, iktidarı taşımak çok zordur.' Ne güzel söz yarabbim. Güneş tepemde, Boğaz bir baştan bir başa gözlerimin önünde. İyi insan lafının üstüne gelir derler ya, işte tıpkı öyle... Eşref Şefik karşıma çıkıverdi Kuruçeşme'de. Güzel bir yatla, Eşref Şefik, Muzaffer Bozok ve Burhan Karamehmet Boğaz gezisine çıkmışlardı. Adada güneşlendiğimi görünce beni de yatlarına davet ettiler. Kuruçeşme adasından bir terlik ve bir şortla onların sofrasına oturmam büyük bir mutluluktu. Sofranın güzelliğini düşünebiliyor musunuz? Hepsi Galatasaraylı ağabeylerim. Kumkapı'dan iki balıkçı motoru bizi takip ediyordu. Büyükçekmece'ye kadar peşimizden geldiler. Ağlarını attılar ve iki sepet dolusu balıkla bizim bulunduğumuz yata geldiler. İki sepet balık... Yememize imkân yok. Eşref Şefik'in gözü ve gönlü toktu... İkisi de çok saygı duyduğum insanlardı. Sevgi selinin içinde boğulurlardı.. O yat sefası Boğaz sularında tam 24 saat sürdü. Ertesi gün Dolmabahçe rıhtımına çıkarken, Burhan Karamehmet hepimizin kulaklarının pasını silmişti: 'Çamura düşen eşeğe ilk sahibi omuz vermezse, kimse omuz vermez o eşeğe oğlum.' Burhan Karamehmet'in düşünmeden, ortaya attığı bir cümleydi bu. Ama üstüme alınmıştım. 'Taçsız Kral' filmini çevirirken duygularım kabarmıştı sanki. Her lafın altından bir mana çıkarmaya çalışıyordum. Çamura düşen eşeğe ilk sahibi omuz vermezse, kimse omuz vermezmiş... Film çevirmekle ben çamura düşmedim ki... Yeşilçam aktörleri gibi rol kesmeyeceğim zaten baştan belliydi. Bir de o günlerin ilkel film çekme şartları, 'Taçsız Kral'ın daha büyük başarılarını engellemişti."

C. Cengiz Çevik

51,593 просмотров • 2 месяцев назад

Mirceu Lucescu'nun Hikayesi Galatasaray'ın Çöküşü Rasim Ozan Kütahyalı: Lucescu'yu tabii ben futbolculuğunda izlemedim. 45'li, benim babamdan bile büyük. Lucescu, 2000 senesinde Fatih Terim, Galatasaray'ı UEFA Kupa Şampiyonu yaptı, 4 şampiyonluk yaptı. Ama o arada da, aslında Galatasaray artık mali olarak, finansal olarak, iktisadi olarak kötü yönetiliyordu. Faruk Süren, ben de çok severim Faruk abiyi ama, Galatasaray artık dağılmıştı. Sonra ortaya çıktı. Maaşları Terim ödüyordu. Terim, Böyle bir meşhur bir büyük su araba markası da anahtarını sallıyordu çocuklara. Sonra da onlar anlamadı. Anlamayınca kulüpte daha büyük kriz çıktı. 2000 senesinde terim kalabilecekken biraz böyle sürenle terim arasındaki lüzumsuz itişmeler süren de bıkmıştı. Terim fiyonetine gitti. Hiç gitmeyebilirdi, kalabilirdi bir süre daha. Gittikten sonra Hagı Lucescu'yu getirdi. Bu dediği futbol dehasıdır. Hakikaten dediği gibi Lucescu geldi. Yine berbat maaşlar ödelemeyen bir 2001 krizi oldu. Galatasaray 2001 yazında tam çöktü. Mehmet Cansun geldi. Mehmet Cansun, Faruk Süren dayanamadı. Mehmet Cansun geldi. Unutuldu bunlar. Kulüpte para yok. Galatasaray gitti. Fransız 2. Liginden bir oyuncu. İspanya 2. Liginden bir oyuncu. Uruguay'dan bir oyuncu. Bilmem. Bu şekilde Ümit Karan'ı aldı falan. Bi kadro yaptı. Eyvah meyvah derken Lucescu dehası o sene Luchescu Galatasaray'ı şampiyon yaptı. 2003'te Galatasaray salak gibi yeniden Terim'i aldı. Terim başarısız oldu. Lucescu gitti Beşiktaş'ı şampiyon yaptı Sinan Engin. Yeniden Terim'i aldı. Terim başarısız oldu. Lucescu gitti Beşiktaş'ı şampiyon yaptı Sinan Engin'le. Sonra 2004'te işler karıştı. O Lucescu'nun başarısızlığı diye görmüyorum ben. 2004'te Beşiktaş şampiyonluğa giderken şampiyonluk elinden alındı. Beşiktaş camiası dağıldı. Serdar Bilgili o günden beri dünya Türk futbolunda yoktur. Neden olmadı da belli değil. Sonra bu adam yurt dışına gitti. Ve aldığı kupanın sayısı yok. Ve dünya futbolunda gelmiş gelmiş en büyük teknik direktörlerden biri oldu ve resmen ayakta öldü. Romanya maçında hep biz izledik daha ki sağ kenarındaydı. Kaç kupa, kaç takım her gittiği yerde başarılı oldu. Bugünkü milli takımın temelini 2017-19 arası Lucescu attı. Bütün gençlerin temelini Lucescu attı. Ve hiç unutmuyorum, Lucescu geldi. Böyle konuşuluyor 2001-2002 dönemi. Ceza bu tevazi ya. Terimde Lucescu'da, terim bağlandıydı. Ya dedi, kıyaslamaya kalkıyorsunuz dedi. Bu adamcağızınla ne yaptıkları belli, bizimle ne yaptıklarımız belli dedi. Nasıl kıyaslarsınız bu adamcağızla belli dedi. Öyle olunca bizim Yalaka Türk futbol yorumcuları, tabii siz bir yalıysanız o bir gece kondu. Çingene. Bir de böyle ırkçılıklar da yaparak. Şimdi dünya futbolunda birine Lucescu'yla terim desen gülerler. Fatih Hoca yerel, lokal başarıları olan bir adam olarak kaldı. Galatasaray'da başarılı oldu. Mil takım da 2008'e kadar başarılı oldu. Sonra mil takım da başarısız oldu. Galatasaray'da da... 2020'li yıllarda hiçbir başarısı yok maalesef Fatih Hoca'nın. Lucescu dünya futbolunda büyük bir marka. PSG'li bir futbol maçı nasıl anıldı gördün mü? Herkes ağlıyor. Barış Sencemel de yoruldu. Dünya futbolunun büyük markalarından biri. Yani Johan Cruyff öldüğünde falan Lucescu için yapılan yapıldı. Türkiye Lucescu'nun kıymetini bence yeterince bilemedi. Galatasaray 2002'de Lucescu'yu kovmasa bir seri daha elde edebilirdi. Hatalı oldu açık söyleyeyim. Ve böyle büyük bir hocayı gerçekten dünya futbolu kaybetti. Oğlu da bence yalnız kendisi gibi akıllı bir adam. Razvan da daha da başarılı olacak gibi gözüküyor. Bir kere Lucescu daha futbolculuğunda bile eski küpürler çıkıyor. Dünyanın en kültürlü futbolcusu. O zamandan bile... Farklı bir adam. Yani şimdi Luchescu, Terim o muhabbetleri hatırlıyorum. Fatih Terim ona adamcağız. Bu adamcağızla beni mi kıyaslıyorsunuz? Dediğini hatırlıyorum ki Lucescu süper kupayı aldı. Aldığı dakika bu kupa Fatih Terim'indir dedi. Benim değildir dedi. Böyle bir olgunluk. Ne Terim'de ne Şonal Güneş'te ne Mustafa Deniz'de bu olgunluk olmamıştır. Birbirlerini de sevmezler de numaradan yan yana geliyorlar arada. Onun için Lucescu'yu rahmetle hem Türk futbolu adına hem de bir futbol sever olarak minnetle anıyorum. Çok büyük adamdı. Çok büyük hocaydı. Türk teknik adamlarının da Lucescu'yu örnek alması gerektiğini düşünüyorum.

Galatasarayultrataraftar

60,532 просмотров • 5 месяцев назад

Yenidoğan bölümlerinde sağlıklı kayıt tutulmadığını farkeden bir doktor durumu İstanbul Sağlık Müdürlüğü’ne bildiriyor. Ancak müdürlük görmezden gelince, Ocak 2023’te CİMER’e ihbar yazmak zorunda kalıyor. Evrak CİMER’den Adalet Bakanlığı’na, oradan Sağlık Bakanlığı’na, oradan da İstanbul Sağlık Müdürlüğü’ne gönderiliyor. İl sağlık müdürlüğü evrakı aylarca beklettikten sonra 21 Mayıs’ta doğrudan İstanbul emniyeti mali suçlar polisine gönderiyor. Şu anki Sağlık Bakanı, o dönem İstanbul il sağlık müdürü idi ve hakkında koronavirüsten faydalanarak adrese teslim ihaleler verdiğine dair iddialar mevcut idi. Polisin harekete geçmesi ne kadar sürdü henüz bilinmiyor ama ihbarın gelmesinden belli bir süre sonra savcılıkla koordineli olarak şüphelilerin telefonlarını dinlemeye başlıyor. Dinleme kayıtlarında 12 bebeğin öldürüldüğü anlaşılıyor. Cinayet vakalarının nasıl tespit edildiğine bir örnek vermek istiyorum. Çorlu REYAP hastanesinin hemşiresi Bahar, 23.11.2023 tarihinde PKK hükümlüsü doktor Fırat’ı arıyor. Saat 15:17 Bahar; hocam Halime’nin kalbinde sorun var. CPR(kalp masajı) yapalım mı? Fırat; bir iki tane dokunun, dönerse döndü. Bahar; bir iki tane dokunun! Fırat; Dönerse biraz daha yaşasın ben gelene kadar. Bahar; Sarıkaya’nın da (diğer bebek) fişini çekecem, az kaldı. Görüşme bitiyor fakat doktorun telefonu 1 saat sonra tekrar çalıyor. Arayan başka bir hemşire ve Halime isimli bebeğin ölüm haberini veriyor. Doktor, ‘ellemeyin orada dursun, bilgi de vermeyin’ diyor. Hemşire de, ‘aynen aynen açık duruyor, her şey monitörde açık, hiçbir şey yapmıyoruz’ diye cevap veriyor. Soruşturma makamları, ölüm haberinden sonra Tekirdağ Sağlık Müdürlüğü’nü hastaneye gönderiyor. Görevliler saat 18:55’te yani iki buçuk saat sonra hastaneye gidip tutanak tanzim ediyorlar. Tutanağa şu tespitleri yazıyorlar; 1- Bebeğin ölü şekilde kuvözünde tutulduğu ve kuvözün çalışır vaziyette olduğu, 2- Bebeğin tek başına olduğu, 3- İzole oda içerisinde bebeği kurtarmak için müdahalede bulunulduğuna dair bir emare olmadığı, 4- Açık damar yollarının olmadığı, 5- EKG boş çizgi görüntüsünün olmadığı, 6- Mavi kod ekibinin çağrılmadığı, 7- Kalp masajı uygulamasına dair kayıtların olmadığı, 8- Entübasyon olmadığı, 9- Ölüm saati sorulduğunda 18:32 şeklinde cevap verildiği (16:19’da doktora bilgi gitmişti). Ölüm nedenini anlamak için bebeğe sıcağı sıcağına otopsi yapıldı mı bilmiyorum, yapıldığına dair belgeye rastlamadım. Bu olay 12 kez tekrarlandı. Polis ve savcılık, öncelikleri hayat kurtarmak olmasına rağmen, 12 bebek cinayetini uzaktan izlemeyi tercih etti. Ne de olsa kendi çocukları değildi. Bebeklerin ölmek üzere olduğunu kulaklarıyla duydular ama ara operasyon yapmadılar. Öldüklerini duyana kadar hiç kıpırdamadılar. Geceleri nasıl uyudukları belli değil. Çetenin faaliyetleri arasında devasa bir SGK dolandırıcılığı da var. 19 Hastanenin ismi geçiyor ama mevcut sağlık bakanı sadece iki hastaneyi kapattı, diğer hastaneler faaliyette ve SGK anlaşmaları da devam ediyor. Kapatılmayan hastanelerden birisinin sahibi Celal Adan’ın dünürü. Esenyurt MHP teşkilatı bu hastanelerden birisine yaptığı ziyaret görüntülerini sosyal medyadan kaldırdı. Bir hastane de eski sağlık bakanına ait. Bahçeli’nin eski koruma müdürü de şüpheliler arasında. Soruşturma savcısı tehdit edildi, kendisine suikast planı yapıldı. Bu aşamada ismi geçen Mustafa Kemal Zengin isimli şahsın bir çok siyasetçi ve bürokratla fotoğrafı olduğu ortaya çıktı. Fakat savcı çeteler farklı deyip iki ayrı dosya hazırladı. Doktorlara kasten cinayetten değil, ‘ihmali davranış nedeniyle’ cinayet suçlaması yöneltti. Arkalarındaki gizli gücün kimlerden oluştuğu da meçhul kaldı. Savcının adres ve anlık konum bilgisini çeteye aktaran üç polis yetkilisi hakkında da işlem yapıldı. Polise güveni kalmayan savcı, kendisini tehdit eden şahısları gözaltına alırken jandarma kullandı Sağlık, adalet ve içişleri bakanları açıklama yapıp yüreğimize su serptiler, Cumhurbaşkanı da bir bakanlık yetkilisini görevden aldı

Mustafa Okumus

776,794 просмотров • 2 лет назад

Arjantin’in gol krallığı sıralamasında Lautaro tarafından yakalanmak (35 golle) Hernan Crespo’da iki zıt duyguyu aynı anda uyandırmış: “Toro”nun giderek daha acımasız ve Arjantin için vazgeçilmez hale gelmesinden duyduğu mutluluk ve bir yandan da hüzün. “Çünkü,” diyor Crespo, “zaman geçiyor, ellili yaşlarımı aştım, saçlarım beyazladı ve Sao Paulo’daki çocuklarla idman maçları yaptığımda, eskiden yaptıklarımı artık yapamıyorum. Ama artık düşünmem gereken başka şeyler var. Brezilya futbolunun büyük kulüplerinden biri olan Sao Paulo’nun başındayım ve enerjimi tamamen bu kulübü yeniden eski görkemine döndürmeye adıyorum.” Lautaro Martinez’ten ve onun golcülüğünden başlayalım. Sizce nasıl bir oyuncu? “O tam bir forvet. Bunu yıllardır hem Inter’de hem de Arjantin Milli Takımı’nda gösteriyor. Ceza sahasında ölümcül bir oyuncu, kaleyi çok az kişi onun kadar iyi görür. Takımla oynamayı biliyor, arkadaşlarıyla paslaşabiliyor ve boş alanlara çok iyi koşular yapıyor. Dribling yeteneği de güçlü. Daha ne diyebilirim? Evet, onu bir şampiyon olarak görüyorum. Bir santrfor gol atıyorsa, üzerine fazla bir şey eklemeye gerek yok: görevini yapmış demektir.” Artık gerçek bir lider haline geldi, değil mi? “Kesinlikle öyle, bunu oyun tarzından da anlıyorsunuz. Kişiliği güçlü, rakip savunmalar ondan çekiniyor, çoğu zaman üzerine iki kişiyle çıkıyorlar. Bu da olgunluğa tamamen ulaştığının göstergesi.” Biraz geçmişe gidelim: Milli takımla ilişkiniz nasıldı? “Muhteşemdi. Her gol attığımda formayı öperdim; bu, ülkem ve halkıma duyduğum sevginin bir ifadesiydi. İlk golümü 1998 Dünya Kupası elemelerinde, Buenos Aires’te Ekvador’a karşı atmıştım. O dönem çok güçlü bir kadromuz vardı. Benim dışımda Batistuta, Veron, Almeyda, Simeone, Zanetti, Sensini, Chamot, Ortega, Claudio Lopez gibi isimler vardı. Teknik direktörümüz Daniel Passarella’ydı, beni River Plate’te büyük futbola kazandıran adam. Ancak çeyrek finalde Hollanda’ya elendik; bu büyük bir hayal kırıklığıydı.” O sizin ilk Dünya Kupanızdı. Sonra 2002 ve 2006 geldi… “2002 Japonya ve Kore’de tam bir felaketti, gruptan bile çıkamadık. 2006’da ise yine çeyrek finalde, bu kez ev sahibi Almanya’ya penaltılarla elendik. Kariyerim boyunca hep o kupanın peşinden koştum. Bizim neslimiz, Maradona ve 1986’daki Dünya Kupası efsanesiyle büyüdü. O muhteşem anları Arjantinlilere yeniden yaşatmayı hayal ettik ama başaramadık. Bu, içimde hep bir ukde olarak kaldı.” Hazır konu açılmışken, başka pişmanlıklarınız var mı? “İstanbul 2005… Milan-Liverpool Şampiyonlar Ligi finali. Maldini’nin golünden sonra ben iki gol attım, ilk yarıyı 3-0 önde kapattık. Sonra İngilizler geri döndü ve penaltılarda kaybettik. İki gol attıktan sonra böyle bir yenilgiyi hazmetmek kolay değil. Yıllarca o maçı izlemeyi reddettim. Ancak son zamanlarda o lanet hikâyeyle barışabildim. Ama fazla kurcalamayalım, yoksa o öfke yeniden kabarıyor.” Kariyeriniz boyunca birlikte oynadığınız en iyi takım arkadaşı kimdi? “Sadece teknik yetenekleri değil, karakter özelliklerini de dikkate alarak söylüyorum: Paolo Maldini. Milan’da bir sezon birlikte oynadık ve bir kaptanın nasıl davranması gerektiğini ondan öğrendim.” Bugün teknik direktörsünüz. Hangisi daha kolay: futbol oynamak mı, yoksa kenarda oturmak mı? “Bir oyuncu genelde sadece kendisini ve kendi formunu düşünür. Ama bir teknik direktör, 25-30 kişilik bir grubun sorumluluğunu taşır. Sizce hangisi daha zor? Ben hep şu örneği veririm: Bir öğretmenin, bir sınıf dolusu öğrencinin eğitiminden sorumlu olması gibi. Antrenmanları yönetirken kendimi aynen böyle hissediyorum.” Örnek aldığınız isimler kimler? “Üç isim söyleyebilirim: Ancelotti, Mourinho ve Bielsa. Carlo benim için bir baba gibiydi; 1996’da İtalya’ya geldiğimde 21 yaşındaydım ve ondan her şeyi öğrendim. Mou müthiş bir motivatör; Chelsea döneminde bunu bizzat yaşadım. Oyuncuların kafasının içine onun kadar girebilen kimse yok. Bielsa ise bir vizyoner, bugünün ötesini görebiliyor ve futbolu modern bir şekilde yorumluyor. Onlardan ilham alıyorum, ama onların başarılarına ulaşabileceğimi sanmıyorum. Yine de ben de kazandım; Arjantin’de, Brezilya’da, Katar’da ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde güzel zaferlerim oldu.” Kendinizi en çok hangi takıma bağlı hissediyorsunuz? “Parma’ya. Beni henüz bir çocukken transfer ettiler ve dünya çapında bir santrfora dönüştürdüler. Orada birçok başarı kazandım. Komik ama, River Plate’e ilk seçmelere giderken futbolcu olmayı hiç düşünmüyordum; bir arkadaşıma eşlik etmek için gitmiştim. Deneme maçında fena oynamadım, beni aldılar. O dönem odamdaki duvarda Van Basten’in posteri asılıydı. Televizyonda Sacchi’nin o efsane Milan’ını izlerdim ve Hollandalı’nın hareketlerine hayran kalırdım. Onu antrenmanlarda taklit etmeye çalışırdım ama... Böyle bir fenomeni kim taklit edebilir ki? İmkânsız. Onun seviyesinde bir santrfor bir daha gelmedi. Güçlü oyuncular oldu ama Van Basten başka bir gezegendendi.” Peki “büyüyünce” ne yapmak istersiniz? “Bir Avrupa takımını, hatta mümkünse bir İtalyan kulübünü çalıştırmak isterim. Bu benim için dairenin tamamlanması olurdu. Sınır koymadan bekleyelim; şimdilik Sao Paulo’ya odaklanmam gerekiyor.”

calciolog

21,030 просмотров • 11 месяцев назад

🚨 4 TANE 10 NUMARADAN EFSANE PRES TAKIMI NASIL YARATILDI? 💥 "Kimseyi eylemem" Emre Özcan: 🔹 Orada şunu merak ediyorum biraz. Suat Kaya için siz az önce libero oynayabiliyordu dediniz ama benim hatırladığım hocam, Suat Kaya Konyaspor'dayken 10 numaralı formaya giyen ve 10 numaralı da oynayan bir oyuncuydu. Yanlış mı hatırlıyorum? (Fatih Terim onaylar) Yani siz Suat Kaya'yı 10 numaradan aldınız. Konyaspor'daki 10 numaradan aldınız. 6 yaptınız. 🔹 Okan Buruk sakatlanmadan, ayağını kırmadan önce 10 numara olarak gözüküyordu. Sağ iç yaptınız onu. 8 numara yaptınız. Emre Bölezoğlu bence 10 numara oynayabilecek yeteneğe sahip bir oyuncuydu. Onu da sol 8 yaptınız. E bir de önüne Hagi'yi koydunuz. 🔹 Yani aslında Galatasaray'ın 4-3-1-2'si 4 tane 10 numaralı bir 4-3-1-2'ydi. Şimdi böyle bir yani 4 tane 10 numaralı orijini olan bir orta saha karakterinden bu mücadeleci futbol nasıl hayal edildi? Yine yani bu benim düşünüp düşünüp çok anlayamadım. Nasıl olduğunu o dönem, bundan 30 sene önce nasıl olduğunu tahayyül edemediğim bir durum. 🗣️ Fatih Terim: 🔹 Olağanüstü çalışkan bir takımdık biz. Ben geldiğimde baya rakam yüksektir sayı. Oyuncu sayısı. Bir sene önce Frankfurt'ta bir kamp yeri rezervasyon yapmıştı Galatasaray. Gittik. Ben hepsinde gideceğim. Ben karar vereceğim dedim. Görmeden kimseyi göndermem ben. Hayatım boyunca da öyle oldu. 🔹 Çünkü yüzüne söylerim herkesin zaten. Teşekkür ederim. Seni çok seviyorum ama beraber çalışmak istemiyorum. Kimseyi eylemem dedim. Hakaret de etmem. Orada bir kaç maç oynadık. Orada dönüşte kadromuzu biz hemen indirdik. Diğer arkadaşlarımıza teşekkür ettik ve çalışmalara başladık. Bazı kötü alışkanlıkları vardı bazı oyuncularımızın. Mesela Okan topla çok oynama düşüncesinde olan bir oyuncudur. 🔹 Tabii ayağı kırıldıktan sonra fazla şans da bulamadığı için bir özlem de vardı. Ergün pek süre alamamıştı önce, ben onu Kilimli'den aldığım zaman 6 numara, 11 numara, 10 numara oynadı. Ben onu çoğu zaman 3'e de koydum. Ama Aerobik kapasitesi Türkiye'deki belki en yüksek oyunculardan biri Ergün. Fiziki olarak. Bir tempo içerisinde herkesten fazla. 🔹 Hiç onu yürürken çok zor görürüz. O gün için. Çok güzel çalıştık. Bir defa müthiş. Yani fizik kalitelerimiz bizim en yüksekteyiz. Artı dediğim gibi sahayı daralttık. Çok geniş alan da oynamadık. İlk başlarda belki oldu ama oradan sonra hep sahayı daralttık. Hep sahayı daralttık. Bazen biz 15-20 metreye geldik. (Youtube | Fatih Terim)

FullTimeDrama

116,475 просмотров • 26 дней назад

Sadece Bitcoin’e bakalım madem ok. Maliyetimdeyim şu an, hatta bir tık üzerindeyim. Üzerinden 15 saat geçti yazdığının. Kullanın diye tavsiye ettiğim DCA botu da 8 parça, %2 aralıklarla, 1.1x katsayı artırarak — yani ters piramit şeklinde al / %4’te realize et, 1/2R koruyup döngü içerisinde maliyet düşür şeklinde — 7. döngü içerisinde kâr ediyor. Tüm düşüş boyunca açıktı. Dolayısıyla aslında kârdayım. FOMO görürsem kârla satabilirim bile. Ama ben aldım/sattım’dan çok, burada genel bir yönetim ve “herkes korkarken ne yapılması gerektiği” ile ilgili elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Bence hak yemeden ve ön yargılı olmadan, önce biraz daha alçakgönüllü olmalısınız. Sizin özelinizde olmasa da böyle tepeden yorum yapanlar genel olarak… Ben böyle olduğum için öncesinde de, kimsenin cesaret edip yazamadığı zamanda da tüm portföy yönetiminin detayına kadar paylaşıyorum. İnsanlar okumuyorsa yapacak bir şey yok. Süreçlerde dayanamayanlar ya da bir plan sahibi olmayanlar, sonuçları anlatırken “ego” ya da “şans” diyor. Süreç içindeyken “mal” diyor. Öğrenmek isteyene açık bir profil. Ama istemeyene zorla kimse bir şey yaptıramaz. Bence genel olarak herkes kumarı bırakıp portföy yönetimine bir bütün olarak bakmalı. Piyasalarda geçirdiğim 25 yıllık tecrübeyi aşağılamaya çalışmak yerine, fayda sağlayabiliyorsa sağlamalı. Olmuyorsa da geçmeli. Eğer sadece kripto odaklıysanız, benden çok daha iyi yapan X’te binlerce çok değerli muhterem kripto fenomeni dostumuz var. Mükemmel sepet yapıyorlar. Ben 4 senedir beceremedim. Hep en dipten alıyorlar, en tepeden satıyorlar. Müthiş insanlar hepsi. Ben mesela — işimin bir parçası olan vadeli işlemler dışında — 2021’de yine canlı yayında bir plan yaptım. Planım 2022’de geldi ve 30K altında toplamaya başladım. 15K’ya kadar düştü. Sonra 108K’da satmaya başladım. 126K’ya kadar çıktı. (Koydum videosunu, “hayal görüyorsun” demeyin diye.) Ortalamama göre 5-6x arası kâr elde ettim. Ama diğer arkadaşlar hep 50x yaptığı için benim düşük kaldı. Şu anda da planı yaptım, izlediğiniz son yayında. Uygulama zamanım geldi, uyguladım. Bitcoin’in portföyümdeki oranından yönetebildiğim şekline kadar gayet memnunum. Son yaptığım yayında size 87k’nın fiyatı 97-98 civarına kadar götürme olasılığı olduğunu (götürdü ✅) AMA bunun bir düşüş retesti olabileceğini, bölgenin kaybında da sırasıyla önce 70’li seviyelerin, sonra da 60’lı seviyelerin. Yani 200 haftalığa kadar inebileceğini anlattım. Buralardan da ben toplayacağımı söyledim ve topladım. (Koydum videosunu da) Sattığımda nasıl kimse mutlu olmadıysa. Aldığımda da tabii ki olmayacak… çünkü ben size bir umut vermiyorum. Analitik, data odaklı bir inceleme yapıp olasılıkları ve planlarımı anlatıyorum. Beğenmiyorsanız basitçe dediğim gibi daha başarılı arkadaşları takip edebilirsiniz.

Heisenberg

26,472 просмотров • 8 месяцев назад

Emin Vural: Aykırılığın Sessiz Bedeli Onu ilk tanıdığımda yaşlı ve huysuz bir adamla karşılaştığımı düşündüm. O ilk izlenimin tortusu içimde hep bir utanç olarak kaldı. Çünkü zamanla anladım ki, o yaşlı sandığım adam, aslında gençlerin önünde yürüyen; huysuz sandığım kişi, aslında hakikatin huysuzluğu ile hareket eden bir yürek taşıyordu. Tanıdıkça şaşırdım, hayran oldum, sustum. Bazı insanlar anlatılarak değil, ancak yaşanarak anlaşılır. Emin Vural abi onlardan biriydi. Emin abi ise susar, bakar ve sadece gerektiğinde konuşurdu. Onun her cümlesi, kırk yılın tortusunu taşırdı. Lafı uzatmaz, çalıyı dolanmazdı. Ne söylüyorsa doğrudan söylerdi. Yüzüne bakarken sözün ağırlığını hissederdin. Adamın hasından anlardı. Gözle, duruşla, bir selamla insanı tartardı. Çıkar hesabı bilmez, ajanda tutmazdı. Ne günü kurtarmaya oynar, ne geleceğin riyakâr planlarıyla uğraşırdı. Hep “şimdi ve burada” olurdu. Hesapla, kurnazlıkla, ihtiyatlı suskunluklarla işi olmazdı. Kimi insanlar kendilerini yıpratmaktan çekinir, o ise hakikat yıpranmasın diye kendini harcamaktan çekinmezdi. Emin abi matematik öğretmeniydi. 80 darbesinde mesleğinden ihraç edildi. Ömrünün baharında, düzenin çarklarına çomak sokmanın bedelini ödedi. Kimi feda eder, kimi diyet öder ya... O, hem feda eden hem de diyet ödeyendi. Ne sisteme yaranmak istedi, ne topluma sevimli görünmek… Kalabalığın içinde hep bir yalnızlık taşıdı. Kürt mahallesinin aykırısıydı o; düzenin dışına düşmeyi seçmişti. Bu yüzden ne kadar yalnız kaldığını yalnız Allah bilir. 80’li yıllarda sadece fikriyle değil, cesaretiyle de dimdik dururdu. Apoculara karşı sadece sözle değil, gerektiğinde beline taktığı emanetiyle, gözünü kırpmadan yürürmüş. Ölümden sakınmaz, doğru bildiğinden bir adım geri durmazmış. Gözü kara, budaktan esirgemeyen, inandığı hakikate bedel ödemeye hazır biriydi. Cesareti, öfkesinden değil; inancından beslenirdi. Onun o sert duruşunun arkasında ince bir kalp vardı. Bunu en iyi bilenlerden biri de Mehmet Yavuz abiydi. Ara ara takılırdı ona: “Sakin ol ihtiyar, kalbine zarar vereceksin,” der, gülerek omzuna dokunurdu. Emin abi ise sadece bakar, sonra hafifçe tebessüm ederdi. Sait Hoca’ya “Sofi” derdi; onun gönül yönünü, derviş ruhunu böyle selamlardı. Bana ise gecenin bir yarısı telefon açar, “Türk kardeşş!” diye seslenirdi. Sonra başlar, en az bir saat konuşurdu; kızar, güler, bağırır ama sonunda muhabbete bağlardı. Herkese farklı, ama içten gelen bir yerden hitap ederdi. Hitapları bile onun duruşunun, sevgisinin ve mücadele tarzının bir yansımasıydı. Bir tek derdi vardı: Adalet. Bunu onun kadar sık, onun kadar içten söyleyen çok az insan gördüm. Adalet derdi, başka bir şey demezdi. Bazıları ona “zor adam” derdi, bazıları “anlaşılmaz”… Ama derinlemesine tanıyanlar için o, zamanın Ebu Zer’iydi. Herkesin susmaya razı olduğu yerde konuşur, herkesin konuştuğu yerde susar, ama hiçbir zaman eğilmezdi. Ebu Zer gibi yalnız yaşadı, yalnız yürüdü. Ama arkalarında bir iz, bir yara ve bir çağrı bırakırlar. Sigara içmek ona yakışırdı. Evet, özenilecek bir şey değil ama itiraf etmeli: O sigaranın dumanı bile Emin abinin duruşuna bir siluet gibi otururdu. Çünkü o içten yanıyordu zaten; sigara sadece eşlik ediyordu bu yanışa. Bugün onu anlatmak zor. Çünkü onu anlamak da zordu. Emin Vural, bir ekol değildi, bir manifesto hiç değildi. O bir hâl, bir niyet, bir ıstıraptı. Düzenin aykırısı değil, hakikatin yalnızıydı. Onu tanımış olmak, sadece bir adam tanımak değil; bir çağrıyı duymak gibiydi. Şimdi geriye dönüp bakınca, en çok neyi özlüyorum biliyor musunuz? O gece yarısı telefonlarını… “Gel,” deyişlerini… İşini gücünü bırakıp Ümraniye, Bulgurlu’daki o münzevi işyerine gitmeyi... Demli kaçak çay eşliğinde gece yarısından gece yarısına uzanan o uzun sohbetleri... O anlatırdı, ben araya bir iki kelime sıkıştırabilirsem şanslı hissederdim kendimi. O geceler hem dersti, hem terapiydi. Mekânı cennet olsun. O, adaletin sessiz bir nöbetçisiydi. Giden, bir adam değildi sadece; bir direniş biçimiydi.

Erdal ELİBÜYÜK

16,914 просмотров • 1 год назад

Tek Tek hesap yaptı Şampiyon Galatasaray olur Abdülkerim Durmaz: Soru: Umut var mı? Umutlarınız arttı mı? Yoksa hala Galatasaray kesin olarak şampiyon diyor musunuz? Abdülkerim Durmaz: Kesin demiyorum ama Galatasaray şampiyon diyorum tabii ki hala. Kesin diye bir şey yok. Fakat şu var. Mesela ben şöyle anlatayım. Ben mantıklı konuşuyorum. Şimdi Fener yoktu. İpler ona geçti. İpler ona geçti. Niye ipler ona geçti? Fenerbahçe 5'te 5 kazanırsa şampiyon oluyor. Bu ipler elinde demek mi? Böyle ip olmaz olsun. Öbürüne bakasın sen. Lidere bak. 4 maç kazanıp. Bir tane beraber kaldı mı Fener'le şampiyon adam. Onunki daha kolay. Artı ben mesela Fenerbahçeli olarak şu anda Galatasaray'la yer değiştir bize Ertem. Ben 68 olayım Galatasaray 66 olsun. Tamam mı? Ve biz bu derbiyi Saraçoğlu'nda Kadıköy'de oynayalım. İstemez mi Fenerbahçeli? Milyonlarca Fenerbahçeli Allah derim yani. Yani ben burada Galatasaray'ın Ne kadar büyük avantaj elde ettiğini söylüyorum haftalar önceden. Yani Fenerbahçe, Karagümrük, Kayseri, Karagümrük, Antalya ve Kasımpaşa üçlüsünden sonra lig bitmiştir dedik. Galatasaray o ara Trabzon'a yenildi. Bugün Kocaeli ile beraber kaldı. Ona rağmen iki puan önde ve Galatasaray-Fenerbahçe maçı Rampart'ta oynanacak. Bak ne kadar büyük avantaj sağlamış. Sur'da bile mesela... Fenerbahçe'nin iplerinin elinde falan diyebiliyor insanlar. Ben dün Trabzon takımı çok garip şekilde bir puan kaybetti. Yani kalesine gelmeyen bir rakibe böyle artık penaltı evet herkes penaltı dedi ama böyle hiç manasız anlamsız adamın eline mi çarptı adam orada niye kasıtlı oynasın falan bir pozisyonla penaltıyla Allah muhafaza. Allah muhafaza şunun için diyorum Fener'le olduğum için. Trabzon dün maça garip penaltı olmasa Fenerbahçe Galatasaray beraberliğinde Trabzon şampiyon oluyordu. İkili avarajla. Nedir o? Aynen. Galatasaray'a. İkili avarajla Galatasaray'ı geçerdi. Fener'i belki de puanla geçecekti yani. Geçecekti yani. Çünkü biz beraber kalacaktık Galatasaray'la. Trabzon bu maçların tamamını kazanırdı. Fenerbahçe bu hafta 7 puan kazandı. Şimdi ben Fenerbahçe tabii ki en azından şöyle diyoruz biz şimdi. Bizim geçen haftaya kadar hatta Trabzon maçından öncesine kadar hiç umudumuz yoktu. Değil mi hiç? Bu bize şimdi ne umut verdi? Bir tane final oynayacağım. Transpark'ta, Marspark'ta. Zor, zor ama... Hiç olmazsa bir final oynayacağım yani. Şeyini verdi. O finalde şöyle Rize'yi yeneceğim. Hata yapmayacağım. Geçler birliğini yener diye düşünüyoruz Galatasaray. Öyle. Hani ben Rize'ye bir kayıp yaparsam finali de oynayamayabilirim. Düşün bak. Rize'den iyi çıksam bile Fenerbahçe'nin bir tehlikesi var. Fenerbahçe'nin 7-8 oyuncusu kaç sınırında? Galatasaray'ın bir tane kaç sınırında oyuncusu var. O da yedek oyuncu. Eren Elmalı. Bak düşün. Şimdi Fenerbahçe çok dezavantajlı. Ama buna rağmen şu oldu bugün itibariyle. Eğer Rize maçında bir aksilik yaşamazsam, Kasımpaşa'daki yaşam, Kasımpaşa gibi, evet bir finalde gideceğim orada attıracağım.

Galatasarayultrataraftar

92,107 просмотров • 6 месяцев назад

Bu Söyleyecklerim her yerde Yankılanacak Hasan Şaş: Çünkü bugün benim söylediğimin çok yerde yankılanacağını da biliyorum. Şimdi Galatasaray futbol takımı her zaman şampiyonluğu oynar. Şampiyonluğu oynamadığı senelerde bunu biliriz. Ama ben 42 yıldır 8 yaşından beri Galatasaray'ı takip ediyorum. Galatasaray futbol takımı bu şampiyonluklara nasıl eriştiğini çok iyi bilirim. Hocaları bilirim, yardımcı hocalık yaptım. Futbolunu oynadım, taraftarlığını yaptım, her şeyini yaptım. Ama bugün müsaade ederseniz ben bir parantez açmak istiyorum. Bu açtığım parantezde de Okan Buruk var. Okan Buruk var. 3 yıl şampiyon yapmış. Ben geçen sene başladım. Youtube'da programlarımı. Bu yıl devam ettim. Bunların %80'i Okan Buruk'un etrafında dönen veya Okan Buruk'la ilgili benim hep övücü şeylerim ortaya çıkar. Çıksınlar baksınlar. Canlı yayın yapıyoruz. Bundan önce de, bundan sonra da hep canlı yayın yapıyoruz. Eleştirdiğim noktalar da oldu. Yalan mı? Çok eleştirdim. Mesela Konya maçı çok eleştirdim. Kocaeli. Kocaeli maçı çok eleştirdim. Juventus maçı. Juventus maçı çok eleştirdim. Her şeyi çok eleştirdim. Ama şu an bir şey var. Bak. Ligin bitimine 6 hafta kala. Bana bir kişi bu kadroyla çıkamaz. Neden hocam? Çıkmaz. Risk midir? Bak Torreira. Icardi'nin. Yedek kaldı. Ben sayayım. Taraftarlar bize müdahale etsin. Hasan Şaş'tan yanlış konuşuyorsun desin. Şimdi 3 gün önce Trabzon maçını kaybedeceksin. Değil mi? Macor bir maç. Barış. Santrafor mu? Değil. Salay sol açık mı? Değil. Sanay yerinde mi? Yerinde. Aspiril 10 numara mı? Değil. Tercih etme. Lemina'dan ne beklersin? Bilmiyorsun. İlk aydan ne beklersin? Bilmiyorsun. Boya'ya defans yapar mı? Yapar. Singo, Abdülkerim'in yerinde ki zaman zaman hatalar yaptı bugün. Bilmiyorum. Jakobs yok. Şampiyonlar Ligi'nin müdavimini diyelim. Jakobs yok. Eren var. Ve Galatasaray şampiyonluk maçına böyle bir kadro ile çıkıyorsa bunun hakkı hakka teslim etmek lazım. Okan Buruk burada büyük bir teknik direktörlük yapmıştır. Bak Torreyra diye bir adamı kesmiştir. Son 3 yıldaki kutlu şampiyonluk yolunda her şeyini vermiş bir Torreyra'yı Trabzonspor maçında oynatmadı bugün. Bugün kafasındaki hazırlandığı maç hazırlandığı maç riskli kadro ama Okan Buru'nun bugün teknik direktörlüğü bugün teknik direktörlüğü kaşelerle o noterden gittiğim 37. Nihat Beyan vardı eskiden bizde. Biliyor musun? Bugün vurmuştur. Mühre vurdu mu hocam? Bugün mühre vurdu. Şampiyon olur olmaz. Ben ona bakmıyorum. Ama hiç kimse, hiç kimse kolay kolay dünyada, Türkiye'de böyle risk alıp ben bu maçı böyle kazanacağım diyen bir Asperilla diye bir oyuncu yoktu ya iki ay önce. Var mıydı? Yoktu. Onunla başlayacak. Şalay'ı en sola atacak. Barış Santrofordel orada oynayacak. Böyle bir kadroyla çıkı ve teknik direktörlüğünü bugün herkesin benim için değil. Ben iki yıldır Okan Buru savunuyorum. Benim için değil. Ama Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan insanlar için bugün teknik direktörlüğünü ilan etmiştir.

Galatasarayultrataraftar

65,860 просмотров • 6 месяцев назад

Leao Transferi Detaylı anlattı Galatasaray'ın asıl amacını açıkladı 👏👑🦁💛❤️ Yağız Sabuncuoğlu: Şimdi iki takım da masada olduğunu 1 aydır falan herhalde söylüyorum. İlk Mayıs'ta söylemiştim, programa girmeden baktım. Bunu niye söylüyorum? Çünkü geçtiğimiz günlerde kendi kanalımda da yaptığım programda da dile getirmiştim, burada da dile getirmiştim. Neden Galatasaray medyası organize bir şekilde, hem medya mensupları hem de anonim hesaplar, Leao Galatasaray ilişkisini yalanlıyor, anlamıyorum diye. Bugün geldiğimiz noktada, o gün yalanlayan kişiler ya da hesaplar, Rafael Leao Galatasaray ilişkisini yazmaya başladılar. Transfer çalımı, 0-6 yaş grubunu mutlu edebilecek bir şey. Transfer çalımı ya da yiyebilirsin, ata da bilirsin. Bunun üzerinden bir hikâye yazmak, kulüpleri tabii ki manevi olarak, yönetimlere kredi sağlayacağı için tatmin eder. Gerçek şu ki, ikisi de istiyor ve birkaç gündür bir haber vardı, hemen kendi yaptığımız bir haberdi, onu söyleyeyim sana. Cihan Kamer'in Milano seyahati. O Milano seyahatinin aslında biraz daha Gornik maçından sonra teklif yapılacağını dile getiriyorduk ama Gornik maçından önce Cihan Bey gitti, Milano'da masaya oturdu ve masaya oturduğunda bir esneme göremedi. "40 milyon euro seviyesi, hatta olabilirse daha altına bitirmek istiyoruz" düşüncesi Fenerbahçe'de hâlâ hâkim ve yapılan sözlü teklif de bu seviyedeydi. Bonuslarla beraber 40'a yakın bir teklifti. Ama bu teklifi kabul etmeyi düşünmüyor Milan. Bunu söyledi o görüşmede. Oyuncu tarafı hep konuşuluyor. Oyuncu tarafının, bildiğin üzere 8 milyon euro net maaşı var. 8 milyon euro net maaşın dışında da gelen teklifler, cılız tekliflerdi bugüne kadar hep Avrupa'dan. Ya da onu görmek isteyen işte kendisini, çünkü hep Leao, "Premier Lig'e gideyim, Avrupa'nın 5 büyük liginde kalayım" arzusundaydı. Ama 8 milyon euro net maaş aldığı yerde, Türkiye'den de 10 ve üzeri teklifler geldiği noktada, oralar otomatikman idealist bir kişi değilsen kapanıyor. Ha, Leao ne ister? Belki der ki: "Ben Şampiyonlar Ligi seviyesinde, daha doğru ifadeyle, Avrupa'nın 5 büyük liginde gözünün önünde kalayım" der, daha düşük bir rakama gidebilir. Ama gelmesi için 10 ve üzeri bir rakam, Leao'nun temsilcisi bunu iletti. Daha doğru ifadeyle avukatı diyeyim. Görüşmelerde o da vardı. Benim tahminim, tahmin demeyeyim daha doğru ifade, bilgim: 12 milyon euro toplam pakette bonuslarla, çok haber çıkıyor ya, 12 milyon euro bonuslarla beraber, biraz daha belki üstü oynama olur, böyle daha zor bonuslar da eklenerek. Fenerbahçe de Galatasaray da bu parayı vermeyi kabul ettiği an, zaten Türkiye'ye gelme konusunda bir sıkıntı yok. Çok haber çıkıyor: Fenerbahçe ile anlaştı, az önce girerken Galatasaray ile anlaştı. Sürekli bu durum var. Buradaki asıl problem, yani Leao'yu parçalı formayla mı, çubuklu formayla mı göreceğiz? Eğer Türkiye'ye gelecek olursa, bu sorunun cevabını Milan verecek. Milan Fenerbahçe ile anlaşırsa Fenerbahçe'ye gelecek, Galatasaray ile anlaşırsa Galatasaray'a gidecek. Burada Leao'nun Fenerbahçe ve Galatasaray ile anlaşması bir şey ifade etmiyor şu anda. Çünkü zaten Türkiye seçeneğine sıcak baktığını bir süredir dile getiriyoruz programlarda da. Ana mesele burada bu. Şimdi işin içine girmek gerekirse, Fenerbahçe bonservis ödemeye sıcak bakıyor. Galatasaray ise zorunlu satın almayla almaya sıcak bakıyor. Bunun sebebi de orta saha transferine ayrılacak yüklü bütçe. Bu yüklü bütçenin, Leao da büyük bir isim, doğru mu? Yani Leao'ya da büyük bir bütçe ayırabilirsin. "Evet, bütçe ayırırım ama" diyor, "ben zorunlu satın alma yapayım. 50 milyon euro mu vereceğiz totalde, Milan'ın istediği? 45'ini en azından önümüzdeki sene, Haziran'dan itibaren ödemeye başlayayım. Gelecek sezonun Financial Fair Play'de limitlere girsin. Türkiye Futbol Federasyonu limitinden biz bu sene atıyorum 5-10 indirelim." Lesley Ogochukwu transferi de bu. Şimdi insanlar diyor ya, "Niye satın alma opsiyonlu geldi, gitsin, etsin?" Ya ben sana söyleyeyim, 15 üzeri maç. Yani aslında LesleyUgochukwu, ha, oynatmaya da bilirler. Biliyorsunuz bu geçmiş yıllarda olmuştu Masuaku'da. Devreye girmesin madde diye. Ama o da zannetmiyorum. Sonuçta aldığın oyuncu Chelsea'de forma giymiş bir oyuncuydu. Ardından Burnley'e gitti. Premier Lig oynamış bir oyuncu. O süreç devam eder. Ama Galatasaray'ın temel arzusu bu. Seneye atalım biz. Şöyle de bir durum var: Galatasaray da bu transferde uzun süredir zaten işin içindeydi ama artık net olarak masaya giriş yaptı onlar da. Yakın süreçte de ben teklif yapmalarını bekliyorum resmi olarak.

Galatasarayultrataraftar

80,049 просмотров • 2 месяцев назад

Sene 1920... Ocak ayı... Mustafa Kemal Paşa, milli mücadelenin ilk stratejik hedefine ulaşmış ve Osmanlı meclisinin açılmasını sağlamıştı. Meclis, Aralık 1918'de kapatılmıştı. Çünkü İngilizler, meclisin ayak bağı olmasını istemiyordu. Sevr süreci, Vahdettin-Damat Ferit'le yürütülecek, Anadolu'daki tüm direniş girişimleri yok edilecek, anlaşma imzalanacak, ardından güdümlü bir meclis açılacak ve anlaşma onaylanarak yürürlüğe girecekti. O yüzden bu geçiş sürecinde meclis olmamalıydı. Anayasaya göre meclisin feshi mümkündü. Ama bunun süresi vardı. Belirli bir süre içerisinde seçim kararı almak ve meclisi toplamak gerekiyordu. İşte, Vahdettin-Damat Ferit bu noktada anayasayı ihlal etmeye karar vermişti. İşgal dönemi olağanüstü süreç kabul edilecek ve seçimler ertelenecekti. Ta ki Sevr imzalanıncaya ve direniş oluşumları temizleninceye kadar. Aralık 1918'de meclis feshedildikten sonra İttihatçı kalıntılarının üzerine gidildi. İngilizlerin oluşturduğu tutuklama listesi yürürlüğe kondu. Dönemin sadrazamı bu ağır hamleyi yapmakta tereddüt edince Damat Ferit sadrazamlığa geçti ve kıyıma başladı. Şubat 1919'dan itibaren pek çok potansiyel direnişçi, İttihatçı ve vatansever ya hapsedildi ya gözetim altına alındı ya da susturuldu. Mustafa Kemal Paşa o dönemde izolasyon politikası uyguluyordu. İttihatçılarla bir süredir bozuk olması, Alman ittifakına karşı çıkması ve Kasım 1918'den beri açıktan anti-İngiliz politikası gütmemesi onun kamufle olmasına yetmişti. Ama dahasına ihtiyacı vardı. Direnişi örgütlemek için Anadolu'ya geçmeliydi. Örtülü stratejileri sayesinde Samsun görevini kapınca ve Anadolu'ya geçince direnişi örgütlemeye başladı. İzolasyon politikasını terk etti, askerlikten ayrıldı ve fert olarak işe koyuldu. İlk hedefi direnişi örgütlemekti. Yani sivil toplum örgütlerini, işgal karşıtı askeri ve bürokratik çevreleri etrafında toplamak ve İngilizlerin uygulayıcısı Damat Ferit'i görevden aldırmaktı. Ancak bu sayede meclisin açılmasını sağlardı. Mustafa Kemal için meclisin açılması ilk hedefti. Çünkü meclis açılırsa, millet adına meşru kararlar alınırdı. Bunlar direniş kararlarıydı. Örneğin Misak-ı Milli... Kongreler dönemi sivil-askeri-bürokratik çevreleri direniş adına bir araya getirme-hazırlama dönemiydi. Bu işi yapmadan Damat Ferit'e yüklenmesi zordu. Erzurum ve Sivas Kongreleri'ni başarıyla topladıktan ve direnişi Anadolu'ya yaydıktan sonra Damat Ferit'i hedef aldı. Hamlesi şuydu: Hiçbir şehir, valiler, komutanlar, devlet kuruluşları İstanbul'la yani Damat Ferit'le irtibat kurmayacaktı. Eylül ayında bu hamleyi yaptı ve Damat Ferit'i iş göremez hale getirdi. Damat Ferit'in düşüşüyle daha ılımlı bir hükümet kuruldu. Seçim kararı alındı. Meclisin açılması için hazırlıklar başladı. İşte bu nokta Mustafa Kemal'in en zorlu süreçlerinden biriydi. Meclis İstanbul'da yani İngilizlerin avucunda açılacaktı. Oraya gitmek istemiyordu. Ama meclisten geri kalmak da istemiyordu. Haliyle meclisin Anadolu'da açılmasını istedi. Fakat mücadelenin öncüleri, Karabekir ve Rauf gibi isimler de dahil, meclisin İstanbul'da açılmasını istediler. Böylece güç merkezi yeniden İstanbul'a kaydı. Zayıf yürekli mebuslar tehlikenin artık geçtiğini düşünüyordu. Mustafa Kemal asiliği durdurmalı ve ipleri meclise bırakmalıydı. Zaten Mustafa Kemal, çok sivrilmişti. Onun ismi, hanedanla çatışma yaratıyordu. Meclis açıldığına göre onu çevresinde bulunmak çok da lüzumlu görülmüyordu. Öyle ki, Mustafa Kemal'in İstanbul'a geçmeden önce Eskişehir'de toplantı yapmak fikrine çoğu mebus katılmamıştı. Onunla görüşmeyi bile lüzumlu bulmadılar. Meclis açıldıktan sonra İngilizler ve Vahdettin, Kuvayi Milliye'nin kendini feshetmesini talep etti. Çünkü meclis açıktı ve Kuvayi Milliye gibi illegal bir teşkilata lüzum yoktu. İngilizlerin ve Vahdettin'in baskıları, ılımlı hükümeti de tesiri altına aldı. Ankara'ya yazıp Kuvayi Milliye'nin feshini talep ettiler. Meclisteki azımsanmayacak bir grup da bu düşünceye yakınlaşmıştı. Öyle ki Mustafa Kemal'i meclis başkanı seçmek istemediler. İstanbul'a bile gelemeyen biri meclis başkanı olur muydu? Onun asiliği ve keskinliği İngilizlerle kurulacak dengeyi bozardı. Onun saltanata karşı dik duruşu sarayla aralarını açabilirdi. Özetle, meclis açılmıştı. Sistem çalışmaya başlamıştı. Mücadele amacına ulaşmıştı. Artık Mustafa Kemal ve Kuvayi Milliye'si kenara çekilmeli ve işi meclise bırakmalıydı. O esnada İstanbul'da bulunan ve meclisin nabzını tutan Mazhar Müfit, Mustafa Kemal'e yazdığı uzun bir mektupta direniş motivasyonunun dağılma noktasına geldiğini anlatır. Bahsettiğine göre sadrazam meclise gelmiş ve Kuvayi Milliye'nin artık dağıtılması gerektiğinden bahsetmiştir. Üstelik sadrazama esaslı şekilde karşı çıkan da olmamıştır. Meclise göre, mücadelenin kalanını artık meclis yapabilirdi. Hem de üstelik İstanbul'da, İngilizlerin avucunda. Bu kapsamda Misak-ı Milli kararları kabul edildi. Meclis, İstanbul'da İngilizlere göz dağı verdi. Böylece meydan okuma başladı. İngilizlerin ilk hamlesi saraya oldu. "Bağımsızlık türküsünü" beğenmemişlerdi. Hükümeti baskı altına aldılar ve ağır talepler sundular. Hükümet çaresiz kaldı ve düşürüldü. Yerine gelen hükümet de çaresizdi. Meclis, göz dağını vermişti ama gerisini getirecek teşkilatı ve organizasyonu yoktu. Peki ne oldu? Potansiyel direnişçiler İstanbul'da İngilizler için kolay av oldu. 16 Mart günü İstanbul fiilen işgal edildi ve mücadelede yer alabilecek pek çok isim ele geçirildi. Tutsak edildi ve Malta'ya sürüldü. Vahdettin, Damat Ferit'i yeniden hükümetin başına geçirdi. Böylece, önceki yıl güçlükle elde edilen ilk stratejik hedef kolayca kaybedildi. Mustafa Kemal'e burun kıvıranlar, onu asi ve tehlikeli bir tip olarak görenler, ondan uzak durmaya gayret edenler, onu meclis başkanı seçmeyenler, Kuvayi Milliye'nin dağıtılmasını isteyenler, ne yaptılar? Kurtulmayı başaranlar, Mustafa Kemal'in yamacına sığınmak için Ankara'ya kaçtılar. Mustafa Kemal, İstanbul'a gitseydi oyun biterdi. Mustafa Kemal, Kuvayi Milliye'yi dağıtsaydı oyun biterdi. Mustafa Kemal, bir kenara çekilseydi, oyun biterdi. Ama hiç birini yapmadı. Onun yerine hesap yaptı. Meclisin basılacağını, başkentin işgal edileceğini hesaplamıştı. İşte Kuvayi Milliye'nin o vakit iş göreceğinin bilincindeydi. Süreç “kaçınılmaz” değildi. Ciddi dağılma, teslimiyet ve yanlış hesap ihtimalleri vardı ve Mustafa Kemal’in stratejik ısrarı belirleyici oldu. Milli Mücadele bir destandı. Ama el ele, her daim birlik ve beraberlik içinde yürüyen bir destan değildi. Yolu çok defa cehennemin içinden geçmiş, türlü tehlikeler atlatmıştı. Milli Mücadele'yi düze çıkaran ise çoğu vakit Mustafa Kemal'in hesaplarıydı.

Con Sinov

50,511 просмотров • 4 месяцев назад