Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Sevan Nişanyan: "Son 100 yılda Türkiye'de işe yarar ne iş yapıldıysa Rumeli göçmenleri tarafından yapıldı. O kesim, Türkiye'nin mevcut yönetimine yabancılaştı ve çoğu yurt dışına göç etti. Bunların bıraktığı yerleri dolduran iki zümre çıktı; Kürtler ve Karadenizliler."

554,019 görüntüleme • 6 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

■ NATO Genel Sekreteri Stoltenberg:"ABD'nin NATO'da kalacağının sözünü veremem." ■ İspanya Başbakanı Pedro Sanchez:"Grönland satın alınacak bir emlak parçası değildir; kendi egemenliği ve hakları olan bir toprak parçasıdır." ■ Gram altın 6.619 TL'yi görerek rekor tazeledi. ■ Eski CIA yetkilisi Larry Johnson, İran'da yaşanan son olayların organik bir halk hareketi değil, ortak bir CIA-Mossad operasyonu olduğunu ifade etti : "Starlink terminalleri gökten zembille inmedi" "İran, Rusya'nin elektronik harp desteğiyle kontrolü sağladı" "Trump saldırı emrini iptal etti ." ■ Netanyahu:"Türk askerleri ve Katar askerleri, Gazze Şeridinde olmayacak!" ■ Emin Çapa : Faize ödenen para 2 trilyon 54 milyar TL ,85 milyon insanın sağlık giderleri için harcanan para ise 1 trilyon 135 milyar TL ... ■ İngiltere : ABD'nin İngiltere ve Danimarka ordusuna saldırması durumunda Amerikan savaş uçaklarını ve donanmasını imha edebilecek ilk 'Dragon Fire' lazer insansız hava aracı silahını Grönland'a transfer edecek . ■ MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, içki masasında sela talimatı veren Abdullah Aksoy'u partiden ihraç ettiklerini açıkladı. ■ AKP'li Nedim Şener:"İstanbul bugün susuzluk yaşamıyorsa, Erdoğan'ın 90"larda getirdiği sular sayesindedir." ■ Bilal Erdoğan:"Önümüzdeki 10 yilda, 20 yılda daha iyi eğitilmiş nesillerimizden daha iyi neticeler alacağız inşallah." ■ Kocaeli Gölcük'te bir adam, derelerden sadece 1 ay boyunca kendi emeğiyle topladığı 43 gram altını bir kuyumcuda satarak 275.000 TL kazanıyor ve ciddi bir kâr elde ediyor. ■ ÜNİVERSITELERE CUMA DÜZENLEMESİ ! YÖK kararıyla üniversitelerde artık Cuma namazı saatlerinde ders ve sinav yapılmayacak. ■ Kırıkkale'de 112'yi arayan bir kisi, Elon Musk ile görüşüp Mars'a gitmek istediğini söyledi. ■ Donald Trump: "iran'da yeni bir lider aramanin zamanı geldi." ■ Sevan Nişanyan:"Son 100 yılda Türkiye'de ise yarar ne iş yapıldıysa Rumeli göçmenleri tarafından yapıldı. O kesim, Türkiye'nin mevcut yönetimine yabancılaştı ve çoğu yurt dışına göç etti. Bunların bıraktığı yerleri dolduran iki zümre çıktı; Kürtler ve Karadenizliler." ■ Gündemde Yaşlılık sigortası' var : 18-65 yaş arası vatandaşlar, 'Yaşlılık primi' ödeyecek... Vatandaşların yaşlılık döneminde bakım ve sağlık masrafları bu sigortadan karşılanacak. ■ ABD Başkanı Trump: “Babam hep derdi ki, ‘Oğlum, bir restoranın kapısı kirliyse mutfağı da pistir.’ Eğer başkentimiz kirliyse, ülkemiz de kirlidir.” ■ İsrail ile ABD arasında "Pax Silica" girişimi kapsamında yapay zeka ve kritik teknolojiler alanında stratejik ortaklık başlattı. ■ BBC'de yayınlanan belgeselde, ABD Başkanı GEORGE W. BUSH Filistin lideri Mahmut ABBAS ile görüşmesinde şu sözleri söylemiştir; ''Tanrıdan görev aldım. Afganistan ve Irak'ı da onun için işgal ettim. Biz, siz Müslümanlar için 9. Haçlı Seferini başlattık. " ■ Zionizm’in kurucusu Theodor Herzl'in 1904 yılında kaleme aldığı bir yazıda ifade ettiği gibi Filistin veya Arjantin'de bir Yahudi devleti kurma hayali var! Bugün Arjantin Patagonya bölgesinde ormanlar yahudiler tarafından yakılıyor. Arjantin basını yangınları çıkaranların yahudiler olduğunu doğruluyor ve yerel halk durumun farkında ve şikayetçi . Yahudiler patagonya bölgesinde toprak satın alma mücadelesine girmiş durumda ve yabancıya satışa serbesti getiren , yahudi yanlısı bir yönetim var . ■ ABD Ankara Büyükelçisi, sadece büyükelçi değildir. Türkiye "Misyon Şefi" dir (Resmi Gazete no: 7460) ABD Misyon Şefi, 4'ü ABD'li 4'ü Türk olan milli eğitim komisyonuna başkanlık eder. Eşitlik halinde iki oy hakkı vardır (Madde 5). FULLBRİGHT - MEB / Yönetmeliği --- Rızanız var olanlara ey halk ! ■ KURT Doğruları söyleyip , 9. Köyden ayrıldı . 10.Köyden sesleniyor. Kötüler Organizedir. İyi'ler Tek ve TENHA'dır. ■ Ömrümüzü verdik, Bin belge ile,Bir cahili ikna edemedik. Herkes yaşayacağını yaşayacak . Kaçış yok ... #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

12,498 görüntüleme • 6 ay önce

❌ Yıkım MEMUR MAAŞ ZAMLARI ile Başladı !! 👉 Bakalım Reis yanlış yaptığını ne zaman anlayacak! 👉 Reisin EN BÜYÜK yanlışlarından birisiydi! 📌 Lütfen sonuna kadar okumadan, anlamadan YORUM YAPMAYIN!! ✔️ Herkes çayını, kahvesini alsın, başlayalım! Bu yanlışlar zinciri, 2023 Temmuz’da memura verilen 8077 + %19,22 zam ile başladı. Memur ve kamu işçilerine verilen bu zamlardan sonra ne mi oldu? Adaletin kılıcı resmen KÖR olmuş, artık tırnak çakısı kadar etkisiz olmuştu! Açık açık emekliye ihanet edilmiş, kamu işçileri ve devlet memurları abad edilirken emekli, asgari ücretli ve fakir fukara elinin tersiyle itilip “SİZİNLE İŞİM OLMAZ ARTIK” dercesine bir hamle yapılmıştı. Oysaki Reise en az destek daima kamudan geliyor, en büyük destek ise fakir fukara, garip guraba, emekli, köylü ve çiftçiden geldiği aşikâr iken bu yapıldı. Amiyane tabirle düşmanlık yapan ödüllendirilirken, Reis için canını verecek olanları Reise düşman etmişlerdi! Bunu nereden anlamıştık? 2024 Mart yerel seçimlerinde sandığa gitmeyen 11 milyon kişiden! Oysaki onlar her şeye rağmen elleri CHP’ye oy vermeye gitmemiş, diğer taraftan da kırılan, üzülen Reisçilerdi. Sadece sandığa gitmeyerek 19 büyükşehir, 22 il, 177 ilçe kaybedildi. Başka hangi zararlar oldu? Kaybedilen belediyelerde yapılan milyarlarca liralık vurgunlar, kamu zararları… Hepsinin suçlusu ve sebebi, memura ve kamu işçisine yapılan adaletsiz zamlardı! O zamlar onlara yapılırken emekli, fakir fukara, asgari ücretli yok sayılmıştı!! Başka! Bu durum enflasyonu tetikledi! “Şiştttt, hemen ‘ne alaka’ demeyin!” Memur ve kamu işçisine öyle büyük zam yapıldı ki; marketler, alışveriş merkezleri, kafeler, eğlence merkezleri heppp fulldu. Ama “ne kadar zam yaparsak yapalım satılıyor, alınıyor” diyerek rekabet ortamını bitirdiler. Evet, her yer doluydu ama dolduranlar memur ve kamu işçileri, çocukları ve aileleriydi! Şu durumu bir türlü göremediler, anlayamadılar. Emekli, asgari ücretli, fakir fukara ise alım güçleri o kadar düşmüştü ki her gün beddua etmeye başlamıştı. Market terörü diğer fiyatlara domino etkisi yapmış, ev kiralarından tutun esnafın el işçiliğine kadar her şey kat kat yükselmişti. Ne de olsa fiyat ne olursa olsun alan ya da iş yaptıran vardı! Gelelim Avrupa’ya! Herkes kendi çevresine baksın, delikanlı gibi dobra olun: 2023 Temmuz’dan sonra yurt dışına çıkan memur ve kamu işçisi sayısı 100 kat artmamışsa ben hiçbir şey bilmiyorum. Haberdeki videoyu izleyin; geçen sene ile bu sene arasında bile fark %115 artmış! Üstelik hem zenginler hem de yurt dışından Türkiye’nin yarı fiyatına alışveriş yapıyorlar. Çünkü pandemiden sonra Türkiye, Avrupa’nın iki üç katı daha pahalı oldu! İşte zengin daha zengin, fakir daha fakir kaldı! Türkiye’deki fiyatlar o kadar yükseldi ki Avrupa’dan gelen turist üç harcarken, bizim Türkler dışarıda bunun iki katından fazlasını harcadı, harcıyor da! Eee… Vize sorunları da yok, Devlet Baba onlara yeşil pasaport da vermiş! Özetle!! Enflasyonun baş sebebi, kabul edin etmeyin, tetikleyen memur ve kamu işçilerine yapılan zamlardır!! Türkiye’de rekabetin bitirilmesinin sebebi de odur. Yüzlerce kaybedilen belediyenin ve o belediyelerdeki milyarlarca lira zararın sebebi de aynı! Reis için ölecek ama bugün Reise düşman olan milyonlarca kişinin sebebi de aynı! Eee, cari açığın sebeplerinden birisi de aynıymış! Reis SADECE O gün Emekliye de ADALETLİ DAVRANSAN Bunların hiçbirisi olmayacaktı!! Hepsi senin Suçun !! Bana deli diyeceksiniz ya… Çok da umurumda!! Selam ve dua ile Onuncu Köyden / Cihat Komut Recep Tayyip Erdoğan AK Parti T.C. İletişim Başkanlığı Abdullah Güler Burhanettin Duran Şamil Tayyar

Cihat Komut 🇹🇷

26,012 görüntüleme • 3 ay önce

🌽Mısır ithalatı son 9 ayda 3 milyon ton gerçekleşti. Üstelik gümrüksüz! Şimdi 500 bin ton mısır ithalatı daha gerçekleşecek. Bu resmen vatana ihanettir! Eğer vatansever bir Türk iseniz şu kısa açıklamamı okuyun ve paylaşın lütfen: 🔹Tarım, milli güvenlik meselesidir. Çünkü milleti sağlıklı, kaliteli ve ucuz fiyatla besleyemezseniz hem hastalıklar hem de ekonomik sorunlar yaşanır. Sonunda da devletin bağımsızlığı tehlikeye düşer. 🔹TBMM'nin Sürdürülebilir Tarım Komisyonu için 2020 yılında bir sunum gerçekleştirdim. Bu sunumda Sürdürülebilir Tarım Modeli hakkında bilgi verdim. İsviçre Tarım Üniversitesi'nin geliştirdiği bu bilimsel model Almanya tarafından devlet politikası olarak uygulanmaktadır. Bu sayede çevre, toplum ve ekonomi boyutlarında sürdürülebilir kalkınma sağlanmaktadır. 🔹Ancak bu sunumum iktidar veya muhalefet olsun tüm siyasi partiler tarafından reddedildi! Çünkü bu çalışmalarım için hiçbir ücret istemedim ve kimse için haksız kazanç da yok! Bu proje yalnızca Türk Milletinin refahını sağladığı için reddedildi! Bugün hiçbir siyasi partinin politikaları arasında tarım veya diğer alanlarda bunun gibi bilimsel model, proje, sistem, süreç veya strateji yok. Yönetim bilimlerinin bu kavramları sadece boş laflar olarak halkı kandırmak için kullanılmaktadır. 🔹Türkiye'de tarım ve hayvancılık sektörü kasten yok ediliyor. Çiftçiye maliyetin altında fiyat veriyorlar. Bunu kabul etmeyen çiftçi zarar ediyor ve üretimi terk ediyor. Sonrada "iç talebi karşılamamız lazım" diyerek bu soruna yol açan siyasetçiler gümrüksüz ithalatla haksız kazanç sağlıyorlar. Bunları denetleyen ve yargılayan yok! 🔹Bazı utanmazlar çıkıyor "Kayıt dışı çalışıyorlar ama Afganlar ve Suriyeliler olmasa tarım ve hayvancılık biter ve millet aç kalır." diyorlar. Bu siyasetçiler alenen hukuk kurallarını çiğniyor. Ayrıca, önce halkı cahilleştirip sonra da dini inançlarını istismar ediyorlar. Bu şekilde büyük bir servet kazanıyorlar. 🔹Oysaki bu videoda paylaştığım ileri teknoloji tarım makinası sayesinde çok yüksek verimlilik sağlanabilir. Üniversitelerin bu alanlarda araştırma yapması, devletin bu projelere finansman desteği vermesi, halka arz olan şirketlerin bu şekilde gerçekçi faaliyetler ortaya koyması ve sonunda milletin refahının yükseltilmesi gerekir. Bu gördüğünüz makine milyon dolar değerinde! Sanayi şirketlerimiz bu makineleri üretmelidir. Çiftçilerimiz bu makineleri kullanmalıdır. 🔹Bütün bunlar yerine Türk Milleti nelerle kandırılıyor? SİHA, KAAN, TOGG vb. ürettik diye reklam yapılıyor ama millet Kurtuluş Savaşı döneminden farksız açlık ve sefalete mahkum edilmiş haldedir. Atatürk'ün TBMM'de konuşma yaptırdığı çiftçinin şikayeti üzerine "çiftçinin üretim için kullandığı malları haciz edilemez" şeklindeki yasal düzenleme çoktan çiğnenip geçilmiştir. 🔹Bugün üniversitelerden mezun olanlar yalnızca maaşlı bir işe girmek ya da yurt dışına kaçmak arasına sıkıştırılmıştır. Bu kasten yapıldı! 25 yılda böyle bir toplum yaratıldı. Bu sayede bütün bu gerçekler anlaşılmayacak ve bazı siyasetçiler ve iş dünyasındaki işbirlikçileri zengin olabilecekti. Oysaki Fransa, İsviçre, Hollanda, İsrail, Almanya, Amerika gibi ülkelerin tarım, hayvancılık, sanayi, ticaret vb. alanlardaki başarılarını yalnız milletin menfaatleri için yakalamak istiyorsak onların yaptığı gibi yapmalıyız. Onlar ne yapıyor? Yalnız mühendislik ile yüksek teknolojiye kavuşma çabasında değiller; finans, sürdürülebilirlik ve yönetim bilimleri alanlarında liyakatli yönetim danışmanlarının desteğine başvuruyorlar. Borsalarında bu alanlarda faaliyet gösteren şirketlere finansman desteği sunuyorlar. Bu şirketler gerçekten üretim verimliliği sağladığı için piyasa değerleri yani hisseleri yükseliyor. Türkiye'deki gibi manipülasyonla ve tamamen sanal şekilde değil!!! 🔹Ayrıca, Türkiye'de öne çıkarılan, özendirilen ve gençler için en iyi kariyer fırsatı olarak gösterilen şey nedir? Dijital seks içerikleri üretilen uygulama Onlyfans aracılığıyla ayda 200 bin Dolar kazandığından övgüyle bahsedilen kadınlar sosyal medya yayınlarında öve öve bitirilemiyor. Buna benzer şekilde yanlış bir mantıkla "üniversite okumayın, musluk tamircisi olun ve çok para kazanın" diyenler de var. Bütün bunlar kasten yapılıyor! 🔹Şimdi sizin için hazırladığım bu videodaki genç ve güzel kıza bakın! Onlyfans ile değil, milyon dolarlık makinede mısır hasadını anlatıyor. Ben Türk gençlerini böyle görmek istiyorum. Türkiye'de bunların haber yapılmasını istiyorum. İşletme, ziraat mühendisliği, makine mühendisliği vb. alanlardan mezun olan Atatürkçü gençlerin birleşip yapay zeka destekli böyle makineler üretmesini ve bunun için girişimci olup şirket kurmasını istiyorum. Bu şirketlere finans ve yönetim danışmanlığı sunmak, yatırımcı olmak ve yabancı yatırımcı finansman desteği sağlamak istiyorum. Herkese ve her şeye rağmen bunların başarılmasını istiyorum. 🔹Türk Milletine yüzlerce kez çağrıda bulundum. Gezi Parkı veya Saraçhane protestolarında sokağa dökülmek belki gerekli ama asla ve kesinlikle yeterli değildir! Pikachu paylaşımı her seferinde 50 bin beğeni getirdi. Şimdi benim bu paylaşımım yine 50 beğeni bile almayacak! Erdoğan'ın gitmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecek. İmamoğlu'nun hapisten çıkması da öyle!!! Anlamanız gereken tek bir şey var: Bu konu partiler, siyasetçiler ve diğer her şeyin üzerinde Türk Milleti ile ilgilidir! Burada anlattıklarımı bütünsel olarak anlamadığınız ve yalnızca günü kurtarmaya çalıştığınız kişisel menfaatlerinizin peşine düştüğünüz sürece ne Türkiye ne de sizin için "daha iyi" bir gelecek olmayacak. Daha uzun yazmak istemiyorum çünkü 10 yıldır hiçbir faydası olmadı. Türkiye işgal altındadır. Vatan satılıyor. Millet köledir. Daha ötesi var mı? Çözümleri de sundum. Kitabımda, web sitemde, yayınlarımda, konferanslarımda... Lütfen bunları anlayın ve seçimleri beklemeden eyleme geçin.

Dr. İbrahim Can, CPA

21,665 görüntüleme • 1 yıl önce

Türkiye, AKP dönemi olan son 23 yılda "eğitim reformu" diyerek çok fazla sayıda sistem değiştirdi. Bunun asıl amacını eski bakan ve YÖK denetleme kurulu başkanı itiraf ediyor: Bilimsel eğitim almış bir nesil felsefe, mantık, matematik, metodoloji vb. sayesinde eleştirel düşünceye sahip olur ve yönetimi sorgular. Bu da din ve cehaleti araç edinen siyasetçilerin halktan çalarak zenginleşmesi önündeki en büyük engeldir. Bu engeli kaldırmak için de içi boşaltılmış bir eğitim sistemiyle hiçbir işe yaramayan diploma verilir. Liyakat yerine akrabalar kayırılır. Öğretmenler ve bilim insanları düşük ücretlere mahkum edilerek aşağılanır. Böylece bilim değersizleştirilir. Niteliksiz insanlar çok para kazandığını lüks yaşantısıyla sosyal medyada öne çıkarır ve herkes için rol model olur. Toplumda çürüme başlar. Herkes belli bir oranda suç ve ahlaksızlıktan pay alarak zenginleşmeye çalışır. Bu da bir yolsuzluk hiyerarşisi yaratır. İşte bu şekilde siyaset, hukuk, ekonomi ve toplum ilişkisiyle ortaya koyulan bir çürüme yaşanır. Bugün Türkiye'de yeniden lise eğitim sisteminde değişiklik gündeme getirildi. Ancak, bütün bunların basit bir açıklamayla liyakatsizlik veya beceriksizlik olarak görülmemesi gerekir. Çünkü ilkokul mezunu ama aklı selim ve vatansever bir kişi 23 yıl çabalasaydı yine mevcut koşullardan daha iyi bir "sistem" sağlayabilirdi. Zaten bunun için ülkede "eğitim yönetimi" alanında doktoralı çok sayıda "uzman" var! Ancak, tüm bunlara rağmen yine de bu kadar kötü tablo ortadaysa bunun tek nedeni yukarıda açıklandığı gibi bile iste, kasten ve kötü niyetli bir iradedir. Bütün bunların sonucunda da iş dünyasında, kamu kurumlarında, üniversitelerde veya bürokraside son derece büyük sorunlara yol açan liyakatsizlik ve daha da önemlisi biat kültürü yani sorgulamadan, düşünmeden, hukuk ve toplumsal ortak menfaatler gözetilmeden körü körüne partizanlık ve itaat davranışları görülmektedir. Bu davranışlar teşvik edilmektedir. Bu davranışlar 23 yılda bir kültür haline gelerek lise seviyesine kadar inmiştir. Bu, başarılı olmuş sistematik bir projedir! Bugün ergen öğrenciler mevcut yöneticilerin bir kopyası olarak aynı davranışları sergileyecekler; tıpkı siyasetçilerin babadan oğula görevi devretmesi gibi... Bir kez daha söylüyorum ki bilimsel dayanakları olan görüşüme göre, Türkiye'nin yalnızca %3-8 kadar düşük bir orana sahip toplumsal kurtuluşu olabilecek. Bunun için de hayatın her alanında yani devlet, şirket ve birey için bilimsel yönetim danışmanlığı gerekecektir. Bunun önemini ve değerini anlayabilen gerçekten nitelikli temel eğitim alabilmiş kişiler rasyonel düşünce, bilim ve teknik, teknokrasi ve toplumsal adalet çerçevesinde sürdürülebilirlik biliminin dört ana boyutunda refaha kavuşabilecekler. Bunun dışındakiler biat kültürü altında yolsuzlukla zengin olabilir veya örgütlü suçlarla aynı başarıyı (!) kazanabilir. Bunun dışında aileden gelen büyük bir servet olsa dahi bunun garanti görülmemesini önemle hatırlatırım. Çünkü aynı siyasi anlayış "harami" yaklaşımıyla kendilerine göre "kafir" ilan ettikleri kişilerin mallarını yağmalamayı helal kabul ettikleri bir fetva yayımlıyorlar. Bu şekilde herkes ama herkes bir gecede terörist ilan edilerek şirketlerine kayyım atanabilir. Sabah ezanı sırasında PÖH evine baskın yapabilir. Ailesini bir daha göremez ve tüm servetini kaybeder. Türkiye'nin son yıllarda yurt dışından gayrimenkul alımında rekor kırmasının kök nedeni budur. Bazı büyük holdinglerin yönetimi devretmesinin nedeni de budur. Bazı şirketlerin halka arz olmasının nedeni de budur. Bazıları benim böyle paylaşımlara "Ben sizin kadar karamsar düşünmüyorum" şeklinde yanıt veriyor. Bunlar "Fenerbahçe şampiyon olacak." şeklinde bir "fikir" değildir. Benim biyografimde dahi yazmadığım çok fazla detay var. Bunların hepsinin özet açıklaması "finansal yönetim danışmanı" olarak geçer ama ülkemizde unvanların hiçbir önemi yok çünkü herkes serbestçe kullanabiliyor. Ancak, benim için esas olan bilimsel bilgiden ziyade ABD ve İngiltere merkezli dünyanın en büyük yatırım bankacılığı şirketlerinin ortaklarıyla 10 yıldır çalıştığımdan her türlü finans ve istihbarat bilgisini aylık toplantılarda istişare ediyoruz. Milyarlarca dolarlık yatırım kararları bu şekilde alınıyor. ABD, İngiltere, Katar ve Dubai ve daha geniş ölçekte MENA ve bu merkezlerden yönetilen AB veya Çin gibi küresel ölçekte bankalar, borsalar, özel şirketler veya yatırım projeleriyle her türlü bilgiye sahip olabiliyorum. Ayrıca, rekor ölçekli ve çok özel adli bilirkişilik, kayyımlık veya uluslararası tahkim hakemliği gibi hukuk süreçlerinde de aynı dosyaları somut olarak görebiliyorum. Bu nedenle burada "özet" açıklamalarım kimilerine göre "uzun" ama yine de bedava sunulmuş hayat kadar değerlidir. Bütün bunlara dayanarak ben gerçekçi bir yaklaşım ortaya koyuyorum ama kimilerine göre kötümser bulunabilir. 25 yıllık küresel mesleki deneyimlerimde bunlarla çok karşılaştım ama yanıldığım bir stratejik analizim olmadı çünkü tamamının somut dayanakları var. Yalnızca "bilgi asimetrisi" ve "bilişsel önyargı" olarak açıkladığımız gerekçelerle insanlar görüşlerime katılmayabilir. Bunda benim için bir menfaat olmadığı için benim için hiçbir önemi de yok. Ancak, 6 ay sonra "İbrahim Bey, siz söylemiştiniz. Başıma bunlar geldi. Şimdi beni sadece siz kurtarırsınız." gibi çok fazla talep alıyorum. Bunu söylemek için de araya hatırlı dostlar koyuyorlar ama milyon dolar da sunsalar ilgilenmiyorum. Bir kadın ve bir erkek birbirlerinden hoşlanıp seks yaparken bana mı soruyor da 9. aya erişmiş hamilelikte bu çocuğu istemiyoruz aldıralım diye bana geliyorlar. Herkes kararlarının sonuçlarına kendisi katlanır. Bilimsel yönetim danışmanlığı çok boyutlu katma değer yaratır ama mucizeler yaratamaz. Bu ancak şarlatanların bir iddiası olabilir.

Dr. İbrahim Can, CPA

20,199 görüntüleme • 1 yıl önce

Amerikan sömürge valisi kılıklı büyükelçi Tom Barrack, ulusal üniter devlet modeline ve laik anlayışa açıkça savaş açmış. Türk milletini uyutmak amacıyla habertürk'te düşük kaliteli piyes sahnelemiş. Türkiye'nin yeni Graham Fuller'i belli ki, birkaç hafta önce ettiği lafların yarattığı rahatsızlığın farkında. Bu nedenle durumunu düzeltmek ve milleti uyutmak için bir şeyler söyleme gereği hissetmiş. Bunun için de son derece "uysal" bir haber kanalı tercih etmiş. Tabi, gözü açık vatansever bir platformda rahat rahat zehir saçamayacaktı. Barrack'ın söylediklerine bakılacak olursa "Önceki sözleri yanlış anlaşılan Türk dostu büyükelçi" pozunda. Ama sözlerin detayları incelenirse önceki söylemlerini tasdiklediğini hatta gerçek amacını ortaya koyduğunu görüyoruz. Tom Barrack söze başlarken "Dünya çapında yeni bir strateji şekilleniyor" diyor. Zaten memlekete yeni bir Graham Fuller edasıyla gelmesi, yeni bir stratejinin varlığına işaret ediyor. Fuller de Sovyetlerin çöktüğü dönemde gelmişti. Cumhuriyet gazetesinde Türkiye'ye yeni bir rol biçmiş, Kemalizm'in bittiğini söylemiş, demokrasi ve İslamı bir arada yaşatacak "formülü" öve öve anlatarak siyasal dinciliğin işaret fişeğini vermiş, memlekete istikamet tayin etmişti. Sonrası malum, BOP tüm hızıyla devreye girmiş ve Gülen belası tüm memleketin başına bela edilmişti. Fuller yıllar içinde öyle veya böyle misyonunu tamamladı. Artık sıra Barrack'ta... O da cebinde yeni bir "formülle" geldi. Türkiye'nin devlet yapısı hakkında haddi olmayan açıklamalar yaptı, dini-etnik ayrımlı "millet sistemi" önerdi hatta açık açık Atatürk'ün kurduğu ulus devlet modeline savaş ilan etti. Barrack sözlerinin devamında "Ulus inşası bölgede aslında hiç kimse için işe yaramadı" diyor. Söze ortadoğu ülkelerini kastederek başlıyor fakat "hiç kimse" diyerek Türkiye'yi de kastetmiş oluyor. Yani "Ulus inşası Türkiye'de işe yaramadı" demek istiyor. Tam bir palavra. Tabi, Barrack bu sözü söylemek zorunda. Yeni bir model getirebilmesi için var olanı yıkılmaya layık göstermek zorunda. İşin tuhafı, bir Amerikalı, Türkiye'nin devlet sistemini açık açık eleştiriyor. Üstelik bunu bir Türk kanalında yapıyor. Fakat ağzının payını alamıyor. Tanzimat döneminin esintilerini hissetmemek mümkün değil. Sonuçta Barrack'ın cümlenin gittiği yer çok açık: Türkiye'de ulus devlet modeline karşı çıkıyor. Türkiye'de ulus devlet olmasın demek, çok milletli ve inançlı bir yapının yerleştirilmesi demek. Tabi bunun için de mevcut Türk vatandaşlığı tanımının yıkılması gerek. Farkında mısınız bilmem, Öcalan ve Barrack'ın çok fazla ortak yanı var. Tabi söyleşi yapan kişi, bu noktada devreye girip "Türkiye ulus devlet modeline göre şekillenmiş bir ülke, siz bu sözlerinizle Türkiye'nin de ulus inşasında başarısız olduğunu mu ima ediyorsunuz" diye sormalı. Ama soramıyor. Çünkü tanzimat dönemi gazetecilerinin büyükelçilere böyle bir soru sormaya hakkı yoktur. Söyleşinin devamında söyleşi yapan kişi Barrack'ın daha önceki "Türkiye, Osmanlı millet sistemine geri dönmeli" ve "Ulus devletler İsrail için tehdittir" sözlerine atıf yapıyor. "İnsanlar şüpheci bakıyorlar" anektodunu ekliyor ve "Gizli bir gündem mi var" diye soruyor. Bu ısmarlama soru Barrack'ı zor durumda bırakmak amacıyla sorulmuyor. Aksine, Barrack'ın bu sözleri daha önce tepki çektiği için ona milleti uyutmak adına yatıştırıcı sözler söyleme fırsatı veriliyor. Şayet yayının niyeti Barrack'ı sıkıştırmak olsaydı, yukarıda örnek verdiğim türden sorular sorardı. Nitekim Barrack bu asisti duyunca gülümsüyor ve "Hayır" diyerek yatıştırıcı sözlere başlıyor. Barrack, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve o sözleri aslında o şekilde söylemediğini söylüyor. Ne acı ki Türk milletinin bu ucuz laf oyunlarına kanacağını düşünüyor. Barrack, sözlerinin devamında geçmişten çıkarılan derslerden bahsediyor. Türkiye'nin cumhuriyet olarak yeniden şekillendiğinden söz ediyor. Halbuki Türkiye bir asır önce ulus devlet modeliyle ve Atatürk'ün dizaynıyla zaten şekillenmişti. Haliyle Barrack'ın bu konuya atıf yapması gerekirdi. Ama tabi o vakit yıkmak istediği yapıyı parmağıyla işaret etmiş olurdu... Neticede Barrack Atatürk dönemini ağzını bile almadan daha da geçmişe gidiyor. "Osmanlı millet sistemine" atıfta bulunuyor. Bu sistemi övüp mezhepsel bir düzen getirdiğini söylüyor. İşte burada zehiri adeta şekerli bir paketle sunuyor... Osmanlı millet sisteminde Türk milletine dayalı bir üst kimlik mevcut değil. Yani Barrack'ın hiç sevmediği ulus devlet modeli yok. Aksine millet sistemine göre her inanç kendi kimliğiyle tanınıyor. İşte Barrack'a göre bu dini kimlikler ve hatta etnik kimlikler yan yana yaşayabilirmiş. ABD bunun en güzel örneğiymiş. Bu "yan yana yaşamak" ifadesini hayata geçirmek için her birini ayrı ayrı tanımlamak ve anayasaya geçirmek gerekir ki bunun için Türk milleti tanımını çöpe atmak şarttır. Dahası inançları da kimlik olarak tanımak için laikliği de yok etmek icap eder. Barrack'ın bu sözlerinin anlamı açık... Türkiye, Osmanlı'nın parçalanmasına neden olan toplumsal düzeni terk edip Lozan'da ulus devlet modeline geçmişti. Türk üst kimliği altında tüm etnik grupları ortak bir millet olarak şekillendirmişti. Dini kimlikleri ise laiklik ilkesiyle insanların vicdanlarına bırakmış. Yalnızca Türk milleti tanımlaması yapılmış, etnik ve dini kimlik ayrımına gidilmemiş ve herkes eşit vatandaş olarak tanımlamıştı. Barrack bunların tamamına karşı çıkıyor ve hepsinin temelden değişmesini istiyor. Tıpkı Öcalan gibi. Nitekim Öcalan ve PKK'nın fesih açıklamalarında da bu alt metnin tamamı bire bir mevcuttu. Barrack, Öcalan ve PKK aynı şeyi konuşuyor. Buradan da anlaşıldığına göre Barrack, yeni çözüm sürecinde Öcalan ve PKK tezlerinin savunucusudur. Türkiye'de görevlendiriliş amacı ulusal üniter yapıyı ve laik düzeni yok etmektir. Barrack'a göre Türkiye yeniden millet sistemine dönmeli. Etnik ve dini kimlikleri tanımalı ve bunları bir arada yaşatan bir formül bulmalı. Mesela ABD'deki formül gibi... Yani Barrack Türkiye'deki laik üniter modelin yıkılması gerektiğini en naif ve dolaylı şekilde izah ediyor. Karşısındaki şahıs da "Efendim sizin bahsettiğiniz dini kimlikleri bir arada yaşatan formülün uygulanması Türkiye'deki laik düzene zıt düşmüyor mu, Osmanlı millet sisteminin hayata geçmesi için Türkiye'nin üniter modeli terk etmesi gerekmez mi, siz Türkiye'nin anayasasında bulunan değişmez ilkeleri askıya alan bir çözüm yolu mu sunuyorsunuz, bu sözleriniz Türkiye'nin iç işlerine doğrudan müdahale manasına gelmez mi, bu açıklamalarınız Öcalan ve PKK'nın fesih beyannameleriyle örtüşmüyor mu" gibi sorular sormuyor. Nasıl sorsun? O vakit Barrack, sunmak istediği zehirin üzerindeki şekeri çıkarmak ve maskesini düşürmek zorunda kalacak. Dediğim gibi, tanzimat devrinin babıali gazetecilerinin haşmetlü sefirlere böyle soru sorma hakkı yoktur. Soramazlar. Zaten soracak olsa orada işi ne? Tom Barrack, sözlerinin devamında ABD'nin ortadoğudaki geleneksel politikalarından söz ediyor. Demokrasi getiren, ülkelerde hegemon kuran geçmiş politikalar vs... Yani Türkiye'nin yönetim modeline yönelik sözlerle, ortadoğunun millet olamamış memleketlerinin harap halinin yan yana getirilerek anlatılması bile ülkemize hakaret. Bir gazetecinin bu konuşmaya karşı "Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye'nin durumunu aynı ölçüde mi değerlendiriyorsunuz" diye sorması gerekirdi ama nerede... Son olarak sorulması gereken asıl soruyu soralım: Barrack'ın bu küstahlığına neden tahammül ediliyor?

Con Sinov

222,612 görüntüleme • 11 ay önce

■ Donald Trump : "Geri sayım başladı. Dünya, zamanımızın en önemli olaylarından birine dair perde arkasını 7 gün içinde görecek! Melania Trump: Tarihe 20 gün kaldı." ■ Trump 'donanmamız gidiyor' dedi... Dünya ABD'nin son hamlesini konuşuyor: İran'a operasyonun ayak sesleri. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik açıklaması ve uydu görüntülerine dayandırılan Ürdün iddiası, İran'a yönelik operasyona hazırlığın başlangıcı olarak değerlendirildi. ■ Terör Elebaşı Abdullah Öcalan: "Sayın Devlet Bahçeli, boşuna umut hakkı ibaresini kullanmadı. Umut hakkı olmadan çalışamam. Mevcut durumum ile İsrail'le başa çıkamam." ■ Kandilli : Balıkesir Sındırgı merkezli depremin büyüklüğünü 5.2 olarak açıkladı. • Deprem Ege ve Marmara'da hissedildi. ■ Cari küresel sistem çöküyor... Yeni bir sistem ancak büyük bir savaş sonrası kurulabilir. Bu savaş, Amik Ovasında olacak gibi şekilleniyor! Nasıl ki Talas Savaşı, o zamanın cari küresel düzenini kalıcı olarak değiştirdi ise gelmekte olan savaş da benzer bir etki yapacak... ■ Orta Doğu'da kimler savaşıyor? Le Monde Diplomatique" için hazırlanan bir rapora göre, son on yılda Orta Doğu savaşlarında yaklaşık 10.000 Kolombiyalı paralı asker yer aldı. Bunların çoğu Birleşik Arap Emirlikleri adına askere alınan eski askerlerdi. Bu militanlar, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri milislerini ve Yemen'deki Aidarus al-Zoubaidi'ye bağlı güvenlik destek güçlerini desteklemek için kullanıldılar. ■ Em.Alb.Orkun Özeller : Evvelki gece Türkiye'nin en batıs: olan Çanakkale ili Ezine ilçesi Geyikli Karakol komutanlığına molotoflu saldırı düzenlendiği, tam 33 noktaya Pkk yazıları yazıldığı yönünde bir bilgi geldi. Sayın İçişleri ve jandarma genel komutanlığına sormak isterim. Bu bilgiler doğru mu? Doğru olmasını istemediğim yanlış bilgidir diye ümit ettiğim bir husus da yerel medyaya susacaksınız, yazmayacaksınız şeklinde talimat verildiğidir. Bu tür olayları gizli tutmayı toplumda infial uyandırmasın diye gerekli görüyor olabilirsiniz. Fakat bu tür olaylar neden oluyor sorusunun cevabıyla daha çok uğraşmak gerek miyor mu? Birilerinin temelleri olmadan anlamsızca başlattığı sürecin kime nasıl cesaret verdiğini gizlemeye gerek var mı? ■ Kandil’den yüzlerce terörist akın akın Haseke’ye indiriliyor. Kuzey Irak’tan sürü halinde Haseke’ye geliyorlar. Birileri bilerek bunların o bölgede toplanmasına göz yumuyor. Bir X - Twitter hesabı bilgisi ... ■ Air France, Dubai'ye yapılacak iki uçuşunu iptal etti. KLM; İsrail, Suudi Arabistan ve BAE (ek Dubai) uçuşlarını iptal etti. British Airways, Dubai'ye akşam uçuşunu iptal etti. Uçuş iptalleri devam ediyor. Ortadoğu'da bilinmeyen gelişmeler yaşanıyor. ■ İsviçre, ABD, Kanada, Almanya, Hollanda, Fransa ve İngiltere merkezli hava yolu şirketleri İsrail uçuşlarını iptal etti. ■ Kazakistan'da pedofililere yönelik cerrahi hadım yasası kabul edildi. Kabul edilen yeni yasaya göre kimyasal hadım yerine, suçluların artık cinsel organları kesilecek. ■ "Japonya’da Başbakan Takaichi, Temsilciler Meclisi’ni feshetti. Ülkede 8 Şubat’ta erken seçim yapılacağı resmen açıklandı." ■ ABD, Dünya Sağlık Örgütü'nden ( DSÖ ) resmen ayrıldı. ■ İspanya, Trump'ın Barış Kurulu davetini reddetti. ■ Yunanistan Milli Savunma Bakanı Nikos Dendias, Ege Denizi'ndeki karasularını tek taraflı olarak genişletmenin ülkesinin egemenlik hakkı olduğunu öne sürdü. Türkiye'nin karasuları ile uluslararası suların deniz sınırının 12 mile çıkarılmasıyla fiilen işgal edilmesini savunan Yunan Bakan, Türkiye'nin bu durumu savaş sebebi (casus belli) olarak görmesini ise Yunanistan'a yönelik tehdit olarak yorumladı. ■ ABD, İran'a saldıracak iddiası! İsrail ordusu yüksek alarma geçti. İsrail yönetiminin, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a askeri saldırı kararı almış olabileceği ihtimali üzerine orduda alarm seviyesini yükselttiği bildirdi. YENİ ŞARKI YAYINDA !!! #Youtube Kanalında --- #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

21,285 görüntüleme • 6 ay önce

Tam 15 yıl önce, yine bir pazar günü, tam da bu saatlerde.. 💫 Metroda şarkı söyleyen bir grup üniversiteli genç, bir anda Türkiye'nin gündemine oturdu! 🤗 Boğaziçi Caz Korosu (henüz o zamanki adımızla, BÜMK Caz Korosu) ile Avusturya'daki Dünya Koro Şampiyonasına katılmaya hak kazanmışız, çok heyecanlıyız! Fakat ne paramız var ne de bir sponsorumuz.. Az önce baktım, altı ayda 30'dan fazla konser yapmışız.. Her konser çıkışı oturur, bu işin içinden nasıl çıkacağız diye konuşurduk. Bu konuşmaların birinde bir video fikri çıktı. Bir cumartesi, Kadıköy Evlendirme Dairesinden başlayarak gün boyu İstanbul'un her yerinde şarkı söyledik. Metro da bunlardan biriydi.. Ertesi gün yine bir konser çıkışı, bilgisayarımı açtığımda önüme çıkan şeye nasıl şaşırdığımı dün gibi hatırlıyorum.. Videoyu çeken Deniz ve arkadaşı Zeynep, bizden habersiz, bir performansı çoktan paylaşmışlar bile! 😲 Aynı gün içinde 20 bin, 50 bin, 100 bin derken, video bir anda milyonlara ulaştı. O dönemde sosyal medya böyle değil, viral videolar yeni yeni konuşuluyor. Birkaç dakikalık bir koro performansının bu kadar yayılacağını biz dahil kimse beklemiyordu. Ama videodaki samimiyet, heyecan, neşe, yani "sahicilik", bugün hala bu kadar çok paylaşılıyor olmasının da en büyük sebebi. ❤️ İki hafta boyunca, tüm ana haber bültenleri, ülkenin en çok izlenen TV şovları, canlı yayınlar, gazete, dergi röportajları.. Üniversite bünyesinden ayrılma ve bağımsız bir topluluk olarak devam etme süreci de tam o günlerde yaşanıyor. Bir yandan beklenmedik bir görünürlük ve ilgi, diğer yandan şampiyonaya bir ay kala prova yapacak yerimiz bile yok.. O sancılı sürecin sonunda sponsorumuzu bulduk ve bir ay boyunca Galata Derneğinde geceli gündüzlü çalıştıktan sonra Avusturya'ya gidebildik ve ülkemize iki dalda Dünya Şampiyonluğunu getirdik. Yaşadığımız gururu, hisleri tarif etmem imkansız.. ✨ Bu süreçte Türkiye'deki koro algısı da müthiş bir değişime uğradı. O yıllarda yalnızca belirli bir gruba hitap eden koro müziği, çok daha geniş kitlelere ulaşmaya başladı ve böylece Türkiye'de yepyeni bir sayfa açılmış oldu. Elbette bu dönüşüm bir grup insan ve tek bir videoyla olmadı. Gerek bizden önceki çok değerli hocalarımızın, gerekse sonraki yıllarda onlarca şef, binlerce korist ve sayısız kurumun emeğiyle sürdürüldü. Ama bu süreç ve sonrasındaki adanmışlık ve sıkı çalışma, şüphesiz bu dönüşümde en büyük paya sahip. 🙏🏻 Videonun ardından elbette çok şey söylendi, 15 yıl boyunca olacağı gibi.. 😊 Ama her türlü imkansızlığa, sistematik dışlama ve engellemeye rağmen, 3 kıta ve 13 ülkede ülkemizi en üst düzey platformlarda başarıyla temsil edip, bugün hala uluslararası alanda Türkiye'den kazanılan en üst düzey başarılara sahip olmanın, Türkiye'nin neredeyse tamamından ve onlarca farklı ülkeden, her yaştan beş bine yakın müziksevere, amatör koro şarkıcısına ev sahipliği yapmış olmanın, ilk günden itibaren, her türlü konuda öncülük (bazıları önce alay edilip ardından 'bire bir' taklit edilen) etmiş ve öncü projeler gerçekleştirebilmiş olmanın, sesini çıkarmaktan asla çekinmeden, halkın içinde, halkla birlikte olmayı seçip, gerçek anlamda milyonlarca kişinin sesi olabilmenin, özetle, bu ülkede koro müziği algısını değiştiren, halka koroyu tanıtan, sevdiren ve tüm bunları yaparken niteliğinden bir an bile ödün vermemiş bir topluluk olmanın, ve dahası, her türlü çabaya rağmen, Türkiye'de hala koro denince tartışmasız akla ilk gelen topluluk olabilmenin büyük gururunu yaşıyoruz. ✨ Yıllar boyu, bu korodan yetişenlerin kurduğu ya da bizden aldıkları ilhamla kurulan Türkiye'nin dört bir yanındaki, hatta yurt dışındaki koroları (Fransa'da bir koro dahil) gördükçe hissettiklerim ise çok daha farklı.. 💫 Özetle, üniversite yıllarından bugüne bu hikayenin bir parçası olmuş, emek vermiş herkese ve Yücel Kültür Vakfı başta olmak üzere bu yolculukta bizlere destek olan tüm kurumlara bir kez daha, teker teker ve sonsuz teşekkürlerimle, "iyi ki"... ❤️ Bu günler aslında koroyla ilgili bir büyük dönüm noktasının daha yıl dönümü, onu da başka zaman anlatırım artık. ☺️ Son olarak, hepimizin çok iyi bildiği o söz var ya, bu vesileyle bir kez de ben söylemiş olayım: "Güneş balçıkla sıvanmaz." ☀️ Sevgilerimle, Masis YouTube'da izlemek için: #metrodaminikonser #bogazicicazkorosu

Masis Aram Gözbek

44,245 görüntüleme • 1 ay önce

■ Ankara'da NATO zirvesi olurken! ● NATO zirvesi haftasında İRAN! Türkiye ve ABD'YE çok ağır bir stratejik diplomatik cevap verdi. ABD-İSRAİL/İRAN arasında 28 Şubat'ta ABD/İSRAİL tarafından başlatılan savaşta İSRAİL/ABD tarafından İran'a yapılan hava saldırılarında öldürülen İRAN'IN VE Şİİ dünyasının dini lideri HAMANEY 'İN cenazesi kaldırıldı. Trump Ankara'ya geldiği saatlerde,ALİ HAMANEY'İN cenazesi üzerinden geçen 4 ay gibi bir süreden sonra kaldırılmış olmasının ANKARA'DA gerçekleştirilen NATO zirvesine denk getirilmesi önemli bir detay. ▪︎ Hamaney’in naaşı, 7 TEMMUZ 2026 'DA, cenaze törenleri kapsamında Irak’ın Necef kentine ulaştı. 9 TEMMUZ 2026'DA İRAN'IN MEŞHED kentinde defnedilecek . NATO-ANKARA zirvesinin resmi programı 7-8 Temmuz 2026 . Zirve 9 Temmuz'da geriye dönüş ve toplanma süreci ile bitmiş oluyor.Ankara Valiliğinin aldığı karara göre 10 TEMMUZ'DA Ankara'da her şey normale dönecek. 9 Temmuz İran'da Hamaney'in cenazesinin toprağa verileceği gün. ● ABD ORDUSU:"ticari gemileri hedef aldığı" gerekçesiyle İran'a karşı "bir dizi güçlü saldırı" başlattığını bildirdi. ● İSRAİL LÜBNAN'I VURDU . KARADAN ise işgal ettiği yerlerde İSRAİL BAYRAĞI çekiliyor. İsrail ordusu ateşkese ve ANKARA - NATO zirvesine rağmen;Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye vilayetine saldırılar düzenledi. İHA ile ses bombası atılırken, topçu atışları ve makineli tüfek ateşiyle bölge hedef alındı. Stratejik Ali Tahri Tepesi'nde İsrail bayrağı görüldü. ● NATO zirvesi görüntüleri ile İRAN / LÜBNAN saldırıları zıtlık değil mi ? ■ ABD BAŞKANI TRUMP : Ankara'ya 7 Temmuz'da geldi. Kapsamı NATO zirvesi olan ziyareti AK MEDYA balka bir ALGI operasyonu olarak halka naklediyor. NATO ZİRVESİ - Her yıl NATO üyesi bir ülkede yapılıyor . Ak MEDYA ise , tüm NATO üyesi ülkelerin AKP sayesinde ERDOĞAN'A olan saygılarını vesaire gazlıyor ..))) Yarın AB üyesi olarak Türkiye'ye karşı yeni açıklamalar sonrası, algı operasyonları ile oluşturulan HAVADA UÇAN , KARADA KAÇAN algısını bozmayacak . ■ GERÇEKLERE DÖNELİM . Yok koluna girdi , yok parmak attı vesaire yorumları ile ekmek kazanan değil , ekranlarda çalanlara itibar etmeyin ...GERÇEK GÜNDEM !!! ■ Hazine ve Maliye Bakanlığı porçlanma planını duyurdu. " Temmuz-Eylül döneminde ... 1 trilyon 538 milyar TL iç borçlanma yapılacak. Borçlanma, bütçe açığını kapatmak amacıyla gerçekleştirilecek. " ■ Son 5 yılda Türliye'den yurt dışına 2.748.418 kişi göç etti. ■ GERİ DÖNÜŞÜM PET ŞİŞE oyunu ile tüm içecek ürünlere ZAM geldi . ▪︎ 1 TL şişe başına iade verilecek diye tüm içeceklere zam yapıldı. Kücük su 5.75 TL'den-7.25 TL'ye. (%%o26 zam) Koli sular 53 TL'den-72.50 TL'ye (%037 zam.) Maden suyuna %25 zam yapıldı. ■ Muğla'da bir işletme, tuvalet ücretini 500 TL olarak belirledi. ■Irak Türkiye Büyükelçiliği MUSUL Konsolosluğunun kasasından 180 bin dolar çalan Irak Musul'da görevli Ataşe Yardımcısı Özer Y. tutuklandı. ■ ALMANYA,Türkiye'yi Rusya ve Çin ile birlikte güvenlik tehdidi listesine aldı. Almanya Iç İstihbarat Teşkilatı'nın 2025 Yılı Güvenlik Raporu'nda: TÜRKİYE,Rusya,Çin,İran ile birlikte Almanya'nın iç güvenliğine yönelik başlıca DEVLET kaynaklı tehditler arasında gösterildi. Raporda, Ankara'nın Almanya'daki casusluk faaliyetlerini,nüfuz operasyonlarını ve sınır ötesi baskı girişimlerini artırdığı ve Türkiye'nin dini kuruluşlar, siyasi yapılanmalar ve göçmen toplulukları aracılığıyla ALMANYA'NIN siyasi,toplumsal yapısı üzerinde nüfuz oluşturmaya çalıştığı RAPORDA açıkça yer alıyor. ALMANYA için RUSYA , ÇİN , İRAN neyse TÜRKİYE'DE O !!! Bu bütün AB ülkelerinde geçerlilik kazanır.NATO ANKARA zirvesi komedyası. ■ DİYARBAKIR BELEDİYESİ YERELDE ÖZERKLİK ilanı kararlarını NATO zirvesi haftasında alıyor. ▪︎TBMM VEYA İÇİŞLERİ bakanlığının bu yönde bir kararı yok. Kime sormuş ? ▪︎Kürtçe bilmeyen personel için zorunlu dil programı. ▪︎ Kurum, kuruluş, sokak, cadde ve park adlarının Kürtçelestirilmesi ▪︎ Kürtçenin kurum içi yazışmalarda esas dil olması. #Atabey19HHK

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

14,761 görüntüleme • 16 gün önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, basın ve yayın organlarının Ankara Temsilcileri ile bir araya geldi. Millî Savunma Bakanlığındaki buluşmada Bakan Yaşar Güler terörle mücadele başta olmak üzere 2024 yılında icra edilen faaliyetleri anlattı. Bakan Yaşar Güler basın mensuplarına şu bilgileri verdi: EN YOĞUN, EN KAPSAMLI VE EN ETKİLİ FAALİYETLERİ İCRA EDİYORUZ Ülkemizin savunma ve güvenliğini sağlamak için görevlerimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştığımız yoğun ve başarılı bir yılı geride bırakmanın haklı gururunu yaşıyor, artan bir azim ve kararlılıkla yeni yıla hazırlanıyoruz. Hakiki ve güvenilir bilgiye ulaşmanın her zamankinden daha önemli hâle geldiği, dezenformasyon ile mücadelenin kritik öneme sahip olduğu günümüzde; tüm faaliyetlerimizi büyük bir şeffaflık içinde icra ediyor, kamuoyunu sizlerin aracılığıyla ilk elden bilgilendiriyoruz. Bugün de 2024 yılında gerçekleştirdiğimiz faaliyetler hakkında sizleri bilgilendirecek, değerli görüşlerinizi alacak ve sorularınızı cevaplayacağız. Stratejik önemi yüksek olan ülkemiz; aynı zamanda çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer almaktadır. Yakın coğrafyamızdan başlamak üzere bölgesel ve küresel gerilimlerin arttığı, istikrarsızlığın ve belirsizliğin hat safhaya çıktığı bir güvenlik ortamından geçiyoruz. Bu kritik dönemde ülkemiz; güvenlik, huzur ve barışı önde tutan çok yönlü ve etkin bir savunma ve güvenlik politikası takip ediyor. Çok boyutlu ve karmaşık hâle gelen mevcut güvenlik ortamı ve bölgemizdeki kaotik gelişmeler, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her an harekâta hazır, etkin ve caydırıcı bir güç olmasını ve bu gücünü pekiştirmesini zorunlu kılmaktadır. Böylesine hassas bir süreçte, görev ve sorumlulukları artan Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Tüm tehdit ve tehlikelere karşı ülkemizin ve asil milletimizin savunma ve güvenliğini sağlamak için aralıksız çalışmakta, - İstiklal Harbimizden bu yana en yoğun, en kapsamlı ve en etkili faaliyetlerini icra etmekte, - Terörle mücadelede, hudut güvenliğinde, yurt içi ve yurt dışında icra edilen faaliyetlerde elde edilen başarı ve etkinliğin çıtasını, her geçen gün daha da yukarılara taşımaktadır. YILBAŞINDAN BU YANA 2 BİN 939 TERÖRİSTİ ETKİSİZ HÂLE GETİRDİK Sizlerin de bildiği gibi Silahlı Kuvvetlerimizin en çok odaklandığı, enerjisini ve zamanını en çok harcadığı konu terörizmle mücadeledir. Terörle mücadelede yaptığımız konsept değişikliğiyle “terörü kaynağında yok etme” anlayışını uygulamaya koyduk. Geçmişte yürütülen “sınırlı hedefli ve süreli” askerî harekâtların yerine bugün artık, “sürekli ve kapsamlı” operasyonlarla terör örgütüne ağır darbeler vuruyoruz. Sahanın gerekliliğine uygun, alışılmadık, öngörülemez, süratli ve sürekli icra esaslarında gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla; Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil bu yılın başından itibaren 2.939 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, yıl içerisinde 99 terörist de teslim olmuştur. Terör örgütünün eylem ve hareket kapasitesinin sıfırlanması için gözümüzün değmediği, ayağımızın basmadığı yer bırakmıyor, alandaki hâkimiyetimizi her geçen gün geliştiriyoruz. Nihai hedefimiz; Irak ve Suriye sınırlarımız boyunca Türkiye’ye tehdit olabilecek tüm terörist faaliyetleri kaynağında yok etmek ve terör belasını milletimizin gündeminden tamamen çıkarmaktır. Bu vesileyle - Terörle mücadelede elde edilen başarılarda en büyük paya sahip olan aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, - Bugüne kadar terörle mücadelede emeği geçen, katkı sağlayan bütün devlet büyüklerimize, komutanlarımıza, Türk Silahlı Kuvvetleri personeline teşekkür ediyor, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. PENÇE-KİLİT OPERASYONU İLE 1.136 TERÖRİST ETKİSİZ HÂLE GETİRİLDİ 17 Nisan 2022’de Irak’ın kuzeyinde başlatılan Pençe-Kilit Operasyonu’nda kahraman ordumuzun büyük cesaret, fedakârlık ve yoğun gayretleriyle Zap’ta kilidi kapattık. Irak sınırımızın tamamının emniyetini sınır ötesinden tesis ettik. Terör örgütü tarafından önemsenen ve Suriye ile Kandil arasında kilit konumda olan bu bölgede 1.136 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, Pençe-Kilit Harekâtı’nda bugüne kadar toplam 3.158 Mayın ve El Yapımı Patlayıcı imha edilmiş, 1.327 mağara ve sığınak kullanılamaz hâle getirilmiş, 957’si ağır silah olmak üzere 2.421 muhtelif silah ve bu silahlara ait 910 binden fazla mühimmat ele geçirilmiştir. Bölgedeki operasyon ve faaliyetlerimiz aynı azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanımızın 22 Nisan’da Bağdat ve Erbil’e gerçekleştirdiği ziyaretlerin, Türkiye-Irak ilişkilerinde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyoruz. Terörle mücadelede ülkelerimiz arasındaki iş birliğini kalıcı hâle getirmek için görüşmelere devam ediyoruz. Bu kapsamda ülkemiz ile Irak arasında sonuncusu Bağdat’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması toplantılarının dördüncüsünü, 15 Ağustos’ta Ankara’da icra ettik. Irak Savunma Bakanı ile “Askerî, Güvenlik İş Birliği ve Terörle Mücadeleye Dair Mutabakat Zaptı”nı imzaladık. PKK’yı kendi problemi olarak da görmeye başlayan Irak’ın PKK terör örgütünü “yasaklı örgüt” ilan etmesi yönünde aldığı kararı memnuniyetle karşılıyor, en kısa sürede “terör örgütü” olarak da ilan etmesini bekliyoruz. SURİYE’NİN BİRLİĞİNİ VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ DESTEKLİYORUZ Öncelikle belirtmek isterim ki, Suriye’de yaşanan olayların maddi, manevi, sosyal ve toplumsal yükünü en fazla çeken ülke Türkiye’dir. Malumunuz DEAŞ, ardından da PKK/KCK-PYD/YPG-SDG terör örgütü Suriye’deki güç boşluğundan yararlanarak bölgede terör devleti kurmaya çalıştılar. Suriye’de icra ettiğimiz harekâtlarla terör örgütünü engelledik ve sınırlarımızın güvenliğini sağladık. Bölgede yaşayan veya göç etmiş olan Suriye vatandaşları için güvenli ve istikrarlı bir yaşam alanı oluşturduk. Suriye’deki son gelişmeleri en başından itibaren bölgedeki muhataplarımızla iş birliği ve koordinasyon içerisinde yakından takip ediyoruz. Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekliyor, terörle mücadeleye ise büyük önem ve öncelik veriyoruz. SURİYE’DEKİ SON GELİŞMELERDE BİR DAHLİMİZ YOK Yaşanan son gelişmeler ve ortaya çıkan durum; muhalefetin talepleri ve rejimin bunları dikkate almaması, keza rejimin kendisine iyi niyetle uzatılan eli tutmaması nedeniyle uzun süredir çözülemeyen ve Suriye’nin iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunlardı. Yerel unsurların bu faaliyetlerinin öncesinde veya herhangi bir aşamasında ülkemizin bir dahli olmamıştır. Ayrıca Suriye Millî Ordusunun Suriyeli muhaliflerden meydana geldiğini, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında Suriye’deki ihtilafın bir tarafı olarak açıkça kabul edilen Suriye Geçici Hükümetinin bir parçası olduğunu ve bu hükümetin Savunma Bakanlığının emri altında çalıştığını da vurgulamakta yarar var. Bu kapsamda; - Suriye’nin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve bölgemizin güvenliğine yönelik ağır tehdit oluşturan PKK/YPG terör örgütünün bölgedeki belirsizlikten faydalanmasına asla izin vermeyeceğimizi, Bölgede varlık gösteren terör örgütleriyle mücadele konusundaki tutumumuzun net olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. SURİYE’NİN ARTIK MÜREFFEH BİR ÜLKE OLMA VAKTİ GELDİ Şimdi Suriye’de ortaya yeni bir durum ve gerçeklik çıktı. Suriye’nin artık; istikrarlı, demokratik ve siyasi açıdan birleşmiş müreffeh bir ülke olma vakti gelmiştir. Bunun için bizler de Suriye’de kapsayıcı bir anayasanın kabulü, serbest seçimlerin yapılması, tam normalleşme ve güvenlik ortamının sağlanması konusunda elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz. Bu çerçevede Suriye’de 2254 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı temelinde kalıcı siyasi çözüme ulaşılacağına da inanıyoruz. HUDUTLARDA 93 BİN 349 KİŞİNİN GEÇİŞİ ENGELLENDİ Hudut hattımızda dünya standartlarında ve teknoloji yoğunluklu sistemler etkin şekilde kullanılıyor. Meydana gelen teknolojik gelişmeler ile tedbirlerimizi geliştiriyoruz. Böylelikle hudutlarımızda kaçak geçişlere asla imkân tanımıyoruz. Hâlen hudutlarımızda 8 Hudut Tugayımız, 6 Hudut Alayımız olmak üzere toplam 60 bin personel de görev yapıyor. 1 Ocak 2024’ten itibaren hudutlarımızda 93 bin 349 kişinin geçişi engellenmiş, yakalanan 13 bin 551 düzensiz göçmen ile 280 terörist ve 801 kilogram uyuşturucu madde kolluk kuvvetlerine teslim edilmiştir. Tüm bunlara rağmen hudutlarımızla ilgili daha önce de karşılaştığımız gibi farklı ülke ve zamanlarda çekilmiş, eski ve benzer görüntülerle özellikle sosyal medya üzerinden kamuoyu yanıltılmaya ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yıpratılmaya çalışılmıştır. Yakın zamanda Van-İran sınırımıza bir basın turu düzenledik. Katılan tüm basın mensupları alınan tedbirlerden çok etkilendiklerini belirttiler. TÜRKİYE İLE BİRLİKTE OLANLAR KAZANDI Türkiye; Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda savunma ve güvenlik alanında önemli adımlar atarak bölgesinde ve dünyada etkin bir konuma ulaştı. Bölgesel ve küresel barış için öncü bir rol üstlenen Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmayı sürdürmektedir. Samimi bir yaklaşımla desteklediğimiz kardeş ve dost ülkeler, Türkiye benzeri bir silahlı kuvvetler yapısını kurmamızı talep ediyorlar. Dostlarımızın bu tutumları, güvenlik ve istikrarın tesisine yönelik küresel ölçekte ortaya koyduğumuz gayretin ne denli başarılı olduğunun da bir göstergesidir. Türkiye ile birlikte olanlar kazanacak demiştik. 2024, Türkiye ile birlikte olanların kazandığı bir yıl oldu. 2025, bu gerçeğin perçinlendiği bir yıl olacak diye düşünüyoruz. AZERBAYCAN’A HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERİYORUZ İfade etmiş olduğum uluslararası misyonlarımız çerçevesinde en başta kederde ve kıvançta bir ve beraber olduğumuz Can Azerbaycanlı kardeşlerimizin haklı davalarına her türlü desteği verdik, veriyoruz. Bugün, Karabağ’ın tamamında şanlı Azerbaycan bayrağının dalgalanmasından büyük bir memnuniyet duyuruyoruz. “Tek Millet, İki Devlet” anlayışıyla sarsılmaz bağlara sahip ilişkilerimizi, başta savunma sanayi ve askerî iş birliği olmak üzere, daha üst seviyelere taşımak için aralıksız gayret gösteriyoruz. Öte yandan Kafkasya’da güvenlik ve huzurun tesisi, Azerbaycan ve Ermenistan arasında kapsamlı ve kalıcı bir barış antlaşmasından geçmektedir. Bu konuda iki ülkenin gösterdikleri çabayı ve son dönemde katettikleri ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz. AMACIMIZ İSTİKRAR İÇİNDE TEK BİR LİBYA’NIN OLUŞUMUNA KATKI SUNMAK Yakın bağlarımızın olduğu bir diğer ülke ise Libya’dır. Dost ve kardeş Libya ile son yıllardaki iş birliğimiz artarak devam etmektedir. Bu kapsamda askerî eğitim, yardım, iş birliği ve danışmanlık faaliyetleriyle Libyalı kardeşlerimize destek sağlıyoruz. Amacımız, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini sağlamış; barış, huzur ve istikrar içerisinde yaşayan tek bir Libya’nın oluşumuna katkıda bulunmaktır. Tek Libya hedefine katkı sağlayan her adımı önemli ve değerli buluyoruz. Nitekim son olarak 28 Kasım’da davetimiz üzerine 5+5 Ortak Askerî Komisyonu ile Ankara’da heyetler arası bir görüşme gerçekleştirdik. SOMALİ’YE DENİZ GÜVENLİĞİ ALANINDA DA DESTEK VERECEĞİZ Türkiye olarak Afrika’nın huzur ve istikrarına büyük önem veriyor, Afrikalı dostlarımızla ilişkilerimizi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. Dost ve kardeş ülke olarak gördüğümüz Somali’de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik olarak eğitim, danışmanlık ve destek kapsamında icra ettiğimiz faaliyetler artarak devam ediyor. Somali ile 8 Şubat’ta imzaladığımız İş Birliği Anlaşması ile şu ana kadar yapılan faaliyetlerimizin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Somali’nin isteği üzerine terörle mücadele konusunda kendilerine verdiğimiz desteği deniz güvenliği alanında da vermeye başlayacağız. Bu amaçla Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz, donanma gemilerimizin (TCG Gökova ve TCG Gediz, TCG Ütğm. Arif Ekmekçi) refakat ve korumasında Somali’de görevlerine devam etmektedir. Öte yandan Çarşamba günü, Sayın Cumhurbaşkanımızın arabuluculuğunda Somali ve Etiyopya arasında tarihî bir uzlaşmaya da ev sahipliği yaptık. KATAR’DA DENİZ VE HAVA UNSUR KOMUTANLIKLARIMIZI TEŞKİL ETTİK Etkin bir şekilde faaliyetlerimizi yürüttüğümüz bölgelerden biri de Basra Körfezi’dir. Nitekim dost ve kardeş ülke Katar’da konuşlu Türk-Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımız vasıtasıyla Katar Silahlı Kuvvetlerinin savunma kabiliyetlerinin geliştirilmesini desteklemeye devam ediyoruz. Son olarak Katar’da Deniz ve Hava Unsur Komutanlıklarımızı teşkil ederek bölgede yeni bir sorumluluk üstlendik. Böylece birliklerimiz; bölgesel deniz ve hava güvenliği için caydırıcı bir unsur olurken, aynı zamanda dost Katar Deniz ve Hava Kuvvetlerinin imkân ve kapasitesini daha da geliştirecektir. 89 ÜLKE İLE ASKERÎ ANLAŞMALAR YAPTIK Bu çalışmalarımızın yanı sıra millî menfaatlerimiz doğrultusunda ve ikili ilişkilerimizin geliştirilmesi kapsamında çok sayıda kardeş, dost ve müttefik ülke ile askerî çerçeve, eğitim, iş birliği ve yardım anlaşmaları da imzaladık. Bu bağlamda, bugüne kadar 89 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması, 65 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması, 33 ülke ile Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü imzalanmıştır. Ayrıca, 42 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması ve 13 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması ve 14 ülke ile de Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü’nün imzalanmasına yönelik müzakere süreci devam etmektedir. Bunların yanı sıra yeni anlaşmalar imzalamaya ve eski tarihli anlaşmaları güncellemeye yönelik gayretlerimiz de devam etmektedir. 2024’TE 74 ÜLKE İLE 216 GÖRÜŞME YAPTIK Tüm bunlarla birlikte 74 ülke ile ikili ve çoklu yüz yüze ve telefon görüşmeleri olarak 216 görüşme gerçekleştirildi. 28 yurt dışı ziyaret icra edildi, 24’ü Savunma Bakanı olmak üzere 55 görüşme yapıldı. 158 yabancı zevatı kabul ettik. 3 Savunma Bakanı ile telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Ayrıca, 3 yurt dışı, 21 yurt içi olmak üzere 24 birlik ziyareti gerçekleştirdik. YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE TANSİYONUN YÜKSELMEMESİ İÇİN GAYRET SARF EDİYORUZ Yunanistan ile ilişkilerimize baktığımızda ise son dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri yapıcı bir yaklaşımla ilerletmeyi hedefleyen ortak bir tutum mevcuttur. Biz de bu sürecin barış ve huzur içinde devamına yönelik gerekli tedbirleri alıyor, tansiyonun yükselmemesi için gayret sarf ediyoruz. Diğer yandan, Yunanistan ile aramızdaki güveni artırmayı amaçlayan Güven Artırıcı Önlemler Toplantıları ve bunun sonucu olarak gerçekleştirilen karşılıklı üst düzey ziyaret ve faaliyetler de devam etmektedir. Akdeniz ve Ege Denizi’ni ilgili tüm tarafların meşru menfaatlerine saygı duyulan, iş birliği içerisinde bir istikrar ve refah bölgesi olarak görmek istiyoruz. Tabii barışçıl bir çözüm için çaba gösterirken millî menfaatlerimizden asla taviz vermeyeceğimizi ve bu konuda kararlılığımızın tam olduğunu da vurgulamak isterim. KIBRIS TÜRKÜ’NÜN GÜVENLİĞİ İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMA KARARLILIĞIMIZ TAMDIR Millî meselemiz olan Kıbrıs konusunda ise bugüne kadar ortaya konulan çözüm yöntemlerinden, maalesef bir sonuç elde edilememiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıl dönümünde şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, 50 yıldır Ada'ya (hem soydaşlarımıza hem de Rumlara) barış ve huzur ortamı gelmiş, akan kan durmuştur. Kıbrıs Adası’nda dengeleri bozabilecek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğine tehdit oluşturabilecek her türlü gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Orta Doğu’da yaşananlar sonrası Kıbrıs adasında son dönemde artan hareketlilik ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin silahlanma faaliyetleri Ada’daki hassas dengeye zarar vermektedir. Malumunuz son olarak ABD ile GKRY arasında “Savunma İş Birliğine İlişkin Yol Haritası” anlaşması yapıldı. Bu tutum ABD’nin Kıbrıs Adası’na yönelik tarafsızlığına zarar vermektedir. ABD’nin 2020 yılında aldığı, 2022’de kapsamını genişlettiği ve 2023’te uzattığı GKRY’ye yönelik silah ambargosunu kaldırma kararını, 1 Ekim 2024 itibarıyla bir yıllığına yeniden uzatacağını açıklaması da kabul edilemez bir durumdur. Ada’da tek ve kesin çözüm; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesidir. Türkiye’nin; geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da Kıbrıs Türklerinin güvenliğini, huzurunu ve refahını korumak için her türlü askerî ve siyasi tedbiri alma kararlılığı tamdır. İSRAİL DEVLET TERÖRÜ UYGULUYOR Krizin en başından bugüne kadar, yalnızca bölgedeki değil dünyadaki herkesin güven ve huzuru için acil ve kalıcı ateşkes sağlanarak çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini savunuyoruz. İsrail bugüne kadar alınmış kararlara rağmen, bölgede haksız ve hukuksuz uygulamalarına, masum sivilleri, özellikle çocukları hedef alan katliamlarına devam etmekte, Filistinlilere devlet terörü uygulamaktadır. Öte yandan, İsrail’in Lübnan’a yönelik son saldırıları ve İran ile yaşadığı gerginlik tüm bölgenin kaosa sürüklenme tehlikesini artırmış, İsrail saldırılarının Gazze ile sınırlı kalmayacağı, bölge geneline yayılacağı endişemizin ne kadar haklı olduğunu da göstermiştir. Zira İsrail, işgalci zihniyetini her fırsatta ve gittikçe artan bir saldırganlık ve hukuk tanımazlıkla ortaya koymaktadır. Öyle ki Suriye’de meydana gelen son gelişmeler sonrası İsrail’in Golan tepeleri bölgesindeki yeşil hattı işgali ve Şam’a yönelik saldırıları, bu konudaki haklılığımızın son göstergeleridir. Uluslararası camianın bölgeyi büyük bir tehlikeye sürükleyen bu saldırgan devlete karşı daha da somut adımları bir an önce atması gerekmektedir. Bir kez daha vurgulamak isterim ki; Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrar için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafya bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması şarttır. Öte yandan İsrail’in saldırganlığı altında zor durumda kalan Gazze’ye ve Lübnan’a insani yardımlarımızı ulaştırmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, 19 uçak ve 11 gemi ile 275 bin ton yardım malzemesi bölgeye gönderilmiştir. Ayrıca 10 Ekim’de, çok az sayıda ülkenin yapabileceği çok önemli bir tahliye operasyonunu, Beyrut Limanı’ndan gerçekleştirdik. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞININ SONLANDIRILMASI İÇİN ÇOK YÖNLÜ ÇABALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ Karadeniz’de ise Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş nedeniyle hassasiyet devam etmektedir. İki komşumuz arasındaki bu savaşın sonlandırılması için Türkiye olarak en başından itibaren ortaya koyduğumuz çok yönlü çabalarımızı sürdürüyoruz. Barış olacaksa yine iki tarafla da görüşebilen tek lider olan Sayın Cumhurbaşkanımızın girişimleriyle olacaktır. Karadeniz’e en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak bölgesel sahiplik yaklaşımımızın her zaman altını çiziyor, bu yaklaşımımız çerçevesinde faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Bu doğrultuda Karadeniz’de gerginliği azaltan ve dengeyi tesis eden Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni dikkatle, sorumlu, tarafsız ve tavizsiz bir biçimde uyguladık, uygulamaya devam ediyoruz. Aynı şekilde NATO Müttefiklerimiz; Bulgaristan ve Romanya ile birlikte tesis ettiğimiz Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu ile Karadeniz’deki güvenliğe katkılar sağlıyoruz. Temennimiz, tüm dünyayı etkileyen ve yaklaşık üç yıldır devam eden bu savaşın bir an önce son bulmasıdır. NATO’YA KATKI SAĞLAMAYA DEVAM EDİYORUZ Türkiye; NATO İttifakı’na katıldığı günden bu yana üstlenmiş olduğu tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye; NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak NATO kuvvet yapısına, misyon, operasyon ve karargâhlarına katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - 10 Ekim 2023’te bir yıl süreyle komutasını devraldığı Kosova Barış Gücü (KFOR) Komutanlığı görevini uluslararası sorumluluğun gerektirdiği tam bir tarafsızlık ve şeffaflık içerisinde başarıyla yerine getirmiş, - 18 Ekim 2024’te üstlendiği KFOR Komutan Yardımcılığı görevini devralmış, - 1 Aralık 2024-1 Aralık 2025 tarihleri arasında 65’inci Mekanize Piyade Tugayı Komando Taburumuz ile KFOR İhtiyat Taburu görevini, - 1 Temmuz 2024’te; 4 yıl süreyle üstlendiğimiz Karadeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF BLACK) ile yine 1 yıl süreyle üstlendiğimiz Akdeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF MED) Komutanlıklarını, - 24 Temmuz 2024’te 7’nci kez devraldığı deniz haydutluğuna karşı Birleşik Görev Kuvveti (CTF-151) komutasını, - 3 Aralık 2024’te Kanada Deniz Kuvvetlerinden devraldığı NATO Daimî Deniz Görev Grubu-2’nin komutasını başarıyla sürdürülmektedir. Ayrıca, NATO Daimî Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2’nin komutasını da 16 Aralık’ta, 6 aylığına devralınacaktır. Bosna Hersek’teki Avrupa Birliği Gücü Althea Harekâtı Manevra Bölüğü rotasyonu kapsamında ise bir motorlu piyade bölüğümüz 1 Ocak 2025 tarihi itibarıyla İtalya’dan görevi devralacak ve 30 Haziran 2026’ya kadar 18 ay süreyle görevini sürdürecektir. TSK 2024’TE 140 TATBİKATI BAŞARIYLA İCRA ETTİ Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda yürüttüğü tüm operasyonları ve görevlerinin yanı sıra; etkinlik ve caydırıcılığını daha da artırmak için ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de aralıksız sürdürmektedir. 1 Ocak’tan itibaren 39’u NATO, 32’si Millî, 48’i Davet ve 21’i Özel olmak üzere toplam 140 tatbikat başarıyla icra edilmiştir. 2024 yılında; Kara Kuvvetlerimiz, 10 bölgede aynı anda harekât icra etmiş ve etmekte, Deniz Kuvvetlerimiz, 125 bin 766 saat seyir gerçekleştirmiş, Hava Kuvvetlerimiz, 72 bin 965 sorti, 143 bin 726 saat uçuş yapmış, Farklı coğrafyalarda 70 bin personel ile 20 görev icra edilmektedir. 35 BÜYÜK ORMAN YANGINI SÖNDÜRMEK İÇİN 114 HELİKOPTER İLE DESTEK SAĞLADIK Bakanlığımız tüm bu faaliyetlerinin yanı sıra, yaşanan afet ve acil durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından gelen talepler çerçevesinde arama, kurtarma, ulaştırma, güvenlik, barınma ve iaşe desteği de sağlamaktadır. 1 Mayıs-30 Kasım 2024 (yangın mevsimi) tarihleri arasında Orman Genel Müdürlüğünün talebine istinaden 35 büyük orman yangınına 114 helikopter ile 3.558 sorti ve 7 bin tondan fazla su atımı yapılarak destek sağlanmıştır. MİLLÎ TEKNOLOJİ HAMLESİ, ÜLKEMİZ İÇİN ELZEMDİR Savunma sanayii alanında güçlü ve bağımsız olmayan milletlerin geleceğe güvenle bakabilmeleri mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve teşvikiyle mütemadiyen geliştirilen yerli ve millî savunma sanayii ürünü silah sistemleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetleri her geçen gün daha da artırılmaktadır. Bu anlayışla başlatılan ve üzerinde hassasiyetle durduğumuz “Millî Teknoloji Hamlesi”, egemenlik ve bağımsızlığımız için vazgeçilmez olduğu gibi ülkemizin jeopolitik ve stratejik konumu itibarıyla da elzemdir. Savunmamız ne kadar güçlü ve bağımsızsa, yarınlarımız o kadar güvenlidir. Bugün insansız kara, deniz ve hava araçlarından helikopterlere, silah ve akıllı mühimmatlardan füzelere, hava savunma ve elektronik harp sistemlerine kadar geniş bir yelpazede ihtiyacımız olan teknolojileri, yerli ve millî olarak tasarlayıp üretiyor ve çok sayıda ülkeye de ihraç ediyoruz. Tasarımdan üretime kendi imkânlarımızla geliştirdiğimiz sistemleri kardeş, dost ve müttefik ülkelere de ihraç ederek ekonomimize de önemli katkılar sağlıyoruz. Bu kapsamda büyük bir başarıyla hizmet veren ve dünya klasmanında takdir gören silahlı/silahsız insansız hava sistemlerimiz; Akıncı, TB-2,TB-3, Aksungur, Anka ve üretimi devam eden Kızılelma ve Anka-3’ün yanı sıra; - Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız “HÜRKUŞ”, - Jet eğitim uçağımız “HÜRJET”, - Genel maksat helikopterimiz “GÖKBEY” ve taarruz helikopterimiz ATAK, - İlk yerli ve millî savaş uçağımız KAAN, - Ana Muharebe Tankımız ALTAY, - MİLGEM projesi kapsamında üretilen korvetler, - Millî Denizaltı (MİLDEN Projesi), - İSTİF sınıfı fırkateynler ve özellikle TCG ANADOLU ülkemizin savunma sanayi atılımlarının en somut örnekleridir. Son olarak geçtiğimiz ay Bayraktar TB-3’ün, millî gururumuz ve donanmamızın amiral gemisi TCG Anadolu’dan ilk kalkış ve inişini başarıyla gerçekleştirmesi de / yerli ve millî savunma sanayindeki adımlarımızın en son örneğidir. Ayrıca, Dizayn Proje Ofisimiz tarafından, yerli ve millî olarak tasarlanan ve üretilen Ada Sınıfı korvetlerimiz ve İstanbul firkateynimizden sonra / 3’üncü proje olan TF-2000 hava savunma harbi muhribi ile 4’üncü proje olan millî uçak gemisinin tasarım faaliyetleri de başarıyla devam etmektedir. Önümüzdeki yılın ilk aylarında, bu iki proje kapsamında sac kesme faaliyetlerinin de yapılmasını planlıyoruz. Öte yandan uzun menzilli hava savunma sistemleri (SİPER), füze teknolojileri ve elektronik harp sistemleri gibi kritik savunma sanayi projelerimizde de önemli aşamalar kaydedilmiştir. Türk savunma sanayisinin önemli bir yapıtaşı olarak hayata geçirilmekte olan Çelik Kubbe; kısa, orta ve uzun menzilli hava savunma silah sistemlerimizin (KORKUT, HİSAR-A/HİSAR-O, GÖKDEMİR, SİPER) entegre biçimde görev yapmasını sağlayan, günümüzün tehditlerini bertaraf etme kabiliyetine sahip etkili ve katmanlı bir hava savunma mimarisidir. Bu “güvenlik şemsiyesi”ni inşa edecek teknolojik olgunluğa erişmiş durumdayız. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

51,702 görüntüleme • 1 yıl önce

🔴 Sayın Erdoğan'ın bir kez daha aday olmak istediği sır değil. Mevcut anayasa buna engel. Anayasa değişmeden veya mecliste 360 olmadan bir kez daha aday olamayacak. Dolayısıyla bu yasama dönemi içerisinde başarmayı umduğu eşik 360 sayısına ulaşmak. 🔴 Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin bizim bütün muhalefetimize rağmen parlamentoda yapmak istediği de yapamadığı ne var? Çoğunlukları var. Biz muhalefetimizi yapıyoruz, topluma anlatıyoruz. Meclisten muhalefetimizi yapıyoruz ama işte en son, bu kayyum yasası, dezenformasyon yasası da bu parlamentodan çıktı. 🔴 Bir yerde tamamen siyasi amaçları için kullandığı bir yargı mekanizması da var. Bir yerinde yargı denen bir aykırı da var. Dolayısıyla bunları zaten yapan bir Erdoğan var, bir Adalet ve Kalkınma Partisi var. Yani bu süreç bizi kötüye götürecek falan değil, zaten kötüyüz. Bundan daha kötü hal ne var? 🔴 İstediğine karşı dava açıyor, istediğini gözaltına alıyor, istediğini hapse atıyor, şirketlere kayyum atıyor, belediyelere kayyum atıyor, demokratik alanı sınırlandırmış. Böyle bir Türkiye gerçekliği var. 🔴 Bir de bütün bu silahlı eylemlerden, terörden, şiddetten, bütün politikasını bunun üzerine kurmuş Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı var. Bütün muhalefeti bununla suçlayan, bununla toplumu ve kendi kitlesini bir yerde tutmaya çalışan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı var. 📌 Zorlu Holding CEO'su Cem Köksal gözaltına alındı. Bir şirket içerisindeki bir tartışma, iç yazışma, şirketin kendi geleneğini bir vesileyle ortaya koymuş olması, hemen gözaltına alındı. Yarın öbür gün belki diyecekler ki biz Zorlu Holdinge kayyum atıyoruz. Bakın bu zemin var. Türkiye'de bu süreçle beraber her şey güllük gülistanlık olacak falan değil. 📌 Daha alttaki bir yöneticinin Ramazan mesajıyla ilgili yaptığı bir paylaşımdan kaynaklanan ve daha sonra şirket içerisinde CEO ile aralarındaki bir görüş haline ilişkin bir tartışma. Bakın iş yazması. Bu yargının konusu olamaz. Kamuoyuna dönük bir yazışma değil bu. 📌 Diyarbakır aynı zamanda bir siyasi merkezi, bir kimlik merkezi. Bu sorunun en çok konuşulduğu, 7 yaşından 70 yaşına kadar insanlar, sokaktaki herkes, işinde gücünde olan sanayici, herkes sonuçta bu sürecin değerli bir olduğunu düşünüyor. 📌 İnsanlar büyük bir umutla gelmişler Dağkapı Meydanı’na ama sırtlarını dönüp gitmişler. Bu mesele onur gurur yarıştıracak, yendik yenildik, ezdik kafasını kopardık meselesinden çok daha öte bir duygu halidir aynı zamanda. 📌 Türkiye'de canı yanan, gerçekten içi acıyan binlerce insan var, on binlerce insan var. Şehit yakınları var, gaziler var, bu işten zarar görmüş insanlar var. 🔴 Kolektif bir biçimde bundan zarar görmüş, 3 milyon insan zorunlu göç etmiş, köyler zamanında boşaltılmış, bilmediğimiz kadar faili meçhul cinayet var. Bu kadar ağır travmadan bahsediyoruz. Dolayısıyla böyle ağır bir sorunu konuşuyoruz. 🔴 Adalet ve Kalkma Partisi şunu başardı nu sorunu Türkiye'nin meselesi olmaktan çıkardı, 2002'den sonra bölgesel ve uluslararası bir sorun hale getirdi. “Böyle büyük başarısı var.” Türkiye'nin kendi sınırları içerisinde bunu çözme imkanı varken böyle daha bölgesel hale getirdi. Türkiye'nin gerçek güçleri bunu çözme konusunda iradesini tam olarak ortaklaştıramazsak, kenarda bekleyenler var, oyuna girecekler. 🔴 O nedenle ne yapılacaksa topluma güven verecek bir şekilde parlamentoya açık yapılması lazım ki, biz bir rıza üretelim toplumdan. Yani o rızayı üretelim ki, arkasında bir toplumsal destek olsun. 🔴 Zarar görmüş, gerçekten acısı halen dinmemiş mağdurların rızası çok önemli. Şehit yakınlarının, gazilerin gerçekten bu süreçle ilgili olarak bir daha gençlerin, çocukların ölmemesi için gösterecekleri olgunluk çok önemli. 🔴 Önümüzde Türkiye olarak, hep beraber yürütebileceğimiz bir süreç var. Biz Adalet ve Kalkınma Partisi'ne güvenerek değil, Sayın Erdoğan'a güvenerek değil, bu toplumun barış isteğine güvenerek siyaset yapmak durumundayız. Halk TV gökmen karadağ

Sezgin Tanrıkulu

23,514 görüntüleme • 1 yıl önce

Fikret Hocam GİMDES hakkındaki ifadelerini şimdi gördüm. Tam bir fecaat, rezalet, skandal. Hocam evvela konuştuğun kurum hakkında ya yeterli bilgiye sahip olacaksın ya da mevcut bilgin neyse haddi aşmadan mevzuyu karikatürize etmeden konuşacaksın. Kurum hakkındaki ifadelerin neredeyse iftira düzeyinde ve kurumun çalışma usulüne dair hiçbir şey bilmiyorsun. Şahsen GİMDES'in Denetçi eğitimlerine katılmış, standartları, çalışma prensipleri ve usulüne dair teorik ve pratik eğitim almış ayrıca bir dönem de aktif olarak denetimlere katılarak sertifikalama faaliyetlerinde rol almış biriyim. Kurum temsilcisi olarak değilim ama bu garip sözleri duyup vefa gereği müdahale etme ihtiyacı hissettim. 1. Ayran kısaca sütün mayalanmasıyla elde edilen bir ürün, ülkemizde domuz şırdanı kullanılarak mayalama yapılıyor. Sığır şırdanı vb mayalar kullananlar da bu mayaların ekserisini yurtdışından alıyor, yurtdışında hayvan kesimlerinin İslami usulllere göre yapılmadığı malum. "Ya ayran içsen haram olacak nerdeyse" diye karikatürize etmeye çalıştığınız vaka küçümsediğiniz gibi değil. 2. GİMDES sertifika verdiği hiçbir ürünü bu helaldir, bu haramdır diye ayırmaz. "Helal Sertifikalı Ürün" "Sertifikasız Ürün ya da Şüpheli Ürün" olarak değerlendirir. Yani GİMDES helal haram belirlemez, her kurumun olduğu gibi GİMDES'in de Standartları vardır. Bu standartlarda neredeyse her şeye sertifika verebilmektedir. GİMDES Helal hassasiyeti konusunda ilgililere standartları doğrultusunda garanti verir. Yani garantör bir rol üstlenir. Bu kapsamda lojistik firmasına dahi GİMDES sertifika verir. Gıda, kozmetik, temizlik vb pek çok alanda özel standartları vardır. GİMDES logosunu gördüğünüzde ürün ve hizmetin o standartları taşıdığını görürsünüz. Ayrıca küçümseyerek anlatıp örnek verdiğin ıslak mendil vb ürünlerin proseslerinde ne var nasıl üretiliyor eminim bu bilgiye sahip değilsin ve küçümsüyorsun. Bu gibi ürünlere kanserojen pek çok madde giriyor. Her neyse uzamasın. 3. GİMDES dini oyuncak edip cılkını çıkartmak için değil bilakis modern kapitalist seküler ne mal olduğu belli olmayan devletlerde Müslümanların yeyip içtikleri temizlendikleri ürünler üzerinde zannı galipleri artsın, her şeyin endüstiriye dönüştüğü dünyada helal haram hassasiyeti daha rahat yaşansın diye faaliyet yürüten bir kurumdur. Bünyesinde Türkiye'nin önemli ve değerli hocalarıyla oluşturduğu bir FIKIH HEYETİ vardır. (Heyetteki hocaların adını yorumlarda vereceğim.) 4. Videonun 50ç saniyesinde GİMDES'e büyük bir iftira atıyorsun. GİMDES hiçbir zaman bizim size saydıklarımız dışında haramdır dememiştir, demez, diyemez. Eğitimlerinde eşyada aslolanın ibaha olduğunu, emir ve nehiylerle ancak bir şeyin yenilmesi, kullanılmasını yasak olacağını anlatır. Neden iftira ediyorsun? Neden bu şekilde abartılı bir üslup kullanıyorsun? Ekranın şehvetine kapılmayasın aman ha! 5. Bu adamlar helalin haramın ne anlama geldiğini bilmiyorlar diyerek büyük bir camiayı ve seni katlayıp üst üste koyacak hocaları hedef alıyorsun. Kurum hakkındaki cehaletin seni böyle büyük ve hadsiz ifadeler kullanmaya sevk ediyor. Yazık. 6. Saçma sapan bir kasap örneği veriyorsun ve algı yapıyorsun. Türkiye'de koca koca markalar giyotinle kesim yapıyordu, koca koca firmaların elle kesim yapan kasapları arasında ateistler inançsızlar vardı. Kasapların pek çoğu namaz kılmıyor vb sıkıntılar mevcut. GİMDES ya da hiçbir Mmüslüman yeyip içtiğimiz şeylerde klinik analiz yapmalıyız demiyor zaten, konuyu böylesine abartıp sunman sözün şehvetinden başka bir şey değil. 7. GİMDES, denetleyip standartların ıuygulattığı ve sonunda sertifika verdiği kurumla arasında günün sonunda bir yemin metni imzalar ve kurum temsilcisi de GİMDES görevlisi de Allah adına yemin ederek üretilen şeyin dört mezhep içinde fıkhi ölçülerle GİMDES standartlarında olduğuna yemin eder. Neticede GİMDES sertifka verdiği hiçbir ürüne Helal demez, zannı galiple ve edilen yeminlerle şahitlik yaptığını beyan eder. 8. Konuşmanın geri kalanında GİMDES'in külliyyen yanlış bir sunum yaptığını söylüyorsun. Çok açık söyleyeyim yetersiz bilginle, cahilane tavrınla bir kuruma buhtanda bulunuyorsun. Külliyyen yanlış dediğin şeyin cüzünden bile haberin yok. Bazı konularda güzel işler çıkarıyorsun ama bu videon tam bir rezillik. Yaptığın bu rezil videoyu silmeli ve kurumdan özür dilemelisin. 9. Ayrıca bir söz uydurup GİMDES Hadisine mi uyuyorsunuz diyorsun. Bu çok terbiyesizce bir şey. Bir ilim talebesi olduğunu, ilimle iştiğal ettiğini ve hassasiyet sahibi Müslümanlara hitap ettiğini unutma. Bu ne biçim bir üslup. Birçok ilim sahibi hocamızın denetiminde fetvalarıyla adım atan iş üreten ve Müslümanlara hizmet eden bir kurumu bu şekilde aşağılamana müsaade edemem. 10. Son olarak, bozuk üslubun, hakkında bilgin olmadan konuşarak iftira attığın, karikatürize ederek küçümsediğin bu üslubunu terk etmeni, bu rezalet videoyu kaldırmanı, GİMDES'ten özür dilemeni ve bir ilim talebesine yakışmayacak bu kötü üslubu terk etmeni tavsiye ederim. Fikret Çetin 11. GİMDES'e dair daha pek çok şey söyleyebilirim ama çok uzadı. Bu kadarı yeterli gelecektir. Açıp detaylandırmamı istediğiniz bir husus olursa yorumlardan ya da dm den yazabilirsiniz.

Hüseyin Kılıç

429,431 görüntüleme • 1 yıl önce

Filmin sonu belli mala Anlatır gibi anlattı Gökhan Dinç: Kurmakol kendisine verilen görevi layıkıyla yaptı. Türkiye'de bir tiyatro oynanıyor. Tiyatro oyuncuları ya da tiyatro sanatçıları buna üzülmesinler. Türkiye'de bir tiyatro oynanıyor. Türkiye'de oynanan şeyin adı futbol falan değil. Artık her şeyi göz göre göre yapıyorlar. Artık her şeyi bile bile yapıyorlar. Yasin Kol'u tercih ettiklerinde ben Yasin Kol'unu çektiler demiştim. Şimdi artık... Söylem değiştiriyorum. Kurma kol. Kurma kol böyle istedi kurma kol. Birisi kolu kuruyor o kol da istediği şeyi yapıyor. Ya arkadaş nasıl bir insan evladı o kadar uzun mesafeden o kadar uzak mesafeden o pozisyonu önünde o kadar çok oyuncu varken üstelik Beşiktaşlı oyuncu nispeten senin görüş açını da kapatmışken sen bu pozisyonda ne gördün ne verdin be insan evladı. Yani maç senin çok güzel bir lafın var. Maç Kadıköy'de oynanıyor sen penaltıyı Beşiktaşlı. Ya bu kadar uzak mesafede, önünde... Bir, iki, üç, dört, beş, altı tane oyuncu var. Altı tane oyuncu var. Bir tane top var. Üç tane futbolcu. Sonrasında iki futbolcunun arasında kalıyor. Üstelik ön tarafta cephede kaleci görse anlarım. Bak Beşiktaş'ın kalecisi görse pozisyon hakem orada olsa anlarım. Gördü bir şey verdi diye. Sen kafanı yastığa nasıl koyacaksın? Ve sadece sen değil maçın var hakemi de. Yani gerçekten bu kadar iğrenç bir futbol ikleminde olduğumuz için. Kelimeleri bulamıyorum. Gerçekten bir kurma kol var. O kol kurulu geliyor istediğini yapıyor. Şimdi bana diyorlar ki bay efendim kaydı yerdeki ayağa temas etti bilmem ne. Bir pozisyon faal değil. İki pozisyon faal olsa bile pozisyon dışarıda. Bir başka versiyon. Bak çocuk dokunuyor burada. Topa dokunuyor. Kaldı ki burada bir müdahale varsa zaten o beyaz çizgi de ceza sahası çizgisi. İnsanlara anlat anlat bitmiyor. Ama şu var kardeşim sadece Yasin kol da değil iş. Yasin kol zaten belli. Türkiye'de olmamı hak etmediği ilgiyi gören bir futbol hakemi. Yani bence uzaktan yakından hakemlikle alakası yok ama çok iyi bir görev adamı. Kendisine verilen görev neyse onu net şekilde yapıyor. Ben bir gün yönetici olursam ya da herhangi bir fabrikada müdür olursam ya da bir televizyon kanalının başına geçersem kesin Yasin Kol'u alırım. Yasin Kol tam bir emir eri. Ne deniyorsa onu yapıyor. Ya şu anda Yasin Kol ve maçın var hakeminin ortaklaşa yaptığı bir tiyatro oyunu, kurduğu bir tiyatro oyunu izliyoruz. Ama onlar da sadece onlar da değil. Şimdi ilerleyen konu başlıklarında Hasan Arat'ı orada konuşacağız. Şimdi bak sevgili kardeşim burada çok net bir şey var. Ortada bir film var. Sezon başından beri bak sezon başından beri hakemlerin desteğiyle lig yarışında kalan Fenerbahçe yine hakemler tarafından kollanan Fenerbahçe yine Hakem kararlarıyla maç kazanan Fenerbahçe şu anda lig yarışının üstünde. Lig yarışının içerisinde. Dün maçı kaybetseydi Fenerbahçe yani berabere bitseydi. Bir puan alabilseydi Fenerbahçe. Bu kimin işine yaramazdı? Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı'nın işine yaramazdı. Kimin işine yaramazdı? MHK Başkanı'nın işine yaramazdı. Kimin işine yaramazdı? MHK'nin çocuklarının işine yaramazdı. Yayıncı kuruluşa yaramazdı. Bunların hepsi bir plan. Bence bir plan var ve o planda... Misler gibi işliyor. Şimdi düne kadar sadece Fenerbahçe ile Galatasaray yarışın içerisindeydi. Fenerbahçe bu hafta kaybetseydi bambaşka bir şey olacaktı. Şimdi Trabzonspor da yarışın içerisine dahil oldu. Trabzonspor, Beşiktaş dışında. Trabzonspor, Fenerbahçe, Galatasaray şampiyonluk. Mis gibi abi. Yani birisi senaryoyu yazıyor ve birileri de oynuyor. Bizler de izleyiciyiz. Her yıl aynı senaryo oynanıp duruyor Samet. İnanılır gibi değil ya. Figüranlar değişiyor, başroller değişiyor. Filmin senaryosu... Aynı ya. Aynı şey gibi. Aşkı Memnu gibi. Peki film yine aynı sonuna mı biter Gökhan abi? Abi yine aynı son belli. Filmin sonu kaçınılmaz. Bak kaçınılmaz. O yüzden Galatasaray taraftarı birazcık sakin kalmalı. Tabii ki onların böyle kımıl kımıl...

Galatasarayultrataraftar

23,335 görüntüleme • 3 ay önce

■ TRUMP : İran’a yönelik olarak “Önümüzdeki iki ila üç hafta içinde onları son derece sert şekilde vuracağız.Onları ait oldukları yere, TAŞ DEVRİ ’ne geri göndereceğiz” dedi. ■ "TRUMP , İsrail'in TÜRKİYE ile savaşabilmesi için NATO'dan ayrılmak istiyor. " ABD 'li hesaplar üzerinden dünyaya yayılan tweet . ■ ABD'nin NATO'dan ayrılması İsrail ve Rusya'nın ortak hedefidir. Bu durum Avrupa'nın Rusya'ya karşı savunmasını zayıflatır. TÜRKİYE'Yİ İsrail- ABD'nin saldırılarına açık hale getirir. ■ SON ÜÇ HAFTADA AB VE AP tarafından Türkiye'nin Avrupa Güvenlik Şemsiyesine katılım talepleri reddedildi veya dikkate alınmadı. AP Güvenlik ve Savunma Alt Komitesi (SEDE) yaptığı oylamada, 2028–2034 yıllarını kapsayacak Horizon Europe programının savunma bileşenlerinden Türkiye’nin dışlanması yönünde karar verdi. Türkiye : Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE) programına katılmak istediğine dair AB Konseyi'ne iletilen mektubu, değerlendirilmeye dahi alınmadı. ■ 1300 ABD askeri DUBAİ'YE indi : Dubai'deki üslerden İran altyapısına saldırıya hazırlandıkları ve kara harekâtı hazırlıklarının tamamlandığı belirtiliyor. ■ TÜRK DONANMASI: KKTC'ye karşı Rum kesiminde demirlerinde BATI donanmasına karşı Akdeniz'de Mavi Vatan tatbikatı düzenlemeye başladı. Tatbikat 3 Nisan'dan İtibaren 10 gün sürecek. ■ İSRAİL : Savunma Bakanı Ben Gvir, idam infazlarının yapılacağı odayı büyük bir iştahla gösteriyor! Adeta Hitler'in "GAZ ODALARI" gibi! ■ İRAN GENELKURMAY BAŞKANK EMİR HATEMİ: "ABD ve İsrail’in hareketlerinin "anbean" izlenmesi talimatını vererek,"Düşmanın kara harekatı başlatması durumunda bir kişi dahi sağ kalmamalı." ■ HUSİLER/YEMEN: Ortadoğu’daki çatışmanın büyümesi halinde Babülmendep Boğazı’nı kapatabileceklerini açıkladı." ■ Güney Kıbrıs tarafında Rum gruplar, LEFKOŞA'nın KKTC tarafında bulunan sivillere taş, sopa ve EL YAPIMI PATLAYICIYLA saldırı gerçekleştirdi. ■ ÇEVRE ŞEHİRCİLİK ve İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKANLIĞI , 2015'ten bu yana yürürlükte olan yönetmeliği düzenleyerek, marketler atık yağ toplama noktası olacak,evlerde biriken yağlar ise geri dönüştürülerek JET yakıtına dönüştürülecek. ■ MAZOT 80 TL'YE DAYANDI ! Dün Motorine 6,58 TL, benzine ise 92 kuruş zam yapıldı . ■ İSRAİL'İN WASHİNGTON BÜYÜKELÇİLİĞİ :İsrail'i eleştiren herkes bizim düşmanımız. Google ile sizi izleyeceğiz. Açıklarınızı bulacağız.İşinizden çıkaracağız, işiniz varsa iflas ettireceğiz. ■ BARLAS YURTSEVER:İran/ İsrail savaşı Türk turizmini vurdu . 2026 sezonunda 56 milyar dolarlık kayıp oluşabileceği düşünülüyor. ■ DÜNYA'NIN farklı bölgelerinde gökyüzü atmosfer kırmızımsıya dönüşüyor. Avusturya , Libya , Yunanistan'da gökyüzü kırmızıya dönüştü. EVET BU bir doğa olayı ! Bunun metafizik ve ezoterik bir yanı var. Gökyüzünün veya havanın kırmızı renge bürünmesi, tarih boyunca metafizik öğretide derin anlamlar yüklenen güçlü bir semboldür. o Bu durum genellikle bir eşik, uyarı veya yoğun enerji değişimini gösterir . ▪︎ Kırmızı, simyada ve ezoterizmde "Rubedo" (kızarma) aşamasını temsil eder. Bu, dönüşüm sürecinin son ve en yüksek aşamasıdır. Gökyüzünün kızarması, mevcut düzenin sona erdiğine ve yeni bir spiritüel dönemin, çoğu zaman sancılı bir doğumla başladığına işaret eder. ▪︎ Kadim metinlerde,büyük toplumsal sarsıntılardan önceki bir "ikaz" olarak nitelendirilir. ▪︎ Gökyüzünün alışılmadık bir tonda kızarması, manyetik alanlardaki değişimle ilişkilendirilir. Bu durum, "perdenin incelmesi" olarak adlandırılan, farklı boyutlardan gelen enerjilerin dünyamıza daha yoğun akmaya başladığı bir geçiş koridoru olarak kabul edilir. • Metafizik geleneklerde doğa olayları, insanlığın kolektif bilinciyle bağlantılı görülür. Havanın kırmızıya dönmesi !!! ▪︎ Toplumda biriken negatif enerjinin (öfke, nefret, şiddet) dışavurumu. • ilahi adaletin veya "karmanın" devreye girdiği bir uyarı dönemi. Durumun özeti: KIRMIZI renkli, KANLI bir sürecin başladığı gökten iletilmiş. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

56,908 görüntüleme • 3 ay önce

Millî Savunma Bakanlığı Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı, Kara Kuvvetleri Komutanlığımızda gerçekleştirildi. Kara Kuvvetlerimizin kuruluşunun 2235’inci yılı dolayısıyla Kara Kuvvetleri Karargâhında düzenlenen toplantıda, Millî Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk şu bilgileri paylaştı: KARA KUVVETLERİMİZ, DÜNYANIN EN ETKİN VE CAYDIRICI ASKERÎ GÜÇLERİNDEN BİRİDİR Değerli Basın Mensupları, Asırlar boyunca Türk milletinin bağımsızlığının, devletimizin bekasının ve vatanımızın güvenliğinin en önemli teminatlarından biri olan Türk Kara Kuvvetlerimizin 2235’inci kuruluş yıl dönümü münasebetiyle Kara Kuvvetleri Komutanlığımızda icra ettiğimiz Millî Savunma Bakanlığı Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı’na hoş geldiniz. Mete Han'ın kurduğu askerî teşkilattan Sultan Alparslan'ın Malazgirt Zaferi'ne, Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’un Fethi'nden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde kazanılan Millî Mücadele'ye uzanan köklü mirasa sahip Kara Kuvvetleri Komutanlığımız gelişmiş teknolojiye sahip, harekât etkinliği yüksek, her türlü tehdit ve risk karşısında görev yapabilen dünyanın en etkin ve caydırıcı askerî güçlerinden biridir. Konvansiyonel ve hibrit harbi kapsayacak şekilde harbe hazırlık seviyesini teknolojik gelişmelerle daha ileri taşımaya devam eden Kara Kuvvetleri Komutanlığımız; - Siber savunma, ağ destekli ve elektronik harp yeteneklerini geliştirmeyi, - Yapay zekâ destekli karar destek sistemlerini yaygınlaştırmayı, - İnsansız hava araçları (İHA), taarruzi İHA, hava savunma ve uzun menzilli füze sistemlerine yönelik projelere ağırlık vererek, yerli ve millî savunma sanayi ile tam uyum içinde çalışmak suretiyle geleceğin harekât ortamını şekillendirmeyi hedeflemektedir. Köklü geçmişi, güçlü kurumsal yapısı, modern imkân ve kabiliyetleriyle görevlerini başarıyla icra eden Türk Kara Kuvvetlerimizin 2235’inci kuruluş yıl dönümünü şimdiden kutluyor; başta Ebedî Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, vatan uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle, gazilerimizi şükranla anıyoruz. ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLERLE KUTLANACAK Kara Kuvvetlerimizin kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamında; - Bugün (25 Haziran) İstihkâm Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı / İzmir’de, - Yarın (26 Haziran) 28’inci Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı / Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, 28 Haziran’da ise, - 23’üncü Komando Tugay Komutanlığı/İstanbul’da, - 7’nci Kolordu Komutanlığı/Diyarbakır’da, - 5’inci Zırhlı Tugay Komutanlığı/Gaziantep’te, - 20’nci Zırhlı Tugay Komutanlığı/Şanlıurfa’da, - 14’üncü Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı/Kars’ta, - Ege Ordusu Komutanlığı/İzmir’de ve - 1’inci Hava İndirme ve Komando Tugay Komutanlığı/Kayseri’de kutlama törenleri icra edilecektir. Gençlerimiz başta olmak üzere tüm halkımızı söz konusu etkinliklere davet ediyoruz. TERÖRLE MÜCADELEMİZ SÜRÜYOR Kıymetli Basın Mensupları, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, ülkemizin ve milletimizin güvenliği ile devletimizin bekası için terör başta olmak üzere her türlü tehdit ve tehlikeye karşı sürdürdüğü mücadele kapsamında son bir hafta içerisinde; - 7 PKK’lı terörist daha teslim olmuş, - Harekât bölgelerinde mayın ve el yapımı patlayıcı ile mağara, sığınak ve barınak tespit ve imha çalışmalarına devam edilmiş, Hudutlarımızda; - 4’ü terör örgütü mensubu olmak üzere 434 şahıs yakalanmış, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 4 bin 968 olmuş, - Engellenen 985 şahıs ile birlikte bu yıl içerisinde engellenen kişi sayısı da 39 bin 290’a ulaşmıştır. Ayrıca, son bir haftada Hakkâri hudut hattında yapılan arama tarama faaliyetinde 55 kilogram (54.766 gram) uyuşturucu madde ele geçirilmiştir. BÖLGESEL VE KÜRESEL BARIŞ VE İSTİKRARA KATKILARIMIZ SÜRÜYOR Değerli Basın Mensupları, İkili iş birlikleri, bölgesel inisiyatifler ve çok uluslu görevler kapsamında birçok coğrafyada başarıyla görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; bölgesel ve küresel barış için öncü bir rol oynamaya devam etmektedir. 1 Temmuz 2025-30 Haziran 2026 tarihleri arasında komuta edilen NATO Amfibi Görev Kuvveti Komutanlığı (CATF) ve Çıkarma Kuvveti Komutanlığı (CLF) görevi, 30 Haziran’da Hollanda’ya devredilecektir. “2026 Yılı Güven Artırıcı Önlemler Uygulama Planı” çerçevesinde; - Aksaz Deniz Üs Komutanımızın, 30 Haziran-2 Temmuz tarihleri arasında Yunanistan Suda Deniz Üs Komutanı’nı, - 4’üncü Mekanize Piyade Tugay Komutanımızın, 1-2 Temmuz tarihlerinde Yunanistan 31’inci Mekanize Piyade Tugay Komutanı’nı ziyaret etmesi planlanmaktadır. MUTABAKATI MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUZ Orta Doğu’daki gelişmeler kapsamında; ABD ile İran arasında varılan mutabakatı memnuniyetle karşılıyor, mutabakatın korunması ve sürdürülen teknik müzakerelerde ilgili tüm tarafların sağduyulu ve sorumlu bir tutum sergilemesi temennimizi yineliyoruz. Öte yandan, imzalanan mutabakata rağmen Lübnan’ın güneyinde işgaline devam edeceğini açıklayan ve bölgedeki saldırgan tutumunu sürdüren İsrail, uzlaşma çabalarının önündeki en büyük engel olmaya devam etmektedir. Sürecin sabote edilmesine yönelik girişimlerin önlenmesi bakımından uluslararası toplumun İsrail’in politikalarına karşı daha kararlı bir tutum sergilemesi ve somut adımlar atması gerekmektedir. Ülkemiz, bölgesel barış ve istikrarın korunmasını önceleyen yaklaşımını sürdürmeye ve bu yöndeki çabalara katkı sağlamaya devam edecektir. SAYIN BAKANIMIZ, NATO SAVUNMA BAKANLARI TOPLANTISI’NA KATILDI Kıymetli Basın Mensupları, Sayın Bakanımız, 18 Haziran’da, Brüksel’de icra edilen “NATO Savunma Bakanları” ve “Ukrayna Savunma Temas Grubu” toplantılarına iştirak etmiş, 19 Haziran’da, Mısır’ın Ankara Büyükelçisini kabul etmiş, aynı gün Kamerun Millî Günü dolayısıyla Ankara’da düzenlenen resepsiyona katılmıştır. 20 Haziran’da, çekimlerine TCG İstanbul’da devam edilen “Operasyon Alesta” setini ziyaret eden Sayın Bakanımız ardından Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle gerçekleştirilen “CAm. Roman korvetinin Romanya Deniz Kuvvetlerine Teslimi ile TCG Koçhisar’ın Hizmete Giriş Töreni”ne Komuta Kademesiyle iştirak etmiştir. 23 Haziran’da resmî davetlisi olarak ülkemize gelen Moğolistan Savunma Bakanı’nı ağırlayan Sayın Bakanımız; mevkidaşı ile “Askerî Öğretim İş Birliği” ve “Askerî Mali İş Birliği” anlaşmaları ile “Nakdî Yardım Uygulama Protokolü”nü imzalamış, Aynı gün (23 Haziran), Sayın Cumhurbaşkanımızın Polonya Cumhurbaşkanı ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirdiği görüşmeye refakat etmiştir. Sayın Bakanımız 24 Haziran’da, - Arnavutluk Parlamentosu İçişleri ve Savunma Komitesi Başkanı ve beraberindeki heyeti, - Ankara Valisi ile - Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçisini kabul etmiştir. Sayın Genelkurmay Başkanımız 22 Haziran’da; - Sayın Hava Kuvvetleri Komutanımızın resmî davetlisi olarak ülkemize gelen Romanya Hava Kuvvetleri Komutanı ile Pakistan Millî Savunma Üniversitesi rektörünü kabul etmiştir. - 23 Haziran’da, Moğolistan Savunma Bakanı ile bir araya gelen Sayın Genelkurmay Başkanımız, - 24-25 Haziran’da Mısır’da icra edilen Türkiye-Mısır Üst Düzey Askerî Diyalog Toplantısı’na mevkidaşı ile başkanlık etmektedir. Sayın Deniz Kuvvetleri Komutanımız, Belçika Deniz Kuvvetleri Komutanının resmî davetlisi olarak 24-26 Haziran tarihleri arasında Belçika’ya ziyaret yapmaktadır. Sayın Hava Kuvvetleri Komutanımız; 22 Haziran’da Romanya, 24 Haziran’da Moritanya Hava Kuvvetleri Komutanını ağırlamıştır. Bakan Yardımcımız Sayın Salih Ayhan, 21-25 Haziran tarihleri arasında Birleşik Krallık’a gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında, Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı Savunma Sanayi ve Hazır Bulunuşluktan Sorumlu Bakan Yardımcısı ile bir araya gelmiş, ayrıca önde gelen savunma sanayi kuruluşlarıyla ikili görüşmelerde bulunmuştur. “13’üncü Türkiye-Birleşik Krallık Üst Düzey Askerî Diyalog Toplantısı” 17-18 Haziran’da Genelkurmay 2’nci Başkanımızın katılımıyla Londra’da gerçekleştirilmiştir. TSK EĞİTİM-TATBİKAT FAALİYETLERİ İLE ULUSLARARASI GÖREVLERE DEVAM EDİYOR Değerli Basın Mensupları, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetleriyle harekât kabiliyetini geliştirmeye, modern harp yeteneklerini ileri seviyeye taşıyarak etkinlik ve caydırıcılığını artırmaya devam etmektedir. Bu kapsamda; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hava sahası, kara suları ile ana karası üzerinde ve Türkiye’nin arama-kurtarma bölgesi içerisinde yer alan uluslararası sularda gerçekleştirilen “Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2026 Arama Kurtarma Davet Tatbikatı” yarın (26 Haziran) sona erecektir. 22 Haziran-3 Temmuz tarihleri arasında Konya’da icra edilen “Türkiye-Azerbaycan-Mısır Üçlü Kartal Tatbikatı” ile Çeşitli unsurlarla iştirak ettiğimiz, - Japonya’daki Live Minex, - Almanya’daki Sivil-Asker İş Birliği Quadriga ve - ABD’deki Fleetex-250 tatbikatları devam etmektedir. Ayrıca; - 27 Haziran-31 Temmuz tarihleri arasında ABD’de düzenlenecek RIMPAC-2026 Tatbikatı’na katılım sağlanması planlanmaktadır. Romanya Deniz Kuvvetlerine ait; - Dumitrescu tarafından Mayın Karşı Tedbirleri Karadeniz (MCM Black Sea) Görev Grubu görevi çerçevesinde 23-25 Haziran tarihleri arasında İstanbul’a, - August Roman tarafından 23 Haziran-9 Temmuz tarih aralığında Gölcük’e, - Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) görevi kapsamında Bangladeş Deniz Kuvvetlerine ait Sangram tarafından 24-27 Haziran tarihleri arasında Mersin’e liman ziyaretleri gerçekleştirilmektedir. “Belçika Deniz Kuvvetleri Gününe İştirak” görevi çerçevesinde, 23-25 Haziran tarihleri arasında Rota/İspanya’ya liman ziyaretinde bulunan TCG Burgazada tarafından 28-30 Haziran tarih aralığında Brest/Fransa’ya, 1-6 Temmuz tarihleri arasında ise Belçika’ya liman ziyaretleri yapılacaktır. 22-28 Haziran tarihleri arasında ABD’de icra edilen Fleetex-250 Tatbikatı’na iştirak eden TCG Oruçreis tarafından 29-30 Haziran’da Norfolk/ABD’ye liman ziyareti gerçekleştirilmesi, 2-7 Temmuz tarihleri arasında “ABD’nin 250’nci Kuruluş Yıl Dönümü” etkinliklerine katılım sağlanması planlanmaktadır. “İzmit’in Kurtuluşu” etkinlikleri kapsamında, 28 Haziran’da TCG Karayel tarafından İzmit’e liman ziyareti yapılacaktır. Hava Kuvvetleri Komutanlığımızca; - Yarın (26 Haziran), “Atatürk’ün Tokat’a Gelişinin Yıl Dönümü Etkinlikleri” kapsamında Tokat’ta Personel Kurtarma gösterisi ile - 27-28 Haziran’da “Belçika Hava Kuvvetleri Günü” kapsamında Belçika’da Türk Yıldızları tarafından gösteri uçuşu planlanmaktadır. Ayrıca, - Mehteran Birlik Komutanlığımızca, 23-29 Haziran tarihleri arasında “Ayvaz Dede Şenlikleri” kapsamında Bosna-Hersek’te, - Armoni Mızıkası Komutanlığımız tarafından “Azerbaycan Silahlı Kuvvetler Günü Etkinlikleri” çerçevesinde 24 ve 26 Haziran’da Azerbaycan’da konserler icra edilmektedir. Bu vesileyle “İki devlet, tek millet” anlayışı ile bir ve beraber olduğumuz Azerbaycan’ın Silahlı Kuvvetler Günü’nü şimdiden (26 Haziran) kutluyoruz. TAYFUN BLOK-2 FÜZESİ ENVANTERE GİRDİ Kıymetli Basın Mensupları, Yerli ve millî savunma sanayimizin sunduğu imkânlarla savunma kabiliyetlerini modernize etmeyi sürdüren Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ileri teknoloji donanımı ve caydırıcı gücünü daha da artırma çalışmaları kapsamında Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca muhtelif miktarda; - TAYFUN Blok-2 Füzesi, - Silah Taşıyıcı Araç, - Karayel Karinalı Bot Sistemi ile - Doğal Afet Kurtarma Araç ve Malzemesinin muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanmıştır. Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketimiz (MKE) tarafından mevcut silah sistemleriyle kullanılabilen ve ilave platform entegrasyonu gerektirmeyen mini ve mikro insansız hava araçları ile kamikaze dronlara karşı personelin hava savunma kabiliyetine önemli katkı sağlayacak olan 7,62 mm parçacıklı anti-dron mühimmatının test atışları başarıyla icra edilmiş, Yine Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketimiz tarafından muhtelif adet ve çapta silah ve mühimmatın teslimatı tamamlanmıştır. İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan “Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025” araştırmasında son iki yılda 124 basamak birden yükselerek 57’nci sırada yer alan Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketimizi ve tüm çalışanlarımızı tebrik ediyor, savunma sanayimize değer katan çalışmalarında başarılarının devamını diliyor, Bu vesileyle; temeli, 1453 yılında kurulan Tophane-i Âmire’ye dayanan ve yaklaşık altı asırlık köklü geçmişiyle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaç duyduğu silah, mühimmat ve savunma sistemlerini yerli ve millî imkânlarla geliştirerek ülkemizin savunma sanayiindeki bağımsızlık hedeflerine önemli katkılar sağlayan Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketimizin kuruluş yıl dönümünü (30 Haziran 1453) şimdiden kutluyoruz. Ebedî Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yerli ve millî savunma sanayii vizyonu doğrultusunda temelleri atılan Kırıkkale fabrikalarının kuruluşunun 100’üncü yılı kapsamında “Tophane-i Âmire’den Kırıkkale’ye: Millî Gücün Yüz Yılı” adlı fotoğraf sergisi, 25-28 Haziran tarihleri arasında “MKE İmalât-ı Harbiye Müzesi”nde sergilenmektedir. ÖĞRENCİ VE PERSONEL TEMİNİ FAALİYETLERİMİZ SÜRÜYOR Personel ve askerî öğrenci alım/temin işlemleri kapsamında, 2026 Yılı Millî Savunma Üniversitesi Askerî Öğrenci Temini Seçim Aşaması faaliyetleri 14 Temmuz-7 Ağustos tarihleri arasında icra edilecektir. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştiren Millî Savunma Üniversitemizin Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksekokullarında eğitim almak ve şanlı ordumuzun bir mensubu olmak isteyen adaylarımızı seçim aşaması faaliyetlerine katılmaya davet ediyoruz. Sonuç olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Terörle mücadeleden hudutlarımızın güvenliğinin sağlanmasına, - Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasından uluslararası barış ve istikrara katkı sunmaya kadar, üstlendiği tüm görevleri başarıyla yerine getirmeyi sürdürecektir. BASIN MENSUPLARININ GÜNDEME DAİR SORULARI CEVAPLANDIRILDI Basın Bilgilendirme Toplantısı’nın ardından basın mensuplarının gündeme dair soruları cevaplandırıldı. Sorulara verilen cevaplar şu şekilde: BASINDA YER ALAN BM KIBRIS PLANI İDDİALARI Son günlerde Rum basını kaynaklı bazı medya organlarında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Kişisel Temsilcisi tarafından Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik yeni bir plan hazırlandığı ve söz konusu planın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nezdinde istişareye açılacağı yönünde iddialar yer almaktadır. Ada’da kalıcı, adil ve sürdürülebilir bir çözüm ancak Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün teyit edilmesine dayanan iki devletli çözüm temelinde mümkündür. Bu temel gerçek göz ardı edilerek ortaya konulacak hiçbir girişim Kıbrıs Türk halkının iradesini yansıtmayacağı gibi bölgede kalıcı bir istikrar da sağlayamayacaktır. Kıbrıs meselesinin çözümünde ülkemizin tutumu açık, nettir ve değişmemiştir. Kıbrıs Türk halkının haklarını yok sayan ve Ada’daki mevcut hassas dengeyi bozmayı amaçlayan hiçbir girişim Türkiye açısından kabul edilemez. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliği Türkiye’nin güvenliğidir. Dün olduğu gibi bugün ve yarın da Kıbrıs Türk halkının güvenliğini, huzurunu ve refahını korumak için kararlılığımız tamdır. Ülkemiz, garantör devlet sıfatıyla uluslararası anlaşmalardan ve uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru hak ve yetkileri çerçevesinde Kıbrıs’ta barışın, güvenliğin ve istikrarın teminatı olmaya devam edecektir. ALMANYA’YA AİT PATRIOT HAVA SAVUNMA SİSTEMİ NATO Daimî Savunma Planı kapsamında ittifakın hava savunmasının güçlendirilmesi maksadıyla Almanya’ya ait bir adet PATRIOT Hava Savunma Sistemi Kürecik/Malatya’ya konuşlandırılmış ve 24 Haziran 2026 tarihinde aynı bölgede konuşlu olan ABD PATRIOT hava savunma sisteminden görevi devralmıştır. ANADOLU KARTALI TATBİKATI 22 Haziran-3 Temmuz 2026 tarihleri arasında icra edilmesi planlanan Uluslararası Anadolu Kartalı-2026 Eğitimi, güncel jeopolitik gelişmeler ile 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Türkiye'de gerçekleştirilecek NATO Zirvesi dikkate alınarak revize edilmiş; söz konusu faaliyet, aynı tarihlerde Türkiye, Azerbaycan ve Mısır'ın katılımıyla "Üçlü Kartal Tatbikatı" şeklinde icra edilmektedir. Tatbikata; Azerbaycan’dan 2 adet SU-25 uçağı ile Mısır’dan 5 adet F-16 uçağı katılım sağlamaktadır. C-130J UÇAK TEDARİKİ Hava kuvvetlerimizin ihtiyaçları doğrultusunda yürütülen uçak tedarik süreci, planlanan takvim çerçevesinde devam etmektedir. Mevcut planlamaya göre, yıl sonuna kadar iki adet C-130J uçağının envantere katılması hedeflenmektedir. Kalan uçakların teslimatları ise belirlenen tedarik programı kapsamında peyderpey gerçekleştirilecektir. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

29,363 görüntüleme • 29 gün önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Millî Savunma Üniversitesi Kara, Deniz ve Harp Okullarından mezun olan Teğmenlerimiz için düzenlenen “MSÜ Harp Okulları Diploma Alma ve Sancak Devir-Teslim Töreni”nde konuştu. Kara Harp Okulundaki törende Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberindeki TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcıları ile karşıladı. Törende dereceye giren Teğmenlerimize diplomaları Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, Bakan Yaşar Güler, TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcıları tarafından verildi. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan törendeki konuşmasında şunları söyledi: İŞGAL VE İSTİLA ORDULARI TEK TEK BOZGUNA UĞRATILDI Harp Okullarımızın Diploma ve Sancak Teslim Töreni vesilesiyle sizlerle bir arada olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Kara, Deniz ve Hava Harp Okullarımızdaki eğitimlerini başarıyla nihayete erdiren tüm öğrencilerimizi canı gönülden tebrik ediyorum. Mezuniyet törenimizi çok anlamlı bir tarihte gerçekleştiriyoruz. Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtı olarak tarif edilen Büyük Zafer’in 103’üncü yıl dönümünü idrak ediyoruz. Öncelikle sizlerin şahsında aziz milletimizin, Kıbrıs Türk halkının ve yurt dışındaki 7 milyonu aşkın vatandaşımızın her birinin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı içtenlikle tebrik ediyorum. Kahraman ordumuzun necip milletimizle yekvücut olup adeta devleşerek yazdığı büyük zaferin 103’üncü yılı kutlu olsun. Sizlerle birlikte ordumuzun tüm mensuplarının Türk Silahlı Kuvvetler Günü’nü de aynı şekilde kutluyorum. 26 Ağustos’ta vatanına, bayrağına, devletine, istiklal ve istikbaline sahip çıkarak Büyük Taarruz Harekâtı’nı başlatan o güçlü irade, 30 Ağustos’ta kazanılan Başkomutan Meydan Muharebesiyle zirvesine ulaşmıştır. İşgal ve istila orduları tek tek bozguna uğratılmış, Anadolu’ya göz diken emperyalist güçler makûs kaderleriyle yeniden tanışmış, kirli ve sinsi senaryoların sefih figüranları bu topraklardan ebediyen kazanmıştır. 30 Ağustos’ta milletimiz zillet ve zulmete asla rıza göstermeyeceğini, esarete boğun eğmeyeceğini, hürriyetinden ödün vermeyeceğini bir kez daha ispatlamış, bu hakikati tüm dünyaya gür bir sedayla ilan etmiştir. Milletimize bu zaferi armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Büyük Millet Meclisimizin muhterem üyelerini, ordumuzun tüm neferlerini, tüm askerlerini minnetle yâd ediyorum. Kanlarıyla, canlarıyla tam bin yıldır nazlı hilale gölge düşürmeyen şehit ve gazilerimize Cenabı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Rabbim ruhlarını şad, mekânlarını inşallah cennet eylesin diyorum. EĞİTİMLERİNİ BAŞARIYLA TAMAMLAYAN 1405 TEĞMENİMİZİ TEBRİK EDİYORUM Değerli misafirler; Millî Savunma Üniversitemize bağlı harp okullarımızdan mezun olan öğrencilerimizin sevinç ve heyecanına hep beraber iştirak ediyoruz. Kara Harp Okulumuzdan 928, Deniz Harp Okulumuzdan 278, Hava Harp Okulumuzdan 199 olmak üzere eğitimlerini başarıyla tamamlayan 1405 teğmenimizin tamamını şahsım ve milletim adına tebrik ediyorum. Harp okullarımızda öğrenim gören 106 misafir öğrencimizi de aynı şekilde kutluyorum. Böylelikle 2016’dan bugüne Kara Harp Okulumuz bünyesinde 754’ü misafir 15 bin 755, Deniz Harp Okulumuzun çatısı altında 100’ü misafir 2 bin 167, Hava Harp Okulumuzda ise 148’i misafir 1793 öğrencimizle birlikte harp okullarımızdaki toplam mezun sayımızı 19 bin 735’e çıkarıyoruz. Ordumuzun farklı kademelerinde üstlenecekleri görevlerle denizde, havada ve karada gücümüze güç katacak, sahip oldukları bilgi, yetenek ve kabiliyetlerle ülkemizde sınırlarımızda ve bölgemizde caydırıcılığımıza çok önemli katkılar yapacak, kalplerinde taşıdıkları vatan, millet, ezan ve devlet aşkıyla tarihimizden ve ecdadımızdan devraldıkları o kutlu mirası yarınlara aktaracak, erdemleriyle, ahlaklarıyla, vizyonlarıyla, şahsiyetleriyle, imanlarıyla, Peygamber ocağımızın sancağını yurt içinde ve yurt dışında iftiharla dalgalandıracak bu evlatlarımıza şimdiden muvaffakiyetler diliyorum. Rabbim ayağınıza taş değdirmesin, sizleri her türlü tehlikeden müberra ve muhafaza eylesin. Gözlerinde kıvılcımlar çakan bu genç kardeşlerimizi yetiştiren anne ve babalarımızın tamamına ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Aynı şekilde teğmenlerimize modern, güçlü ve nitelikli bir eğitim vererek onları hayat ve mesleğe hazırlayan tüm hocalarımıza, komutanlarımıza, üniversitemizin her bir mensubuna teşekkür ediyorum. Gönül elçilerimiz olarak telakki ettiğimiz misafir öğrencilerimize de kendi ordularında üstlenecekleri vazifelerde başarılar temenni ediyorum. FETÖ İHANET ÇETESİNİN SEBEP OLDUĞU TAHRİBATI ZİYADESİYLE TELAFİ ETTİK Dost ve kardeş ülkelerin Millî Savunma Üniversitemize her yıl artan ilgisini çok kıymetli buluyoruz. 9 sene önce 27 olan ülke sayısının bu yıl 48’e ulaşması, Türkiye’nin askeri alanda yükselen itibarının da bir nişanesidir. Devrimden sonra komşumuz Suriye’yle iş birliğimizi askerî eğitim dâhil geniş bir yelpazede ilerletiyoruz. Misafir askerî personellerimizin ülkemizle ve milletimizle kurdukları güçlü bağların ortak geleceğimizde önemli bir yer tutacağını düşünüyorum. Biz de kendileriyle irtibatımızı daima koruyacağız. İnşallah gelecekte ülkelerine hizmet ettikleri farklı görevlerde kendileriyle tekrar mülaki olacak, ortak çalışmalara beraber imza atacağız. Kıymetli dostlar, çok değerli teğmenlerimiz; bu sabah Bando Astsubay Meslek Yüksek Okulumuzdan 38’i Türk, 2’si yabancı olmak üzere toplam 40 öğrencimiz mezun oldu. Yarın da inşallah Kara, Hava, Deniz Meslek Yüksek Okullarımızda öğrenim gören 68’i misafir 2041 öğrencimiz diplomalarını alacak. Bu evlatlarımızı da şimdiden tebrik ediyor, hayırlı hizmetler diliyorum. Rabbim yollarını da, bahtlarını da hep açık etsin. Elhamdülillah, 9 yıl gibi kısa bir sürede imkânsız denileni başardık. FETÖ ihanet çetesinin askerî eğitim sistemimizde sebep olduğu tahribatı ziyadesiyle telafi ettik. Bakınız, bugün Kara Kuvvetlerimizde görev yapan subayların yüzde 76’sı, Deniz Kuvvetlerimizin yüzde 45’i, Hava Kuvvetlerimizin ise yüzde 31’i üniversitelerimizden mezun oldu. Yine Kara Kuvvetlerimizin mevcut astsubaylarının yüzde 59’u, Deniz Kuvvetlerimizin yüzde 32’si, Hava Kuvvetlerimizin ise yüzde 24’ü Millî Savunma Üniversitemiz mezunlarından oluşuyor. Sadece eğitim ve personel boyutunda kalmadık, sınır ötesi harekâtlardan diğer operasyonlara kritik birçok adım attık. Hatırlarsanız, 15 Temmuz sonrası ellerini ovuşturanlar peyda olmuştu, Türk Silahlı Kuvvetlerinde zafiyet bekleyenlerin hepsini hüsrana uğrattık. Millî Savunma Üniversitemizin de güçlü desteğiyle ordumuz dimdik ayakta olduğunu dost-düşman herkese ispat etti. TSK BUGÜN, 9 SENE ÖNCESİNE GÖRE ÇOK DAHA GÜÇLÜ Türkiye üzerine sinsi hesap yapanlar 15 Temmuz’da kolumuzu kestiklerini zannediyorlardı, kesilenin sadece sakalımız olduğunu çok kısa sürede onlar da gördüler. Biz ise onların 40 yıldır besleyip büyüttükleri yılanlarının başını kopardık. 40 yıllık planı, 40 yıllık hesabı Allah’ın yardımı ve milletimizin kahramanca direnişi sayesinde bir gecede darmadağın ettik. Şer gibi görünen bu badireden Rabbimize sonsuz hamdolsun ülkemizi, milletimizi ve demokrasimizi daha da güçlendirerek çıkmayı başardık. Şunu gönül huzuruyla rahatça söyleyebiliyoruz: Türk Silahlı Kuvvetlerimiz bugün 9 sene öncesine göre daha güçlüdür, daha caydırıcıdır, insicamı daha kavidir, kapasitesi çok daha ileridedir, gelecekte inşallah çok daha iyi olacağız. Personel, eğitim, donanım ve teknolojik kabiliyetler noktasında ordumuzu tüm imkânlarıyla desteklemeye devam edeceğiz. İşte bu hafta ASELSAN’da çok önemli teslimatlar yaptık. 47 araçtan oluşan çelik kubbe sistemlerini ordumuza kazandırdık. TEKNOFEST Mavi Vatan’da denizlerdeki gücümüzü yakından gördük. Burada şunu da söylemek isterim: Önümüzdeki dönemde hepimizi gururlandıracak başka programlarımız, müjdelerimiz, teslimatlarımız olacak. Güçlü Türkiye, güçlü ordu şiarımızı inşallah tüm katmanlarıyla adım adım hayata geçireceğiz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN EMANETİ OLAN ŞEREFLİ BİR ÜNİFORMAYI KUŞANDINIZ Değerli gençler, sevgili mezunlarımız; bugünden itibaren teğmen olarak ordumuzun saflarına katılıyorsunuz, bunun için ne kadar gururlansanız, ne kadar övünseniz elbette yeridir. Şurası bir gerçek ki, hepiniz ülkemizin en seçkin eğitim kurumlarından biri olan Millî Savunma Üniversitemizde eğitim aldınız. Mesleğinizi icra ederken ihtiyaç duyacağınız her konuda yoğun ve yorucu olduğu kadar kaliteli ve içerikli süreçlerden geçtiniz. Sevgili evlatlarım; artık yeni bir yolculuğa başlıyorsunuz, şehit ve gazilerimizin emaneti olan şerefli bir üniformayı kuşandınız, Peygamber ocağının onurlu bir neferi olarak birbirinden önemli vazifeleri inşallah anlınızın akıyla yerine getireceksiniz. İşte bu yüzden sizlerden omuzladığınız sorumluluğun ne kadar ağır, ne kadar kutsal olduğunu daima aklınızda tutmanızı rica ediyorum. Sizler, vatanımızın, milletimizin, hürriyetimizin, bin yıldır bu topraklarda aralıksız devam eden zafer yürüyüşümüzün teminatısınız. Şunu da hiç ama hiç unutmayın: Tarih boyunca olduğu gibi bugün de milletimiz size güveniyor. İnsanımızın size olan itimadını ve inancını lütfen boşa çıkarmayın. Ailelerinizin ve komutanlarınızın size olan güvenine lütfen halel getirmeyin. Mensubu olduğunuz bu millet, binlerce yılı bulan tarihinde hiçbir kara leke olmayan necip bir millettir. Ne zulüm, ne soykırım, ne katliam, ne de sömürgecilik, bunların hiçbirine meyletmemiş, masumlara hiçbir zaman dokunmamış, insani değerleri savaşta olsa bile her zaman gözetmiş müşfik bir milletin efradısınız. Gazze’de yaşanan vahşeti görüyorsunuz, Filistin’de yapılan katliamları görüyorsunuz. Gözünü kin, kan ve nefret bürümüş bir cinayet şebekesinin neler yaptığını inanıyorum ki sizler de esefle takip ediyorsunuz. Biz onlar gibi hiçbir zaman olmadık ve olmayacağız, adaletten, merhametten, şefkatten asla taviz vermeyeceğiz. Türkiye Cumhurbaşkanı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanı olarak her birinizden bu hassasiyetle hareket etmenizi bekliyorum. SİZDEN BEKLENTİM, DİSİPLİN BAŞTA OLMAK ÜZERE TSK’NIN TEMEL PRENSİPLERİNE SIKI SIKIYA SARILMANIZDIR Sevgili evlatlarım; şunu özellikle sizlere hatırlatmak istiyorum: Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, vazife şuuru, vatan sevgisi ve millet sevdasıyla birlikte üstün disipliniyle de temayüz etmiş köklü bir kurumumuzdur. İcra ettiğiniz meslekte disiplinin ve cesaretin yerini hiçbir şey tutmaz. Ömrünün önemli bir kısmı savaş meydanlarında geçmiş Gazi Mustafa Kemal bu gerçeği bakınız nasıl ifade ediyor: “Disiplini mükemmel olan bir ordunun muharebenin en buhranlı devirlerinde, geri çekilmenin en elim safhalarında bile manevi kuvveti sarsılmaz. Lakin disiplinsiz bir ordu ilk geri çekilmede dağılır ve artık ondan başka bir vazife talep etmek mümkün olmaz.” Evet, bütün mesele budur, ordumuzun milletimize karşı görevlerini layıkıyla yapabilmesi ancak ve ancak disiplinini her zaman en ileri düzeyde muhafaza etmesine bağlıdır. Allah korusun bu hususta gösterilecek en küçük bir rehavetin hem ordumuza, hem de devletimize ağır bedelleri olur. Sizden beklentim, meslek hayatınız boyunca disiplin başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin temel prensiplerine sıkı sıkıya sarılmanızdır. Komutanlarınızın engin tecrübelerinden istifade ederek harp okullarında aldığınız kaliteli eğitimin yol göstericiliğinde Türkiye yüzyılının inşası için fedakârca çalışacağınızdan hiç şüphem yoktur. Şunu da kendinize daima rehber edinmenizi istiyorum: Unvanımız, rütbemiz, konumumuz ne olursa olsun hepimiz milletimizin hizmetkârıyız. Aynı şekilde askeri, polisi, jandarması, sahil güvenliği ve istihbaratçısıyla tüm birimlerimiz aziz milletimizin hizmetinde ve emrindedir. Hiçbir ayrım yapmadan 86 milyonu kucaklamakla mükellefiz. Her birinizin anayasamız ve yasalarımızın çizdiği sınırlar içerisinde, milli iradenin riyasetinde, demokratik kurum ve kurallar dâhilinde ülkeye ve millete karşı mesuliyetlerinizi en güzel şekilde yerine getireceğinize inanıyorum. Bu süreçte sizi siyasi tartışmalara çekmek isteyenler olabilir, sizin üzerinizden siyasi prim kazanmak isteyen simsarlar çıkabilir, bunları asla dikkate almayın, moralinizi bozmalarına izin vermeyin. Sizi ve kahraman ordumuzu yıpratmaya çalışanlar, unutmayın herkesten önce karşılarında bizi bulacaklardır. Sizin hakkınızı, hukukunuzu kimseye çiğnetmeyiz, kimseye yedirmeyiz. İşte bu özgüvenle mesleğinize dört elle sarılmanızı sizlerden özellikle rica ediyorum. Rabbim yar ve yardımcınız diyorum. Sözlerime bu düşüncelerle son verirken her birinizi tebrik ediyor, tek tek alınlarınızdan öpüyor, Cenabı Allah’tan başarılar niyaz ediyorum. Sizleri yetiştiren ailelerinize, hocalarımıza, komutanlarımıza şahsım ve milletim adına tekrar teşekkür ediyorum. Misafir öğrencilerimize de başarılar diliyor, ülkelerine bizlerden selam götürmelerini istirham ediyorum. Millî Savunma Üniversitemizin değerli yönetimini ve kadrosunu yaptıkları hizmetler, verdikleri emekler dolayısıyla ayrıca kutluyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her bir mensubuna buradan en kalbi selam ve muhabbetlerimi gönderiyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

78,294 görüntüleme • 10 ay önce

MENZİL NEDEN GÜNDEMDE? Menzil, yarım asırdır yaptığı ilim ve irşad hizmetleriyle bilinmekteydi. Bu hizmetler Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni (kuddise sırruhû) hazretlerinin meşrebince; Nakşi, vakur ve gündeme gelmeden yapılmaktaydı. Onun ahirete irtihalinden sonra ise Menzil, dile getirilmesinden dahi hicap ettiğimiz meselelerle gündeme geliyor, gündemde tutuluyor. İki yıllık süreçte hem ihtilafların ortadan kalkacağı ümidiyle hem de Menzil’in itibarını korumak adına sukut edilmiştir. Ancak geldiğimiz noktada ithamlar, yalanlar, iftiralar bir kesim tarafından hakikat sanılmaya başlanmıştır. Menzil’in müminlerin zihninde çağrıştırdığı güzellikler hedef alınmaktadır. İşte bu nedenle gerçeklerin bilinmesi ve “Menzil neden gündemde?” sorusunun cevap bulması için bu video hazırlanmıştır. Sorumluluk Hayatını ilim ve irşad hizmetlerine memur eden, yüzbinlerce insanın gönlünde yer etmiş olan, Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri her fani gibi dar-ı bekaya göç edecekti. Gavs hazretleri gibi büyük bir zatın vefatı her anlamda büyük bir hadiseydi. Kendisine “Hadimü’l-Müslimin” yani müslümanların hizmetçisi sıfatını uygun gören Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretleri, 30 yıllık irşad hayatı boyunca çokça hizmet etmiş ve yüz binlerce insanın gönlüne girmişti ve herkes, kendisine karşı son vazifesini yerine getirmek üzere Menzil’e akın edecekti. Şüphesiz ki bu; titizlikle planlanması gereken bir süreçti. Bu nedenle vakfın başında olması hasebiyle; Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, hazırlıkları başlatacaktı. 10 yıldır Menzil’in sorumluluğu da kendisinde olduğu için İstanbul’dan Menzil’e kadarki gerekli düzenleme ve görevlendirmeleri yapması gerekiyordu. Nitekim bu oldukça mühim ve zor vazifeyle ilgili aile fertlerini haberdar edecek ve kendileri de bundan memnuniyet duyduklarını dile getireceklerdi. Bu taziye hazırlıkları, vefattan bir hafta önce Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin bilgisiyle köy muhtarı dahil Menzil’deki tüm ilgililere sunum yapılarak anlatılmıştı. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, süreci başlatmış; vakıf heyetine vazifeler tevdi etmiş ve her adımın titizlikle planlanmasını temin etmiştir. Bu süreçte en ince ayrıntısına kadar görev tarifleri yapılmış, hastaneden Menzil-i Şerif’teki alanlara varana kadar kimin nerede ve ne zaman ne yapacağı belirlenmişti. Devletin ilgili birimlerinden güvenlik ve sağlık gibi alanlarda destek talep edilmişti. Hasılı tüm hazırlıklar Gavs hazretleri gibi büyük bir velîye yaraşır şekilde, büyük bir hüzünle fakat daha büyük bir dikkatle tamamlanmıştı. Gavs hazretlerinin son günlerinde, durumu artık iyice ağırlaşınca, evlatları babalarının yanında toplanmışlardı. Ve 12 Temmuz günü, doktorlar, artık odaya Gavs hazretlerinin evlatlarını davet etmiş; son birkaç saatlik öngörülerini kendileriyle paylaşarak odadan ayrılmışlardı. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, babasının saatler içinde son nefesini verme ihtimalini bildiği halde hastanenden ayrılarak kendisince önemli bir durumla ilgili Kasr-ı Arifan’a gitmiştir. Bu duruma bir anlam veremeyerek odaya geçen Gavs hazretlerinin diğer evlatları ve torunu Seyyid Muhammed Galip Elhüseynî ise Kur’an-ı Kerim okumaya ve dua etmeye burada devam etmişlerdir. Gavs hazretlerinin vefatıyla birlikte, artık önceden yapılan hazırlıklar, sırası geldikçe yerine getirilmeye başlanmıştır. Ancak vefattan 2 saat sonra Ahmet Mahmut Ünlü’nün kendi sosyal medya hesabından yaptığı taziye paylaşımı, oldukça tuhaf karşılanmıştır. “Bu fakîrin de şâhitliği vechile; kendisinden sonra mutlak halîfe olarak Seyyid Sâkî Erol Hazretleri’ni Menzil’deki merkez tekkeye nasbetmiş idi.” diyerek kendi kendine vermiş olduğu şahitlik payesi hem gerçek dışı hem de tuhaftı. Aileden ve yakın kimselerden hiç kimsenin şahit olmadığı bu nasbetme meselesine alakasız kişilerin şahit olduğunu ilan etmelerinin bir karşılığı yoktu. Bütün bunların ötesinde böyle bir açıklamaya, neresinden bakılırsa bakılsın gerek yoktu. Aslına bakılırsa bu, kimsenin hakkı ve haddi de değildi. Ancak o gün, Menzil’de başkaca tuhaflıklar da yaşanmıştı. Menzil’e intikal ve Menzil’de misafirlerin ağırlanması hususundaki bütün hazırlıklar harfiyen yerine getirilirken; tuhaf bir şekilde cami içi ile hanımlar tarafındaki düzen ve görevlerde değişiklik yapılmıştı. Bu değişiklikler gerekçesi, şekli ve neticeleri bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken değişikliklerdir. O gün özelinde yapılan düzenlemelerde camide hocalar ve talebeler yer alacaktı böylelikle hem adaben ilim ehli ön saflarda yer almış hem de düzen ve intizamla namaz ve defin işlemleri gerçekleşmiş olacaktı. Bu düzenlemeyle Gavs hazretleri, çok sevdiği âlim ve talebelerinin omuzlarında taşınmış olacaktı. Diğer taraftan Gavs hazretlerinin evlatlarının bu acılı günlerinde onlara yardımcı olmaları açısından camideki hizmet ve koruma görevlileri önceden taksim edilmişlerdi. Böylelikle hem kendileri rahat hareket edecek hem de taziyeleri rahatça kabul edebileceklerdi. Ayrıca görevliler, gelen bütün misafirlerin izdihamdan etkilenmeden hareket edebilmelerine odaklanacak; gerekli hizmetleri herkes kendi organizasyonu içerisinde hızlıca görecekti. Ancak bütün bu planlama herhangi bir istişare yapılmadan değiştirildi. Camiden hoca ve talebeler çıkarıldı, ön saflara köy dışından olduğu anlaşılan bazı adamlar yerleştirildi. Gavs hazretlerinin evlatlarına yardımcı olması için görevlendirilen korumalar ise kendi amirlerini de bertaraf ederek kendi başlarına hareket etti; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin etrafında toplanarak diğer aile üyelerini yalnız bıraktılar. Gavs hazretlerinin evlatlarını yok saydılar; oluşan karmaşadan dolayı aile ferdlerinin namaza iştirakleri bile zorlaştı. Diğer bir değişiklik ise hanımlar tarafında yapıldı. Özellikle hanımlar tarafındaki görevliler, hep birlikte misafirleri yalnızca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisap için koordine etmeye odaklanmıştı. Diğer 5 halifeyi yok sayarak “Posta Seyyid Saki geçti” diyerek ilanlara başlamışlardı. Vehim Bu hazırlıklar sayesinde yüzbinlerce insanın iştirak ettiği taziye süreci yapılan müdahalelerin oluşturduğu karmaşalar dışında sorunsuz geçti. Söz konusu müdahalelerin bir vehimden kaynaklandığı ise daha sonra anlaşıldı. Yapılan bu çalışmalar birkaç aklı evvel tarafından “mihrabı ele geçirmeye çalışacaklar” şeklinde lanse edilmiş ve kendilerince karşı hazırlık yapılmıştı. Bu vehim ve zannın, uzunca bir süredir, Gavs hazretleri hayattayken, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin etrafında toplanan bir güruh tarafından oluşturulduğu ve derinleştirildiği bilinmekteydi. Semerkand Vakfı ve aile fertleriyle ilgili asılsız iddialar, bir şekilde vakıf hizmetlerinden uzaklaşmış kimseler tarafından yıllarca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye iletilmişti. 10 yıl önce Rahmetli Gavs hazretlerinin Menzil Köyü’nün yönetimini Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’den alarak Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye vermesi vehim ve zanların derinleşmesine etki etmişti. Özellikle Menzil’in yönetiminin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye verilmesinden hoşnut olmadığı, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından ifade de edilmişti. Ayrıca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin vakfı yönetmekle ilgili ısrarlı bir talebi olduğu, defalarca bu taleple babasına gittiği aile tarafından bilinmektedir. Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni Hazretleri bu talepleri net bir şekilde reddedip yönetimin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’de devam etmesini temin etmiştir. Bu pencereden bakınca Gavs hazretlerinin vefatından önce Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından yeni bir vakıf hazırlıklarının yapılması, taziye hazırlıklarının farklı yorumlanarak endişe kaynağı haline getirilmesi ve birtakım vehimlerle taziye alanına müdahale edilmesi daha iyi anlaşılmaktadır. Bunun yerine bir oldu bittiyle ilerlemek tercih edilmişti. Nitekim taziye yerinden “ben hanımlar tarafına tövbe vermeye gidiyorum” diye kalkan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye adaba uygun ve istişareyle hareket etmek gerektiği kardeşleri tarafından hatırlatılmıştı. Tarikat adabı, Gavs hazretlerinin tüm halifelerine irşada başlama yetkisi veriyordu. Bunun nasıl olacağını belirlemeden hareket etmek doğru olmayacaktı. Ancak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bu talebi reddederek külliyeden ayrılmıştı. Bir süre sonra camiye geçerek kardeşlerini istişare için davet etmişti. Burada yapılan görüşmede Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, kardeşlerinin irşad vazifeleri üzerinde tasarrufta bulunmaya çalışıyor, onlara “Siz bir ay tövbe vermeyin” diyordu. Bu konudaki ısrarın sürmesi üzerine Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni “Abi, bir tahtta iki padişah olmaz, ama bir postta 7 şeyh olur. Babamızın postu büyüktür. Yeter ki derdimiz padişahlık olmasın” demişti. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “O zaman her yerde ben sizden ayrılıyorum. Hiçbir şeyde birlikte kalmayacağım.” demişti. İşte o gün ailenin maruz kaldığı durumlar, adabın hiçe sayılması ve manevi gerekçeler bu talebin yanlışlığını ortaya koyuyordu. Dolayısıyla üç halife de o gün, aynı anda irşada başlamalıydı. Öyle de oldu. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin ısrarı kabul görmeyince defin günü öğle namazından sonra Menzil Camii’nde irşad açıklamasını yapmak durumunda kaldı. Koşulsuz Biat Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin kendisi tarafından bizzat ifade edilen bu biatla beraber alınan başka biatlar olduğu bilinmektedir. Zira Gavs hazretlerinin koruma ve yakın hizmetine bakan Uşaklılar, onun ahirete irtihalinden 6-7 ay önce toplantı yaparak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye biat kararı almışlardı. Bu durumundan haberdar olan Gavs hazretlerinin mahdumlarından Seyyid Muhammed Emin Elhüseyni babası henüz hayatta iken bu tür konuşmalar yapılmasından dolayı çok üzülmüş, kendisi hastahanede babasıyla ilgilenmekte olduğu için Uşaklılara okunmak üzere bir mesaj hazırlamıştır. Hazırlanan bu mesaj Uşaklılara yüz yüze okunmuştur. Aylar öncesinden koşulsuz biatlar alınarak planlanan şeyler aceleyle bir bir hayata geçirilmeye başlanmıştı. Gavs hazretlerinin defninden sadece bir gün sonra, henüz Gavs hazretlerinin toprağı soğumamışken, Serhendi isimli yeni bir vakıf ve Dehlevi markalı yeni bir yayınevinin kurulduğu ilan edilmişti. Gavs hazretlerinin vefatından kısa bir süre evvel Kasr-ı Arifan’da Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ile toplantı yaparak akıllarda soru işaretleri uyandıran Ahmet Mahmut Ünlü, sosyal medya üzerinden yönlendirici ve çalışılmış paylaşımlarını yapmaya devam ediyordu. Yalnız bu kez önemli bir iletişim kazası yaşanmış, Ahmet Mahmut Ünlü, hızını alamayarak, herkesten önce Serhendi Vakfı’nın kurulduğunu şu sözlerle ilan etmişti: “Şeyh Seyyid Muhammed Sâkî Efendi Hazretleri’nin yakın hizmetkârı, benim de kıymetli dostum Dr. Yunus Aydın Hocaefendi’den aldığım bilgiye göre; Şeyh Seyyid Muhammed Sâkî Efendi Kur'ân, Sünnet ve Ehl-i Sünnet'i ihyâ, Nakşî Müceddidî Hâlidî Tarîkatı'nın adâbını icrâ etmek üzere “Serhendî” adı altında yeni bir vakıf ve “Dehlevî” ismi altında yeni bir yayınevi kurmuştur. Vakfın başına kıymetli mahdûmu Seyyid Yakup Efendi’yi geçirmiştir, Kendisinin bundan evvel mevcut olan vakıf ve yayınevleri ile hiçbir alâkası olmadığını beyân etmiştir.” Ahmet Mahmut Ünlü’nün yapmış olduğu bu paylaşımın ardından, kendileri de durumu ilan etmek zorunda kaldılar. Yapmış olduğu paylaşımlarda Semerkand’a yönelik ağır ithamlar dile getiren Ahmet Mahmut Ünlü, “Şimdi anlamayanlar yakın bir zamanda bana duâ edeceklerdir.” ifadesiyle gelecekte yaşanacaklara dair ipuçları veriyordu. Yine planlı süreçlerini açığa çıkaran büyük bir iletişim kazası yaparak, mevcut vakıf ve yayınevleriyle hiçbir alaka kalmadığını ilan da etmişti. Bu husustaki tavır ise garipti; zira kurumlar ve faaliyetleri reddediliyor lakin mülklerin ve değerlerin yeni kurdukları vakfa ait olduğu savunuluyordu. Bu yaklaşım ise “ümmetin malını savunma” gibi bir maskeyle temellendiriliyordu. Bu kullanışlı kavram kalkan yapılarak, kimi zaman hukuki yollarla, kimi zaman kaba kuvvetle Semerkand’a ait bazı değerler ve birçok mülk, fiili olarak ele geçirildi. Yıllardır bu mekanların müdavimi olan kişiler, bu mekanlardan uzaklaştırıldı, mekanların tabelaları değiştirildi. Böylece yeni kurulan vakfın ümmet için çalışması beklenirken bütün gayretini tabela değiştirmeye kanalize ettiği görüldü. İlan edilen vakıf ve yayınevi markaları için 24 Haziran 2022’de tescil başvurusu yapıldığı görülmektedir. Bu tarih göz önüne alındığında vefattan en az 1 yıl önce başlatılmış bir sürecin varlığını anlamak zor değildir. Taziyenin ilk günlerinden itibaren Serhendi iletişim kanallarından “Şeyh Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye gönül bağıyla, uzaktan, yani kendisinden yahut vekilinden tövbe almadan da intisap edilebileceği” çağrısı yapılıyordu. Oysa Gavs hazretleri, intisap konusunda Nakşibendi adabının dışına asla çıkmazdı. Aynı mekanda olmadıkça kimseden intisap kabul etmezdi. Pandemi döneminde tedbir gereği belirli bir mesafeden seslenerek tövbe telkin etmişti. Mikrofon dahi kullanmamış, “ben bugün hoparlörle tövbe verirsem, yarın siz telefonla tövbe verirsiniz. Telefonla tövbe mi olur?” diyerek bugünleri görürcesine açıkça ikazda bulunmuştu. Ancak adaba aykırı bir şekilde yapılan bu “gönül bağıyla intisap edilebilir” ilanı, yurtdışındaki bazı kimselere telefonla tövbe ve vekalet verilmesi, koşulsuz biatın farklı bir tercümesi gibiydi: Şimdiye dek bağlı bulunduğunuz adaba uymasa da biat edin! Aynı tarihlerde Nakşibendi adabında dahi olmayan bir talimat ilan edildi: “Başka Nakşi kollarının hatmesine girilmeyecek!” “Merhum Gavs hazretlerinin halifesi olan mürşid-i kamillere bağlı sofilerin yaptırdığı hatmeye” değil, başka hiçbir Nakşi kolunun hatmesine girilmeyeceğini ilan eden bu talimat; Nakşibendi yolunda kendisine asla yer bulmayacak bir talimattır. Ve hakikatte bu talimat, koşulsuz alınan biatların şöyle bir tercümesi anlamına geliyordu: Yoldan çıkacak olsanız dahi biat edin! Nitekim Hatme-i Hacegan ile ilgili bu ilan, aileler içinde dahi sorunlara neden oldu. Zira aynı ailede farklı şeyhlere müntesip kişiler birlikte Hatme-i Hacegan yapamaz hale geldi. Bu durum aile, akrabalık ve arkadaşlık bağlarını güçlendiren tasavvuf ahlakının tersine bir tutumu öne çıkarıyordu. Arkadaşlıkların bozulması, akrabalar arasında sıkıntılar oluşması, aile huzurunun hedef alınması gibi ağır sonuçlar kendini gösterdi. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, ilk günlerde kardeşlerine haber göndererek “Benim bulunduğum yerde tövbe verdiler, onları kardeşlikten attım.” demişti. Tasavvufun insanları kardeş etme misyonuna taban tabana zıt olan bu yaklaşım aile içinde kalmamış, hatme-i haceganla ve diğer meselelerle ilgili verilen talimatlar yoluyla dışarıya taşırılmış oldu. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni birlik beraberlik içinde ilim ve irşad hizmetlerini bugüne kadar sürdürmüştür. Ortak aldıkları kararlarla bazı hizmetlerini tabii olarak müstakilleştirmişlerdir. İki mürşid-i kamil arasında vuku bulan bu makul sürecin, üçü arasında neden gerçekleşmediği ise yaşananlardan dolayı malumdur. Adap mı Duruş mu? Gavs hazretleri Nakşibendi tarikatının Halidi kolunda irşad eden bir mürşiddi. Çağın ihtiyaçlarına karşılık gelecek hizmetleri üretmişti ama bunları farklı bir anlayışla yahut duruşla ifade etmemişti. Çok sevdiği Semerkand Vakfı’na yahut Nakşibendiliğin şehri olan Semerkand’a işaretle “Semerkandi Duruş” gibi bir tabir hiç kullanmamıştı mesela. Ancak belli ki, henüz kurulur kurulmaz adabın dışında hareket eden bu yeni fraksiyon, kendisini tarif ederken de usulün dışına çıkmış ve “Serhendi Duruş” adıyla kendi anayasasını ilan etmiş oluyordu. Serhendi Duruş başlığıyla dile getirilen bütün süslü sözlerin altında merhum Gavs hazretlerinin meşrebine ve hizmetlerine karşı çıkan ve bunlarla mücadele edileceğini ilan eden bir anlayış yatıyordu. “Müceddid gelir, zamanında birikmiş ister itikadi olsun, ister ameli olsun, ister ahlaki olsun zararlı şeyleri önce bir temizler. Ondan sonra hem kendi önünü hem de emsal irşad edenlerin önünü açar, istikamete sokar, ümmet böylece nefes alır” derken kastedilen “zararlı şeyler” Gavs hazretleri zamanında yapılmış ilim ve irşad hizmetlerinden başka bir şey değildi. Rahmetli Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhû hazretlerinin “Vakfımızdan çok razıyız, çok da iyi gidiyor” gibi açık beyanlarına rağmen 19 Temmuz 2023 tarihinde Serhendi iletişim kanalları üzerinden Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin dilinden 10 maddelik talimatlar manzumesi paylaşılmıştı. Bu 10 madde daha sonraları Ahmet Mahmut Ünlü tarafından çeşitli ulusal kanallarda “Menzil Şeyhi Seyyid Saki’nin ilan ettiği önemli maddeler” şeklinde okunmuş ve methedilmişti. Bu maddelerdeki popülist söylemlerin bazıları kulağa hoş geliyor olsa da yürütülen algı çalışmalarının bir parçası olarak değerlendirildiğinde Semerkand’ın bu maddeleri ihlal etmiş olduğuna dair bir suçlama içermekteydi. Bu suçlamanın aile içinden yapılıyor olması ise bu metni Menzil’e cephe almış kişiler için çok kullanışlı bir malzeme haline getirmiştir. Akabinde yaşananlar ise bu tutarsız duruşu gözler önüne sermiştir. Daha düne kadar reddedilen ne kadar hizmet varsa birer birer kopyalanarak aynısı yapılmaya başlandı; farklı isimlerle oluşturulan markalarla dergi, kitap, kumanya, kandil simidi, kurban kesim hizmeti ve daha sayılabilecek ne varsa aynıyla taklit edildi. Neticede ise ibretlik bir söylem-eylem tutarsızlığı ortaya konuldu. Bu maddelerle ilgili diğer önemli husus ise tarikat-siyaset ilişkisine dairdir. Metinde “dergahlarda siyaset konuşmak” diye geçilen bu başlığa sair sohbetlerde de değinilmiştir, Semerkand’a ciddi eleştiriler yöneltilmiştir. “İktidarın kuyruğu oldular” gibi seviyesiz söylemlerle Menzil’in ve Semerkand’ın yerli ve milli duruşu hedef alınmıştır. Bu popülist eleştiriyi yapanların son seçim sürecinde farklı zamanlarda 3 farklı siyasi partiyle poz vermiş olması da oldukça manidardır. Söylem-eylem tutarsızlığının ibretlik bir vesikasıdır. Zihniyet Adabın yerine icat edilen duruşun geldiği nokta içler acısıydı. Sadat-ı kiram efendilerimizden tevarüs eden ne kadar kıymetli hazine varsa hepsi reddediliyor ve yeni bir mürşid tarifi müjde olarak sunuluyordu. Anlaşılan o ki yeni duruşta Nakşibendi silsilesindeki sadat-ı kiram efendilerimize dahi yer yoktu. Pusulası şaşmış bu söylem “yukarıdan” bir tehditle herkesin manevi nasibini de tayin etmeye çalışıyordu. Eski sofiler ve icazeti kendinden menkul hocalardan oluşan başka bir zümre ise makam-mevki mütehassısı olarak zuhur ediyor, sözde tasavvufi dayanaklarla bu anlayışı şerh etmeye çalışıyordu. Bu ilk halkanın etrafına bir sosyal medya fenomeni, Gavs hazretlerinin halifeleri olan büyüklerimize “büyüğe hürmeti” anlattığı videolarıyla eklemleniyordu. Edepten yoksun bu şahsın hadsizlikleri bununla sınırlı kalmıyor, yıllarca istifade ettiği Elhüseyni ailesinin ihtilafına gururla dahil oluyor, fırsatını bulduğunda galiz hakaretler etmekten geri durmuyordu. Yine Menzil’le ilgisi bulunmayan kimi diğer meşhur ve gazeteci şahsiyetlerin, Gavs hazretleri hayattayken Menzil’e davet edilmeleri, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi “Menzil Şeyhi” olarak, daha o zamanlardan lanse etmeleri, planlı bir sürecin yavaş yavaş nasıl işlendiğini gözler önüne seriyordu. Ve en son ve tehlikeli halka, karanlık odaklar eliyle dizayn edilmiş gibi hareket eden yeni sosyal medya hesaplarıyla tamamlanıyordu. Yüzlerce bot hesap tarafından desteklenen amiral gemisi niteliğindeki hesaplar üzerinden Semerkand Vakfı yöneticilerine, Elhüseyni ailesinin fertlerine hatta irşadla görevli mürşid-i kamillere ağır hakaretler ve iftiralar edildi, hedef gösterme çalışmaları yapıldı. İletişim ve algı yönetiminde, sosyal medya kanallarını bir üs olarak kullanan bu yeni duruş; gizemli, ulaşılamaz hatta devlet tarafından dahi tespit edilemez imajlarıyla insanları zehirlemeye devam ediyordu. Ancak süreç içerisinde bu hesaplar üzerinden aile içindeki meselelerin, köyde anlık olarak temin edilen görüntülerin, yalnızca muhataplarıyla yapılan yazışmaların seçilerek servis edilmesi ise kimler tarafından yönetildiğine dair önemli öngörüler sunuyordu. Kamuoyunun açıkça gördüğü haliyle hiçbir kutsalı bulunmayan bu hesaplar, iffete dil uzatmaktan, kişisel verilerin paylaşılmasına kadar geniş bir sahada hukuku ve ahlaki değerleri çiğnemekten geri durmuyordu. Çelişkiler En yüksek perdeden iddiaları dile getirenlerin, ilim ve irşad beldesi olan Menzil’de dahi bütün çabalarının ticarethaneler üzerine olduğu zamanla ortaya çıktı. Sofileri müşteri olarak gören bir anlayışla ve vakıflarının ticaretle olan kuvvetli bağını ilan edercesine dükkanlara vakıf logoları koyuldu. Yetmedi bir de yeni bedesten inşa edildi. Vakıf çatısı altında ise yeni ticari markalar üretilerek, yapılmayacak denilen ticari faaliyetlerin tamamı bir bir hayata geçirildi. Bu tavır yaşanan iki yıllık sürecin bir özeti niteliğindedir. Zira son iki yıl eylem söylem çelişkileriyle doludur. Bugün ısrarla savunulan şeyler, ertesi gün inkar edilmiş; böylece ortaya büyük bir tutarsızlık örneği çıkmıştır. Bu tutarsızlıklardan biri de hakem heyeti sürecinde ortaya konuldu. “Kim ilmi yüksekse, kimin takvası yüksekse, kimin zikri yüksekse bizde hürmete layık olan odur. Baş köşe onundur” demişlerdi... Fakat ilimde ve takvada zirve şahsiyetler olan ve Allah rızası için, kardeşlerin arasını düzeltmek ve müminleri selim bir yola sevk etmek için Menzil’e gelen merhum Gavs hazretlerinin halifelerine hürmetsizlik ettiler. Baş köşeye oturtmak şöyle dursun, bu kıymetli zatları ağır sözlerle Menzil’den kovdular. Çünkü onlara göre, ister zikir ehli, ister ilim ehli olsun kendi görüşlerini desteklemeyen herkes haksızdı ve hakarete müstahaktı. Mevla’nın rızasını arayan insanları, sorumsuzca ve koşa koşa, Gavs hazretlerinin evlatlarına hakaret ve iftira edecekleri meydanlara sevk ettiler. Gavs hazretleri zamanında emin bir belde olan Menzil’de, Gavs hazretlerinin evlatlarına ve torunlarına saldırmaya yeltendiler. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Ben bu köyün ağasıyım, herkese söyleyin bunu bilsinler” şeklindeki açıklamalarıyla örtüşen bir çalışma yürüttüğü ortadadır. En büyük çelişki ise sonradan üretilen “ümmetin malı” söylemiyle oluşturulmaya çalışılan algının tam tersi bir tutumun vakfın kuruluşunda bir madde olarak eklenmiş olmasıdır. Serhendi Vakfı’nın vakıf senedinde, vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde üzerindeki varlıkların Halidimünevver şirketine devrolacağı yer alıyordu. Bahse konu şirketin ortakları ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin 3 erkek evladıydı. Bu maddenin ortaya çıkmasına takiben gelen tepkiler üzerine değiştirildiği ifade edildiyse somut bir bilgilendirme yapılmış değildir. Neticede Semerkand Vakfı’nın gayrimenkulleri “ümmetin malına sahip çıkma” kılıfı ile buraya aktarılmıştır. Diğer tarafta durum böyle iken Rahmetli Gavs hazretlerinin mahdumları yönelik “Ümmetin malını miras yapmak istiyorlar” söylemi kabul edilemez. Üstelik defalarca net bir şekilde reddedilmesine rağmen bu yalanın tekrar tekrar söylenmesinin, basına manşet sipariş edilmesinin, kırmızı pankartlı göstermelik protestolar gerçekleştirilmesinin hiçbir makul izahı olamaz. Bu ithamların muhatabı olan büyüklerimiz, meselenin İslam hukuku çevresinde değerlendirilip çözülmesi gerektiğini defalarca ifade etmişlerdir. Sorunun reçetesi İslam hukukudur. Görülmüştür ki ümmet söylemini diline dolayanlar İslam hukukuna başvurmak yerine popülist söylemlerini tekrar etmeyi tercih etmektedir. Buradan da amacın yapmak değil, yıkmak olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Netice Görüldüğü üzere mesele kişisel birtakım çekişmeler veyahut bazı odaklara hizmet eden haber mecralarının perçinlemek istediği gibi mal mülk kavgası değildir. Gittikçe ayrışan bir üslubun özelde Menzil’e, genelde tasavvufa ve dini hayata verdiği zararın önüne geçme çabasıdır. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin çabası, tümüyle Menzil’in yarım asırda mümin gönüllerde oluşturduğu müstesna konumun ve kendilerine miras kalan meşrebin muhafaza edilmesine yöneliktir. Meşrebi muhafaza etmek için ortaya konan bu çaba; sistemli algı çalışmaları, lobicilik faaliyetleri, sosyal medya operasyonları ve sipariş haberlerle itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Yıkmak kolay, korumak ise zordur. Yıkmanın kolaylığından istifade edenler korumaya çalışanların sukutlarından güç devşirerek 2 yıllık süreçte kendi yaklaşımlarını kamuoyuna “ümmetin menfaatineymiş gibi” lanse etmişler, maalesef bunda da kısmen muvaffak olmuşlardır. Oysa hakikat tektir. Ve ortaya çıkacağını da inancımız tamdır. “Sizden biriniz, kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” hadis-i şerifi fehvasınca; biz merhum Gavs hazretlerinin kapısında yetişmiş kardeşlerimizin bu duruma düşmelerini asla istemeyiz. Allah Teâlâ cümlemizi bu fitne ortamından ve fitneci zihniyetin oyunlarından kurtarsın. Tasavvuf ehlinin sarıldığı takva ve nezaketi merkeze alarak “Allah yolunda yarışan” kardeşler olmayı cümlemize nasip etsin. Amin. #menzil #tarikat #tasavvuf
1:05:56

Sensitive content

MENZİL NEDEN GÜNDEMDE? Menzil, yarım asırdır yaptığı ilim ve irşad hizmetleriyle bilinmekteydi. Bu hizmetler Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni (kuddise sırruhû) hazretlerinin meşrebince; Nakşi, vakur ve gündeme gelmeden yapılmaktaydı. Onun ahirete irtihalinden sonra ise Menzil, dile getirilmesinden dahi hicap ettiğimiz meselelerle gündeme geliyor, gündemde tutuluyor. İki yıllık süreçte hem ihtilafların ortadan kalkacağı ümidiyle hem de Menzil’in itibarını korumak adına sukut edilmiştir. Ancak geldiğimiz noktada ithamlar, yalanlar, iftiralar bir kesim tarafından hakikat sanılmaya başlanmıştır. Menzil’in müminlerin zihninde çağrıştırdığı güzellikler hedef alınmaktadır. İşte bu nedenle gerçeklerin bilinmesi ve “Menzil neden gündemde?” sorusunun cevap bulması için bu video hazırlanmıştır. Sorumluluk Hayatını ilim ve irşad hizmetlerine memur eden, yüzbinlerce insanın gönlünde yer etmiş olan, Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri her fani gibi dar-ı bekaya göç edecekti. Gavs hazretleri gibi büyük bir zatın vefatı her anlamda büyük bir hadiseydi. Kendisine “Hadimü’l-Müslimin” yani müslümanların hizmetçisi sıfatını uygun gören Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretleri, 30 yıllık irşad hayatı boyunca çokça hizmet etmiş ve yüz binlerce insanın gönlüne girmişti ve herkes, kendisine karşı son vazifesini yerine getirmek üzere Menzil’e akın edecekti. Şüphesiz ki bu; titizlikle planlanması gereken bir süreçti. Bu nedenle vakfın başında olması hasebiyle; Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, hazırlıkları başlatacaktı. 10 yıldır Menzil’in sorumluluğu da kendisinde olduğu için İstanbul’dan Menzil’e kadarki gerekli düzenleme ve görevlendirmeleri yapması gerekiyordu. Nitekim bu oldukça mühim ve zor vazifeyle ilgili aile fertlerini haberdar edecek ve kendileri de bundan memnuniyet duyduklarını dile getireceklerdi. Bu taziye hazırlıkları, vefattan bir hafta önce Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin bilgisiyle köy muhtarı dahil Menzil’deki tüm ilgililere sunum yapılarak anlatılmıştı. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, süreci başlatmış; vakıf heyetine vazifeler tevdi etmiş ve her adımın titizlikle planlanmasını temin etmiştir. Bu süreçte en ince ayrıntısına kadar görev tarifleri yapılmış, hastaneden Menzil-i Şerif’teki alanlara varana kadar kimin nerede ve ne zaman ne yapacağı belirlenmişti. Devletin ilgili birimlerinden güvenlik ve sağlık gibi alanlarda destek talep edilmişti. Hasılı tüm hazırlıklar Gavs hazretleri gibi büyük bir velîye yaraşır şekilde, büyük bir hüzünle fakat daha büyük bir dikkatle tamamlanmıştı. Gavs hazretlerinin son günlerinde, durumu artık iyice ağırlaşınca, evlatları babalarının yanında toplanmışlardı. Ve 12 Temmuz günü, doktorlar, artık odaya Gavs hazretlerinin evlatlarını davet etmiş; son birkaç saatlik öngörülerini kendileriyle paylaşarak odadan ayrılmışlardı. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, babasının saatler içinde son nefesini verme ihtimalini bildiği halde hastanenden ayrılarak kendisince önemli bir durumla ilgili Kasr-ı Arifan’a gitmiştir. Bu duruma bir anlam veremeyerek odaya geçen Gavs hazretlerinin diğer evlatları ve torunu Seyyid Muhammed Galip Elhüseynî ise Kur’an-ı Kerim okumaya ve dua etmeye burada devam etmişlerdir. Gavs hazretlerinin vefatıyla birlikte, artık önceden yapılan hazırlıklar, sırası geldikçe yerine getirilmeye başlanmıştır. Ancak vefattan 2 saat sonra Ahmet Mahmut Ünlü’nün kendi sosyal medya hesabından yaptığı taziye paylaşımı, oldukça tuhaf karşılanmıştır. “Bu fakîrin de şâhitliği vechile; kendisinden sonra mutlak halîfe olarak Seyyid Sâkî Erol Hazretleri’ni Menzil’deki merkez tekkeye nasbetmiş idi.” diyerek kendi kendine vermiş olduğu şahitlik payesi hem gerçek dışı hem de tuhaftı. Aileden ve yakın kimselerden hiç kimsenin şahit olmadığı bu nasbetme meselesine alakasız kişilerin şahit olduğunu ilan etmelerinin bir karşılığı yoktu. Bütün bunların ötesinde böyle bir açıklamaya, neresinden bakılırsa bakılsın gerek yoktu. Aslına bakılırsa bu, kimsenin hakkı ve haddi de değildi. Ancak o gün, Menzil’de başkaca tuhaflıklar da yaşanmıştı. Menzil’e intikal ve Menzil’de misafirlerin ağırlanması hususundaki bütün hazırlıklar harfiyen yerine getirilirken; tuhaf bir şekilde cami içi ile hanımlar tarafındaki düzen ve görevlerde değişiklik yapılmıştı. Bu değişiklikler gerekçesi, şekli ve neticeleri bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken değişikliklerdir. O gün özelinde yapılan düzenlemelerde camide hocalar ve talebeler yer alacaktı böylelikle hem adaben ilim ehli ön saflarda yer almış hem de düzen ve intizamla namaz ve defin işlemleri gerçekleşmiş olacaktı. Bu düzenlemeyle Gavs hazretleri, çok sevdiği âlim ve talebelerinin omuzlarında taşınmış olacaktı. Diğer taraftan Gavs hazretlerinin evlatlarının bu acılı günlerinde onlara yardımcı olmaları açısından camideki hizmet ve koruma görevlileri önceden taksim edilmişlerdi. Böylelikle hem kendileri rahat hareket edecek hem de taziyeleri rahatça kabul edebileceklerdi. Ayrıca görevliler, gelen bütün misafirlerin izdihamdan etkilenmeden hareket edebilmelerine odaklanacak; gerekli hizmetleri herkes kendi organizasyonu içerisinde hızlıca görecekti. Ancak bütün bu planlama herhangi bir istişare yapılmadan değiştirildi. Camiden hoca ve talebeler çıkarıldı, ön saflara köy dışından olduğu anlaşılan bazı adamlar yerleştirildi. Gavs hazretlerinin evlatlarına yardımcı olması için görevlendirilen korumalar ise kendi amirlerini de bertaraf ederek kendi başlarına hareket etti; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin etrafında toplanarak diğer aile üyelerini yalnız bıraktılar. Gavs hazretlerinin evlatlarını yok saydılar; oluşan karmaşadan dolayı aile ferdlerinin namaza iştirakleri bile zorlaştı. Diğer bir değişiklik ise hanımlar tarafında yapıldı. Özellikle hanımlar tarafındaki görevliler, hep birlikte misafirleri yalnızca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisap için koordine etmeye odaklanmıştı. Diğer 5 halifeyi yok sayarak “Posta Seyyid Saki geçti” diyerek ilanlara başlamışlardı. Vehim Bu hazırlıklar sayesinde yüzbinlerce insanın iştirak ettiği taziye süreci yapılan müdahalelerin oluşturduğu karmaşalar dışında sorunsuz geçti. Söz konusu müdahalelerin bir vehimden kaynaklandığı ise daha sonra anlaşıldı. Yapılan bu çalışmalar birkaç aklı evvel tarafından “mihrabı ele geçirmeye çalışacaklar” şeklinde lanse edilmiş ve kendilerince karşı hazırlık yapılmıştı. Bu vehim ve zannın, uzunca bir süredir, Gavs hazretleri hayattayken, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin etrafında toplanan bir güruh tarafından oluşturulduğu ve derinleştirildiği bilinmekteydi. Semerkand Vakfı ve aile fertleriyle ilgili asılsız iddialar, bir şekilde vakıf hizmetlerinden uzaklaşmış kimseler tarafından yıllarca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye iletilmişti. 10 yıl önce Rahmetli Gavs hazretlerinin Menzil Köyü’nün yönetimini Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’den alarak Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye vermesi vehim ve zanların derinleşmesine etki etmişti. Özellikle Menzil’in yönetiminin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye verilmesinden hoşnut olmadığı, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından ifade de edilmişti. Ayrıca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin vakfı yönetmekle ilgili ısrarlı bir talebi olduğu, defalarca bu taleple babasına gittiği aile tarafından bilinmektedir. Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni Hazretleri bu talepleri net bir şekilde reddedip yönetimin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’de devam etmesini temin etmiştir. Bu pencereden bakınca Gavs hazretlerinin vefatından önce Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından yeni bir vakıf hazırlıklarının yapılması, taziye hazırlıklarının farklı yorumlanarak endişe kaynağı haline getirilmesi ve birtakım vehimlerle taziye alanına müdahale edilmesi daha iyi anlaşılmaktadır. Bunun yerine bir oldu bittiyle ilerlemek tercih edilmişti. Nitekim taziye yerinden “ben hanımlar tarafına tövbe vermeye gidiyorum” diye kalkan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye adaba uygun ve istişareyle hareket etmek gerektiği kardeşleri tarafından hatırlatılmıştı. Tarikat adabı, Gavs hazretlerinin tüm halifelerine irşada başlama yetkisi veriyordu. Bunun nasıl olacağını belirlemeden hareket etmek doğru olmayacaktı. Ancak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bu talebi reddederek külliyeden ayrılmıştı. Bir süre sonra camiye geçerek kardeşlerini istişare için davet etmişti. Burada yapılan görüşmede Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, kardeşlerinin irşad vazifeleri üzerinde tasarrufta bulunmaya çalışıyor, onlara “Siz bir ay tövbe vermeyin” diyordu. Bu konudaki ısrarın sürmesi üzerine Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni “Abi, bir tahtta iki padişah olmaz, ama bir postta 7 şeyh olur. Babamızın postu büyüktür. Yeter ki derdimiz padişahlık olmasın” demişti. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “O zaman her yerde ben sizden ayrılıyorum. Hiçbir şeyde birlikte kalmayacağım.” demişti. İşte o gün ailenin maruz kaldığı durumlar, adabın hiçe sayılması ve manevi gerekçeler bu talebin yanlışlığını ortaya koyuyordu. Dolayısıyla üç halife de o gün, aynı anda irşada başlamalıydı. Öyle de oldu. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin ısrarı kabul görmeyince defin günü öğle namazından sonra Menzil Camii’nde irşad açıklamasını yapmak durumunda kaldı. Koşulsuz Biat Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin kendisi tarafından bizzat ifade edilen bu biatla beraber alınan başka biatlar olduğu bilinmektedir. Zira Gavs hazretlerinin koruma ve yakın hizmetine bakan Uşaklılar, onun ahirete irtihalinden 6-7 ay önce toplantı yaparak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye biat kararı almışlardı. Bu durumundan haberdar olan Gavs hazretlerinin mahdumlarından Seyyid Muhammed Emin Elhüseyni babası henüz hayatta iken bu tür konuşmalar yapılmasından dolayı çok üzülmüş, kendisi hastahanede babasıyla ilgilenmekte olduğu için Uşaklılara okunmak üzere bir mesaj hazırlamıştır. Hazırlanan bu mesaj Uşaklılara yüz yüze okunmuştur. Aylar öncesinden koşulsuz biatlar alınarak planlanan şeyler aceleyle bir bir hayata geçirilmeye başlanmıştı. Gavs hazretlerinin defninden sadece bir gün sonra, henüz Gavs hazretlerinin toprağı soğumamışken, Serhendi isimli yeni bir vakıf ve Dehlevi markalı yeni bir yayınevinin kurulduğu ilan edilmişti. Gavs hazretlerinin vefatından kısa bir süre evvel Kasr-ı Arifan’da Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ile toplantı yaparak akıllarda soru işaretleri uyandıran Ahmet Mahmut Ünlü, sosyal medya üzerinden yönlendirici ve çalışılmış paylaşımlarını yapmaya devam ediyordu. Yalnız bu kez önemli bir iletişim kazası yaşanmış, Ahmet Mahmut Ünlü, hızını alamayarak, herkesten önce Serhendi Vakfı’nın kurulduğunu şu sözlerle ilan etmişti: “Şeyh Seyyid Muhammed Sâkî Efendi Hazretleri’nin yakın hizmetkârı, benim de kıymetli dostum Dr. Yunus Aydın Hocaefendi’den aldığım bilgiye göre; Şeyh Seyyid Muhammed Sâkî Efendi Kur'ân, Sünnet ve Ehl-i Sünnet'i ihyâ, Nakşî Müceddidî Hâlidî Tarîkatı'nın adâbını icrâ etmek üzere “Serhendî” adı altında yeni bir vakıf ve “Dehlevî” ismi altında yeni bir yayınevi kurmuştur. Vakfın başına kıymetli mahdûmu Seyyid Yakup Efendi’yi geçirmiştir, Kendisinin bundan evvel mevcut olan vakıf ve yayınevleri ile hiçbir alâkası olmadığını beyân etmiştir.” Ahmet Mahmut Ünlü’nün yapmış olduğu bu paylaşımın ardından, kendileri de durumu ilan etmek zorunda kaldılar. Yapmış olduğu paylaşımlarda Semerkand’a yönelik ağır ithamlar dile getiren Ahmet Mahmut Ünlü, “Şimdi anlamayanlar yakın bir zamanda bana duâ edeceklerdir.” ifadesiyle gelecekte yaşanacaklara dair ipuçları veriyordu. Yine planlı süreçlerini açığa çıkaran büyük bir iletişim kazası yaparak, mevcut vakıf ve yayınevleriyle hiçbir alaka kalmadığını ilan da etmişti. Bu husustaki tavır ise garipti; zira kurumlar ve faaliyetleri reddediliyor lakin mülklerin ve değerlerin yeni kurdukları vakfa ait olduğu savunuluyordu. Bu yaklaşım ise “ümmetin malını savunma” gibi bir maskeyle temellendiriliyordu. Bu kullanışlı kavram kalkan yapılarak, kimi zaman hukuki yollarla, kimi zaman kaba kuvvetle Semerkand’a ait bazı değerler ve birçok mülk, fiili olarak ele geçirildi. Yıllardır bu mekanların müdavimi olan kişiler, bu mekanlardan uzaklaştırıldı, mekanların tabelaları değiştirildi. Böylece yeni kurulan vakfın ümmet için çalışması beklenirken bütün gayretini tabela değiştirmeye kanalize ettiği görüldü. İlan edilen vakıf ve yayınevi markaları için 24 Haziran 2022’de tescil başvurusu yapıldığı görülmektedir. Bu tarih göz önüne alındığında vefattan en az 1 yıl önce başlatılmış bir sürecin varlığını anlamak zor değildir. Taziyenin ilk günlerinden itibaren Serhendi iletişim kanallarından “Şeyh Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye gönül bağıyla, uzaktan, yani kendisinden yahut vekilinden tövbe almadan da intisap edilebileceği” çağrısı yapılıyordu. Oysa Gavs hazretleri, intisap konusunda Nakşibendi adabının dışına asla çıkmazdı. Aynı mekanda olmadıkça kimseden intisap kabul etmezdi. Pandemi döneminde tedbir gereği belirli bir mesafeden seslenerek tövbe telkin etmişti. Mikrofon dahi kullanmamış, “ben bugün hoparlörle tövbe verirsem, yarın siz telefonla tövbe verirsiniz. Telefonla tövbe mi olur?” diyerek bugünleri görürcesine açıkça ikazda bulunmuştu. Ancak adaba aykırı bir şekilde yapılan bu “gönül bağıyla intisap edilebilir” ilanı, yurtdışındaki bazı kimselere telefonla tövbe ve vekalet verilmesi, koşulsuz biatın farklı bir tercümesi gibiydi: Şimdiye dek bağlı bulunduğunuz adaba uymasa da biat edin! Aynı tarihlerde Nakşibendi adabında dahi olmayan bir talimat ilan edildi: “Başka Nakşi kollarının hatmesine girilmeyecek!” “Merhum Gavs hazretlerinin halifesi olan mürşid-i kamillere bağlı sofilerin yaptırdığı hatmeye” değil, başka hiçbir Nakşi kolunun hatmesine girilmeyeceğini ilan eden bu talimat; Nakşibendi yolunda kendisine asla yer bulmayacak bir talimattır. Ve hakikatte bu talimat, koşulsuz alınan biatların şöyle bir tercümesi anlamına geliyordu: Yoldan çıkacak olsanız dahi biat edin! Nitekim Hatme-i Hacegan ile ilgili bu ilan, aileler içinde dahi sorunlara neden oldu. Zira aynı ailede farklı şeyhlere müntesip kişiler birlikte Hatme-i Hacegan yapamaz hale geldi. Bu durum aile, akrabalık ve arkadaşlık bağlarını güçlendiren tasavvuf ahlakının tersine bir tutumu öne çıkarıyordu. Arkadaşlıkların bozulması, akrabalar arasında sıkıntılar oluşması, aile huzurunun hedef alınması gibi ağır sonuçlar kendini gösterdi. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, ilk günlerde kardeşlerine haber göndererek “Benim bulunduğum yerde tövbe verdiler, onları kardeşlikten attım.” demişti. Tasavvufun insanları kardeş etme misyonuna taban tabana zıt olan bu yaklaşım aile içinde kalmamış, hatme-i haceganla ve diğer meselelerle ilgili verilen talimatlar yoluyla dışarıya taşırılmış oldu. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni birlik beraberlik içinde ilim ve irşad hizmetlerini bugüne kadar sürdürmüştür. Ortak aldıkları kararlarla bazı hizmetlerini tabii olarak müstakilleştirmişlerdir. İki mürşid-i kamil arasında vuku bulan bu makul sürecin, üçü arasında neden gerçekleşmediği ise yaşananlardan dolayı malumdur. Adap mı Duruş mu? Gavs hazretleri Nakşibendi tarikatının Halidi kolunda irşad eden bir mürşiddi. Çağın ihtiyaçlarına karşılık gelecek hizmetleri üretmişti ama bunları farklı bir anlayışla yahut duruşla ifade etmemişti. Çok sevdiği Semerkand Vakfı’na yahut Nakşibendiliğin şehri olan Semerkand’a işaretle “Semerkandi Duruş” gibi bir tabir hiç kullanmamıştı mesela. Ancak belli ki, henüz kurulur kurulmaz adabın dışında hareket eden bu yeni fraksiyon, kendisini tarif ederken de usulün dışına çıkmış ve “Serhendi Duruş” adıyla kendi anayasasını ilan etmiş oluyordu. Serhendi Duruş başlığıyla dile getirilen bütün süslü sözlerin altında merhum Gavs hazretlerinin meşrebine ve hizmetlerine karşı çıkan ve bunlarla mücadele edileceğini ilan eden bir anlayış yatıyordu. “Müceddid gelir, zamanında birikmiş ister itikadi olsun, ister ameli olsun, ister ahlaki olsun zararlı şeyleri önce bir temizler. Ondan sonra hem kendi önünü hem de emsal irşad edenlerin önünü açar, istikamete sokar, ümmet böylece nefes alır” derken kastedilen “zararlı şeyler” Gavs hazretleri zamanında yapılmış ilim ve irşad hizmetlerinden başka bir şey değildi. Rahmetli Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhû hazretlerinin “Vakfımızdan çok razıyız, çok da iyi gidiyor” gibi açık beyanlarına rağmen 19 Temmuz 2023 tarihinde Serhendi iletişim kanalları üzerinden Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin dilinden 10 maddelik talimatlar manzumesi paylaşılmıştı. Bu 10 madde daha sonraları Ahmet Mahmut Ünlü tarafından çeşitli ulusal kanallarda “Menzil Şeyhi Seyyid Saki’nin ilan ettiği önemli maddeler” şeklinde okunmuş ve methedilmişti. Bu maddelerdeki popülist söylemlerin bazıları kulağa hoş geliyor olsa da yürütülen algı çalışmalarının bir parçası olarak değerlendirildiğinde Semerkand’ın bu maddeleri ihlal etmiş olduğuna dair bir suçlama içermekteydi. Bu suçlamanın aile içinden yapılıyor olması ise bu metni Menzil’e cephe almış kişiler için çok kullanışlı bir malzeme haline getirmiştir. Akabinde yaşananlar ise bu tutarsız duruşu gözler önüne sermiştir. Daha düne kadar reddedilen ne kadar hizmet varsa birer birer kopyalanarak aynısı yapılmaya başlandı; farklı isimlerle oluşturulan markalarla dergi, kitap, kumanya, kandil simidi, kurban kesim hizmeti ve daha sayılabilecek ne varsa aynıyla taklit edildi. Neticede ise ibretlik bir söylem-eylem tutarsızlığı ortaya konuldu. Bu maddelerle ilgili diğer önemli husus ise tarikat-siyaset ilişkisine dairdir. Metinde “dergahlarda siyaset konuşmak” diye geçilen bu başlığa sair sohbetlerde de değinilmiştir, Semerkand’a ciddi eleştiriler yöneltilmiştir. “İktidarın kuyruğu oldular” gibi seviyesiz söylemlerle Menzil’in ve Semerkand’ın yerli ve milli duruşu hedef alınmıştır. Bu popülist eleştiriyi yapanların son seçim sürecinde farklı zamanlarda 3 farklı siyasi partiyle poz vermiş olması da oldukça manidardır. Söylem-eylem tutarsızlığının ibretlik bir vesikasıdır. Zihniyet Adabın yerine icat edilen duruşun geldiği nokta içler acısıydı. Sadat-ı kiram efendilerimizden tevarüs eden ne kadar kıymetli hazine varsa hepsi reddediliyor ve yeni bir mürşid tarifi müjde olarak sunuluyordu. Anlaşılan o ki yeni duruşta Nakşibendi silsilesindeki sadat-ı kiram efendilerimize dahi yer yoktu. Pusulası şaşmış bu söylem “yukarıdan” bir tehditle herkesin manevi nasibini de tayin etmeye çalışıyordu. Eski sofiler ve icazeti kendinden menkul hocalardan oluşan başka bir zümre ise makam-mevki mütehassısı olarak zuhur ediyor, sözde tasavvufi dayanaklarla bu anlayışı şerh etmeye çalışıyordu. Bu ilk halkanın etrafına bir sosyal medya fenomeni, Gavs hazretlerinin halifeleri olan büyüklerimize “büyüğe hürmeti” anlattığı videolarıyla eklemleniyordu. Edepten yoksun bu şahsın hadsizlikleri bununla sınırlı kalmıyor, yıllarca istifade ettiği Elhüseyni ailesinin ihtilafına gururla dahil oluyor, fırsatını bulduğunda galiz hakaretler etmekten geri durmuyordu. Yine Menzil’le ilgisi bulunmayan kimi diğer meşhur ve gazeteci şahsiyetlerin, Gavs hazretleri hayattayken Menzil’e davet edilmeleri, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi “Menzil Şeyhi” olarak, daha o zamanlardan lanse etmeleri, planlı bir sürecin yavaş yavaş nasıl işlendiğini gözler önüne seriyordu. Ve en son ve tehlikeli halka, karanlık odaklar eliyle dizayn edilmiş gibi hareket eden yeni sosyal medya hesaplarıyla tamamlanıyordu. Yüzlerce bot hesap tarafından desteklenen amiral gemisi niteliğindeki hesaplar üzerinden Semerkand Vakfı yöneticilerine, Elhüseyni ailesinin fertlerine hatta irşadla görevli mürşid-i kamillere ağır hakaretler ve iftiralar edildi, hedef gösterme çalışmaları yapıldı. İletişim ve algı yönetiminde, sosyal medya kanallarını bir üs olarak kullanan bu yeni duruş; gizemli, ulaşılamaz hatta devlet tarafından dahi tespit edilemez imajlarıyla insanları zehirlemeye devam ediyordu. Ancak süreç içerisinde bu hesaplar üzerinden aile içindeki meselelerin, köyde anlık olarak temin edilen görüntülerin, yalnızca muhataplarıyla yapılan yazışmaların seçilerek servis edilmesi ise kimler tarafından yönetildiğine dair önemli öngörüler sunuyordu. Kamuoyunun açıkça gördüğü haliyle hiçbir kutsalı bulunmayan bu hesaplar, iffete dil uzatmaktan, kişisel verilerin paylaşılmasına kadar geniş bir sahada hukuku ve ahlaki değerleri çiğnemekten geri durmuyordu. Çelişkiler En yüksek perdeden iddiaları dile getirenlerin, ilim ve irşad beldesi olan Menzil’de dahi bütün çabalarının ticarethaneler üzerine olduğu zamanla ortaya çıktı. Sofileri müşteri olarak gören bir anlayışla ve vakıflarının ticaretle olan kuvvetli bağını ilan edercesine dükkanlara vakıf logoları koyuldu. Yetmedi bir de yeni bedesten inşa edildi. Vakıf çatısı altında ise yeni ticari markalar üretilerek, yapılmayacak denilen ticari faaliyetlerin tamamı bir bir hayata geçirildi. Bu tavır yaşanan iki yıllık sürecin bir özeti niteliğindedir. Zira son iki yıl eylem söylem çelişkileriyle doludur. Bugün ısrarla savunulan şeyler, ertesi gün inkar edilmiş; böylece ortaya büyük bir tutarsızlık örneği çıkmıştır. Bu tutarsızlıklardan biri de hakem heyeti sürecinde ortaya konuldu. “Kim ilmi yüksekse, kimin takvası yüksekse, kimin zikri yüksekse bizde hürmete layık olan odur. Baş köşe onundur” demişlerdi... Fakat ilimde ve takvada zirve şahsiyetler olan ve Allah rızası için, kardeşlerin arasını düzeltmek ve müminleri selim bir yola sevk etmek için Menzil’e gelen merhum Gavs hazretlerinin halifelerine hürmetsizlik ettiler. Baş köşeye oturtmak şöyle dursun, bu kıymetli zatları ağır sözlerle Menzil’den kovdular. Çünkü onlara göre, ister zikir ehli, ister ilim ehli olsun kendi görüşlerini desteklemeyen herkes haksızdı ve hakarete müstahaktı. Mevla’nın rızasını arayan insanları, sorumsuzca ve koşa koşa, Gavs hazretlerinin evlatlarına hakaret ve iftira edecekleri meydanlara sevk ettiler. Gavs hazretleri zamanında emin bir belde olan Menzil’de, Gavs hazretlerinin evlatlarına ve torunlarına saldırmaya yeltendiler. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Ben bu köyün ağasıyım, herkese söyleyin bunu bilsinler” şeklindeki açıklamalarıyla örtüşen bir çalışma yürüttüğü ortadadır. En büyük çelişki ise sonradan üretilen “ümmetin malı” söylemiyle oluşturulmaya çalışılan algının tam tersi bir tutumun vakfın kuruluşunda bir madde olarak eklenmiş olmasıdır. Serhendi Vakfı’nın vakıf senedinde, vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde üzerindeki varlıkların Halidimünevver şirketine devrolacağı yer alıyordu. Bahse konu şirketin ortakları ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin 3 erkek evladıydı. Bu maddenin ortaya çıkmasına takiben gelen tepkiler üzerine değiştirildiği ifade edildiyse somut bir bilgilendirme yapılmış değildir. Neticede Semerkand Vakfı’nın gayrimenkulleri “ümmetin malına sahip çıkma” kılıfı ile buraya aktarılmıştır. Diğer tarafta durum böyle iken Rahmetli Gavs hazretlerinin mahdumları yönelik “Ümmetin malını miras yapmak istiyorlar” söylemi kabul edilemez. Üstelik defalarca net bir şekilde reddedilmesine rağmen bu yalanın tekrar tekrar söylenmesinin, basına manşet sipariş edilmesinin, kırmızı pankartlı göstermelik protestolar gerçekleştirilmesinin hiçbir makul izahı olamaz. Bu ithamların muhatabı olan büyüklerimiz, meselenin İslam hukuku çevresinde değerlendirilip çözülmesi gerektiğini defalarca ifade etmişlerdir. Sorunun reçetesi İslam hukukudur. Görülmüştür ki ümmet söylemini diline dolayanlar İslam hukukuna başvurmak yerine popülist söylemlerini tekrar etmeyi tercih etmektedir. Buradan da amacın yapmak değil, yıkmak olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Netice Görüldüğü üzere mesele kişisel birtakım çekişmeler veyahut bazı odaklara hizmet eden haber mecralarının perçinlemek istediği gibi mal mülk kavgası değildir. Gittikçe ayrışan bir üslubun özelde Menzil’e, genelde tasavvufa ve dini hayata verdiği zararın önüne geçme çabasıdır. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin çabası, tümüyle Menzil’in yarım asırda mümin gönüllerde oluşturduğu müstesna konumun ve kendilerine miras kalan meşrebin muhafaza edilmesine yöneliktir. Meşrebi muhafaza etmek için ortaya konan bu çaba; sistemli algı çalışmaları, lobicilik faaliyetleri, sosyal medya operasyonları ve sipariş haberlerle itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Yıkmak kolay, korumak ise zordur. Yıkmanın kolaylığından istifade edenler korumaya çalışanların sukutlarından güç devşirerek 2 yıllık süreçte kendi yaklaşımlarını kamuoyuna “ümmetin menfaatineymiş gibi” lanse etmişler, maalesef bunda da kısmen muvaffak olmuşlardır. Oysa hakikat tektir. Ve ortaya çıkacağını da inancımız tamdır. “Sizden biriniz, kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” hadis-i şerifi fehvasınca; biz merhum Gavs hazretlerinin kapısında yetişmiş kardeşlerimizin bu duruma düşmelerini asla istemeyiz. Allah Teâlâ cümlemizi bu fitne ortamından ve fitneci zihniyetin oyunlarından kurtarsın. Tasavvuf ehlinin sarıldığı takva ve nezaketi merkeze alarak “Allah yolunda yarışan” kardeşler olmayı cümlemize nasip etsin. Amin. #menzil #tarikat #tasavvuf

Menzil Yolu Teyit

67,566 görüntüleme • 1 yıl önce

MENZİL'DE NE OLDU? “Bu açıklama Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni (kuddise sirruhu) hazretlerinin mahdumları ve torunlarından edinilen bilgilerle hazırlanmıştır.” Soru: Menzil-i Şerif, meşrebi ve hizmetleriyle müslümanların gönlünde müstesna bir yerde duruyor. Merhum Gavs hazretlerinin ahirete irtihalinin ardından ortaya çıkan bugünkü tabloyu nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bugün geldiğimiz noktada, Menzil’in hüviyeti zedelenmeye, sahip olduğu bütün değerlerin ve insanlığa teklif ettiği bütün çağrıların içi boşaltılmaya çalışılmaktadır. Buna neden olan saldırıların herhangi bir şekilde izahı mümkün olamaz. Bu saldırıların muhatabı olmak, ümmete böylesi bir görüntü vermek ve bütün çirkin iddialara cevap vermek zorunda bırakılmış olmak hayli üzücüdür. Merkad-ı Şerif’te medfun bulunan büyüklerimizin hayırları ve hatıraları bu derin üzüntünün temel sebebidir. Ancak onların hayırları hatırına bu tezviratları açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. Konunun bu seviyeye düşmüş olmasından dolayı aile çok üzgün. İki yıldır susuyorlar, “Sosyal medya üzerinden meselelerimizi tartışmayalım. Menzil’in, tasavvufun itibarına zarar vermeyelim.” diye gayret ediyorlar. Radyo, televizyon, dergiler, mobil uygulamalar ve daha birçok yayın aracı olmasına rağmen, imkanlar bu konulara alet edilmemiştir. Her biri kendi yayın mecrasında vakur bir şekilde faaliyetine devam etmiştir. Ama bu vakur tavra karşılık o kadar çok tezvirat yapıldı ki artık susmak neredeyse bütün o itham ve iftiraları tasdik etmek anlamına geliyordu. Bu nedenle bugün kamuoyunu bilgilendirme vazifesi gereği bu gerçekleri paylaşıyoruz. Soru: Bu konular aile içerisinde görüşülüp çözülemez miydi? Menzil-i Şerif gibi bir belde, bugüne dek, her zaman çözümle anılmıştır. Ve bizler, bütün müminler gibi, her meselenin Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye ışığında âlimler eliyle çözülebileceğini biliyoruz. Zaten âlimler eliyle başlatılmış ve idare edilmiş meselelerin çözümsüz kalması akla uygun da değildir. İslâm’ın hükümleriyle yalın ve sorunsuz bir şekilde çözülebilecek meselelerimizin, bugün çirkin iftiralarla etrafı kalabalık hale getirilmiştir. Daha önce aralarında herhangi bir küslük ve ayrılık bulunmayan akrabaların, bu konuları çözmek üzere bir araya gelememesinin tek bir nedeni olabilir: Çözüm istenmemesi! Yoksa kardeşlerin birbirine, amcaların yeğenlerine, kayınbabaların damatlarına sorup da aslını öğrenemeyeceği ne olabilir! Gerçeği kolayca öğrenmek yerine söylenti ve dedikoduları -sırf işine geliyor diye- bilgi kaynağı olarak kabul etmek ve dillendirmek iyi niyetle asla bağdaştırılamaz. Buna karşılık iki yıldır iyi niyetle yapılan çağrıların, çözüm davetlerinin karşılık bulamadığına hepimiz istemeye istemeye şahit olduk. Mesele büyüklük ise rahmetli Gavs hazretleri her anlamda hepimizin büyüğü idi. Fakat işlerini bu şekilde çözmezdi. Bazı meseleleri istişare edeceği zaman beş oğlunu etrafına toplar, “Ben de sizden biriyim, hadi bu konuyu altı kardeş olarak istişare edelim.” derdi. İstişareye verdiği önemin dışında şeriata karşı çok hassastı. Her meseleyi hocalara sorardı. Töhmet mahallinden bile çok uzak durmaya gayret ederdi. Ahlâkı ve adaba bağlılığı dolayısıyla töhmet mahallinden bu denli uzak duran bir zatın arkasından bu tür meselelerin yaşanması hürmetsizlikten başka bir şey değildir. Aile büyüğü olduğunu söyleyenlerin Allah Teâlâ’nın net bir şekilde sınırlarını ve gereklerini bildirdiği akrabalık hukukunu bu denli ayaklar altına almaları da ayrıca hürmetsizliktir. Soru: Menzil köyünün 1971 yılında Gavs-ı Kasrevi Şeyh Seyyid Abdulhakim Elhüseyni kuddise sırruhu tarafından satın alındığını biliyoruz. Geçmişten günümüze Menzil köyünün gittikçe büyüdüğünü ve yenilendiğini müşahede ettik. Bu konudaki usul nasıldı? Tarihsel olarak bilinmektedir ki 1993 yılında irşada başlayan Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhu birkaç yıl sonra babalarının mirasını kardeşleriyle bölüşmüştür. Hatta kardeşlerine fazla fazla pay vermiştir. Dolayısıyla iddia edildiğinin aksine köyde şer’en durum çok açıktır. Köyün Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olan bölümleri bellidir. Lakin bu arsaların tapularında güvene dayalı olarak uzun yıllardır işlem yapılmamıştır. Rahmetli Gavs hazretleri, Menzil-i Şerif’i bir ziyaret beldesi olarak inşa ederken akrabalık hukukunu hiçbir zaman göz ardı etmemiştir. Ne kendini köyün ağası olarak görmüş ne de “ailenin büyüğü benim, ben ne dersem o olur” demiştir. Aksine projelerin detaylarını tüm taraflarla paylaşmış, nihayetinde proje alanında hak sahibi olanların rızaları doğrultusunda anlaşmalar yapılmış, üzerinde mutabık kalınan bedeller de ilgililere teslim edilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretleri hayattayken gerçekleştirilen yeniden inşa projesiyle Menzil çok müstesna bir görümüme kavuştu. Menzil’deki henüz tamamlanmamış olan inşaat alanları bu projenin devamı niteliğinde mi? Merhum Gavs hazretleri Menzil’in yeniden inşa sürecinde çok büyük emek sarf etmiştir. Menzil’in, mirasçısı olduğu geleneğe uygun bir görünüme kavuşması, geleneğin yaşayan bir temsilcisi olması ve ziyaretçilerin huzur ve güven içerisinde ziyaretlerini gerçekleştirmesi amacıyla oldukça zor bir vazifeyi üstlenmiştir. Allah Teâlâ kendisinden razı olsun. Yeniden inşa süreci 10 yıldır Menzil’in yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin ihtiyaçlar doğrultusunda hazırladığı projeyle gündeme gelmiştir. Projeyi oldukça beğenen Gavs hazretleri, izni ve onayıyla inşa sürecini başlatmıştır. Bu kapsamda köy meydanındaki dükkanlar kaldırılmıştır. İçerisinde ilim meydanı, çorbahane, bedesten, kadınlar tarafındaki meydan, kadınların köy meydanına girmeden Merkad-ı Şerifi ziyaret edebilecekleri mahremiyete uygun alanları barındıran güzel bir proje hayata geçirilmiştir. Yazlık cami yeniden inşa edilmiş ve Merkad-ı Şerif büyük bir onarımdan geçirilmiştir. Taç kapılar dahil bütünlüklü bir mimari ince ince işlenmiştir. Nihayetinde Menzil, bugünkü çehresine kavuşmuştur. Yine bu süreçte ilgili alanlardaki hak sahipleriyle anlaşma yapılmış ve kendilerine hakları teslim edilmiştir. Gavs hazretleri vefatından evvel tamamlanmış projeyi bizzat görmüş ve çok mutlu olmuştu. Fakat özellikle hanımlar tarafında ve caminin batı tarafında projenin tamamlanması gereken bölümleri bulunmaktaydı. Bu ihtiyaçların giderilebileceği ölçüde alan kalmadığından proje, köy içindeki yerleşim alanlarında değişiklik yapılmasını gerektirmişti. Hangi yapıların nerelere yapılacağı ve tamamlanan birinci etaba nasıl ekleneceği projelendirilerek Gavs hazretlerine sunulmuştu. Proje alanındaki şahıslara ait mülkler, bu mülklerin metrekareleri ve bedelleri hesaplanarak bir tablo haline getirilmişti. Daha önceden yapıldığı üzere, 2021 yılının ocak ayında projeye dahil edilecek alanlar, ilgili tüm taraflara gösterilmişti. Projeye ve satın alınacak alanların değerlerine itiraz edilmemiştir. Gavs hazretleri bu alanları şahsi hesabından ödeyerek satın almış ve projeyi başlatmıştır. Projede kadınlar çorbahane ve şadırvan, Kız Kur’an Kursu, dergâh ve misafirhane ile görevliler için yatakhane planlanmıştı. Caminin hemen yanında ise Gavs hazretlerine misafirlerini ağırlayabileceği divan, evlatlarına birer divan, âlimlere bir divan ve Gavs hazretlerinin tanıdık misafirlerine hususi yemekhane planlanmıştı. Herkesçe bilinen ve süreçleri başlatılmış olan bu proje devam ederken Gavs hazretleri ahirete irtihal etmiş ve çalışmalar durmuştur. Allah Teâlâ rahmet eylesin, makamlarını âli eylesin. İşte, çalışmaları devam eden bu alanlar daha sonradan tezviratların konusu haline getirilmiştir. Gavs hazretlerinin bu ikinci etapla ilgili yapmış olduğu akitler, “akd-i fasid” yani geçersiz akit ilan edilmiştir. Gavs hazretlerinin kardeşlerinden satın aldığı yerler bu iddiayla “dede mirası” olarak nitelendirilmiş ve hukuksuz işlemler bu şekilde gerçekleştirilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretlerinin gezip beğendiği bu proje, ahirete irtihalinin ardından neden tamamlanamadı? Menzil’de devam eden projelere taziyeden dolayı 15 günlük bir ara verildi. Sonra tekrar inşaata başlandı. Sonra Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni haber göndererek “Burası mirastır, miras meselesi çözülene kadar inşaatı durdurun.” demiştir. Bunun üzerine inşaat durmuştur. Daha sonraları kardeşlerin bir araya gelerek yaptığı görüşmede Gavs hazretlerinin inşaattan dolayı borcu olduğu, öncelikle bu borcun ödenmesi gerektiği konuşulmuştur. Tüm kardeşler mutabık kalmış, “öncelikle Gavs hazretlerinin borcu terekeden ödensin” denilmiştir. Bu zaten şer’i bir gerekliliktir. Bundan hareketle Gavs hazretlerinin borcu köydeki şahsi terekesinden ve şirketlerindeki varlıklarından ödenmiştir. Kasayla ilgili yapılan tezviratın da aslı bundan ibarettir. Bu tezvirat da Gavs hazretlerinin hastalığı döneminde 7 yıl boyunca bilfiil kendisine hizmet eden, fedakârca yanından ayrılmayan, hususi işlerini takip eden torunu Seyyid Galib Elhüseyni ile ilgili ortaya atılmaktadır. Seyyid Galib Elhüseyni aynı zamanda Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin damadıdır. Gavs hazretlerinin sağlığında kasasının anahtarı da Seyyid Galip Elhüseyni’de mahfuz idi. Ahirete irtihalinden sonra öncelikle borçlarının ödenmesi gerektiği konusunda tüm evlatları mutabık kalınca, kasasındaki şahsi parası ve şirketlerinden bir miktar varlığı ile bu borçları ödenmiştir. Kasanın açılmasına ve sayılmasına yıllardır Gavs hazretlerinin hanesinde görev yapmış ve Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisaplı olan bir kişi de şahit olmuştur. Bunlarla alakalı Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye bilgilendirme yapılmış, raporlar sunulmuştur. Devam eden süreçte kendisine verilen bilgilerin ve aileye dair mahrem meselelerin sosyal medyadan paylaşılmaya başlamasıyla birlikte rapor verilmekten imtina edilmiştir. Lakin her şey kayıt altındadır. Konuyla ilgili Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından sonraki aylarda, “Gelin inşaatları birlikte yapalım.” denilmiştir. Akabinde “Bu inşaatı ben yapacağım ama projeye sadık kalacağım.” denilmesine rağmen ilerleyen haftalarda “Proje tanımam, ben istediğim gibi yapacağım.” denilmiştir. Devamında “Ben bu köyün ağasıyım, bunu herkese duyurun, bilsinler, ben ne dersem o olacak!” söylemleri, aslında yaklaşımın ne olduğunu kamuoyuna net bir şekilde göstermiştir. Söz konusu proje, başta Gavs hazretlerinin ihtiyaçları düşünülerek hazırlanan ve Gavs hazretlerinin tüm evlatlarına tahsis edilmiş alanları içeren güzel bir projeydi. Lakin bu proje Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından akamete uğratılmış ve sonrasında kendi uhdesindekilere hizmet edecek bir bina inşa edilmiştir. Bu şekilde Gavs hazretlerinin evlatları yok sayılmış, kendilerine tahsis edilmiş alanlara el konulmuş, bunun yerine kendi çocuklarına ve yakınlarına odalar ve ofisler yapılmıştır. Üstelik bu yapılırken Rahmetli Gavsımızın ve Menzil’in ismi kullanılarak sosyal medya üzerinden para toplanmış ve “cami için” denilerek toplanan bu paralarla içinde şahsi ofislerin bulunduğu garabet bir bina inşa edilmiştir. Menzil köy projesine verilen zarar bu binayla da sınırlı kalmamış, yeni dükkanlar, proje kapsamında olmayan yapılar inşa edilmiştir. “Sofiler rahat etsin diye yaptık” denilen bu yere kim girebiliyor, diye sormak lazım. Son olarak Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerinin çok beğendiği, Menzil projesinin sembolü olan taç kapı sökülmüştür. Şimdi hangi vicdan ehli bu yapılanı haklı görebilir! Bundan sonra, bu işi yapanların yeni girişimlerinin ümmetin menfaatine olacağına kim inanır? Üstelik son günlerde türlü manipülasyonlarla “kadın dergâhı yapacağız” diyerek zapt etmeye çalıştıkları bina aslında “çorbahane ve şadırvan” olarak tasarlanmış ve kaba inşaatı bitmiştir. Asıl proje ihtiyaçlara cevap verecek ve herkesi memnun edecek bir proje iken bu projenin müdahalelerle bozulması, ümmetin zararına değil midir? Ümmet lafını dillerinden düşürmeyenler ümmete en büyük zararı verdiklerinin ne zaman farkına varacaktır… Soru: Bu yaklaşım şer’i olarak nasıl temellendirilmektedir? İnşaatların bulunduğu arsaların tamamı Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olduğu için burada bir şer’i mesuliyet ortaya çıkmaktadır. Miras paylaşılmadan söz konusu alanlara inşaat yapmak caiz değildir. Bunu kendileri de bildikleri ve hak sahiplerinin rızası olmadığı söylendiği halde caminin batısındaki alana bahsi geçen garabet binayı inşa etmişlerdir. Caminin batısındaki inşaat ve alanlardaki şer’i mesuliyetten dolayı, yıllar önce Gavs hazretleri tarafından yapılmış akdin geçersiz olduğu iddiasını ortaya atmışlardır. Ve amcaların üzerindeki arsaların resmiyeti kendi üzerlerine geçirilmiştir. Oysa daha önce belirtildiği ve delilleri gösterildiği üzere arsalar Gavs hazretleri tarafından bizzat satın alınmış, lakin tapu resmiyetinde güvene dayalı olarak bir işlem yapılmamıştı. Bu girişimle birlikte arsalarını satan amcaların parasını iade etmek istemişler; bunda muvaffak olamamışlardır. Çünkü Rahmetli Gavsımızın ahirete irtihalinden sonra onun akdinin geçersiz olduğunu iddia etmek ona yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendirilmiş ve reddedilmiştir. Zira yapılan akdin üzerinden yıllar geçmiş, yapılar yıkılmış, yerine inşaata başlanmıştır. Bu akdin geçersiz sayılmasının hiçbir şer’i ve hukuki karşılığı yoktur. Söz konusu alanın bedelleri ödenerek alındığına dair dekontlar bunun ayrıca delilidir. Kaldı ki arsaların üzerindeki inşaat bir gecede yapılmış olamayacağına göre, Gavsımızın vefatına kadar bu inşaata bir itiraz olmaması da bu arsaların Gavsımız tarafından satın alındığının en büyük akli delilidir. Gündeme dahi getirilmesinden hicab edilmesi gereken bu konu maalesef kişisel arzular için gündeme getirilmiştir. Bunun üzerine Menzil’de toplanan 3 halifeden oluşan hakem heyeti tarafından, caminin batısındaki alanlarla ilgili olarak iddia sahiplerince ortaya atılmış “akd-i fasid” iddiası tetkik edilmiştir. Ve taraflar bir araya getirilerek beyanları dinlenmiştir. Soru: Şer’i Hakem Heyeti bu konuyu nasıl tetkik etmiştir? Onların bu konudaki kanaatleri nedir? Şer’i Hakem Heyeti dört kardeşin davetiyle köye gelmiş, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye durumu iletmiştir. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, Şer’i Hakem Heyeti başkanı Seyda Molla Nezir’in ısrarlı davetlerine kabul edilmesi zor bir şartla karşılık vermiştir. Koştuğu şart şudur: “Herkesin önünde olacak, camide olacak!” Hem hakem heyeti tarafından hem de kardeşleri tarafından “bu işin yeri cami değil” denilmesine rağmen şartında ısrar etmiştir. Bu ısrarın neticesinde fitnenin ortadan kaldırılması umuduyla camide hakem heyeti toplantısı yapılmıştır. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Çekin, bırakın çeksinler” şeklinde görüntülere yansıyan telkinleriyle görüşme kayıt altında gerçeklemiş, haberlere konu olmuştur. Oluşan nahoş manzaraları bir kenara bırakırsak o toplantıda herkesin önünde hakemlere yetki verilmiştir, imzalar atılmıştır. Hakem heyeti taraflardan birer komisyon görevlendirmesini istemiştir. Komisyonlarla çalıştıktan sonra köydeki ihtilaf ve ittifak noktalarını bir liste olarak hazırlamıştır. Ve köyün batısındaki alanlarla ilgili olarak ortaya atılan “akd-i fasid” iddiasını tetkik etmeye karar vermiştir. Bununla ilgili bir “şer’i toplantı” tertip edilerek tüm taraflar toplantıya davet edilmiştir. Toplantıda tarafların beyanları alınmıştır. Tarafların hocaları, muhatapların bizzat kendisi ve şahitler dinlenmiştir. Toplantıda hakem heyeti ve taraflara; söz konusu harita, bedelleri gösteren tablo ve amcaların Nisan 2021’de müdürleri üzerinden ödemeyi aldığının dekontları sunulmuştur. Dekontları imzalayanların sözlü beyanlarına başvurulmuş ve bütün bunlar şahitlerin anlatımlarıyla tasdiklenmiştir. Meselenin aslında çok açık olduğu orada anlaşılmıştır. Aynı akşam hakem heyeti tarafların hocalarını dinlemiş; sorularına cevap vermiş, ilmi müzakereler yapılmıştır. O toplantıda hakem heyeti kanaatini net bir şekilde ifade etmiş, akdin geçerli olduğunu, yani arsanın Gavs hazretlerine ait olduğunu beyan etmiştir. Hocalara tarafsız şekilde hareket etmeleri, haktan yana tavır takınmaları ve tarafgirlik yapmamaları gerektiği hatırlatılmıştır. Yapılan uzun soru cevaplardan sonra “akdin fasid olduğunu savunanlar” dahil heyetin büyük çoğunluğu akdin geçerli olduğu kanaatine varmıştır. Bunların arasında daha önce “akd-i fasid hükmü” veren hocalar dahi vardır. Bu kanaatlerini sözlü olarak ikrar etmişlerdir. Hakem heyeti bu kanaatleri tutanak altına almak istediğinde ise hocalar “Biz sözlü olarak kanaatimizi söyleriz ama imza atmayız. Siz hükmünüzü verebilirsiniz.” demiştir. Lakin hakem heyeti mevcut fitne ortamından dolayı toplantıya iştirak eden tüm hocaların aynı kanaate varmasını ve bunun tutanak altına alınmasını istediği için ertesi gün devam etmek üzere toplantıyı bitirmiştir. Maalesef ertesi gün aldıkları talimatla çoğu toplantıya iştirak etmemiştir, gelen birkaç kişilik temsilci komisyonun artık toplantılara gelmeyeceğini ifade etmiştir. Bunun sebebi ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi temsil eden bir hocanın toplantının mahremiyetine yönelik yapılan yemini hiçe sayarak gidişat hakkında kendi mürşidine bilgi vermesidir. Bu da çalışmanın akamete uğramasına neden olmuştur. İstedikleri çıkmadıkça hakikate bile sırtına dönebilen bu yaklaşımla; herkesin huzurunda kendileri tarafından hakemlere verilen yetki kapalı kapılar ardında geri alınmıştır. Ve süreç maalesef daha karmaşık hale getirilmiştir. Peki neden böyle yapılmıştır? Yapılan hukuksuzluk ilmen tasdik edildiğinde düşecekleri durum oldukça vahim bir durumdur. Fakat iddia sahipleri kararın açıklanmasından önce süreçten çekilerek bu sorumluluktan kurtulmuş olduklarını zannetmişlerdir. Hatta yakın zamanda geçersiz olduğu tasdiklenen görüşlerinde ısrar ederek tüm varislerin bulunmadığı bir ortamda, vefat eden varislerin evlatlarının tamamından vekalet almadan, kendi aralarında kura çekerek sözde bir taksimat dahi yapmışlardır. Ve bunu sosyal medyada paylaşmışlardır. Hakem heyeti tarafından tasdiklenen akdin geçerli olduğu gerçeği Gavs hazretlerinin evlatlarına 1/6 oranında pay düşmesi anlamına gelmektedir. Bu yüzden haksız bir biçimde akdin fasid olduğu iddiasında ısrar edilerek bu pay resmi tapu değişiklikleriyle %50’nin üzerine çıkarılmaya çalışılmaktadır. Burada bir hususa dikkat çekmekte fayda var. Kendi savundukları görüşe göre dahi yaptıkları caiz değildir. Kendi savundukları görüşe göre hakim hisse olsalar bile diğer mirasçıların rızası olmadan inşaat yapmak caiz değildir. Alimlerce kebair günah olarak nitelendirilmektedir. Bu durum hem inşaatı inatla sürdürenleri, hem göz yumanları, hem destek olanları vebal altına sokmaktadır. Ümmetin saf temiz duygularına hitap eden birtakım duygusal söylemlerle insanları günaha sokmak büyük bir sorumsuzluktur. “Ben büyüğüm, ben ne dersem o olur” tavrının bir devamı olarak âlimlerimize karşı söylenen “Sizi ilgilendirmeyen işlere burnunuzu soktunuz!” cümlesi, hukuk tanımazlığın geldiği seviyeyi açıkça göstermektedir. Hak, hukuk, hakikat kavramlarının tekelleşmesi söz konusu değildir. Eğer adalet ve doğruluk isteniyorsa, ilme ve ilim ehline müracaat etmek gerektiği de herkesçe malumdur. Adalet ve doğruluktan kaçınmak ise toplumda güven ve huzur ikliminin varlığını tehdit etmektedir. Soru: Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin evi hakkında bazı ithamlar gündeme getirilmektedir; evi neden ve nasıl oraya yapılıyor? Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Seyyid Mübarek Elhüseyni’nin halihazırda köyde evi yoktur. Rahmetli Gavs hazretlerinin evlatlarından evi olmayan tek kişi de odur. Çünkü evi şu an el konulmak istenen bayanlar çorbahane binası civarında idi. Proje kapsamında yıkılmıştır. Evini yapacağı yer Gavs hazretleri tarafından belirlenmiştir. Bu da Gavs hazretlerinin torunlarına ev yeri tayin ettiği zamanlara tekabül etmiştir. Misalen; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ve oğullarının evlerinin olduğu yerler Gavs hazretlerinin şahsi mülklerinden verilmiş ve Gavs hazretleri tarafından inşa ettirilmiştir. Bu da ailenin bir geleneğidir. Menzil’de mirasa konu olan ve ailenin kullandığı tüm evler Gavs hazretlerine aittir. Bunu tüm evlatları ikrar etmektedir. Gavs Hazretleri ahirete irtihal edince köydeki miras taksiminde evler bahsi açılmıştır. “Kuraya girmesin herkes kendi evinin sahibi olsun. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna birer ev, Seyyid Muhammed Masum Elhüseyni’nin iki oğluna birer ev verilmek suretiyle sulh olsun.” denilmiştir. Tüm kardeşler tarafından bu kabul edilmiştir. Eğer bu sulh kabul edilmiyorsa o zaman herkesin evinde her mirasçının hakkı vardır. Kendi evleriyle ilgili konuyu gündem etmeyip Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna yapılmakta olan iki evi sosyal medyada yaymak; halka açık meclislerde bu konuyu şaibeliymiş gibi lanse etmek bir mümine yakışmaz. Üstelik bu anlattıklarımızın en büyük şahidi bu söylemlerin sahibi olan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’dir. Bu şahitliği kendisine sorulduğunda inkar etmemiştir. İlk aylardaki beyanlarında bunlar yazılıdır. Bu şahitliğini kısaca anlatmak gerekirse: Kadınlar dergâhı için köyün batısındaki arsalar maliklerden Gavs hazretleri tarafından satın alınmıştır. Binalar da yıkılmıştır. Artık arsa Gavs hazretlerinin mülkü haline gelmiştir. O da diğer evlatlarına ve torunlarına yer verdiği gibi oğlu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve torununa şu an evin bulunduğu noktayı işaret ederek yer vermiştir. Kadın dergâhı projesinin Gavs hazretlerine gösterildiği gün Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni de odaya gelmiştir. Bunun üzerine projenin kendisine de gösterilmiştir. Proje incelendikten sonra Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri “Bak Saki, Seyyid Mübarek’e ‘Aşağıdan ne kadar alıyorsan al, ne kadar büyük bir ev yapacaksan yap.’ dedim. Ona kimse karışmasın.” buyurmuştur. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “Ona kim karışır baba.” demiştir. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verdiği yeri defaten farklı meclislerde söylemiştir. Buna tüm aile şahittir. Bu konuda tüm aile ittifak halindedir. Buna Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bizzat şahit olmasına rağmen, taziyeden sonra kendisine gelen heyetler konuyu sorduğunda ikrar ve tasdik etmesine rağmen, bugün bu ithamlarda bulunmaktadır. Kendisi ve oğullarına Gavs hazretlerinin terekesinden verilen arsa miktarı Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verilenden daha fazla olmasına rağmen bu ithamlarda bulunmak kardeşlik hukukuna sığmaz. Bu ithamların amacı farklıdır. Yapılan usulsüz müdahaleleri ve şeriatsızlıkları gizleme çabasıdır. İyice bilinmelidir ki sürekli değişen slogan ve gerekçelerle yapılan hukuksuzluklara, insanların şahsiyetine ve haysiyetine; dahası ailelerin mahremiyetine dönük gerçekleşen çirkin saldırılara ortak olmak şöyle dursun, sessiz kalmak dahi Hak Teâlâ katında büyük vebaldir. Bu vebal “ümmetin malı”, “dede mirası”, “tapulu mülk”, “köyün ağası”, “ailenin büyüğü” gibi ifadeler öne sürülerek ortadan kaldırılamaz! Soru: Menzil’deki ihtilaflardan birisi de İlim Meclisi olarak yapılan, lakin ısrarla Taziye Evi olduğu savunulan mekanla ilgilidir. Bu mekan ne için inşaa edildi? Halihazırda ne olarak kullanılmaktadır? Özellikle tarihteki tekke – medrese tartışmalarını düşündüğümüz zaman Nakşibendiliğin Halidi kolu medrese ve tekkeyi; ilim ile ameli tek çatı altına toplamıştır. Halidilik geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Menzil’de de binden fazla talebe ilim tedris etmekte idi. Şimdiye dek buradan yüzlerce alim yetişmişti. Buradaki birikimin yaygın eğitime aktarılması, ziyarete gelen kişilerin namaz arası vakitlerinde de ilimle, sohbet ile meşgul olması için bir mekan hayal edildi. Bu hayal, köyün yeniden inşa projesinde vücut buldu. Rahmetli Gavsımızın görevlendirmesiyle 10 yıldır köyün yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, köy meydanını yeniden tasarlarken dükkanları tamamen kaldırmış, meydanın arka tarafında bir bedesten içine toplamıştı. Menzil’in irşadla, tövbeyle, ilimle, kitapla, sohbetle anılmasından mütevellit meydanında da ilim olması gerektiğini düşünmüştü. Bu yüzden meydana adıyla ve işleviyle bir İlim Meclisi kuruldu. Açıklamaların devamını videodan izleyebilirsiniz. #menzil #tasavvuf #tarikat

Menzil Yolu Teyit

175,855 görüntüleme • 1 yıl önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, HAVELSAN Sancar Silahlı İnsansız Deniz Aracı Hizmete Alma, Tesisler Temel Atma ve Açılış Töreni’nde konuştu. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in beraberinde TSK Komuta Kademesi ile katıldığı törende Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan şunları söyledi: RABBİM AYAĞINIZA TAŞ DEĞDİRMESİN Türk Silahlı Kuvvetlerimizin değerli mensupları, HAVELSAN'ınımızın değerli yöneticileri ve çalışanları, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin değerli temsilcileri, kıymetli misafirler; sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Öncelikle her birinizin Ramazan-ı Şerifini ayrı ayrı tebrik ediyorum. Bu mübarek günlerin ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Sizlerin şahsında HAVELSAN’ımızın, savunma sanayi sektörümüzün ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm mensuplarına buradan selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Ay yıldızlı al bayrağımızın gökte gururla dalgalanması için, devletimizin bekası, milletimizin yarınları, vatanımızın bağımsızlığı için canlarını feda eden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Aynı şekilde bin yıldır kendimize yurt kıldığımız, etrafımıza barış ve güven yaydığımız bu topraklar için bedel ödeyen tüm gazilerimize şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Son olarak savunma sanayiinde gecesini gündüzüne katarak bugünlere gelmemizi sağlayan tüm mühendislerimize, teknisyenlerimize, yazılımcılarımıza, akademisyenlerimiz ve tabii ki sahada kahramanca görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin mensuplarını gönülden tebrik ediyorum. Bu çalışmaları etkin bir koordinasyon içinde yürüten Savunma Sanayii Başkanlığımızı ve sektördeki 3 bin 500’ü aşkın firmamızı başarılarından ötürü yürekten kutluyorum. Rabbim ayağınıza taş değdirmesin. Sizlerin bu emeğini, bu gayretini daha güçlü bir geleceğin, daha müreffeh yarınların teminatı eylesin diyorum. DENİZLERDEKİ İNSANSIZ KABİLİYETLERİMİZİ GÜÇLENDİRİYORUZ Bugün Türkiye’nin mühendislik aklına, savunma alanındaki imkân ve kabiliyetlerine, yerli ve milli teknolojiyle şekillenen istikbal yürüyüşüne bir kez daha şahitlik edeceğiz. Birazdan inşallah Sancar Silahlı İnsansız Deniz Aracımızı hizmete alacak, Simülatör Üretim ve Entegrasyon tesisinin temellerini atacak, Kaan Teknoloji Tesisi ile Deniz Savaş Yönetim Sistem Merkezinin de açılışını yapacağız. Envanterimize katacağımız Sancar SİDA ile denizlerdeki insansız kabiliyetlerimizi güçlendiriyor, güvenliğimizi, etkinliğimizi ve gözetim kapasitemizi arttırıyoruz. Simülatör üretim ve entegrasyon tesisiyle eğitim, hazırlık ve sürdürülebilir operasyon altyapımızı büyütüyor, insan kaynağımızı daha nitelikli hâle getiriyoruz. Bu kompleks tamamlandığında simülasyon teknolojilerinde Avrupa’nın en büyük üretim ve entegrasyon tesisi olacak. Kaan Teknoloji Tesisi ve Deniz Savaş Yönetim Sistem Merkezi ile hava ve deniz platformlarımızın kritik teknoloji omurgasını inşallah daha da sağlamlaştırıyoruz. Bu gurur verici sistem, tesis ve platformları bizlere kazandıran HAVELSAN’ımızı yürekten tebrik ediyor, kendilerine şahsım ve milletim adına şükranlarımı iletiyorum. Türkiye’nin hem Gök Vatan'da hem de Mavi Vatan'daki savunma gücünü, kapasitesini, caydırıcılığını bir üst seviyeye taşıyacak bu eserlerin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. TÜM DÜNYAYA PARMAK ISIRTAN SEVİYEYE ULAŞTIK Şunu evvelemirde açık açık ifade etmek isterim: Caydırıcılık yalnızca sahip olduğumuz sistem ve platformların sayısıyla ölçülemez. Günümüzde caydırıcılığın belirleyici faktörleri, platformlara akıl veren yazılım, güvenli veri akışı, kesintisiz haberleşme ve siber dayanıklılıktır. Bunun için Türkiye olarak savunma alanında dijital egemenliği millî güvenliğimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Bugün hizmete alacağımız, açılışını gerçekleştireceğimiz ve temellerini atacağımız bu yatırımlar, savunma ekosistemimizin bütüncül kapasitesini ve tesirini artıracak stratejik hamlelerin devamıdır. Bu tesis ve platformlarla birlikte mühendislik süreçlerimiz daha da hızlanacak. Test ve doğrulama disiplinimiz güçlenecek. Eğitim ve simülasyon kabiliyetlerimiz genişleyecek. Deniz ve hava unsurlarımızın yazılım temelli yetenekleri inşallah daha da yukarılara taşınacak. Şu hakikati en iyi sizler biliyorsunuz: Güvenlik ve savunma asla tek boyutlu değildir. Güçlü bir savunma mimarisi denizin derinliklerinden uzaya, karadan siber güvenliğe kadar her alanı kapsamak mecburiyetindedir. Biz hamdolsun özellikle insansız teknolojilerde son 23 yılda yaptığımız atılımla bugün artık tüm dünyaya parmak ısırtan bir seviyeye eriştik. Bu seviyeye dost ve müttefik bildiklerimizin önümüze çıkardığı engellere rağmen sabırla ulaştık, azimle ulaştık. Her hamlemizi en ince ayrıntısına kadar titizlikle planlayarak ulaştık. Bir zamanlar yüzde 80 düzeyinde olan dışa bağımlılık seviyesini yüzde 20'ye indirdik. Mühendislerimiz, teknisyenlerimiz, firmalarımız, tersanelerimiz havada, karada ve denizde tarihi bir başarı hikâyesi yazdı. Cenab-ı Allah'a hamdolsun ki artık kendi teknolojisini tasarlayan, kendi yazılımını üreten ve ürettiklerini tüm dünyaya ihraç eden bir Türkiye var. Artık yalnızca kendi ordusunun değil, talep edilmesi hâlinde dost, kardeş ve müttefiklerinin de güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan bir Türkiye var. Artık 3T modelini, yani tespit, teşhis ve taarruz süreçlerini yerli ve millî teknolojisiyle tatbik eden, dünyada yıldızı giderek yükselen bir Türkiye var. Büyük bir gururla ifade etmek isterim ki, bugün Türkiye dünyada kendi savaş gemisini geliştirip denize indiren 10 ülkeden biridir. HER GEÇEN YIL YENİ REKORLAR KIRIYORUZ Savunma ve havacılık ihracatında her geçen yıl yeni rekorlar kırıyoruz. Bakınız sadece geçtiğimiz sene savunma ihracatımız bir önceki yıla kıyasla yüzde 48 oranında artarak 10 milyar doları geride bıraktı. Bu rakam -dikkatinizi çekerim- 2002'de yalnızca 248 milyon dolardı. Hâlihazırda savunma ihracatında dünyanın en büyük 11. ülkesiyiz. 2028'de 11 milyar dolarlık ihracat hedefimize ulaşarak savunma ve havacılık ihracatında inşallah dünyada ilk 10 ülke arasına gireceğiz. 2025 sonu itibariyle savunma sanayindeki proje hacmimiz 100 milyar doların, proje sayımız ise 1.400'ün üzerine çıktı. Değerli kardeşlerim; peki, biz bu başarıları nasıl elde ettik? Her şeyden önce kendimize inandık. Aziz milletimize güvendik. Bu ülkenin gençlerine yatırım yaptık ve onların önünü açtık. Diğerleri yapabiliyorsa biz neden yapamayalım diyerek bu yola çıktık. Tam bağımsız Türkiye idealini savunma alanında kararlı bir devlet politikası olarak benimsedik ve uyguladık. Kritik teknolojiler başta olmak üzere sistemlerimizi, platformlarımızı, altyapımızı, sürekli gelişen, sürekli yenilenen bir teknoloji ekosistemine dönüştürdük. Bundan 22 sene önce HAVELSAN’a geldiğimde yabancı hava platformlarının simülatörlerini tecrübe ettiğimiz, dışa bağımlılığın sınırlarını her alanda hissettiğimiz o eski günleri çok iyi hatırlıyorum. Bugün ise yerli ve millî platformlarımızı kendimiz simüle edebiliyor, kritik süreçleri kendi yazılımımızla, kendi mühendisliğimizle yönetebiliyoruz. Bu büyük dönüşümde diğer kurumlarımız gibi HAVELSAN’ımızın da çok büyük bir payı ve emeği vardır. Şunu büyük bir kıvançla ve memnuniyetle ifade etmek isterim: Yürüttüğü projeler, gerçekleştirdiği çalışmalarla HAVELSAN, komuta kontrol, simülasyon, eğitim, siber güvenlik ve otonom kabiliyetler gibi alanlarda savunma gücümüzün dijital omurgasını teşkil eden yüz akı kurumlarımızın biridir HAVELSAN. Türkiye'nin savunma gücünü yazılımla büyüten, akılla derinleştiren, entegrasyonla hızlandıran stratejik bir kuvvet Çarpanıdır HAVELSAN. Bakın HAVELSAN’ımız şu anda çok önemli projeler yürütüyor. Türkiye'nin geleceği adına hayati bir misyonu icra ediyor. Bulut bilişim sistemi projesi bunlardan biridir. Bu proje nihayete erdiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerimizin karargâhlarındaki operasyonlar, insanlı ve insansız sistemler HAVELSAN’ımızın komuta kontrol yazılımlarıyla gerçek zamanlı olarak yönetilecek. Yine HAVELSAN’ımızın geliştireceği yerli siber kalkanla korunacak bu sistemle stratejik, operatif ve taktiksel kabiliyetlerimizi tahkim edeceğiz. Şurası da mühimdir: Eğer bir ülkenin yazılımları millî değilse o ülkede güvenli bir gelecekten söz edilemez. Dolayısıyla tam bağımsızlık teknolojik bağımsızlıktan ayrı düşünülemez. İşte bu anlayışla Türkiye’nin verileri Türkiye’de kalmalı diyerek millî teknoloji hamlemizi yazılım sektöründe de devreye aldık. Türkiye’nin en kritik verileri HAVELSAN gibi millî ve güvenilir kurumlarımızın yazılımlarıyla kodladık. Kurumlarımızın altyapılarını HAVELSAN’ın millî mühendislik ürünü Kovan yeni nesil iş yönetim sistemiyle koruyor ve güçlendiriyoruz. Savunma ve bilişim sistemlerimize yaptıkları bu önemli katkılardan ötürü HAVELSAN ailesinin tüm mensuplarına bir kez daha şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. HAYALLERİ GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN CANIMIZI DİŞİMİZE TAKTIK Şunu da ayrıca sizlere ve milletimizin dikkatine getirmek arzusundayım: Uzun olduğu kadar dikenli de olan bu yolda önümüzü kesmek, ümidimizi yıkmak, cesaretimizi kırmak isteyenler oldu. Biz neden kendimiz üretelim, neden bunca sıkıntıya girelim? Hazır yapılmış var, onları alalım diyen vizyonsuzlar oldu. Biz her alanda tam bağımsız Türkiye ülküsüyle ilerlerken, bunlar bizim başımıza iş açacak, bu yoldan dönün diyen kifayetsizler oldu. Bunların hiçbirini aldırmadık, öğrenilmiş çaresizliklerin girdabına kapılmadık. Bizi kendi seviyelerine çekmek isteyenlere kulak asmadık. Vecihi Hürkuş'ların, Piri Reis’lerin, Barbaros Hayrettin Paşa’ların hayallerini gerçeğe dönüştürmek için canımızı dişimize taktık. 1940'lı yılların ilk yarısında kendi tasarlayıp geliştirdiği altı kişilik çift motorlu Nut-38 yolcu uçağını İstanbul'dan Ankara'ya 90 dakikada uçuran Nuri Demirağ'ın yarım kalan hikâyesini tamamlamak için uğraştık. Merhum Özdemir Bayraktar ağabeyimizin davasını, mefkûresini kuvveden fiile çıkarmak, onun gibi nice akıncının, nice kahramanın ektiği tohumları yeşertmek için durmaksızın çalıştık. Yüzyıldan beri bir toplu iğne yapmaktan bile aciz bu milleti, radyosunu, otomobilini, traktörünü, dikiş makinesini yapmaya zorlayacak bir nizam, istersen bunları tenekeden yap fakat kendin yap diyecek bir nizam. İşte üstat Necip Fazıl'ın bu sözlerle resmettiği o muhteşem nizamı Allah'a hamdolsun savunma sanayinde kurmayı başardık. İnşallah bundan sonra da aynı azimle, aynı iştiyakla, aynı şevk ve kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Kıymetli misafirler; şu nokta da dünyada çoğu zaman göz ardı ediliyor: Bir şeyi nasıl yapacağını bilmek elbette önemlidir. Fakat bundan da önemlisi, o şeyi ne için yaptığını bilmektir. Biz tüm bu teknolojileri bir amacımız, bir hedefimiz, bir davamız olduğu için, millet olarak asra mührümüzü vuracağımız Türkiye yüzyılını inşa etmek için geliştiriyoruz. Farklı vesilelerle dile getirdiğim bir hususu bugün tekrar sizlerle paylaşmak isterim. Bizim kimsenin bir avuç toprağında gözümüz yoktur. Tahakküme dayalı bir güç ve nüfus peşinde asla değiliz. Tek derdimiz, bölgemizle birlikte küresel barış ve güvenliğe, huzur ve istikrara en yüksek düzeyde katkı sunan bir Türkiye inşa etmektir. Dost-düşman herkesin ilkeli duruşundan emin olduğu, sözünü, tavrını ve eylemlerini tüm dünyanın pür dikkat takip ettiği bir Türkiye inşa etmektir. Elimizi ve gerektiğinde gövdemizi taşın altına işte bunun için koyuyoruz. Tarihimize ve değerlerimize yakışır şekilde büyük millet olmanın hakkını vererek yolumuza inşallah bu şekilde devam edeceğiz. İşte sizler de gördünüz, NATO'nun Almanya'da düzenlenen tatbikatında ordumuz Bayraktar TB3 ve TCG Anadolu gemimizle birlikte adeta destan yazdık. Bu önemli tatbikatta Bayraktar TB3, Baltık Denizi'nin zorlu hava koşullarında atışlı görev icra edip, TCG Anadolu'ya emniyetli iniş yaparak NATO'nun en dikkat çekici performanslarından birine imza attı. Eurofighter savaş uçaklarıyla koordineli bir şekilde 8 saat havada kalan Bayraktar TB3 toplamda 1700 kilometrelik mesafe kat ederek üstün yeteneklerini tek tek sergiledi. Donanma havacılığı konseptine yeni bir soluk getiren bu başarılarda emeği geçen her bir kardeşimi yürekten tebrik ediyorum. Rabbim daha nice başarıları, nice eserleri bu aziz millete kazandırmayı sizlere, bizlere, hepinize inşallah nasip eylesin diyorum. Bu düşüncelerle bugün hizmete alacağımız, açılışını yapacağımız ve temellerini atacağımız sistem, tesis ve platformlarımızın bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum. Millî Savunma Bakanlığımıza, Savunma Sanayii Başkanlığımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimize, HAVELSAN ailesine ve sektöre emek veren tüm paydaşlarımıza canıgönülden şükranlarımı iletiyorum. Bu sistemleri tasarlayıp geliştiren mühendislerimize, teknisyenlerimize, katkı sunan herkese yürekten teşekkür ediyorum. Sizleri bir kez daha saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

45,504 görüntüleme • 4 ay önce

ASELSAN’ımızın 50. yılını kutladığımız 2025’e finansal ve teknolojik performansımızla damga vurduk.🇹🇷 İşte satırlara sığmayan başarılarımızdan “bazıları”… ⭐️Borsa İstanbul’un en değerli şirketi konumuna yükseldik. ⭐️Türkiye’de ilk kez 1 Trilyon Lira piyasa değerine ulaşan şirket olduk. Bu rakamla, dünyada en değerli ilk 20, Avrupa’da en değerli ilk 10 savunma sanayii şirketi arasına girdik. ⭐️Seri üretim altyapımıza yaptığımız yatırımların katkısıyla, tarihimizin en yüksek yurt içi ve yurt dışı teslimatlarını gerçekleştirdik. ⭐️Şirket tarihimizin en yüksek tutardaki yurt içi ve yurt dışı sözleşmelerine imza attık. ⭐️Beyin göçünü ilk defa pozitife çevirdik. Bir yıl içinde yurt dışından dönüp ASELSAN’da işe başlayan mühendis sayısı, ayrılan mühendis sayısının 2.5 katına ulaştı. ⭐️Uluslararası açılım stratejimiz ve yeni ihracat anlaşmalarımız kapsamında yurt dışı ofis/iştirak/tesis kurduğumuz ülke sayısını 25’e çıkardık. ⭐️Bu sene ilk defa eklenen 3 yeni ülke ile toplam ihracat yaptığımız ülke sayısını 95’e çıkardık. Önemli Faaliyetler/Teknolojik Gelişmeler: ✅ Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle Cumhuriyet tarihimizin en büyük savunma sanayii yatırımı, 1.5 Milyar Dolar değerindeki Oğulbey Teknoloji Üssü’nün temel atma törenini gerçekleştirdik. ✅ ASELSAN’ı geleceğe taşıyacak, %40 kapasite artışı sağlayan 280 Milyon Dolar değerindeki 14 yatırımın açılışınıgerçekleştirdik. ✅ Aynı törende, 47 unsurdan oluşan ÇELİKKUBBE sistemlerinin ilk büyük teslimatını yaptık. ✅ MURAD AESA Burun Radarı entegre edilen Bayraktar KIZILELMA, ASELSAN Arayıcı Başlığı ile donatılmış GÖKDOĞAN füzesiyle hedefi tam isabet vurdu. Bir insansız savaş uçağından ilk defa gerçekleştirilen bu hava-hava füzesi atışı, dünya havacılık tarihine geçti. ✅ ÇELİKKUBBE’nin Uzun Menzilli Bölge Hava Savunma Sistemi SİPER’in ilave batarya kabullerini gerçekleştirdik. ✅ ÇELİKKUBBE’nin bileşenlerinden HİSAR O Hava ve Füze Savunma Sistemi’nin seri teslimatlarına devam ettik. ✅ GÖKBERK Mobil Lazer Silah Sistemi; FPV, Sabit Kanatlı ve Döner Kanatlı dronlara karşı etkinliğini kanıtladı. ✅ TCG İSTANBUL üzerinden HİSAR D Atış Kontrol Sistemi ile yapılan atışı başarıyla tamamladık. ✅ Bu yıl lansmanını yaptığımız EJDERHA, testlerde sürü dronları başarıyla imha ederek üretim aşamasına geçti. ✅ Sahada başarıyla kullanılan KORKUT’un birden fazla ülkeye ihracatını gerçekleştirdik. ✅ GÖKDENİZ için yeni ihracat sözleşmeleri imzaladık. Seri teslimatlarına devam ettik. ✅ Mavi vatanın caydırıcı gücü nokta hava savunma sistemi GÖKSUR, deniz yüzeyine yakın uçan (sea-skimming) hedefi başarıyla imha etti. ✅ Kahraman ordumuza seri teslimatlarına devam etiğimiz ALP 100-G ve ALP 300-G Erken İhbar Radarlarımızın ilk ihracatlarını da gerçekleştirdik. ✅ Ülkemizin havadan erken ihbar kabiliyetinin artırılması maksadıyla, hava aracına entegre (İnsanlı/İnsansız) Erken İhbar Radarı geliştirilmesine yönelik sözleşme imzaladık. ✅ CENK Dört Boyutlu Arama Radarımız, ülkemizden sonra dost ve müttefik ülkelerde de kullanıma alındı. ✅ STR Silah Tespit Radarımızın ilk ihracatını gerçekleştirdik. ✅ HTRS Hava Trafik Kontrol Radar Sistemimizin ilk ihracatını gerçekleştirdik. ✅ Ülkemizin düşük görünürlüklü hedef tespitinde erken ihbar kabiliyetini artıracak ALP-400 UHF Radarı geliştirmeyebaşladık. ✅ SERDAR Sahil Gözetleme Radarımıza ilişkin ilk ihracat sözleşmelerini imzaladık. ✅ NATO üyesi Polonya ile elektronik harp sistemlerimize yönelik ihracat sözleşmesi imzaladık. ✅ Gelişmiş özelliklere sahip PUHU 3-LT Elektronik Harp Sistemimizin teslimatlarına devam ettik. ✅ Uçuş testleri tamamlanan ANTIDOT 2-U/EA Elektronik Harp Sistemimiz, yurt içi ve yurt dışında operasyonel hale getirildi. ✅ Geliştirilmesi tamamlanan ANTIDOT 2-U/ES Elektronik Destek Sistemimizin seri üretim teslimatlarına başladık. ✅ Aktif Koruma Sistemimiz AKKOR’un teslimatlarına devam ettik. ✅ Parçacık etkili, milli sert hedef tapalı sığınak delici ve kızılötesi arayıcı başlıklı(IIR) olmak üzere 3 yeni varyantıgeliştirilen TOLUN’un çok uzun menzilli atışları başarıyla gerçekleştirildi. TOLUN’un ihracat faaliyetlerine de devam ettik. ✅ AKINCI, KIZILELMA ve ANKA-III platformlarına entegre edilen TOLUN, ülkemizin gövde içerisinden atılan ilk mühimmatı oldu. ✅ GÖKTAN Sistemi ile; TOLUN Mühimmatına, karadan karaya vuruş kabiliyeti kazandırdık. ✅ TOLUN atışlarında ASELSAN’ın özgün tasarımı KILAVUZ-31 Ataletsel Ölçüm Birimi kullanıldı. Seri üretime aktarılan KILAVUZ-31’le, güdümlü mühimmatların en kritik bileşenlerinden birinin daha millileştirme faaliyetlerini tamamladık. ✅ AKINCI, ANKA III ve AKSUNGUR’a entegrasyonu sağlanan LGK 82’nin yurt içi ve yurt dışı teslimatlarına devam ettik. ✅ GÖZDE Güdüm Kiti, F-16 üzerinden yapılan atış testinde yüksek hızla hareket eden hedefi nokta atışla vurdu. Böylece ülkemiz milli güdüm kitleriyle hareketli hedefi vurma yeteneği kazandı. ✅ KGK-84’ün ilk uçuş ve atış testini başarıyla yaptık.Böylece 1 ton ağırlığında bir bombanın ilk kez çok uzun mesafeye milli güdüm kitleriyle atışı gerçekleştirerekülkemize önemli bir kabiliyet kazandırdık. ✅ Yeni Nesil Elektro-Optik Hedefleme SistemimizTOYGUN’u, Bayraktar KIZILELMA’ya entegre ettik.Böylece dünyada sayılı ülkenin yapabildiği elektro-optik teknolojisini ülkemize kazandırdık. ✅ Sahada yüksek adetlerde başarıyla kullanılan SARP ve SMASH sistemlerimizin birden fazla ülkeye ihracatınıgerçekleştirdik. ✅ ASAF-155 MOFA Çok Maksatlı Topçu Tapasının seri üretimine başladık. ✅ ASELFLIR-600, AKINCI ile tam performans test uçuşlarını başarıyla tamamladı. 225 km’den elde edilen net görüntüyle SİHA’ların keşif gözetleme kabiliyetini stratejik seviyeye ulaştırdık. ASELFLIR-600’ün seri teslimatlarına yönelik üretim faaliyetlerine başladık. ✅ Alanında dünyada lider ürün konumuna gelen ASELFLIR-500’ün 100. teslimatı gerçekleştirdik. NATO üyesi ülkeler dahil 20’den fazla ülkeye ihracat başarısına ulaştı. ✅ Bu yıl teslim ettiğimiz DRAGONEYE-2 kameralarımızda, ilk defa milli olarak geliştirdiğimiz foton dedektörlerikullanmaya başladık. ✅ Platform entegrasyonları yapılan Türkiye’nin ilk Yönlendirilmiş Kızılötesi Karşı Tedbir Sistemi YILDIRIM, atış testlerinde başarısını kanıtladı. ✅ LUNA-1 alçak yörünge IoT uydumuz, SpaceX Falcon-9 ile fırlatıldı ve ilk sinyalleri Ankara'daki yer istasyonumuzdan alındı. ✅ TÜRKSAT 6A, ASELSAN’ın geliştirdiği haberleşme görev yükleriyle uzaydaki mesaisine başladı. ✅ Uydu haberleşme terminalimiz AcroSat Ku53-A, entegre edildiği çeşitli insansız hava platformları ile birlikte 10 farklı ülkeye ihraç edildi. ✅ SİHA’lara entegre edilen AcroSat Ku27-A terminali ile uçuşlar başarıyla gerçekleştirildi. ✅ Bayraktar KIZILELMA, düşük görünürlüklü milli IFF Birleşik Sorgulayıcı/Cevaplayıcı çözümümüz ile ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. ✅ ASELSAN tarihinin en büyük hacimli haberleşme ihracat sözleşmesini imzaladık. ✅ Yerli ve milli AcroSAT Ku120-M’yi ilk defa Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın kullanımına sunduk. ✅ Yeni nesil ARTCom 9682 V/UHF telsizimizin,SİHA’larımızla ihracatı gerçekleştirildi. ✅ Türkiye’nin ilk ve en büyük Kamu Güvenliği Haberleşme Sistemi olan JEMUS Projesi, 2025 yılında devreye alınan sahalarla 81 ilin tamamında aktif hale geldi. ✅ Emniyet Genel Müdürlüğü için kurulan kriptolu haberleşme sistemi KETUM, 8 yeni ilde daha aktif hale geldi. ✅Türkiye’de ilk defa Adana ilinde Emniyet Teşkilatımız için geniş bant LTE Görev Kritik Haberleşme Sistemi devreye alındı. ✅ Mili data linkimiz T-Link’in yaygınlaştırma faaliyetlerine devam ettik. ✅ Denizlerde yeni bir savunma konseptini daha ülkemize kazandırdık. TCG ANADOLU'dan havalanan Bayraktar TB3, ASELSAN ALBATROS-S Kamikaze İDA'nın uzun mesafeden kontrol edilmesini sağladı. ✅ Türkiye’nin ilk yerli ve milli Ufuk Ötesi Düşük Frekans Çekili Sonar Sistemi DÜFAS’ın seri üretimine başladık. ✅ Farklı varyantlara sahip DERİNGÖZ Otonom Sualtı Aracımız, dalış testlerinde görevlerini başarıyla gerçekleştirdi. ✅ MARLİN SİDA’mızdan SMASH Uzaktan Komutalı Silah Sistemi atışlarını başarıyla tamamladık. ✅ Denizlerimizin kontrolü ve güvenliği için ASELSAN mühendisliğinin gücüyle geliştirilen NAVTEX sistemleri, Mavi Vatan'da göreve başladı. ✅ Deniz Ataletsel Navigasyon Sistemimiz ANS 610-M’yi ilk defa donanmamızın envanterine kazandırdık. ✅ ASELSAN ana yükleniciliğinde yürütülen, dünyanın en kapsamlı MEKO Sınıfı Fırkateyn Modernizasyon Projesi olan BARBAROS yarı ömür modernizasyonu kapsamında ilk geminin teslimatını gerçekleştirdik. ✅ ASELSAN’ın gelişmiş teknolojileriyle donatılan ZMA’ların modernizasyonlarını tamamlayarak Türk Silahlı Kuvvetlerimize teslim ettik. ✅ FIRTINA-II Obüslerinin Atış Kontrol Sistemlerimizin teslimatlarına devam ettik. ✅ Atış kontrol, aktif koruma, kayar bilezik, periskop ve benzeri kritik ASELSAN teknolojileriyle donatılan ALTAY tanklarının ilk teslimatları gerçekleşti. ✅ Yeni Nesil Temel Eğitim Uçağı HÜRKUŞ-II, yerli ekran ile tasarlanmış olan ADEN Çok İşlevli Gösterge Birimi ile ilk uçuşunu gerçekleştirdi. ✅ Sivil Sertifiye Hava Navigasyon Sistemi ANS 611-A’nın ilk teslimatını gerçekleştirdik. ✅ Yeni nesil aselMAS aviyonik suitimiz kullanılarak modernize edilen S-70A Helikopterini Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine kazandırıldı. ✅Milli Muharip Uçağın kritik bileşeni olan ve ASELSAN tarafından özgün olarak geliştirilen KILAVUZ 40 AtaletselÖlçüm Birimlerinin ilk teslimatını tamamladık. ✅ Kamu Hastanelerinin kullanımına yönelik 330 adet cihazı kapsayan sözleşme kapsamında, HealthView Mobil Dijital Röntgen Cihazlarımızın ilk 30 adedini Sağlık Bakanlığımızateslim ettik. ✅ 2025 yılında kan testleri başarıyla tamamladığımız LIFELINE HLM Kalp Akciğer Makinesinin seri üretimine yönelik çalışmalarımız hızla devam ediyor. ✅ Taşınabilir Otomatik Şok Cihazımız Heartline OED cihazımız yurt içinde ve yurt dışında 15 binden fazla adette teslim edildi. ✅ BorderGuard Sınır Güvenliği Sistemimiz yeni eklenen bölgelerle birlikte 3 bin kilometreye yakın alanda hudutlarımızın korunmasına etkin şekilde katkı sağlamaya devam etti. ✅ Ülke genelinde yaygın kullanımda olan CityGuard Kent Güvenliği ve FacilityGuard Kritik Tesis Güvenliği çözümlerimizin ilk ihracatı gerçekleşti. ✅ 225 km/saat işletme hızı ile Türkiye’de geliştirilip, üretilecek en hızlı tren olma özelliğine sahip Milli Hızlı Tren için aselRAIL Çekiş Sistemi ve Tren Kontrol Yönetim Sistemlerimizi TÜRASAŞ’a teslim ettik. ✅ GoA4 seviyesi tam otomatik (sürücüsüz) Milli Metro Sinyalizasyon Sistemimizin test ve kalifikasyon sürüşleribaşarıyla gerçekleştirildi. ✅ 2025 sonu itibariyle yapay zekâ analizleri ve görüntü işleme özelliklerine sahip, 100 bini aşkın ODAKAN Yaka Kamerası milletimizin güvenliği için kullanıma alındı. ✅ Güvenlik birimlerimiz için geliştirilen ODAKAN Yaka Kamerası, Türk futbol sahalarında görevine başladı. Ekosistemimize Kattığımız Güç: ✅Yerli tedarikçilere verdiğimiz toplam sipariş tutarını geçtiğimiz seneye göre %82 oranında artırdık. ✅Bu yıl içinde tedarik ekosistemimizle birlikte 103 ürünü millileştirdik. ✅ Yerli ve milli üretimi artırmak, kritik teknolojilerin üretiminin Anadolu’ya taşınmasını ve kapasite artırımını sağlamak amacıyla Gaziantep ve Malatya’da iki yeni iştirak kurduk. Bu sayede spin-off firma sayımız 5’e yükseldi. ✅ Akademi-sanayii iş birliklerimiz kapsamında geleceğin teknolojilerini üretmek üzere ODTÜ, İTÜ ve Hacettepe Üniversitesinde, 6 farklı ortak araştırma laboratuvarı (ASELABS) kurduk. ✅ Yeni açılanlarla birlikte toplam Ar-Ge Merkezi sayımız11’e çıktı. ✅ ASELSAN Girişimcilik Merkezimizde 10 girişimciyi destekledik; bunlardan 4 girişimin geliştirdiği bileşenlerürünlerimizde yer aldı. Ödüller/Kurumsal Gelişimimiz: ✅ BİST Sürdürülebilirlik 25 Endeksine, A+ not ile birinci sıradan girdik. ✅ Kurumsal Yönetim derecelendirme notumuz, 9,50 ile tarihi zirveye ulaştı. ✅ Ar-Ge 500 sıralamasında, 9 kategoride 6 birincilik alarak Ar-Ge’deki gücümüzü bir kez daha kanıtladık. ✅ İSO “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” araştırmasında 17’nci sırada yer aldık. ✅ En Gözde Şirketler Araştırması savunma sanayii sektöründe birincilik ödülünün sahibi olduk. ✅ Capital500 listesine göre savunma sektörünün en büyük şirketi olduk. ✅ Sürdürdüğümüz İnsan Kaynakları projeleriyle uluslararası alanda 9 farklı ödül almaya hak kazandık. ✅ Bilgi yönetimi ağ altyapılarında uyguladığımızçözümlerle, Global Technology Awards tarafından NetworkTech kategorisinde en yüksek puanla Altın Plaket ödülünü kazandık. ✅ Net sıfır emisyon yol haritamız, karar destek yapay zekâ uygulamalarımız, The Stevie International Business Awards2025’te 3 kategoride ödül kazandı. ✅ CDP İklim Değişikliği ve Su Yönetiminde küresel ve ülke ortalamasının üzerinde puan alarak ve Su kategorisinde A- puanı ile liderlik seviyesine ulaştık. ✅ RoSPA Sağlık ve Güvenlik Ödüllerinde altın ödül alarak iş sağlığı ve güvenliği kültürüne olan bağlılığımızı kanıtladık. ✅ “ASELSAN’ın Sürdürülebilirlikte Lider Uygulamaları” başlıklı başvurumuz ile Green Apple Çevre Ödüllerinde ilk altın ödülümüzü alarak sürdürülebilirlik alanındaki başarımızı da zirveye taşımış olduk. ✅ Endüstriyel tasarım faaliyetlerimiz kapsamında uluslararası prestijli tasarım ödüllerinden biri olan iF Design Award 2025’ten ödülle döndük. ✅ LinkedIn’in Türkiye genelinde kariyer gelişimi için en iyi iş yerlerini açıkladığı Companies 2025 listesinde yer aldık. ✅ ASELSAN’da devreye alınan yapay zekâ uygulamaları ile bir yılda ortalama 35 milyon dolarlık verimlilik artışı sağladık. ✅ “Gençler Tarafından En Çok Çalışılmak İstenen Savunma Sanayi Şirketi” kategorisinde altın ve a Yetenek Programıyla “En Beğenilen İşe Alım Programı” kategorisinde gümüş ödülün sahibi olduk. Bütün bu başarılarda bize her zaman destek veren Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere tüm devlet büyüklerimize, Savunma Sanayii Başkanlığımıza, tüm paydaşlarımıza, kahraman ordumuza ve aziz milletimize şükranlarımızı sunuyorum. Bu başarıların esas kahramanı olan, ASELSAN’daki fedakâr arkadaşlarımın her birine yürekten teşekkür ediyorum. 2026’da da ilkleri ve alanında en iyileri geliştirmek için gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz.🇹🇷 #ASELSAN #2025

Ahmet Akyol

61,293 görüntüleme • 6 ay önce