Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Şili’nin başkenti Santiago’da kadınlar Rojava için eylem yaptı Latin Amerika ülkesi Şili’nin başkenti Santiago’da kadınlar Rojava direnişini için Türkiye konsolosluğu önünde protesto eylemi yaptı. Kadınlar, „Şili’den Rojava’ya kadar direnişimiz aynı“ sloganları attılar…

17,449 görüntüleme • 8 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Corc Abdullah'ın hücresine ilk kez kamera girdi! Fransız-Filistinli avukat ve Avrupa Parlamentosu üyesi Rima El Hassan, Abdullah'ı tutulduğu hücrede ziyaret etti. Şöyle diyor Abdullah: "Kadınlar, erkekler ve yoldaşlar başka bir gelecek için mücadele ettiği sürece, katliamların, soykırımların ve bunların meşrulaştırılmasının hüküm sürdüğü bu gerçekliği değiştirme ihtimali var demektir." Fransız kaynaklardan okuduğum bir başka bilgiye göre; Abdullah'a yaptığı direniş eylemlerinden ötürü pişmanlık duyduğu ve özür dilediği bir dilekçe imzalatmaya çalışmışlar yine, Abdullah ise reddetmiş. Bu belge onun hemen serbest bırakılmasını sağlar. Fakat o, duruşundan ve direnişinden bir adım bile geri atmayan sağlam bir devrimci olduğu için buna asla yanaşmadı. 40 yıldır esir tutulan, hayatını Filistin mücadelesine adayan Lübnanlı devrimci Corc Abdullah'ın duruşması 20 Şubat'ta görülecek. 6 Aralık'ta Lübnan'a sınır dışı edilmesi şartıyla tahliye edilmesine karar verilmiş, fakat Fransa Terörle Mücadele Savcılığı'nın itirazı üzerine tahliyesi durdurulmuştu. Bu duruşmada yine aynı şekilde şartlı tahliye kararı çıkabilir. Corc Abdullah, Avrupa'nın en uzun süre hapsedilen tutsağı. 1984'te tutuklandı, 1999'da ülkeyi terk etme koşuluyla serbest bırakılması gerekiyordu. Fakat 25 yıldır keyfi bir şekilde adeta rehin tutuluyor. Tutsaklığı boyunca sürekli direnişini sürdürdü, hatta işgal hapishanelerinde açlık grevi başlatan Filistinliler için de defalarca açlık grevi eylemleri yaptı. 6 Aralık'ta tahliye kararı sonrası şu mesajı göndermişti: "Serbest bırakılmam, dünyadaki koşullar ve halkların hak ve özgürlüklerine yönelik tekrarlanan saldırılar dikkate alındığında küçük bir detaydır. Bugün Fransa'daki en yüksek yargı makamı, İsrail'in soykırım yaptığı gerçeğini küçümsüyor. İsraillilerin ve Amerikalıların Gazze ve Lübnan'da işledikleri suç da tam olarak budur. Sözlerimden ve inandıklarımdan asla vazgeçmeyeceğim ve ömür boyu bu pozisyonda kalacağım." #FreeGeorgesAbdallah

eemreorman

50,686 görüntüleme • 1 yıl önce

Türkiye İşçi Partisi (TİP), komedyen #DenizGöktaş'a Özgürlük talebiyle Kadıköy'de yürüdü. Süreyya Operası önünde basın açıklaması yaptı. TuzBiber ekibinden Deniz Göktaş'ın arkadaşı komedyen Akın Aslan, Deniz Göktaş'ın cezaevinden gönderdiği mesajı okudu. 🔺️Akın Aslan: Merhaba. İsmim Akın, Deniz'in komedyen arkadaşıyım, aynı zamanda normal arkadaşıyım. ​Ama onu şahsen tanımıyor olsam da burada sizlerle birlikte olurdum çünkü ben de diğer 14 milyon insan gibi Deniz'in binbir zorlukla hazırlayıp sunduğu gösteriyi izledim. Onun cesaretiyle, gerçekleri sunma becerisiyle ve zekasıyla gurur duyarak izledim. Ve güldüm. ​Ama Deniz şimdi fazlasıyla hak ettiği başarının cezasını hiç hak etmediği şekilde çekiyor. Başına gelenlere tepki göstermeyi, ses çıkarmayı bile riskli bulan konfor düşkünü meslektaşlarının aksine işini onurlu bir şekilde ve hakkını vererek yaptığı için tam 63 gündür 10 metrekare bir hücrede yatıyor. Üstelik yan komşusu da Cem Küçük. ​Ama tüm bu yaşananlar ne Deniz'i susturmaya yetecek ne onunla aynı yolu yürüyen sanatçı, komedyen arkadaşlarını. Özgür düşünce tüm baskılara rağmen yaşamaya devam edecek. ​Ben desteğiniz için çok teşekkür ediyorum. Çok uzatmayacağım, zaten her şey söylendi aşağı yukarı. 🔺️Ben bu sabah Deniz'in yanındaydım. Burada bulunan herkese çok selam söyledi. 🔺️​Kısa bir notu var, onu da okuyup bırakacağım. Şöyle demiş: ​"Sanki Süreyya Operası'nın önünden geçerken bir kalabalık görmüşüm, 'Ne eylemi acaba?' diye içlerine sokulmuşum ve eylem benim hakkımdaymış gibi bir gün. N'aber? Nasıl geçti haftanız? Ben bu hafta üç defa tutuklandım, hem de cezaevindeyken. Yani Karatepe'nin asi çocuğu, suç makinesi dehşet saçmaya devam ediyor. Onun dışında iyiyim. Siz de iyi olun. Hepinize sevgiler, iyi ki varsınız." Deniz Göktaş 🔺️Komedyen Deniz Göktaş 63 gündür cezaevinde ve hakkında 12 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Fatoş Erdoğan

278,558 görüntüleme • 1 ay önce

Soykırımın petrolü Türkiye'den gidiyor! SOCAR Nöbeti'nin 5. günü. Tüm sağduyulu gruplar bir olduk ve hep birlikte bu #KanlıPetrol'e karşı duruyoruz. 1 hafta önce SOCAR Ceo'su Elchin İbadov emniyet müdürünü ziyaret ettiği bir paylaşım yaptı. Yıl içerisinde bu ziyaretlerini devam ettiriyor zaten. Kimse size savaşa gidin demiyor. Kimse size İsraile savaş açın demiyor. Trump'a "o benim dostum ve biz strateji ortağıyız" dediğinizde zaten Gazze'yi gözden çıkartmıştınız. İki devletli çözümü savunurken, İsrail'i meşru bir devlet olarak gördüğünüzde Filistin direnişinde aynı safta olmadığımızı anlamıştık. Biz bugün uluslararası hukuk kapsamında soykırıma petrol taşımanın suç olmasını savunuyoruz. Varil başına 1 dolar 27 sent alarak soykırımın ortaklarından biri olmayı kabul etmediğimiz için bugün buradayız. Biliyorsunuz ki SOCAR petrolü BOTAŞ'tan alıyor. BOTAŞ devletin resmi kurumu. Bugün boykot listelerinden düşmeyen BP, ingiliz petrol şirketi denilerek her kesim tarafından boykot ediliyor. Peki BP ile BOTAŞ'ın ortak olduğunu biliyor muyuz? Bu aynı TOGG'un yerli ve milli denilerek soykırıma enerji taşıyan Zorlu ile ortak olmasına benziyor. Zorlu' yu ilk protesto ettiğimizde bizi suçlu görenler soykırımdan 1.5 yıl sonra Zorlu'yu boykot listelerine aldılar. Allah aşkına bugün zulmü babam yapsa karşısında durmam gerekmiyor mu? Allah aşkına şimdi İnternet girip bakıp resmi rakamlara hepimiz ulaşabilecekken BOTAŞ İsraile petrol yollayan 2 şirket ile de ortak ise BOTAŞ bizim boykot listemizde değil midir? Peki BOTAŞ Varlık Fonu'na bağlı değil midir? Varlık Fonu bizzat Erdoğan'ı değil midir? Bugün vanayı kapatacak olan bizzat Erdoğan’ndır. -Buna karşı duranları mitinglerde gözaltına aldınız! -TRT'de tutukladınız! -BOTAŞ'ın önünde nöbet tutarken gözaltına aldınız! -Konsolosluk önlerinde 4-5 kişi eylem yapanları gözaltına aldınız! -Beştepe' de oturma eylemi yapan 2 kişiyi de bugün gözaltına aldınız. -Sokaklarımızda cirit atan MAERSK tırlarına, ZİM tırlarına hiç sesiniz çıkmadı. -İsrail'de askerlik yapıp gelen çifte vatandaşlara hiçbir yaptırımda bulunmadınız. -Her gün Türkiye Haifa arası çalışan gemilere dur demediniz. -Gittiği her limandan soykırım suçlusu olduğu için kovulan gemileri Türkiye limanlarında ağırlayıp üstüne de korudunuz. Buna karşılık SOCAR Ceo'sunu emniyet müdürlüğünde TRT programında, ağırlıyorsunuz. 1 yıldır yüksek güvenlik ile binalarını koruyorsunuz. Biz bu iki yüzlülükten bıktık usandık da siz bir damla petrole dur dememekten usanmadınız.

gülşah eldemir

13,610 görüntüleme • 1 yıl önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti İnsan Hakları Eğitim Programı'ndaki konuşmalarından... ▪ Gazze bize küresel sistemin sadece adaletsizliğini değil, aynı zamanda iki yüzlülüğünü de gösterdi. Her şey gözlerimizin önünde yaşandı ve yaşanıyor. Bakınız gazeteciler katledildi; uluslararası basın kuruluşları ses çıkarmadı. Medya organlarının ofisleri basıldı; batı demokrasilerinden tepki gelmedi. Çocuklar, kadınlar, daha ağzı süt kokan bebekler öldürüldü; insan hak ve hürriyetlerinden dem vuranlardan kayda değer hiçbir itiraz yükselmedi. ▪ Gezi olayları sırasında İstanbul’a kamp kurup 24 saat canlı yayın yapanlar, 10 aydır Gazze’de üç maymunu oynuyor. Hendek teröründe şehir eşkıyalarını kurtarmak için çırpınanlar; 10 aydır Gazzeli mazlumlar için kıllarını dahi kıpırdatmıyor. Mesele Türkiye olunca "aslan kesilen" ne kadar batılı kurum ve kuruluş varsa, 40 bin insanı katleden İsrail karşısında süt dökmüş kediye döndü. Hiçbirisi ortalıkta görünmüyor. ▪ Meselenin daha vahim tarafı, bu kurum ve şirketlerin Filistin konusundaki tavrının kayıtsızlığı dahi mumla aratır hale gelmesidir. Açıkça katliam destekçiliği yapmaya başladılar. Öyle ki, İsrail vahşetini gizlemek ve Filistin halkının sesini kısmak için her yola başvuruyorlar. Bilhassa sosyal medya şirketleri gemi azıya çekti, adeta militanlaştılar. ▪ İsrail’i eleştiren basit bir cümleye bile hemen sansür uyguluyorlar. Filistinli şehitlerin fotoğraflarına bile tahammül edemeyip anında yasaklayan, bunu da "özgürlük" olarak pazarlayan bir "Dijital Faşizmle" karşı karşıyayız. ▪ İsmail Heniye’nin şehadeti, bize düşünce ve ifade hürriyetinin sınırlarını batılı ülkelerde İsrail’in kaprislerinin belirlediğini çok net göstermiştir. Her türlü ahlaksızlığı, fuhşiyatı ve terör örgütü destekçiliğini "özgürlük" parantezine alıp teşvik eden bu şirketler, Filistin halkının şanlı direnişine ve kahraman evlatlarına sanal alemde açıkça savaş açmıştır. ▪ Gelinen noktada sosyal medya şirketlerinin çıkarlarına dokunan her hususta "Mafya" gibi davrandıklarına bizzat şahit oluyoruz. Daha önce Türkiye’yle ilgili meselelerde aynı çifte-standarda defalarca maruz kaldık, halen de maruz kalıyoruz. Uyarılarımıza rağmen FETÖ’den PKK’sına kadar tüm terör örgütleri bu mecralarda istedikleri gibi at koşturuyor. ▪ Bu platformlarda ülkemizin ortak değerlerine, milletimizin inancına, mukaddesatına alenen hakaret ediliyor. Suç ve terör şebekeleri bu mecralarda istedikleri propagandayı yapıyor. Yalan, provokasyon ve kışkırtma bu platformların en belirgin özelliği haline geldi. İtibar suikastleri sebebiyle şimdiye kadar binlerce insanın hayatı karardı; nice vatandaşımız mağdur oldu. ▪ Ama bu şirketler, ellerinde her türlü imkân olduğu halde mağduriyetlerin önünü kesecek etkili hiçbir adım atmadı. Bu konudaki isteksizlikleri maalesef halen devam ediyor. Amerika ve Avrupa’daki kurallara uyma noktasında gösterdikleri özeni, mesele Türkiye olunca, vatandaşlarımızın mağduriyeti olunca, bizdeki "katalog suçlarla" mücadelede olunca bilinçli bir şekilde esirgiyorlar. ▪ Son haftalarda şunu bir kez daha gördük: Sosyal medya şirketleri, bu alandaki tekel konumlarını dünyada hak ve özgürlükleri desteklemek için değil; bilakis siyaset ve toplum mühendisliği projelerini hayata geçirmek için kullanmaktadır. ▪ Sosyal medya platformlarının demokrasi ve toplumsal barış için arz ettiği tehlikelere işaret etmek, asla sansürcülük değildir. Asıl sansürcülük bunlara gözlerini kapamak, menfaat uğruna bunlara ses çıkarmamaktır. Biz, böyle bir tutarsızlığın içinde yer almayacağız. ▪ Tabii burada şunun da altını özellikle çizmek istiyorum: Hükümet olarak bizim kimsenin özgürlüğüyle, ifade hürriyetiyle, işiyle, aşıyla, ticaretiyle, hayat tarzıyla herhangi bir sorunumuz yoktur. Bugüne kadar da bu tarz yollara tevessül etmedik. Ne yaptıysak, daima hukuk ve demokrasi zemininde yaptık. Şimdi de amacımız; anayasamızın verdiği imkanlar dahilinde insanımızın hakkını korumaktır.

Fahrettin Altun

210,480 görüntüleme • 2 yıl önce

Bir kadın, tesettürlü olduğu için tatilde zorbalık yaşadığını anlattı: • Biz geçen gün tatile gittik, 2 gün falan kaldık. Neyse, biz Antalya Kaş'a gittik diye biliyorum. Çok da bilmiyorum nereye gittiğimizi falan, bir bungalova gittik. • ⁠Sonra dedik, "Hadi gelin buraya kadar gelmişken denize de gidelim" dedik. • ⁠Hazırlandık, süslendik; haşemalarımızı giydik, pareolarımızı giydik, bonelerimizi taktık ve denize gittik. • Hittiğimiz denizde bir tane bile Türk yoktu, bundan emindik yani hepsi Rus, hepsi yabancıydı. Neyse, biz denize girdik. • İnsanlarla göz göze geliyoruz ve insanlar bize bu şekilde bakıyor. • ⁠O kadınlar, hani açık olan hanımlar, beyefendiler hepsi bu şekilde bakıyorlar bize. Biz onlara hayran hayran bakıyoruz. • ⁠Çünkü o kadar güzeller ki, yani hayatımda bu kadar güzel millet gerçekten görmedim. Yani "Abartılıyor" diye düşünüyordum ama yüzlerinde bir insanın bir tane kusuru olmaz mı? • ⁠Biz onlara bu şekilde hayran hayran bakarken onlar sanki bizim kafamızla gözümüz yer değiştirmiş gibi bakıyorlardı. • ⁠Hatta bir tane amca yanında karısı ve kızı vardı işte. Neyse, beni böyle gördü şöyle bir süzdü. • ⁠Hani biz normalde birine sinirlenince "Allah senin belanı versin" falan deriz ya hani bu şekilde... O da bana aynı bu şekilde dediğini düşünüyorum. • ⁠Çünkü İngilizce söyledi ama aynen böyle bir şeyler yaptı. Böyle karısı falan döndü, bu şekilde baktı. Kızı böyle döndü, baktı; çekildi, gitti. • ⁠Yani gerçekten tamam, hani çok güzelsiniz, çok şeysiniz falan ama birazcık da bence medeniyet, birazcık da bence insanlık dostlarım... • ⁠Yani hayatımda kendimi hiç bu kadar dışlanmış ve aşağılanmış hissetmemiştim. • ⁠Zaten orada yarım saat ya durduk ya durmadık, hemen gittik. Eminim yanımda eşim falan olmasaydı hani bana gelip küfür ederlerdi ki amca etti zaten. Başkaları da ederdi diye düşünüyorum. • ⁠Biz hemen paşa paşa gittik havuzumuza. Orada kendimiz yüzdük.
1:43

Sensitive content

Bir kadın, tesettürlü olduğu için tatilde zorbalık yaşadığını anlattı: • Biz geçen gün tatile gittik, 2 gün falan kaldık. Neyse, biz Antalya Kaş'a gittik diye biliyorum. Çok da bilmiyorum nereye gittiğimizi falan, bir bungalova gittik. • ⁠Sonra dedik, "Hadi gelin buraya kadar gelmişken denize de gidelim" dedik. • ⁠Hazırlandık, süslendik; haşemalarımızı giydik, pareolarımızı giydik, bonelerimizi taktık ve denize gittik. • Hittiğimiz denizde bir tane bile Türk yoktu, bundan emindik yani hepsi Rus, hepsi yabancıydı. Neyse, biz denize girdik. • İnsanlarla göz göze geliyoruz ve insanlar bize bu şekilde bakıyor. • ⁠O kadınlar, hani açık olan hanımlar, beyefendiler hepsi bu şekilde bakıyorlar bize. Biz onlara hayran hayran bakıyoruz. • ⁠Çünkü o kadar güzeller ki, yani hayatımda bu kadar güzel millet gerçekten görmedim. Yani "Abartılıyor" diye düşünüyordum ama yüzlerinde bir insanın bir tane kusuru olmaz mı? • ⁠Biz onlara bu şekilde hayran hayran bakarken onlar sanki bizim kafamızla gözümüz yer değiştirmiş gibi bakıyorlardı. • ⁠Hatta bir tane amca yanında karısı ve kızı vardı işte. Neyse, beni böyle gördü şöyle bir süzdü. • ⁠Hani biz normalde birine sinirlenince "Allah senin belanı versin" falan deriz ya hani bu şekilde... O da bana aynı bu şekilde dediğini düşünüyorum. • ⁠Çünkü İngilizce söyledi ama aynen böyle bir şeyler yaptı. Böyle karısı falan döndü, bu şekilde baktı. Kızı böyle döndü, baktı; çekildi, gitti. • ⁠Yani gerçekten tamam, hani çok güzelsiniz, çok şeysiniz falan ama birazcık da bence medeniyet, birazcık da bence insanlık dostlarım... • ⁠Yani hayatımda kendimi hiç bu kadar dışlanmış ve aşağılanmış hissetmemiştim. • ⁠Zaten orada yarım saat ya durduk ya durmadık, hemen gittik. Eminim yanımda eşim falan olmasaydı hani bana gelip küfür ederlerdi ki amca etti zaten. Başkaları da ederdi diye düşünüyorum. • ⁠Biz hemen paşa paşa gittik havuzumuza. Orada kendimiz yüzdük.

🎙️ Muhbir

55,878 görüntüleme • 16 gün önce

■ ABD'de Gazeteci Cenk Uygur ve Ana Kasparian Netanyahu'nun Türkiye tehditlerini konuştu. "İsrail her ülkeyi ezip geçebilir. Batı, konu TÜRKİYE olduğunda 'Zor durumda kalırsak Türklere ihtiyacımız var' diyor." "Netanyahu'nun Osmanlı fantezisi uydurma; asıl Büyük İsrail şu an tüm Orta Doğu'yu ele geçirmeye çalışan bir imparatorluktur." ▪︎ ANALİZ : BU Önemli detay için bakalım DEVLET AKLI ne diyecek ? Teröristbaşı Apo'ya ÖNDER dedi. Netenyahu'ya GARDAŞIM MI diyecek. İzliyoruz müthiş akılları . Ülkenin varlıkları siyaseten yağmalandı ve tükendi. Ekonomik açıdan zayıflamış Türkiye Cumhuriyetimiz,tarihin bize verdiği bütün detaylara göre bu kaçınılmaz kapışmaya mecburen girecek .Ve çok uzak değil. Batı 'nın Türkiye ihtiyacı bir slogan. Hareketler ve yapılanlar pek bir ihtiyaç göstermiyor. ■ Kıbrıs Rumları tarafından kahin olarak bilinen Ortodoks Psikopos Neophytos: ▪︎ "RUSYA ile TÜRKİYE arasında bir savaşa tanık olacağız. Bu savaş sürerken... ▪︎ Türkiye'nin Ege'de Yunanistan'ı vurduğunu da görebiliriz. ▪︎Türkiye ile İsrail arasında da bir savaş yaşanacak. Ancak ABD, Türkiye'nin Batı kampından kopmasını istemediği için devreye girecek." Analiz : Planladıklarını KEHANET diye açıklıyorlar. ANCAK VE AMA kelimesi içeren konuşmalar ucu açık yemleme olup , BATI ve ABD 'nin Türkiye Batı'dan kopmuş,sağa savrulmuş,sola gitmiş gibi bir derdi yoktur. Türkiye'nin etrafına neden yığınak yapılıyor o halde . ANCAK VE AMA olmadan cevap verecek kimse yok. ■ Hakan Fidan: “Türkiye ile İsrail arasında açık bir çatışma yaşanması için hiçbir neden yok. Netanyahu ve çevresindekiler, seçimler yaklaştıkça yeni bir düşmana ihtiyaç duyuyor. Hamas, Hizbullah ve İran’dan sonra şimdi bunu Türkiye üzerinden yapmaya çalışıyorlar.” ANALİZ : FİDAN - NATO toplantısı öncesi SAVAŞSA SAVAŞ demişti. Şimdi " ÇATIŞMAK İÇİN HİÇ BİR NEDEN YOK. " diyor. NATO toplantısında ekranlara yansıtılan cümleler içerisinde geçen belli belirteçler. Saklanan ne ? NATO toplantısı sonrası SAVAŞMAK için nedenimiz yok diyorlar . TÜRKİYE - NATO zirvesinde BATI'DAN karışmayız mesajı veyahut Türkiye'nin yanında oluruz mesajı alamadığı için , bizzat HAKAN FİDAN bu açıklamayı yaptı . ■ TÜRKİYE - AKAPE hükümeti S- 400 hav savunma sistemlerini BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİNE sattı . Analiz : Aslında satmadı,Borçtan düşüldü. BAE : 15 Temmuz darbesini destekleyen ve finanse eden ülkeydi. BAE : Sudan ve Libya 'da Türkiye’nin desteklediği güçlerle SAVAŞAN ülkeydi . BAE : Türkiye'ye karşı İsrail ile stratejik anlaşma yapan ülkeydi. BAŞARISIZ iç ve dış politika bu .Elimizden SİLAHIMIZI alıyorlar. Bunu iyi bir şeymiş gibi sunuyorlar. S 400 alındı,geldi vesaire hikayeleri ile SOKAKLARDA TUR ATAN avarellerin bu durumda tekrar sokağa çıkıp S-400 'ler gittiği üzere ZAFER TURU atmalarının anormal olmaması gerek. HAYDİ S- 400 ü verdik , sokakta Turlamaya. ▪︎ NATO zirvesi öncesi GAZLAMA medyası ... ABD - Türkiye'ye 50 milyar dolar verecek .... ABD Başkanı TRUMP - Türkiye'ye müjde verecek .... Sonuç : S-400'LER gitti. Alınan veya gelen bir şey yok . Verilen bir taahhüt yok. ●Peki,TÜRK DIŞİŞLERİ ne diyor ? ▪︎ F-35 programına tam olarak geri dönmekten farklı olarak depoda tutulan 6 adet uçak Türkiye'ye getirilebilir . Muhteşem iç ve dış politika , üstüne ekonomi politikaları... GÖRMEK İÇİN KÖR OLMAMALI. ■ Avrupa Parlamentosu aldığı KARARDA : 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik Kıbrıslı kadınlar ve kız çocuklarına karşı vesaireler ekleyerek ( Tecavüz falan ), karar metni boyunca doğrudan Türk Ordusu "işgalci" güç olarak tanımlayarak,metni kabul ettirerek onaylattı . TÜRKİYE YÜZYILI ve DEVLET AKLI öyle mi ? Bu dönem kadar kimse cesaret edememişti. ■ Almanya Dışişleri Bakanlığı : AB ve Schengen Bölgesi dışındaki 62 ülkeye vizeleri kaldırdı. TÜRKİYE'YE muafiyet tanımadı. ■ NATO, ANKARA zirvesinde BATI liderleri takla atıyordu değil mi ? Haberler öyle demiyor. #Atabey19HHK #SonDakika #HüseyinHakkıKahveci

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

30,121 görüntüleme • 2 ay önce

Konuşmadan Anayasa yapmak mümkün mü? Meclis Başkanı sayın Numan Kurtulmuş’un dile getirdiği görüşleriyle ilgili dün akşam Sözcü Tv yayınında söylediklerimi aşağıya bırakıyorum. Şunu ifade etmem lazım Numan Hoca ilk dört maddeyle ilgili olarak Türkiye’de kimsenin sorunu olmadığını 30 Eylül’de yaptığı basın toplantısında da, (videosunu aşağıya bıraktım) Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu’nun açıklamaları sonrasında da ifade etti. Peki, felsefi olarak ifade edilen bir tartışma neden bu yöne çekildi. Hem sayın Kurtulmuş’un hem sayın Yapıcıoğlu’nun açıklamalarında şunu anladım Anayasa meselesinde kimsenin konuşması istenmiyor AK parti yıllardır vatandaşa hizmet eden devlet anlayışını savunuyor. Kerim Devlet anlayışı olarak ifade edilen bu anlayış aslında bir tartışmayı da beraberinde getiriyor; devlet mi millet için, millet mi devlet için Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan daha iki gün önce kaymakamların kura çekiminde şunları söyledi: “Milletin adamı olunmadan, milletin gönlüne girilmeden, milletin takdirini, teveccühünü, duasını kazanmadan hakiki manada devlet adamı olunmaz" dedi. Aslında felsefi olarak sayın Cumhurbaşkanının söylediğiyle sayın Kurtulmuş’un söylediği arasında bir fark yok Peki sayın Kurtulmuş ne dedi:”Devletin ülkesi olmaz. Devletin milleti olmaz. Bu metin, 'Milletin devleti ve ülkelisiyle bölünmez bütünlüğü' şeklinde ifade edilmelidir. Bu seçkinci, devletçi anlayışın da yeni anayasada milletin gücü üzerine yükselen bir devlet anlayışıyla yeniden ele alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum" dedi Anayasanın 3. Maddesi ne diyor: MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır. Peki sayın Kurtulmuş bayrakla, Ankara’yla İstiklal Marşı ile ilgili bir şey mi dedi hayır. AK parti yılardır ceberut devlet anlayışını biz yıktık dedi, 15 Temmuz’da millet olmasaydı devlet elden gitmişti dedi. 12 Eylül darbesinde devlet milleti ezdi dedi ve bu anlayışla iktidara geldi. Aynı söylemleri aynı felsefi açılımı sayın Kurtulmuş yaptığında, tepkiler yükseldiğinde AK Parti sessizliğe bürünüyor. İnsana sormazlar mı siz demiyor musunuz ki “insanı yaşat ki devlet yaşasın” Sizin savunduğunuz anlayış bu değilse söyleyin biz bunu savunmuyoruz bizde bilelim ama savunduğunuz devletin milletin hizmetinde olmasıysa bunu savunanları da yalnız bırakmayın Kaldı ki sayın Kurtulmuş toy bir siyasetçi mi? Cumhurbaşkanı dört maddeyle ilgili görüş beyan etmiş, partisi beyan etmiş kendisi beyan etmiş kalkıp bunları görmezden gelecek Sürekli olarak Anayasanın ruhu diyoruz. Sayın Kurtulmuş bana göre Anayasanın ruhuna işaret etti. Mesele tamda buradan tartışılmalı ama kimsenin niyeti yok Anlaşılan, Türkiye konuşmadan bir Anayasa yapma derdinde. Oturduğu makamın arkasında “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazısı yazan bir Meclis Başkanının Milletin devleti olmalı sözü kadar doğal ne olabilir Sayın Mehmet Uçum açıklama yaptı. Anayasa'nın 6. maddesinin ilk fıkrası olan "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir" hükmünün ilk dört madde kapsamına alınmasının gerekliliğini dile getirdi. Öneri doğru Sayın Uçum’un Başdanışman sıfatıyla mı yoksa hukukçu sıfatıyla mı kendi görüşlerini aktardığını şahsen ben bilmiyorum. Açıklamaların AK Parti’yi bağlayıp bağlamadığı kamuoyu hep sorguluyor. Parti sözcülüğü makamıyla Beştepe’den gelen açıklamaların ne adına yapıldığının net ortaya konması lazım Ez cümle kimsenin ilk dört maddeyi değiştirelim diye bir derdi yok ama en ufak bir katlı sunalım dediğinizde bölücülüğe kadar giden bir süreç yaşıyoruz Ben zaten Anayasanın değiştirileceğine inanmıyorum. Fikri farklılıklara bile tahammül edilemezken nasıl olacak, sayın Kurtulmuş’un söylediğini bir DEM’li söylemiş olsaydı vay siyasetin haline Keşke korkmadan daha çok tartışabilsek, demokrasi ne için var. Bu ülkede Meclis Başkanı konuştuklarından dolayı böyleyse vay halimize

Nevzat Çiçek

20,791 görüntüleme • 2 yıl önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Genişletilmiş BRICS Oturumu'ndaki konuşmalarından... ▪️ Dün Ankara’da gerçekleştirilen hain terör eylemi nedeniyle taziyelerini ileten tüm dostlarımıza gösterdikleri dayanışma nedeniyle teşekkür ediyorum. Bu alçakça saldırı, Türkiye’nin terörü bertaraf etme azmini ve kararlılığını daha da perçinlemiştir. ▪️ Ekonomiden güvenliğe, küresel adaletsizliklerden iklim değişikliğine her alanda etkileri hissedilen ciddi meydan okumalarla karşı karşıyayız. Zirve için belirlenen "Adil Küresel Kalkınma ve Güvenlik İçin Çok Taraflılığın Güçlendirilmesi" temasını bu nedenle fevkalade isabetli buluyoruz. ▪️ Şu noktayı öncelikle vurgulamak isterim: Sosyo-ekonomik kırılganlıkların arttığı ve güç dengelerinin değiştiği günümüz şartlarında, İkinci Dünya Savaşı sonrasının ürünü olan siyasi ve mali mekanizmalar kendilerinden bekleneni veremiyor. ▪️ Türkiye olarak, böylesi bir ortamda "Daha Adil Bir Dünya Mümkündür" şiarıyla hareket ediyoruz. Çok taraflı platformlarda dostlarımızla bir araya gelmeye ve hepimizi ilgilendiren ortak sorunlara müşterek akılla çözüm bulmaya ehemmiyet veriyoruz. ▪️ BRICS’in küresel ticaretin gelişimine, ekonomik büyümeye ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine hizmet ederek, daha adil bir küresel düzenin inşasına eşsiz katkılar sunduğuna inanıyoruz. ▪️ Türkiye, Avrupa Konseyi’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na kadar pek çok uluslararası kuruluş ile Gelişen Sekiz Ülke, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi bölgesel kuruluşların kurucu üyesidir. G20'nin ve MIKTA'nın da aktif bir üyesiyiz. ▪️ Afrika Birliği ve ASEAN’la ortaklıklarımızın yanı sıra, Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu’yla iş birliği mekanizmalarımız her geçen gün daha da gelişmektedir. Türkiye olarak, karşılıklı saygı ve kazan-kazan temelinde yakın münasebetler geliştirdiğimiz BRICS ailesiyle de diyaloğumuzu ilerletmekte kararlıyız. ▪️ Küresel bir adil düzen ve kalkınma, ancak sınırlarımız ötesinde huzur ve güvenliğin tesisiyle mümkün olabilir. Ortadoğu’da akan kan durdurulmadıkça, gelecek için ne adaletten, ne barıştan, ne de kalkınmadan söz edilebilir. ▪️ İsrail’in bütün bölgeyi ateşe atma pahasına sürdürdüğü saldırgan tutumu, hukuk ve vicdan başta olmak üzere her türlü sınırı çoktan aşmıştır. Filistin halkı Gazze’de soykırıma uğramaktadır. İsrail, Lübnan’a da saldırmak süratiyle mezalimini daha da ileriye taşımıştır. ▪️ 21’inci yüzyılda yaşanan bu insanlık dramını göz ardı etmek hiç kimseyi sorumluluktan kurtaramaz. 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğe haiz bir Filistin devletinin kurulması, bölgede kalıcı ve adil bir barışın olmazsa olmazıdır. ▪️ Bu vesileyle, Filistin’i tanımayan ülkeleri bu doğrultuda adım atmaya davet ediyorum. İsrail’e yönelik kayıtsız şartsız silah ve mühimmat desteğinin sürmesi, bu ülkeyi saldırılarında daha da pervasız hale getiriyor. ▪️ Birleşmiş Milletler nezdinde İsrail’e silah satışının durdurulmasına yönelik bir girişim başlattık. Siz değerli dostlarımın bu hususta sağlayacakları desteğe güveniyorum. Hep beraber el ele vererek, coğrafyamızdaki katliamları ve gözyaşlarını bir an önce durduralım.

Fahrettin Altun

115,019 görüntüleme • 1 yıl önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Antalya Diplomasi Forumu'ndaki konuşmalarından... ▪İsrail’in, sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin Gazzeli şehit edildi, 70 binden fazla Filistinli yaralandı ve yaklaşık 2 milyon insan evlerinden göçe zorlandı. ▪Burada bir hususu çok açık ve net ifade etmek isterim. Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi, aynı zamanda milyarlarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi. ▪Söz konusu İsrail olunca; İnsan hakları evrensel beyannamesinin, görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının, tarafsızlıktan dem vuran uluslararası basın-yayın organlarının, hâsılı yıllardır bize örnek gösterilen, güvenmemiz, itibar etmemiz gerektiği söylenen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük. ▪Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir; bir soykırım girişimidir. Çünkü savaşın bile uyulması gereken bir ahlâkı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa ve susuzluğa mahkûm eden; hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları, üniversiteleri, mülteci kamplarını, ambulansları bombalayan dün olduğu gibi gıda yardımı almak için sırada bekleyen sivilleri kalleşçe, onursuzca hedef alan bir barbarlıktan bahsediyorum. ▪Ailesiyle güvenli bir yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki Hind Receb'in trajik hikâyesi, aslında Gazze’de öldürülen 15 bine yakın masum çocuğun da hikâyesidir. İnsanlık olarak "Beni almaya gelecek misiniz? Korkuyorum" diyen 6 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını, 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef, Hind’le birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı da tam manâsıyla yerine getiremedik. ▪Türkiye olarak saldırıların ilk gününden itibaren ortaya koyduğumuz çabalara, bölgeye gönderdiğimiz 37 bin tona varan insani yardımlara, küresel ölçekte yürüttüğümüz tüm diplomatik temaslara, refakatçileri dâhil 900’den fazla Gazzeli hastayı ülkemize getirmemize rağmen, bunun mahcubiyetini iç dünyamızda halen yaşıyoruz. ▪Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail'in soykırımı önlemesi yönünde aldığı ihtiyati tedbir kararı apaçık ortadayken, Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını dün olduğu gibi pervasızca sürdürebiliyor. İsrail’e ilk günden beri koşulsuz destek veren Batılı güçler ise "tazıya tut, tavşana kaç" diyen ikiyüzlü politikalarıyla dökülen kana ortak oluyor. ▪Uluslararası toplum, Filistin halkına olan borcunu, ancak Filistin devletinin kurulmasıyla ödeyebilir. Bunun için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin Devleti’nin teşekkülü şarttır. Bu maksatla, garantörlüğü de içerecek şekilde sorumluluk almaya Türkiye olarak hazır olduğumuzu belirttik. ▪Buradan bir kez daha uluslararası toplumu Gazze’ye ve Filistin davasına samimiyetle sahip çıkmaya davet ediyorum. Dünyanın bir yanında hemen her hafta meydanları dolduran, zulmü lanetleyen, tüm baskılara rağmen gerçekleri cesaretle dile getiren tüm Filistin dostlarına şükranlarımı sunuyorum.

Fahrettin Altun

81,086 görüntüleme • 2 yıl önce

ATATÜRK hakkında İngiliz kraliyet arşiv'inden elde ettiğim, BBC'nin çektiği Belgesel video'yu buldum... Dikkatli olun..! 5816'ya takılmayın.! Video'da geçen konuşmanın metni: Ancak burada, bir zamanlar İslam'ın kılıcı olarak bilinen Türkiye'de, İstanbul'da, minareleri göğe yükselen İstanbul'da, bu büyük inancın bütün gelenekleri bir kişi tarafından yerle bir edildi. Ulusunun yönünü, kendine özgü tarzıyla, 20. Yüzyıl'da Batı dünyasına çevirmeye çalışan bir adam tarafından. Bütün bunları değiştiren kişi Mustafa Kemal'di. Türklerin, Atatürk yani Türklerin babası olarak adlandırmaları Kemal, ülkesinin devrimine öncülük yapıp 1. Dünya Savaşı'ndan sonra cumhuriyeti ilan eden bir askerdi. Atatürk, dinin, 1920'lerdeki büyük atılımların önünde engel olmasını istemiyordu. Din adamları gelişmeye ayak bağı olmamalıydı. Birçok devrimci kararı arasında en radikal olanı, halifeliğin kaldırılmasıydı. Bu, Papalık ya da İngiliz Başpsikoposluğu'nu kaldırmak gibiydi. Ancak o, bunu yaptı. Kişiliğinin getirdiği etkili gücüyle bunu yaptı. Bunu yaptı yapmasına ancak bu, hiç kolay olmadı. Atatürk, kutsal dil Arapça'nın kullanımını sona erdirdi. Bu dil sadece eski yapıtların üzerinde kaldı. İslami giyim tarzı yasaklandı. Fesin yerini Batı tarzı şapka aldı. Böylece şapkanın geniş kenarları, Kabe'ye doğru namaz kılanların secdeye varmalarını engelleyecekti. Erkeklerin uzun elbiseler yerine takım elbise giymesini sağladı. Müslüman kadınların yüzünü örten peçeyi kaldırdı. Yaşamlarına medeni nikahı getirdi. Atatürk'ün aldığı kararlar, Türkiye'nin yeni kuralı (kutsalı) haline geldi. Bu devrimler, kuşaklar boyunca devam eden, insanların doğumu, yaşamı ve ölümüyle ilgili öğretilerin hepsinin yerini aldı. Ancak, büyük bir ulusal kahraman ve ülkenin kurtarıcısı olan Atatürk bile toplumun derindeneki islami ruhu yok edemedi. Bu yüzden İslam, uygun zamanı kolladı. Atatürk 1938 yılında yaşamını yitirdiğinde ise imamlar, artık dini ihtiyatlı bir şekilde canlandırmaya başlamak için muhtemel güvenli ortamın oluştuğunu düşündü. Dinin kamusal alandan uzaklaştırılması Adnan Menderes'in başbakan seçildiği 1950'ye kadar sürdü. Menderes, daha fazla inanç, daha az özgürlük isteyen köylülere önemli seçim vaatleri vermeye zorlandı. İslam'ın sesi çok daha baskın hale gelmişti. Menderes'in Demokrat Partisi tutuculuğa boyun eğdi. Mustafa Kemal'in devriminden sonra ilk kez camiler, yeniden kamu parasıyla inşa edildi. İnsanların İslam'ın kutsal mekanı Mekke'ye gitmelerine yeniden izin verildi. Ankara radyosunda dini programlar yayımlanmaya başladı. İstanbul'da bir ilahiyat fakültesi bile açılmıştı. Kırsal kesimde kadınlar modern giyim tarzını uygulamıyor. Atatürk'ün giyilmesi çağrısını yaptığı şapkayı çok az insan giyiyor. Zamana kasketle ayak uyduruyorlar. Namaz kılarken kasketlerini ters çeviriyorlar, böylece alınlarını secdeye değdirebiliyorlar. Yaşlı kadınlarsa başörtülerini sıkıca yüzlerine dolayıp başlarını tamamen kapatıyor. Atatürk'ün döneminde müezzinler ezanı Türkçe okumak zorundaydılar. Şimdi ise ezan, yeniden Arapça yani Peygamber'in dilinde okunuyor. Menderes, Kemalizm'i sulandırmak için verdiği ödünlerin bedelini ağır ödedi. Ordu 1960'da ayaklandığında kendisini yolsuzluktan yargıladı ve sonunda astı. Bu yılın (1965) Ekim ayında Türkiye'de yeniden genel seçimler yapılacak. Seçimleri, Menderes doktrininin veliahtı olan Adalet Partisi kazanacak gibi görünüyor. Şüphesiz, Türkiye'de İslam bugün yeniden canlanıyor. Bazı camilerin cemaati İngiltere'deki din adamlarını kıskandıracak kadar büyük. Atatürk'ün ilke ve emirleriyle yıkmak istediği şey, belli ki yıkılabilir gibi değil. Şurası kesin ki, Atatürk'ün agnostisizm politikalarına karşı her gün yeni bir gedik açılıyor. Peki yüzünü Batı'ya dönen yeni hükümet, eski inançların bir zamanlar sahip olduğu gücüne ulaşmasına izin verecek mi? İşte bu, henüz belli değil. #Bünyaminerdemir Ponomarenko Sultan Alparslan Hasan İmamoğlu

+Bünyamin Erdemir

74,883 görüntüleme • 1 ay önce

■ ABD üslerinden yüzlerce askeri uçakla, binlerce ABD askeri KARA HAREKATI için Ortadoğu'ya nakledilmeye başlandı. ■ ABD ve İsrail'e ait tahrip gücü yüksek füzelerle, İran'ın başkenti Tahran'ın gece boyunca hedef alındığı açıklandı . ■ İran, ABD'ye ait bir F-15 savaş uçağını düşürdüğünü açıkladı. ■ Yeni atanan İran Savunma Bakanı Majid lbn al-Rida öldürüldü . (Milliyet) ■ Yunanistan Savunma Bakanı Dendias :"Kritik bir anda, iki Yunan fırkateyni ön cephede "Kimon" bir çift Yunan F-16 'sı, Kıbrıs Cumhuriyeti savunmasını güçlendirmek bağlamında KYSEA' nin emriyle Kıbrıs 'a gidiyor. Askeri varlık, koordinasyon ve yüksek uyanıklık anında seferberlik doktrinine göre." Soru şu ! Kime karşı Kıbrıs Rum kesimini koruyacaksınız ? Ortada bir SAVAŞ HALİ yok... Biliyoruz! TÜRKİYE 'YE karşı !!! ■ Hakan Fidan: "Körfez ülkelerinin çoğu savaştan kaçınmaya çalışırken,İran'ın onlara saldırması yanlış bir stratejidir." Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ! İRAN'I saldrıganlıkla suçluyor. " İranlılar,başkan Trump'ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyabilselerdi, İsrail'in baskısı işe yaramazdı." "Savaşın yayılma riski bizi endişelendiriyor." demiş. TRUMP'A mesaj arasında destek vermiş. İran 'ın ABD saldırısına karşı koymasını doğru bulmamış. ■ Fransa Cumhurbaşkanı Macron: "Charles de Gaulle uçak gemisine, uçaklarına ve refakat grubuna Akdeniz'e acilen geçmeleri emrini verdim. ⁃ Fransa, Kıbrıs kıyılarına yakın bölgelere bir fırkateynle birlikte uçaksavar sistemleri konuşlandıracak. Bölgedeki dostlarımızın yanında olmalıyız. Savunma ve koruma önlemleri alınacaktır. "açıklamasını yaptı. ■ İsrail savaş uçakları 'İran'ın başkenti Tahran'da bulunan MEHRABAD HAVALİMANINI bombalayarak kullanılamaz hale getirdi. ■ İsrail Başbakanı Netanyahu : Dokuz kişinin öldüğü Beit Şemeş bölgesini ziyaretinde İran'ın nükleer ve füze hırsları "tüm insanlık için bir tehdit." ■ İngiltere Başbakanı Starmer : Orta Doğu'daki durumun insanlar için endişe verici olduğunu biliyorum. Birleşik Krallık'ın ve müttefiklerimizin en iyi çıkarları doğrultusunda her zaman hareket edeceğim. ■ Dışişleri Bakanı Hakan Fidan : 9 ŞUBAT 2026 - CNN Türk : "Şu anda (ABD-İran arasında) ani bir savaş tehdidi yok gibi duruyor."Demişti...))) ■ Askeri Analist Stanislav Krapivnik: İran bu hızla aylarca savaşa devam edebilir. Hala füze ve insansız hava aracı üretiyorlar. ■ Eski FBI ajanı Sibel Edmonds iddia etti . “Trump Erdoğana İran’a Saldırıya Geçme Emri Verdi! Türkiye Trump'tan İrana karşı savaşa açıkça katılma karşılığında CAATSA Yaptırımlarını kaldırmasını istedi.Trump kabul ettiğini Tom Barrack aracılığıyla bildirdi.” ■ Kanadalı Prof. Jiang Xueqin: "Bu bir strateji değil, bu bir trajedi" ▪︎İran "toplam savaş" (cihad) ilan etti. Komuta merkezi yok. Her bölge kendi başına hareket ediyor. Tahran'ı yok etsen bile savaş devam eder. ▪︎ABD-İsrail ise hâlâ eski askeri doktrinle oynuyor:"Başı kes,iş biter." Bu, 21. yüzyıl savaşına karşı işe yaramıyor. ▪︎En büyük ironi: Şehirlerdeki eğitimli, ilerici İranlılar, yani rejim değişikliğini en çok isteyenler bombalanıyor. Kırsaldaki dinî fanatikler ise dokunulmadan kalıyor. ▪︎Yani kendi davanıza en yakın insanları öldürüyor, en büyük düşmanlarınızı serbest bırakıyorsunuz. ▪︎Bu bir strateji değil, trajedi. ■ Çin’den yorum-haber: " İran'a saldırmak en başından beri planın bir parçasıydı. Hürmüz Boğazı'nı kapatan İran değil, Amerika Birleşik Devletleri'ydi. Batı Asya'yı istikrarsızlaştıracaklarını biliyorlardı, bu yüzden Venezuela petrolünü önceden güvence altına aldılar. Barış görüşmeleri sadece bir oyalama taktiğiydi." ■ ABD İran'ın batısındaki Kamyaran/Ravansar 'a özel kuvvetlerini karadan soktu. Şimdi de buraya indirme harekatı planlıyor. Rejimi deviremezse ; sınırımızdan başlayarak İran'ı aynen Suriye gibi üçe bölme planı devrede. ABD'nin Suriye'de ,Türkiye'ye yaptığı oyunu yemiştik.Bu sefer aynı hatayı yapmamak lazım. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

77,588 görüntüleme • 7 ay önce

■ ZAMAN MAKİNESİ yeniden aktif oldu . SAVAŞLAR şiddetlenerek,alan genişlemesiyle büyüyecek. ■ İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli: Türkiye, İsrail için İran'dan daha rahatsız edici. Suriye'de - TÜRKİYE ile savaş ihtimali yükseliyor. ■ KKTC’den İsrail uyarısı: KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı : İsrail’in Kıbrıs’ı askeri garnizona çevirdiğini ve ; Enerji, turizm ve ticari yatırım adı altında Güney Kıbrıs’taki nüfuzunu artıran Siyonist İsrail’in, adayı Doğu Akdeniz’de yeni bir askeri ve siyasi gerilim merkezine dönüştürdüğünü söyledi. ■ BATI TRAKYA 'DA TÜRK'ÜM demek yasaklandı. Türk okulları kapatılıyor. Türkiye ise RUHBAN OKULUNU açıyor. ■ ABD Başkanı Trump : İsviçre'de devam eden barış müzakerelerinde tehditler savurdu. " HÜRMÜZ Boğazına çökeriz . "Onların a...na k...rım ."Dedikten sonra , İran müzakere heyeti salonu terk etti . İran müzakere heyeti başkanı KHALİFA : " ABD' nin tehditlerini ciddiye almıyoruz ." Açıklaması yaptı . ■ RUSYA - UKRAYNA SAVAŞI şiddetleniyor . Belarus üzerinden UKRAYNA'YA yeni bir cephe açılıyor. UKRAYNA SİLAHLI KUVVETLERİ BAŞKOMUTANI : " KİEV büyük gece savaşına hazır. " dedi. Ukrayna yönünde hareket eden düzinelerce savaş helikopteri görüntüleri medyaya yansıdı. ■ AKAPE hükümeti ve Türk Diplomasisi fecaat durumda ! ▪︎ Avrupa güvenliğinde söz sahibi olma iddiası iktidarın söylemi. Ancak G7’in Trump dahil Rusya’ya yeni yaptırım kararlaştırdığı ve Türkiye’nin davet edilmediği toplantıyla aynı gün Dışişleri Bakanı Fidan Putin’le ilişkileri geliştirmeyi konuşursa hiç bir Avrupa ülkesi Türkiye’ye savunma alanında güvenmez. Nitekim güvenmedikleri de davranışlarından belli oluyor. İki şeyden biri: ya Batıyla beraber olacaksınız, ya da Rusya ve Çin gibi ona karşı olanlarla beraber olacaksınız. Tercih yapmak mümkün. Ancak ne yazık ki Rusya ile Çin’in Avrupa için belli başlı tehdit olarak görüldüğü ortamda, ikisi birden mümkün değil. Bu iki taraflı tuzak demek . Mesele , Türkiye'yi boşa düşürmek. Türkiye sadece oturup izlese daha diplomatik strateji yapmış olur . Şu durumda pin pon topu gibi savruluyoruz. ■ TÜRKİYE YOK kabulü protokolünde. ▪︎ Avrupa Birliği Erivan'da toplanıyor, bölge ülkeleri orada, Türkiye yok. ▪︎ AB Güney Kıbrıs'ta toplanıyor, dolayısıyla katılamıyorsunuz. ▪︎ Fransa'da G-7 zirvesi var. Asya, Ortadoğu, Afrika, Güney Amerika'dan onlarca ülke davetli, sizi çağıran yok. ŞARA ve Suriye çağrılırken , TÜRKİYE yok sayıldı. ▪︎ Söze gelince: "Türkiye kritik ülke", "Türkiye olmadan bölge siyaseti kurulamaz", "yükselen gücüz" diye algı operasyonu yapıyorsunuz. Erdoğan yönetimine ve TÜRKİYE 'YE diyorlar ki: "Bizim güvenlik işlerimizi yapın, gerisine karışmayın.Siz de bu görevi kabul ettiniz..." Türkiye'yi demokratik bir ülke olmaktan çıkarıp, Avrupa'nın güvenliğini sağlayan bir aktörüne indirgerseniz, bu koskaca ülkeye kapı bekçisi muamelesi yapılıyor. İLMİ SİYASET yapamıyor, bu hükümet ve kadroları. ■ 2026 Dünya Kupası’ndan elenen iki takım: Haiti ve Türkiye ... 2026 FIFA Dünya Kupası’nda grup aşamasının ikinci maçları tamamlanırken, turnuvanın en acı ve en şoke edici son dakika gelişmesi sabaha karşı resmileşti. Büyük umutlarla ve tarih yazma parolasıyla Amerika kıtasına ayak basan A Milli Futbol Takımımız, üst üste gelen iki şanssız yenilginin ardından son grup maçları öncesinde matematiksel olarak turnuvaya veda etti. Değişen format ve "en iyi üçüncülük" hesaplarının bile kurtaramadığı Ay-Yıldızlılar, Karayip temsilcisi Haiti ile birlikte Dünya Kupası'ndan elenen ilk iki takımdan biri oldu. Elenen kim ? AKAPE'NİN uydurduğu " BİZİM ÇOCUKLAR. " Türk Milli Takımı hep var.Ruhu olmayan millet olmaz. Ruhsuz bir slogan uydurursan altında kalırsın... ■ GÜNÜN SÖZÜ : Fyodor Dostoyevski der ki: "Bu dünyayı ne kadar çok anlarsan, kendini o kadar çok mahvedersin. İşte bu yüzden aptallar mutlu görünürken, zeki insanlar yalnızlığın koynunda yaşar." #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

40,669 görüntüleme • 3 ay önce

Türk Milletinin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Zafer Bayramı'nı Sayın Ethem Sancak'la, Genel Başkan Yardımcımız ile birlikte yürekten kutluyoruz. Gündem yine Akdeniz gündemi yani 1922'nin gündemi, bugün de 2026'nın gündemi 104 yıl sonra aynı gündem Akdeniz gündemi. O zaman komutanımız ve devrimci hükümetin başındaki Mustafa Kemal Paşa şu emri vermişti: 1 Eylül 1922 günü "Büyük Millet Meclisi orduları ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" Niçin bu emri tekrar etme ihtiyacı duydum? Çünkü o zaman ordular İstanbul hükümetinin, padişah hükümetinin emrinde değil, padişahın ordusu değil. Devrimin ordusu. Ankara'da kurulmuş olan devrimci Cumhuriyet'in ordusu. Atatürk emri verirken ona işaret ediyor; Türk Büyük Millet Meclisi orduları ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri. Dolayısıyla 30 Ağustos zaferinin arkasında, başında bir devrimci hükümet var. Yeni kurulmuş olan 23 Nisan 1920'de Ankara'da kurulmuş olan devrimci hükümet var. Dolayısıyla biz devrim yaptığımız için düşmanı denize dökebildik. Eğer İstanbul hükümeti başımızda kalmaya devam etseydi, İstanbul hükümetinin saltanatı altında bizim İstiklal Savaşı'mız çok zora girerdi. O nedenle zaten Atatürk ve arkadaşları Anadolu'ya çıktılar. Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi, Ankara'da Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla birlikte yeni bir devrimci meclisin, devrimci hükümetin kurulması ve o devrimci hükümet, o devrimci meclis Türk Silahlı Kuvvetlerini yeniden örgütledi. Ve o meclisin, devrimci meclisin, devrimci hükümetin örgütlediği Türk Silahlı Kuvvetleri de Türkiye halkını seferber ederek Türk ordusuyla düşmanı Akdeniz'e döktü. Bu çok çok önemli bir ders. Yani biz devrimle kurtulduk. Yoksa padişah hükümetiyle, statüko içerisinde bizim için bir kurtuluş yoktu. Şimdi bugüne gelelim. Bugün de 104 yıl sonra gündem yine Doğu Akdeniz gündemi. Amerika Birleşik Devletleri, o zamanki İngiltere'nin yerine geçti. Emperyalizmin bugünkü patronu Amerika Birleşik Devletleri yanına İsrail'i aldı, Yunanistan'ı aldı ve Doğu Akdeniz'de bir ittifak kurdu. İttifak, yani silahlı olan ve Türkiye'yi hedef alan bir ittifak kurdu. Ve bu ittifak bakıyoruz Doğu Akdeniz'de Noble Nida ve Nemesis tatbikatları yapıyor, Güney Kıbrıs'a sığınak yapıyor, Ege adalarına sığınak yapıyor. Yunanistan neredeyse Amerika işgali altına düştü. Bütün Yunanistan kıyılarında Cumhurbaşkanımız Sayın Tayyip Erdoğan'ın da belirttiği gibi 9 yerde Yunanistan kıyılarında Amerika üsler kurdu ve Meriç Nehri'nin karşı tarafında da geçen hatırlayacaksınız bir yıl evvelki 2025 yılının mayıs ayında Türkiye'yi hedef alan Meriç Nehri'ne tanklarıyla toplarıyla geçme tatbikatları yaptı. Bir de Kuzey cephemiz var. Bu Akdeniz cephesinin bir devamı. Ukrayna kuzeyden Amerika Birleşik Devletleri'nin yine güdümünde Türkiye'yi tehdit ediyor, açıkça gemilerimize saldırılar düzenliyor, İHA'larla, SİHA’larla. Dolayısıyla gündem yine 1922 gündemi. Dolayısıyla bu gündem bir kahramanlık gündemi, bir fedakarlık gündemi. Türk milletinin fedakarlığıyla göğüsleyebileceğimiz tehditler var karşımızda. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kahramanlığıyla ve 1922'nin kurmaylığıyla. O zamanki kurmaylık neydi? Avrupa ve Amerika tehdidi karşısında İngiltere var, Fransa var karşımızda, Yunanistan üzerimize sürmüşler, doğuda Ermenileri üzerimize sürmüşler. E bunun karşısında Ankara'da yeni kurulan hükümet ne yaptı? Yanına Sovyet Rusya'yı aldı. Çarlığı yıkmıştı Leninler ve Çarlık’ın yerine bir Sovyet Rusya'sı kuruldu, devrimci bir Rusya kuruldu. Dolayısıyla Asya'nın iki devrimci hükümeti, devleti Sovyet Rusya ve Türkiye, yeni kurulan Türkiye kol kola girdi, omuz omuza verdi. Bunu 26 Ağustos'un fotoğraflarında da görüyoruz. 26 Ağustos'un meşhur fotoğrafları vardır. Mustafa Kemal Paşa dürbünle düşman kuvvetlerini gözlüyor. Ama arkada kaputu, Türk kaputu olmayan bizim komutanlarımızın giydiği kalpak olmayan Rus Bolşevik devriminin kıyafetiyle, kaputuyla ve başlığıyla Rus komutanları yan yana gelmiş yatıyorlar. Çok kıymetli önemli bir fotoğraftır. Yani o fotoğrafta da görüldüğü gibi bizim Kocatepemizde, yani bir hayat memat meselesinin karargahında yanımızda Sovyet komutanları vardı. Yani kader birliği yapıyor. Yenilsek Mustafa Kemal Paşa ile birlikte onlar da şehit olacaklar. Kurmaylık bu. O gün İngiliz-Fransız emperyalizmine karşı Türkiye'nin İstiklal Savaşı yanına Sovyet devrimini alarak başarılı olabilirdi. İşte o kurmaylığı Mustafa Kemal Paşa devrimci hükümeti hayata geçirdi. Dolayısıyla bugün bize kalan 30 Ağustos mirası nedir? Bir kere Türk milletinin fedakarlığı. O fedakarlık ta 1912'lerde Trablusgarp Savaşı'ndan, Balkan Savaşları'ndan başlıyor. O fedakarlık düşünün, 12, 22, 10 yıldır savaşan bir ülke. Köylerde erkek neredeyse kalmamış. Kalanlar sakat. Bacağı yok, kolu yok, ondan sonra kadınlar kalmış. Ekmeği biçmeyi kadınlar yapıyor. Büyük bir nüfus kaybı olmuş. 1.5 milyon insan Birinci Cihan Savaşı'nda Türk milleti kaybetmiş. Büyük bir fedakarlıkla kazanıldı o 30 Ağustos zaferi ve Türk Silahlı Kuvvetleri. Türk Silahlı Kuvvetleri de yeni bir devrimci ordu artık. Padişahın ordusu değil. Aslında bu devrimci ordu 1. Dünya Savaşı öncesinde Balkan Savaşları'nda inşa edilmeye başlanmıştı. Gençleştirdi Talat Paşa, Enver Paşa ordumuzu 1. Dünya Savaşı öncesinde. Bir devrim, 1908 devrimi. Orada da bir devrim hükümetinin Türkiye'yi ayağa kaldırması söz konusu. Dolayısıyla oralardan gelen bir kurmaylık ordu, Türk Silahlı Kuvvetleri birikimi, gençleşmiş, dinamik, bir devrimci ordu ve üçüncü olarak da kurmaylık birikimi. Yani o uzun savaş yıllarında ulaşmış olan o Türk devrimcilerinin Genç Osmanlılar’dan başlayalım, Namık Kemaller, Mithat Paşalar, devamında Talat Paşalar, Enver Paşalar, onun devamında Mustafa Kemal Paşalar. Mustafa Kemal Paşa hem Talat Paşalar, Enver Paşalar kuşağında devrimciydi, ondan sonraki üçüncü kuşağında lideri olarak devrimciydi. Böyle bir büyük birikimden gelen aynı zamanda bir kurmaylık mirası. İşte bugün biz Doğu Akdeniz'den bize yönelen tehditler karşısında bu üç büyük miras omuzlarımızda bize büyük bir güç veriyor. Türk milletinin fedakarlık mirası, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kahramanlık mirası ve bugün Vatan Partisi'nin sürdürdüğü o kurmaylık mirası. Gene kurmaylık bugün yapıyoruz, nedir? Karşımızda Amerika var, İsrail var, Yunanistan var, kuzeyde Ukrayna var, Avrupa, Fransa falan onlarla birlikte karşımızda nükleer silahları olan, donanmaları olan bir tehdit söz konusu. Evet kahramanlığımız var, fedakarlığımız var, kurmaylığımız var ama o tehdidi caydırıcı bir ağırlığı da Doğu Akdeniz'e yığmamız lazım. O ağırlık ne? Rusya zaten NATO'yla savaşıyor. İran zaten Amerika'yı daha yeni yendi. Çin uzakta, tetikte bekliyor Amerika'nın düşmanlığına karşı hazırlıklarını yapıyor. Öyleyse bizim kurmaylık birikimimizde şu anda nesnel olarak bu tarih tablosunda hazır. Nedir o? Türkiye, Rusya, İran, Çin ittifakı. Demek ki bugünün kurmaylığı da 1922 yılındaki kurmaylık gibi Asya'yı yanına alan ve Asya'yla birlikte bize batıdan gelen çökmekte olan, çürümekte olan, batmakta olan Amerikan emperyalizminden ve İsrail siyonizminden gelen ve Avrupa'nın da onlarla Batı Avrupa'nın da onlarla bir olduğu ama Batı Avrupa'nın da her an taraf değiştirme eğilimleri içerisinde olduğu bir tarihsel sürece girdik bu miraslarla. Türk milleti fedakarlık mirasının bugün sahibidir, kahraman ordumuz kahramanlık mirasını sürdürüyor ve Vatan Partisi de Türk devriminin o kurmaylık mirasının sahibi olarak bugün önümüzdeki büyük zaferlerin eşiğindeyiz hep birlikte. Saygılar sunuyoruz.

Doğu Perinçek

36,142 görüntüleme • 1 ay önce

Türk Milletinin Türk Silahlı Kuvvetlerinin Zafer Bayramı'nı sayın Ethem Sancak'la genel başkan yardımcımız birlikte yürekten kutluyoruz. Gündem yine Akdeniz gündemi yani 1922'nin gündemi, bugün de 2026'nın gündemi 104 yıl sonra aynı gündem Akdeniz gündemi. O zaman komutanımız ve devrimci hükümetin başındaki Mustafa Kemal Paşa şu emri vermişti: 1 Eylül 1922 günü "Büyük Millet Meclisi orduları ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" Niçin bu emri tekrar etme ihtiyacı duydum? Çünkü o zaman ordular İstanbul hükümetinin, padişah hükümetinin emrinde değil, padişahın ordusu değil. Devrimin ordusu. Ankara'da kurulmuş olan devrimci Cumhuriyet'in ordusu. Atatürk emri verirken ona işaret ediyor; Türk Büyük Millet Meclisi orduları ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri. Dolayısıyla 30 Ağustos Zaferinin arkasında, başında bir devrimci hükümet var. Yeni kurulmuş olan 23 Nisan 1920'de Ankara'da kurulmuş olan devrimci hükümet var. Dolayısıyla biz devrim yaptığımız için düşmanı denize dökebildik. Eğer İstanbul hükümeti başımızda kalmaya devam etseydi, İstanbul hükümetinin saltanatı altında bizim İstiklal Savaşı'mız çok zora girerdi. O nedenle zaten Atatürk ve arkadaşları Anadolu'ya çıktılar. Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi, Ankara'da Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla birlikte yeni bir devrimci meclisin, devrimci hükümetin kurulması ve o devrimci hükümet, o devrimci meclis Türk Silahlı Kuvvetlerini yeniden örgütledi. Ve o meclisin, devrimci meclisin, devrimci hükümetin örgütlediği Türk Silahlı Kuvvetleri de Türkiye halkını seferber ederek Türk ordusuyla düşmanı Akdeniz'e döktü. Bu çok çok önemli bir ders. Yani devrimle biz kurtulduk. Yoksa padişah hükümetiyle statüko içerisinde bizim için bir kurtuluş yoktu. Şimdi bu güne gelelim. Bugün de 104 yıl sonra gündem yine Doğu Akdeniz gündemi. Amerika Birleşik Devletleri, o zamanki İngiltere'nin yerine geçti. Emperyalizmin bugünkü patronu Amerika Birleşik Devletleri yanına İsrail'i aldı, Yunanistan'ı aldı ve Doğu Akdeniz'de bir ittifak kurdu. İttifak, yani silahlı olan ve Türkiye'yi hedef alan bir ittifak kurdu. Ve bu ittifak bakıyoruz Doğu Akdeniz'de nabız dinamemesi tatbikatları yapıyor, Güney Kıbrıs'a sığınak yapıyor, Ege adalarına sığınak yapıyor. Yunanistan neredeyse Amerika işgali altına düştü. Bütün Yunanistan kıyılarında Cumhurbaşkanımız Sayın Tayyip Erdoğan'ın da belirttiği gibi 9 yerde Yunanistan kıyılarında Amerika üsler kurdu ve Meriç Nehri'nin karşı tarafında da geçen hatırlayacaksınız bir yıl evvelki 2025 yılının mayıs ayında Türkiye'yi hedef alan Meriç Nehri'ne tanklarıyla toplarıyla geçme tatbikatları yaptı. Bir de Kuzey cephemiz var. Bu Akdeniz cephesinin bir devamı. Ukrayna kuzeyden Amerika Birleşik Devletleri'nin yine güdümünde Türkiye'yi tehdit ediyor, açıkça gemilerimize saldırılar düzenliyor, İHA'larla, sihalarla. Dolayısıyla gündem yine 1922 gündemi. Dolayısıyla bu gündem bir kahramanlık gündemi, bir fedakarlık gündemi. Türk milletinin fedakarlığıyla göğüsleyebileceğimiz tehditler var karşımızda. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kahramanlığıyla ve 1922'nin kurmaylığıyla. O zamanki kurmaylık neydi? Avrupa ve Amerika tehdidi karşısında İngiltere var, Fransa var karşımızda, Yunanistan üzerimize sürmüşler, doğuda Ermenileri üzerimize sürmüşler. E bunun karşısında Ankara'da yeni kurulan hükümet ne yaptı? Yanına Sovyet Rusya'yı aldı. Çarlığı yıkmıştı Lenin'ler ve Çarlığın yerine bir Sovyet Rusya'sı kuruldu, devrimci bir Rusya kuruldu. Dolayısıyla Asya'nın iki devrimci hükümeti, devleti Sovyet Rusya ve Türkiye, yeni kurulan Türkiye kol kola girdi, omuz omuza verdi. Bunu 26 Ağustos'un fotoğraflarında da görüyoruz. 26 Ağustos'un meşhur fotoğrafları vardır. Mustafa Kemal Paşa dürbünle düşman kuvvetlerini gözlüyor. Ama arkada kaputu, Türk kaputu olmayan bizim komutanlarımızın giydiği kalpak olmayan Rus Bolşevik devriminin kıyafetiyle, kaputuyla ve başlığıyla Rus komutanları yangelmiş yatıyorlar. Çok kıymetli önemli bir fotoğraftır. Yani o fotoğrafta da görüldüğü gibi bizim Kocatepe'mizde, yani bir hayat memat meselesinin karargahında yanımızda Sovyet komutanları vardı. Yani kader birliği yapıyor. Yenilsek Mustafa Kemal Paşa ile birlikte onlar da şehit olacaklar. Kurmaylık bu. O gün İngiliz-Fransız emperyalizmine karşı Türkiye'nin İstiklal Savaşı yanına Sovyet devrimini alarak başarılı olabilirdi. İşte o kurmaylığı Mustafa Kemal Paşa devrimci hükümeti hayata geçirdi. Dolayısıyla bugün bize kalan 30 Ağustos mirası nedir? Bir kere Türk milletinin fedakarlığı. O fedakarlık ta 1912'lerde Trablusgarp Savaşı'ndan, Balkan Savaşları'ndan başlıyor. O fedakarlık düşünün, 12, 22, 10 yıldır savaşan bir ülke. Köylerde erkek neredeyse kalmamış. Kalanlar sakat. Bacağı yok, kolu yok, ondan sonra kadınlar kalmış. Ekmeği biçmeyi kadınlar yapıyor. Büyük bir nüfus kaybı olmuş. 1.5 milyon insan Birinci Cihan Savaşı'nda Türk milleti kaybetmiş. Büyük bir fedakarlıkla kazanıldı o 30 Ağustos zaferi ve Türk Silahlı Kuvvetleri. Türk Silahlı Kuvvetleri de yeni bir devrimci ordu artık. Padişahın ordusu değil. Aslında bu devrimci ordu 1. Dünya Savaşı öncesinde Balkan Savaşları'nda inşa edilmeye başlanmıştı. Gençleştirdi Talat Paşa, Enver Paşa ordumuzu 1. Dünya Savaşı öncesinde. Bir devrim, 1908 devrimi. Orada da bir devrim hükümetinin Türkiye'yi ayağa kaldırması söz konusu. Dolayısıyla oralardan gelen bir kurmaylık ordu, Türk Silahlı Kuvvetleri birikimi, gençleşmiş, dinamik, bir devrimci ordu ve üçüncü olarak da kurmaylık birikimi. Yani o uzun savaş yıllarında ulaşmış olan o Türk devrimcilerinin genç Osmanlılardan başlayalım, Namık Kemal'ler, Mithat Paşalar, devamında Talat Paşalar, Enver Paşalar, onun devamında Mustafa Kemal Paşalar. Mustafa Kemal Paşa hem Talat Paşalar, Enver Paşalar kuşağında devrimciydi, ondan sonraki üçüncü kuşağında lideri olarak devrimciydi. Böyle bir büyük birikimden gelen aynı zamanda bir kurmaylık mirası. İşte bugün biz Doğu Akdeniz'den bize yönelen tehditler karşısında bu üç büyük miras omuzlarımızda bize büyük bir güç veriyor. Türk milletinin fedakarlık mirası, Türk silahlı kuvvetlerinin kahramanlık mirası ve bugün Vatan Partisi'nin sürdürdüğü o kurmaylık mirası. Gene kurmaylık bugün yapıyoruz, nedir? Karşımızda Amerika var, İsrail var, Yunanistan var, kuzeyde Ukrayna var, Avrupa, Fransa falan onlarla birlikte karşımızda nükleer silahları olan, donanmaları olan bir tehdit söz konusu. Evet kahramanlığımız var, fedakarlığımız var, kurmaylığımız var ama o tehdidi caydırıcı bir ağırlığı da Doğu Akdeniz'e yığmamız lazım. O ağırlık ne? Rusya zaten NATO'yla savaşıyor. İran zaten Amerika'yı daha yeni yendi. Çin uzakta, tetikte bekliyor Amerika'nın düşmanlığına karşı hazırlıklarını yapıyor. Öyleyse bizim kurmaylık birikimimizde şu anda nesnel olarak bu tarih tablosunda hazır. Nedir o? Türkiye, Rusya, İran, Çin ittifakı. Demek ki bugünün kurmaylığı da 1922 yılındaki kurmaylık gibi Asya'yı yanına alan ve Asya'yla birlikte bize batıdan gelen çökümekte olan, çürümekte olan, batmakta olan American emperyalizminden ve İsrail siyonizminden gelen ve Avrupa'nın da onlarla Batı Avrupa'nın da onlarla bir olduğu ama Batı Avrupa'nın da her an taraf değiştirme eğilimleri içerisinde olduğu bir tarihsel sürece girdik bu miraslarla. Türk milleti fedakarlık mirasının bugün sahibidir, kahraman ordumuz kahramanlık mirasını sürdürüyor ve Vatan Partisi de Türk devriminin o kurmaylık mirasının sahibi olarak bugün önümüzdeki büyük zaferlerin eşiğindeyiz hep birlikte. Saygılar sunuyoruz değerli izleyenlerimize. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek

Doğu Perinçek

37,430 görüntüleme • 1 ay önce

2 GENÇ KADININ KATİLİ SEMİH ÇELİK'İN TELEFONUNDA TESPİT EDİLEN "INCEL" YAZIŞMALARI VE ELLIOT RODGER İLE OLAN BENZERLİK... 1997 yılında, Kanada'nın Batı Yakası'nda reel hayatta kendisini tam anlamıyla rahat hissedemeyecek kadar utangaç, içine kapanık genç bir kadın, yeni insanlarla tanışmak amacıyla forum sitesi oluşturdu. Bu platformda, reel hayatta cinsellik ve flört konularında kendisi gibi beceriksiz olan diğer insanlarla tanışarak arkadaş oldu. Başlangıçta bir kaç kişiden oluşan bu grup kısa sürede bir topluluk haline dönüştü ve kendilerine, "İstemsiz Bekarlık" adını verdiler. İlk zamanlar kadınlarla nasıl konuşulacağı, kadınlara nasıl yaklaşılacağı, nasıl flört edileceğini bilmeyen erkeklerin platformun kadın üyelerinden tavsiyeler aldığı bir yerdi. 1997'de platformu kuran ve "ReformedIncel" kullanıcı adını kullanan genç kadın, 2000 yılına kadar platformu yönetti ve 2000 yılında platformu üyelerden birisine devrederek bu mecradan uzaklaştı. 2005 yılında yeniden platforma geri döndüğünde yapılan paylaşımların kadınlara yönelik şiddet içerikli olması nedeniyle platformu kapattı. 2005-2014 yılları arasında bu tip platformlarda yazılan nefret içerikli paylaşımlar dışında reelde her hangi bir eylem gerçekleşmedi. Ta ki; 22 yaşındaki Elliot Rodger'ın 6 üniversite öğrencisini öldürüp 12 kişiyide yaraladığı, "Isla Vista Katliamı"na kadar. 1991'de İngiltere, Londra'da doğan Elliot'ın annesi hemşire babasıysa ünlü bir yönetmendi. Utangaç ve içine kapanık, sosyal iletişim kurmakta zorlanan bir çocukluk geçirdi. Elliot'ın hayatı, 6 yaşında ailesiyle birlikte Londra'dan Los Angeles'a taşınmalarından 1 yıl sonra annesi ve babasının ayrılmasıyla değişti. Annesiyle yaşamaya başlayan Elliot, yönetmen olan babasının Hollywood'dan bir aktrisle evlenmesinin ardından derin bir travma yaşayarak babasına karşı öfke ve kıskançlık yaşamaya başladı. Babasının yönetmen olmasından kaynaklı kariyeri ve zenginliğini kullanarak güzel kadınları elde ettiği düşüncesine kendisini ikna eden Elliot, zamanla bu düşüncesini ileride kadınlardan intikam alacak sapkın bir ideolojiye dönüştürdü. Öğrencilik döneminde sosyal çevresine karşı kendisini izole etmeye başlayan Elliot'ın bu davranışlarını fark eden ebeveynleri uyum sağlaması için bir çok okul değiştirsede bir sonuç alamadı. Hatta bir dönem ailesi tarafından evde eğitim alması sağlandı ama bu da bir netice vermedi. 2009 yılında Independence High'dan mezun oldu. Sosyalleşememe ve izole olma durumu üniversite hayatında da devam etti. Bir kaç okul değiştirdikten sonra Santa Barbara City Üniversitesine girdi ve 23 Mayıs 2014 akşamı yaşanacak olan katliamların kilometre taşları bu okulda döşenmeye başladı. Elliot, sosyal paylaşım platformu olan YouTube da kendi bloğunu açarak videolar paylaşmaya başladı. Aşağıda birleştirdiğim bazı videolarından da anlaşılacağı üzere reel hayatta cinsellik ve flört konularında kadınlar tarafından reddedilme duygusu, Elliot'ta intikam duygusuna dönüştü. Önce bir plan yaptı. Kurbanlarını tek tek dairesine getirecek, bıçaklayacak, kaynar suda işkence edecek sonra da kurbanlarının başlarını keserek arabasının camından atarak sokaklarda dolaşacaktı. Planı uygulayabilmesi için önce oda arkadaşlarını öldürmesi gerekiyordu. Cinayetlerine ilk olarak oda arkadaşı Weihan David Wang ile başladı. 37 yerinden bıçakladı. Ardından diğer oda arkadaşı Cheng James Hong'u bu kez 39 bıçak darbesiyle öldürdü. Sonrada oda arkadaşlarının arkadaşı olan George Chen'in odaya gelmesiyle onuda banyoya götürerek 94 kez bıçakladı. Planın birinci aşaması tamamlandı. Son olarak yurtun otoparkında saat 20:30 sularında arabasının içinde bilgisayarıyla uğraşırken göründü. Aslında bloğuna bir video yüklüyordu ve bu videonun içeriği yükleme işleminin bittiği saat 21:17 de anlaşıldı. Videoyu yükledikten 1 dakika sonrada yakınlarına, "Çarpık Dünyam" isimli manifestosunu toplu halde göndererek intikam alacağını ilan etti. Daha önceden gözetlediği kız yurtuna gitti ama kapı şifresini bilmediği için kapıyı açamadı. Bir kaç kez çalsada kapıyı açan olmadı ve buradan ayrılarak yolda gördüğü 3 kadına silahla ateş etti. 19 yaşındaki Veronika Weiss ve 22 yaşındaki Katherine Cooper, olay yerinde can verdi. Ardından yakındaki bir marketin önünden geçerken rastgele ateş açtı ve erkek bir şahsı öldürdü. Isla Vista cadde ve sokaklarında polisle girdiği kovalamacanın ardından arabasının içinde intihar ederek yaşamına son verdi. Olay sonrasında yapılan soruşturma kapsamında Elliot'ın "İstemsiz Bekarlık/Incel" platformlarına üye olduğu ve buradaki gruplardan da etkilendiği tespit edilirken "Incel Hareketi" ilk kez tehlikeli ve tehdit edici bir ideoloji olarak kabul edildi. Elliot, bu katliamdan sonra bir çok, "Incel Hareketi" platformunda kahraman ilan edildi. Tıpkı, 2 gün önce 19 yaşında 2 genç kadını katleden ve yapılan telefon incelemesinde üyesi olduğu bir grupta, "Incel" içerikli yazışmaların tespit edildiği katil Semih Çelik'in bazı platformlarda, "Kahraman" ilan edildiği gibi. Elliot tarafından gerçekleştirilen bu katliamdan sonra 2018'de kendisini, "Incel" olarak tanımlayan Alek Minassian, Toronto'da 11 kişiyi öldürdü ve 16 kişiyi yaraladı. Her iki olayı gerçekleştiren faillerin ruh hali, Fatih'te yaşanan olayın faili Semih Çelik ile neredeyse birebir aynıydı. Katil Çelik'in telefonunda tespit edilen, "Incel" şahıslarla ilişkisi oldukça önemli. Bu şahıslar genellikle sosyal paylaşım ve chat platformu olan, "Discord" üzerinde örgütleniyor ve iletişim kuruyorlar. İyi eğitim alamamış, doğru düzgün bir iş sahibi olmayan, ebeveynleri ve sosyal çevresiyle sorunlar yaşayan, sosyal medya platformlarında paylaşılan lüks hayatlara özenen, kadınlar tarafından beğenilmeyen ve reddedilen, bu reddedilişleri takıntı haline getiren kriminal tiplerin buluşma yeri, "Discord" gibi platformlar. Umarım en kısa sürede, "Incel Hareketi" içerikli platformlar tespit edilerek önce erişime engellenir ardından da incelenerek olası başka olaylara ve tehditlere karşı önlemler alınır.

Emre Ercis

49,401 görüntüleme • 2 yıl önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Efes-2026 Tatbikatı’nın Seçkin Gözlemci Günü faaliyetlerine teşrif ederek katılımcılara hitaben bir konuşma yaptı. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan şunları söyledi: MİSAFİRLERİMİZE, “TÜRKİYE’YE HOŞ GELDİNİZ.” DİYORUM Türk Silahlı Kuvvetlerimizin değerli mensupları, dost ve müttefik ülkelerin kıymetli temsilcileri, kahraman Mehmetçiğimiz, kıymetli misafirler; sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Buradan sizlerin aracılığıyla vatanımızın dört bir yanında ve yurt dışında fedakârca görev yapan güvenlik güçlerimizin her birine ayrı ayrı selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum. Sadece Türkiye'nin değil, dünyanın sayılı birleşik, müşterek ve kapsamlı tatbikatlarından biri olan Efes-2026 tatbikatının seçkin gözlemci günü vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Bu yılki tatbikatımıza da kendi askerlerimizin yanı sıra 50 farklı ülkeden 1.300'ü aşkın dost, kardeş ve müttefik personel katılıyor. Misafirlerimizin her birine Türkiye'ye hoş geldiniz diyorum. Millî Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımız başta olmak üzere ordumuzun her bir mensubunu, ayrıca tatbikatta görev alan kamu kurum ve kuruluşlarımızın temsilcilerini canıgönülden tebrik ediyorum. Emeği geçen her Mehmetçiğimize, her kahramanımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Dostlarımıza güven aşılayan, ülkemizle ilgili hesaplar yapanların da heveslerini kursaklarında bırakan Efes Tatbikatı'nı Malazgirt'ten 10 yıl sonra, 1081'de Çaka Bey'in fethettiği döneme göre dünyanın en önemli tersanelerinden birini kurarak denizcilik tarihimizde destanlar yazdığı topraklarda yapıyoruz. Bundan bin yıl önce bu toprakları yurt tutarken şehit olan, gazi olan, ilahikelimetullah uğrunda can veren tüm kahramanlarımızı minnetle yâd ediyorum. Aynı şekilde geçmişten bu yana, Malazgirt'ten İstiklal Harbi'ne, Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan terörle mücadeleye kadar vatanımız, birliğimiz, dirliğimiz, bayrağımız, mefkûremiz, devletimizin ve milletimizin bekası için şehit olan, gazi olan her bir vatan evladını kemaliedeple anıyorum. Hayatta olan gazilerimize Cenabıallah'tan hayırlı ve uzun ömürler diliyorum. BURADA 2500 YILLIK BİR KURMAY AKLIN TECELLİSİ VAR Kıymetli misafirler; yüksek teknolojili yerli ve millî savunma sanayi ürünlerimizin başarıyla kullanıldığı, planlamasıyla, uygulamasıyla, birliklerin uyumuyla, içeriği ve iletisiyle bütün bunların arkasındaki stratejik akılla Efes Tatbikatı, bir tatbikat olmanın çok ötesinde anlamlar ifade ediyor. Burada 2.500 yıllık bir kurmay aklın tecellisi var. Burada caydırıcılığın yanı sıra barışı tesis etmenin nasıl bir hazırlık, irade ve kararlılık gerektirdiğinin numunesi var. Burada bir milletin göz bebeği olarak Peygamber ocağı olarak gördüğü, her bir neferine Mehmetçik adını verdiği bir kurumun ete kemiğe bürünen şuuru var. Şunu ifade etmek isterim ki Türk ordusu kendi milletinin, kendi vatanının hafızasını ve mefkûresini taşıdığı kadar içinde bulunduğu coğrafyanın da hafızasını ve mefkûresini taşımaktadır. Hamdolsun o hafızayı da o mefkûreyi de ordumuzun her bir mensubu layıkıyla deruhte etmeye devam ediyor. Türk ordusu, barışın ordusudur. Türk ordusu, huzurun ordusudur. Türk ordusu, istikrarın ordusudur. Dünyanın kendi ordusuna ithaf edilen tek millî marşı İstiklal Marşımızdır. “Hakkıdır, hakka tapan milletimin istiklal” mısrasında olduğu gibi Türk ordusu istiklalin ordusudur. Türk ordusu, tarih boyunca gittiği hiçbir yeri tahrip etmemiş, aksine tahrip edilen yerleri tamir etmiştir. Ordumuz en çetin şartlarda bile düşman unsurları dışında hiçbir insana, canlıya, ağaca, şehre zarar vermemiş, aksine imha edilen yerleri imar ve ihya etmiştir. Türk ordusu ülkesi ve milletinin güvenliliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarın da en önemli güvencesidir. Efes-2026 Tatbikatının tüm dünyaya verdiği mesajların bu yönleriyle de çok iyi anlaşılması gerektiğine inanıyorum. TÜRKİYE’NİN ADI HER GEÇEN GÜN DAHA FAZLA ÖNE ÇIKIYOR Aziz kardeşlerim, çok değerli misafirler; güvenlik paradigmalarının değiştiği, uluslararası hukukun irtifa ve itibar kaybettiği, yeni güvenlik mimarilerine ihtiyaç duyulduğu, dinamik olduğu kadar hassas bir dönemden geçiyoruz. Dünyada yeni dengeler, yeni ittifaklar kuruluyor fakat küresel ölçekte yeni bir düzen kurulamıyor. Dünyamız sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen büyük güçlerin dizayn ettiği bir statükodan çok kutuplu, çok aktörlü bir yapıya hızla evriliyor. Ülkemizin içinde yer aldığı geniş bölge, aynı zamanda bu sürecin sıklet merkezini oluşturuyor. Türkiye'nin adı yeni dönemin müessir aktörlerinden biri olarak her geçen gün daha fazla öne çıkıyor, daha fazla zikrediliyor. Geleceğe dair karamsar senaryolar yazılırken biz, başta bölgesel barış olmak üzere ülkemizi her alanda kilit konuma getirmeye çalışıyoruz. Bununla birlikte, bu zor coğrafyada barış ve güvenliğimizi korumak için ordumuzu güçlü ve donanımlı tutmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Ay başında 120 farklı ülkeden 1700'e aşkın firmanın iştirak ettiği SAHA EXPO-2026'da sergilenen ürünlerimizi inanıyorum ki sizler de gördünüz. Caydırıcılığımızı artırarak, savunma yeteneklerimizi güçlendirerek, savunma sanayinde başlattığımız atılım hamlesini hızlandırarak, karşılıklı fayda ve saygı zemininde dostlarımızla yeni ortaklıklar kurarak Türkiye'yi bu fırtınalı sulardan sahili selamete çıkarmak istiyoruz. Efes-2026 Tatbikatı'nda sahne alan savunma sanayi ürünlerimizin hepsi bunun içindir. Dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerinden biri olan kahraman ordumuz işte bunun mücadelesini vermektedir. Barışçıl, girişimci ve insani değerleri merkeze alan dış politikamız bunun için yürütülmektedir. Doğu’yla yüzyıllara sari güçlü bağlarımızı korurken Batı’yla diyaloğumuzu artırmamızın, Afrika'dan Latin Amerika'ya uzanan iş birliği çabalarımızın gerisinde işte bu yaklaşım vardır. SOYKIRIM ŞEBEKELERİNİN KARŞISINDA İNSANLIĞIN DEĞERLERİNİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ Kıymetli dostlar, şunu burada bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum: Türkiye olarak savaşa ve kaosa yatırım yapanların karşısında barışı ve istikrarı savunmaya devam edeceğiz. Gazze'de, Lübnan'da ve bölgemizin diğer yerlerinde çoluk çocuk, kadın-yaşlı demeden katleden soykırım şebekelerinin karşısında tüm insanlığın müşterek değerlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Tarih, Türk milletiyle dost olmanın neler kazandırdığının da Türklere husumet etmenin neleri kaybettirdiğinin de sayısız örnekleriyle doludur. Mehmetçik, diğer tüm hasletlerinin yanı sıra aynı zamanda dostluğundan emin olunan kuvvet demektir. Biz bu güven cephesinin sarsılmasına müsaade etmeyeceğiz. Ne diyor istiklal şairimiz Mehmet Akif: “Değil mi cephemizin sinesinde iman bir, Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir. Değil mi ortada bir sine çarpıyor yılmaz, Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz.” Bu düşüncelerle Efes-2026 Tatbikatı'nın icrasında başarıyla görev alan tüm personelimizi tebrik ediyorum. Tatbikata iştirak eden dost ve müttefik ülkelere teşekkür ediyorum. Kahraman ordumuzun her bir mensubuna şükranlarımı sunuyorum. Rabbim kahraman ordumuzu daima muzaffer, muvaffak eylesin diyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

22,870 görüntüleme • 4 ay önce