Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Sevan Nişanyan: - Erdoğan ister seçimle gitsin ister ecel yoluyla, her ikisinde de Türkiye'yi uzunca bir süre kaos bekliyor. - Erdoğan'ı sevmeyenler bile onun dönemini arayacak. Bundan eminim.

128,542 Aufrufe • vor 1 Jahr •via X (Twitter)

10 Kommentare

Profilbild von YoHaRi
YoHaRivor 1 Jahr

Çok yoruyorsunuz. Devlet memurluğu gibi düşünün. İşini beceremeyen gider yenisi gelir. O da beceremezse yenisi gelir. Bu kadar basit aslında

Profilbild von Nur 🇹🇷
Nur 🇹🇷vor 1 Jahr

Erdoğan'ı hazırlayan devlet yedeğini, yedeklerini hazır etmemiş olabilir mi?

Profilbild von Prof. Dr. Abdulvahap Akıncı 🇹🇷
Prof. Dr. Abdulvahap Akıncı 🇹🇷vor 1 Jahr

II. Abdülhamid gitsin diye çabalayanların sonradan çektikleri ızdırabı çekeriz.

Profilbild von Abdullah Emiroğlu
Abdullah Emiroğluvor 1 Jahr

1900'lerde tek adamla yönetilince tü-kaka, 2025'de yönetilince aman gitmesin!?

Profilbild von Cezzar Ahmet
Cezzar Ahmetvor 1 Jahr

Bugün “ekonomi erken seçim olmuyor diye kötü” manasında konuşan ekonomistler gevşek gevşek biz iktidar değişince düzelecek demedik ki diyecekler. Uzun zamandır iktidar değişmediği için hatırlayan çok kişi kalmadı ama geçmişte hep öyle oldu.

Profilbild von Av. Emin Velioglu
Av. Emin Veliogluvor 1 Jahr

Sanmıyorum Erdoğandan sonra gelecek kişi ondan daha güçlü olacak rahmetli üstad söylemişti

Profilbild von Ali Vural
Ali Vuralvor 1 Jahr

RTE’yi sevmem ama ben de böyle düşünüyorum. O gittiğinde yerine şu anda ittifak halinde oldu İttihatçı/Ergenekoncu tayfadan başka yerine gelebilecek bir siyasi güç yok. Geriye dönüp baktığımızda, ihtiyaçların Türkiye’yi ileri götürdüğüne dair bir tarihsel veri de yok elimizde.

Profilbild von Fırat şahin
Fırat şahinvor 1 Jahr

Aynen hocam çok doğrudur Allah reisimizi başımızdan eksik etmesin

Profilbild von KİTAP KOKUSU
KİTAP KOKUSUvor 1 Jahr

Fazla uzağa gitmeye gerek yok 2015 ilk seçiminde ak parti tek başına hükümet kuramadı millet tutuştu seçim yenilendi ak parti rekor kırdı Erdoğan kendini bu ülkeye feda etmiş bir adam ama gözleri var görmezler

Profilbild von Dr Gülseren Tekeli
Dr Gülseren Tekelivor 1 Jahr

Vatan hainleri Erdoğan gitmesin diye kıçını yırtarken

Ähnliche Videos

oncelikle yilbasiniz kutlu olsun, yeni yilda herkese once saglik sonra da bol bol para diliyorum. simdi gunun surprizine gelelim.. 4 aydir her gun duzenli bir sekilde kullanabileceginiz hazir sistemler ve otomasyonlar paylasiyorum, hatta dun bunlarin hepsini ucretsiz bir sekilde paylastim. bugun ise paylastigim sistemlerin bazilarini kullanarak bir urun cikarttim. icerisinde video olusturabiliyorsun, viral videolari kopyalayabiliyorsun, thumbnail olusturabiliyorsun, otomatik montaj yapabiliyorsun.. liste boyle uzadikca uzuyor. kisaca sosyal medya icin ihtiyacin olan her sey icerisinde mevcut. en guzeli de tamamen bedava.. bugune kadar yaptigim her seyi karsiliksiz bir sekilde sizin yararlanmaniz icin ucretsiz paylastim. ve yine bugun de biliyorum ki aranizda ureten ama butcesi el vermeyen ai sevdalilari var. ben de size bu yilin son kiyagini yapiyorum ve kaydolan herkese 10 kredi tanimliyorum. ister video uret, ister gorsel, ister montajla, ister reklam filmi uret.. say say bitmiyor cebinden 1 kurus harcamadan bugun bunlarin hepsini yapabileceksin. platforma referans sistemi ekledim, klasik arkadasini davet et 10 kredi kazan. ortalikta ai sevdalisi cok fazla zaten, onlara gonder sen de yararlan onlar da yararlansin. ikinize de 10 kredi. son olarak bu platformu da hem kendim icin, hem de bu otomasyonlarin nasil urunlestirilebilir oldugunu bizzat sizlere gostermek icin 1 haftada cikarttim. yetismeyen bir suru sey var, daha da eklenicek ama guzel bir challange oldu. skool tarafina da bu platformu 0dan nasil olusturabileceginizi, otomasyon dosyalarini vs. gerekli olan her seyi ekleyecegim. 2026 yilinda buyuk yenilikler hepimizi bekliyor, mobil tarafinda da projeler gelicek. skoola 2026'da maalesef buyuk bir zam gelicek, eger gercekten ilgilenenler varsa dmden ulasabilir. her neyse lafi daha da uzatmiyorum viralmaker'da bugun benden size yilbasi hediyesi olarak benim referans linkimle beraber 20 kredi, istediginiz araci kullanabilirsiniz. logosunu bile kendi icerisinde yaptim oyle soyleyeyim. butun bu araclara ucretsiz bir sekilde erismek ve 20 kredi icin gonderiyi begenip yorumlara "viralmaker" yazman yeterli hocam.

Umut Çakır

19,340 Aufrufe • vor 7 Monaten

BAŞKAN TRUMP İLE YAPTIĞIM SORU CEVAP - 1 -Bir Türk olarak Ankara'ya gelişinizin ilgiyle beklendiğini size söyleyebilirim. Büyük dostunuz Erdoğan'a ve Türk halkına mesajınız nedir? Çünkü iki haftadan kısa bir süre içinde orada olacaksınız. +Türkiye’den misin? -Evet, Türküm. +O benim bir dostum ve savaşın dışında kaldı, biliyorsunuz, belki de İran tarafında çok güçlü bir adaydı; çünkü bildiğiniz gibi İsrail'in büyük bir hayranı değil ve ben ondan dışında kalmasını istedim, o da dışında kaldı. Ve biliyorsunuz başka kim harikaydı, Çin Devlet Başkanı Şi; dahil olabilirdi, petrolünün yarısını o bölgeden alıyor ve bunu isteyebileceğini görebiliyordum, ben de ondan lütfen dışında kalmasını istedim ve o da öyle yaptı. Biz, biz iyi bir iş çıkardık ama o dışında kaldı. Erdoğan harika bir lider, çok güçlü bir insan, harika bir ordusu var ve ben ondan dışında kalmasını istedim, o da öyle yaptı; Çin Devlet Başkanı Şi de öyle yaptı ve açıkçası, gerçekten bakarsanız, Putin de öyle yaptı; ama Vladimir'in odaklanacak başka şeyleri olduğunu söyleyebilirsiniz, yine de hepsi dışında kaldı. Erdoğan... bakın, Türkiye'yi seviyor, değil mi? Harika bir iş çıkarıyor. Türkiye'yi seviyor. Ben ABD'yi seviyorum ama o Türkiye'yi seviyor ve harika bir iş çıkarıyor. Saygı duyulan bir adam, saygı duyulan bir lider ve benim bir dostum oldu. Şimdi bunu söylememeliyim, çünkü (Fox News) Peter gibiler "O, Erdoğan'ı seviyor" diyordu. Şimdi Peter, Peter ve diğer bazısı diyelim, ama Erdoğan güçlü bir adam ve ondan şimdiye kadar istediğim her şeyi yaptı.

Yunus Paksoy

1,691,466 Aufrufe • vor 1 Monat

her hafta ne yazdığını unutan, karakterin iç dünyasından tamamen kopmuş bir senaristten gerçekten gına geldi. nüzhet’i bambaşka biri hâline getirdiler; zaten kendine ait tek bir hikâyesi kalmadı. önce sığındığı müzisyen kimliğini bitirdiler, şimdi de aşkını yok ettiler ve şu an sadece enverlerin evinde oturan bir karakter izliyoruz. daha 2–3 bölüm önce mükerrem’e olan aşkının acısını haykıran, sırf mükerrem gitmesin diye intikamını anlatan, onu nasıl kıskandığını itiraf eden, kavga anında bile onu unutamadığını söyleyen bir adam vardı. manipülatif, gözü kara, kendisinden çalınan hayatı geri almaya gelen nüzhet için mükerrem en büyük kırılma noktasıydı; onun için medihaya bile kafa tutuyordu. şimdi ise bütün bu engeller ortadan kalkmışken mükerrem’den uzak duran bir nüzhet izliyoruz ve insan ister istemez “biz ne izliyoruz?” diye soruyor. bu adam hem intikamı hem mükerrem için her şeyi yapabilecek biriydi, ailesini zaten göstermeye bile tenezzül etmiyorsunuz. selahattin’in başta parçalanmış bir ailenin, travmalarla dolu ve müziğe sığınmış çocuğu olarak anlattığı karakterden geriye zerre kalmadı; hafsa ve selahattin sahnelerini hakkıyla oynuyor ama senaryo onların emeğinin karşılığını vermiyor. selahattin’in diziyle ilgili tek bir paylaşım yapmamasına şaşırmıyorum bile zaten normalde paylaştığı şeyler mükehtdi artık o da yok. #kıskanmak

iro

44,800 Aufrufe • vor 7 Monaten

Hollanda ( 🇳🇱 ) TV Kanalı NOS, Fethullah Gülen'in ölümünü haberlerine taşıdı. Haberlerde Gülen hk. kötü hiç bir şey söylenmemesi dikkat çekti. Spiker'in ifadelerini hiç yorum katmadan Türkçe'ye çevirdim, harfiyen sizlere aktarıyorum: "Bu: Fethullah Gülen. Kendisi hayatını kaybetti. Bu Türkiye'de ve ötesinde büyük bir haber. Milyonlarca insan için o önemli bir adamdı. Fethullah Gülen dini bir liderdi, bir imamdı. Diğer şeylerin yanı sıra eğitimle de ilgileniyordu. Dünyanın dört bir yanında onun fikirlerini takip eden okullar ve üniversiteler var. Fikirlerinden biri de farklı inançlara sahip insanların birbirleriyle konuşması gerektiğiydi. Hollanda'da da Gülen'in fikirlerinin önemli olduğunu düşünen insanlar var. Gülen Amerika'da yaşadı. 24 yıldan fazla bir süre. İstediği için değil, kendi ülkesi Türkiye'de kendini güvende hissetmediği için. Bunun başlıca nedeni şu adamdı: Erdoğan! O şimdi Türkiye'nin Cumhurbaşkanı. Gülen, Erdoğan'ın ülkeyi yönetme şeklini eleştirdi. Erdoğan'ın çok fazla güç istediğini düşünüyordu. Erdoğan herhangi bir eleştiri duymak istemedi ve Gülen'i Türkiye'nin düşmanı olarak nitelendirdi. 8 yıl önce Türkiye'de şiddetli bir olay yaşandı. Bir grup asker iktidarı ele geçirmeye çalıştı. Erdoğan'a göre bunun arkasında Gülen vardı. Bunlar o olayın görüntüleri. Amaç Erdoğan'ı ortadan kaldırmaktı. Ama bu başarısız oldu. Eylemde 250'den fazla kişi öldürüldü. Gülen her zaman bu şiddetle hiçbir ilgisi olmadığını söyledi: - Ben bu olayı hiçbir zaman desteklemedim. Değişim sadece seçimlerle gelebilir. Erdoğan ona inanmadı. Tüm Gülen destekçilerini terörist ilan etti. Yaklaşık 80,000 kişi ( doğrusu en az 600 bin ) gözaltına alındı. Buna öğretmenler, gazeteciler ve hakimler de dahildi. Erdoğan Gülen'i de hapse atmak istedi ama Gülen Amerika'daydı. Ve şimdi orada öldü. Fethullah Gülen 83 yaşına girdi."

M. Emre

182,748 Aufrufe • vor 1 Jahr

Alya kapıyı araladığında odanın içinde asılı duran o eksiklik bir anda yeniden şekil alır; Cihan’ın bakışlarında gece boyunca bastırmaya çalıştığı o boşluk, o yalnızlık yankılanır. Ayrı odalarda kalmak… ikisinin de ruhuna ağır, göğüs kafeslerine çöken görünmez bir ağırlık gibidir. Cihan’ın “sensiz hiçbir yer rahat değil” deyişinde, Alya’nın kalbine hem sızı hem sıcaklık karışır; sanki bir anlığına nefes bile alamaz. O an Cihan’ın gözlerinde uykusuzluğun gölgesi değil, onsuz geçen saatlerin bıraktığı karanlık bellidir. Alya’nın gülümsemesi titrek bir umut gibidir; güçlü görünmeye çalışsa da, sesinin altında kaybetme korkusunun ince çizgisi hissedilir. Kıyafetlerini Deniz’in odasına taşıyacağını söylerken aslında kendisini toparlamaya çalışır, bir şeyleri kontrol ediyormuş gibi görünmek ister. Ama içi… içi darmadağındır. Cihan’ın “kıyafetlerin kalsın… onlar da benim seni beklediğim gibi seni beklesinler” sözleri Alya’nın içinde bir düğüm oluşturur. O an odanın sessizliği bile ağırlaşır; duvarların bile bu iki kalbin birbirine duyduğu özlemi dinlediği hissi doğar. Cihan’ın sesi yumuşak ama kırılmıştır, Alya onun bu kırılganlığını gördükçe geri dönüp sarılma isteğini zar zor bastırır. Aralarında görünmez bir çizgi vardır artık; mesafe koymaya çalıştıkça daha çok bağlanan iki insanın o acıtan yakınlığı. Cihan kapıya yönelirken omuzlarına çöken soğukluk Alya’nın içini deler, Cihan’ın kalbinde ise bir adım geri atmanın verdiği sessiz çığlık yankılanır. İkisi de bunu bir süreliğine yaptıklarını bilir… ama kalpleri, o sürenin her saniyesinde birbirine koşmaya devam eder... #UzakŞehir • #CihAl

Bihter🍷

13,118 Aufrufe • vor 8 Monaten

İlber Ortaylı, bir Ramazan günü ikindisinde hayata veda etti, Rabbim rahmet eylesin Gerçek anlamda bir makina insan idi, herhangi bir yapay zeka uygulamasının da değil internetin henüz hayatlara inmediği zamanlarda bile, yek başına internet evreninde bile bulamayacağınız bilgi haritası, onun hafızasında idi Sadece bu bile büyük hürmet gerektirir şahsen benim için, hürmet demek aynı zamanda o devasa hafızadaki yüzbinlerce bilgiyi, süzerek, eleyerek, kendi radarlarımda dönüştürerek üretmeyi de gerektirir, ben de şahsen öyle yaptım 7 Ekim 2023 sonrasındaki kitlesel varlığı ile ilgili onlarca metin yazdım burada, hepsi duruyor ve elbette aynı yerdeyim Bir çok farklı panele, programa, yayına davet edildiğimde, kitap önerisi sorulduğunda söylediğim kitaplardan biri de onun bir kitabı idi, "Bir Ömür Nasıl Yaşanır?" Neden bu kitap, çünkü benim için, insan - müslüman - Türk, harita insan olmakla mükelleftir, dünyanın bugünün çıkış yolu da bu harita metod olmak yolu ile gelecektir İşte o kitap, hafızamızı, kalbimizi, gözümüzü, belleğimizi, günlük mesaimizi, işimizi, geleceğimizi, adeta neden soyut Evliya bir Çelebi sûreti ile yaşamamız gerektiğini, tertemiz bir nehir söyleşi ile anlatıyor idi, Üretken, neşveli, renkli, sakin, çelebice ve Osmanlı haritası ile yaşayan bir İstanbullu olarak .. Ben, ardından, "aleyhine" yazdığım onca şeyin de üzerine, ona bu video ile veda etmek istedim Hatırlarsınız, linç de edilmişti bazı çevrelerce Bir kitap fuarında, imza sırası var Tuğrul İnançer hocamız da o esnada, fuarda, sırada, karşısında, bir derviş asaleti ve sâkinliği ile onu dinliyor, izliyor Bir süre sonra, İlber Ortaylı, Tuğrul İnançer'i farkettiğindeki o hâli, o kadar başkadır, o kadar kalpten bir muhabbet hâlesidir ki, işte o muhabbetin halkası İstanbul kalender meşrepliğinin bir çelebi klasıdır O öptükleri avuçlar, sadece Cerrâhîlik selamı değildir, gönlü, o muhabbet halkası ile nasiplenen her irfan ehli için yeryüzünün neresi olursa olsun, Muhabbetullâh'a bir adımdır .. Medine'de, Arafat'ta, yakıcılık ötesi güneşin altında iken, varolsun, Cüneyt Sezer hocadan duymuş idim şu muhteşem sözü.. "Tanışmak var, kavuşmak yok" Dünya, nice tanıştık, nasıl, kavuştuk mu, mümkün mü.. Ahirette, eminim ki, şu anda pek kıymetli Tuğrul İnançer hocam karşılayacaktır onu, yine birbirlerini gördüklerinde, heyecanla ayağa kalkacaklar, avuçlarından öperek sarılacaklardır Yeryüzünü, başka niye adımlıyoruz ki Muhabbettullâh'a 1 adım değil miyiz Rahmet olsun

İsmail Halis

231,183 Aufrufe • vor 5 Monaten

Nasip.. “Ben zorlasam bile bazı şeylerin zamanı, yolu ve bedeli vardı.” Oruc’un içinde taşan duygu o kadar büyük ki onu açık söyleyemiyor. “Nasip” kelimesi onun için tek bir kelime değil içine saklandığı dünya.. Ve Nasip bazen çaresizlik değil, duygunun büyüklüğünü temsil eder. Onun Nasibine düşen Eleniydi.. Kader onları yine bir araya getirsin diye Nasipten beklentisi vardı onca imkansızlıklara rağmen hala umudu vardı.. Onun için nasip; korku, umut, dua, bekleyişti... Oruç, nasip derken bastırılmış çaresizliğini taşıyordu.. Nasip; kader değildir, seçimde değildir. İnsan ister, uğraşır, bekler ama sonunda bir şeyi kendi gücünün ötesine bırakır Oruc’un nasip demesi de bu yüzdendi.. “Nasip” derken aslında sevgiyi kadere havale ediyordu, çünkü kendi eliyle kurmaya cesaret edemiyordu.. Bu yüzden ‘nasip’ bir umut cümlesi değildi sadece aynı zamanda bir kaçıştı. Kendini kaderin arkasına saklıyordu çünkü aşkın ağırlığını sırlarıyla taşıyamıyordu.. Oruç, Eleni’yi kaybetmekten çok korkuyordu. İnsan bazen kendini o kadar suçlu hisseder ki sevildiğinde bile içinden beni tanısa sakladıklarımı öğrense böyle sevmezdi düşüncesi vardı.. Oruc’un uzaklığı ‘Ben seni kalbimin en güzel yerine koydum.. ama ellerim sana değecek kadar temiz değildi uzaklığıydı.. Bu yüzden nasip diyip susmayı tercih ediyordu.. Duymak istemediği her şeyi Eleni’den duymuştu en ağırı ise ‘bana kendimden nefret etmeyi öğrettin cümlesiydi o lafın altında ezilip kalmıştı.. Oruc’un Eleni’den uzak durmasının en büyük sebeplerinden biriydi. Işık saçan Eleni’nin o karanlığına girmesinden çok korkuyordu korktuğu başına gelmişti oda artık nefret duygusuna bulaşmıştı.. Sen benim sevdiğim kızdan nefret edemezsin demişti Oruç onun için Eleni bütün güzel duyguların toplamıydı Elenide kötü olan hiçbir duygu yoktu onun sayesinde oluşmaya başlamıştı bir kere daha anlamıştı Eleni’den uzak durması gerekiyordu..Uzaktan sevecem demişti Eleni’yi dokunmadan.. Ben sevmeye devam edecem demekti gerisi Nasipti onun için.. Nasip dedi Oruç bunu söylerkende Eleni’nin payına düşmesini niyet etmişti.. Bu sahnede; tartışma bir kopuş sahnesi gibi görünsede altında çok yoğun bir bağ vardı. İkiside birbirini bırakmaya çalışmıyordu, sadece korkularıyla farklı şekilde baş ediyorlardı.. Nasipti ikisinin bir araya gelmesi, nasipti bu kadar ağır sevdayı yüreğinde taşıması.. #OrEl

PSİKOLOGROZA

18,275 Aufrufe • vor 2 Monaten

Hamenei, Şii gelenek açısından da, velayet-i fakih doktrini bakımından da, Anayasal olarak da liderliğin şartlarını karşılamıyordu. Humeyni'nin ölümünden sonra Hubrigan Meclisi'nin 4 Haziran 1989'da düzenlediği olağanüstü oturumda yaptığı konuşmayla bu durumu kendisi de itiraf etti. Fakat bu itirafın tevazudan olduğunu zannedenler, Meclis oturumunun sonuna doğru önceden senaryosu hazırlanmış bir tiyatro oynandığını gördü. Hamenei, kendisinin liderlik için uygun isim olmadığını şöyle anlattı: Öncelikle, İslam toplumunda benim gibi birinin [liderliğinin] gündeme gelmesi ihtimali karşısında bile gerçekten kan ağlamak gerekir. Tabii şimdi ben bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Meselede teknik ve esaslı bir sorun var. Ben bunu daha önce Sayın Haşimi'ye [Rafsancani] de söylemiştim. Bundan bir-iki hafta önce bu konu gündeme geldiğinde ve o bana söylediğinde; kesinlikle böyle bir şeyi kabul etmeyeceğimi kendisine ciddi bir şekilde ifade etmiştim. Benim gerçekten bu makama layık olmamamın ötesinde —ki ben bunu biliyorum, belki siz de biliyorsunuz— mesele teknik olarak da sorunlu hale geliyor. Böyle bir liderlik, gerçek bir liderlik değil, sembolik (şekli) bir liderlik olacaktır. Ben ne Anayasa açısından ne de şer'i açıdan, beyefendilerin çoğu için liderin sözünün bağlayıcılığına (hüccet oluşuna) sahip değilim. Bu nasıl bir liderlik olacak? Anayasa, 'merci' diyor; ya fiili bir merci ya da o makama layık bir merci. O konu zaten ortada. Şer'i açıdan da liderin sözünün bağlayıcılığı; ona itaat edecek olan kişinin, o lideri dini konularda uzman (fakih) ve görüş sahibi olarak görmesine bağlıdır. Bakın, daha bu oturumda bile beyefendilerden birkaçı konuşma yaptı ve benim bu konuda uzman (sahib-i nazar) olmadığımı açıkça belirttiler. [Hamenei, burada önceden planlanmış aşamaya geçiyor ve onun liderliğini pazarlayan Kummi'ye pas atıyor] Bu toplantıda ismimi ilk dile getiren Sayın Azeri [Kummi]; ben bir hüküm verirsem kendisi bunu kabul edecek mi? Kesinlikle kabul etmeyecektir! (Hamenei'nin taraftarları bağırıyor: Evet, kabul ederiz! Lider olduktan sonra kabul edilir!) Hamanei (devamla): Hayır efendim, lider olduktan sonra değil... Mesele taklit meselesi değil, hüküm meselesidir. Azeri Kummi (ayağa kalkar ve yüksek sesle): Biz sizi İslam'ın emrettiği üzere 'veliyy-i emir' (yönetici) olarak seçiyoruz. Sizin hükmünüz, konu ister dini ister siyasi olsun, her mümin için bağlayıcıdır. Hatta bu durum, dinen genel bir velayet ve inanç meselesidir. Benim kanaatim budur. Hamanei (Kummi'ye teyit ettiriyor): Yani benim müctehid olmamam durumunda da mı bağlayıcıdır? Azeri Kummi: Eğer müctehid olmasanız bile 'müminlerin işlerini yürüten yetkili' (velayet-i udul-i mü'minin) sıfatıyla bağlayıcıdır. Hamanei (sorunu çözmüş olarak meşruiyetin şartını bypass eden çözümünü gösteriyor): Bu artık 'Velayet-i Fakih' (Fakihin Velayeti) değil, 'Velayet-i Udul-i Mü'minin' (Güvenilir Müminlerin Velayeti) olur o zaman.

Kenan Çamurcu

16,096 Aufrufe • vor 4 Monaten

Gelin size biraz hislerimi anlatayım. Ani gelişen bir süreç olduğu için 1 saatlik ESL Pro League vlogu içeride kaldı. Sadece videoyu hazırlayan kişi olarak değil, bu takımın bir taraftarı olarak da elimizdeki son vlogun da yayınlanmasını isterim. Bunu hak ediyoruz çünkü; ++ 👇🏻 Takım başka bir organizasyonda aynı kadro ile devam ediyor olsa da; uzun uzun her ince ayrıntısına kadar gösterdiğimiz günleri ve kurgularken videoya kattığımız duyguları bundan sonra başka bir organizasyona ait kanallarda görebileceğimizden emin değilim. Uzun video talepleriniz ile 1 saatlik vloglara bile 'kısa bu, daha uzun olsun' dediğiniz için; bence çok orijinal bir iş yapıyorduk. Belki biraz gecikiyordu ancak sonuçtan herkes o kadar memnun kalıyordu ki 'yeteri kadar' kızamıyordunuz bize. Artık keşke güzel bir vlog olsa da geç gelse de olur diyecek bir durumdayız. Yeni organizasyonda eminim ki daha hızlı gelecektir vloglar; örnek verdiğiniz diğer takımlar gibi, 'turnuva bittikten hemen sonra' ancak belki 20 dakikadan bile kısa, daha az anlamlı ve daha az duygulu... Eğer süreç yüzünden resmi kanalda herhangi bir video paylaşılması etik bulunmaz ise, vlogu Erenay Tuncel ile başka bir kanalda gayriresmi olarak da paylaşabiliriz. Uygun görülürse Blast Lisbon vlogunu da bitirip yayınlarız. Bu konudaki taleplerinizi iletin lütfen, bence son bir dansı hak ediyoruz. PS: Aşağıdaki kesit ve 1 saatlik vlogun tamamı olaylar gelişmeden önce kurgulandı, ancak bazı şeyler gerçekten çok anlamlı şekilde denk gelebiliyor. Bu videonun yayınlandığını duyurmak için 'Takımın sıkı bir taraftarı olarak bu takımın hak ettiği kalitede içerikleri hazırlamaya devam edeceğim.' yazılı bir tweet atmayı düşünüyordum. Kader. Ben bir gelir kaynağımı kaybettim ancak beni asıl üzen şey Eternal Fire dönemini kaybetmek oldu.

Eray Shen

89,412 Aufrufe • vor 1 Jahr

Kurban bilincinde iken bu cümlelerin muhatabını kendin zannediyordun… Eriyen solan azalan sendin.. Eriten, solduran, azaltan da oydu… İlgiyi sürekli dışardan beklediğin için Kurtarıcıyı da zorbayı da o sanmıştın… Ve karşıdakine misyon yüklemiştin… Karşına da hep bu ifadeler çıkmıştı…. Gördüğün her yazıda her öğretide “Onun böyle yapması lazım” tezini doğrulayan mesajlar geldi… Sen de adımı hep karşıdan bekledin… Ve senin o içsel değersizlik duygun desteklendi… Kurban bilincinde kalmaya o kadar alışmıştın ki Hikayeyi kendinin yazdığını bile fark etmedin… Hatta zamanla konforlu bile gelmişti… Suçlamak kolaydı ne de olsa. Hakikatte ise; hiç kimseyi suçlayamayacağın Kendine zulmettiğin nefsinin hapishanesindeydin… Çıkmak istemediğin bir cehennem mi deseydim? Şimdi sen iyileşirken yeniden karşına çıktılar. Ama bu sefer farklı bir bilinç ile okuyorsun. Bu cümleler artık bir başkasına hitap etmiyor. Kimseye ders vermiyor. Kimseye hesap sormuyor. Kimseye sitem sadedinde değil. Sana içsel çocuğunu anlatıyor… Ve bunların hepsini içsel çocuğun için okuyorsun… Soğuyan, solan sesizleşen o… Zayıflayan, unutan, uzaklaşan da o… Eriyen, unutulan, yalnızlaşan o… Ölmeden önce ona ulaşman gereken o. Görüyorsun. O iyileşmedikçe sen de iyi olmuyorsun. O senden uzaklaştıkça sen dünyaya sarılıyorsun. O soldukça sen başkasını suluyor, O acıktığında sen kedileri besliyorsun (3) O içerde azaldıkça sen dışarda çoğalmak istiyorsun. O içerde yoksul sen dışarda zenginlik arıyorsun. O unutulunca sen öfkeleniyorsun. O görülmedikçe sen narsistleşiyorsun… O beğenilmedikçe sen görülmeye çalışıyor, O sevilmedikçe sen nefret doluyorsun. İster ona ebeveynlik yap ister onun yüksek benliği ol… Ama çok dikkat et güzellik O gülmedikçe sen asla uyanmıyorsun… Nefret, korku, endişe ve dirençlerin varken O çocuk mutlu değil… Seni sen yapan bilgelik bile o çocukla gelecek (9) Bilgeliğini okuyup öğrendiklerin değil, anlık tepkilerinin niteliği belirleyecek… Onun derdi dışarısı değil sensin… Ona istediği sevgiyi de sen vereceksin. Tekrar tekrar izlediğinde ihmal edilenin sen değil Senin ihmal ettiğin çocukluğun olduğunu göreceksin. Şimdi,ona sarılmadan uyuma, onu sevmeden uyutma… Sevgilerimle ~Akaşa~

Oku/yorum

11,586 Aufrufe • vor 1 Jahr

Bu Maç İlkay Oynamalı Uğur Karakullukçu: Ama ben her türlü her yerde etkili olacağını düşündüğüm için bir problem görmüyorum. Hem Barış Alperi hem Sane'yi kullanmak daha mantıklı. Çünkü bu maç 120 dakikalık bir maç olma ihtimali %40-50 falan. Penaltılara bile hesaba katman gerekecek. Bu baya yüksek ihtimal. Doğal olarak sen şeyi de düşünmen lazım. Ben Lank'la başladım da zaten hafta sonu da oynadı. Şimdi Lank'ta Bir tane 70, bir tane 120 patlatayım oyuncusu da değil. Kesinlikle değil yani. O yüzden Sanay ile başlayıp maçın nereye gittiğine bakarak Lang ve Yunus'u dahil etmek daha mantıklı geliyor bana. Elini de düzgün kullanmak gerekir bu tarz maçlarda. 120'yi de hatta penaltıları da düşünerek bizim konuşmamız lazım. Nasıl tamamlayacağın da mühim. Oldu penaltılara kaldı. Penaltıyla tur atlayacaksın ya da eğleneceksin. Doğal olarak kimin gireceğini bile ona göre son bölümde düşünmek daha makul olacaktır diye düşünüyorum. İlkay 11'de söylemiyoruz ama İlkay kesinlikle oynamalı bu maçta. Sonradan kesinlikle süre almalı. Biraz da maçın durumuna göre Liverpool'un tempo yükseltmek zorunda kalacağı, baskı kurmaya çalışacağı anlarda topu biraz alıp demleyecek, dinlendirecek o... Çok kolay gibi gözüken ama Juventus deplasmanında hiç de kolay olmadığını gördüğümüz. İki pas yapsak maç bitiyor zaten anlarında. İki pas yapamıyorsun ya. Onu İlkay yapıyor işte. İlkay maçın zorluğundan bağımsız alıyor, veriyor, başka biri veriyor, bir daha alıyor. O tempoyu düşürmek çok mühim. Bunu daha önce örneğiniz beraber anlatmıştım. 2013 Galatasaray'ın Real Madrid şampiyonlar çeyrek final maçında Galatasaray 1-0'dan 3-1 yapıp fırtına gibi eserken Modric 2 al var 2 al var yapa yapa maçın temposunu öldürdü. Bitirdi maçı. Bitirdi maçı aldı. Prime Ronaldo'yu 2. yarı görmedik bile. Top gelmedi adama. Ama Modric gibi İlkay gibi oyuncular bu anlarda yaşından durumdan bağımsız. Öyle bir akıl koyuyorlar ki öyle bir düşürüyorlar ki tempoyu. Maç senin lehine daha çok dönüyor. Ben İlkay'ın minimum 70'te girmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer maç ihtiyaç... Hissederse maçta ihtiyaç duyulursa 60'da bile girebilir belki. Ona ben mutlaka almalı. Çünkü İlkay'ın şu an son durumu pek iç açıcı değil. Ama Juventus maçına öyle geçtin aslında bir noktada da. Onun sonradan girişiyle uzatma bölümünde tabii. 100'de 100. Hele bir kırmızı kart falan göstertebilirse Barış Alper her maçta bir beklentimiz. Artık herkes değil mi onu bekliyor. Bir kırmızı olursa.

Galatasarayultrataraftar

21,551 Aufrufe • vor 4 Monaten

İsrail'in son Türkiye Büyükelçisi Irit Lillian, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye-İsrail ilişkileri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Sunucu: Sahada olan ve hatta Erdoğan ile yüz yüze görüşmüş biri olarak, onun hakkındaki izleniminiz nedir? Fotoğraflarda genellikle nazik bir adam gibi görünüyor. Irit Lillian: Kişisel düzeyde nazik bir insan. Ama bizim sorumuz elbette kişisel olanın çok ötesinde. Çok gülen biri değil, ciddi, biraz sert bir adam ama misafirlerini her zaman güler yüzle karşılar ve ardından sert ve ilginç şeyler söyler. Sunucu: Erdoğan’ın tutumundaki sertleşme ve İslamcı ideolojisi tartışılamaz. Sorum şu; orada bulunmuş biri olarak, İsrail hala onunla çalışabilir mi yoksa o gerçekten tamamen bir düşmana mı dönüştü? Irit Lillian: Ben hala onunla çalışmaya devam edilebileceğine inanıyorum. Hatta buna mecbur olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü Erdoğan'ın gideceğini ve sonra ne olacağını göreceğimizi düşünenler yanılıyor; iki şey o kadar çabuk gitmiyor. Birincisi kendisi; erken seçim ihtimali var, uzun yıllar daha iktidarda kalabilir. İkincisi ise ideolojisi. Son üç yılda ve özellikle 7 Ekim'den bu yana olanlar, kamuoyu üzerinde ve İsrail algısı üzerinde çok geniş bir etki yarattı. İsrail’e mutlaka bir "düşman" olarak bakılmasa da (ki bu konuda aynı fikirde değilim), bölgesel istikrarı bozan çok sorunlu bir "rakip" olarak bakılıyor. Bundan kurtulmak zor olacak ama bu yine de imkansız olduğu anlamına gelmez. Sunucu: Sizce Erdoğan İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmeye ne kadar hazır ve bunu ne kadar istiyor? Onu bir "rakip" olarak tanımladınız. Irit Lillian: İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmek istediğini sanmıyorum. Onun söylediklerine ve hükümetindeki Dışişleri Bakanı Fidan gibi üst düzey isimlerin açıklamalarına bakarsanız, doğrudan bir çatışmadan veya askeri bir yüzleşmeden bahsetmiyorlar. Ancak çatışmanın pek çok alanda sürdüğü açık. Mısır ve Suudi Arabistan ile bu ittifakın kurulması bile bir tür uluslararası arenada İsrail'i zorlamak için yürütülen yoğun bir faaliyet. Aynı zamanda, İsrail'deki şahıslara yönelik kişisel faaliyetler, tutuklama emirleri, Başbakan'ın tutuklanması için Interpol'e başvurulması gibi hukuki süreçler var. Yani vizyonu çok daha geniş. Öte yandan, kullandığı araçlar "yumuşak güç" veya "akıllı güç" olduğu için ve Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilerin (seviye fiilen düşse de) tamamen kesilmemiş olması, bence hala ihtiyaç duyulduğunda onarım için büyük bir alan bırakıyor.

Ramazan Bursa

32,239 Aufrufe • vor 14 Tagen

"Tanıtabilmek İçin Tanımak Lazım" "Ebu Cehiller istedi diye önünden çekilirsen Siz davanıza ihanet etmiş olursunuz.." ❄️❄️❄️ Reşit Haylamaz : Aleyhissalatu vesselam.. Allah'tan aldıklarını Sadece mabedte insanlara intikal ettirmekle iktifa etti!.. Hayır işin bir tarafı bu.. ama Hadisenin bütünü bundan ibaret değil.. Efendimiz aleyhissalatu vesselam dışarıda bir tane bile insan kalmaması için elindeki her şeyi seferber etti ve netice itibariyle herkese ulaştı.. bugün herkese ulaşma istikametinde elindeki her şeyi seferber eden insanların yürüdüğü güzergahı anlamayanlar onun için anlamıyor.. Onun için Efendimiz aleyhissalatu vesselam da.. O'nu sadece bir yönüyle anlama Sadece bir yönüyle bakma bahtsızlığı talihsizliği yaşıyor.. Onu Biz hayatın bütününde tanıyamazsak günümüze hayatımızın bütününe taşıyamayız.. hayatımızın bütününe taşıyamadığız yerde dünyanın bütününe ulaştırma gibi bir düşüncemizde olamaz.. Halbuki o bunun için geldi.. alemlere rahmetti ve dünyanın doğu batı güney kuzey ve kıyamete kadar -yaşayacağı ömrü ne kadarsa- orada Neşet edecek insanların bütününe ulaşmak için geldi.. kendisi bedeni itibariyle aramızdan ayrıldı..Bu vazifeyi ashabına bıraktı ümmetine bıraktı.. onun yürüdüğü güzergah bizim açımızdan bu manada çok önemli.. Biz bilirsek efendimiz aleyhisselatu vesselamı insanlara tanıtabiliriz bilmek için de değişik belki vesilelere ihtiyaç var.. O vesileler bir tanesi de.. Herkes onu okuyor deyip.. her evde Peygamber Efendimizin Her yıl farklı bir yönünü İnşallah tanımaya ve tanıtmaya vesile olan Böyle bir güzelliğe hepinizin desteğini inşallah bekliyoruz ki.. yarınlarımız bugünlerden çok daha farklı olsun Mekke'nin Kaos kokan o sıkıntılı iklimleri Mazide kalsın ve geleceğimiz Medine'nin Münevver dünyası gibi şenlensin aydın olsun.. burada kısa bir anekdot birkaç tane madde madde zikredeyim.. Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselamı bu dille bu malumatla bu bilgiyle dünyaya tanıttığımız da.. dünyanın Efendimiz aleyhissalatu vesselama karşı tavır almasının imkanının olmadığını ifade eden birkaç madde.. Biz tanımadık ki insanlara doğru tanıtalım.. Onu tanıtmak için belki gün yüzüne koyduğumuz.. ki En azından onlar da çok büyük hizmet ettiler haklarını teslim etmek lazım.. filmlerde bile biz onun dünyasının %50'sinden fazlasını hep savaşlar olarak anlattık.. Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselamın dünyasında öldürmek yoktu.. o yaşatmak için gelmişti.. Efendimiz aleyhissalatu vesselam yaşatmayı öncelemişti.. 15 yıl Mekkeliler.. ona şiddetle karşısına dikildi..her türlüsünü reva gördüler.. ama kimseye Fiske vurmadı vurdurmadı.. 15 yıl sonra da ordusunu toplamış geliyordu Ebu Cehil.. haber aldığı zaman durdurmak için uğraştı.. diplomasinin bütün alternatiflerini devreye koyarak vazgeçirmeye çalıştı.. Elçi üstüne elçiler gönderdi ama adam fırsatçılık yapıyordu.. fırsat bulduğunu düşünüyordu ve yok etmek üzere bulduğu bu fırsatı kaçırmama azmindeydi. Hazreti Adem'den itibaren.. Cenabı Hak bütün insanlardan talep etmiş.. aklınızı koruyacaksınız canınızı koruyacaksınız malınızı koruyacaksınız iffetinizi namusunuzu koruyacaksınız ve dininizi koruyacaksınız.. bu istikamette Ebu Cehil önümden çekil dediğinde önünden çekilirsen Siz davanıza ihanet etmiş olursunuz ve intihar olur.. Ebu cehillerin keyfine göre hareket edecek haliniz yoktur.. Dolayısıyla orada Onun da hakkı verilmesi lazımdır ve Efendimiz aleyhissalatu vesselam bunun da hakkını vermiştir.. Fakat onun hakkını verirken bile o şefkat merhamet ve mülayemet dolu bir hayat yaşamış yine yaşatmak üzere yaşamıştır.. savaşmak zorunda kaldığı yerde bile o şefkatiyle nümayan bir örnek arz edeyim: Sa'd İbn Ebi vakkas savaşıyor.. ilk sabikun-u evvelinden bir tanesi.. Aşere-i mübeşşereden.. beri tarafta en küçük sahabi.. Umeyr İbn ebi vakkas onun kardeşi Şehit edilmiş.. Efendimiz aleyhissalatu vesselam onun yakınında bir yerde.. onun Şehit edildiğini.. -ki bedir'in gerçekleştiği yer aşağı yukarı işte 10 küsur dönümlük bir arazidir-.. açık bir arazi.. yapılaşmanın olmadığı bir yer.. ve orada bir yerde bir cinayetin işleniyor olması diğer taraftaki insanlar tarafından Kaç dakika sürer duyulması.. bu saniyelerin içerisinde bile şöyle bir hassasiyete şahit oluyoruz.. Sa'd İbn Ebi vakkas savaşıyor ve savaşırken bir tane esir almış mekkelilerden birisini.. muhtemelen bir yere bağlamış bir taraftan savaşıyor kardeş de bir tarafta Hazreti Umeyr Şehit edilmiş.. Efendimiz aleyhissalatu vesselam bunu duyar duymaz etrafındakilere dönmüş ve şu tembih bulunuyor.. diyor ki: Sakın ha! kardeşinin Umeyr'in Şehit olduğunu abisine sakın söylemeyin ki elindeki esiri öldürmesin.. Ben ilk defa hocamızın takdimini yazdığı Mukaddes emanetler kitabında o ifadeyi gördüğümde o şoku yaşamıştım.. Topkapı'daki emanetlerini anlatırken hayatı seniyyelerinde yanında taşımak zorunda kaldığı.. fakat üzerinde herhangi bir beşere ait bir damla kanın bulunmadığı mübarek kılıçları diyordu.. döndüm bir daha okudum döndüm bir daha okudum O zaman.. ve o gün bugündür arıyorum yok.. bulamazsınız.. Efendimiz aleyhissalatu Vesselam'ın Dünyası bu kadar durudur bu kadar netdir ve bu netlikle biz onu dünyaya anlatamadığımız için dünya onu kendine yakışır kamette tanımadı.. bir şey daha söyleyeyim: Efendimiz aleyhissalatu Vesselam'ı öldürmeye gelen ordunun içinde Kadınlar da vardı çocuklar da vardı.. Bedir'de vardı uhud'ta Vardı.. Huneyn'de 6.000 tane kadın ve çocuk var.. o kadar duru o kadar net durdu ki.. onun olduğu yerde bu titizliğin semeresi olarak.. ne bir kadın öldürüldü ne de bir çocuk.. bugün savaşların olduğu yere bakın.. En çok mağdur olan kimlerdir.. ve biz Efendimiz aleyhissalatu Vesselam'ın o dirilten iksir mahiyetindeki soluklarına ne kadar muhtacız.. onu böyle dünyaya anlattığımız da kulağını tıkayacak bir tane Mekkeli söz konusu olamaz.. Allah bu istikamette hepimizin yar ve yardımcısı olsun.. onun dünyamızı teşrifi vesilesiyle bu bereketli günümüzü inşallah nice hayırlara vesile kılsın Allah'a emanet olun. Reşit Haylamaz 2015 yılında yapmış olduğu bir konuşmadan alınmıştır.

Sungur ÇELEBİ

13,973 Aufrufe • vor 11 Monaten

OYLARINIZI İYİ NİYETLE VERDİKTEN SONRA HANGİ PARTİYE VERİRSENİZ VERİN, SEVAPTIR. YETER Kİ CÜBBELİNİN VE ONUN GİBİ ALLAH ADINA YALAN SÖYLEYENLERİN KUYRUĞUNA TAKILARAK OY VERMEYİN! Cübbeli, "sulu bırakmam, kesin söylerim!" demiş ve basmış fetvayı! "Cumhur ittifakından başka yere oy vermek caiz değildir, günahkardır, azaba düçar olur!" demiş. 1. Kime oy verirseniz verin; verdiğiniz oy size sevap olarak dönecektir. Çünkü siz oyunuzu ülkeyi selamete çıkaracağına inandığınız partiye veriyorsunuz. Niyetiniz halis, gerisi oy verdiğiniz partinin sorunudur. 2. Cübbeli Ahmet, "Allah benim hakkımda vahiy indirdi!" diyecek kadar yalanda ileri gitmiş birisi. Cübbeli, "sümük-ü şerif diye bir şey vardır ve peygamberin sümüğünü sahabe üzerine sürerdi!" demiş ve kendisine sorulunca da "sümük-ü şerif diye bir şey olur mu ya! Onu ben demedim, Mustafa İslamoğlu dedi" diyecek kadar alçak bir iftiracıdır. 3- Cübbeli Ahmet şu an çarşamba cemaatiyle post, rant, para kavgasına tutuşmuş ve kıran kırana bir çatışma içerisindedir. Tarikattan aforoz edilmiş, paniklemiş ve seçimi fırsat bilmektedir. Kendisine iktidar çevrelerinden destek aramaktadır. Sırf bunun için, sırf menfaati için yapmayacağı şey, atmayacağı iftira yoktur. Bunu kendi tarikatının en önemli adamları, en muteber hocaları da söylemiştir. Çarşambanın şu anki şeyhi, lideri olan Hasan efendi de kendisiyle görüşmek istemediğini söylemiştir. Çarşamba cemaatinin dini her ne kadar sapkın, uyuşturan, uyutan, sürüleştiren, batıl bir din olsa da, içlerinde cübbelinin fırıldaklıklarına susamayacak kadar vicdanlı hocalar ve müritler vardır. 4- Cübbeli Ahmet'in verdiği bu fetvanın İslam diniyle hiçbir alakası yoktur. Bu fetva, cübbelinin dininin içinden çıkarılabilir ancak. İmanı, günahı, sevabı, azabı bir partiye oy verip-vermemeye indirgemek, İslam'a yapılabilecek en büyük haksızlık, en adi hakaret, bir Müslümanın iradesine baskı yapmanın en alçakça yöntemidir. Cübbeliye sormak lazım; "İsrail'le alışverişi kesin!" diyene mi, "İsrail'le alışverişe devam edeceğim!" diyene mi oy vermek günahtır. Cübbeli bu soruya şu an için cevap vermez, veremez. Ama iktidarda Chp olsa ve İsrail'le alışveriş yapsa, cübbeli ortalığı ayağa kaldırır. 5- Son söz: İster cumhur ittifakına, ister diğer ittifaklara, ister sağa, ister sola vs. hangi partiye oy verirseniz verin; cübbeli gibi sadece kendi menfaatinizi değil, vatanın, milletin, Müslümanların, insanlığın, gelecek nesillerin selametini düşünerek iyi niyetle oy veriyorsanız, verdiğiniz oy size sevap olarak dönecektir. Yeter ki cübbeli Ahmet gibi post, para, karı, uçkur, menfaat, ihale kaygısıyla oy vermeyin. Cübbeli "sulu bırakmam" demiş ve basmış ya fetvayı: Ben de "sulu bırakmıyorum ve basıyorum fetvayı!": Cübbeli ve onun gibilere inanarak, Allah adına yalan söyleyenlere kanarak, aklınızı devre dışı bırakarak, cübbelinin menfaatine alet olarak vereceğiniz her oy sizi müşriklerden yapmasa bile aptallardan yapacaktır! Vesselam. Ramazan Yaman

Ramazan Yaman

31,733 Aufrufe • vor 2 Jahren

🚨 Efe Aydal, Jahrein'in, Evre Başak Clarke'ın vefatından önce "dolandırıcı" iddiasında bulunması hakkında Jahrein'e ağır tepki gösterdi. Jahrein'in bu olay yüzünden deplatform olması gerektiğini söyledi. 🗣️ Efe Aydal: "İnsanlar da "Lordum Lordum" diyor halen daha. Yemin ederim kafayı yemişsiniz. Bitmiş. Kendi götünüzü kurtarın. İster yurtdışına gidin, ister gitmeyin, bitmiş abi. Ve hiç bir şey de olmayacak. Normalde şu deplatform olması lazım. Ölen bir insana iftira atıyorsun, sonra iftiranın iftira olduğu ortaya çıkıyor patlıyorsun, onun da üstünü kapatabilmek için, patladığın ortaya çıkmasın diye bir iftira daha atıyorsun. Ve aslında çok salakça bir iftira olmasına rağmen 1000 tane adamını her yerden mobilize ettiğin için çok fazla konuşan haklı oluyor. O yüzden işte bu tür insanların deplatform olması gerekiyor. Topluluk kurallarına göre bunun kuralı bu. İftira davası vs. açılsa ne olur bilemiyorum. İkimizin arasında hukuki bir sıkıntı olduğunu düşünün. Mesela bana da böyle bir itamda bulunuldu, avukatlarımızın hala aynı olduğunu düşünün, ben de dedim ki avukatıma "bu bana böyle bir şey dedi, dava açacağız" ne olurdu sizce? Kimi tutardı? Açık açık söyleyin abi, kimi tutardı? Yayıncı camiasından tiksindim." "Bundan sonra bu tayfanın, 3-4 kişiler bunlar, bunların benle hiçbir alakası olmadığını lütfen bilin. Arkadaşım falan değil abi bunlar. Şimdiye kadar da koruduğum için herkesten özür dilerim. Benim realde bir arkadaşım bunu yapsa ne olurdu bilmiyorum. Kavga çıkabilirdi ciddi ciddi."

OnlyDrama

1,605,402 Aufrufe • vor 11 Monaten