Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Sevan Nişanyan: "Hakkım olmasına rağmen otelin %50'sini istemiyorum, hapishaneden dostum olan Kürt arkadaşlara da satın demiyorum. Karıma hakkı olan payın verilmesini istiyorum. Önceden söz verildiği gibi..."

322,645 views • 1 month ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Düzgün Kaplan: 'Kürt halkı kendi evlatları tarafından temsil edilmelidir’ Hak ve Özgürlükler Partisi HAK-PAR Genel Başkanı Düzgün KAPLAN Muş‘ta halka seslendi. Muş Belediye meydanında 9 Mayıs 2023 tarihinde saat 13.00' te başlayan miting de Kürtçe konuşan Düzgün Kaplan, sözlerine; ‘Xalıd beg’e Cibri’nin, Şeyh Sait’in topraklarında sizleri saygıyla selamlıyorum’ diye başladı. Kaplan konuşmasını şöyle sürdürdü; ‘Sizlere Kürtçe hitap etmek istiyorum. Çünkü Seçimlere katılan 36 parti içinde tek Kürt partisi HAK-PAR’dır. Siyasetimizin amacı binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan kadim Kürt halkının özgürlüğüdür. Sizin desteğinizi istiyoruz. Kadim bir halk olan Kürt halkı da diğer halklarla eşitlik temelinde özgür ve barış içinde yaşamalıdır. Türk devleti Kürtlerin de yardımı sayesinde kuruldu. Osmanlı devletinde birlikte olan milletler ayrılarak kendi devletlerini kurdular. Kürtler o zaman biz kardeşiz dediler. İttihatçıların devamı olan Kemalistler Kürtlere Bu devletin Kürtlerin ve Türklerin ortak devleti olacağına söz verdiler. Lozan antlaşmasından sonra Devlet kurulunca dediler ki bu devlet Türklerin devletidir. Dili de Türkçedir. Kürtler defalarca itiraz etti, başkaldırdı. Bu düzeni kabul etmedi. Kemalist rejim Dersim’de, Zilan’da, Diyarbakır’da olduğu gibi soykırıma yöneldi. Bu politika halen devam ediyor. Biz Kürt halkının onurlu, özgür yaşamasını istiyoruz. Değerli Muş halkı; Lozan’da Kürt temsiliyeti yoktu. Kürt ağaları, beyleri Kürtlerin temsiliyet hakkını İnönü’ye verdiler. Onlarda tekçi, faşizan bir devlet kurdular. Bugünde aynı oyun oynanıyor. Boşnakları, Bulgarları, Türkleri bize temsilci olsunlar diye aday gösteriyorlar. Bunlar Kürdün hangi derdini bilir? Değerli halkımız Kürtler kendi öz evlatları eliyle temsil edilmelidir. Neden bir Laz, bir Çerkez Kürdü temsil etsin, Kürdün oyu ile Parlamentoya gitsin? Bize sandığa gidin oylarınızla Türkleri parlamentoya gönderin diyenler hayır deyin! Belçika, İsviçre Amerika gibi pek çok modern devlet benzer meselelerini çözebilmiş. Biz diyoruz ki Kürtler millettir ve diğer milletlerin İngilizlerin, Türklerin hakkı neyse Kürtlerin de bu hakları verilsin. Derdimiz Kürt halkının özgür olmasıdır. Pek çok Türk veya Kürt vekil gönderdiniz parlamentoya gidin bakın, Kürtlerin haklarıyla ilgili. Bir önerge verdiler mi? Kendi keslerini doldurmakla meşgul oldular. Kürt meselesinin çözümü için ne yaptılar? 45 yıldır Kürdistan’da savaş var 100 bin gencimiz toprağa verildi. Onlar hiçbir şey yapmadılar. Şimdi diyorlar ki Türkiye demokratik olsun, olsun da ya Kürt meselesi? Kürt meselesi çözülmeden ne demokrasi olur, ne enflasyon düşer, ne barış olur ne de yoksulluk son bulur. HAK-PAR sizin partinizdir. TRT de bize ayrılan 10 dakikalık konuşma hakkını da Kürtçe olarak kullandık. Biz halkımıza, toprağımıza güveniyoruz. Sakın bu parti küçüktür demeyin. Büyük partilere verdiğiniz oylar zaten boşa gidiyor.Onlar sizin için Kürt meselesinin çözümü için ne yaptılar? HAK-PAR barışçıl demokratik bir partidir. HAK-PAR’a oy verin ki, Kürdistan’da yeni modern bir ses, barışçıl demokratik, hareket güçlensin. Size aday olarak Boşnak, Bulgar veya Egeden birilerini getirip aday gösterdiklerini biliyorum. Biz de size Muş’un, bu toprakların, barışsever, demokrat bir evladını aday olarak sunuyoruz. Bilin ki biz Xalid Begê Cibrî’nin yolundayız.’ HAK-PAR Basın Bürosu

HAK-PAR / Hak ve Özgürlükler Partisi

34,059 views • 3 years ago

İmamoğlu'nun Sarıyer'deki villa yolsuzluğu yeterince anlatılmıyor kamuoyuna. Buraya maddeler halinde bırakıyorum. Ortada inanılmaz bir skandal var ve her şey ortada olmasına rağmen CHP şu an İmamoğlu'na özgürlük mitingi düzenliyor. Allah aşkına şu olaya bakar mısınız? 1-) Ali Nuhoğlu isminde bir şahıs ve bu şahsın Nuhoğlu İnşaat isminde bir şirketi var. Bu şirket, son bir yıl içinde İBB'den yaklaşık 8 milyar tl'lik ihale almış durumda. Bu ihaleler gizli değil, tamamı resmiyette kayıtlı. 2-) Ali Nuhoğlu 25.03.2021 tarihinde Güllüce Tarımcılık isminde 50 bin lira sermayesi olan başka bir şirket kuruyor. Güllüce Tarımcılık şirketi kurulduktan 19 gün sonra yani 13.04.2021 tarihinde Sarıyer'de denize nazır üç adet lüks villayı 31 milyon tl karşılığında satın alıyor. 3- Güllüce Tarımcılık 2021-22-23 yıllarında başka hiçbir ticari faaliyette bulunmuyor. 01.03.2024 tarihinde ise Nuhoğlu İnşaat şirketinden gelen para ile 46 milyon liralık sermaye arttırımı yapıyor. Yani bu şirketin artık ultra lüks 3 villası ve kasasında 46 milyon lirası oluyor. 4- Bu tarihten altı gün sonra Güllüce Tarımcılık şirketi, 15 milyon lira bedelle İmamoğlu İnşaat'a satılıyor. Yani İmamoğlu kasasında 46 milyon lira olan ve 3 ultra lüks villanın sahibi şirketi 15 milyon liraya satın alıyor. 5-) Bu olaylar 2024 yerel seçimlerinden bir ay önce gerçekleşiyor ve hatırladığınız gibi Ekrem İmamoğlu mal beyanında bu villaları göstermiyor ve bu konu hakkında o dönemde tartışmalar yaşanıyor. 6- Bu alışverişten bir kaç ay sonra da villaların hemen önünde yer alan yeşil alan, İBB tarafından 156 milyon lira ödenerek kamulaştırılıyor ve villaların değerinin artması sağlanıyor. 7- Üç villanın bugünkü değerinin 50 milyon dolara kadar çıkabileceği ayrıca ilk alım ve el değiştirme sürecinde gerçek değerlerinin gizlendiği de ortaya çıkıyor. Yani Ekrem İmamoğlu, İBB'den kendi imzası ile milyarlarca liralık ihale alan bir müteahhitten değeri milyar lira olan bir şirketi 15 milyon tl karşılığında satın alıyor. Ekrem İmamoğlu bu ve bunun gibi onlarca alışveriş daha yapıyor ve bir noktada savcılığın kendisi hakkında inceleme yürüttüğünü öğreniyor ve kurtulmak için adaylık sürecini başlatıyor. İmamoğlu'nun satın aldığı medya bu gibi olaylardan hiç bahsetmiyor ve Özgür Özel bu olaylardan bahseden medyaya boykot başlatıyor. Ellerinden geldiğince bu rezaleti kendi kitlelerine duyurmamaya çalışıyorlar. Boykotun bir numaraları sebebi bu.

Abese İrca

340,138 views • 1 year ago

Sıfır Mercedes E180 AMG alan bir vatandaş, ciddi bir kaza geçirdiğini söylüyor ve airbaglerin açmamasına isyan ediyor. Bence bu kazada airbag açmaması normal. Bilemedim: ''07.08.2026 sabaha karşı saat 05.00 sularında, 1400 km’deki sıfır aracımla Çorum’da ciddi bir kaza geçirdim. Araçta bulunan annem ve oğlum emniyet kemerleri takılı olmasına rağmen hafif şekilde yaralandılar. Buna rağmen kaza anında aracın hiçbir airbaginin açılmaması beni hem çok şaşırttı hem de aracın güvenliğine olan inancımı tamamen bitirdi. Kazadan sonra aracımı kendi imkanlarımla Çorum’dan İstanbul’a, Mercedes K*** S*** bayisine çektirip teslim ettim. Burada airbaglerin neden açılmadığını sorduğumda, aracın “airbag sensörlerine denk gelmediği” şeklinde bir açıklama yapıldı. Ancak aracımın ön tarafı komple dağılmış, kaput ağır hasar almış, tampon parçalanmış, ayrıca sağ arka tampon ve sağ arka kapı da ciddi şekilde hasar görmüş durumdayken böyle bir kazada airbaglerin açmamasının mantıklı bir açıklaması olduğunu düşünmüyorum. Gönderdiğim fotoğraflarda da bu ağır hasar net şekilde görülmektedir. Ben bu araca ve güvenlik sistemlerine artık kesinlikle güvenemiyorum ve ailemi bu araçla bir daha yola çıkarmak istemiyorum. Bu nedenle aracımın pert olarak kabul edilmesini ve bana yeni, sıfır bir araç verilmesini özellikle ve açıkça talep ediyorum. Ayrıca airbaglerin neden açılmadığına dair tarafıma yazılı ve detaylı bir teknik inceleme raporu sunulmasını, bu hayati güvenlik sisteminin böyle bir kazada neden devreye girmediğinin resmi olarak açıklanmasını istiyorum. Ailem ve benim can güvenliğim için bu konunun hafife alınmadan incelenmesini, gerekli teknik incelemelerin yapılıp sonuçlarının yazılı şekilde tarafıma iletilmesini ve yaşadığım güven kaybı da dikkate alınarak mağduriyetimin giderilmesini bekliyorum.''

Bahtiyar Kara

47,705 views • 4 days ago

S. Önkibar dün çok önemli nir değerlendirme yaptı. Aşağıda sizlere ile paylaşmak istiyorum. “Kerim Rota’yı tanıyanlarınız, bilenleriniz vardır. Son dönemin en iyi ekonomistlerinden. Dedi ki “AKP iktidarı ihaleleri Avrupa Birliği standardına göre yapsa, kısa süre içinde 20 milyar dolarlık ek kaynak yaratılır.” Avrupa Birliği standardı nedir derseniz, ihalelerin şeffaf biçimde yarışmalı olarak yapılmasıdır. Malum, yarışma demek fiyatın düşmesidir. Zira rekabet oluyor, rekabet olacak. Bu durum da devlete millete yarayacak. AKP tam 24 yıldır bu metodu bazı istisnalar dışında genelde uygulamıyor. Bunun yerine 21B yani pazarlık usulünü tercih ediyor. Başka bir anlatımla, istediği kişiye veya firmaya istediği işi istediği fiyata veriyor. Halbuki 21B maddesi sadece deprem ve afet gibi acil durumlar için geçerli. Öyleyken AKP çeyrek asır oldu ihaleleri acil durum diyerek yapıyor, veriyor. Bu sebeple de sayıları belli olan bir müteahhit grup çok büyük varlıklarıyla öne çıkmış durumda ki pek çoğu Londra'da mahalleler satın aldı. Bunlar öylesine büyük paralar kazanıyorlar, öylesine büyük zengin oldular ve oluyorlar ki düşünün, Sabah-ATV’nin satın alınması olayında iktidardan yapılan taleple adam başı 100’er milyon dolar bağışladılar. Bakın, 100 milyon dolar bütün dünyada büyük bir servet demek. Buna rağmen bizdeki son dönem müteahhitleri ne kadar çok kazanıyorlar ve neler umuyorlarsa karşılıksız olarak böyle bir parayı bağışlayabildiler ki buna normal demek mümkün olabilir mi? İşte bu 100 milyon dolarlık satın alma olayından hareketle Kerim Rota haklı. İhaleler Avrupa'daki gibi düzgün yapılsa, devlet millet hakikaten onlarca milyar dolar tasarruf eder. Osman Gazi köprüsü örneği ortada. Maliyeti bir buçuk milyar dolar olan bu köprü millete 15 milyar dolara fatura edilmedi mi? Yine Yavuz Sultan Selim köprüsünün süresi de dolmasına rağmen hala devlette değil zira özel bir imtiyaz söz konusu. Aynı şekilde yıllar yılı hiç uçak inmeyen havaalanları inşaatına savrulanlar ve de sözde İstanbul finans merkezi binaları için toprağa gömülen yüzlerce milyar lira ortada ki kazanan hep bu işleri ihalesiz olarak alan müteahhitler.” Neden mi fakiriz? Çünkü bazıları haksız şekilde zengin oluyor. Zafer Partisi

Ümit Özdağ

180,707 views • 3 months ago

Dünyaca meşhur Yemenli İslam âlimi ve Abu Dabi’deki Tabah Enstitüsü’nün kurucusu Şeyh Habib Ali Zeynelabidin el-Cifrî: “Kürtler… Onlar bir halktır, Kürt bir ulustur. Ve bu Kürtler, Sykes-Picot ile bölündüklerinde —Büyük Britanya ve Fransa bölgemizi Sykes-Picot’ta paylaştıklarında— Kürt ulusuna saygı duymadılar; aksine Kürdistan’ı dört devlete böldüler. Bu dört devletin her biri fanatik milliyetçilikle şekillenmişti. Bir kısmı İran’da Fars milliyetçiliği altında, bir kısmı Türkiye’de fanatik Türk milliyetçiliği altında ve bir kısmı da yine fanatik Arap milliyetçiliği tarafından yönetilen Irak ve Suriye’de kaldı. Böylece Kürtler, kimliklerinin gasp edildiğini hissettiler. Başlangıçta, hepimizin Müslüman olduğu ve tek bir vatanda yaşadığımız varsayımıyla sessiz kaldık ve Kürt kimliğimizi talep etmedik. Fakat madem şimdi her biriniz kendi milliyetçiliğinize döndünüz, o hâlde bir Kürt olarak benim de kendi milliyetime sahip olma hakkım hayli hayli vardır. Sonra Arap milliyetçiliğimizin dönemleri geldi; tıpkı Lider Nâsır’ın Selahaddin hakkındaki filminde ona ‘Arap lider’ dedikleri gibi… O ne Arap bir liderdi ne de başka bir şey; büyük imam ve lider Selahaddin Eyyûbî bir Kürttü, Arap değildi. Böylece bize ait olmayan şeyleri bile kendimize mal etmeye başladık.” ——————————————— Şeyh Habib Zeynelabidin Ali el-Cifrî kimdir? Habib Ali Zeynelabidin el-Cifrî, 16 Nisan 1971 tarihinde Cidde, Suudi Arabistan’da doğdu. Mısır’ın Kahire kentinde yaşayan Yemenli Sünnî İslam âlimi ve eğitimcisidir. Merkezi Abu Dabi, Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan bir araştırma enstitüsü olan Tabah Vakfı’nın kurucusudur. El-Cifrî, Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin aracılığıyla Hz. Muhammed’in (sav) doğrudan soyundan gelmektedir. “İslam’da İman Kavramı” başlıklı kitap dâhil olmak üzere birçok kitap yazmıştır. 2009’dan beri el-Cifrî, Georgetown Üniversitesi’nin Prens Alwaleed Bin Talal Müslüman-Hristiyan Anlayışı Merkezi ve Ürdün Kraliyet İslam Stratejik Çalışmalar Merkezi tarafından dünyanın en etkili 50 Müslümanı arasında listelenmektedir. 2023 yılında 22. sırada yer almıştır. 2008 yılında, “Bizimle Sizin Aranızda Ortak Bir Söz” belgesine yaptığı katkılardan dolayı Eugen Biser Ödülü’ne layık görülmüştür.

Kürt Tarihi ve Araştırmaları

12,159 views • 4 days ago

🔴Cihat Yaycı : Dünyadaki tüm bölücü örgütler, bölücü siyasi yapılar ve onların destekçileri neden anayasada birden fazla dil ve birden fazla halk zikredilmesini isterler? 📌Bunun uluslararası hukuk bağlamında bir temeli vardır. Bu temel, 1933 Montevideo Devletlerarası Sözleşmesi’ne ve 1930 Cemiyeti Akvam’ın Sürekli Adalet Divanı kararına dayanır. Bu iki karar şunu ortaya koyar: Hangi insan toplulukları halk niteliği taşır? 📌Her insan topluluğu halk niteliği taşımaz, dolayısıyla halk olarak kabul edilmez. Halk niteliği taşıyan insan topluluklarının hangileri kendi kaderini tayin hakkına sahiptir? İşte bu iki hukuki dayanak, bu konuyu belirler. 📌Eğer bir ülkenin anayasasında birden fazla dil, birden fazla ırk, birden fazla mezhep, birden fazla etnik köken, birden fazla felsefi görüş ya da birden fazla grup zikredilmişse ya da özerk veya özel bölge şeklinde bir sınırlandırma yapılmışsa, o zaman bu dili konuşanlar, bu dine veya mezhebe mensup olanlar, o etnik gruba ait kişiler veya o bölgede yaşayanlar, uluslararası hukuka göre kendi kaderini tayin hakkına sahip olurlar. Birleşmiş Milletler hukukuna göre bu topluluklar sandığa gidip referandum yoluyla ayrılma hakkı elde edebilirler. Bu durum, Kosova’da da bu şekilde gerçekleşmiştir. 📌Anayasada Türkçeden başka bir dilin geçmesi, kurucu halk statüsüne belirli grupların dahil edilmesi ya da hiçbir şekilde bu kavramların zikredilmemesi, yani “Türk ulusu” ifadesinin yer almaması, resmi dilin Türkçe olmasına rağmen anadilde eğitimin düzenlenmesi gibi hususlar, zamanla ayrılıkçı hareketleri destekleyen hukuki bir zemin oluşturabilir. 📌Örneğin, Türkçenin dışında anadilde eğitime dair maddelerin kaldırılması gibi değişiklikler, uluslararası arenada ayrılıkçı taleplerin dayanağı haline gelebilir. Terör örgütü PKK’nın elebaşı da benzer bir stratejiyle, kendi kaderini tayin hakkı için mücadele ettiklerini ifade etmiştir. 📌Bu süreçte bazı çevreler, PKK’nın özerklik taleplerinden vazgeçtiğini iddia etse de gerçekte durum böyle değildir. PKK’nın propaganda organları ve destekçileri hâlâ anadilde eğitim ve benzeri konuları gündemde tutmaktadır. 📌Örneğin, yayımlanan bildiriler önce Kürtçe okunmaktadır ve bu durum açık bir şekilde görülmektedir. Buna rağmen, bazı kişiler bu gerçekleri görmezden gelmeye çalışmakta ve tehlikenin üzerini örtmektedir. Oysa bu durum son derece tehlikelidir. 📌Anadilde eğitim meselesi basit bir konu değildir. Bir devletin bölünmeye giden süreci, anadilde eğitimin yaygınlaştırılmasıyla başlar. 📌Örneğin, bir devlet anaokulunda Arapça eğitim veriyorsa, ardından ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde de bu dili kullanarak eğitim sistemini genişletmek zorunda kalır. Sonrasında üniversiteler kurulacak, mezun olan bireyler devlet içinde farklı dillerin kullanıldığı bir sistem oluşturacaktır. 📌Böyle bir yapı, ulusal birliği tehdit eder. Bu nedenler Amerika Birleşik Devletleri’nin yaptığı “ulus dilinin İngilizce olduğuna dair uygulamalar bu konuda örnek teşkil etmektedir. 📌Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 42. ve 66. maddeleri büyük önem taşımaktadır. 66. madde, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür” ifadesini içermektedir. Peki, bu ifade neden bazı çevreleri rahatsız etmektedir? 📌Bu, bir etnik kimlik tanımlaması değil, bir vatandaşlık bağıdır. Buna rağmen, bazı politikacılar ve kesimler bu tanımı değiştirmek istemektedir. 📌Ancak bunun değiştirilmesi söz konusu olamaz, çünkü bu ifade etnik kimlikle ilgili değil, ulusal bütünlüğü ve vatandaşlık bağını vurgulayan bir kavramdır.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

20,274 views • 1 year ago

🔴HPG GENEL Komutanı Murat Karayılan: Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Halep’ten geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Halep’ten başlayıp yayılan saldırı dalgası sıradan değildir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar. QSD ile Şam hükümeti arasında 4 Ocak’taki görüşme, basına yansıdığı kadarıyla müdahale sonucu sabote ediliyor. Bir gün sonra (5 Ocak) Paris’te, ABD’nin öncülüğünde Suriye ve İsrail arasındaydı ama Türkiye de endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dâhil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise Halep’e saldırılar başladı. Sonrasında birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen hiçbirine uymayıp devam ettiler. Açık ki bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. O görüşmelerin hepsi bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında yeni bir dizayn söz konusudur. Bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirip etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak DAİŞ’ten kurtaran Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan QSD’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması; birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Tıpkı I. Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine II. Dünya Savaşı sonrası dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bu saldırı, tüm Kürtlere karşıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG, YPJ ve QSD’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler içindir. Bu komplo, aynı zamanda tıpkı 15 Şubat’taki gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa bugünkü de aynı biçimdedir. Önder Apo, 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı. Bu çağrının temelinde halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Önder Apo’nun geliştirdiği süreci de anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki; Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler, Türk devleti ile barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek. Bu mümkün değildir. Gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır. Kısacası, uluslararası ve bölgesel yanları olan genel ve büyük saldırılar, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır. Bazı çevreler, QSD’nin Kürt-Arap-Asuri-Süryani halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz? Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla QSD de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil; emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine QSD’ye sırt dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı, QSD’nin içerisinde yer alıp savaşıyor ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla karalanmasını doğru görmüyoruz. Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyor; kim güçlüyse onun tarafını tutuyor. Vakti zamanında BAAS rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar; ardından QSD’nin güçlü olduğunu görünce QSD’yi desteklediler. Bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon QSD’yi desteklemiyor, onlar da tutumlarını değiştirdi. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu. Aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli ve iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd., yüzyıldır Kürtlerle birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmelidir. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli; herkes halkların kardeşliğini esas almalıdır. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur. Birçok çevre, Koalisyon güçleri ve Amerika’nın QSD’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını öne sürüyor. Bu doğru mu? Şayet QSD’yi satın almışlarsa sattıklarından söz edilebilir. Açık ki QSD’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma ne de satma var. DAİŞ’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de QSD’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten ABD’li yetkililer, onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktik ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı vb. denilemez ve öyle bir şey de yok. Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyordu. Suriye’de görüldü ki El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan QSD’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İkiyüzlülük budur. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve DAİŞ’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı; onu iktidar hâline getirerek güçlendirdi. Daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ama bu doğru bir şey değildir. Diğer yandan QSD, DAİŞ’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Peki, DAİŞ’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler, QSD ile taktik de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdi ve şimdi de terk etti. Elbette bunun ihanet olduğu doğrudur fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hâle mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Biz Hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Ortadoğu’da sürekli bağımsız bir siyaseti yürüttük. Sürekli kendi öz gücümüze dayanıyor ve devletlerin değil, kamuoyunun desteği temelinde hareket ediyoruz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir. Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık hâline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak Hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

Humanist(Rojava)

117,907 views • 6 months ago

Bursa'da geçirdi iki günü videonun sonunda değerlendiren Alman youtuber şu ifadeleri kullandı: Tercüme: "Millet otel odama geldim ama su son iki buçuk gün yaşadıklarım hakkında konuşmamız lazım. Kenti keşefetmek kültürel hayatını görmek çok keyifliydi. Millet tercüme appleri filan kullanın. İnsanlar Almanca ve veya İngilizceye hakim olmasalar bile çok yardımsever ve cana yakın" : "İçebildiğiniz kadar çay için,burda yaşamın bir parçası tıpkı çok zengin yemek kültürü gibi" : "Ondan sonra son gün geldi çattı,yanı buraya gelmemin asıl amacı: maç günü. Ne diyim beni tamamen etkiledi,kendimden aldı. O kadar listeler hazırlamştım,bilgilere verecektim ama o atmosfer içinde hepsi uçtu gitti" : "Yinede bazı bilgiler vermem gerekiyor. Stat aslında 11 yıllık ve Alman kriterlerine göre de aslında yeni sayılır şık bir kutu olabilirdi. Ama ne yazıkkı hala gözünüze bir çok eksikler çarpıyor. Bana söylenen bunların en kısa zamanda giderileceği şeklinde". : "Ondan sonra orda duruyordum ve bana sen ne biçim görünüyorsun siyahlar içinde dediler. Ki siyah ezeli düşman Beşiktaşın renkleri. Bu nedenle doğrudan FanStore girip iki forma satın aldım. Bunların birini bir çekilişte size hediye etmek istiyorum. Atkıyı ise kimseye vermem kusura bakmayın. O bana Muammer [Bursaspor fan Club] hediyesi ve benim için ayrı bir yeri var." : "Fan/Taraftar demişken,ben maç esnasında en fanatik çekirdek taraftar grubu arasında yer aldım. Normalde bu gibi durumlarda telefon ile çekim yapmam,bu taraftar kültürüne saygısızlık.Ancak bu atmosferi yakalamak için gerekti ve bana çok yadrımcı oldular ve onay verdiler. Kimse itiraz etmedi,tam aksine memnun oldular tanıtım yaptığım için. Amigo platformuna davet olmasına rağmen saygımdan çıkmadım, asıl taraftar olan ön planda olması gerekendi. Çekimlerim yani %100 gerçek ve yapmacık mizansen filan değil." : "Bu kulüp ve futbolu bu kente ne kadar mutluluk verdiğine şahit oldum" : "Burdaki taraftar tutkusu,kültürü,enerjisi tamamen farklı. Biraz Balkanları andırıyor ama tamamen farklı bir tecrübe. Mesela o çocuğun eline verilen meşale filan. Söylenen şarkılardan bişey anlamadım ama yinede muhteşemdi." : "Bursaspor o maçta şampiyon oldu. Buna rağmen kutlamalar ve sevinç gösterileri biraz tutuktu. Bunun nedeni de bir kaç gün öncesinde ülkede yaşanan trajik bir olaydı [öğrencinin okulu taraması]." : "Yinede arabalar ile turlar atıldı ve Muammer ile bir röportaja da katıldım yerel TV mi Influencer mi bilmiyorum". : "Videonun sonunda diyebileceğim tek şey teşekkürler. Bana bu ikmanı sunanlara, bana kulüple iletişimde yardımcı olan Muammere, ilk teması sağlayan Halile,herkese sonsuz teşekkürler".

Forza Prusa

26,746 views • 2 months ago

“Bir babayiğit çıkar yerle yeksan eder, tekrar inşa eder.” An itibarıyla Dünyanın en kârlı ve en düşük çarpanla fiyatlanan bayrak taşıyıcı Havayolu şirketi Türk Hava Yolları #THYAO Beklentilerin %106 üzerinde tam 6.8b$, 163mia TL net kâr elde eden, 2022 yılı toplam kârını (2.86b$) 1 yılda 2.4 katına çıkaran, Cumhuriyet tarihimizin en çok kar elde eden Şirketi. 101 milyar TL Ertelenmiş Vergi Geliri hesaplamıştım, +-%10 sapma ile 90 milyar TL bekledim, 89.2 milyar TL geldi. Allah utandırmadı. 📌Hizmet verdiği ülke sayısına göre dünyanın en büyük Havayolu Şirketi. 📌Hizmet verilen destinasyon sayısına göre dünyanın en büyük Havayolu Şirketi. 📌Dünya yolcu pazarında ~%2.8 payı ile bayrak taşıyıcılar arasında dünyada 8’inci, Avrupa’da 1’nci. 📌Dünya kargo pazarında ~%5.5 payı ile Dünyanın en büyük 5 hava kargo taşıyıcısından biri. 📌Son 20 yılda, yıllık ~%10 bileşik filo büyüme oranı ile 5.7 kat büyüme. 📌~3b$ marka değeri ile Türkiye’nin en değerli markası. Sırasıyla dünyanın en değerli (piyasa değerine göre) 8. Havayolu şirketi olan, Ryanair Delta IndiGo United Airlines Air China Singapore Airlines ve China Southern Airlines ‘dan sonra 8. Havayolu olmasına rağmen “en çok kâr eden, buna rağmen “en düşük çarpanla fiyatlanan” bayrak taşıyıcı Havayolu şirketi. Detaylara geçiyorum, #THYAO 90mia TL’si Sürdürülen Faaliyetler Vergi Öncesi Karı, 73.5mia TL’si ertelenmiş vergi geliri olmak üzere 2023 yılını toplamda 163mia TL net kâr ile kapattı. Ertelenmiş Vergi geliri hariç net kâr piyasa beklentisi olan 79.58mia TL’nin %13 üzerinde gerçekleşirken, enflasyon muhasebesi kaynaklı ertelenmiş vergi geliri kârı 89.2mia TL oldu. Ertelenmiş vergiyi basitçe, ileride oluşacak vergi avantajının veya yükümlülüğünün bugünden mali tablolara alınması olarak açıklayabiliriz. Bu doğrultuda, her ne kadar bugün itibariyle nakdi olmayan bir gelir veya gider olarak gözükse de, şirketlerin gelecekteki nakit akışlarına vergi yoluyla artı veya eksi etki edeceğinden, değerlemede önemli girdilerden biri olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum. #THYAO an itibarıyla piyasa değerinin %21'i kadar bir nakit vergi tasarrufu hak etmiş durumda. #THYAO bu güne kadar vergi ödemiyordu çünkü VUK bilançosunda geçmiş yıl zararları vardı. 2022 yılında elde ettiği kâr bile önceki yıllarda yazılan zararları karşılamıyordu. Ancak bu mali tablo ile beraber durum artık öyle olmayacak. Çünkü VUK bilanço da kâr’a geçti ve şirket %25 kurumlar vergisine tabi olacak. Olacaktı 😊 Ve #THYAO bu sene sonunda yazdığı ve hatta önümüzdeki dönemlerde yazacağı ertelenmiş vergi geliri sayesinde önümüzdeki yıllarda elde edeceği karının vergisini ödemeyecek. Hatta önümüzdeki yıllarda da ertelenmiş vergi geliri yazmaya da devam edecek. Bu işin en güzel tarafı, Bu vergi faydasının sürdürülebilirliğini değerlendirirken Amortisman oranı vs ÜFE kıyası yapmak lazım. ÜFE > Amortisman oranı olduğu ve VUK’ta enflasyon muhasebesi uygulanmaya devam ettiği sürece ek vergi faydasını izleyen yıllarda da görmeye devam edeceğiz. Bu yıl elde ettiği 6.87b$ net kar ile #THYAO, havacılıkta altın yıl olarak kabul edilen 2019 yılında elde etmiş olduğu 800m$ net karını tam 8.5 kat artırmasına rağmen, 2019 yılı bilançosunun açıklandığı tarih olan 6 Mart 2020 tarihinde 1.83$ olan hisse fiyatı bugün sadece 5.13x değer kazanarak 9.4$’a ulaşmış. Sadece $ bazında elde ettiği kar kadar değer kazansa bugün 15.5$ ile fiyatlanacak olan #THYAO’nun, sadece bu perspektiften baktığımızda ~%60-65 iskontolu fiyatlandığını düşüyorum. Bu da bizi 495-500 TL gibi bir rakama götürüyor. Geçelim kargo tarafına; Turkish Cargo, bugün gelinen noktada ~%5 pazar payına sahip ve küresel hava kargo taşıyıcıları arasında 5. sırada yer alıyor. 10 yıl içinde taşıdığı toplam kargo miktarını 4 milyon tona çıkarıp, 9.6b$’lık kargo gelirine ulaşmayı hedefliyor. Ülkemiz Avrasya Bölgesi’nde lider, küresel bir havacılık merkezi oldu. 2003 yılında 50 ülke ile 60 noktaya uçuş gerçekleştiriyorken bugün ~130 ülkede ~350 noktaya ulaştı. Hava Ulaştırma Anlaşması bulunan ülke sayısı 81’den 175’e yükseldi. iGA Istanbul Airport dünyanın en büyük küresel transit merkezlerinden biri haline geldi. iGA Istanbul Airport 2023 yılsonu itibarıyla planlanan koltuk kapasitesi miktarına göre dünyanın en büyük 7. havalimanı. Özetle; Enflasyon muhasebesinin pozitif etkileri, kur, yakıt fiyatları, trafik sayıları, doluluk oranları, kargo, Asya, Amerika ve Orta Doğu tarafındaki yüksek karlılık, AJET gibi birçok parametreyi dikkate aldığımızda 2024 yılında da çok ama çok güçlü bir yıl göreceğimiz aşikar. Bu seneki en fundamental hikayenin Kargo ve Asya tarafı olacağından defalarca bahsettim. Nitekim hem Kargo tarafı hem Asya tarafı çok güçlü seyrediyor ancak, detaya inince Amerika ve MEA tarafında da yüksek karlılık olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Amerika tarafında RPK’lar güçlü seyrediyor. İsrail tarafı çözülürse Orta Doğu segmenti de iyice kuvvetlenecek. En karlı line’lardan birisi. Yılın geri kalanında tüm detaylarıyla Havacılık konuşacağız. Ve sonuç; 2 fk ile mevduat yapacağıma gönül rahatlığıyla 2-2.5 fk’ya #THYAO taşımaya devam edeceğim. Sevgiler,

Ömerhan Karamahmutoğlu

911,177 views • 2 years ago

‼️KAMUOYUNA‼️ 🟥EYT’liler Ekonomik Yük Değil Sosyal Adaletin Temsilcisidir‼️ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Prof. Dr. Vedat Işıkhan ın #EYT düzenlemesiyle ilgili yaptığı açıklamalara istinaden❗️ 📌EYT meselesi KÖKTEN ÇÖZÜLMEDİ. Söz verilmesine rağmen 2 hakkımız masada bırakıldı. O sistemde kalan 2.5 milyonun 1.5 milyonu söz verilip, eksik primlerini tamamlamak için borçlanan, ancak yasa eksik çıkınca ortada bırakılan, banka hacizlerine konu olan, hayatları karartılan, sefalete sürüklenen ve yaşam mücadelesi veren mağdur EYT lilerdir. 📌Halen daha meseleyi çözdük denilmesini REDDEDİYORUZ ‼️ 📌2025 itibariyle yaklaşık 2.5 milyon vatandaşımız EYT kapsamında emekli olmuş, bir o kadarının da başvuru yapmadığı tahmin edilmektedir. Toplamda 5 milyon kişilik bir kitleden söz edilirken, bu vatandaşlarımızın “ekonomiye yük” olarak tanımlanması hem teknik hem de etik açıdan kabul edilemez❗️ 📌Genç Emekliler ne demek ⁉️ Çalışma hayatına 2 şartla Devletimizin güvencesi ile başladık. 🔷️Kadınlar 20 hizmet yılı-5000 Prim 🔷️ Erkekler 25 hizmet yılı-5000 Prim ✅️8 Eylül 99 da 4447 sayılı kanunla Emeklilik yaşı yükseltilirken, Yasa mevcut çalışanların aleyhine doğru geriye işletildi❗️Eşi benzeri olmayan bir haksızlığa imza atıldı. 18 inde sisteme giren kadın 38 inde, 30 yaşında işe giren kadın 50 yaşında Emekli olur. Garip olan nedir ⁉️ 🔍 Gerçek Maliyet Ne? Sayın Bakan’ın ifadesiyle EYT’nin 2023–24 maliyeti 844 milyar TL 2025 için ise 1.2 trilyon TL olarak belirtilmiş. Ancak bu rakamlar, yıllarca prim ödeyerek emeklilik hakkı kazanmış vatandaşların kendi birikimlerinin karşılığıdır‼️ EYT’liler uzaydan gelmedi. Bu sistemin içinde çalıştı, üretti, prim ödedi. Bugün aldıkları maaşlar, sosyal güvenlik sistemine yaptıkları katkının doğal sonucudur‼️ 📊 SGK Bütçesi Gerçekten %67 Emekli Aylıklarına mı Gidiyor? Bu oran, SGK’nın toplam giderleri içinde emekli maaşlarının payını ifade ediyor olabilir; ancak SGK’nın gelir kalemleri arasında aktif çalışanlardan gelen primler, devlet katkıları ve diğer sosyal sigorta gelirleri de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu oran, sistemin sürdürülebilirliğini sorgulamak için tek başına yeterli değildir.‼️ 📌Primlerimize Ne Oldu⁉️ EYT’liler yıllarca çalıştı, prim ödedi. Bu primler SGK’nın gelir hanesine yazıldı. Bugün alınan maaşlar, bu primlerin karşılığıdır. 📌Yasa çıkmasaydı emekli olmayacak mıydık? Sisteme girmeyecek miydik ⁉️ 📌Vatandaşlar zaten emeklilik hakkını kazanmıştı.Çıkarılam Yasa 24 yıldır el konulan hakkın kısmen kullanılmasını mümkün kıldı‼️ 🔵Çalışmaya Devam Eden EYT’liler; Sayın Bakan’ın da belirttiği gibi, EYT’lilerin önemli bir kısmı çalışmaya devam ediyor. Bu durum SGK’ya ek prim geliri sağlıyor. Yani EYT’liler hem maaş alıyor hem de üretmeye devam ediyor. Bu tablo sistemin çökmediğini aksine, çalışan emeklilik modelinin katkı sunduğunu gösteriyor❗️ 📌Ve ayrıca 16.881 TL sadaka gibi maaş verip nasıl çalışmasınlar ⁉️ 🔴Ev kirasının maaştan yüksek olduğu bir ülkede yaşıyoruz❗️ 🔵 Sistemde kalmaya davet ediyorsanız; 📌Önce Çalışma Koşullarını Düzenleyin! Hem mevcut çalışanlar, hem de #Emekli çalışanlar arasında güvencesiz, düşük ücretli, kayıt dışı veya sosyal haklardan yoksun işlerde istihdam edilenlerin oranı küçümsenemez. Ekmek parası uğruna, İşçi Sağlığı ve Güveliğine aykırı çalışma koşulları sebebiyle hayatını kaybeden binlerce vatandaşımız var ‼️ Bu tabloyu görmeden yapılan davetler, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğini değil, bireyin tükenişini teşvik etmektedir. ‼️ SONUÇ 🔷️ EYT’liler, sosyal güvenlik sisteminin yükü değil, yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, haklarını 24 yıl kısmen alabilmiş VATAN EVLATLARIDIR ❗️ Onları ekonomik yük gibi göstermek, hem sosyal adalete hem de kamu vicdanına aykırıdır❗️ Gerçekleri çarpıtmadan, şeffaf ve adil bir kamu iletişimi istiyoruz❗️ #EmekliBuradaHükümetNerede #5000KısmiyeSözünüzNerede Recep Tayyip Erdoğan Cevdet Yılmaz Mehmet Simsek Özgür Özel Müsavat Dervişoğlu Dr. Fatih Erbakan Ümit Özdağ Ahmet Davutoğlu Ali Babacan Erkan BAŞ ENSONHABER

EYT & EF Arzu LASTİKCİ

16,074 views • 10 months ago

🌽Mısır ithalatı son 9 ayda 3 milyon ton gerçekleşti. Üstelik gümrüksüz! Şimdi 500 bin ton mısır ithalatı daha gerçekleşecek. Bu resmen vatana ihanettir! Eğer vatansever bir Türk iseniz şu kısa açıklamamı okuyun ve paylaşın lütfen: 🔹Tarım, milli güvenlik meselesidir. Çünkü milleti sağlıklı, kaliteli ve ucuz fiyatla besleyemezseniz hem hastalıklar hem de ekonomik sorunlar yaşanır. Sonunda da devletin bağımsızlığı tehlikeye düşer. 🔹TBMM'nin Sürdürülebilir Tarım Komisyonu için 2020 yılında bir sunum gerçekleştirdim. Bu sunumda Sürdürülebilir Tarım Modeli hakkında bilgi verdim. İsviçre Tarım Üniversitesi'nin geliştirdiği bu bilimsel model Almanya tarafından devlet politikası olarak uygulanmaktadır. Bu sayede çevre, toplum ve ekonomi boyutlarında sürdürülebilir kalkınma sağlanmaktadır. 🔹Ancak bu sunumum iktidar veya muhalefet olsun tüm siyasi partiler tarafından reddedildi! Çünkü bu çalışmalarım için hiçbir ücret istemedim ve kimse için haksız kazanç da yok! Bu proje yalnızca Türk Milletinin refahını sağladığı için reddedildi! Bugün hiçbir siyasi partinin politikaları arasında tarım veya diğer alanlarda bunun gibi bilimsel model, proje, sistem, süreç veya strateji yok. Yönetim bilimlerinin bu kavramları sadece boş laflar olarak halkı kandırmak için kullanılmaktadır. 🔹Türkiye'de tarım ve hayvancılık sektörü kasten yok ediliyor. Çiftçiye maliyetin altında fiyat veriyorlar. Bunu kabul etmeyen çiftçi zarar ediyor ve üretimi terk ediyor. Sonrada "iç talebi karşılamamız lazım" diyerek bu soruna yol açan siyasetçiler gümrüksüz ithalatla haksız kazanç sağlıyorlar. Bunları denetleyen ve yargılayan yok! 🔹Bazı utanmazlar çıkıyor "Kayıt dışı çalışıyorlar ama Afganlar ve Suriyeliler olmasa tarım ve hayvancılık biter ve millet aç kalır." diyorlar. Bu siyasetçiler alenen hukuk kurallarını çiğniyor. Ayrıca, önce halkı cahilleştirip sonra da dini inançlarını istismar ediyorlar. Bu şekilde büyük bir servet kazanıyorlar. 🔹Oysaki bu videoda paylaştığım ileri teknoloji tarım makinası sayesinde çok yüksek verimlilik sağlanabilir. Üniversitelerin bu alanlarda araştırma yapması, devletin bu projelere finansman desteği vermesi, halka arz olan şirketlerin bu şekilde gerçekçi faaliyetler ortaya koyması ve sonunda milletin refahının yükseltilmesi gerekir. Bu gördüğünüz makine milyon dolar değerinde! Sanayi şirketlerimiz bu makineleri üretmelidir. Çiftçilerimiz bu makineleri kullanmalıdır. 🔹Bütün bunlar yerine Türk Milleti nelerle kandırılıyor? SİHA, KAAN, TOGG vb. ürettik diye reklam yapılıyor ama millet Kurtuluş Savaşı döneminden farksız açlık ve sefalete mahkum edilmiş haldedir. Atatürk'ün TBMM'de konuşma yaptırdığı çiftçinin şikayeti üzerine "çiftçinin üretim için kullandığı malları haciz edilemez" şeklindeki yasal düzenleme çoktan çiğnenip geçilmiştir. 🔹Bugün üniversitelerden mezun olanlar yalnızca maaşlı bir işe girmek ya da yurt dışına kaçmak arasına sıkıştırılmıştır. Bu kasten yapıldı! 25 yılda böyle bir toplum yaratıldı. Bu sayede bütün bu gerçekler anlaşılmayacak ve bazı siyasetçiler ve iş dünyasındaki işbirlikçileri zengin olabilecekti. Oysaki Fransa, İsviçre, Hollanda, İsrail, Almanya, Amerika gibi ülkelerin tarım, hayvancılık, sanayi, ticaret vb. alanlardaki başarılarını yalnız milletin menfaatleri için yakalamak istiyorsak onların yaptığı gibi yapmalıyız. Onlar ne yapıyor? Yalnız mühendislik ile yüksek teknolojiye kavuşma çabasında değiller; finans, sürdürülebilirlik ve yönetim bilimleri alanlarında liyakatli yönetim danışmanlarının desteğine başvuruyorlar. Borsalarında bu alanlarda faaliyet gösteren şirketlere finansman desteği sunuyorlar. Bu şirketler gerçekten üretim verimliliği sağladığı için piyasa değerleri yani hisseleri yükseliyor. Türkiye'deki gibi manipülasyonla ve tamamen sanal şekilde değil!!! 🔹Ayrıca, Türkiye'de öne çıkarılan, özendirilen ve gençler için en iyi kariyer fırsatı olarak gösterilen şey nedir? Dijital seks içerikleri üretilen uygulama Onlyfans aracılığıyla ayda 200 bin Dolar kazandığından övgüyle bahsedilen kadınlar sosyal medya yayınlarında öve öve bitirilemiyor. Buna benzer şekilde yanlış bir mantıkla "üniversite okumayın, musluk tamircisi olun ve çok para kazanın" diyenler de var. Bütün bunlar kasten yapılıyor! 🔹Şimdi sizin için hazırladığım bu videodaki genç ve güzel kıza bakın! Onlyfans ile değil, milyon dolarlık makinede mısır hasadını anlatıyor. Ben Türk gençlerini böyle görmek istiyorum. Türkiye'de bunların haber yapılmasını istiyorum. İşletme, ziraat mühendisliği, makine mühendisliği vb. alanlardan mezun olan Atatürkçü gençlerin birleşip yapay zeka destekli böyle makineler üretmesini ve bunun için girişimci olup şirket kurmasını istiyorum. Bu şirketlere finans ve yönetim danışmanlığı sunmak, yatırımcı olmak ve yabancı yatırımcı finansman desteği sağlamak istiyorum. Herkese ve her şeye rağmen bunların başarılmasını istiyorum. 🔹Türk Milletine yüzlerce kez çağrıda bulundum. Gezi Parkı veya Saraçhane protestolarında sokağa dökülmek belki gerekli ama asla ve kesinlikle yeterli değildir! Pikachu paylaşımı her seferinde 50 bin beğeni getirdi. Şimdi benim bu paylaşımım yine 50 beğeni bile almayacak! Erdoğan'ın gitmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecek. İmamoğlu'nun hapisten çıkması da öyle!!! Anlamanız gereken tek bir şey var: Bu konu partiler, siyasetçiler ve diğer her şeyin üzerinde Türk Milleti ile ilgilidir! Burada anlattıklarımı bütünsel olarak anlamadığınız ve yalnızca günü kurtarmaya çalıştığınız kişisel menfaatlerinizin peşine düştüğünüz sürece ne Türkiye ne de sizin için "daha iyi" bir gelecek olmayacak. Daha uzun yazmak istemiyorum çünkü 10 yıldır hiçbir faydası olmadı. Türkiye işgal altındadır. Vatan satılıyor. Millet köledir. Daha ötesi var mı? Çözümleri de sundum. Kitabımda, web sitemde, yayınlarımda, konferanslarımda... Lütfen bunları anlayın ve seçimleri beklemeden eyleme geçin.

Dr. İbrahim Can, CPA

21,665 views • 1 year ago

#Atatürk EFSANE Bir Örgütleme Dehasıydı! Atatürk’ün ölümünden söz etmekten nefret ediyorum. O bizlerde yaşıyor, bunu biliyorum. Bugün ‘O’nu anarken onun en büyük ustalığı olan örgütlenme faaliyetlerinden söz edelim istiyorum. Bence O efsanevi bir örgütlenme ağı kurmuştu ve bu dikkatle incelenmesi gereken konulardan biri… İstanbul’a 1918 Kasım’ında gelmişti ve Mayıs 1919’a kadar 6 ay içinde her kesimden insanlarla ilişki kurmuştu. Rahmetli Metin Aydoğan dostum örgütlenme ağını anlatırken heyecan içinde “Saraydan tut da Sirkeci kayıkçılarına kadar; yurt içinden yurt dışına kadar her yanda doğrudan ya da dolaylı örgütlenmeyi başarmıştı!” diye anlatırdı. Metin Aydoğan’dan özetleyelim: Mustafa Kemal Paşa gizli örgütlenmeyi yaparken üzerinde işgal güçlerinin koyduğu idam cezası vardı. Buna rağmen her kesime her gruba sızıyordu. Yabancı elçiliklerde bile adamları vardı. Gizli faaliyetin ustasıydı. Tüm gizli direniş örgütleriyle ilişkisi vardı. Gizli karakol örgütü de bunların başında geliyordu. Örgüt yöneticileriyle ilişkiyi yaveri Cevat Abbas aracılığıyla sürdürüyordu. İlk yeraltı örgütü olan Karakol’u, diğer yeraltı örgütleri izlemişti. Mesela Müdafaa-i Milliye, (milli müdafaa) Felâh, yani Kurtuluş, Mukavemet’i Bahriye, Denizcilerin Direniş Örgütü ve İmalat’ı Harbiye bunlardan bazılarıydı. İstanbul’daki gizli direniş örgütleri, düşman denetimi altındaki depoları basarak silah ve cephanelere el koyuyordu, Rum ve Ermeni çetelerle çatışıyorlardı. İstihbarat topluyorlardı. Mahallelerde gizli toplantı ve buluşma noktaları oluşturuluyordu. Subaylar kadro oluşturuyordu. İstanbul’da 18 kadın derneği gizli faaliyette bulunuyordu. Attila İlhan “Bu çılgın bir hareket değil bir mucize de değil” derdi. “Bu ustaca tasarlanmış örgütlü bir eylemin doğal sonucuydu!” derdi. İstihbarat toplanıyor, kadro oluşturuluyor, cephane baskınları yapılıyor, para bulunuyor çeşitli yerlere silah depolanıyordu. İstanbul camilerinin pek çoğunun bodrumları, savaş malzeme deposuydu. Mustafa Kemal Atatürk, “Milli Müdafaa Cemiyetini” kurmuştu. Kısa adı “Mim Mim” idi. Örgüt, İstanbul’un Müslüman halkını, Rum ve Ermenilerin saldırılarından korumakla görevlendirilmişti. Mim Mim’in başkanlığına, Çanakkale’de yanında onbaşı olarak savaşan Topkapılı Mehmet Bey’i (Cambaz Mehmet)i getirmişti. Mim Mim, baskınlarla ele geçirdiği 38 bin ton silah, cephane ve donanımı, elinde hiçbir motorlu araç olmamasına karşın; kağnılarla, at, deve ya da katırlarla Ankara’ya taşıdı. O sıra “Ermeni yetimlerin yerleştirilmesi” gerekçesiyle Kuleli Askeri Lisesinden 800 öğrenci, Maçka Kışlasına yerleştirilmişti. Maçka Kışlası cephane doluydu. Öğrenciler Maçka’daki cephaneyi boşaltıp, M.M.’e teslim ettiler. Aynı işi Beylerbeyi Jandarma Okulu öğrencileri de yapmıştı. Yabancıların el koyduğu tüm cephanelere benzer şekilde el kondu. İşgal yönetimi, yalnızca direnişçileri değil, onlara yardım edenleri de ölüm cezasına çarptırıyordu ama direniş yayılarak gelişti. Mahallelerde, okullarda ve fabrikalarda, halk hızla örgütleniyordu. İşçilere dağıtılan bir bildiriden birkaç satır okuyalım: “Bir kısım vicdansız ve şerefsiz devlet adamları, yeşil çuhalı masalarda, bize atalarımızdan miras kalan bu ülkeyi parçalamaya ve bölmeye karar verdiler. Bununla yetinmedikleri gibi ölüm fermanımızı çıkardılar... Üstümüze en menfur kavmi saldırttılar; öyle bir kavim ki, sevgili İzmir’imizi bizden söküp aldı. Şimdi aynısını Türklüğün beşiği Trakya’da yapmaya çalışıyor... Düvel-i muazzama kökümüzü kazımaya karar verdi. Ancak biz Ülkemizin mübarek köşelerini müdafaa etmek için, silahlar elimizde öleceğiz…” Kadın direniş örgütlerine ayrı bir parantez açmak gerekir. İstihbarat onlar olmadan mümkün olamayacaktı. Enver Paşa’nın kız kardeşi Mediha Hanım, Kızılay derneği kadın üyeleriyle beraber Anadolu’yla haberleşmeyi yönetiyordu. Polis şefi Azmi Bey’in eşi, Eski Sadrazamlardan Sait Halim Paşa’nın akrabası Prenses Nimet Muhtar, Avrupa’daki Türk kadınlarını örgütlüyor, Münih’te çalışma yürütüyordu. Topkapılı Ebe Şahende Hanım, Şair Şüküfe Nihal, Nakiye (Elgün) Hanım, işgal İstanbul’unda direnişe katılan, örnek olan kadın önderlerdi. Prenses Mevhibe Celalettin balolara katılıyor, özel konuşmalardan bilgi sızdırıyordu. II. Abdülhamit’in kızı Naime Sultan, V.Murat’ın kızı Fehime Sultan, yeraltı direnişi için bilgi topluyorlardı. Mesela Damat Ferit’in “ayaklanma çıkartmak amacıyla ayrılıkçı Kürt örgütleriyle” İstanbul’da görüşme yaptığını Fehime Sultan bildirmişti. Milli mücadeledeki örgütlenme Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasının en belirgin göstergelerinden biridir ve Türk milletine ders olmalıdır. Çünkü ölümlerden ölüm beğen denilen bir millet, bir dehanın önderliğinde sadece 5 yılda örgütlü bir direnişi gerçekleştirmiş ve kurtuluşun kitabını yazmıştır. Er ya da geç ona layık olacağız! Bu bir zarurettir. Ruhu şad olsun. Banu AVAR 10 Kasım 2022 #Atatürk #10Kasım #MustafaKemalAtatürk

Banu AVAR

116,136 views • 2 years ago

Avukat Jade blair, sonunda para karşılığında erkeklerle birlikte olmaya nasıl başladım: 🔹 O zamanlar 19 yaşındaydım ve Hukuk ile Hükümet ve Uluslararası İlişkiler bölümlerinde okuyordum; bunları bitirdim de. 🔹 Çok büyük bir kurumsal avukat olup ardından baro avukatı olmak istiyordum. 🔹 O sıralarda tam zamanlı da çalışıyordum. 🔹 Aslında okurken haftada 50 saate yakın çalışıyordum. 🔹 Asgari ücretin biraz üzerinde bir maaşla çalışıyordum. 🔹 Temelde bir mağazayı yönetiyordum – 'yönetmek' diyorum ama aslında onu ben çekip çeviriyordum. 🔹 19 yaşında hiçbir deneyimim yoktu. 🔹 Beni işe aldığında veya işletmeyi satın aldığında dükkan sahibinin ne yaptığını gerçekten bildiğini sanmıyorum. 🔹 Ancak onlarca yıldır para biriktiriyordum. 🔹 Çocukken bankaların düzenlediği bir programı hatırlıyorum; tam bir kandırmacaydı ama çocukları tasarrufa teşvik ederlerdi. 🔹 Ebeveynler çocuklar için banka hesapları açardı; içeri girip harçlıklarınızın olduğu o küçük zarfı teslim ederdiniz ve 'Geleceğim için biriktiriyorum' derdiniz. 🔹 O süreci yapmayı çok severdim. 🔹 Harçlıktan elime geçen her fazladan doları –ki bizim için çok nadirdi, oldukça fakirdik– her zaman oraya koymak, gelecekteki evim için biriktirmek isterdim. 🔹 Lisedeyken hafta sonları kasa görevlisi olarak ilk yarı zamanlı işimi aldığımda, bir yıl boyunca kelimenin tam anlamıyla her bir doları biriktirdim. 🔹 Hepsi evim için gitti. 🔹 İlk harcamam aslında üniversite ders kitaplarımın parasını ödemekti. 🔹 Yıllarca kıstım, biriktirdim ve sonunda bir ev depozitosu oluşturmayı başardım. 🔹 Bankaya gidip 'Bir kredi istiyorum' dedim ve 'Hayır' dediler. 🔹 Kelimenin tam anlamıyla bulabileceğim en ucuz, en bakımsız, asbestli evlere bakıyor olmama rağmen, %20'lik depozitom olmasına rağmen, asgari ücretin biraz üzerinde tek bir gelirle o konut kredisi geri ödemelerini karşılamamın çok zor olacağı gerekçesiyle bana kredi vermediler. 🔹 Bu yüzden ya bir eş bulup masrafları bölüşmemiz gerektiğini –ki bunu yapmak istemiyordum– ya da gelirimi artırmam gerektiğini fark ettim. 🔹 Zaten iyi bir iş için okuduğum ve sevmediğim bir işte çok sıkı çalıştığım için, yan işimin eğlenceli bir şey olmasını istedim ve eh, her zaman biraz flörtöz biri olmuşumdur. 🔹 Neyse ki burada yaptığım şey tamamen yasal, tıpkı diğer işler gibi; bu yüzden kelimenin tam anlamıyla çokça Google'da araştırma yaptım. 🔹 Sanırım bir görüşmeye gitmeye karar vermeden önce yaklaşık altı ay araştırdım. 🔹 İlk rezervasyonumu yaptım ve gerçekten hoşuma gitti. 🔹 Tam zamanlı çalışmaya ve tamamen bu işe odaklanmaya karar vermem yaklaşık üç veya dört yılımı aldı. 🔹 Artık kariyerim bu, başka bir şey yapmak istemiyorum. 🔹 Sanırım bunu ilk günden beri biliyordum ama işin etrafındaki damgalanma nedeniyle bunu yapmaya taahhüt etmekten çok korkuyordum. 🔹 Kendime sürekli 'Hayır, avukat olacağım' deyip duruyordum, gerçi düşündüğüm kadar keyif almıyordum. 🔹 Bundan hiç pişmanlık duymuyorum; işimi seviyorum ve neyse ki kendi evimi satın alabildim. 🔹 Bakın, bunun herkes için olduğunu söylemiyorum. 🔹 Pek çok olumsuz tarafı var ve ben bunlarla ilgili de bir sürü video yaptım."
2:42

Sensitive content

Avukat Jade blair, sonunda para karşılığında erkeklerle birlikte olmaya nasıl başladım: 🔹 O zamanlar 19 yaşındaydım ve Hukuk ile Hükümet ve Uluslararası İlişkiler bölümlerinde okuyordum; bunları bitirdim de. 🔹 Çok büyük bir kurumsal avukat olup ardından baro avukatı olmak istiyordum. 🔹 O sıralarda tam zamanlı da çalışıyordum. 🔹 Aslında okurken haftada 50 saate yakın çalışıyordum. 🔹 Asgari ücretin biraz üzerinde bir maaşla çalışıyordum. 🔹 Temelde bir mağazayı yönetiyordum – 'yönetmek' diyorum ama aslında onu ben çekip çeviriyordum. 🔹 19 yaşında hiçbir deneyimim yoktu. 🔹 Beni işe aldığında veya işletmeyi satın aldığında dükkan sahibinin ne yaptığını gerçekten bildiğini sanmıyorum. 🔹 Ancak onlarca yıldır para biriktiriyordum. 🔹 Çocukken bankaların düzenlediği bir programı hatırlıyorum; tam bir kandırmacaydı ama çocukları tasarrufa teşvik ederlerdi. 🔹 Ebeveynler çocuklar için banka hesapları açardı; içeri girip harçlıklarınızın olduğu o küçük zarfı teslim ederdiniz ve 'Geleceğim için biriktiriyorum' derdiniz. 🔹 O süreci yapmayı çok severdim. 🔹 Harçlıktan elime geçen her fazladan doları –ki bizim için çok nadirdi, oldukça fakirdik– her zaman oraya koymak, gelecekteki evim için biriktirmek isterdim. 🔹 Lisedeyken hafta sonları kasa görevlisi olarak ilk yarı zamanlı işimi aldığımda, bir yıl boyunca kelimenin tam anlamıyla her bir doları biriktirdim. 🔹 Hepsi evim için gitti. 🔹 İlk harcamam aslında üniversite ders kitaplarımın parasını ödemekti. 🔹 Yıllarca kıstım, biriktirdim ve sonunda bir ev depozitosu oluşturmayı başardım. 🔹 Bankaya gidip 'Bir kredi istiyorum' dedim ve 'Hayır' dediler. 🔹 Kelimenin tam anlamıyla bulabileceğim en ucuz, en bakımsız, asbestli evlere bakıyor olmama rağmen, %20'lik depozitom olmasına rağmen, asgari ücretin biraz üzerinde tek bir gelirle o konut kredisi geri ödemelerini karşılamamın çok zor olacağı gerekçesiyle bana kredi vermediler. 🔹 Bu yüzden ya bir eş bulup masrafları bölüşmemiz gerektiğini –ki bunu yapmak istemiyordum– ya da gelirimi artırmam gerektiğini fark ettim. 🔹 Zaten iyi bir iş için okuduğum ve sevmediğim bir işte çok sıkı çalıştığım için, yan işimin eğlenceli bir şey olmasını istedim ve eh, her zaman biraz flörtöz biri olmuşumdur. 🔹 Neyse ki burada yaptığım şey tamamen yasal, tıpkı diğer işler gibi; bu yüzden kelimenin tam anlamıyla çokça Google'da araştırma yaptım. 🔹 Sanırım bir görüşmeye gitmeye karar vermeden önce yaklaşık altı ay araştırdım. 🔹 İlk rezervasyonumu yaptım ve gerçekten hoşuma gitti. 🔹 Tam zamanlı çalışmaya ve tamamen bu işe odaklanmaya karar vermem yaklaşık üç veya dört yılımı aldı. 🔹 Artık kariyerim bu, başka bir şey yapmak istemiyorum. 🔹 Sanırım bunu ilk günden beri biliyordum ama işin etrafındaki damgalanma nedeniyle bunu yapmaya taahhüt etmekten çok korkuyordum. 🔹 Kendime sürekli 'Hayır, avukat olacağım' deyip duruyordum, gerçi düşündüğüm kadar keyif almıyordum. 🔹 Bundan hiç pişmanlık duymuyorum; işimi seviyorum ve neyse ki kendi evimi satın alabildim. 🔹 Bakın, bunun herkes için olduğunu söylemiyorum. 🔹 Pek çok olumsuz tarafı var ve ben bunlarla ilgili de bir sürü video yaptım."

BUZZ medya

43,511 views • 25 days ago

■ TRUMP ; ERDOĞAN ' I ÖVDÜ MÜ ? ▪︎ STRATEJİK / DİPLOMATİK / İSTİHBARAT okuması ... ■ Tüm haber başlıkları aynen böyle ... ▪︎ Trump, Erdoğan'ı övdü: Türkiye'yi mutlu edecek bir şey yapacağım. " ABD Başkanı Donald Trump, İran savaşı nedeniyle müttefiklerini eleştirirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı "güçlü bir lider" olarak nitelendirdi. Olumlu mesajlar verirken "Türkiye'yi mutlu edecek bir şey yapacağım" ifadesini kullandı. ■ VATANDAŞA AKTARILAN HABER BU ! Peki , gerçek öylemi ? STRATEJİK / DİPLOMATİK / İSTİHBARİ okuma böyle demiyor. Trump aslında başka bir anlam ile övme fiilini kullanıyor... ▪︎ Okuyalım !!! CNN TÜRK ABD temsilcisi YUNUS PAKSOY; Soruyu sorarken ön eklemeler yapıyor. Mesela : " BİR TÜRK OLARAK ANKARA'YA GELİŞİNİZ DÖRT GÖZLE BEKLENİYOR. " Burda " DÖRT GÖZLE BEKLEME " Trump , Ankara'ya geldiğinde iç haberler ve dış dünyaya yapılacak olan haber ve servis edilecek görüntüler, içeride zorda olan ERDOĞAN ve CUMHUR ittifakı için,halka yapılacak olan haber manipülasyonu önceden farkındalıksız yandaş muhabir tarafından DİREK söylenmiş . Tecrübe eksikliği mi desek , ya da gazetecilik çömezliği !!! Trump 'ın Türkiye'ye gelişini dört gözle bekleyen bir TÜRK HALKI yok. Filistin / Gazze katliamları ve İran savaşı ile yükselen bir reddiye olmasına rağmen , ERDOĞAN ' A ve Cumhur ittifakına verilen bir yıllık MEŞRUİYET süresi dolarken .... ▪︎ Mesela : Soru soran muhabir Yunus Paksoy şöyle diyor. ▪︎ " Your Great Friend Erdoğan " Bu durumda GAZZE katliamını onaylayan , Gazze 'ye Netenyahu ile beraber el koyan TRUMP 'UIN BÜYÜK ARKADAŞI , DOSTU'NUN Erdoğan olduğunu soru içinde söylüyor. Kısaca , NETENYAHU / TRUMP / ERDOĞAN ! Bu şekilde sorulan soru Türkiye Cumhurbaşkanını töhmet altında bırakmış olmuyor mu ? TRUMP : Kendisini severim , dostumdur. İran 'la SAVAŞA girmesi gereken en iyi ADAYDI . Bu açık hakaret ... Türkiye'yi İran'la savaşacak en iyi aday olarak seçtiğini söylüyor. Belkide " İran tarafında " diyerek , aslında önceki sözlerde sakladığı İRAN'A karşı savaşa girebilecek en iyi aday cümlesini by pas yani es geçmeyelim diyor. İran karşısında girmeyeceksen savaşa , Yani ABD / İSRAİL yanında İran'a karşı savaşacak en iyi aday ülke Türkiye . İran karşısında girmeyeceksen, senden rica ediyorum " BURDA GEÇEN KOMUŞMADA GİZLİ TEHDİT , rica ettim. RİCA sözünden önce ' UZAK DURMASINI ' tehdit burada saklı ve Rica ettim. " cümlesiyle aktarılıyor. Bundan sonrasında, bir önceki sözleri saklamak adına " GÜÇLÜ BİR LİDER " diyor. Türkiye güçlü bir ülke demiyor. " Erdoğan güçlü bir lider " sözü anti demokrasi ve hukuku örtbas etmek için diplomaside kullanılan bir argüman. Benzeri cümleleri Hakan Fidan ile görüşmesinde Putin 'de kullandı . Mesela,Trump : Türkiye'nin ekonomik durumundan, ya da iç siyasette yaşananlardan hiç konuşmuyor. Bunu konuşmak yerine GÜÇLÜ LİDER imajını öne sürüyor. Sibel Edmonds 'un söylediği gibi, Eylül ayında gerçekleşecek toplantı öncesinde, Trump şöyle demeye hazırlanıyor. Dostum, NATO zirvesine katılmayacaktım . Hatta sana destek mahiyetinde, yandaş haberciler iyi manipülasyon yapsın diye " ERDOĞAN ÇAĞIRDIĞI" için geliyorum cümlesiyle elini güçlendirdim. Bu resmi bir toplantı .Bu NATO buluşması . Toplantıya Katılmıyorum diyemez. Kısaca , Trump kelimelerin içinde çok önemli , gizli , istihbari mesajları kısa sürede veriyor. ▪︎ Ve arada diyor ki " NE İSTEDİYSEM YAPTI." Demiyor ki rica ettiysem !!! Burda GİZLİ EMİR kipi kullanıyor. CNN Türk Washington temsilcisi YUNUS PAKSOY 'UN soruyu sorarken ... " BÜYÜK DOSTUNUZ ERDOĞAN VE TÜRK HALKI DÖRT GÖZLE SİZİ BEKLİYOR. " ▪︎ Ankara halkına sormalı: DÖRT GÖZLE TRUMP'I BEKLİYORMUSUNUZ ? ▪︎ TÜRK Milleti : DÖRT gözle ABD başkanı Trump'ı bekliyormusunuz ? ▪︎ Türk milleti , zatı Yunus Paksoy 'a " DÖRT GÖZLE TRUMP'I BEKLİYORUZ. " diye bir mesaj atmış olabilir mi ? Ya da , Türk milleti adına böyle bir sözü nasıl söyler ? #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

147,176 views • 1 month ago

■ NATO Genel Sekreteri Stoltenberg:"ABD'nin NATO'da kalacağının sözünü veremem." ■ İspanya Başbakanı Pedro Sanchez:"Grönland satın alınacak bir emlak parçası değildir; kendi egemenliği ve hakları olan bir toprak parçasıdır." ■ Gram altın 6.619 TL'yi görerek rekor tazeledi. ■ Eski CIA yetkilisi Larry Johnson, İran'da yaşanan son olayların organik bir halk hareketi değil, ortak bir CIA-Mossad operasyonu olduğunu ifade etti : "Starlink terminalleri gökten zembille inmedi" "İran, Rusya'nin elektronik harp desteğiyle kontrolü sağladı" "Trump saldırı emrini iptal etti ." ■ Netanyahu:"Türk askerleri ve Katar askerleri, Gazze Şeridinde olmayacak!" ■ Emin Çapa : Faize ödenen para 2 trilyon 54 milyar TL ,85 milyon insanın sağlık giderleri için harcanan para ise 1 trilyon 135 milyar TL ... ■ İngiltere : ABD'nin İngiltere ve Danimarka ordusuna saldırması durumunda Amerikan savaş uçaklarını ve donanmasını imha edebilecek ilk 'Dragon Fire' lazer insansız hava aracı silahını Grönland'a transfer edecek . ■ MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, içki masasında sela talimatı veren Abdullah Aksoy'u partiden ihraç ettiklerini açıkladı. ■ AKP'li Nedim Şener:"İstanbul bugün susuzluk yaşamıyorsa, Erdoğan'ın 90"larda getirdiği sular sayesindedir." ■ Bilal Erdoğan:"Önümüzdeki 10 yilda, 20 yılda daha iyi eğitilmiş nesillerimizden daha iyi neticeler alacağız inşallah." ■ Kocaeli Gölcük'te bir adam, derelerden sadece 1 ay boyunca kendi emeğiyle topladığı 43 gram altını bir kuyumcuda satarak 275.000 TL kazanıyor ve ciddi bir kâr elde ediyor. ■ ÜNİVERSITELERE CUMA DÜZENLEMESİ ! YÖK kararıyla üniversitelerde artık Cuma namazı saatlerinde ders ve sinav yapılmayacak. ■ Kırıkkale'de 112'yi arayan bir kisi, Elon Musk ile görüşüp Mars'a gitmek istediğini söyledi. ■ Donald Trump: "iran'da yeni bir lider aramanin zamanı geldi." ■ Sevan Nişanyan:"Son 100 yılda Türkiye'de ise yarar ne iş yapıldıysa Rumeli göçmenleri tarafından yapıldı. O kesim, Türkiye'nin mevcut yönetimine yabancılaştı ve çoğu yurt dışına göç etti. Bunların bıraktığı yerleri dolduran iki zümre çıktı; Kürtler ve Karadenizliler." ■ Gündemde Yaşlılık sigortası' var : 18-65 yaş arası vatandaşlar, 'Yaşlılık primi' ödeyecek... Vatandaşların yaşlılık döneminde bakım ve sağlık masrafları bu sigortadan karşılanacak. ■ ABD Başkanı Trump: “Babam hep derdi ki, ‘Oğlum, bir restoranın kapısı kirliyse mutfağı da pistir.’ Eğer başkentimiz kirliyse, ülkemiz de kirlidir.” ■ İsrail ile ABD arasında "Pax Silica" girişimi kapsamında yapay zeka ve kritik teknolojiler alanında stratejik ortaklık başlattı. ■ BBC'de yayınlanan belgeselde, ABD Başkanı GEORGE W. BUSH Filistin lideri Mahmut ABBAS ile görüşmesinde şu sözleri söylemiştir; ''Tanrıdan görev aldım. Afganistan ve Irak'ı da onun için işgal ettim. Biz, siz Müslümanlar için 9. Haçlı Seferini başlattık. " ■ Zionizm’in kurucusu Theodor Herzl'in 1904 yılında kaleme aldığı bir yazıda ifade ettiği gibi Filistin veya Arjantin'de bir Yahudi devleti kurma hayali var! Bugün Arjantin Patagonya bölgesinde ormanlar yahudiler tarafından yakılıyor. Arjantin basını yangınları çıkaranların yahudiler olduğunu doğruluyor ve yerel halk durumun farkında ve şikayetçi . Yahudiler patagonya bölgesinde toprak satın alma mücadelesine girmiş durumda ve yabancıya satışa serbesti getiren , yahudi yanlısı bir yönetim var . ■ ABD Ankara Büyükelçisi, sadece büyükelçi değildir. Türkiye "Misyon Şefi" dir (Resmi Gazete no: 7460) ABD Misyon Şefi, 4'ü ABD'li 4'ü Türk olan milli eğitim komisyonuna başkanlık eder. Eşitlik halinde iki oy hakkı vardır (Madde 5). FULLBRİGHT - MEB / Yönetmeliği --- Rızanız var olanlara ey halk ! ■ KURT Doğruları söyleyip , 9. Köyden ayrıldı . 10.Köyden sesleniyor. Kötüler Organizedir. İyi'ler Tek ve TENHA'dır. ■ Ömrümüzü verdik, Bin belge ile,Bir cahili ikna edemedik. Herkes yaşayacağını yaşayacak . Kaçış yok ... #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

12,637 views • 6 months ago

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Kabine Toplantısı Sonrası Millete Sesleniş konuşmalarından... ▪ Dün itibarıyla artık Suriye’de karanlık bir dönem kapanmış, aydınlık bir dönem başlamıştır. Türkiye, binlerce yıllık tecrübe sonucunda billurlaşan devlet aklıyla hadiseleri okumakta; Suriye’deki duruma çok geniş bir perspektiften bakmaktadır. ▪ Bugün bazı parametreleri bir kez daha ifade etmek durumundayım: Türkiye’nin başka bir ülkenin toprağında ve egemenliğinde gözü yoktur. Sınır ötesi harekatlarımızın yegane amacı vatanımızı ve vatandaşlarımızı terör saldırılarından korumaktır. Ne PKK ve Suriye’deki uzantıları, ne DEAŞ; ülkemizin muhatabı değildir, bilakis muarızıdır. ▪ Suriye’nin toprak bütünlüğünün mutlaka ama mutlaka korunması gerekiyor. Suriye; tüm etnik, dini, mezhebi kimlikleriyle Suriyelilerindir. Suriye’nin bugününe de, geleceğine de karar verecek olan Suriye halkıdır. ▪ Komşuları ve kardeşleri olarak bize düşen; Suriye halkının ülkelerini yeniden toparlama, yeniden ayağa kaldırma, yeniden mamur etme çabalarına güçlü bir şekilde destek olmaktır. ▪ Tekrar söylüyorum: Arap, Türkmen, Kürt, Sünni, Alevi, Nusayri, Hristiyan fark etmeksizin Suriyelilerin tamamının sulh içinde yaşadığı bir Suriye, Türkiye’nin en büyük özlemi, hayali ve hedefidir. ▪ Şurası da kesinlikle unutulmamalıdır: İstikrara kavuşmuş bir Suriye, hem kendi vatandaşları hem de bölgedeki diğer ülkeler için güven kaynağı olacaktır. Komşu ülkelerin güvenliği yine Suriye’nin güven içinde, istikrar içinde olmasından geçiyor. ▪ Öte yandan bölücü örgütün Suriye uzantısının, kargaşayı fırsata çevirmeye dönük aşırı heveskar tutumunu da dikkatle takip ediyoruz. Kendi akıllarınca farklı hesap yapanlara şunu hatırlatmak istiyorum: Çakal ne kadar hile bilirse, kurt da o kadar yol bilir. Türkiye, sınırlarının ötesinde yeni terör çıban başlarının ortaya çıkmasına göz yummayacaktır. 13 yıldır her türlü zulme maruz kalan Suriyeli kardeşlerimize yeni acılar, yeni sıkıntılar, yeni dramlar yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur. ▪ Buradan, kardeş Suriye halkına da seslenmek istiyorum: Aziz Suriyeli kardeşlerim… Türkiye ve Türk milleti, dün olduğu gibi bugün de yarın da yanınızdadır. Siz, tüm imkansızlıklara rağmen kanınızla, canınızla, dişiniz, tırnağınızla destan yazdınız. Zulme ve zalime asla boyun eğmediniz. En zor zamanlarda dahi yeise kapılmadınız. İlk günden itibaren hep “Allah büyüktür” dediniz; “O rahman ve rahim olandır” dediniz; “O alemlerin Rabbi’dir” dediniz; yalnız O’na güvendiniz, yalnız O’ndan yardım dilediniz. ▪ Düştünüz yerden çok daha güçlü bir şekilde tekrar ayağa kalktınız. Böylece nesilden nesile gururla aktarılacak muhteşem bir kahramanlık hikayesine imza attınız. Kardeşlerim unutmayın, Men sabera, zafera! “Yenilgi yenilgi büyüyen” bu şanlı zaferin asıl sahibi sizlersiniz. Sizleri, ülkem ve milletim adına saygıyla selamlıyorum. Zaferiniz hayırlı, mübarek olsun diyorum. ▪ Hürriyet ve adalet mücadelenizde sizi nasıl yalnız bırakmadıysak, inşallah kalkınma mücadelenizde de tüm imkanlarımızla sizi destekleyeceğiz. Gönül gönüle verecek, zorlukların, sıkıntıların üstesinden birlikte geleceğiz. Suriye’nin kalıcı barışa, istikrara ve güvenliğe kavuşması için elimizden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu bilmenizi isterim. ▪ Hama katliamından beri Suriye’nin özgürlüğü yolunda can veren şehitleri bugün bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Suriye’nin esaretten kurtulan şehirlerinde sevinç gözyaşları döken, dua eden, şükür secdesine kapanan; yıllar sonra evlerine, yuvalarına, ailelerine, sevdiklerine kavuşmanın mutluluğunu yaşayan tüm kardeşlerime selam ediyorum.

Fahrettin Altun

103,363 views • 1 year ago

MENZİL'DE NE OLDU? “Bu açıklama Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni (kuddise sirruhu) hazretlerinin mahdumları ve torunlarından edinilen bilgilerle hazırlanmıştır.” Soru: Menzil-i Şerif, meşrebi ve hizmetleriyle müslümanların gönlünde müstesna bir yerde duruyor. Merhum Gavs hazretlerinin ahirete irtihalinin ardından ortaya çıkan bugünkü tabloyu nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bugün geldiğimiz noktada, Menzil’in hüviyeti zedelenmeye, sahip olduğu bütün değerlerin ve insanlığa teklif ettiği bütün çağrıların içi boşaltılmaya çalışılmaktadır. Buna neden olan saldırıların herhangi bir şekilde izahı mümkün olamaz. Bu saldırıların muhatabı olmak, ümmete böylesi bir görüntü vermek ve bütün çirkin iddialara cevap vermek zorunda bırakılmış olmak hayli üzücüdür. Merkad-ı Şerif’te medfun bulunan büyüklerimizin hayırları ve hatıraları bu derin üzüntünün temel sebebidir. Ancak onların hayırları hatırına bu tezviratları açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. Konunun bu seviyeye düşmüş olmasından dolayı aile çok üzgün. İki yıldır susuyorlar, “Sosyal medya üzerinden meselelerimizi tartışmayalım. Menzil’in, tasavvufun itibarına zarar vermeyelim.” diye gayret ediyorlar. Radyo, televizyon, dergiler, mobil uygulamalar ve daha birçok yayın aracı olmasına rağmen, imkanlar bu konulara alet edilmemiştir. Her biri kendi yayın mecrasında vakur bir şekilde faaliyetine devam etmiştir. Ama bu vakur tavra karşılık o kadar çok tezvirat yapıldı ki artık susmak neredeyse bütün o itham ve iftiraları tasdik etmek anlamına geliyordu. Bu nedenle bugün kamuoyunu bilgilendirme vazifesi gereği bu gerçekleri paylaşıyoruz. Soru: Bu konular aile içerisinde görüşülüp çözülemez miydi? Menzil-i Şerif gibi bir belde, bugüne dek, her zaman çözümle anılmıştır. Ve bizler, bütün müminler gibi, her meselenin Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye ışığında âlimler eliyle çözülebileceğini biliyoruz. Zaten âlimler eliyle başlatılmış ve idare edilmiş meselelerin çözümsüz kalması akla uygun da değildir. İslâm’ın hükümleriyle yalın ve sorunsuz bir şekilde çözülebilecek meselelerimizin, bugün çirkin iftiralarla etrafı kalabalık hale getirilmiştir. Daha önce aralarında herhangi bir küslük ve ayrılık bulunmayan akrabaların, bu konuları çözmek üzere bir araya gelememesinin tek bir nedeni olabilir: Çözüm istenmemesi! Yoksa kardeşlerin birbirine, amcaların yeğenlerine, kayınbabaların damatlarına sorup da aslını öğrenemeyeceği ne olabilir! Gerçeği kolayca öğrenmek yerine söylenti ve dedikoduları -sırf işine geliyor diye- bilgi kaynağı olarak kabul etmek ve dillendirmek iyi niyetle asla bağdaştırılamaz. Buna karşılık iki yıldır iyi niyetle yapılan çağrıların, çözüm davetlerinin karşılık bulamadığına hepimiz istemeye istemeye şahit olduk. Mesele büyüklük ise rahmetli Gavs hazretleri her anlamda hepimizin büyüğü idi. Fakat işlerini bu şekilde çözmezdi. Bazı meseleleri istişare edeceği zaman beş oğlunu etrafına toplar, “Ben de sizden biriyim, hadi bu konuyu altı kardeş olarak istişare edelim.” derdi. İstişareye verdiği önemin dışında şeriata karşı çok hassastı. Her meseleyi hocalara sorardı. Töhmet mahallinden bile çok uzak durmaya gayret ederdi. Ahlâkı ve adaba bağlılığı dolayısıyla töhmet mahallinden bu denli uzak duran bir zatın arkasından bu tür meselelerin yaşanması hürmetsizlikten başka bir şey değildir. Aile büyüğü olduğunu söyleyenlerin Allah Teâlâ’nın net bir şekilde sınırlarını ve gereklerini bildirdiği akrabalık hukukunu bu denli ayaklar altına almaları da ayrıca hürmetsizliktir. Soru: Menzil köyünün 1971 yılında Gavs-ı Kasrevi Şeyh Seyyid Abdulhakim Elhüseyni kuddise sırruhu tarafından satın alındığını biliyoruz. Geçmişten günümüze Menzil köyünün gittikçe büyüdüğünü ve yenilendiğini müşahede ettik. Bu konudaki usul nasıldı? Tarihsel olarak bilinmektedir ki 1993 yılında irşada başlayan Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhu birkaç yıl sonra babalarının mirasını kardeşleriyle bölüşmüştür. Hatta kardeşlerine fazla fazla pay vermiştir. Dolayısıyla iddia edildiğinin aksine köyde şer’en durum çok açıktır. Köyün Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olan bölümleri bellidir. Lakin bu arsaların tapularında güvene dayalı olarak uzun yıllardır işlem yapılmamıştır. Rahmetli Gavs hazretleri, Menzil-i Şerif’i bir ziyaret beldesi olarak inşa ederken akrabalık hukukunu hiçbir zaman göz ardı etmemiştir. Ne kendini köyün ağası olarak görmüş ne de “ailenin büyüğü benim, ben ne dersem o olur” demiştir. Aksine projelerin detaylarını tüm taraflarla paylaşmış, nihayetinde proje alanında hak sahibi olanların rızaları doğrultusunda anlaşmalar yapılmış, üzerinde mutabık kalınan bedeller de ilgililere teslim edilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretleri hayattayken gerçekleştirilen yeniden inşa projesiyle Menzil çok müstesna bir görümüme kavuştu. Menzil’deki henüz tamamlanmamış olan inşaat alanları bu projenin devamı niteliğinde mi? Merhum Gavs hazretleri Menzil’in yeniden inşa sürecinde çok büyük emek sarf etmiştir. Menzil’in, mirasçısı olduğu geleneğe uygun bir görünüme kavuşması, geleneğin yaşayan bir temsilcisi olması ve ziyaretçilerin huzur ve güven içerisinde ziyaretlerini gerçekleştirmesi amacıyla oldukça zor bir vazifeyi üstlenmiştir. Allah Teâlâ kendisinden razı olsun. Yeniden inşa süreci 10 yıldır Menzil’in yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin ihtiyaçlar doğrultusunda hazırladığı projeyle gündeme gelmiştir. Projeyi oldukça beğenen Gavs hazretleri, izni ve onayıyla inşa sürecini başlatmıştır. Bu kapsamda köy meydanındaki dükkanlar kaldırılmıştır. İçerisinde ilim meydanı, çorbahane, bedesten, kadınlar tarafındaki meydan, kadınların köy meydanına girmeden Merkad-ı Şerifi ziyaret edebilecekleri mahremiyete uygun alanları barındıran güzel bir proje hayata geçirilmiştir. Yazlık cami yeniden inşa edilmiş ve Merkad-ı Şerif büyük bir onarımdan geçirilmiştir. Taç kapılar dahil bütünlüklü bir mimari ince ince işlenmiştir. Nihayetinde Menzil, bugünkü çehresine kavuşmuştur. Yine bu süreçte ilgili alanlardaki hak sahipleriyle anlaşma yapılmış ve kendilerine hakları teslim edilmiştir. Gavs hazretleri vefatından evvel tamamlanmış projeyi bizzat görmüş ve çok mutlu olmuştu. Fakat özellikle hanımlar tarafında ve caminin batı tarafında projenin tamamlanması gereken bölümleri bulunmaktaydı. Bu ihtiyaçların giderilebileceği ölçüde alan kalmadığından proje, köy içindeki yerleşim alanlarında değişiklik yapılmasını gerektirmişti. Hangi yapıların nerelere yapılacağı ve tamamlanan birinci etaba nasıl ekleneceği projelendirilerek Gavs hazretlerine sunulmuştu. Proje alanındaki şahıslara ait mülkler, bu mülklerin metrekareleri ve bedelleri hesaplanarak bir tablo haline getirilmişti. Daha önceden yapıldığı üzere, 2021 yılının ocak ayında projeye dahil edilecek alanlar, ilgili tüm taraflara gösterilmişti. Projeye ve satın alınacak alanların değerlerine itiraz edilmemiştir. Gavs hazretleri bu alanları şahsi hesabından ödeyerek satın almış ve projeyi başlatmıştır. Projede kadınlar çorbahane ve şadırvan, Kız Kur’an Kursu, dergâh ve misafirhane ile görevliler için yatakhane planlanmıştı. Caminin hemen yanında ise Gavs hazretlerine misafirlerini ağırlayabileceği divan, evlatlarına birer divan, âlimlere bir divan ve Gavs hazretlerinin tanıdık misafirlerine hususi yemekhane planlanmıştı. Herkesçe bilinen ve süreçleri başlatılmış olan bu proje devam ederken Gavs hazretleri ahirete irtihal etmiş ve çalışmalar durmuştur. Allah Teâlâ rahmet eylesin, makamlarını âli eylesin. İşte, çalışmaları devam eden bu alanlar daha sonradan tezviratların konusu haline getirilmiştir. Gavs hazretlerinin bu ikinci etapla ilgili yapmış olduğu akitler, “akd-i fasid” yani geçersiz akit ilan edilmiştir. Gavs hazretlerinin kardeşlerinden satın aldığı yerler bu iddiayla “dede mirası” olarak nitelendirilmiş ve hukuksuz işlemler bu şekilde gerçekleştirilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretlerinin gezip beğendiği bu proje, ahirete irtihalinin ardından neden tamamlanamadı? Menzil’de devam eden projelere taziyeden dolayı 15 günlük bir ara verildi. Sonra tekrar inşaata başlandı. Sonra Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni haber göndererek “Burası mirastır, miras meselesi çözülene kadar inşaatı durdurun.” demiştir. Bunun üzerine inşaat durmuştur. Daha sonraları kardeşlerin bir araya gelerek yaptığı görüşmede Gavs hazretlerinin inşaattan dolayı borcu olduğu, öncelikle bu borcun ödenmesi gerektiği konuşulmuştur. Tüm kardeşler mutabık kalmış, “öncelikle Gavs hazretlerinin borcu terekeden ödensin” denilmiştir. Bu zaten şer’i bir gerekliliktir. Bundan hareketle Gavs hazretlerinin borcu köydeki şahsi terekesinden ve şirketlerindeki varlıklarından ödenmiştir. Kasayla ilgili yapılan tezviratın da aslı bundan ibarettir. Bu tezvirat da Gavs hazretlerinin hastalığı döneminde 7 yıl boyunca bilfiil kendisine hizmet eden, fedakârca yanından ayrılmayan, hususi işlerini takip eden torunu Seyyid Galib Elhüseyni ile ilgili ortaya atılmaktadır. Seyyid Galib Elhüseyni aynı zamanda Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin damadıdır. Gavs hazretlerinin sağlığında kasasının anahtarı da Seyyid Galip Elhüseyni’de mahfuz idi. Ahirete irtihalinden sonra öncelikle borçlarının ödenmesi gerektiği konusunda tüm evlatları mutabık kalınca, kasasındaki şahsi parası ve şirketlerinden bir miktar varlığı ile bu borçları ödenmiştir. Kasanın açılmasına ve sayılmasına yıllardır Gavs hazretlerinin hanesinde görev yapmış ve Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisaplı olan bir kişi de şahit olmuştur. Bunlarla alakalı Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye bilgilendirme yapılmış, raporlar sunulmuştur. Devam eden süreçte kendisine verilen bilgilerin ve aileye dair mahrem meselelerin sosyal medyadan paylaşılmaya başlamasıyla birlikte rapor verilmekten imtina edilmiştir. Lakin her şey kayıt altındadır. Konuyla ilgili Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından sonraki aylarda, “Gelin inşaatları birlikte yapalım.” denilmiştir. Akabinde “Bu inşaatı ben yapacağım ama projeye sadık kalacağım.” denilmesine rağmen ilerleyen haftalarda “Proje tanımam, ben istediğim gibi yapacağım.” denilmiştir. Devamında “Ben bu köyün ağasıyım, bunu herkese duyurun, bilsinler, ben ne dersem o olacak!” söylemleri, aslında yaklaşımın ne olduğunu kamuoyuna net bir şekilde göstermiştir. Söz konusu proje, başta Gavs hazretlerinin ihtiyaçları düşünülerek hazırlanan ve Gavs hazretlerinin tüm evlatlarına tahsis edilmiş alanları içeren güzel bir projeydi. Lakin bu proje Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından akamete uğratılmış ve sonrasında kendi uhdesindekilere hizmet edecek bir bina inşa edilmiştir. Bu şekilde Gavs hazretlerinin evlatları yok sayılmış, kendilerine tahsis edilmiş alanlara el konulmuş, bunun yerine kendi çocuklarına ve yakınlarına odalar ve ofisler yapılmıştır. Üstelik bu yapılırken Rahmetli Gavsımızın ve Menzil’in ismi kullanılarak sosyal medya üzerinden para toplanmış ve “cami için” denilerek toplanan bu paralarla içinde şahsi ofislerin bulunduğu garabet bir bina inşa edilmiştir. Menzil köy projesine verilen zarar bu binayla da sınırlı kalmamış, yeni dükkanlar, proje kapsamında olmayan yapılar inşa edilmiştir. “Sofiler rahat etsin diye yaptık” denilen bu yere kim girebiliyor, diye sormak lazım. Son olarak Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerinin çok beğendiği, Menzil projesinin sembolü olan taç kapı sökülmüştür. Şimdi hangi vicdan ehli bu yapılanı haklı görebilir! Bundan sonra, bu işi yapanların yeni girişimlerinin ümmetin menfaatine olacağına kim inanır? Üstelik son günlerde türlü manipülasyonlarla “kadın dergâhı yapacağız” diyerek zapt etmeye çalıştıkları bina aslında “çorbahane ve şadırvan” olarak tasarlanmış ve kaba inşaatı bitmiştir. Asıl proje ihtiyaçlara cevap verecek ve herkesi memnun edecek bir proje iken bu projenin müdahalelerle bozulması, ümmetin zararına değil midir? Ümmet lafını dillerinden düşürmeyenler ümmete en büyük zararı verdiklerinin ne zaman farkına varacaktır… Soru: Bu yaklaşım şer’i olarak nasıl temellendirilmektedir? İnşaatların bulunduğu arsaların tamamı Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olduğu için burada bir şer’i mesuliyet ortaya çıkmaktadır. Miras paylaşılmadan söz konusu alanlara inşaat yapmak caiz değildir. Bunu kendileri de bildikleri ve hak sahiplerinin rızası olmadığı söylendiği halde caminin batısındaki alana bahsi geçen garabet binayı inşa etmişlerdir. Caminin batısındaki inşaat ve alanlardaki şer’i mesuliyetten dolayı, yıllar önce Gavs hazretleri tarafından yapılmış akdin geçersiz olduğu iddiasını ortaya atmışlardır. Ve amcaların üzerindeki arsaların resmiyeti kendi üzerlerine geçirilmiştir. Oysa daha önce belirtildiği ve delilleri gösterildiği üzere arsalar Gavs hazretleri tarafından bizzat satın alınmış, lakin tapu resmiyetinde güvene dayalı olarak bir işlem yapılmamıştı. Bu girişimle birlikte arsalarını satan amcaların parasını iade etmek istemişler; bunda muvaffak olamamışlardır. Çünkü Rahmetli Gavsımızın ahirete irtihalinden sonra onun akdinin geçersiz olduğunu iddia etmek ona yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendirilmiş ve reddedilmiştir. Zira yapılan akdin üzerinden yıllar geçmiş, yapılar yıkılmış, yerine inşaata başlanmıştır. Bu akdin geçersiz sayılmasının hiçbir şer’i ve hukuki karşılığı yoktur. Söz konusu alanın bedelleri ödenerek alındığına dair dekontlar bunun ayrıca delilidir. Kaldı ki arsaların üzerindeki inşaat bir gecede yapılmış olamayacağına göre, Gavsımızın vefatına kadar bu inşaata bir itiraz olmaması da bu arsaların Gavsımız tarafından satın alındığının en büyük akli delilidir. Gündeme dahi getirilmesinden hicab edilmesi gereken bu konu maalesef kişisel arzular için gündeme getirilmiştir. Bunun üzerine Menzil’de toplanan 3 halifeden oluşan hakem heyeti tarafından, caminin batısındaki alanlarla ilgili olarak iddia sahiplerince ortaya atılmış “akd-i fasid” iddiası tetkik edilmiştir. Ve taraflar bir araya getirilerek beyanları dinlenmiştir. Soru: Şer’i Hakem Heyeti bu konuyu nasıl tetkik etmiştir? Onların bu konudaki kanaatleri nedir? Şer’i Hakem Heyeti dört kardeşin davetiyle köye gelmiş, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye durumu iletmiştir. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, Şer’i Hakem Heyeti başkanı Seyda Molla Nezir’in ısrarlı davetlerine kabul edilmesi zor bir şartla karşılık vermiştir. Koştuğu şart şudur: “Herkesin önünde olacak, camide olacak!” Hem hakem heyeti tarafından hem de kardeşleri tarafından “bu işin yeri cami değil” denilmesine rağmen şartında ısrar etmiştir. Bu ısrarın neticesinde fitnenin ortadan kaldırılması umuduyla camide hakem heyeti toplantısı yapılmıştır. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Çekin, bırakın çeksinler” şeklinde görüntülere yansıyan telkinleriyle görüşme kayıt altında gerçeklemiş, haberlere konu olmuştur. Oluşan nahoş manzaraları bir kenara bırakırsak o toplantıda herkesin önünde hakemlere yetki verilmiştir, imzalar atılmıştır. Hakem heyeti taraflardan birer komisyon görevlendirmesini istemiştir. Komisyonlarla çalıştıktan sonra köydeki ihtilaf ve ittifak noktalarını bir liste olarak hazırlamıştır. Ve köyün batısındaki alanlarla ilgili olarak ortaya atılan “akd-i fasid” iddiasını tetkik etmeye karar vermiştir. Bununla ilgili bir “şer’i toplantı” tertip edilerek tüm taraflar toplantıya davet edilmiştir. Toplantıda tarafların beyanları alınmıştır. Tarafların hocaları, muhatapların bizzat kendisi ve şahitler dinlenmiştir. Toplantıda hakem heyeti ve taraflara; söz konusu harita, bedelleri gösteren tablo ve amcaların Nisan 2021’de müdürleri üzerinden ödemeyi aldığının dekontları sunulmuştur. Dekontları imzalayanların sözlü beyanlarına başvurulmuş ve bütün bunlar şahitlerin anlatımlarıyla tasdiklenmiştir. Meselenin aslında çok açık olduğu orada anlaşılmıştır. Aynı akşam hakem heyeti tarafların hocalarını dinlemiş; sorularına cevap vermiş, ilmi müzakereler yapılmıştır. O toplantıda hakem heyeti kanaatini net bir şekilde ifade etmiş, akdin geçerli olduğunu, yani arsanın Gavs hazretlerine ait olduğunu beyan etmiştir. Hocalara tarafsız şekilde hareket etmeleri, haktan yana tavır takınmaları ve tarafgirlik yapmamaları gerektiği hatırlatılmıştır. Yapılan uzun soru cevaplardan sonra “akdin fasid olduğunu savunanlar” dahil heyetin büyük çoğunluğu akdin geçerli olduğu kanaatine varmıştır. Bunların arasında daha önce “akd-i fasid hükmü” veren hocalar dahi vardır. Bu kanaatlerini sözlü olarak ikrar etmişlerdir. Hakem heyeti bu kanaatleri tutanak altına almak istediğinde ise hocalar “Biz sözlü olarak kanaatimizi söyleriz ama imza atmayız. Siz hükmünüzü verebilirsiniz.” demiştir. Lakin hakem heyeti mevcut fitne ortamından dolayı toplantıya iştirak eden tüm hocaların aynı kanaate varmasını ve bunun tutanak altına alınmasını istediği için ertesi gün devam etmek üzere toplantıyı bitirmiştir. Maalesef ertesi gün aldıkları talimatla çoğu toplantıya iştirak etmemiştir, gelen birkaç kişilik temsilci komisyonun artık toplantılara gelmeyeceğini ifade etmiştir. Bunun sebebi ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi temsil eden bir hocanın toplantının mahremiyetine yönelik yapılan yemini hiçe sayarak gidişat hakkında kendi mürşidine bilgi vermesidir. Bu da çalışmanın akamete uğramasına neden olmuştur. İstedikleri çıkmadıkça hakikate bile sırtına dönebilen bu yaklaşımla; herkesin huzurunda kendileri tarafından hakemlere verilen yetki kapalı kapılar ardında geri alınmıştır. Ve süreç maalesef daha karmaşık hale getirilmiştir. Peki neden böyle yapılmıştır? Yapılan hukuksuzluk ilmen tasdik edildiğinde düşecekleri durum oldukça vahim bir durumdur. Fakat iddia sahipleri kararın açıklanmasından önce süreçten çekilerek bu sorumluluktan kurtulmuş olduklarını zannetmişlerdir. Hatta yakın zamanda geçersiz olduğu tasdiklenen görüşlerinde ısrar ederek tüm varislerin bulunmadığı bir ortamda, vefat eden varislerin evlatlarının tamamından vekalet almadan, kendi aralarında kura çekerek sözde bir taksimat dahi yapmışlardır. Ve bunu sosyal medyada paylaşmışlardır. Hakem heyeti tarafından tasdiklenen akdin geçerli olduğu gerçeği Gavs hazretlerinin evlatlarına 1/6 oranında pay düşmesi anlamına gelmektedir. Bu yüzden haksız bir biçimde akdin fasid olduğu iddiasında ısrar edilerek bu pay resmi tapu değişiklikleriyle %50’nin üzerine çıkarılmaya çalışılmaktadır. Burada bir hususa dikkat çekmekte fayda var. Kendi savundukları görüşe göre dahi yaptıkları caiz değildir. Kendi savundukları görüşe göre hakim hisse olsalar bile diğer mirasçıların rızası olmadan inşaat yapmak caiz değildir. Alimlerce kebair günah olarak nitelendirilmektedir. Bu durum hem inşaatı inatla sürdürenleri, hem göz yumanları, hem destek olanları vebal altına sokmaktadır. Ümmetin saf temiz duygularına hitap eden birtakım duygusal söylemlerle insanları günaha sokmak büyük bir sorumsuzluktur. “Ben büyüğüm, ben ne dersem o olur” tavrının bir devamı olarak âlimlerimize karşı söylenen “Sizi ilgilendirmeyen işlere burnunuzu soktunuz!” cümlesi, hukuk tanımazlığın geldiği seviyeyi açıkça göstermektedir. Hak, hukuk, hakikat kavramlarının tekelleşmesi söz konusu değildir. Eğer adalet ve doğruluk isteniyorsa, ilme ve ilim ehline müracaat etmek gerektiği de herkesçe malumdur. Adalet ve doğruluktan kaçınmak ise toplumda güven ve huzur ikliminin varlığını tehdit etmektedir. Soru: Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin evi hakkında bazı ithamlar gündeme getirilmektedir; evi neden ve nasıl oraya yapılıyor? Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Seyyid Mübarek Elhüseyni’nin halihazırda köyde evi yoktur. Rahmetli Gavs hazretlerinin evlatlarından evi olmayan tek kişi de odur. Çünkü evi şu an el konulmak istenen bayanlar çorbahane binası civarında idi. Proje kapsamında yıkılmıştır. Evini yapacağı yer Gavs hazretleri tarafından belirlenmiştir. Bu da Gavs hazretlerinin torunlarına ev yeri tayin ettiği zamanlara tekabül etmiştir. Misalen; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ve oğullarının evlerinin olduğu yerler Gavs hazretlerinin şahsi mülklerinden verilmiş ve Gavs hazretleri tarafından inşa ettirilmiştir. Bu da ailenin bir geleneğidir. Menzil’de mirasa konu olan ve ailenin kullandığı tüm evler Gavs hazretlerine aittir. Bunu tüm evlatları ikrar etmektedir. Gavs Hazretleri ahirete irtihal edince köydeki miras taksiminde evler bahsi açılmıştır. “Kuraya girmesin herkes kendi evinin sahibi olsun. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna birer ev, Seyyid Muhammed Masum Elhüseyni’nin iki oğluna birer ev verilmek suretiyle sulh olsun.” denilmiştir. Tüm kardeşler tarafından bu kabul edilmiştir. Eğer bu sulh kabul edilmiyorsa o zaman herkesin evinde her mirasçının hakkı vardır. Kendi evleriyle ilgili konuyu gündem etmeyip Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna yapılmakta olan iki evi sosyal medyada yaymak; halka açık meclislerde bu konuyu şaibeliymiş gibi lanse etmek bir mümine yakışmaz. Üstelik bu anlattıklarımızın en büyük şahidi bu söylemlerin sahibi olan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’dir. Bu şahitliği kendisine sorulduğunda inkar etmemiştir. İlk aylardaki beyanlarında bunlar yazılıdır. Bu şahitliğini kısaca anlatmak gerekirse: Kadınlar dergâhı için köyün batısındaki arsalar maliklerden Gavs hazretleri tarafından satın alınmıştır. Binalar da yıkılmıştır. Artık arsa Gavs hazretlerinin mülkü haline gelmiştir. O da diğer evlatlarına ve torunlarına yer verdiği gibi oğlu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve torununa şu an evin bulunduğu noktayı işaret ederek yer vermiştir. Kadın dergâhı projesinin Gavs hazretlerine gösterildiği gün Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni de odaya gelmiştir. Bunun üzerine projenin kendisine de gösterilmiştir. Proje incelendikten sonra Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri “Bak Saki, Seyyid Mübarek’e ‘Aşağıdan ne kadar alıyorsan al, ne kadar büyük bir ev yapacaksan yap.’ dedim. Ona kimse karışmasın.” buyurmuştur. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “Ona kim karışır baba.” demiştir. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verdiği yeri defaten farklı meclislerde söylemiştir. Buna tüm aile şahittir. Bu konuda tüm aile ittifak halindedir. Buna Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bizzat şahit olmasına rağmen, taziyeden sonra kendisine gelen heyetler konuyu sorduğunda ikrar ve tasdik etmesine rağmen, bugün bu ithamlarda bulunmaktadır. Kendisi ve oğullarına Gavs hazretlerinin terekesinden verilen arsa miktarı Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verilenden daha fazla olmasına rağmen bu ithamlarda bulunmak kardeşlik hukukuna sığmaz. Bu ithamların amacı farklıdır. Yapılan usulsüz müdahaleleri ve şeriatsızlıkları gizleme çabasıdır. İyice bilinmelidir ki sürekli değişen slogan ve gerekçelerle yapılan hukuksuzluklara, insanların şahsiyetine ve haysiyetine; dahası ailelerin mahremiyetine dönük gerçekleşen çirkin saldırılara ortak olmak şöyle dursun, sessiz kalmak dahi Hak Teâlâ katında büyük vebaldir. Bu vebal “ümmetin malı”, “dede mirası”, “tapulu mülk”, “köyün ağası”, “ailenin büyüğü” gibi ifadeler öne sürülerek ortadan kaldırılamaz! Soru: Menzil’deki ihtilaflardan birisi de İlim Meclisi olarak yapılan, lakin ısrarla Taziye Evi olduğu savunulan mekanla ilgilidir. Bu mekan ne için inşaa edildi? Halihazırda ne olarak kullanılmaktadır? Özellikle tarihteki tekke – medrese tartışmalarını düşündüğümüz zaman Nakşibendiliğin Halidi kolu medrese ve tekkeyi; ilim ile ameli tek çatı altına toplamıştır. Halidilik geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Menzil’de de binden fazla talebe ilim tedris etmekte idi. Şimdiye dek buradan yüzlerce alim yetişmişti. Buradaki birikimin yaygın eğitime aktarılması, ziyarete gelen kişilerin namaz arası vakitlerinde de ilimle, sohbet ile meşgul olması için bir mekan hayal edildi. Bu hayal, köyün yeniden inşa projesinde vücut buldu. Rahmetli Gavsımızın görevlendirmesiyle 10 yıldır köyün yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, köy meydanını yeniden tasarlarken dükkanları tamamen kaldırmış, meydanın arka tarafında bir bedesten içine toplamıştı. Menzil’in irşadla, tövbeyle, ilimle, kitapla, sohbetle anılmasından mütevellit meydanında da ilim olması gerektiğini düşünmüştü. Bu yüzden meydana adıyla ve işleviyle bir İlim Meclisi kuruldu. Açıklamaların devamını videodan izleyebilirsiniz. #menzil #tasavvuf #tarikat

Menzil Yolu Teyit

176,069 views • 1 year ago

Fransa'nın Pasifik'teki sömürgesi Yeni Kaledonya'da işler karıştı. Yeni Kaledonya, aslında resmi olarak sömürge değil zira hiçbir sömürge resmen sömürge değildir. Ya kolonidir, ya "deniz aşırı topraktır" ya özerk bölgedir ya da "Tam bağımsız, faizleri tavan ama parası çöp" bir ülkedir. İşte Yeni Kaledonya bu en sondaki fenafillah mertebesine henüz ulaşamamış olan "Deniz aşırı özel bölge" sıfatında bir ülkedir. Biraz tanıyalım ve meseleler ne durumda ve ne şekilde seyredecek öngörülerimizi ve yarısı ciddi yarısı hikaye bir floodu paylaşalım. Yeni Kaledonya, 18.000 km2 bir alana sahip ve Pasifik'te bu boyutta adalar azdır. Genellikle Avustralya ve ABD arasındaki bu sahada ufak adalar vardır ve çoğunda da insan yaşamaz zira yaşamaya elverişli değildir. Bu sebepten Fransa, buralardaki adaların bir kısmını nükleer deneylerde kullanmıştır. Kaledonya'yı ise deyimi yerinde ise özel tutmuş, hiçbir nükleer deneme yapmamış, hiçbir nüklleer çöpü göndermemişlerdir. Bu ise Kaledonya'daki yerlilerin değil, orada sayıları hayli önemli derecedeki (%27) fransız kolonistlerin yüzü suyu hürmetinedir. Buradaki Fransız kolonistler, Bankaların ana çalışanları, müdürleri, burada bulunan ordunun subayları, kolluk kuvvetleri, üniversitelerdeki akademisyenlerin çoğunluğunu oluşturan gruptur. Esasen bu saydığım ve toplumun kaymağını oluşturan kısım da bu %27'nin tamamıdır. Halkın etnik çoğunluğunu oluşturan ana grup ise %40 ile Kanak yerlileridir. %40 neden çoğunluk? Derseniz, etnik çoğunluktan bahsederken eğer çok etnisiteli bir ülkede sizden daha kalabalık yüzdeye sahip olan yoksa siz %20 ile bile çoğunluk olabilirsiniz. Etnik çoğunluk demek nüfusun çoğunluğu demek değildir. Hele Kıbrıs'ın iki katı kadar büyük bir adada 270 bin nüfus, gayet az bir nüfustur ve bu kadar geniş bir adada egemen olup buradan Fransız ordusunu kovmak için km2'ye en az 100 kişilik bir nüfus yoğunluğu ve genel toplamda %60'lık bir etnik çoğunlukları olmalıdır. Şu andaki durumla sadece dünya çapında haber olurlar. Daha fazlası değil. %40'lık Kanakları takip eden %8 ve diğer %1-2-3'lük pasifik yerlileri ise bu nüfus yoğunluğu düşük adalarda egemen olacak profili sunmuyor. Zira bu iklimlerde böyle ciddi bağımsızlık savaşları nadiren olur ve istisnalar (Timor ayrılık savaşçıları gibi) Avrupa'nın desteklediği gruplar olmuştur. Yeni Kaledonya aslında kötü bir ekonomiye sahip değil. Ülkede çıkarılan nikel olduğu gibi Fransa'ya veya Çin'e gider. Fransa bunu ücretsiz alırken Çin'e gönderilenlerin parası da Kaledonya'nın %27'lik kesiminin cebine girer. Demir (1,39 Milyar Dolar), Nikel Cevheri (825 Milyon Dolar), Nikel Matlar (586 Milyon Dolar), Ham Nikel (13 Milyon Dolar) ve Uçaklar, Helikopterler ve/veya Uzay Araçları (7,23 Milyon Dolar), çoğunlukla Çin'e ihraç edilirken ki bu 1,79 Milyar Dolar eder, Güney Kore'ye (403 Milyon Dolar), Japonya'ya (334 Milyon Dolar), Tayvan'a (57,1 Milyon Dolar) ve İspanya'ya (51,4 Milyon Dolar) ihracatla Kaledonya aslında Türkiye'nin KKTC'de başaramadığı bir hikayenin başarılmış versiyonudur. Bu da Türkiye'ye ders olmalıdır zira KKTC'de daha fazlası olan doğal kaynaklara rağmen şu anda orada İsrail'e emlak satarak para kazanmaktan, kumarhane ve üniversite işletmekten başka bir ekonomi yoktur. Peki insan niçin ayaklanır? Kaledonya neden ayakta? Siz eğer etnik çoğunluğunu oluşturduğunuz ülkede hapishanelerdeki tüm mahkumların %92'sini oluştursanız, Kaledonya'da yaşayan Fransız ailelerde işsizlik %5 iken sizde %40 olsa ne derdiniz? Tabii ki hoşnutsuzluk duyardınız. İşte onlar da duyuyor. Aslında bu hoşnutsuzluk Kanaklarda hep vardı. Ülke, dünyanın en zengin 25 ülkesi arasında (ülke olmasa da) yer alsa da bu aslında bir istatistiki yanılgıdır zira coğrafyadaki yırtmaç ekolünü bilenler bizi anlayacaktır. İstatistik, yırtmaç gibidir. Göstermek istediğinizi gösterir, gizlemek istediğinizi gizler. Yeni Kaledonya'da varoşlarda yaşayanlar hep Kanak yerlileridir. Evsizler Kanak'tır. Refahtan pay alamayanlar da Kanaklardır. Nüfusları artanlar da Kanaklardır ama kapital yoksa artan nüfus zafer getirmez. Yeni Kaledonya'nın bağımsız olmak için sokaklara çıktığı bu günlerde bağımsızlıklarına kavuşmalarını pek ihtimal dahilinde görmüyorum. Toprak üzerindeki demografik hakimiyetleri, nüfus yoğunluğu azlığı gibi kriterlerle bakıldığında Fransız ordusunun ezip geçeceği bir gariban halktır bunlar. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Fransa'nın Rusya'ya karşı şahince çıkışlarına Rusya'nın bu bölgedeki bir cevabı olarak da yorumlayabiliriz ülkede olan olayları. Ancak bağımsızlık ve bağımsızlık hareketleri açısından ergenlik evresindedir bu bölge. Çünkü ateşli sokak protestoları ile başlayan hareketler, devlet kurumlarını ateşe vermek dışında bir yere varamaz. Ülkeye kaçakçılar tarafından sokulan silahlar da olmadığı için silahlı hareket çok kısıtlı kalacak ve bu da bölgedeki Fransız tugayı tarafından ezilerek etkisiz hale getirilecektir. Var sayalım bağımsız oldular yine de sömürü şekil değiştirip aynen devam edecektir. Zira bu tür ülkelerde fakir, bağımsız bile olsa zengin onu sonrasında yeniden köle etmeyi bilir. Yeryüzünde hiçbir fakir halk yoktur ki bağımsızlığını ve cehaletini aynı anda koruyabilsin. Bağımsız olan her fakir ülkenin cehaleti ile onu yeniden ve sürekli olarak ebediyen köle halinde tutabilirsin. Bu da nasıl olur? Bir bakalım. Yeni Kaledonya, sokak hareketleri, ateşli protestolar, kitlesel ayaklanma ve silahlı hareketle bağımsız oldu diyelim. Bir "milli liderleri" çıkara ve ülkeyi tıpkı şimdilerdeki Rwanda'nın idealist lideri Kagame gibi harika şekilde yönetir. Ne çıkarılan Nikel Fransa'ya gider ne de Çin ve Kore'ye satılan hammaddelerin parası Fransız bankalarına akar. Artık her şey Kaledonya içindir. Ülke kalkınır, milli bir ruh inşa edilir ama ondan sonra gelenler eski liderin mirasını eleştirip daha iyisini yapma iddiası ile ülkeye bir anda farklı bir kimlik verme yoluna giderler. Fakir ne kadar bağımsız olsa da cehaleti ile kendisini yeniden sömürge haline getirir kuralı daima işler. Fransa bir anda ülkenin liderine gaz verir ve ona "Gel seni Büyük Pasifik projesinin eş başkanı yapalım" der. Lider gazlanır ve hayalindeki Büyük Pasifik projesinin lideri olmak için boyundan büyük işlere kalkışır. Ordusunu sağa sola olmadık yerlere yollar ve bölgedeki istikrarın dibine dinamit koyar. Bu masraflı işler ekonomiyi sallarken milli gazla büyük katedraller inşa edilip birbirinden büyük Yeni kaledonya bayrakları dikilir. Maaşları ödemek için para basılırken karşılıksız paraya karşılık bulmak için ülkeye döviz gelmelidir ve bu döviz de Fransa'dan bulunur. Fransa ülkeye dövizi babasının hayrına vermeyecektir. Onu %25 faizi ile almak için verecektir. Dolayısıyla eskiden ülke zenginliklerinin %20'sini alan Fransa, bu kez de yine %20 almaya devam eder. Kalan %5 ise ülkenin başındaki "milli lider" veyahut Yeni Kaledonya'nın "dünya lideri" olan tasfiye memurunun hakkıdır. %5 tüm dünyada simsar hakkıdır. Halk ne alırsa bu %25 faizle cebindeki paranın her ay %25'ini sömürüye vermeye devam eder. Bu sömürüyle ne kadar çalışılsa da başkent Numea'daki insanın durumu asla düzelmez. Çalışanlardan daha da ucuza çalışması için ülkeye doldurulan Jawalı işçiler ucuz endüstri kollarında çalışırken liderin emriyle Kanak halkına ateş edecek bir emir kulu kitleyi de oluşturacaktır. Diğer yandan Yeni Kaledonya'nın bağımsız ve milli lideri, pasifiğin en büyük havalimanını yapmış ve bunu da paraları yurtdışında Fransız bankalarına yatıran işadamı arkadaşlarına paslamıştır bile. Havalimanının gelmeyen yolcuları için bile devlet kesesinden paralar ödenmeye devam edecektir. Görünürde havalimanı iş adamlarına ait olsa da Kaledonya liderinin oğlu oradaki en yağlı noktaları işletmektedir. Liderin oğlu, kızı, damadı ve yanında poz verdiği herkes bir yerlerin başındadır. Kızı veya oğlu da masum görünüşlü biri veya süzme saf biri de olabilir. Misal, bir yerlerinden hasta raporu alıp Yeni Kaledonya ordusunda askerliğe gitmeyip aynı hasta yerlerini kullanarak 5-6 çocuk yapmış olabilir. Sorun yoktur. Kanak yerlileri ölmek için hep hazırdır ve Büyük pasifik projesi için top yemi olmak sorun değildir. Tüm Kanak halkı bunu sorgulamaz zira halkın arasında arada bir mikrofon tutulan Fransa'da yaşayan gurbetçi Kanaklar sıklıkla milletin fukaralık acısını sulandırırlar. Bizim Fransa'da kurulu düzenimiz olmasa vallahi gelirdik yeğenim. Bak cennette yaşıyorsunuz, kıymetini bilin. Hem millet kafeteryalarda baksanıza Numea'da kafeler dopdolu madem para yok bu ülkede hiç kafeler dolu olur mu? Var ki harcıyorlar... kıymetini bilin milli liderinizin...! diyebilir. O esnada binlerce kişinin paylaştığı katolik inancın kardinali olan Kanak piskoposu lüks aracıyla sağda solda devlete itaat ve tasarruf konulu vaazlar vermektedir ve ülkenin çoğunda halkın Katolik inancına zerre kadar itimadı, güveni ve sempatisi kalmamıştır. Papaz-hatip okulu mezunları iyi görevler alırken Kanak gençlerine intihar ya da Fransa'ya gurbet seçeneği kalmıştır. Sorun değildir. Ne kadar kişi ülkeden giderse ülkedeki zenginlik o kadar az kimseye bölüneceği için kişi başına GSMH artacaktır. İnsanların büyük kısmı fakirliği de geçtik açlık sınırının altında yaşarken o esnada Kaledonya bilge lideri, dünya lideri veya Kaledonya başkanı ekstra tasarruf mesajları vermekte ve gerek kendisinin bin araçlık konvoyları gerekse eşinin lüks yaşamı gözden kaçmamaktadır. Ama sorun yoktur. Kaledonya'nın itibarı gereği Fransa'ya inat, Kaledonya lideri, Fransız cumhurbaşkanından daha iyi yaşamalıdır. Faizleri uçmuş, parası çöpten hallice olan, insanları sokakta gülümsemeden zombi gibi yürüyen ülkedeki Kanaklar da bu israf ekonomisi içerisinde katolik kardinalin de vaazlarında altını çizdiği gibi tasarruf etmeye yönlendirilir. Zenginliğin üzerinde oturan masum bir halkın bu yeni tasarruf paketleriyle, Muz yaprağı yalayıp manyok kemirmek veya Hindistan cevizi kabuğu dişlemek dışında yapacağı bir şey kalmamıştır. Artık öyle bir noktaya gelinir ki, birileri çıkıp, Fransa gelse keşke. Fransa bile bundan iyi yönetirdi diyecek kadar bağımsızlıktan, bayraktan ve Katoliklikten soğutulmuş ve cennet Yeni Kaledonya onlar için pasifik ortasında bir cehenneme dönüşmüştür. Ülkeyi kuran ilk idealist liderin inşa ettiği milli ruh böylece tüketilip hiç edilmiştir. Bu esnada, başlarda Fransa'nın gazıyla olmadık işler yapan, israf ekonomisiyle küçük ülkenin büyük ve sarsılmaz lideri yapılan yeni ulu lider ise senelerce bayraktarlığını yaptığı dini ve milli ruhun gazıyla artık kendisini daha fazla desteklemeyen Fransa'ya posta koyan açıklamalar yapar. Artık halkın hoşnutsuzluğu barizdir ve bir başka liderin geleceği de kesindir. Fransa'nın destekleri ile Kaledonya halkına alternatif gibi sunularak Numea belediye başkanlığını alan bir ittirme şahıs ile halkın hoşnutsuzluğu, Fransa'nın seçtiği bu yeni isme yönlendirilir. Bu esnada Yeni Kaledonya'nın ulu lideri, büyük başkanı senelerden beridir çoktan yurtdışına çıkarttığı yol ve havalimanlarınca akıtılan paralar ile muhalefeti de medyayı da kontrol etmeye çalışmaktadır. Trol orduları ve besleme kıtalar ile bir yanda ülkeyi senelerce yöneten ulu lider ve diğer yanda Fransa'nın seçtiği seçilmiş Numea belediye başkanının arkasında toplanmaya başlayan kitleler... halk burada tamamen etkisiz elemandır. Halkın dilinden anlayan, ona geleceği gösteren ufak milli partilere ise sandıkta köpek muamelesi çekildiği için halk da aslında sömürüye hazır ve başta belirttiğimiz cehaleti ile bağımsızlığını taşıma kabiliyetinden uzak ve tekrar tekrar sömürü olmaya namzet bir halktır. Fransa artık ülkeyi yöneten milli liderin döneminde de kar eden, ülkedeki karışıklıklarda da kar eden (paralar zaten Fransız bankalarındadır) ve bunu da kullanarak ulu lideri hizaya çeken ülkedir. Muhalefeti de kullanmakta, geleceğe yatırımı çoktan yapmaktadır. Bu esnada ulu lider de muhalefete bir jest yapıp gel Fransa'ya karşı birlik olalım ben iktidarı devrettiğimde beni ve avanemi yargılama benim başlattığım yatırımlara karşı devletin iptalini falan devreye sokma... iktidarı sana yavaş yavaş vereyim diyecektir. Zira bir saf oğul ve alsbergerli zehir gibi zeki ama asosyal damadın kendisini koruyacağından emin değildir. Çünkü liderin sadece bir oğlu ve bir damadı vardır. Bir rivayete göre bir diğer oğlu daha vardır ama aşırı asabi ve şiddet manyağı biri olduğu için kameralara çıkmaz işinde gücünde parasını kazanmaktadır.. (sonuçta hikaye ve faraziye yazıyoruz. Bob Ross gibi bu resme her saçmalığı ekleyebilirsiniz. Fırça sizin... dolayısıyla liderin metresleri, şusu busu her şeyi olabilir hatta kasetleri de) Nitekim bu görüşme sonrasında Yeni Kaledonya muhalefetinin de farklı olmadığı ve aslında hepsinin kuyruğundan Fransa'ya bağlı olduğu ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkacak dedikse, de çoğu eğitimsiz ve sağ politikalarla devlet putuna tapmaya alıştırılmış Tropikal Kaledonya köylüsü ortaya çıkmış bir şeyi de anlama kabiliyetinde olmayacaktır. İşler böyle devam ederken Kanak yerlilerinin kaçının öldüğü, kaçının süründüğü önemli değildir. Numea'dan yola çıkan ve dünya ülkelerine gidip gelen gemilerde ne olduğu, ülkeye değil de kime ne zenginlikleri taşıdığını halk bilmeyecektir. Halk zaten ucuz palmiye yağı kuyruklarında liderlerine dua etmeye alıştırıldıkları için her sefalet içerisinde "vardır bir hikmet" diyerek hristiyan teolojisi gereği İncil'de yazdığı gibi "sana tokat atılırsa diğer yanağını uzat" demeye devam edecektir. Halkın kullanımına kapatılmış olan eski havalimanına da neyin girip çıktığı, o koca koca ambarlarda nelerin tutulduğunu halk yine bilmeyecektir ama artık avret mahalinde bir tek yaprak kalmış olan Kaledonya köylüsü, devasa Noumea havalimanına bakıp wargasm olacaklardır. Arada bakışlarını çevirdikleri devasa bayrak direklerine bakıp demlenecekleri, Okyanusunun dalgalarına, palmiye ağacının hışırtısına ölürüm Kaledonyam! şarkılarıyla kendilerini iyi hissedip yine WARgasm olacaklardır ve bu onların en temel hakkıdır. Komşu ülke FİJİ parayla oynarken Kanak ameleleri için ellerinde oynayacakları tek şey kalmıştır ama onda da fakirlik ve sefaletten dolayı mecal kalmamıştır. Zaten ülkeye doldurulan jawalı işçiler onların yerine de bunu hakkıyla yapmaktadır. Fransa'nın Büyük Pasifik projesi gazıyla girdikleri komşu adalardaki işgal ettikleri bölgeler ve oralardan gelen yerlilerin ise ülkedeki istilası bila istisna devam edecektir. Kanaklar için artık makul bir gelecek yoktur. Bağımsızlık akılsızlıkla birlikte gidecek bir kavram olmadığı için akıllanmadıkları ölçüde iyi de yaşayamayacaklarını öğrenene dek Kanaklara ne bağımsızlık ne de koloni hayatı yaramayacaktır. Artık Yeni Kaledonya'nın eski kralları veya kabile şeflerinin haşmetli savaş hikayelerini okumak, Diriliş Kaledonya, kuruluş Kaledonya, Büyük Pasifik Kaledonyası gibi filmleri izleyip en sonunda s...çış kaledonya gerçeğini tadacaklardır. İla nihaye, dünyanın bir yerinde bir Kanak okçusu ya da ciritçisinin fırlattığı ve madalya kazandığı başarılarla övünecek yahu en azından biz de büyük bir halkız diye teselli bulacaktır bu halklar... Dünyanın en rezil ülkelerinden gelen kimselerin caddelerinde insanını öldürdüğü Kaledonya yerlileri kendilerini önemli hissetmek için ya çocuklarını ya eşlerini dövecek ve travmatik bir halk olacaktır. Fakat eskiden ellerinde olan ve kendilerini %40'lık yekunu ile ülkedeki tüm etnik gruplardan da kalabalık yapan nüfus gücü de ellerinde değildir. Fakirlikleri sebebiyle üç kuruşa muhtaç olduklarından ülkelerinden mülk satın alıp yanına eşantiyon pasaport alan zengin ve şimarık FİJİ halkı, ta Fiji'deki sandıklardan Yeni Kaledonya'nın ulu lideri için oy vermektedir. Yeni Kaledonya lideri iktidardan düşmüş bile olsa bu sebepten Kaledonya anayasasının değiştirilmesini engelleyecek bir halk oyuna daima sahip olacaktır. Kanak yerlileri için artık yalayacak muz kabuğu ve kemirecek manyok da yoktur ve muhtemelen ülkelerine hakim olan laterit toprakları yiyecek ve ulu lidere katedrallerde dualar okuyup devletlerinin devamı için ekstra dualar edecek, inandıkları cenneti öbür dünyada göreceklerini sanacaklardır. Artık kurucu liderin hayatında inşa ettiği onca kurum 20-25 yıllık ulu lider iktidarında hovardaca tüketilmiş ve ülkenin kaderini kendi kaderine borçlarla ve elinde rehin tuttuğu ülke hazinesi ile bağlayan yüce liderden kurtarmak isteyen Kanak halkı yeni bir maceraya atılacaktır. Bu da kendilerini emanet edecekleri Noumea belediye başkanı şahsiyetten ve gelecekteki kayıtsız şartsız Fransa sömürüsünün devamından başka bir şey değildir. İşte Yeni Kaledonya'da olması muhtemel şeyleri gerçekle hiç alakası olmayan ve tamamen hayal ürünü, kurgu bir öngörüyle aktaralım dedik. Bunlar tabi kötü senaryo. Zaten böyle kötü bir senaryonun dünyanın hiçbir yerinde olması da söz konusu değildir. Burada yazılanlar da şu veya bu şekilde bir ülkede yaşanmamış ve hayal ürünü şeyler olduğu için bunları "darbı mesel" ve "faraziye" şeklinde ele aldık... Şimdi bu yazdıklarımızı okuyan sıradan bir Kanak bağımsızlık yanlısı bize "Yahu kardeşim sahi siz ne yaşadınız? Biz basit bir bağımsızlık istiyorduk" diyerek şaşırabilir ama biz yine de altındaki DeLorean ile Biff Tannen evreninden geçmişe gelen ve geleceği düzeltmeye çalışan Marty McFly gibi yazmış olalım da Kanaklara hayrımız dokunsun. Özetle, Yeni Kaledonya'da işler pis... Bağımsızlık denemeleri de uzun sürmeyecek. Bağımsız olsalar da daima bağımlı kalacaklar. Çare nedir? Derseniz, hasta olduğunu kabul etmeyen milletler için çare sadece bir hakarettir. Böyle büyük milletlere çare önerecek haddimiz yoktur. Kalplerimiz Yeni Kaledonya halkıyla beraber. :) Pasifiğinin dalgalarına ölürüm, Palmiye yaprağının hışırtısına ölürüm Yeni Kaledonyam!

🇹🇷🇳🇴Dr.Yüksel Hoš PhD🇧🇦

268,073 views • 2 years ago