Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Sevan Nişanyan: (Oğulları hakkında) "Biri 33 yaşında, biri 26 yaşında, bunlar hayatlarında para kazanacak hiçbir şey yapmadan, sıfır emekle mirasyedi hayatı yaşıyorlar. Zengin değiliz ama yılda 1 milyon Euro cirosu olan bir otelin patronları durumundalar."

139,365 görüntüleme • 2 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Reynmen, milli takıma yapılan eleştiriler hakkında konuştu: Ya arkadaşlar, sabahtan beri yorum okuyorum da… En küçüğü 20, en büyüğü taş çatlasa 30 yaşında. Hayatlarında futboldan daha iyi yaptıkları bir şey olmadığı için milli takımda oynayan gencecik çocuklarla ilgili o kadar ağır ithamlarda bulunuluyor, o kadar zorbalayıcı şeyler yazılıyor ki… Ne güzel işte; Kaş’ta antik tiyatroya ekran kurulmuş, camilerde ekranlar kurulmuş. Ülkede bir sinerji yaratılmış. Biraz da keyif almaya baksak. Bu kadar “Allah kahretsin seni Arda!”, “Adam akıllı oynasana Kenan!” falan… Zaten ellerinden gelenin en iyisini yapmak için oraya gitmediler mi? Bazen yapamazsın. Olur yani. Bu kadar büyütmeye gerek var mı? Ne güzel sabah 7’de kalktık, maçı izledik, sinir olduk. Sonra başlıyorlar: “Primleri aldınız, bonusları aldınız…” Abi alacak tabii. Siz deli misiniz? Adamın hayatında para kazandığı tek alan, yapmayı bildiği en iyi şey futbol. Bu işten para kazanacak tabii ki. Bu arada çok kazanıyorlar, harbi. Ama adam hayatı boyunca bunun için çalışmış. Asıl reklam filmlerinden para kazanmasınlar, asıl çocukları o alanda sömürmesinler. Bir bakıyorum Türk Hava Yolları, bir bakıyorum başka bir marka… Sürekli her yerdeler. Üstelik çoğu zaman da gerçeğini oynatamayan yapay zekâlarla reklam çekiliyor. Bence bunlar çok makul hareketler değil. Bence eleştirilecekse teknik direktör eleştirilmeli. Futboldan çok anlamıyorum açıkçası; son 1-2 senedir daha ilgiliyim, biraz takip ediyorum. Ama çok özür dilerim, o adam ne alaka ya? Milli takımın başında milli bir teknik direktör olamaz mıydı? Çok mu önemliydi? O kadar mı iyi? Neden vazgeçemedik? Bilmiyorum. Sadece soruyorum.

Anonim Muhabir

752,341 görüntüleme • 2 ay önce

Fatih Kocabıçak, Olgun Şimşek hakkında bir paylaşım yaptı. Serdar Orçin, Güven Kıraç ve Beyti Engin gibi sanatçılarda ona destek yorumu yaptılar👏👏👇 Olgun Şimşek Türk sinemasında hak ettiği sayıda kaliteli filmde yer almamış usta bir oyuncu. Katılır mısınız bilmem ama bence Türkiye’nin en yetenekli 5-10 oyuncusundan biri. Ama 55 yaşındaki oyuncunun kayda değer sadece 3 filmi var. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan mezun olan Olgun Şimşek, 20’li yaşlarında Bir Demet Tiyatro’da Kudret karakteriydi. Mükremin abinin korumasında ona özenen muhteşem bir liseliydi. Otogargara’da da mükemmeldi. Ardından İbo Show’da Güçlü karakteriyle yaptığı parodiler, bence programa dair akılda kalan tek güzel şey oldu. Uğur Yücel’in Yazı Tura filminde, güneydoğuda çatışmada bir ayağını kaybetmiş asker Rıdvan karakteriyle çok etkileyici bir performans sergiledi. “Artık daha büyük projelerde göreceğiz” diye düşünürken, Pelin Esmer’in Gözetleme Kulesi filmi dışında kendisinin merkezinde olduğu daha büyük bir film gelmedi. Oysa bu kadar büyük bir oyuncunun daha büyük filmlerde de oynaması gerekiyordu. Yalan Dünya’da Selahattin olarak yine mükemmeldi. Ama bu bir diziydi. En son 4 sene önce yayınlanan Cici filminde, kısa rolüne rağmen en vurucu sahnenin sahibiydi. Olgun Şimşek 55 yaşında ve Türk sinemasında çok az filmde yer aldı. Böyle bir oyuncu kaç yılda gelir bilmiyorum ama Olgun Şimşek’e yeterince yer vermeyen Türk sineması bence çok şey kaybetti ve kaybediyor. Onu daha fazla filmde görebilmek ümidiyle…

Kaliteli İzleme Rehberi

66,340 görüntüleme • 4 ay önce

ALGI OPERASYONU (Taktik Mania) Duydunuz mu videoda ne söylüyorlar? Trabzonspor'lu Oluai "rahatlıkla 70-80 milyon euro" edermiş! Rahatlıkla ama! Eğer Galatasaray 35 milyon para verip bu transferi bitirirse büyük iş başarmış olumuş, oh ne güzel dünya değil mi... Siz kimi kandırıyorsunuz! 1 saatlik videodan kesit alınıp paylaşılan bölüme bak Galatasaray bu adama 35 milyon euro vermeli algısı... Amacınız ne ve hangi çıkar uğruna böyle bir kamuoyu yaratmaya çalışıyorsunuz? Bakın arkadaşlar dünyanın en büyük kulüpleri dünyanın en elit yeteneklerini 17-18 yaşlarında en fazla 30-40 bandında transfer ediyor ve çoğu zaman kendi takımlarında direkt ilk 11 oynatıyor. Çünkü bu paraları verdiğiniz oyuncular bu seviyelerde olmalı. İnanmayanlar kısa bir araştırma ile son 3 sezonda bu paralara yapılmış 17-18 yaşındaki yeteneklere bakabilir. Senin Oluai dediğin oyuncu dünyanın hangi elit takımında ilk 11 oynayabilecek seviyede? Al işte Nhaga'ya gittin 6.5 milyon euro bonservis ile alıp geldin. Bugün o çocukta oynar Trabzonspor'un orta sahasında. Sonuçta senin liginin kalitesi ortada. Türkiye'de birazcık top sürebilen birazcık atletizmi olan oyuncu fark yaratıyor. Piyasada yüzlerce bu tip çocuk var. Yeter ki ara bul... Ama sizin derdiniz Galatasaray'ın parasıyla başka kulüpleri zengin etmek... Hangi sayfaları ve kimleri takip ettiğinize dikkat edin. Çünkü bu kişiler ve sayfalar bizim algılarımız ile oynuyor ve ister istemez bize bazı fikirleri aşılıyor. Tıpkı şuan Feberbahçe kanallarında 35 yaşında ki yıllık 17 milyon euro+ maliyeti olan Kante için yapılmaya çalışan "Arabistan'da aldığı paranın yarısına bize imza attı. Feberbahçe için herşeyden vazgeçti" algısı gibi... Galatasaray'ın parasını çöp etmeye çalışanlara prim vermeyin çünkü deniz bitti. Florya'dan sonra satacak aset kalmadı. Bu kadar imkâna rağmen bu çocukları arayıp bulmak yerine Galatasaray'ın parasını sürekli çarçur çalışanlar defolup gitmeli. Aslolan Galatasaray'dır. (Fatih Terim)

Uğur Aslan

61,071 görüntüleme • 6 ay önce

“Türkiye Maden-İş Başkanı: 1.000.000 TL” Soru: Sendikacılık Türkiye’de para kazanılan bir şey midir? Cevap: Elbette! Sendikacı Başaran Aksu: “En sınırlı sendikalardan biri olan Genel Maden-İş’in yöneticileri yaklaşık 350 bin lira maaş alıyor. Türkiye Maden-İş Başkanı ise yaklaşık 1 milyon lira maaş alıyor. Ayrıca 4 yılda bir ‘hizmet ödülü’ adı altında 5 milyon, 10 milyon lira gibi ödemeler yapılıyor. Makam tazminatı alıyorlar, iki ayda bir çift maaş alıyorlar. Kendilerinin ve ailelerinin yeme, içme, tatil, giyim gibi birçok harcaması fatura karşılığında sendikaya ödetiliyor. Bunlar zenginleşmenin sadece görünen kısmı. Büyük faturalar ve finansal işlemler üzerinden de ciddi gelir elde ediliyor. Örneğin sendika kasasından geçici olarak 10 milyon lira kullanıldığında, bunun aylık faiz getirisi yaklaşık 300 bin lira. Grev yok, eğitim yok, ciddi bir faaliyet yok; işçiler sadece aidat ödüyor. DİSK’e bağlı Genel-İş’in başkanı da 600 bin liranın üzerinde maaş alıyor. Yönetim kurulları çift maaş alıyor, hizmet ödülleri alıyor. Oysa Sendikalar Kanunu gereği kongre dönemlerinde hazırlanan yeminli mali müşavir raporlarının sendikaların internet sitelerinde yayımlanması zorunlu. Bu raporlar en azından sendika hesabından yapılan ödemeleri kalem kalem gösteriyor. Biz bunları inceleyip kamuoyuna açıkladıktan sonra Türk-İş, Hak-İş ve DİSK’e bağlı sendikalar, kanunen yayımlamak zorunda oldukları yeminli mali müşavir raporlarını artık yayımlamamaya başladı.” (YouTube: İnan Demirel)

Haber Aktif

324,065 görüntüleme • 1 ay önce

Gazeteci Deniz Zeyrek, Özgür Özel'e yöneltilen rüşvet suçlamaları hakkında; ​"Kendisi de söyledi, dedi ki: 'Ya insan bir utanır.' Yani birine rüşvet suçu diye işlem yapacaksın, onunla ilgili algı yaratmaya çalışacaksın... Rüşvet nedir? Kim alır rüşveti? Neam kamu görevlisi diyor Özgür Özel. 'Yaptığım iş ne? İhale mi dağıtıyorum? Utanmazlığın dik alasıdır' diyor. ​Halbuki gerçekten de böyle bir... Yani gerçekten suçların içi boşaltılıyor. Yani rüşvet, irtikap vesaire falan bu tanımların içi boşaltılıyor. ​Yani bugün... Bugüne kadar Özgür Özel'e yöneltilen rüşvet suçlamalarına bak. Özcan Yalım, 'Haluk Başkan' diyorlardı ya o, 'duvardan atmış Özgür Özel'in sitesine.' Özgür Özel almış mı, almamış mı bilmiyor, duvardan atmış. ​Muhittin Böcek, 'Ferdi Zeyrek'e vermiş 950 bin euro.' Ondan sonra Özgür Özel'e aktarılmak üzere... İşte bilmem Gökhan Böcek CHP'de 6. katta 1 milyon euroyu Veli Ağbaba'nın danışmanına vermiş falan... ​Hiçbirinde Özgür Özel hiçbir yerde yok. Yani ne somut bir şey... Koskoca Adalet Bakanı çıktı dedi ki: 'Özgür Özel Manisa'nın girişinde bir benzinlikte Muhittin Böcek'le buluştuğuna dair, orada da 20 milyon euro aldığına dair bir şey var, bilgi var' dedi. 'Muhittin Böcek yakında itirafçı olacak' dedi. Ne oldu o iddia mesela? ​Yani bu gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş bir şey bu. Ülkenin Adalet Bakanı çıkıyor, bir iddia ortaya atıyor ve o iddianın unutulması için şimdi çaba gösteriyorlar. Ne oldu ya? Yani bu Manisa'nın girişindeki benzinlikte Muhittin Böcek'le Özgür Özel'in buluştuğuna dair, 20 milyon dolardı galiba, Özgür Özel'e Muhittin Böcek'in verdiğine dair bu iddia ne oldu? ​Yani ben hesapladım oturdum üşenmeden. Arada kaynadı gitti ama tekrar söyleyeceğim. Muhittin Böcek ile oğlu Gökhan Böcek'in Veli Ağbaba'ya, Özgür Özel'e, Ekrem İmamoğlu'na ve rahmetli Ferdi Zeyrek'e verdiklerini iddia ettiği para miktarı ne kadar biliyor musunuz? 1 milyar 260 milyon lira! 1 milyar 260 milyon lira, eski parayla 1 katrilyon 260 trilyon lira! Ya dalga mı geçiyorsunuz siz arkadaşlar ya? ​Şimdi buradan Özgür Özel'e rüşvet, zincirleme rüşvet falan... Ya el insaf! Bir de adamın hayatı ortada ya! Özgür Özel'in hayatı ortada. Kızına bir tane ev almışlar, onu bile teşhir ettiler. Adresini sızdırdılar, bilmem rüşvet şeyiymiş gibi gösterdiler. Karı koca eczacı, iki tane eczaneleri var, milletvekili yıllardır... Yani yaşamı ortada ya! Parayla pulla ilişkisi olmadığı her halinden belli olan bir adam var orada. Bu adama kalkmışlar zincirleme rüşvet algısı yaratmaya çalışıyorlar. O da haklı olarak 'Tüh, el insaf ya' diyor"

Pardon

47,722 görüntüleme • 21 gün önce

Gazeteci Deniz Zeyrek, Özgür Özel'e yöneltilen rüşvet suçlamaları hakkında; ​"Kendisi de söyledi, dedi ki: 'Ya insan bir utanır.' Yani birine rüşvet suçu diye işlem yapacaksın, onunla ilgili algı yaratmaya çalışacaksın... Rüşvet nedir? Kim alır rüşveti? Neam kamu görevlisi diyor Özgür Özel. 'Yaptığım iş ne? İhale mi dağıtıyorum? Utanmazlığın dik alasıdır' diyor. ​Halbuki gerçekten de böyle bir... Yani gerçekten suçların içi boşaltılıyor. Yani rüşvet, irtikap vesaire falan bu tanımların içi boşaltılıyor. ​Yani bugün... Bugüne kadar Özgür Özel'e yöneltilen rüşvet suçlamalarına bak. Özcan Yalım, 'Haluk Başkan' diyorlardı ya o, 'duvardan atmış Özgür Özel'in sitesine.' Özgür Özel almış mı, almamış mı bilmiyor, duvardan atmış. ​Muhittin Böcek, 'Ferdi Zeyrek'e vermiş 950 bin euro.' Ondan sonra Özgür Özel'e aktarılmak üzere... İşte bilmem Gökhan Böcek CHP'de 6. katta 1 milyon euroyu Veli Ağbaba'nın danışmanına vermiş falan... ​Hiçbirinde Özgür Özel hiçbir yerde yok. Yani ne somut bir şey... Koskoca Adalet Bakanı çıktı dedi ki: 'Özgür Özel Manisa'nın girişinde bir benzinlikte Muhittin Böcek'le buluştuğuna dair, orada da 20 milyon euro aldığına dair bir şey var, bilgi var' dedi. 'Muhittin Böcek yakında itirafçı olacak' dedi. Ne oldu o iddia mesela? ​Yani bu gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş bir şey bu. Ülkenin Adalet Bakanı çıkıyor, bir iddia ortaya atıyor ve o iddianın unutulması için şimdi çaba gösteriyorlar. Ne oldu ya? Yani bu Manisa'nın girişindeki benzinlikte Muhittin Böcek'le Özgür Özel'in buluştuğuna dair, 20 milyon dolardı galiba, Özgür Özel'e Muhittin Böcek'in verdiğine dair bu iddia ne oldu? ​Yani ben hesapladım oturdum üşenmeden. Arada kaynadı gitti ama tekrar söyleyeceğim. Muhittin Böcek ile oğlu Gökhan Böcek'in Veli Ağbaba'ya, Özgür Özel'e, Ekrem İmamoğlu'na ve rahmetli Ferdi Zeyrek'e verdiklerini iddia ettiği para miktarı ne kadar biliyor musunuz? 1 milyar 260 milyon lira! 1 milyar 260 milyon lira, eski parayla 1 katrilyon 260 trilyon lira! Ya dalga mı geçiyorsunuz siz arkadaşlar ya? ​Şimdi buradan Özgür Özel'e rüşvet, zincirleme rüşvet falan... Ya el insaf! Bir de adamın hayatı ortada ya! Özgür Özel'in hayatı ortada. Kızına bir tane ev almışlar, onu bile teşhir ettiler. Adresini sızdırdılar, bilmem rüşvet şeyiymiş gibi gösterdiler. Karı koca eczacı, iki tane eczaneleri var, milletvekili yıllardır... Yani yaşamı ortada ya! Parayla pulla ilişkisi olmadığı her halinden belli olan bir adam var orada. Bu adama kalkmışlar zincirleme rüşvet algısı yaratmaya çalışıyorlar. O da haklı olarak 'Tüh, el insaf ya' diyor"

Frekans

55,481 görüntüleme • 21 gün önce

Cocuklarimizi ölüme göndermeyelim! Cep telefonu, bilgisayar, oyunlar beyin hücrelerini bloke ediyor ! 4 dakikalık bir fotona maruz kalma beyin ısımizi 1° arttırıyor ! Yaklaşık 60 günlük ömrünüz kısalıyor ..! Kaynak: kozmik bilim ve bilinçle yaşam enerjisi kitabı kirleyen fotoğraf çalışmaları İşte çocuklarınızın sonu aslında bunlar her an yaşıyorlar ama son noktaya az kaldı beyinleri tamamen hackleniyor üç harflerin tesiri kötü enerjilerin tesiri altında kendilerini yok ediyorlar isyankar mutsuz umutsuz şükürsüz sağlıksız sözde geleceginiz olan çocuklarınızın hali bu hala anneler çocuklarınıza cep telefonu verin oyun oynasınlar para verin oyun salonlarına gitsinler Kötü bir son aslında çocuklarınıza değil sizi bekliyor çünkü bu çocuklarınız tedavi olmaları için yıllar gerekecek sizler bu ara hasta olacaksınız bakanınnız da olmayacak işte bu da Allahın bir azabı kısaca bir ikaz Çocuklarınıza sahip çıkın günde 1 saatten fazla aralık vermeden fotoma maruz kalmak beyin damarlarını tamamen bloke eder hepimiz için geçerlidir Mutlaka her gün tuz sabunla çocuklarıninizi yıkayın sirkeyle yıkayın evinizde tuz taşları bulundurun Alkali tuzlu su için Karnınızı temizleyici ağır metalleri bedenden atıcı Otu karışımlı bitki caylari, Moringa bitki caylari, detoks yapacak sirkeler mutlaka kullanın Evinizde üstünüzde keçe bulundurun yün yorgan ve yün çarşaf keçe çarşaflar uyumaya çalışın radyasyonunuzu engelleyin konuyla ilgili daha geniş bilgi almak için 0 549 533 01 30-41-33 nolu telefonlardan sağlıklı bilgiler alabilirsiniz 4 dakikalık bir telefon konuşması beyninizi 1° işitir milyonlarca hücrenin ölmesine sebep olur Doğacak çocuklarınız doğmaz da olsa da geri zekalı şaşı aptal ince kemikli ve ilk birkaç yıldır hastalıklı çocuklar doğar Hele hele corona aşısı vurulanlar %100 tedbir almak zorundadırlar cep telefonlarındaki frekanslar ağır metalleri tetikler kalp krizi riski, boozer kas hastalıkları riski %100’e çıkar üreme organlarımız %100 yok olur Kalın bağırsak karaciğer safra kesesi temizliğini mutlaka dolunay günlerinde yapınız konuyla ilgili geniş bilgi YouTube kanallarımızda mevcuttur ! Son aldığımız bilgilerde pekçok çocuğun 23-sıfır bir safra kesesi saati ve sonrasında ki sıfır bir-sıfır üç saatleri arasında uykuda olmaması halinde karaciğerleri bloke olarak beyin kanama haberlerini alan bir ebeveyn ve bu kişi konunun uzmanı biri gibi bir kere daha ailelere uyarıyorum!!

Ahmet Maranki

503,492 görüntüleme • 1 yıl önce

Ece Sayer, 15 yıldır lazere gidiyorum: 🔹 Kızlar, ben 15 yıldır lazere gidiyorum. İlk 16 yaşında başladım. O zaman reşit olmadığım için annemle gidip onay alarak başladık. Şu hayatta önereceğim ilk şey lazere gitmeniz. Genç kızlara tavsiyem; ne yapın, edin, yaşınız küçük olsa ailenizin desteği ile lazere başlayın. Çünkü, jilet yaptığınızda vücutta kararmalar başlıyor. Ben küçük yaştan beri lazere gittiğim için vücudumda hiçbir yerimde kararım yok. Kararmalara birebir. 🔹 İlk Alexandrite'la başladım, buz lazer olarak devam ettim. 3-4 yıl falan Alexandrite kullandım. Şimdi hangisini kullanmalısın veya eve IPL cihazı almalı mısın ondan bahsedeceğim. Alexandrite çok güzel. Gerçekten tavsiye ederim ama bronz sene kesinlikle yapamazlar. Özellikle esmer tene de yapmıyorlar, çok çok kolay yapmıyorlar yani. Ben bir gün bronz gitmiştim, yanıklar oluştu. Allah'tan onlar gençti, leke leke yanıklarım oluştu, kararım da geçti. Buz lazere bronz girebiliyorsun, hiçbir sorun olmuyor. Ama Alexandrite'a göre buz lazer daha geç bitiriyor veya daha az dökülme oluyor. Memnun muyum? Memnunum, memnun olmasam şu anda girmem çünkü. Alexandrite'da daha geç çıkıyor tüyler, daha güzel dökülüyor ve uzun vadeli kullanabiliyorsun. 🔹 Bu kadar yıl lazere gidiyorsun, nasıl bitmedi derseniz de; vücutta bir şeyi %100 bitirmek zaten iyi bir şey değil. Eğer gittiğiniz merkezde, klinikte "%100 bitiyor" derlerse oraya sakın kesinlikle güvenmeyin. Öncelikle söyleyeceğim ilk uyarım bu. Bir de kadınların hormonları her ay değişiyor, regl görüyoruz. Yaş büyüdükçe değişiyor, ergenlik çağını atlatıyoruz. Tüyler değiştiçe o kıl zaten bir bittiğini sanıyorsun, sonra belli bir yaşa geliyorsun, tekrar kıllar çıkıyor falan, vesaire döngüye giriyorsun. O bitenlerin genelde tüyleri az olanlar ya da böyle sarı olanlar. Bir de genelde cihazlar sarı tüyleri görmezler, bilginiz olsun. Hatta bazen siyah tüyler bile sararıyor, beyazlaşıyor yani. Ama tüy hiçbir zaman bitmiyor, bitenlerinkini söyledim. 🔹 Son dönemde IPL cihazı almayı düşündüm, araştırdım ama sonra dedim ki ben bununla uğraşamam. Çünkü onun için bile yanında birinin desteği gerekiyor, arkaya göremiyorsun, oraya göremiyorsun. Sürekli birinden yardım bekliyorsun falan. Gerek yok, bir de ben üşenirim, yapamam yani. Alırım, öyle kalır. Tekrar lazere başlarım. Eğer ben uğraşırım, yanımda biri destek olur, her ay yaparım vesaire dersen al. Ama marka istersen bilmiyorum açıkçası. "Şunu al, bunu al" diye tecrübesi olan, deneyimi olan bence yorum yapsın. 🔹 Harici de buz lazere gidebilirsiniz. Acımıyor, yanmıyor. Alexandrite da kesinlikle acıyor, acısı var yani. En güzeli de her zaman tertemizsin. Orada ben kıllı bir insan değilim hiçbir zaman. Benim tek kılımın çıktığı yer bıyıklarım ve kaşım çıkıyor. Onun haricinde vücudumda çok kıllı olan bir insan hiçbir zaman değildim ama buna rağmen bile bitmiyor. 🔹 Ben hayatta en memnun kaldığım, en sevdiğim, her zaman önereceğim, genç kızlara bile tek tavsiyem; ilk önce lazere başlamalarıdır. Hani boş boş şeylere para vermenizden ziyade bu, sizin ömrünüzün sonuna kadar hayatınıza katkı sağlayacağınız, parasını hak eden ilk şeylerden biridir. 🔹 Aklıma gelenler bunlar. Bu kadar. Hem bu arada buz lazerde kaşınızın üstüne ve bıyıklarınıza da lazer yaptırabiliyorsunuz ama Alexandrite'ta yapmıyorlar diye hatırlıyorum. Bu kadar.
3:26

Sensitive content

Ece Sayer, 15 yıldır lazere gidiyorum: 🔹 Kızlar, ben 15 yıldır lazere gidiyorum. İlk 16 yaşında başladım. O zaman reşit olmadığım için annemle gidip onay alarak başladık. Şu hayatta önereceğim ilk şey lazere gitmeniz. Genç kızlara tavsiyem; ne yapın, edin, yaşınız küçük olsa ailenizin desteği ile lazere başlayın. Çünkü, jilet yaptığınızda vücutta kararmalar başlıyor. Ben küçük yaştan beri lazere gittiğim için vücudumda hiçbir yerimde kararım yok. Kararmalara birebir. 🔹 İlk Alexandrite'la başladım, buz lazer olarak devam ettim. 3-4 yıl falan Alexandrite kullandım. Şimdi hangisini kullanmalısın veya eve IPL cihazı almalı mısın ondan bahsedeceğim. Alexandrite çok güzel. Gerçekten tavsiye ederim ama bronz sene kesinlikle yapamazlar. Özellikle esmer tene de yapmıyorlar, çok çok kolay yapmıyorlar yani. Ben bir gün bronz gitmiştim, yanıklar oluştu. Allah'tan onlar gençti, leke leke yanıklarım oluştu, kararım da geçti. Buz lazere bronz girebiliyorsun, hiçbir sorun olmuyor. Ama Alexandrite'a göre buz lazer daha geç bitiriyor veya daha az dökülme oluyor. Memnun muyum? Memnunum, memnun olmasam şu anda girmem çünkü. Alexandrite'da daha geç çıkıyor tüyler, daha güzel dökülüyor ve uzun vadeli kullanabiliyorsun. 🔹 Bu kadar yıl lazere gidiyorsun, nasıl bitmedi derseniz de; vücutta bir şeyi %100 bitirmek zaten iyi bir şey değil. Eğer gittiğiniz merkezde, klinikte "%100 bitiyor" derlerse oraya sakın kesinlikle güvenmeyin. Öncelikle söyleyeceğim ilk uyarım bu. Bir de kadınların hormonları her ay değişiyor, regl görüyoruz. Yaş büyüdükçe değişiyor, ergenlik çağını atlatıyoruz. Tüyler değiştiçe o kıl zaten bir bittiğini sanıyorsun, sonra belli bir yaşa geliyorsun, tekrar kıllar çıkıyor falan, vesaire döngüye giriyorsun. O bitenlerin genelde tüyleri az olanlar ya da böyle sarı olanlar. Bir de genelde cihazlar sarı tüyleri görmezler, bilginiz olsun. Hatta bazen siyah tüyler bile sararıyor, beyazlaşıyor yani. Ama tüy hiçbir zaman bitmiyor, bitenlerinkini söyledim. 🔹 Son dönemde IPL cihazı almayı düşündüm, araştırdım ama sonra dedim ki ben bununla uğraşamam. Çünkü onun için bile yanında birinin desteği gerekiyor, arkaya göremiyorsun, oraya göremiyorsun. Sürekli birinden yardım bekliyorsun falan. Gerek yok, bir de ben üşenirim, yapamam yani. Alırım, öyle kalır. Tekrar lazere başlarım. Eğer ben uğraşırım, yanımda biri destek olur, her ay yaparım vesaire dersen al. Ama marka istersen bilmiyorum açıkçası. "Şunu al, bunu al" diye tecrübesi olan, deneyimi olan bence yorum yapsın. 🔹 Harici de buz lazere gidebilirsiniz. Acımıyor, yanmıyor. Alexandrite da kesinlikle acıyor, acısı var yani. En güzeli de her zaman tertemizsin. Orada ben kıllı bir insan değilim hiçbir zaman. Benim tek kılımın çıktığı yer bıyıklarım ve kaşım çıkıyor. Onun haricinde vücudumda çok kıllı olan bir insan hiçbir zaman değildim ama buna rağmen bile bitmiyor. 🔹 Ben hayatta en memnun kaldığım, en sevdiğim, her zaman önereceğim, genç kızlara bile tek tavsiyem; ilk önce lazere başlamalarıdır. Hani boş boş şeylere para vermenizden ziyade bu, sizin ömrünüzün sonuna kadar hayatınıza katkı sağlayacağınız, parasını hak eden ilk şeylerden biridir. 🔹 Aklıma gelenler bunlar. Bu kadar. Hem bu arada buz lazerde kaşınızın üstüne ve bıyıklarınıza da lazer yaptırabiliyorsunuz ama Alexandrite'ta yapmıyorlar diye hatırlıyorum. Bu kadar.

Netlog Medya

1,746,970 görüntüleme • 1 ay önce

Sağlıklı dişleri olan insanları komaya sokacak diş implantı yaptırma gerçekleri veya genel olarak onlar hakkında eğlenceli gerçekler: 🔹Bir numarası, diş etleriniz alınıyor. 🔹Diş etleri ayrıcalığını kaybediyorsunuz, eğer üçte altı (three on six) veya çılgınca başka bir şey yapmıyorsanız ki o tamamen başka bir konu. 🔹Ayrıca, kendim bu süreçten geçene kadar bilmediğim bir başka şey de, bu yapay diş etlerinin benim dişlerimle aynı malzemeden yapılmış olması. 🔹Yumuşak değiller. 🔹Bilmiyorum neden ama ben her zaman bu takma dişlerdeki yapay diş etlerinin yumuşak ve esnek olduğunu sanırdım. 🔹Öyle değilmişler. 🔹Dişlerim arasında hiçbir boşluk olmadığı için her bir dişin arasını tek tek diş ipiyle temizlemek yerine, bu tamamen tek büyük bir blok. 🔹Bu yüzden sahte ve gerçek diş etlerim arasına diş ipi çekmek zorundayım. 🔹Yani tam oraya, o boşluğa diş ipi koymalıyım. 🔹Plastik bir çatal ile kesebileceğim yiyeceklerden daha sert veya kıtır hiçbir şey çiğnemeden en az 90 gün geçirmeliyim. 🔹Bu da biftek, salata ve pişmemiş sebze yok demek. 🔹Ve bu aynı zamanda tırnaklarımı yiyemem, etiketleri sökemem, dişlerimle bant sökemem anlamına geliyor. 🔹Dişlerimle bir şeyleri açamam. 🔹Uyum sağlamak zorunda kaldığım en büyük şeylerden biri de bu; daha önce fark etmemiştim, tabii ki mantıklı ama daha önce dişlerimi artık birer araç olarak kullanamayacağımı fark etmemiştim. 🔹Bunlar çene kemiğime kalıcı olarak vidalanmış durumda. 🔹Ah, insanları komaya sokacak bir diğer şey de bu. 🔹Bunlar, bunları yerinde tutan çene kemiğimde vidalar var. 🔹Bu küçük delikleri görüyor musunuz? 🔹Evet. 🔹Orada vidalar var. 🔹Her neyse, bunlar kalıcı olarak vidalanmış durumda, ancak yılda bir kez gitmem gerekiyor, Florida'ya seyahat edip bunları söktürmem, temizletmem ve bakımını yaptırmem gerekiyor. 🔹Yani hayatımın geri kalanında yılda bir kez bir süreliğine dişsiz kalacağım. 🔹Ve bir süreliğine derken, sadece diş randevum süresince kastediyorum. 🔹Ameliyat gününden ve gecesinden söz etmişken, gecenin geri kalanında dişsiz kalmak zorunda kaldım. 🔹Ki bu iyiydi çünkü ameliyattan çıktığınız için kendinizde olmuyorsunuz, o yüzden sadece otel odanıza gidip zamanın geri kalanında uyumak istiyorsunuz zaten. 🔹Ama bir gün boyunca dişlere sahip olmamak çok, çok tuhaf bir deneyimdi. 🔹Temelde her şeyi yeniden konuşmayı öğrenmek zorunda kalıyorsunuz. 🔹Sonradan edindiğim peltekliğimden kurtulmak için kendime konuşmayı öğretmek zorunda kaldım ve ayrıca nasıl yemek yeneceğini ve düzgün nasıl çiğneneceğini kendime yeniden öğretmem gerekti. 🔹Özellikle yan taraftaki dişlerim eksik olduğu için, daha önce yiyeceklerimi doğal dişlerimle çiğnemek zorundaydım, çoğunlukla da ön dişlerimle. 🔹Bu yüzden benim için işe yarayan çok spesifik bir yemek yeme tarzım vardı. 🔹Ama artık bunu yapmama gerek yok ve normal bir insan gibi çiğnemeyi kendime öğretmek zorunda kaldım. 🔹Nişanlımın ve annemin yemeklerini nasıl çiğnediklerini izleyip onlardan öğrenmek için oturup bana göstermelerini sağlamak zorunda kaldım. 🔹Diş implantlarınızın bakımı, doğal dişlerinizin bakımından on kat daha sıkıcı. 🔹Bunu aklınızda bulundurun millet. 🔹Fiyat etiketi... söze gerek yok, söze gerek yok. 🔹Eğer bilmiyorsanız, araştırın. 🔹Neden bu listede yer aldığını çok çabuk göreceksiniz. 🔹Ameliyat sırasında uyanık olmak, ah, kendi ameliyatımı filme almam da, evet. 🔹Çok daha fazlası var. 🔹Burada bitiriyorum ama bütün bunlara rağmen, bunların hepsi hala buna değiyor. 🔹Bunu milyonlarca kez daha yapardım. 🔹Yeniden böyle gülümseyebilmek o kadar değer ki.

Netlog Medya

12,163 görüntüleme • 1 ay önce

İşte 23 yılın ağır sonuçları Dolar: 1.45 TL - 39.12 TL Euro: 1.5 TL - 45.72 TL Benzin litre: 1.48 TL - 53 TL Çeyrek Altın: 30 TL - 7.113 TL Dış borç 130 Milyar$- 515 Milyar$ (Aralık 2024 ) İç borç 200 Milyar TL- 7.5 Trilyon TL Bunun dışında olan ödemeler KKM ödemeleri ( zararı 2 yılda 1.1 Trilyon TL ) Döviz garantili ödemeleri (157 Milyar dolar 2021 ) Ve bunun yanında harcanan rakamlar Bedelli gelirleri, Özelleştirme gelirleri, Merkez Bankası Rezervi, Merkez Bankası yedek akçesi, Deprem vergisi, işsizlik sigorta fonu, 2b arazi gelirleri, gayrimenkul satışları, maden ruhsat gelirleri 30 Mayıs 2025 Sadece sizin aldığınız kararlarla onlarca trilyon TL zarardan bahsediyoruz -Dört yılda faize ödenen 4 trilyon TL İki yılda Merkez Bankası’nın 1,5 trilyon TL zarar etmesi, -Yap İşlet devlet projelerindeki zararlar -Kamu özel arasındaki mahsuplaşma da kur hesaplamalarının kamu aleyhine hesaplanması -devletin elektriği özel şirketten pahalıya alıp, özel şirkete ucuza satmasından doğan kamu zararı bu listeye dahil değil Bir ülke ekonomik krizdeyken, yurtdışından yüksek faiz ile dış politikada taviz vererek dış borç bulurken, halkı ucuz gıda kuyruğunda beklerken, döviz, enerji, gıda fiyatları çok yüksekken, halk vergi yükü altında ezilirken bir ülke yönetimi halkın parasını böyle dağıtır mı? Ve bunları yapan Erdoğan, ekonomi muhalefet yüzünden bozuldu diyor... -12 Ocak 2024 Azerbaycan'a 250 Milyon TL hibe -62.3 Milyon Dolar Kırgızistan borcunun silinmesi -kırgızistan vatandaşların Türkiye’de ücretsiz tedavi hizmeti -10 Mayıs 2024 yılda 7000 yabancının Türkiye’de tedavi edilmesi -Suriyeliler için 40 milyar $ harcadık. (Mart 2020 rakamı) -Somali’ye son 10 yılda 1 milyar doların üzerinde hibe yaptık. -9 Aralık 2020, Nijer, Nijerya, Kongo sağlık hibe yardımı -9 Aralık 2020, Tunus’a 5 Milyon dolar hibe -TİKA, Nepal ve Afganistan'da gıda kolisi dağıtması. -34 ülkeye ekipman hibe,156 ülke ve 9 kuruluşa destek." Erdoğan -Sırbıstan ve Bosna Hersek'e destek için sıfır gümrük bedelli ithalat kararları " -4 bin Suriyeli sağlık çalışanı istihdam ettik. -754 bin Suriyeli bebeğimiz doğdu. -Suriyelilere 97 milyon poliklinik hizmeti. -Suriyelilere 3 milyondan fazla yataklı tedavi. -Suriyelilere 2 milyon 600 bin ameliyat." Fahrettin Koca Mart 2022 - Hariri'ye, Türk Telekom’un özelleştirmesi için 4.75 Milyar $ bankalarımızdan kredi verdiler. ( bugünün kuruyla 185 milyar TL ) Telekom’u borçlandırdı. Telekom’un içini boşalttı aldığı krediyi de ödemeden kaçtı gitti. -Pandemi dönemi hiç kimse sokağa çıkamıyor, seyahat edemiyor, yollar bomboş ama AKP’nin döviz üzerinden gelir garantisi verdiği şirketler bomboş yollara rağmen tıkır tıkır gelirlerini alıyorlar. Dönüp diyorlar ki Pandemi var ekonomik sıkıntımız var kira borçlarımızı ödeyemeyeceğiz. AKP, merak etmeyin diyor 2036’ya kadar borçlarını erteliyor.Devletin resmi kurumu belediyelere yapmadığını yandaş ve yabancı şirketlere yapıyor hem de tıkır tıkır döviz üzerinden gelirini ödediği şirketlerin borçlarını erteliyor. Her şey yasal sonuçta. Her şey dava için sonuçta -Yine cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde olan Çaykur, dünyada yıllık kuru çay tüketimi kişi başına sadece 500 gram Türkiye’de ise bu rakam 3,5 kg. Tabii ki şaşırmıyoruz cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminde Çaykur zarar etmeye başlıyor. Olsun her şey yasal. Zarar ediyorsa halk ödüyor sonuçta -Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde olan varlık fonu bünyesine giren Botaş, devletten destek alıyor, yurtdışından borç alıyor, ödediği gazın parasını tahsil ediyor buna rağmen Rusya’dan aldığı gazın parasını ödeyemiyor. Devletten alınan, tahsil edilen ve borç alınan para nerede diye sormak yasa dışı faaliyet sonuçta her şey yasal Tabii ki bunlar olurken ülkemiz sürekli doğal gaz keşfediyor. Ama ne hikmetse Botaş aldığı gazın parasını ödeyemez hale geliyor. -Varlık fonu kuruluyor başkanı cumhurbaşkanı Erdoğan oluyor. Özelleştirilmeyen tüm varlıklar, varlık fonu bünyesinde toplanıyor. Varlık fonu yönetimi ayrı borçlanıyor fonun bünyesindeki tüm şirketler ayrı ayrı borçlanıyor sonuçta her şey yasal. Örneğin geçen hafta vakıfbank 555 milyon $ Çin’den borç aldı. Sonuçta her şey yasal. -Devletin tabii ki belli özel şirketlere ödediği parayı döviz ile öde, yine belli şirketlerin devlete olan ödemelerini TL’ye çevirerek tahsil et. Böylelikle kamu büyük zarara uğrasın Sorun değil her şey yasalara uygun sonuçta Biz buna dava diyoruz dava uğruna her şey mübah diyoruz. -Özel şirketten elektriği pahalıya al, yandaş ve yabancı dağıtım şirketine ucuza sat. Aradaki farkı halkın cebinden öde! sonuçta her şey yasal değil mi ? Ya halkın cebinden trilyonlar gitmiş ha bunlar ufak detaylar. Sonuçta halkın cebinden trilyonlar uçuyorsa her şey yasalara uygun olarak uçuyor. Biz buna dava diyoruz. -Tabii ki yine yandaş ve yabancı şirketler döviz ödeme garantileri var. Pandemi de dahil tıkır tıkır döviz üzerinden gelirlerini öde, bu arada tabii ki onlar için döviz kurunu 6-7 kat arttır. Ama onların vergi borçlarını ötele, borçlarını ötele, vergi borçlarını sil, verilen işletme sürelerini arttır, verilen garanti miktarlarını arttır. Böylelikle halkın trilyonları yandaş ve yabancıya uçsun gitsin ama sorun değil sonuçta her şey yasal. Biz buna dava diyoruz. -Tayyip Erdoğan olarak faizsiz ekonomi özlemimi Gürsesle haykıracağım derken, cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı 2018 yılında 70 milyar TL faiz ödeyen Türkiye 2023 yılında 600 milyar TL faiz ödedi 2024 yılında 1.2 Trilyon TL faiz ödedi 2025 yılının ilk 4 ayında 684 milyar TL faiz ödedi ( 2025 yılında 2 trilyon TL ödeyecek) Her şeyi planlı şekilde yaptılar. İç borcu döviz ile aldılar. Önce döviz kuru arttı sonra faiz arttı. 2018 yılında 1 trilyon TL olan merkezi bütçe borçu 2025 Nisan ayı itibari ile 10.7 trilyon TL’ye çıktı. Artan döviz kuru ile borç arttı. Sonra faizi arttırıp artan borç miktarına yüksek orandan faiz ödenmeye başlandı. Bu planlı bir şekilde halkın cebinden belli bir sermaye çevresine kaynak transferidir. Ortada bir ekonomik kriz yoktur. Yap İşlet devlet projeleri de düşünüldüğünde döviz üzerinden gelir garantisi verildiği düşünülürse onların Aldığı para TL bazında artmış durumda bu şekilde trilyonlarca rakam belli bir gruba aktarılıyor. Bir yıla mahsus değil yıllara mahsus şekilde bu para aktarılma devam ediyor. -Ne güzel değil mi ben faize karşıyım deyip dört yılda 4 trilyon TL faize para ödüyorlar. 86 milyonla dalga geçmek değil mi bu? Ya bu faizi alanlar kim ? İki yılda Merkez Bankası 1,5 trilyon TL zarar ediyor bu para kime gitti? Tabi burada her şey yasalara uygun değil mi? -Sokaktan geçen birisini çeviriyorsunuz bak şurada büyük bir arazim var. buraya devasa bir bina yap bana, ben de senden metrekaresini döviz üzerinden kiralıyım diyorsunuz. işte şehir hastaneleri böyle başlıyor. Şahıs diyor ki yaparım ama benim param yok. Devlet olarak alıyorsunuz bu Vatandaşı finans şirketine götürüyorsunuz, kredi buluyorsunuz. Bulduğunuz krediye kefil oluyorsunuz bir de bu şahsa gelir garantisi veriyorsunuz. Devlet olarak şahsa araziyi verdiniz. Krediyi temin ettiniz, özellikle çok çok büyük bina yaptırıp, metre karesini döviz üzerinden bu şahıstan kiralıyorsunuz. Yetmiyor, Yatakhane, görüntüleme, laboratuvar hizmetlerini ve temizlik hizmetlerini bu şahıstan satın alıyorsunuz. Yetmiyor kafeterya, lokanta, otopark ve otel işletmesini de bu şahsa veriyorsunuz İşte size şehir hastaneleri. Olsun her şey yasal. Halka diyorsunuz ki cebimizden bir kuruş çıkmadan yaptırdık. 2024 yılında 90 milyar TL’nin üzerinde rakam ödendi. Olsun her şey yasal sonuçta. Sonuçta dava meselesi. -Ne güzel değil mi biz bu ülkeyi döviz belasına sokanlara hesap sorup bu ülkeyi döviz belasından kurtaracağız deyip döviz üzerinden ödeme garantisi verip döviz üzerinden iç borç aldılar. Olsun her şey yasal sonuçta. yetmedi dövizi 6-7 katına çıkardılar halkın cebinden büyük parayı yandaş ve yabancıya akıttılar. dediler ki bu kazanç size yetmez bir de faizi arttıralım size ödediğimiz parayı faize yatırın bir de oradan kazanın dediler. Olsun biz faize karşıyız diyeceğiz nas var diyeceğiz sorun çözülecek. çözüldü de -Türk telekom, Hariri’ye Türk telekom’u sana satalım dediler.Hariri‘i param yok dedi. O zaman gel sana devletin bankalarından 4,75 milyar $ kredi verelim dediler. Parayı biz verdik Hariri Türk telekom’u satın aldı. Harari Türk Telekom’un kasasını boşalttı. Faturaları tahsil etti. Borcu ödemeden kaçtı gitti. AKP ne yaptı dersin Hariri’yi kırmızı halııyla karşıladılar. Zarar için sorun değil her şey yasal sonuçta. Halk ödüyor. -Türkiye F - 35 projesinden tek taraflı çıkarıldı. Verdiği 1.4 milyar $ parayı alamadı. Akp’li bakan Varank, ABD verdiği sözlere uymak zorunda değil diye ekranda açıklama yaptı. Çıkarıldığımız projeye geri dönebilmek için lobi faaliyetler için AKP yine para harcadı. Kendi paramızı geri alamadık. alamadıgımız paranın karşılığı F-16 alalım veya F- 16 modernizasyonu yaptıralım dendi. Bunun için dahi taviz vermeyi kabul ettiler. tavizin kabulü için bile ABD’ye üç defa heyet gönderdiler. Ne oldu ?

Nasuh Bektaş

99,046 görüntüleme • 1 yıl önce

Fatih Altay'lı Burcu Köksal'ın özel hayatını köşesine taşıdı, Barış Yarkadaş sert cevap verdi ve tanıklığını anlattı. Fatih Altaylı köşesinde şunları yazdı; "AK Parti’ye katılan, daha önce AK Parti muhalifi olan belediye başkanı ‘Ailenin kutsallığına inananlarla aynı yolda yürümek için AK Parti’ye katıldım’ demiş. Sanki evli bir vekil iken danışmanını Afyon’dan Ankara’ya getirip, sonra da danışmanı ile ilişkisi olduğu ayyuka çıkınca kocasını boşayıp danışmanı ile evlenen başkasıymış gibi. Elbette her şey insan için, bunlar olabilir ve kimsenin aşk hayatı bizi ilgilendirmez ama bunları yapıp da bize kutsal aile üzerine ahkam kesmek de hakikaten gülünç" Fatih Altaylı'nın bu yazısına Barış Yarkadaş isyan etti. X hesabından yaşananları anlattı "BURCU - YASİN KÖKSAL GERÇEĞİ… BEL ALTI SİYASETİ TAM GAZ… YAPMAYIN! Biz CHP’li kadın arkadaşlarımıza yönelik bu itibar suikastine karşı durmaya çalışırken bu kez başka bir kadın siyasetçi yine bel altı hikayelerle hedef haline getirildi. Transferini ve CHP’den istifa etmesini doğru bulmadığımı TV’de de söylediğim Burcu Köksal, iğrenç bir yalanın hedefi haline getirildi. “Muhalif mahalle bunu sever, nasıl olsa Burcu’ya kızgınlar biraz da ben uydurayım” anlayışıyla hazırlanmış saçma ve bel altı bir hikaye dolanıyor ortalıkta… Ben o süreçlere tanık olmuş biri olarak; yalanı burada yeniden tekrarlamadan gerçeği yazayım: Burcu Köksal, ilk eşiyle 2011 yılında boşandı. Boşanma sebebi ise “aldatılmış” olmasıydı. Burcu’nun bu evlilikten 21 yaşında bir oğlu var. Köksal; boşandıktan 4 yıl sonra 7 Haziran 2015 tarihinde milletvekili seçildi. Rozetlerimizi aynı günlerde taktık. Burcu, 26 Haziran 2015 tarihinde de Gazeteci - Kameraman Yasin’le evlendi. Vekil seçildikten 19 gün sonra… Yasin, Burcu Köksal’ın yanında yani TBMM’de hiçbir zaman “Danışman” olarak çalışmadı. Zaten yasa buna izin vermiyor. Yasin’in, eşi vekilken HALK TV’ye gelip Şaban Sevinç’le iş görüşmesi yaptığını bugün gibi hatırlıyorum. Yasin, Burcu’nun danışmanı olsaydı, HALK TV ile niye iş görüşmesi yapsın? TBMM’deki vekil danışmanları, HALK TV çalışanlarının 3 katı maaş alıyor. Dolayısıyla; siyaset de gazetecilik de “doğrular” üzerine inşa edilmeli ve ilkeler herkes için geçerli olmalı. Kendimize yapılmasını istemediğimiz hiçbir şeyi kimliği ve siyasi inancı ne olursa olsun başkalarına da yapmamalıyız. Benim işim gerçeği anlatmak… Burcu Köksal partimizin saflarından ayrılıp AK PARTİ’ye geçti diye gerçeği ifade etmekten kaçınmam." Barış Yarkadaş BURCU KÖKSAL Fatih Altayli 🔴🇹🇷

🗞Marj Haber

132,093 görüntüleme • 3 ay önce

🇷🇺 Putin: "Doları siyasi baskı aracı olarak kullanmak aptalca bir şey ve ciddi bir hata." "ABD'nin müttefikleri bile artık dolar rezervlerini azaltıyor." "2022 yılına kadar Rusya'nın dış ticaret işlemlerinin yaklaşık %80'i ABD doları ve euro cinsinden gerçekleştiriliyordu." ➖ Üçüncü ülkelerle yaptığımız işlemlerin yaklaşık %50'si ABD doları cinsindenken, şu anda bu oran %13'e geriledi. ➖ Doları dış politika mücadelesinin bir aracı olarak kullanmak, ABD siyasi liderliğinin yaptığı en büyük stratejik hatalardan biridir. ➖ Dolar, ABD'nin gücünün temel taşıdır. ➖ Sanırım herkes çok iyi anlıyor ki, ne kadar dolar basılırsa basılsın, bunlar hızla tüm dünyaya yayılıyor. ➖ ABD'deki enflasyon minimum düzeyde, yaklaşık %3 veya %3,4 ki bu ABD için tamamen kabul edilebilir bir seviye. ➖ Ama basmayı bırakmıyorlar. 33 trilyon dolarlık borç bize ne anlatıyor? Bu emisyon hakkında. ➖ Bununla birlikte, bu ABD'nin dünya genelindeki gücünü korumak için kullandığı başlıca silahtır. ➖ Siyasi liderlik ABD dolarını siyasi mücadelenin bir aracı olarak kullanmaya karar verir vermez, bu Amerikan gücüne bir darbe vurulmuş oldu. ➖ Sert bir dil kullanmak istemiyorum ama bu aptalca bir şey ve ciddi bir hata. ➖ Dünyada neler olduğuna bakın. ABD'nin müttefikleri bile artık dolar rezervlerini azaltıyor. ➖ Bunu gören herkes kendini koruma yolları aramaya başlıyor. ➖ Ancak ABD'nin bazı ülkelere kısıtlayıcı önlemler uygulaması; işlemlere kısıtlama getirmek, varlıkları dondurmak vb. ciddi endişelere yol açmakta ve tüm dünyaya bir sinyal vermektedir. ➖ Bizde ne oldu? 2022 yılına kadar Rusya'nın dış ticaret işlemlerinin yaklaşık %80'i ABD doları ve euro cinsinden gerçekleştiriliyordu. ➖ Üçüncü ülkelerle yaptığımız işlemlerin yaklaşık %50'si ABD doları cinsindenken, şu anda bu oran %13'e geriledi. ➖ ABD dolarının kullanımını yasaklayan biz değildik. ➖ Böyle bir niyetimiz yoktu. ABD dolarındaki işlemlerimizi kısıtlama kararı Amerika Birleşik Devletleri'ne aitti. ➖ Bence bu, ABD'nin kendi çıkarları ve vergi mükellefleri açısından tam anlamıyla bir aptallık; ➖ zira ABD ekonomisine zarar vermekte ve Amerika Birleşik Devletleri'nin dünya genelindeki gücünü zayıflatmaktadır. ➖ Bu arada, yuan cinsinden işlemlerimiz yaklaşık %3 oranındaydı. ➖ Bugün işlemlerimizin %34'ü ruble, yaklaşık aynı oranda, yani %34'ün biraz üzerinde ise yuan cinsinden gerçekleştiriliyor. ➖ ABD neden bunu yaptı? Tek tahminim kibir. ➖ Muhtemelen tam bir çöküşe yol açacağını düşündüler, ancak hiçbir şey çökmedi. ➖ Üstelik petrol üreticileri de dahil olmak üzere diğer ülkeler petrole karşılık yuan ile ödeme almayı düşünüyor ve bunu zaten uygulamaya başlıyor. ➖ Ne olduğunun farkında mısınız, değil misiniz? ➖ Amerika Birleşik Devletleri'nde biri bunun farkında mı? ➖ Ne yapıyorsunuz? Kendinizi kesip atıyorsunuz. Tüm uzmanlar bunu söylüyor. ➖ ABD'deki zeki ve düşünen herhangi bir kişiye dolların ABD için ne anlama geldiğini sorun. ➖ Onu kendi ellerinizle öldürüyorsunuz.

Kuşçu

95,022 görüntüleme • 4 ay önce

Bülent Timurlenk hakkında sustuğum yeter Barhan Can Terzi: Kaya 4-5 yıldır Galatasaray muhabirliği yapan bir arkadaşımız. 2021'den o civarlardan beri. Şimdi Kaya 1-2 sene önce işsiz kaldı. Bakıyorum işte Bülent Timurlenk Kaya'ya duruma üzüldüğünü söylemiş ama işte yine o kendi aksanınca işte iliştirilmiş gazetecilik öyle olmaz falan bir şeyler söylemiş. Bülent abi. Her fırsatta muhabirliği, muhabirleri eleştiriyorsun da. Yani seni sahada hiç görmedik. Bak iki sene önce seninle bir konuşma yaptık. O günden beridir yine muhabirlere sallıyorsun ama iki sene oldu artık hani susuyorum. Sırası geldi artık şimdi bu meselede. Sabah gazetesinde çalışıp, ulusal çok büyük bir gazete. Sabah gazetesinde çalışıp oradan A Spor açıldı. Çok büyük bir kurum. Orada görev yapıp ondan sonra BeinSpor. bir yerlere gelmek kolay ama ve 2000'lerde bunu yapıp ilerlemek kolay. Sen de diyorsun gazetecilik değişti. Şimdi 2020 yılındayız. Şu an bir gazetecinin veya medyada yer edinmek isteyen birinin ön plana çıkması için yapacağı 3 şey var. Biri, şimdi genç kardeşlerimiz yapıyor işte böyle idmanda veya maç sonunda bir çekim yapıyor. Kendini çekiyor işte arabada gaz pedal falan edipler yapıyor işte tak tak tak tak. Ya öyle şaklabanlık yapacaksın. Ya bir taraf olacaksın ya böyle Ali Koç öyledir, Ali Koç böyledir ya da Dursun Özbek öyledir, Okan Buruk böyledir diye bir tarafın kalem şörlüğünü yapacaksın. Ya da haber yapacaksın. Kaya'da haber yapıyor. 11 ise 11 bu çünkü orada kendine kaynak bulmuş. O 11'i vererek de işte işsizken şimdi a spora çıkıyor. Yani bir şekilde kendini göstermesi lazım. Nasıl gösterecek? Ona buna mı vursun? Ali Koç öyledir. O böyledir mi desin? E senin gibi frankafon bir tarzı da yok. E ne yapsın? Bir yerden tutunacak bu mesleği. Dolayısıyla kolay. Sağdaki muhabirleri eleştirmek çok kolay. Ya muhabirleri bu kadar eleştiriyorsanız çıkın bir gün siz yapın muhabirlikte. Biz de sizle övünelim. Ya da siz muhabir olun işte dediğim gibi. Siz gelin soru sorun. Siz transfer haberi yapın. O yüzden kolay yani böyle oturduğu yerden muhabirleri eleştirmesi insanların. Kimseye de ben şunu da söyleyeceğim. Galatasaray muhabirlerinin kimseye bir saygısızlık yaptığı da yok. Ama Kaya herhalde şundan dolayı bir de akreditasyon yasağı gelmiş. En güldüğüm nokta da o. Akreditasyon yasağı hiçbir geçerliği yok biliyor musun? Kulüp tarafından verilen akreditasyon. Çünkü sebebi şu. Basın türbününe, maçları izlemek için basın türbününe akreditasyonu TSE'de ve TFF iş ortaklığıyla yapılıyor. Kulüplerin bir söz hakkı yok orada. Galatasaray'ın akreditasyon yasağının geçerli olacağı iki yer var. Bir Kemerburgaz bir de lansman toplantıları. Kemerburgaz'a zaten muhabirler senede 4-5 kere giriyor. O da Şampiyonlar Ligi olmasa onu da giremez. Şampiyonlar Ligi zorunlu kılıyor da idmana 15 dakika açmayı. Yoksa Galatasaray'ın bu sezonun idman açlığı falan da yok. Sanıyorlar ki Galatasaray muhabirleri her hafta Kemerburgaz. Öyle bir şey yok arkadaşlar. En son Şampiyonlar Ligi maçına zaman oynandıysa 15 dakika o da. 15 dakika basına açık antrenman yapılıyor. O kadar. Her hafta her gün Galatasaray muhabirleri Kemerburgaz'da diye bir şey yok. Bunu da bilmeyenler için söyleyeyim ben. Buradan tekrar üstüne Galatasaray muhabirleri her gün Kemerburgaz'da falan değil. Dolayısıyla Kayaya gelen akreditasyon yasağının hiçbir geçerliği yok. Zaten Kemerburgaz'da değil. Yani akreditasyonu olan da Kemerburgaz'da zaten değil. Zaten açsanız idmanları her hafta 1-2 açsanız Belki Kaya ilk 11 haberi vermeye ihtiyaç duymayacak. Oradan kendi gözleminden bir haber çıkaracak, yorum yapacak. Artık kulüpler o kadar kapalı oldu ki. Yani bu akreditasyon yasağı. Ben de işte zaman 4-5 yıl önce bir sene aldım. Ne oldu? Ne kaybettirdi bana? Hiçbir şey. Hadi Yakup niye? Kaya ile aynı programda olduğu için mi? Yakup mu yani mesela akreditasyon yasağı aldı? Komedi bunlar komedi. Gerçekten. Hani Galatasaray hocasına hakaret eden, Galatasaray hocasına... kaptanına neredeyse

Galatasarayultrataraftar

64,826 görüntüleme • 4 ay önce

Anahtar Parti'nin İzmir programı çok konuşuldu. Kurucular Kurulu ve MYK üyesi olarak birkaç şey yazmak istiyorum. Benim partiyle, Yavuz Ağıralioğlu ile tanışmam parti kuruluşundan hemen öncesine dayanıyor. Birkaç kişi hariç partinin tüm mensuplarını 2 yıldır tanıyorum. Bizim ülkece aşina olduğumuz bir yaklaşım var. Birisi iyi bir işe girse kesin torpili vardır, birisi bir şirket kurup büyütse “kesin arkasında destekçisi vardır”, birisi çok para kazansa “kesin çalmıştır” demek gibi bir bakış açımız var. Ama bu bakış açısı bizimle değil de daha çok söyleyenle ilgil. “Bu kadar organizasyon, bu kadar teşkilatlanma bir yerlerden paralar gelmese olmaz” diyenler aslında “biz yapamadık, yapamazdık, Anahtar Parti nasıl yapıyor” diyor. Madem soruyorlar, anlatalım. Partide ilk kez siyasete girmiş, kendi alanında çok başarılı, işinde gücünde, hatta hayat konforu gayet yerinde çok fazla insan var. Mesela çok fazla iş insanı, girişimci, yönetici var partide. Kimilerinin aklının gideceği makam arabalarına kendi parasıyla binmiş insanlar. Siyasete girmeye ihtiyaç duymayan ama siyasetin ihtiyaç duyduğu profiller. Bir partiden kopup, küsüp gelmemiş, siyasete hiçbir kızgınlıkla, öfkeyle girmemiş insanlarız. Motivasyonumuz ülkenin gidişatına olumlu bir katkı sağlamak, yol üstünden bir taş kaldırmak. Bunlar olunca kimseyle de bir derdi yok partinin. En yetkili kurullarında görev yapan biri olarak söylüyorum, bizim toplantılarda hiçbir partinin kolay kolay adı geçmez, o parti şunu yapmış, bu parti bunu söylemiş denmez. Herkese Allah yol kolaylığı, iç ferahlığı, yastık rahatlığı versin der geçeriz. Herkes siyaseti çok başarılı yapsın. Her parti başarılı olsun. Dediğim gibi bir avuç insan dışında hepsi 2 yıldır tanıdığım insanlar. Yavuz bey dahil hiçbiri babamın oğlu değil. Yanlış görsem durmamı gerektirecek hiçbir şey yok. Ama partiden tanıdığım insanların %99’unu rahatlıkla evimde misafir eder, ailemle tanıştırırım. O %1’i de hata payı diye bıraktım. 2 yıl geçti ama halen bir parçası olmaktan çok mutluyum. İlk zamanlar eşimi dostumu partiye kazandırma motivasyonum yoktu, “ya yanılıyorsam, mahcup olursam” diye bir süre gözlemlemeyi seçtim. Şu anda en yakın dostlarımı, işinde gücünde aklı başında tanıdıklarımı partide en uygun yerlerde görev alması için davet ediyorum. İzmir’de salonda ve meydanda her görüşten insan vardı. Anahtar Parti ve Yavuz Ağıralioğlu Türkiye kamuoyunu “Sizin mezhebinizdeniz, sizin etnik kökeninizdeniz, size benziyoruz” diyerek toplamıyor etrafına. “Mezhebinizden, kökeninizden, inancınızdan bize ne, bu memlekete sevdalıysanız bizdensiniz” dediği için de herkes geliyor. Böyle olunca da salonlar, meydanlar doluyor. İzmir’de insanlar düğüne, bayrama gider gibi geldi. İzmir’in uzak yerlerinden, ilçelerden ya da komşu illerden insanlar arabalarıyla, arabası olmayanlar birleşip minibüsler, otobüsler tuttu ceplerinden paralarla. Düzenleyen İzmir İl Teşkilatı cebinden, imece usulü düzenledi o koca organizasyonu. Bir de bu diyeceğimi herkes anlamayabilir. Ruhu olmayan işler çok pahalıya gelir. Ekip ruhu varsa, inanç varsa 1 milyona mal edeceğiniz işi elinizdeki tek şey paraysa 10 milyona bile mal edemezsiniz. Kısacası “biz yapamıyoruz, bunlar nasıl yapıyor?” sorusu soranların bulamadığı cevap bu. Eklemeliyim, şu anda Türkiye sathında öyle bir heyecan dalgası var ki, parti için bir şey yaptırılacağı zaman gidilen esnaf da çorbada tuzum olsun diyor, yapabildiği kadar indirimli yapıyor. “Bu da benim katkım olsun” diyen o kadar çok ki. Çok paramız yok ama olan paramız çok bereketli. O parayla da çok iş çıkıyor. Şaşıranları anlıyoruz. Bizim genel merkez herkese açık, merak edenlere, aklında oturtamadığı şeyleri olanlara açık çağrım. Buyrun gelin. Kapıyı çalın, çekinmeyin. DM kutum açık. Katılmak, görev almak, yerinde görmek, hoşuna giderse de katılmak isteyenler yazsın, en doğru yerlerle ben bizzat tanıştırayım. İyi insanlar siyasete girsin, hangi partiden olursa olsun.

Ömer Ekinci

18,152 görüntüleme • 2 ay önce

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 görüntüleme • 7 ay önce

Pastane sahibine küçük yalanlar söylüyorum. 38 yaşındayım. Balıkesir’de yaşıyorum. Sabah hep aynı saatte işe giderim. Kasayı eksik bırakmam, fişi atlamam, gramla oynadığım görülmemiştir. Ama yıllardır, çarşıya yakın bir fırının tezgâhında, kimsenin bilmediği bir düzen kurdum. Yakalasalar belki işten çıkarırlar Umurumda mı Değil Çünkü bu hayatta insanı en çok açlık değil, utandırılarak yaşamak yoruyor İşim basit Simit dizerim Poğaça dizerim Peynirli açmaları dizerim Kekleri keserim Akşamüstü olunca “bayatlar” ayrılır Ama bayat dediğim her şey gerçekten bayat değildir Bazen “ücretsiz” derim Bazen “beşte biri fiyat” yazarım Bazen de sadece gözümle anlatırım “Alabilirsin” Görünmez olmak iyidir Fırında çalışan kadınlar Balıkesir’de kimsenin dikkatini çekmez Ama biz herkesi görürüz Görürüm Sabah pazardan dönerken filesi ve cebi hafif anneleri Emekli maaşıyla hem çay içip hem simit düşünen amcaları Asgari ücret ile çalışan yorgun babaları Geliri olmayan ev hanımlarını Yok gerek yok deyip vitrinden hızlıca uzaklaşan gençleri Ve hep, o kızı hatırlarım Kıştı Balıkesir ayazı Ankara gibi sert değildir derler ama insanın içini sessiz sessiz üşütür Kapıdan içeri girdi Üzerinde ince bir mont vardı Ayakkabılarının ucu ıslaktı Eller cebindeydi ama cebinde bir şey yoktu belli Yirmi yaşında bile değildi Tezgâha yaklaştı Kakaolu keklere baktı Bir tanesinin üstü hafif çatlamıştı Fiyatı gördü Başını eğdi Sağ olun dedi, dönmek üzereyken Dayanamadım Bu bayat, dedim 1 lira Bir an durdu Korktu önce Gerçekten mi Gerçek, dedim Bugün çok çıktı Keki aldı Tezgâhın önünde yemedi Poşete koydu Sanki bir şeyi saklar gibi Çıkarken arkasından seslendim, istersen iki tane al Gözleri doldu Ama ağlamadı Çünkü yardım almıyordu Bayat ürün alıyordu İşte mesele buydu O günden sonra başladı bu düzen Emekli bir amcaya simitleri “dünkü” diye verdim Çocuklu bir anneye pastayı “şekli bozuk” diyerek yarı fiyatına kestim Okuldan çıkan bir gence, kapanıştayız, almazsan çöpe gider dedim Bazen gerçekten çöpe gittiğini sandılar Bazen anladılar ama Balıkesir insanı gibiydi; fazla konuşmadılar Kasayı bazen cebimden tamamladım Bir gün, birinin beni izlediğini fark ettim Saçları toplu, temiz giyimli bir kadındı Bir anneye pastayı üçte bir fiyatına verdiğimi gördü Eyvah, dedim içimden Şimdi şikâyet edecek Yanıma geldi .Göz kırptı. Sessizce kasanın yanına 500 lira bıraktı, bir sonraki bayatlar için dedi Gitti O günden sonra kimse konuşmadı. Ama herkes anladı 10 liralık simide 100 lira uzatan oldu Para üstü kalsın, sizin ekmek bereketli, diyen oldu. Fırın kendi içinde başka bir düzen kurdu. Adı konmayan bir düzen: Onur ekonomisi Geçen ay kapı açıldı. İçeri üniformalı genç bir kadın girdi. Sağlıkçıydı. Tezgâha yaklaştı. Siz…dedi Bana yıllar önce kek veren abla mısınız Yutkundum Bir sürü kek verdim, dedim Muzipce gülümsedi Hiç de bayat değildi, taptazeydi. Mis gibiydi Ben onu yurda götürmüştüm, üç kişi paylaşmıştık. O gün ilk kez kimseye muhtaç hissetmemiştik Cebinden küçük bir zarf çıkardı. Bugün ben çalışıyorum, dedi. Bir sonraki öğrenci için zarfı bıraktı, çıktı Ben 38 yaşındayım Belim ağrıyor Sabahları erken kalkıyorum Ama şunu çok iyi biliyorum Bu ülkede insanı yoksulluk değil, yoksulun utandırılması çürütür O yüzden yalan söylemeye devam edeceğim Bayat Şekli bozuk Ücretsiz Çünkü önemli olan kekin fiyatı değil Onu alırken eğilen baştır Bence patron, çaktırmadi ama o da anladı. Ne yapiyorsan devam et kızım bugünlerde bereket var, herhalde derdi. Nasıl olduğunu hiç bir zaman bilemedi. Veren elin daima bereketi artar…

Melón Şapka...

773,803 görüntüleme • 7 ay önce