正在加载视频...

视频加载失败

Sevan Nişanyan: — Kadir Mısıroğlu hakkındaki görüşlerimi yüz on bininci defa soranlar olmuş, bu soruya birçok kez cevap verdim. — Zeki ve eksantrik bir adam olduğunu düşünüyorum. Cumhuriyet'in ahmaklık duvarını delmeye teşebbüs etmiş olması büyük bir artıdır, takdire şayan, alkışa şayan bir şeydir. — Artı zeki bir adam. Ve...

131,451 次观看 • 2 天前 •via X (Twitter)

30 条评论

AnadoluMusluman 的头像
AnadoluMusluman2 天前

Paylaşıma gelen cevaplar, Nişanyan'ın sözlerinin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor.

Adnan 的头像
Adnan2 天前

Ahmaklık duvarı tabiri çok isabetli bir tesbit.

ufuk hoca 的头像
ufuk hoca2 天前

Kemalist deyince adam hemen karşı cephede yerini alıyor... Talat Paşa'nın adını söylesem adam masanın altına girip oradan yayın yapacak.

GRY 的头像
GRY2 天前

türk düşmanlarının aynı çatı altında toplanması normaldir bu hıristiyan muhafazakarlarla musluman muhafazakarların son zamanlarda birlikte hareket etmesine benziyor geçmişte birbirlerini yakabilirlerdi ama günümüzde sayıları az olduğu için ittifak halindeler

Volkan 的头像
Volkan2 天前

Herifin göt yanığı 100 yıl olmuş geçmemiş. Övdüğü de Türkiye’yi amerikan kuklası bir halifeyle Abd’nin bekçi köpeği yapmak isteyen Bop’çu, mandacı Kadir. İtin yoldaşı it olur. Nerede bir Atatürk düşmanı varsa aynı zamanda Türk ve Türkiye düşmanıdır, hiç şaşmaz.

Slmbursa80 的头像
Slmbursa802 天前

Aynı fikirdeyim..noktası virgülüne kadar katılıyorum..

ÇELİKTEPELİ 的头像
ÇELİKTEPELİ2 天前

Kemalistler siksin ananı, aq mun piçi.

MİLLİ80 的头像
MİLLİ802 天前

Türk düşmanı herkes zeki sana göre zaten!

sıradan biri 的头像
sıradan biri2 天前

Seven nişanyan açık ermeni ve kimliğini gizlemiyor Türk'e ve devletine düşman olması normal ve çokta tehlike arz etmez Ama fesli kadir kim? Açıkçası ben bilmiyorum ama tahminlerim var Bu coğrafyada Türk'e düşman tek değilki Ermenisi var rum'u var arabı var. Varda var yani

Mösyö Tibo 的头像
Mösyö Tibo2 天前

Sevan’ın püsküllüden yana olmasına şaşan oldu mu? Olmasa şaşardık. Türklerden, Atatürk’ten nefret etmede hemen aynı safta birleşiveriyorlar. Sadece bu şahısların konuşmalarına bakmak bile Atatürk’ün büyüklüğünü göstermiyor mu?

Açina 的头像
Açina2 天前

Lan bu herif zaten Türk değil bizim adimiza konuşmak buna mı düştü aw

Başbuğ ATATÜRK 的头像
Başbuğ ATATÜRK2 天前

Onu savunmasının temelinde düşmanının düşmanını savunma politikası var. Bir de onu savunarak, Türk tarihinin eleştirme genişliğini normal seviyeden hakaret ve yalan anlayış seviyesine çıkartmak var. Laf cambazlığı yapıyor. Mısıroğlu'nun hayat tavsiyeleri muazzamdır o ayrı mesela.

dnz vpr 的头像
dnz vpr2 天前

İlk başta yunanlar İzmir çevresine çıktıktan sonra ilan edilen mill çatışmasızlık hattı o şartlarda en çok kimin işine yaramıştır bu çok dikkatli araştırılmalı. Süreçte yunanlıların İzmir çevresinden içeri hareketleri İngiliz onayı ile mi oldu yoksa ingilizler rağmen mi oldu.

Semper Illuminar 的头像
Semper Illuminar2 天前

İngiliz çalar ermeni oynar hesabı....

PatrickDuymasın 的头像
PatrickDuymasın2 天前

bu türk ve cumhuriyet düşmanı şarlatanı bu ülkeden kovdular ya halen acısı geçmemiş bunun

Burak Çetintaş 的头像
Burak Çetintaş2 天前

Bu zat hakkında yorumu oğlu yaptı. Bundan sonra bize söz düşmez. Daha etkilisini de söyleyemeyiz? Ancak sövebiliriz. Lüzum yok buna da...

Murat 的头像
Murat2 天前

Asıl ahmak sensin ki, işte böyle sefil bir fare gibi uzaktan haince başka bir haini överken, Atatürk'ü seven insanları yeriyorsun.

⚜️mehmet⚜️ 的头像
⚜️mehmet⚜️2 天前

ya varya bir küfredecem.. ses taaa vandan duyulacak.. sonra sen, ermeni düşmanımısın diyecekler..!!

dnz vpr 的头像
dnz vpr2 天前

Yunanlılar ingilizleri dinlemeyip mi ileri harekat yaptılar yoksa İngiliz isteği ile mi ileri harekat yaptılar. Bu önemli araştırılmalı. Silah ambargosu işlevsel miydi göstermelik miydi. Araştırılmalı. Gerçek ise yunanlıların çekilmesini istedikleri anlamına gelir.

Kartalizma 的头像
Kartalizma2 天前

Aynı soydankar 👌👌👌

A.S. CENGİZ 的头像
A.S. CENGİZ2 天前

"Hacı hacıyı Mekke'de, deli deliyi dakikada bulur"

tayfun 的头像
tayfun2 天前

Aslında bu ikisi aynı evet, TC yıkılsın , yok olsun . Başka dertleri yok .

ati 的头像
ati2 天前

Sizi gidi O'cu, Bu'cu lar

Osman Şahin 的头像
Osman Şahin2 天前

Evet Stalinin kumlara ayet okuduğunu nasıl öğrenecektik 🤣🤣🤣🤣

Ramazan ŞAHİN 的头像
Ramazan ŞAHİN2 天前

Al birini vur ötekine Aynı yalaktan beslenen embesiller

Savi 💛❤️ 的头像
Savi 💛❤️2 天前

Vatan Hainlerinin Dayanışması …

Mustafa İzzet Akar 的头像
Mustafa İzzet Akar2 天前

Karısının başına bok atan bir herifin sözlerine neden bu kafar değer veriyor ciasal islsmcılar çünkü çaresizler Kemalizm düşmanlarının hepsi aynı bokun devamı

Mehmet Sami Sertcakar 的头像
Mehmet Sami Sertcakar2 天前

Harika yorum.

kaan 的头像
kaan2 天前

Gerçekten çok ince detayı yakalamış Sevan Bey

fthhh ers 的头像
fthhh ers2 天前

Türk düşmanları yalan ve iftirada birleşmiş ikinizin de taaa a.a

相关视频

Bir kadın, 12 yıllık flört hayatında fark ettiği gerçekleri anlattı: • Bu devirde artık erkeklerle birlikte olmak çok tehlikeli. • Ben 29 yaşındayım ve cinsel perhizden önce 12 sene boyunca erkeklerle flörtleştim. • Eğer bir adamla çıkmaya başladığında o sana libidosunu ihtiyaç olarak anlatıyorsa bu çok tehlikeli bir adamdır. • "Benim ihtiyaçlarım var, benim tatmin olmam lazım, ilişkiye girmezsek, tatmin olmazsam huysuzlaşıyorum, gerginleşiyorum..." • Bu cümle bir altyapı. • Çünkü bir şeyi ihtiyaç olarak çerçevelediğinde, onu karşılayamayan kişi sana bir şey borçlu haline geliyor. • Bu adam sen en dipteyken, yorgunken, reglken, yaralıyken, hastayken, en isteksiz halinde olduğunda bile seni zorlar, sınırını geçer. • Kendi sorumluluğunu biyolojiye yıkan tipler bunlar. "Erkeğin doğası bu" tarzı şeyler deniyor hep. • Yetişkin bir erkek isteğine istek der, ihtiyaç değil. • Sen hayır dediğinde ortamı bozmaz. • Hesap geldiğinde birden feminizmi kullanan adam, normalde hiç feminist değil. • Hesap geldiğinde "Eşitlikten yana değil miyiz, niye sadece ben ödüyorum" der. • Dikkat edin çünkü bunlar genelde incel oluyor. • Bunlar eşitliği sadece bir anda hatırlıyor, cebinden para çıkacağı an hatırlıyor. • Genelde bunlar kötü bir partner olduklarını da biliyorlar ve bilerek yapıyorlar. • Burada mesele para değil, mesele adamın eşitlik dilini sana karşı bir silah olarak kullanması. • Üçüncü ve en tehlikelisi olan ve en yaygın olan da porno bağımlısı olan. • Bunu muhtemelen çoğu kadın fark etmiyor bile. • Birçok kadının porno bağımlısı adamla birlikte olduğunu, evlendiğini ve çocukları olduğunu düşünüyorum. • Bu çok geç fark ediliyor.
1:50

Sensitive content

Bir kadın, 12 yıllık flört hayatında fark ettiği gerçekleri anlattı: • Bu devirde artık erkeklerle birlikte olmak çok tehlikeli. • Ben 29 yaşındayım ve cinsel perhizden önce 12 sene boyunca erkeklerle flörtleştim. • Eğer bir adamla çıkmaya başladığında o sana libidosunu ihtiyaç olarak anlatıyorsa bu çok tehlikeli bir adamdır. • "Benim ihtiyaçlarım var, benim tatmin olmam lazım, ilişkiye girmezsek, tatmin olmazsam huysuzlaşıyorum, gerginleşiyorum..." • Bu cümle bir altyapı. • Çünkü bir şeyi ihtiyaç olarak çerçevelediğinde, onu karşılayamayan kişi sana bir şey borçlu haline geliyor. • Bu adam sen en dipteyken, yorgunken, reglken, yaralıyken, hastayken, en isteksiz halinde olduğunda bile seni zorlar, sınırını geçer. • Kendi sorumluluğunu biyolojiye yıkan tipler bunlar. "Erkeğin doğası bu" tarzı şeyler deniyor hep. • Yetişkin bir erkek isteğine istek der, ihtiyaç değil. • Sen hayır dediğinde ortamı bozmaz. • Hesap geldiğinde birden feminizmi kullanan adam, normalde hiç feminist değil. • Hesap geldiğinde "Eşitlikten yana değil miyiz, niye sadece ben ödüyorum" der. • Dikkat edin çünkü bunlar genelde incel oluyor. • Bunlar eşitliği sadece bir anda hatırlıyor, cebinden para çıkacağı an hatırlıyor. • Genelde bunlar kötü bir partner olduklarını da biliyorlar ve bilerek yapıyorlar. • Burada mesele para değil, mesele adamın eşitlik dilini sana karşı bir silah olarak kullanması. • Üçüncü ve en tehlikelisi olan ve en yaygın olan da porno bağımlısı olan. • Bunu muhtemelen çoğu kadın fark etmiyor bile. • Birçok kadının porno bağımlısı adamla birlikte olduğunu, evlendiğini ve çocukları olduğunu düşünüyorum. • Bu çok geç fark ediliyor.

Jurnal

1,014,687 次观看 • 22 天前

Kadir İnanır'ın Rumluğu Türkiye sinemasının devlerinden birini bugün uğurluyoruz. Bu dünyadan bir Kadir İnanır geçti. Filmlerinde işçilerin, ezilenlerin ve halkların yanında duran bir sanatçıydı. Kürt halkının taleplerine destek vermekten de geri durmadı. Ancak geriye şu soru kaldı: Kadir İnanır kimdi? Ordu'nun Fatsa ilçesinde doğmuştu; ailesi ise Trabzon'un Sürmene ilçesindendi. Ne kendisinden ne de ailesinden bugüne kadar Rum kökenine ilişkin bize yansıyan açık bir beyan duymadık. Hayat arkadaşı Jülide Kural ise cenaze töreninde şu ifadeleri kullandı: "O aslında halktır, Anadolu'dur ve bütün halkların dostudur. O yüzden Rum'dur, Türk'tür, Çerkes'tir, Ermeni'dir, Boşnak'tır, Arap'tır ve tabii Kürt'tür." Bir tiyatrocu olan Jülide Kural'ın özellikle "Rum" ifadesini ilk sıraya yerleştirmesi ve oraya özel vurgu yapması, metin okuma geleneğine aşina olanlar açısından çeşitli yorumlara açık bir tercih olarak görülebilir. Ben de bu tercihin, Kadir İnanır'ın Rum kökenine işaret eden bilinçli bir vurgu olabileceğini düşünüyorum. Kadir İnanır'ın, yaşamı boyunca bize bir Rum olarak görünmemesi, Rumca konuşmaması ya da bu kimliğini kamusal alanda ifade etmemesi ise üzerinde düşünülmesi gereken başka bir meseledir. Çünkü yıllarca insanların ana dillerini kamusal alanda kullanmalarını yasaklayan ya da baskı altına alan devlet politikaları, birçok insanı kendi diliyle ve kimliğiyle arasına mesafe koymaya zorladı. Eğer gerçekten böyle bir geçmiş söz konusuysa, bunu ancak cenaze törenindeki bir konuşmadan hareketle tartışıyor olmamız bile başlı başına düşündürücüdür. Bizim için Kadir İnanır'ın Rum, Ermeni, Türk, Kürt ya da Çerkes olması hiçbir zaman onu sevmemizin ölçütü olmadı. Ancak insanların kendi kimliklerini ve ana dillerini özgürce ifade edebilecekleri bir toplumu kuramamış olmamız, ortak eksikliktir. Herkesin kendi özgül kimliğiyle var olabildiği ve bunu özgürce ifade edebildiği bir toplumdan hâlâ uzağız ve böylesi toplum ve onun devrimini Kadir İnanır'a borçluyuz.

Vartan Halis

155,048 次观看 • 2 个月前

“Benim inancıma göre bugünkü İsrail devleti Tevrat’a göre meşru değildir. Yahudilerin bugün egemen bir devlet kurup bu topraklar üzerinde hükmetme hakkı yoktur. Filistin toprağının yönetimi Filistinlilere ait olmalıdır; Yahudiler ise orada ancak barış içinde yaşayan insanlar olarak bulunabilir. Ben Yahudilik ile Siyonizmi aynı şey olarak görmüyorum. Tam tersine, Siyonizmin Yahudiliğe zarar verdiğini, insanları Allah’tan uzaklaştırdığını ve dini asli mecrasından çıkardığını düşünüyorum. Bugün birçok insanın Yahudilik diye savunduğu şey, bana göre hakiki Yahudilik değil; siyasallaşmış, sertleşmiş ve ahlaki ölçüsünü kaybetmiş bir ideolojidir. ‘Amalek’ meselesini de bugünün siyasal dilinde gelişi güzel kullanılan bir etiket olarak görmüyorum. Ben bunu, insanları Allah’tan uzaklaştıran, dini yozlaştıran ve hakikati tersyüz eden bir tavır olarak anlıyorum. Bu yüzden, bugün bu kavramı kimin temsil ettiğine bakarken etnik kimliğe değil, ortaya koyduğu fiile ve ahlaki yıkıma bakarım. İsrail’in sürekli dile getirdiği ‘kendini savunma hakkı’ söylemini de bu çerçevede kabul etmiyorum. Siz önce bir toprağı zorla alır, bir halkı yerinden eder, sonra da ‘Ben kendimi savunuyorum’ derseniz, bu bana göre meşru bir savunma değildir. Gerçek çözüm, toprağın sahiplerine iade edilmesi ve adalet temelinde bir birlikte yaşama düzeninin kurulmasıdır. Ben, mevcut yönetimin kendi hedefleri uğruna çok büyük yıkımları göze alabilecek bir zihniyete sahip olduğunu düşünüyorum. Bu konuda söylenenler bazılarına ağır gelebilir; ama ben onların güvenlik adına çok büyük felaketleri bile meşrulaştırabilecek bir çizgide durduklarına inanıyorum. Mesih, kırmızı inek ve Tapınak gibi meselelerde de bugün anlatılan birçok şeyin dini hakikatten ziyade siyasî yorum ve fanatik fantezi olduğunu düşünüyorum. Benim anladığım gerçek Mesih anlayışı; savaş çıkaran, insanları ezen, yıkan bir figür değil, insanları Allah’a yaklaştıran, barışı ve manevî birliği getiren bir hakikat merkezidir. Tarih boyunca Yahudilerle Müslümanların birlikte yaşayabildiğini düşünüyorum. Bana göre bugünkü temel problem dinlerin kendisi değil; işgal, zulüm ve buna dinî meşruiyet kazandırma çabasıdır. Sorun Yahudilik değildir; sorun, dini araçsallaştıran işgalci zihniyettir. Antisemitizm meselesinde de şunu söylüyorum: Siyonizm, Yahudileri korumuyor; aksine Yahudileri dünyanın birçok yerinde daha büyük öfke ve tehlikeyle karşı karşıya bırakıyor. İnsanlar Yahudilik ile Siyonizmi birbirine karıştırdıkça, bunun bedelini sıradan Yahudiler de ödüyor. Holokost gibi büyük bir trajedi de başka bir halkın toprağını almak için gerekçe yapılamaz. Avrupa’da işlenen suçun bedelini Filistinlilere ödetmek ne ahlaken doğrudur ne siyaseten meşrudur. Acı yaşamış olmak, başkasına acı çektirme hakkı vermez. Ben eninde sonunda bu yapının sürdürülemez olduğuna inanıyorum. Bir gün bu düzenin sona ereceğini düşünüyorum. Benim ideal gördüğüm şey, kan dökülmeden, Filistin yönetimi altında Yahudi ve Müslümanların birlikte yaşayabildiği barışçıl bir düzendir.”

Rauf Atilla Polat

21,093 次观看 • 5 个月前

Türkiyeleşme, Öcalan’ın Kemalist Kompleksinin Siyasal Adıdır Bu metni 2023’te, artık X’te (eski Twitter) erişilemeyen bir videoyu izledikten sonra kaleme almıştım. Dün o videoyu yeniden buldum; bu nedenle bu kısa yazıyı bir kez daha gözden geçirip yeniden paylaşmak istedim. Görüntülerde, Murat Karayılan ile Duran Kalkan’ın huzurunda yapılan, adeta bir “Judenrat” sahnesini andıran bu buluşmada bir komutan Kürtlükle alay ediyordu. Mardinli olduğunu söylüyor, anne ve babasının adlarını—biri Kurdê, diğeri Kurdo idi—tek tek sayıyor ve kahkahalar arasında şunu ekliyordu: “Bir de katırımız vardı; o da ‘Kürt’tü… ‘Kürtçe çifte bile atardı.’” Bu sahne, basit bir kabalık ya da münferit bir “şaka” değildir. Burada işleyen şey, Kürtlüğün insanî, tarihsel ve siyasal bir aidiyet olmaktan çıkarılıp zoolojik bir alaya, aşağı bir varoluş biçimine indirgenmesidir. Kürt kimliği, bir ulusal özneleşmenin zemini olarak değil, aşılması gereken bir “hamlık” ve utanılacak bir tortu olarak kurulmaktadır. Tam da bu noktada “kro” figürü belirir. Bir insanın kendi Kürtlüğünü—seçmediği bir dili, bir etnisiteyi, ulusal aidiyetini ve kültürel varoluşunu—başkalarına saldırmadan, kimseyi asimile etmeden, hiçbir şiddet pratiğine başvurmadan yalnızca sahiplenmesinin bu denli aşağılanması ve hor görülmesi bir rastlantı değildir. Türkiye, on binlerce Kürdü rızaları dışında söylemsel ve retorik düzeyde Türklüğün bir tahakküm ve fetih nesnesine dönüştürmüş; devlet aygıtı Kürt bedenlerini ve kimliklerini Türkçülüğün zorunlu imgesel alanı içinde yeniden biçimlendirmiştir. Bu zorunlu dönüşümün en görünür tezahürlerinden biri, Kürtlere dayatılan ve Türk ırksal üstünlüğünü simgesel biçimde ilan eden soyadlarıdır: Öztürk, Boztürk, Göktürk, Baytürk, Koçtürk, Alptürk, Karatürk, Aktürk, Ertürk, Söntürk, Kantürk, Gençtürk, Yiğittürk… Türkçülüğün bu adlandırma ve Kürt silme rejimi, yalnızca bürokratik bir kayıt meselesi değildir; daha en başından coğrafyasıyla, mekânsal düzeniyle ve siyasal alanın kurucu mantığıyla birlikte Kürt varlığını bedensel ve simgesel olarak aşağı bir konuma yerleştiren kolonyal bir şiddet biçimidir. Devletin bütün kurumları, yasaları, egemenlik dili ve anayasal düzeni, bu ülkede mutlak ve münhasır aidiyetin yalnızca Türk kimliğine ait olduğunu tekrar tekrar ilan eder. Türkçeden başka bir ana dile sahip olanın, bu siyasal düzen içinde tam anlamıyla eşit bir yurttaş ve meşru bir insan öznesi olamayacağı fikri, Kürt varlığının inkârını dahi anayasal güvenceye bağlayan bir dışlama rejimi olarak işler. Bunu aklı başında olan herkes bilir. Sanki bunlar yetmezmiş gibi, bugün Türk devleti Öcalan aracılığıyla her Kürde “Türkiyeleşme”yi telkin eden, Kürt sosyal ve kültürel varoluşunun daha önce bütünüyle tasfiye edilememiş alanlarını dahi disipline etmeye ve hizaya sokmaya çalışan yeni bir kolonizasyon dilini devreye sokmaktadır. Herkesin tanıklık ettiği şey budur: Kürtlerin yalnızca bastırılması değil, aynı zamanda kendi kendilerini inkâra zorlanmalarıdır. Fakat en sarsıcı olan şudur: Elli yıl boyunca Kürt adını siyasal alana taşıyan, yok edilmek istenen, adı anıldığında bile nefes alınamaz hale getirilmeye çalışılan bir hareketin içinden, bugün bizzat Kürtlükle alay eden ve Kürtlüğü tasfiyeyi neredeyse tarihsel bir görev gibi gören bir dil yükselmektedir. Kürt kimliğini aşağılayan, Kürdün katırını bile “Kürtçe çifte atan” bir karikatüre dönüştüren bu söylem, faşist Türkçü tahayyülün yalnızca dışarıdan dayatılması değil, içeriden yeniden üretilmesidir. Bu, Kürt’e karşı kurulan kolonyal prototipin Kürt siyasetinin içinde dahi içselleştirilmiş hale gelmesinin en çıplak göstergesidir. Öcalanperestlerin “Türkiyeleşme” siyaseti, fiilen tam bir Kırolaştırma ve kültürel kırımı derinleştiren disipliner bir kampanyadır. Buradaki Kıro, basitçe “Kürt” değil; Kürtlüğün inkârıyla “medenileştirilmesi gereken eksik-Türk” prototipinin aynı anda üretildiği kolonyal bir ara figürdür—yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan ise bu sürecin başlıca aracısı, hatta başlıca figürüdür: Kemalist devlet aklının Kürt siyasal varoluşunu yeniden biçimlendirmek üzere devreye soktuğu “baş Kıro”laştırma mekanizmasının tam merkezinde yer alır. Öcalan, Kürt’e ilişkin Kemalist tahayyülü derinlemesine içselleştirmiş bir figür olarak, hayatı boyunca Kürtleri “Kürtlükten kurtarmayı” adeta bir misyon gibi görmüş; Kürtlüğü ulusal ve siyasal bir ufuk olmaktan çıkarıp aşılması gereken bir “hamlık” olarak yeniden kodlamaya yönelmiştir. Bu iddiayı belgelendiren en çıplak ifadelerden biri, Öcalan’ın Kürt varlığını neredeyse insanlık-dışı bir ara kategoriye indirgediği şu sözleridir: “Kişilik üzerine birçok çözümlemeler yaptım. Hâlâ Kürt’ü tam yakaladığımı, çözdüğümü söyleyemem. Çünkü kendisi olmaktan epeyce uzaklaştırılmıştı. Şeklen Kürtvari gözükse de, özde başkalaşmıştı. İhanetinin boyutlarının farkında bile değildi. Ona ne insan yasaları ne de hayvan yasaları işliyordu. Adeta üçüncü bir varlık türünü oynuyordu.” (Öcalan, 2004, Bir Halkı Savunmak, s. 222). Burada Kürt, bir ulusal özne değil; ne insan ne hayvan yasalarına tâbi olmayan, “üçüncü tür” olarak kodlanan bir ham maddeye, yani Kırolaştırmanın nesnesine indirgenmektedir. Bu dil, yalnızca bir betimleme değil, Kürtlüğün siyasal statüsünü düşüren kolonyal bir epistemolojidir: Kürt varlığı, hak ve egemenlik talep eden bir ulus olmaktan çıkarılıp terbiye edilecek, dönüştürülecek bir aşağı kategoriye yerleştirilir. İşte “Kıro” figürü tam da bu ontolojik düşürmenin adıdır. Çünkü Kıro, “Türkleştirilmesi gereken Kürt”tür: hem Öcalancı söylemin hem de Kemalist tahayyülün Kürt üzerine bindirdiği prototip. Kürdü zamandışı ve parokyal bir dağ varlığına indirgeyen; dili çözülemez, kimliği belirsiz, siyasal varoluşu “ilkel” sayılan aşağı bir özne-konumu. Kıro, yalnızca bir hakaret değil, modern Türk ulus-devlet aklının Kürt’ü tanımlama biçimidir: Kürdü ulus olma kapasitesinden yoksun, kültür ve tarih taşıyamayan, medeniyetle bağdaşmayan bir “artık” olarak kodlayan kolonyal bir kategoridir. İşte Öcalan’ın Kürtlüğe yaklaşımı da tam olarak bu kolonyal prototipin içselleştirilmesi üzerinden şekillenir. Öcalan’ın Kürtleri “Kürtlükten kurtarma” girişimi, basit bir siyasal taktik değil, derin bir Kemalist kompleksin ve kolonyal/ırkçı bir mimicry rejiminin ifadesidir. Bu kompleks, Öcalan’ın kendisini Türk ulus-devlet aklının ölçütleri içinde “insan” sayılabilir bir varoluşa yaklaştırma çabasında; Kürtlüğü ise aşılması gereken bir hamlık olarak kodlamasında görünür. Burada “Kıro” figürü belirleyicidir: Kıro, eşzamanlı olarak hem Kürt varlığının inkârını hem de “tamamlanmamış,” “medenileşmemiş” bir Türk prototipini temsil eder—bir tür yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan, Türklüğü insan olmanın normu olarak kabul eder; fakat aynı zamanda bu norm karşısında kendisini ontolojik bir eksiklik içinde konumlandırır. Bu eksiklik, Lukács’ın yabancılaşma ve bütünlük kaybı bağlamında düşündüğü türden bir “eksik-totalite” hissiyle, sürekli telafi edilmesi gereken bir varlık açığına dönüşür. Mimicry, tam da bu açığın yönetimidir: taklit, asla “asıl” olamaz; fakat kolonyal düzen içinde zorunlu bir sınav gibi dayatılır. Öcalan’ın Türkiyeleşme projesi, bu nedenle, Kürt özgürleşmesinin değil, Kürt öznesinin Kırolaştırılarak devletin ontolojik ölçüsüne yaklaştırılmasının—hiçbir zaman tamamlanamayacak bir Kemalist taklidin—siyasal adıdır. Bu Kırolaştırma mantığının en açık göstergelerinden biri, Öcalan’ın Kürtleri bir ulus olarak değil, tekrar tekrar bir “olgu” olarak adlandırmasıdır. Nitekim Öcalan, Demokratik Konfederalizm’de Kürtlerden defalarca “olgu” diye söz eder (2015: 39). Bu kelime seçimi tesadüf değildir: Kürt varlığını tarihselliği, egemenlik iddiası ve siyasal özne statüsü olan bir ulus olmaktan çıkarır; üzerinde işlem yapılacak ham bir nesneye indirger. “Olgu,” burada hak talep eden bir kolektif özne değil, disipline edilecek, dönüştürülecek, Türkiyeleşme içinde eritilecek bir Kıro maddesidir. Bu nedenle “demokrasi,” “Türkleştirme” ve “Türkiyeleşme” aynı mantığın farklı adlarıdır: Kürt bir olgudur; Türk milletiyle bütünleştirilmesi, terbiye edilmesi ve “medenileştirilmesi” gerekir. Mehmet Uçum’un Öcalan’la aynı çizgide söylediği gibi, “Türk milleti birdir; Türk ve Kürtten oluşan tek bir millet vardır ve onun da tek dili Türkçedir.” Burada kast edilen tam da budur: Kürt, ancak Türklük içinde eritildiği ölçüde meşru bir varoluşa kavuşabilir. Öcalan’ın “kültürel talepleri” dahi gayrimeşru sayması, Bülent Arınç’ın 2014’te dile getirdiği “Kürtçe medeniyet dili değildir” sözleriyle aynı epistemik şiddetin farklı versiyonlarıdır. Bu söylemlerin ortak zemini açıktır: Kürt varlığını inkâr etmek, Kürtlüğü bir siyasal özne değil, terbiye edilecek bir hamlık olarak görmek ve “Kıro”yu medenileştirme kisvesi altında Kürtlüğün tasfiyesiyle uğraşmak. Aradaki tek fark şudur: Devlet aklı bunu açık ırkçı Türkçülükle yapar; Öcalan ve ona tapanlar ise kendi içselleştirilmiş Kıroluklarını genelleştirerek bütün Kürt milletini de kendileri gibi kokusu ve zamandışı bir varlık olarak tahayyül ederler. Kolonize edilmiş bir mimicry (taklitçilik)—adeta bir “ev zencisi” pozisyonu—üzerinden, Türk efendisinin haklılığını ispatlamak için Kürtler aleyhine simgesel, dilsel ve epistemik şiddete başvururlar. Kürt ulusal ısrarını “ilkel milliyetçilik,” Kürt varoluşunu “geri hamlık,” Kürt siyasal ajansını ise “kardeşlik düşmanlığı” diye damgalarlar. Türk devleti bir asırdır yapamadığını, bugün Öcalanperestler yapmaya çalışmaktadır: Kürdü “Türkiyeleştirmek,” yani fiilen Kırolaştırmak—Kürt ulusunu, kendi kendisiyle alay eden, kendi varlığını inkâra yönelen, kolonyal prototipi içeriden yeniden üreten bir aşağı özne-konumuna mahkûm etmek. Hayatını kaybeden Rêzan Javid’in annesinin feryadını asla unutmayacağım. O, PKK’nin Kürtleri kurtarmak için silaha sarıldığına hâlâ inanıyordu. Cenazede “Kürdistan bayrağına kurban olayım” diye haykırdı. İşte yeni-Kırolaşma, Türkiyeleşme adına, devletçi aklın içselleştirilmesiyle Kürtlüğü böyle imha eder: bir halkın onurunu değil, kendi kendisiyle alay etmesini siyasal ufuk hâline getirerek.

Kamal Soleimani

23,596 次观看 • 7 个月前

İsrail'in son Türkiye Büyükelçisi Irit Lillian, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye-İsrail ilişkileri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Sunucu: Sahada olan ve hatta Erdoğan ile yüz yüze görüşmüş biri olarak, onun hakkındaki izleniminiz nedir? Fotoğraflarda genellikle nazik bir adam gibi görünüyor. Irit Lillian: Kişisel düzeyde nazik bir insan. Ama bizim sorumuz elbette kişisel olanın çok ötesinde. Çok gülen biri değil, ciddi, biraz sert bir adam ama misafirlerini her zaman güler yüzle karşılar ve ardından sert ve ilginç şeyler söyler. Sunucu: Erdoğan’ın tutumundaki sertleşme ve İslamcı ideolojisi tartışılamaz. Sorum şu; orada bulunmuş biri olarak, İsrail hala onunla çalışabilir mi yoksa o gerçekten tamamen bir düşmana mı dönüştü? Irit Lillian: Ben hala onunla çalışmaya devam edilebileceğine inanıyorum. Hatta buna mecbur olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü Erdoğan'ın gideceğini ve sonra ne olacağını göreceğimizi düşünenler yanılıyor; iki şey o kadar çabuk gitmiyor. Birincisi kendisi; erken seçim ihtimali var, uzun yıllar daha iktidarda kalabilir. İkincisi ise ideolojisi. Son üç yılda ve özellikle 7 Ekim'den bu yana olanlar, kamuoyu üzerinde ve İsrail algısı üzerinde çok geniş bir etki yarattı. İsrail’e mutlaka bir "düşman" olarak bakılmasa da (ki bu konuda aynı fikirde değilim), bölgesel istikrarı bozan çok sorunlu bir "rakip" olarak bakılıyor. Bundan kurtulmak zor olacak ama bu yine de imkansız olduğu anlamına gelmez. Sunucu: Sizce Erdoğan İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmeye ne kadar hazır ve bunu ne kadar istiyor? Onu bir "rakip" olarak tanımladınız. Irit Lillian: İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmek istediğini sanmıyorum. Onun söylediklerine ve hükümetindeki Dışişleri Bakanı Fidan gibi üst düzey isimlerin açıklamalarına bakarsanız, doğrudan bir çatışmadan veya askeri bir yüzleşmeden bahsetmiyorlar. Ancak çatışmanın pek çok alanda sürdüğü açık. Mısır ve Suudi Arabistan ile bu ittifakın kurulması bile bir tür uluslararası arenada İsrail'i zorlamak için yürütülen yoğun bir faaliyet. Aynı zamanda, İsrail'deki şahıslara yönelik kişisel faaliyetler, tutuklama emirleri, Başbakan'ın tutuklanması için Interpol'e başvurulması gibi hukuki süreçler var. Yani vizyonu çok daha geniş. Öte yandan, kullandığı araçlar "yumuşak güç" veya "akıllı güç" olduğu için ve Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilerin (seviye fiilen düşse de) tamamen kesilmemiş olması, bence hala ihtiyaç duyulduğunda onarım için büyük bir alan bırakıyor.

Ramazan Bursa

32,311 次观看 • 1 个月前

TAM 2 SAAT KAPSAMLI OTOMASYON EĞİTİMİ TÜRKÇE ALTYAZI Bu videoyu anlayanlar bir adım önde başlıyor. e ticarette müşteri destek ekiplerinin yaşadığı döngü aslında oldukça tanıdık. Gün boyunca aynı sorular, aynı talepler, aynı süreçler tekrar eder durur. İade isteyenler, değişim talep edenler, siparişinin nerede olduğunu soranlar… Günün sonunda değişen pek bir şey olmaz; sadece harcanan zaman ve maliyet artar. Oysa burada görülen şey basit bir not ya da rastgele bir fikir değil. Bu, doğru kurulduğunda tek başına bir müşteri destek yapısını dönüştürebilecek bir sistemin temelidir. Çoğu kişinin "otomasyon" dediği şey aslında yüzeyde kalır. Gerçek fark, tekrar eden işlerin doğru şekilde tanımlanması ve bu akışların sistematik olarak yönetilmesiyle ortaya çıkar. İyi kurgulanmış bir yapı, destek taleplerinin büyük bir kısmını zaten kendiliğinden çözebilir. Asıl değişim hızda hissedilir. İnsanların dakikalar içinde yanıt verdiği bir dünyada, saniyeler seviyesinde çalışan bir sistem devreye girdiğinde deneyim tamamen farklı bir noktaya taşınır. Müşteri beklemez, süreç aksamaz, akış kesintisiz ilerler. Ancak işin en kritik kısmı teknolojinin kendisi değil, kurallardır. Hangi durumda iade yapılacağı, hangi taleplerin otomatik karşılanacağı, ne zaman insan müdahalesi gerektiği… Bunların hepsi en baştan net şekilde tanımlanmalıdır. Çünkü mesele sadece bir yapay zekayı devreye almak değildir. Asıl mesele, işin mantığını doğru kurmak ve bunu bir sisteme aktarabilmektir. Birçok kişi bu noktayı gözden kaçırır. Araç arar, model karşılaştırır, ama sistemi kurmayı ihmal eder. Oysa farkı yaratan şey kullanılan araçlar değil, kurulan yapının kendisidir. Bu video ise tam olarak bunu anlatıyor. Yaklaşık iki saatlik bir eğitim boyunca, sıfırdan bir müşteri destek sisteminin nasıl kurgulanacağını, hangi mantıkla çalışacağını ve gerçek dünyada nasıl uygulanacağını adım adım gösteriyor. Kısacası, izleyen için sadece bir bilgi değil, doğrudan uygulanabilir bir bakış açısı sunuyor.

G-Code

64,718 次观看 • 1 个月前

“Devlet, CHP’nin yok olmasını değil, ehlileşmesini istiyor” Etyen Mahçupyan: Özgür Özel'in Serbestiyet'in de çevirisini yayınladığı The Economist’teki yazıda nihayet, daha önceki konuşmalarında hiç söylemediği bir şeyi söylemiş ve "AK Parti'nin niyeti Cumhuriyet Halk Partisi'ni ehlileştirmek, yok etmek değil" demiş. Evet, yok etmek değil. Ama bir siyasi parti normal olarak rakiplerini yok etmek ister. Bir siyasi partinin diğerini ehlileştirmesi çok mantıklı bir şey değil. Bunlar aynı düzlemde olan iki aktör. O zaman CHP de AK Parti'yi ehlileştirsin. Ehlileştirmek için hiyerarşi, yani devlet lazım. Özgür Özel orada telaffuz edememiş ama bence artık anlamış ki devlet, Cumhuriyet Halk Partisi'ni ehlileştirmek istiyor. Peki, ne demek ehlileştirmek? İdeolojik pozisyonunun değişmesini ve şu andaki rejime uymasını istiyor. Buradan da anayasaya geliyoruz. Yani anayasa eğer bu İttihatçı vizyon üzerinden kurgulanırsa, ona göre bir devlet-bürokrasi ve devlet-siyaset ilişkisi üretilirse mecburen CHP ehlileşecek zaten. Bence 2028 seçimlerinin hemen öncesi veya sonrası, artık kalıcı olarak başka bir düzene geçilmesi isteniyor. Siyasetçilerin değiştiremeyeceği bir Türkiye hayal ediliyor. Ve bunu da anayasaya bağlamak zorunda. Onun için bu anayasa eninde sonunda gelecek. Birçok siyasi parti de bence çoktan razı halde, çünkü onların da kafası böyle çalışıyor zaten. Yani maalesef Türkiye'deki sorunlardan biri, bütün siyasetçilerin devlet adamı olmak istemesi. Hiç siyasetçi olmak isteyen siyasetçi yok. Siyasetçi dediğin; toplumla ilişki kuran ve bir hayal etrafında kendi toplumunu, devletini, ülkesini şu veya bu yönde değiştirmek isteyen insandır. Bunlar Türkiye'de yok. Herkes devlet adamı olmak isteyince, o zaman devletin yönettiği bir Türkiye'ye hiç kimse kolay kolay hayır diyemez. Çünkü Türkiye için devlet adamı demek; "Türkiye için bir doğru var, ben onu savunuyorum ve en iyi ben savunurum" demektir. Yani "Türkiye için doğru belli, onu en iyi ben savunurum" anlayışıyla siyasetçi olunmaz ve bu siyasetçiler aslında oy da hak etmiyorlar. Ama Türkiye şu anda açıkçası böyle bir yöne doğru gidiyor.” Etyen Mahcupyan Yıldıray Oğur

serbestiyet

76,520 次观看 • 4 个月前

🎙️ Osman Altunterim : • Mauro Icardi için hep şunu söylüyorum. Galatasaray'da o Galatasaray yüzyılı dediğimiz taraftarların, camianın söylediği şeyi başlatan adam Icardi. Evet, işte Erden Timur'dur, Dursun Özbek, Okan Buruk... Herkesi sayabilirsiniz. Ama bunların hepsinin ötesinde Galatasaray'ı bugünkü olduğu konuma getiren; Leao'nun, işte Sane'nin, Osimhen'in bu kulübe gelmesini sağlayan, bu kulübü bir cazibe merkezi haline getiren adam Mauro Icardi'dir. • Çok büyük bir kırılmaydı Mauro Icardi transferi. Ya bazı şeyler inanılmaz, inanılmaz diyorum yani. Şöyle düşünün: 52 bin tane adam bir statta sarı kafalı bir santrafora attığı golden sonra "Aşkın Olayım" diye bağırıyor. Daha bunun ötesi yok, bunun sosyolojik olarak tanımını yapabilecek bir şey yok yani. 52 bin tane adam bir erkeğe "Aşkın Olayım" diye bağırıyor. Ve o gittiğinde gözyaşı döküyor, sakatlanığında onunla beraber ağlıyor, üzülüyor, dualar ediyor. İnanılmaz gibi değil. Yani Icardi'ye olan sevgi şöyle olacak ben size söyleyeyim. • Kocaelispor maçında muhtemelen İstanbul'da olacak, maça gelecek. O gün stat yıkılacak. Ve o gün insanlar tribünde gözyaşları dökücekler. Icardi öyle bir adam. Mauro Icardi öyle bir değer Galatasaray için. Yaşattığı her şey için, Galatasaraylı... Galatasaray'da bize yaşattığı bütün duygular için, iyi-kötü bütün duygular için sonsuz teşekkür ediyorum. Ben bir Galatasaraylı olarak ve her şeyden önce de bir medya mensubu olarak da, bir yorumcu olarak da teşekkür ediyorum. Çünkü inanılmaz malzeme verdi. Bambaşka bir adamdı, bambaşka bir seviye. İnanılmaz bir aura, inanılmaz bir kalite... • Ama işte özel hayatı, yaşadığı sakatlıklar, geri dönüşler, şunlar bunlar erken veda edecek büyük ihtimalle. İnşallah etmez, izleyebiliriz onu ama çok ihtimal vermiyorum. Edecekse de Galatasaray formasıyla futbola veda etmiş olması onu bizim için daha değerli kılacak. İnşallah bir gün bir yerde yollarımız yeniden keseşecek ve iyi ki varsın, iyi ki geldin, iyi ki bizimlesin, iyi ki bunları yaşadık. İyi ki de Galatasaraylı... Galatasaraylı oldum. Senin yaşattığın, senin söylediğin, dile getirdiğin duyguların hepsini ben de paylaşıyorum kendi adıma. Ve kendi adıma, iki tane senin sayende Galatasaraylı olmuş yeğenim adına çok teşekkür ediyorum Mauro Icardi'ye. ▪️ KAYNAK : ToSports ✍️

𝐒𝐄𝐑𝐇𝐀𝐓 𝟏𝟗𝟎𝟓

37,427 次观看 • 14 天前

Kemalizm ile neden en sert şekilde mücadele edilmesi gerektiği sorusunun cevabını bu aşağıdaki videoyla vermeye çalışacağım. Videodaki özel gereksinimli hanım kardeşimizin ismini bilmiyorum. Kendisi yakın zamanda TİKTOK'a Kürtçe bir şarkı videosu yüklemiş. Zafer Partisi bağlantılı @dailyturkist_ isimli ırkçı paylaşımlar yapan hesap da videoyu alıp kendi takipçileri ile paylaşmış. Bu aslında Daily Türkist hesabının bir rutini. Hesaptan sürekli olarak Kürtçe şarkı söyleyen vatandaşlarımız paylaşılıp Kemalistlerin önüne atılıyor ve ardından yoğun bir küfür ve hakaret bombardımanına maruz bırakılıyorlar. Bu yolla da Kürtler ile Türklerin arasında kavga çıkartılıyor. Ümit Özdağ'ın Terörsüz Türkiye sürecini baltalamak için kullandığı yöntemlerden birisi bu, siz de zaman zaman şahit oluyorsunuzdur. Yaptığım paylaşımlar yüzünden sıklıkla Kemalistlerin hedefi olduğum için istediklerinde ne kadar pisleşebildiklerini defalarca tecrübe etmişliğim var ama Kemalistlerin bile özel gereksinimli bir kadına ırkçılık yapabileceğini, fiziksel engelleri üzerinden ona küfür ve hakaretler yağdıracak kadar alçalabileceğini samimiyetle söylüyorum hiç düşünmemiştim. Fiziksel engeli olan birisine ilk ve son kez hakaret ettiğimde sanırım 7 yaşındaydım ve babamdan hayatım boyunca çok az sayıda yediğim tokatlardan birini o gün bu sebeple yemiştim. Üzerinden bunca yıl geçmesine ve o zaman henüz muaşerete aklı ermeyen bir çocuk olmama rağmen bugün bile yaptığım terbiyesizliği hatırladıkça hem utanır hem de hüzünlenirim. Fiziksel dezavantajı olan kardeşlerimiz toplumumuzun koruması altındadır. Hem devlet hem de millet onlara pozitif ayrımcılık yapar dahası onları bazı sorumluluklardan da muaf tutarız. Kardeşlerimizi savaşlardan, kavgalardan ve hatta tartışmalardan muhafaza ederiz. Özel gereksinimli bireyler ırklar üstüdür. Artık bu kurallar ilkel kabile devletlerince bile kabul görmüş ve toplumsal hayata yerleşmiş durumdadır. Bunun insan topluluklarıyla hayvan kolonileri arasındaki en belirgin farklardan birisi olduğunu söyleyebiliriz. Ben Milliyetçi ve Muhafazakar görüşleri olan bir birey olarak kendi mahallemde bugüne kadar bu evrensel kuralların ihlal edildiğine hiç şahit olmadım. Benim içinde yaşadığım toplulukta bu aynı zamanda Müslüman ve Türk olmanın da gereğidir. Bizim aramızda dezavantajlı bir bireye şiddet uygulayan, küfür ve hakaret eden birisine rastlayamazsınız. Bunun bir kalabalık tarafından alenen gerçekleştirilmesini ise Milliyetçi/Muhafazakar toplum anlayışının iflası olarak görürüz. Yani Müslüman mahallesinde birileri, engelli bir bireyi topluca aşağılayıp ona küfür ve hakaretler savurabiliyorsa bunun bizim için anlamı, toplumsal ahlakın çöktüğü ve korkunç boyutta bir felaketle karşı karşıya olduğumuzdur. İşte Kemalistler artık gündelik hayatlarını, bizim felaket olarak kabul ettiğimiz o ahlak seviyesinde sürdürüyorlar. Onların Türklük anlayışı, özel gereksinimli bir Kürt kızına ırkçılık yapabilmeyi ve bunun üzerinden başka Kürtleri de kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi bir kazanım olarak kabul ediyor. Bu bizim mahallemizde vatana ihanet civarlarına isabet eden bir eylemdir. Engelli genç bir kıza Kürt olduğu için küfür edip kahkahalarla gülüyorlar. Bunu yapanlar da öyle çoluk çocuktan oluşan şuursuz bir kalabalık değil, yaşını başını almış adamlar ve kadınlardan oluşan pek çoğu kariyerli ve eğitimli insanlar. Bir insanın böyle bir eylemden keyif alabilmesi için kendisine duyduğu bütün saygıyı yitirmiş olması gerekir. İşte dün yine bir sene boyunca biriktirebildikleri bütün saygıyı harcadılar. Şimdi bir sonraki 10 Kasım'a kadar başta kendileri olmak üzere hiçkimseye ve hiçbir şeye saygı duymadan koskoca bir sene daha geçirecekler.

Abese İrca

120,388 次观看 • 10 个月前

Michelangelo’nun Sistine Şapeli’nin tavanında yer alan Adem’in Yaratılışı sahnesinde Tanrı’nın bulunduğu alanın insan beynine benzediği yönünde pek çok teori ortaya atılmıştır. Çoğu zaman biz bu teorileri gerçek bilgi sanıyoruz ki hatayı da burada yapıyoruz. Bu bilgileri akademik ders kitaplarında görmek de bu nedenle mümkün değildir. Westworld dizisi, robotların bilinç kazanma sürecini ve yapay zekanın insan gibi düşünebilmesini temel alan bir hikaye anlatıyor. Bu noktada dizinin yaratıcıları, Michelangelo’nun freskinde yer alan Tanrı’nın insan beynine benzeyen alanda yer alması fikrini dizinin dünyasına ustaca entegre etmişlerdir. Dizide, bilinç kazanmanın tanrısal bir güç olmadığı, insanın kendi kendini yaratabileceği vurgulanır. Bu tema, Michelangelo’nun resmindeki Tanrı’nın beyin içinde tasvir edildiği teorisiyle bağdaştırılıyor: Bilinç, dışsal bir güçten (Tanrı) değil, insanın kendi içsel mekanizmalarından gelir. Ancak bu doğru değil... Anthony Hopkins’in canlandırdığı Dr. Robert Ford karakteri, parkın kurucu isimlerinden biridir ve tanrısal bir yaratıcı figürü temsil eder. Tıpkı Michelangelo’nun freskindeki Tanrı gibi, Ford da yarattıklarına bilinç vermek için çaba harcar. E tabi böylesine güzel bir yapımda hele bir de Anthony Hopkins gibi usta bir aktörün bunları söylediğini duyunda inanasımız geliyor. Bu beyin Hipotezi; 1990 yılında Amerikalı doktor Frank Meshberger adlı bir nöroanatomi uzmanının Tanrı ve meleklerin yer aldığı alanın kesit halinde bir insan beynine benzediğini öne sürmesiyle başladı. Yani öne süren bir sanat tarihçisi değil, iddia ettiği şeyi herhangi bir arşiv taraması veya araştırma yapmadan sırf öyle benzediği için ortaya attı. Aslında hakikaten benziyor. Gerçekten de beyni andırıyor ancak hem dizide hem de Frank Meshberger'in teorisinde bu hipotez gerçek bilinç gücünün insandan geldiği mesajının verildiğini iddia ediyor. Ama ne yazık ki Michelangelo bu mesajı verecek kadar açık görüşlü bir sanatçı değil aksine derin dini inançları olan bir Katolikti. Oldukça sade bir yaşam sürdü. Pek çok kaynağın belirttiğine göre dünyevi zevklerden uzak durmak pahasına hem oldukça cimri hem de bir o kadar kirliydi. Söz konusu Hipotez kapsamında; Kırmızı pelerin ve çevresindeki figürler, beyin yarım kürelerini oluşturuyor. Meleklerin dizilimi, beyin kıvrımlarını andırıyor. Tanrı’nın sağ kolunun altındaki figür, beyin sapına ve hipofiz bezine benzetiliyor. Yeşil şal da omuriliğe benzetiliyor. Michelangelo, Rönesans sanatçılarının çoğu gibi insan anatomisine büyük ilgi duyuyordu ve gençliğinde kadavralar üzerinde çalışmıştı. Yani beyinden model almış olabilir ancak bu yine de insanın bir yaratıcıya ihtiyaç duymayacağı mesajı taşımıyor. Bu tamamen dizinin senaristlerinin dizideki hikayeyi desteklemek için yazdıkları bir şey. Bazı sanat tarihçileri, Michelangelo’nun bilinçli olarak beyni resmetmiş olabileceğini kabul ediyor. Ancak az önce de dediğim gibi bu benzerliğin tesadüfi olabileceğini ve Michelangelo’nun asıl amacının Tanrı’yı dinamik ve etkileyici bir şekilde betimlemek olduğunu ve yazılı kaynaklarda bu kısımla alakalı herhangi bir şey bulunmadığını bu nedenle insan bilincine övgünün biraz uydurma bir okuma olduğunu düşünüyor. Michelangelo’nun eserlerinde mistik ve sembolik anlamlar yerine estetik ve anatomik doğruluğa odaklandığı da biliniyor. Hatta bu beyin olayından sonra başka araştırmacılar, Tanrı’nın çevresindeki alanın kadın rahmine benzediğini ve sahnenin yaratılışı değil, doğumu temsil ettiğini de iddia etmiştir. Yani önüne gelen bir şeye benzetiyor. Tanrı’nın insan aklına ilham verdiği fikri öne çıkar. Eğer Michelangelo beyni bilinçli olarak tasvir ettiyse, bu Tanrı’nın insana akıl ve bilinç verdiğini simgeleyebilir. Ama bunu bize direkt söylemediği sürece ve yazılı kaynaklarda böyle bir ifadeye rastlanılmadığı sürece bu düşünce sadece hipotez olarak kalır... Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sanatla kalın. 🖤

Celil Sadık

31,385 次观看 • 1 年前

Evet, birkaç arkadaş bana bu videoyu gönderdi ve analiz etmemi istediler, başlayalım: Söylediği şeyler genel hatlarıyla hem doğru hem yanlış. Redpill etiketini yapıştırarak uyardığı şeyler konusunda haklı ama redpill o değil zaten. Lakin ben bu konularda insanları uyarmayı falan bıraktım. Bir insan redpillin ne olduğuna inanmak istiyorsa inanabilir. Sağlıklı bir kafa yapısına sahip olduğu sürece gerisi önemli değil. Gerçeği anlayıp hayatın içerisinde gerçeklerle uyumlu bir şekilde fonksiyonel bir yaşam sürdürebildiğin zaman zaten redpill hakkında düşüncelerin önemli olmaksızın redpill doğrultusunda yaşıyorsun demektir. Redpill’in bir isim olarak veya bir marka değeri olarak pek de bir önemi yok, temsil ettiği şeylerin değeri var. Zaten redpill herkese göre değil. Bazen insanların varoluş sancılarıyla kafayı yememek için kendisine birtık yalan söylemesi gerek. Gerçeği %100 saf bir şekilde almak herkese göre değil. O insanlara da anlayış göstermek lazım. Dediği diğer şey konusunda da haklı bu arada, gerçektn redpill camiasında çoluk çocuk çok. Ama bu da normal; bunu işaret etmek hastanede çok fazla hasta insan var demek gibi bir şey. Bir de geçen Uğur abi Centilmen Kulübü şey demişti, berbat insanların olmadığı bir topluluk yok. Yani teknik olarak doğru ama, so what? Lüzumsuz bir çarpıtma. Bir diğer argüman: Redpill’in topluma feminizmden daha büyük bir zarar vereceği düşüncesi biraz duygusal bi cevap olmuş. Birilerine kızmış belli ki, öfkesini atmak için böyle şeyler söylüyor. Zira redpill günümüzde geldiği konuma rağmen hala underground sayılabilecek bir akım. Milyonların desteklediği, devlet politikalarını şekillendiren, milyonlarca dolar fonlanan bir politik ideoloji aynı kefeye koymak biraz oksimoron bir düşünce. Manosferin erkekleri öfkeli warboylara dönüştürmesi eleştirisine de tam katılmadım çünkü bu çocuklar zaten manosferden önce iyi çocukluğun uç noktasına savrulmuş adamlardı. Bir uç noktadan çıkınca öbür tarafta radikalleşmek normaldir. Ha bazı şeyler bunu hareketlendirmiş olabilir ama zaten kendini hayatı boyunca yalan soyledigini fark eden ve bu yalanlardan acı gerçeklere uyanan herkes ister istemez radikalleşir. Yani manosfer bu radikalleşmeye katkıda bulunmuş olabilir ama asıl sebebi olamaz. Asıl sebep onlara söylenen yalanlardır. Bir de bizim gibi değilsen karşı taraftasındır safsatasını kendisi de yapmış farkında mı bilmiyorum ama, redpilciysen radikalsin toksiksin akıllı ve rasyonel olmak için bizim tarafta olman lazım ikilemini sen de yaratmışsın yani buradan çok farklı gözükmüyorsun. Son olarak: Öğretmen Kemal gibi adam diye örnek gösterdiği adam Mahmut abinin redpilli Türkiye’de popüler hale getiren bir numaralı kişi olması bir tık ironik olmuş. Redpillcileri bunlar gençlerin dertleriyle ilgilenmiyor tek dertleri kendi ceplerini doldurmak diye eleştirip, Redpillcilerin yazılarıyla kendine ün yapan, kendi sitesinde hala bir sürü redpill çevirisi bulunan, bir sürü pdf, patreon içeriği ve özel görüşme gibi şeyler satan adamı örnek göstermesi gülümsetmedi değil. Tutarsızsın hoca. Demek ki senin derdin birilerinin erkeklerin dertleri üzerinden ceplerini doldurmaları değil, senin hoşuna gitmeyen kabul etmediğin ve doğru bulmadığın şeyleri anlatarak ceplerini doldurmaları. Video ile ilgili yorumlarım aşağı yukarı bu şekilde. Atladığım bir yer varsa veyahut konuya dair sormak istediğiniz başka bir şey varsa yorumlarda sorabilirsiniz.

Zafer Karaaslan

16,972 次观看 • 1 个月前

Özellikle Türkiye'deki tüm Fenomenlerin bu paylaşımımı okumasını rica ediyorum. Sevgili arkadaşlar, bugüne kadar Türkiye'den globale açılan bir kripto varlık projesi olmadı. Olanlar da destek görmedi. Bunun en büyük nedeni millet olarak çok sinsi olmamızdan kaynaklanıyor. Bundan 3 yıl önce CMLE NFT oluşumumuzu kurduk ve o ekiple birlikte her gün, ilk günkü azmimiz ile çalışarak ortaya kaliteli bir proje çıkardık. Güçlü bir topluluk tabanı oluşturduk. Reklamını alarak paylaştığınız bir çok projenin yapamadığı işleri yaptık, ortaya koyduk. %100 şeffaflık ilkesi ile %100 demokratik bir yapı inşaa ettik. Aşağıdaki videoda sadece son 1 ay içerisinde elde ettiğimiz istatistikleri görebilirsiniz. Proje, DAO mekanizması ile yönetiliyor. Paydaşı olan herkesi ödüllendiren merkeziyetsiz bir protokole sahip. Fayda sağlayan herkesin fayda görebileceği bir yapıda. Diğer projelerden reklam ücretleri alıp topluluğunuz ile yabancılara para kazandırmayı ne zaman bırakacaksınız? Birçoğunuzu yıllardır gözlemliyorum. Her biriniz yüzlerce proje reklamı almışsınızdır ve büyük çoğunluğu başarıya ulaşamamış veya sizin kitlelerinize yani kendi toplumumuza mal kitlemiştir. Hepinizin profiline ve prestijine zarar vermiştir. Vestra'nun sizler için harika bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Her birinizin, projenin whitepaper'ini açıp okumanız halinde etkileneceğini ve projenin vizyonunun ne kadar büyük olduğunu kavrayacağınıza eminim. 20 Ekip arkadaşından oluşan 2 Farklı lokasyonda şirkete sahibiz. Tüm regülasyon ve hukuki süreçlere uyumlu bir şekilde hareket edip ülkemize katma değer ve sayısız istihdam sağlamanın mücadelesini veriyoruz. Bu ülkenin bir ferdi olarak tek başıma sıfır noktasından nerelere kadar getirdiğimi net bir şekilde görebilirsiniz. Burada sizlere açık çağrı yapıyorum. Sizlerin destekleriyle çok daha büyük bir yapı ve organizasyon haline geliriz. Vestra'ya ne kadar erken adapte olursanız sizler için o kadar iyi olacak. Sizlerin iyiliği için birkaç defa bu çağrılarda bulundum. Ancak her seferinde kulak arkası yaptınız. Şuna da bizzat eminim ki ilerde birçok kişi keşke diyecektir. Gönülden desteklerinizi verin, yabancıların maşası olmaktan kurtulun. Birlik olursak başaramayacağımız hiçbir zorluk yoktur. Roket Kalkmadan sizleri de güverteye bekliyoruz. Uzay seyahatine geçtiğimizde geç kalmış olacaksınız.

Crypto Monster

93,680 次观看 • 1 年前

Yetişkin içerik üreticisi Kanadalı kadının Pakistan ve Hindistan vatandaşları hakkında yaptığı analizler globalde binlerce kişi tarafından onaylanınca kadın bir anda ünlendi. 💧Ben Kanadalı bir seks işçisiyim ve eskiden bu ülkelerden gelen insanlarla görüşmezdim, hadi bunun hakkında konuşalım. 💧İlk başladığımda fiyatlarım şimdikinin yarısı kadardı ve o zamanlar tarama (screening) veya depozito almıyordum çünkü olabildiğince çok müşterim olsun istiyordum, bu yüzden herhangi bir tarama şartı koymuyordum. 💧Bir şey fark ettim; birincisi, müşterilerimin çoğunluğu o ülkelerdendi ve ikincisi, bana nasıl davrandıkları konusunda bazı kalıplar fark ediyordum. 💧Kesin olan bir şey var ve bu konuda benimle tartışamazsınız; Hindistan ve Pakistan'da çok güçlü bir tecavüz kültürü var. 💧Bu sadece bir gerçek ve bunu fark ettim, özellikle de bana nasıl davrandıkları konusunda. 💧Karşılaştığım bazı sorunlar; örneğin, fiyatlar hakkında pazarlık yapmak için kasten ödemeleri gerekenden daha az parayla gelmeleriydi. 💧Birçoğu bana karşı son derece agresif ve son derece saygısız oluyordu. 💧Birçoğunun hijyeni çok kötüydü ve/veya hizmet başlamadan önce duş almayı reddediyorlardı. 💧Tüm bunlar doğal olarak ağzımda çok kötü bir tat bıraktı ama beni asıl zorlayan şey, o ülkelerden birinden bir müşteri görmem ve onun bana kondomsuz ilişkiye girmem için zorlamaya çalışmasıydı. 💧Bu son derece travmatikti. 💧Daha da kötüsü, bunun için polise gittim, tam adını ve her şeyini verdim ama yapabilecekleri bir şey olmadığını söylediler. 💧Çok korkmuştum çünkü eğer böyle bir şey tekrar olursa ve polise gidersem, hiçbir şey yapmayacaklarını biliyordum. 💧Bu yüzden kendimi korumak için o ülkelerden gelen insanlarla görüşmeyi bıraktım. 💧Tekrar belirteyim, bu depozito almadan ve fiyatlarımı yükseltmeden önceydi. 💧Şimdi işimin nasıl gittiğini düşünüyorum ve her şey yolunda gidiyor ama o ülkelerden gelen birçok insan benimle görüşmek istiyor ve ben onları geri çeviriyorum. 💧Ancak şimdi, özellikle lojistik açıdan, fiyatlarımın daha yüksek olması, benimle görüşecek olanın muhtemelen parası olduğu anlamına geliyor. 💧Ve eğer parası varsa, muhtemelen dünyayı nasıl yöneteceğini ve insanlara nasıl saygılı davranacağını biliyordur, değil mi? 💧Merak ediyorum, belki onlarla tekrar görüşmeye başlamalıyım. 💧Tarama ve depozito şartım olduğu ve fiyatlarım daha yüksek olduğu için belki bana farklı davranırlar. 💧Bu yüzden bir şans daha vermeye karar verdim. 💧O ülkelerden gelen insanlarla tekrar görüşmeye başlayacağım; tabii ki aynı saçmalıklarla karşılaşırsam, artık onlarla görüşmeyeceğim. 💧Ama bir şans daha vermem gerektiğini hissediyorum. 💧Biraz korkuyorum çünkü o durumun yarattığı travma, onlarla görüşmek istememe neden olmuştu. 💧Bu arada, bunun ırkla hiçbir ilgisi yok. 💧Eğer yorumlarıma ırkçı saçmalıklar yazacaksanız veya ırkçı olduğumu söyleyecekseniz, lütfen yapmayın. 💧Dürüst olmak gerekirse, niyetimi biliyorum ve bunun ırkla ilgili olmadığını biliyorum, ama kadınlara saygı duymayan insanlarla uğraşamam. 💧On defadan dokuzunda belirli bir kültürden birini gördüğünüzde ve size kötü davranıyorlarsa, sadece politik doğrucu olmak adına güvenliğimle Rus ruleti oynayamam. 💧Yine de daha iyi tarama önlemlerim olduğu için işlerin farklı olacağını umuyorum ama göreceğiz.
2:59

Sensitive content

Yetişkin içerik üreticisi Kanadalı kadının Pakistan ve Hindistan vatandaşları hakkında yaptığı analizler globalde binlerce kişi tarafından onaylanınca kadın bir anda ünlendi. 💧Ben Kanadalı bir seks işçisiyim ve eskiden bu ülkelerden gelen insanlarla görüşmezdim, hadi bunun hakkında konuşalım. 💧İlk başladığımda fiyatlarım şimdikinin yarısı kadardı ve o zamanlar tarama (screening) veya depozito almıyordum çünkü olabildiğince çok müşterim olsun istiyordum, bu yüzden herhangi bir tarama şartı koymuyordum. 💧Bir şey fark ettim; birincisi, müşterilerimin çoğunluğu o ülkelerdendi ve ikincisi, bana nasıl davrandıkları konusunda bazı kalıplar fark ediyordum. 💧Kesin olan bir şey var ve bu konuda benimle tartışamazsınız; Hindistan ve Pakistan'da çok güçlü bir tecavüz kültürü var. 💧Bu sadece bir gerçek ve bunu fark ettim, özellikle de bana nasıl davrandıkları konusunda. 💧Karşılaştığım bazı sorunlar; örneğin, fiyatlar hakkında pazarlık yapmak için kasten ödemeleri gerekenden daha az parayla gelmeleriydi. 💧Birçoğu bana karşı son derece agresif ve son derece saygısız oluyordu. 💧Birçoğunun hijyeni çok kötüydü ve/veya hizmet başlamadan önce duş almayı reddediyorlardı. 💧Tüm bunlar doğal olarak ağzımda çok kötü bir tat bıraktı ama beni asıl zorlayan şey, o ülkelerden birinden bir müşteri görmem ve onun bana kondomsuz ilişkiye girmem için zorlamaya çalışmasıydı. 💧Bu son derece travmatikti. 💧Daha da kötüsü, bunun için polise gittim, tam adını ve her şeyini verdim ama yapabilecekleri bir şey olmadığını söylediler. 💧Çok korkmuştum çünkü eğer böyle bir şey tekrar olursa ve polise gidersem, hiçbir şey yapmayacaklarını biliyordum. 💧Bu yüzden kendimi korumak için o ülkelerden gelen insanlarla görüşmeyi bıraktım. 💧Tekrar belirteyim, bu depozito almadan ve fiyatlarımı yükseltmeden önceydi. 💧Şimdi işimin nasıl gittiğini düşünüyorum ve her şey yolunda gidiyor ama o ülkelerden gelen birçok insan benimle görüşmek istiyor ve ben onları geri çeviriyorum. 💧Ancak şimdi, özellikle lojistik açıdan, fiyatlarımın daha yüksek olması, benimle görüşecek olanın muhtemelen parası olduğu anlamına geliyor. 💧Ve eğer parası varsa, muhtemelen dünyayı nasıl yöneteceğini ve insanlara nasıl saygılı davranacağını biliyordur, değil mi? 💧Merak ediyorum, belki onlarla tekrar görüşmeye başlamalıyım. 💧Tarama ve depozito şartım olduğu ve fiyatlarım daha yüksek olduğu için belki bana farklı davranırlar. 💧Bu yüzden bir şans daha vermeye karar verdim. 💧O ülkelerden gelen insanlarla tekrar görüşmeye başlayacağım; tabii ki aynı saçmalıklarla karşılaşırsam, artık onlarla görüşmeyeceğim. 💧Ama bir şans daha vermem gerektiğini hissediyorum. 💧Biraz korkuyorum çünkü o durumun yarattığı travma, onlarla görüşmek istememe neden olmuştu. 💧Bu arada, bunun ırkla hiçbir ilgisi yok. 💧Eğer yorumlarıma ırkçı saçmalıklar yazacaksanız veya ırkçı olduğumu söyleyecekseniz, lütfen yapmayın. 💧Dürüst olmak gerekirse, niyetimi biliyorum ve bunun ırkla ilgili olmadığını biliyorum, ama kadınlara saygı duymayan insanlarla uğraşamam. 💧On defadan dokuzunda belirli bir kültürden birini gördüğünüzde ve size kötü davranıyorlarsa, sadece politik doğrucu olmak adına güvenliğimle Rus ruleti oynayamam. 💧Yine de daha iyi tarama önlemlerim olduğu için işlerin farklı olacağını umuyorum ama göreceğiz.

BUZZ medya

160,245 次观看 • 2 个月前

Bu adam etnik olarak Kürt değil. Başında bulunduğu “Demokratik Bölgeler Partisi” de hem siyasi bir parti değil hem de Kürdistan karşıtı bir “kontra teşkilatıdır”. İşte Öcalancılık tam da budur. Kürtlerin millet olarak hiçbir milli hak elde etmeden sadece Türkmen kökenli Ülkücü Öcalan etrafında Kürtlerin enerjisini “Türk devletine” hizmet ederek kullanmaktır. Keskin Bayındır aslen Ermenidir. Kürt ve Kürdistan düşmanı Öcalan’ın kölesidir çünkü ikisi de federal bile olsa Kürdistan devletine karşıdırlar. Dün çıkmış Diyarbakır’da Öcalan temalı bir yürüyüş yapıp sadece Öcalan, Öcalan diyerek ve bazen de Kürt ve Kürdistan kelimelerini de kullanarak Kürt meselesinin çözüm merkezi İmra’lıdır diyor. DEM Parti üyesinin de içinde bulunduğu meclis komisyonu heyeti İmralı’ya gitti ve Öcalan ile görüştü. Komisyonun tutanakları da aşağıda. Öcalan hem Türkmen kökenli hem de Ülkücü olduğunu, Kürtler için her türlü siyasi statüye de karşı olduğunu söyledi. Öcalan, DEM Parti ve Demokratik Bölgeler Partisi’nin Kürt milleti için siyasi bir “statü” istediği büyük bir yalandır. DBP’nin tüzüğü aşağıda. Kürtlerle zerre kadar alakası yoktur. Türkiye devleti sistemi içinde demokrasi, ekoloji ve kadın meseleleri dışında bir programları ve hedefleri de yoktur. Bir parti Kürtler için “siyasi statü” istiyorsa bağımsızlık olmadan en azından bu dört talebi programına koymalı ama bunların hiçbiri DBP’nin tüzüğünde yok. Kürtler için siyasi statü: ..:: 1. Kürt milleti varlığının anayasada kayda geçirilmesi ve kabulü. ..:: 2. Kürtlerin Ankara doğusundaki Kürdistan Bölgesi’nde otonom ya da federal bir bölgeye sahip olmaları. ..:: 3. Kürtçenin ikinci resmi dil ve eğitim-öğretim dili olması. ..:: 4. Türkiye Kürdistan Bölgesi’nde polis gücünün Kürtlerden oluşması ve Kürt Valilerine bağlı olması. Yukarıdaki Kürt milli haklarından hiçbiri Ermeni kökenli Keskin Bayındır’ın başında bulunduğu “Demokratik Bölgeler Partisi’nin” tüzüğünde yoktur. Zaten bilerek ve kasten partilerine de “Kürdistan Bölgesi Partisi” demiyorlar. “Demokratik Bölgeler Partisi” ise işte tam da budur. Buyurun okuyun. “Partinin Tanımı Madde 2 DBP, uluslararası insan hakları belgelerinin tanımladığı bireysel ve kolektif haklar ışığında, bir bütün olarak Halkların sosyal, siyasal, iktisadi geleceğinin, demokratik moderniteye dayalı Demokratik Cumhuriyet bilincinden hareketle; bireyler ve gruplar arasındaki etnik, dini, mezhepsel ve cinsiyete dayalı bütün imtiyazları reddeden; toplumun ahlaki -politik inşası temelinde örgütlenmiş, Demokratik, Ekolojik, Kadın Özgürlükçü Toplum Paradigmasına dayanan bir Partidir. DBP; farklılıkların özgürlük olduğu bilinciyle, bireylerin, grupların, topluluk ve halkların kendine has nitelik ve değerlerini eşitlikçi, adil sosyal ilişkiler ve ahlaki-politik düzen içerisinde var edip, bu değerlerin geliştirilmesinin savunucusudur.”

Arif Zêrevan

29,469 次观看 • 7 个月前

Bugün sizi Louvre Müzesi’ndeki Büyük Galeri’ye götürüyorum. Konumuz; Romantizm sanat anlayışının Fransa’daki öncüsü Eugène Delacroix’nin 1827 yılında yaptığı ve 3.92 m x 4.96 m ölçülerine sahip olan Sardanapalus’un Ölümü adlı eseri. Asurluların son kralı olan Sardanapalus zevk düşkünü ve halkın dilinden anlamayan bir kraldır. Her türlü cinsel zevke meraklı olan, sarayında pek çok erkek ve kadını cariye olarak bulunduran Sardanapalus’un devlet işleriyle pek alakası yoktu. Ayrıca elindeki zenginliğin farkında olan kral, büyük ziyafetler vermesiyle ve bu ziyafetler esnasındaki rahat hareketleriyle biliniyordu. Haliyle bu kadar içki içtiği ve sürekli eğlence peşinde koştuğu için genelde akşamdan kalma oluyor ve ülkesini yönetemiyordu. Tembel bir kral olarak bilinen Sardanapalus’un zayıf olduğunu düşünen düşmanları ise bir araya geldiler. Med, Pers ve Babil medeniyetleri tarafından desteklenen büyük bir isyancı ordusu Asurluların direkt merkezine saldırdılar. Ninova kentini kuşattıklarında Sardanapalus ülkesinin kralı olarak son nefesine kadar savaşmaktansa kendini öldürmeyi tercih etti. Ancak yalnız ölmeye hiç niyeti yoktu. Bütün zenginlikleri de kendisiyle birlikte yok olmalıydı. Belki de her şeyi yanında götürmek istedi. Bu nedenle de saray içerisinde büyük bir ateş yaktırdı ve kendisine ait ne kadar köle varsa ölüm yolunda ona eşlik etmelerini istedi. Gözde cariyesi Myrrha ve diğer cariyeler, köleler ve hatta hayvanlar bile kralla birlikte öldürülecekleri. Romantik resim anlayışını bu resmi yaptıktan kısa tam olarak ‘Halka Liderlik Eden Özgürlük’ (1830) eseriyle ortaya koyacak olan sanatçı bu resimde yeni stilinin sinyallerini veriyordu. Romantizm romanlardaki gibi, inanması güç sahnelerin ortaya konduğu son derece duygusal ve güçlü bir sanat dili demekti. Bu dili yansıtmak için Delacroix ve bu anlayışı kabul eden diğer ressamlar daha hareketli fırça darbeleri kullanarak resimler yapmaya başladılar. Romantizm’in ‘romansı’ dilini resimde göstermenin yolunun sahneyi daha hareketli resmetmekten geçtiğini düşünüyorlardı. Bunu yaparken gerçekleri çarpıtıyor ve gözü duygusal açıdan besleyecek kompozisyonlara imza atıyorlardı. Mesela incelediğimiz resmin konusunu dinlediğimizde daha kanlı bir sahne olmasını bekleriz. Çünkü gerçek yaşamda böyle bir anda bir kaos ve vahşet anı yaşanmasını bekleriz. Ancak bu resimde Delacroix'nin kanlı bir sahne yapmak yerine ışığı, gölgesi, renkleri ve figürleri ele alış biçimiyle daha teatral bir sahne ortaya koyduğunu görüyoruz. Ressam bu resmi yaparken Lord Byron'ın edebi eserinden yola çıkmış olsa da onun anlattığı olayları yine kendi sanat anlayışına uyarlamak için değiştirmiş olduğunu görüyoruz. Mesele orijinal hikayede kralın sarayı ateşe verdiği bilinirken burada askerlerin cariyeleri yakalayarak tek tek öldürdüklerini görüyoruz. Kaotik bir ortam içine yerleştirilmiş hatta sıkıştırılmış olan onlarca obje ve figür izleyiciyi görsel açıdan boğmak için tasarlanmış. Askerler, köleler, altınlar ve bir de at figürü öldürülmek üzere kralın yatak odasına toplanmışlar. Kral Sardanapalus ise kompozisyonun geneline hakim olan yoğun harekete zıtlık oluşturacak şekilde yatağına uzanmış olan biteni umarsızca izlemektedir. Bu ifade kralın ne kadar gamsız ve ülkesinin kaderini belirleyen olaylarda ne kadar etkisiz olduğunu yansıtır. İzleyici olarak resmi izleyen bizlerden neredeyse hiçbir farkı yoktur. Kralın solunda yatağa kapaklanmış olan figür ise en sevdiği cariyesi Myrrha'dır. Ayrıca eserin biraz daha sağ kısmına bakarsak oradan dumanların yükselmeye başladığını da görürüz. İşte o anda birazdan bütün acının, vahşetin, şiddetin, zenginliğin ve güzelliğin alevler tarafından yutulacağını hissederiz. Okuduğunuz için teşekkür ederim, sanatla kalın. 🖤

Celil Sadık

35,582 次观看 • 2 年前

🔴 Sayın Erdoğan'ın bir kez daha aday olmak istediği sır değil. Mevcut anayasa buna engel. Anayasa değişmeden veya mecliste 360 olmadan bir kez daha aday olamayacak. Dolayısıyla bu yasama dönemi içerisinde başarmayı umduğu eşik 360 sayısına ulaşmak. 🔴 Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin bizim bütün muhalefetimize rağmen parlamentoda yapmak istediği de yapamadığı ne var? Çoğunlukları var. Biz muhalefetimizi yapıyoruz, topluma anlatıyoruz. Meclisten muhalefetimizi yapıyoruz ama işte en son, bu kayyum yasası, dezenformasyon yasası da bu parlamentodan çıktı. 🔴 Bir yerde tamamen siyasi amaçları için kullandığı bir yargı mekanizması da var. Bir yerinde yargı denen bir aykırı da var. Dolayısıyla bunları zaten yapan bir Erdoğan var, bir Adalet ve Kalkınma Partisi var. Yani bu süreç bizi kötüye götürecek falan değil, zaten kötüyüz. Bundan daha kötü hal ne var? 🔴 İstediğine karşı dava açıyor, istediğini gözaltına alıyor, istediğini hapse atıyor, şirketlere kayyum atıyor, belediyelere kayyum atıyor, demokratik alanı sınırlandırmış. Böyle bir Türkiye gerçekliği var. 🔴 Bir de bütün bu silahlı eylemlerden, terörden, şiddetten, bütün politikasını bunun üzerine kurmuş Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı var. Bütün muhalefeti bununla suçlayan, bununla toplumu ve kendi kitlesini bir yerde tutmaya çalışan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı var. 📌 Zorlu Holding CEO'su Cem Köksal gözaltına alındı. Bir şirket içerisindeki bir tartışma, iç yazışma, şirketin kendi geleneğini bir vesileyle ortaya koymuş olması, hemen gözaltına alındı. Yarın öbür gün belki diyecekler ki biz Zorlu Holdinge kayyum atıyoruz. Bakın bu zemin var. Türkiye'de bu süreçle beraber her şey güllük gülistanlık olacak falan değil. 📌 Daha alttaki bir yöneticinin Ramazan mesajıyla ilgili yaptığı bir paylaşımdan kaynaklanan ve daha sonra şirket içerisinde CEO ile aralarındaki bir görüş haline ilişkin bir tartışma. Bakın iş yazması. Bu yargının konusu olamaz. Kamuoyuna dönük bir yazışma değil bu. 📌 Diyarbakır aynı zamanda bir siyasi merkezi, bir kimlik merkezi. Bu sorunun en çok konuşulduğu, 7 yaşından 70 yaşına kadar insanlar, sokaktaki herkes, işinde gücünde olan sanayici, herkes sonuçta bu sürecin değerli bir olduğunu düşünüyor. 📌 İnsanlar büyük bir umutla gelmişler Dağkapı Meydanı’na ama sırtlarını dönüp gitmişler. Bu mesele onur gurur yarıştıracak, yendik yenildik, ezdik kafasını kopardık meselesinden çok daha öte bir duygu halidir aynı zamanda. 📌 Türkiye'de canı yanan, gerçekten içi acıyan binlerce insan var, on binlerce insan var. Şehit yakınları var, gaziler var, bu işten zarar görmüş insanlar var. 🔴 Kolektif bir biçimde bundan zarar görmüş, 3 milyon insan zorunlu göç etmiş, köyler zamanında boşaltılmış, bilmediğimiz kadar faili meçhul cinayet var. Bu kadar ağır travmadan bahsediyoruz. Dolayısıyla böyle ağır bir sorunu konuşuyoruz. 🔴 Adalet ve Kalkma Partisi şunu başardı nu sorunu Türkiye'nin meselesi olmaktan çıkardı, 2002'den sonra bölgesel ve uluslararası bir sorun hale getirdi. “Böyle büyük başarısı var.” Türkiye'nin kendi sınırları içerisinde bunu çözme imkanı varken böyle daha bölgesel hale getirdi. Türkiye'nin gerçek güçleri bunu çözme konusunda iradesini tam olarak ortaklaştıramazsak, kenarda bekleyenler var, oyuna girecekler. 🔴 O nedenle ne yapılacaksa topluma güven verecek bir şekilde parlamentoya açık yapılması lazım ki, biz bir rıza üretelim toplumdan. Yani o rızayı üretelim ki, arkasında bir toplumsal destek olsun. 🔴 Zarar görmüş, gerçekten acısı halen dinmemiş mağdurların rızası çok önemli. Şehit yakınlarının, gazilerin gerçekten bu süreçle ilgili olarak bir daha gençlerin, çocukların ölmemesi için gösterecekleri olgunluk çok önemli. 🔴 Önümüzde Türkiye olarak, hep beraber yürütebileceğimiz bir süreç var. Biz Adalet ve Kalkınma Partisi'ne güvenerek değil, Sayın Erdoğan'a güvenerek değil, bu toplumun barış isteğine güvenerek siyaset yapmak durumundayız. Halk TV gökmen karadağ

Sezgin Tanrıkulu

23,514 次观看 • 1 年前