Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

#sondakika 🚨 Bakur halkına çağrı! Rojava Devrimi kritik bir tehditle karşı karşıya. Binlerce şehidin kanıyla kurulan bu devrimi korumak için özellikle gençler ve kadınlar seferberliğe katılmalı. Kobane ruhuyla DAİŞ, HTŞ ve işgalci çetelere karşı duralım, onurumuzu savunalım!

52,749 görüntüleme • 7 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

🔴 Barzani'ye yakın ŞemsTV'nin Suriye Cumhurbaşkanı Şaraa ile gerçekleştirdiği röportajı yayınlamayı iptal etmesinin ardından Suriye medyası röportajın bir kısmını yayınladı. Suriye Cumhurbaşkanı Şaraa: Geçtiğimiz 60 yıl boyunca eski rejimin iktidarı döneminde Suriye halkına, Lübnan halkına ve Kürt toplumu da dahil olmak üzere Suriye halkının tüm bileşenlerine yönelik pek çok zulüm ve haksızlık yapıldı. Zulüm, Suriye toplumunun tüm kesimleri için ortaktı. Mübarek Suriye Devrimi gerçekleşti ve bu devrime Kürt kardeşlerimiz de Suriye halkının diğer bileşenleriyle birlikte güzel bir katılım gösterdi. Daha sonra olaylar gelişti ve Suriye Devrimi süresince özgürleşmeye kadar pek çok olay ve ayrıntı yaşandı. Bu özgürleşme, Kürt halkına ve Suriye toplumunun diğer bileşenlerine yapılan zulümlere verilen ilk gerçek yanıttı. Çünkü bu, Kürt toplumuna ve diğer kesimlere yönelik kötü uygulamalar yapan büyük ve suçlu bir rejim sisteminin devrilmesini temsil ediyordu. Kürt toplumuna yönelik, bazılarını Suriye vatandaşlığından ve vatandaşlık haklarından mahrum bırakmak gibi seçici uygulamalar vardı. Bu nedenle eski rejim sisteminin devrilmesi, Kürtlerin gerçek hakları için de ilk yanıttı. Kürt toplumu da Suriye Devrimi sırasında, tıpkı diğer insanlar gibi, bazı başıboş veya kanun tanımaz gruplardan zulüm gördü. Tıpkı bizim de başımıza geldiği gibi DEAŞ’tan veya disiplini olmayan bazı gruplardan zarar gördüler ve biz onlarla kanlı savaşlara girdik. Ben de kendi adıma, mübarek Suriye Devrimi gölgesinde, Suriye’nin kuzeybatısında kontrolümüz altında olmayan bölgelerde olmalarına rağmen Kürt toplumunu korumak için elimden geleni yaptım. O dönemde karşı koymaya gücümün yetmediği bazı güçlerle büyük bir çatışma aşamasına gelene kadar yapabileceğim her şeyi yaptım. O bölgelerdeki Kürt kardeşlerimizin şahitliğiyle de sabittir ki elimden geleni yaptım. Ancak genel olarak Suriye toplumunda hepimiz kurbanız; hepimiz eski rejimin suçlarının kurbanıyız.

Conflict

155,215 görüntüleme • 7 ay önce

🚨 200’ü aşkın imzayla Kürt birliği için yeni girişim Güney Kürdistan’da farklı kesimlerden 200’den fazla ismin katılımıyla başlatılan ulusal mutabakat projesi, ortak çatı ve ortak hak mücadelesi hedefini öne çıkarıyor. Yayımlanan bildiri şöyle: “‘Tek millet, tek kader’ ulusal projesi, ulusal uzlaşma için başlatılmış bir çalışmadır ve dünyanın dört bir yanındaki karar merkezlerini etkilemeyi hedeflemektedir. Ortadoğu’nun hızlı değişimlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, Başûr Kürdistan’da Kürtlerin tüm parçalanmış güçlerini bir araya getirmek için öncü bir ulusal proje başlatılmıştır. Proje, bölgede mevcut durum ve Kürdistan’ı işgal eden devletlerin yarattığı istikrarsızlık karşısında Kürtlerin tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Rojava’daki savunma deneyiminin, ancak ulusal birlik sayesinde büyük komploların bozulabileceğini ve Kürt meselesinin iç bir sorun olmaktan çıkıp uluslararası diplomasi merkezlerine taşınabileceğini kanıtladığını vurgulamaktadır. Kürtlerin son dönemdeki eylem ve hareketleri, hem içeride hem dışarıda, özellikle Rojhilat Kürdistan’daki yeni umut, tüm siyasi partilere açık bir mesaj vermektedir. Bu mesaj, Kürt toplumunun canlı olduğu ve dünya görüşünün dar çıkarların ötesinde olduğudur. Ulusal çalışmanın sloganı ‘‘Yek e yek e yek e, gelê Kurd yek e’dir. Projenin yol haritası 6 ana maddeden oluşuyor 📍Ulusal ve ortak bir söylem oluşturulmalı; bu söylem halkların haklarına ve ortak yaşama saygı göstermelidir. 📍Siyasi çekişmelerden ve dar ideolojik yaklaşımlardan uzaklaşılmalıdır. 📍Ulusal çıkarlar siyasi çalışmaların merkezine konulmalıdır. 📍Ortadoğu’daki gelişmeleri analiz edecek ortak bir ulusal merkez kurulmalıdır. 📍Diplomasi, siyasi çalışma ve uluslararası ilişkiler için ortak bir ulusal komite oluşturulmalıdır. 📍Siyasi, ekonomik ve güvenlik krizlerine karşı ortak planlama yapılmalıdır. Güney Kürdistan’da başlatılan bu proje, Kürdistan’daki tüm siyasi güçlere ve kültürel çevrelere, zaman kaybedilmeden beklenmeyen değişimler karşısında ortak bir strateji geliştirme çağrısıdır. Bu ulusal proje sadece siyasi bir çağrı değil, aynı zamanda artık tarihin parçalanmışlıkla tekrarlanmasını istemeyen canlı bir ulusal vicdanın haykırışıdır. Bölge yeni bir harita ile karşı karşıyayken Kürtlerin önünde iki seçenek vardır: ya birlik olup haklarını elde etmek ya da tarihi fırsatları kaybetmek." Projenin açık mesajı şudur: Artık tüm yüksek çıkarlar ideolojilerin önüne geçmelidir. Çünkü ‘Bir, bir, bir; Kürt halkı birdir’ ve yalnızca bu birlik hızlı değişimlere karşı durabilir. Tüm Kürtlere açık mesaj Bilindiği üzere Ortadoğu büyük değişimlerin eşiğindedir. Kürdistan’ın parçalandığı tüm devletler siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan karmaşık bir süreçten geçmektedir. Yılın başından itibaren Rojava’daki gelişmeler, hepimizi tarihi, ahlaki ve ulusal bir sorumlulukla karşı karşıya bırakmıştır. Bu sorumluluğun farkına varılması, Kürdistan içinde ve dışında eşi görülmemiş bir ulusal birlik yaratmıştır. Bu birlik, tarihte nadir görülmüştür. Bu birliktelik, özellikle Rojava’da tüm Kürtlere yönelik komploların önüne geçilmesinde büyük rol oynamıştır. Aynı zamanda Kürt meselesinin uluslararası siyasi ve diplomatik çevrelere taşınması için önemli bir fırsat oluşturmuştur. Rojava’ya yönelik saldırılar sırasında Kürdistan’da ve ülke dışında yükselen ‘‘Yeke yeke yeke, gelê Kurd yeke’ sloganı temelinde aynı çağrıyı yineliyoruz. Tüm parti ve ideolojik meseleleri bir kenara bırakarak ortak bir ulusal masa etrafında toplanmayı istiyoruz. Bu masa dar çıkarları aşmalı ve Kürtler için ortak bir ulusal strateji belirlemelidir. Özellikle Rojhilat Kürdistan’daki değişim umutlarının arttığı bu süreçte ulusal birlik, dağınık enerjiyi birleştirmenin yanı sıra Kürt halkının sesinin dünya çapında daha güçlü duyulmasını sağlayacaktır. Bu, büyük bir ulusal ve ahlaki sorumluluk olarak görülmelidir. Değerli Kürdistanlılar, Bugün Kürtler bir millet, Kürdistan ise bir ülke olarak çeşitli gelişmeler ve koşullarla karşı karşıyadır. Tehditler bulunsa da umut ve aydınlık ihtimalleri de mevcuttur. Ancak stratejik ve ahlaki bir yaklaşım, riskleri azaltabilir ve halkımızın meşru haklarını elde etme umudunu güçlendirebilir. Güçlerin birleştirilmesi ve siyasi ile toplumsal aktörler arasında birlik sağlanması yönündeki çabalar; siyasi, toplumsal ve psikolojik alanlarda Kürtler için önemli bir umut kaynağı olabilir. Son aylarda Kürtlerin hem Kürdistan içinde hem de dışında gerçekleştirdiği eylemler, tüm Kürt toplumu ve siyasi partiler için yeni bir deneyim olarak değerlendirilmelidir. Bu deneyim, toplumun ve kamusal alanın dar siyasi çıkarların ötesine geçerek ulusal meseleyi çalışmalarının merkezine alabileceğini göstermektedir. Nitekim son aylarda toplumumuz, hem siyasi güçlere hem de uluslararası karar alıcılara açık bir mesaj vermiştir: Kürtler dinamik bir toplumdur; birlikte hareket ederek dar yaklaşımları aşabilir ve yine birlikte tehditlere karşı durabilir.

B.

13,064 görüntüleme • 5 ay önce

☆|| Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas'ın önde gelen liderlerinden Halit Meşal'den, Türkiye'ye ve aziz halkına yönelik yeni çağrı: 🔶️Birinci Öncelik: İşgale Rağmen Gazze’ye Yardım Gazze’de ateşkes ilan edildi; ancak öldürme durmadı. Abluka hâlâ devam ediyor, aç bırakma sürüyor ve kardeşleriniz tarif edilemez bir acı çekmeye devam ediyor. Gazze’deki aileniz ve sevdikleriniz, özellikle bu sert kış koşullarında ve yağmurlar altında, açıkta yaşamaktadır; gerçek bir barınak bulamıyorlar, ne çadır ne de konteyner var. Sınır kapıları kapalı, acılar çocukların, kadınların, yaşlıların ve hastaların bedenleri üzerinde sürmektedir. Gazze’de halkımıza karşı, farklı biçimlerde sürdürülen yeni ya da devam eden bir savaş türü söz konusudur. Bu nedenle, önceliğiniz Gazze’ye yardım etmek olmalı; bu işgalci varlığı, tüm uluslararası başkentlerde sürdürülecek yoğun çabalar ve sürekli baskı yoluyla, Gazze’nin tüm ihtiyaçlarını eksiksiz şekilde içeri sokmaya zorlamalısınız. Ta ki Gazze yeniden ayakta durabilsin, iyileşebilsin ve halkımıza onurlu bir yaşam sağlanabilsin; bu da daha sonra gerçekleştirilecek yeniden imarın ön adımıdır. 🔶️İkinci Öncelik: Filistin Davasının ve Ulusal Tercihlerinin Korunması Filistin’e ve Filistin davasına karşı büyük bir komplo vardır; Filistin’in tüm ulusal başlıklarını hedef alan bir komplo söz konusudur. Bu nedenle, öncelikleriniz ve mesajınız açık olmalıdır: Direnişten yana olduğunuzu, Filistin halkının işgale karşı direnme hakkını desteklediğinizi ve Filistin halkının kendini savunmak ve direniş göstermek için silaha sahip olmasının meşru bir hak olduğunu savunduğunuzu açıkça ifade etmelisiniz. Mesajınız ve tutumunuz şu olmalıdır: Gazze ve Filistin üzerinde her türlü vesayet ve manda yönetimine karşı olduğunuz ve işgale karşı çıktığınız. Filistin halkının özgürlüğünü ve bağımsızlığını desteklediğiniz ve özgür, bağımsız Filistin devletinin kurulmasından yana olduğunuz. Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın özgürleştirilmesinden, geri dönüş hakkından ve tüm Filistin ulusal haklarından yana olduğunuz. Filistin ulusal kararına müdahaleye hayır dediğiniz, vesayet ve mandayı reddettiğiniz ve Filistin’in, Kudüs’ü ve tüm kutsal mekânlarıyla özgür olmasını savunduğunuz; başta mübarek Mescid-i Aksa olmak üzere. 🔶️Üçüncü Öncelik: Siyonist Varlığın Hesap Vermesi “İsrail”in cezasız kalmasına asla izin verilmemelidir. Bu suçlu varlık, Gazze topraklarında gerçek bir holokost işlemiş, vahşi bir soykırım savaşı yürütmüştür ve bu suçlara ilişkin davalar Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde başlamıştır. Bu soykırımcı varlık, tüm hukuki ve siyasi platformlarda takip edilmeli, ekonomik olarak boykot edilmeli ve siyasi olarak tecrit edilmelidir. Uluslararası arenada tamamen reddedilen ve dışlanan bir varlığa dönüşmelidir; ta ki kibirli yıldızı sönsün ve bölgede zulüm dönemi sona ersin..

Mohammed AbuTaqiya

12,574 görüntüleme • 7 ay önce

CUMHURİYETÇİ VATANSEVERLER PARTİSİ'NDEN YÜCE TÜRK MİLLETİNE Türk milletine meydan okunuyor, milli bekamız sınanıyor! 1. Ege ve Akdeniz’de Yunan Tehdidi! Yunanistan, Avrupa’ya sunduğu haritalarla Ege’yi ve Akdeniz’i kuşatma girişimine devam ediyor. 12 mil dayatmasıyla Türkiye’ye sadece yüzde 9’luk bir alan bırakmayı, Türkiye’yi Mavi Vatan’ından mahrum etmeye çalışıyorlar. Kıta sahanlığımıza ve vatan topraklarımıza el uzatan Yunanistan’ın bu işgalinin hukuki sonuçlarının olacağı açıktır! Türk Devleti dün Kardak’ta gösterdiği dirayeti bugün de göstermelidir! 1995’te savaş sebebi sayılan girişimlere karşı, Yunanistan’ın 100 yıl önce olduğu gibi emperyalizm tarafından kullanıldığı, Ege ve Akdeniz’de fiili işgal yaratmasına karşı devletimiz tepkisini göstermelidir. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'NİN "KIRMIZI ÇİZGİLERİNİN" AŞILMASININ BEDELİ VARDIR! 2. İsrail-ABD-İran Gerginliği: Tehlikeli Oyunlar ve Türkiye’nin Sessizliği Bölgemizde İsrail ve ABD, İran’ı hedef alan kirli planlarını teker teker ortaya döküyor. Ortak askeri tatbikatlar, nükleer tesislere olası saldırılar konuşulmakta; Ortadoğu’da savaş tamtamları çalınmaktadır. İsrail ile Türkiye arasında kurulan “çatışmasızlık” masaları ise Türk milletinin iradesine ve Filistin halkının feryadına ihanet anlamına gelmektedir! Türkiye’nin adının “güvenlik koridoru” olarak tanımlanması, Türk milletinin güvenliğini yok saymaktır! Türkiye’nin karar vericisi, Washington ve Tel Aviv olmadığı gibi Türk milleti de bu kararlara boyun eğecek, selam duracak bir millet değildir! 3. Mavi Vatan Parça Parça Gidiyor! Her fırsatta Ege, Akdeniz ve Karadeniz’de oldu-bitti yaratanlara karşı, “takipteyiz, hukuki sonucu yok” demekle yetinmek, milli iradeye, Mehmetçiğin fedakârlığına ve şehitlerimizin aziz hatıralarına gölge düşürmektedir. Masalarda hamaset, sahada taviz olmaz! Yüce Türk Milleti, giderek ablukaya alınan Mavi Vatan’ı ve ülkemizin bekasını korumak için sabırla izlemeyecek, bağımsızlık ruhundan kaynaklanan ulusal duyarlılığı ile gereğini yapacaktır. Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak, Türk Milleti’nin varlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne uzanan her tehdidi en ağır şekilde kınıyor; vatandaşlarımızı iktidar sahiplerine karşı uyanık olmaya davet ediyoruz! 100 yıl sonra Datça’da vatan toprağına ve 12 Adalara ayak basan işgalci asker postalına müsaade edip, gereğini yapmayan ve geçiştiren Cumhurbaşkanı’nı ve siyasi iradeyi, Türk Devleti’ni gaflete ve tavize sürükleyen yumuşak açıklamaları bırakarak; Türk Milleti’nin egemenlik haklarını ve Lozan Antlaşması'yla belirlenen Misak-ı Milli sınırlarımızı savunan bir devlet duruşuna davet ediyoruz! YÜCE TÜRK MİLLETİ! Vatanımızın bir karışı, denizimizin bir damlası namusumuzdur! Gerekirse namusumuzu, canımız pahasına savunacağız! Gücünü saraydaki koltuklardan değil, Türk’ün tarihinden, irfanından ve onurundan alan biz Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak; BU KİRLİ PLANLARI UYGULAMAK İSTEYEN VE BUNA ALET OLANLARA SESLENİYORUZ! Vatanımızın her karışına, denizlerimizin her damlasına göz dikenlere karşı; BURADAYIZ, SUSMAYACAĞIZ! Vatanın ulusal duyarlılık sahibi evlatları olarak, emperyalizme ve onun işbirlikçilerine Kuvay-ı Milliye ruhuyla karşı koyacağız! Vatanın gerçek sahipleri, Türk milletinin vatansever evlatları tuzakların ve pazarlıkların farkında olmalıdır. VATAN TOPRAĞI KADERİNE TERKEDİLEMEZ! Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi

18,692 görüntüleme • 1 yıl önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimiz için TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un ev sahipliğinde düzenlenen iftar yemeğinde konuştu. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: HUZUR İÇİNDE YAŞIYORSAK ŞEHİTLERİMİZ VE GAZİLERİMİZ SAYESİNDE Mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Gazi Meclisimizde sizlerle bir arada olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Bu güzel ve bereketli iftar sofrasında bizleri buluşturan Sayın Meclis Başkanımıza, nazik ev sahipliği için şükranlarımızı sunuyoruz. Binlerce yıldır şehitlerimizin ve gazilerimizin kanıyla sulanan cennet vatanımız, onların bizlere miras bıraktığı en kutsal emanettir. Ülkemizin savunma ve güvenliğinin sağlanmasında bugüne kadar elde ettiğimiz tüm başarılarda en büyük pay, aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize aittir. Bugün vatanımızda huzur içerisinde bir arada yaşıyorsak, ülkemizin her bir köşesinde güvenlik ve istikrar iklimi varsa bu elbette ki aziz şehitlerimizin ve siz yiğit gazilerimizin sayesindedir. Vatan ve bayrak uğruna mücadelenin en büyük temsilcileri olan şehitlerimiz ve onlara yoldaş, şehadete âşık gazilerimizin göğsünü siper ederek yazdığı kahramanlık destanları hiçbir zaman unutulmayacak, asil milletimizin vefa dolu gönlünde daima yaşayacaktır. BİZLER İÇİN EN BÜYÜK İLHAM KAYNAĞI Şüphesiz ki şehit ve gazilerimizin emsalsiz cesaret ve fedakârlıkları, bizler için en büyük ilham kaynağıdır. Nitekim şehit ve gazilerimizin silah arkadaşları, onların bıraktığı mirası gururla taşımakta, ülkemizin ve milletimizin hak ve menfaatlerini korumak için emsalsiz bir mücadele örneği sergilemektedirler. Şehitlerimizin kanı hiçbir zaman yerde kalmamıştır, kalmayacaktır. İcra ettiğimiz her faaliyette, onlardan devraldığımız mirasa sahip çıkma ve bu kutsal emaneti gelecek nesillere daha müreffeh ve daha güvenli bir şekilde aktarma sorumluluğu ile hareket ediyoruz. SÜRECİN SABOTE EDİLMESİNE ASLA MÜSAADE EDİLMEYECEK Bildiğiniz gibi 27 Şubat günü yayımlanan bildiriyle terör örgütü, silahları bırakma ve örgütü lağvetme ile ilgili bir talimat almıştır. Yapılan çağrı dikkatli bir şekilde incelenmelidir. Ateşkes gibi metinde yer almayan hususlar gündeme getirilerek kafa karışıklığı yaratılmaya çalışılmamalıdır. Şunu çok açık bir şekilde ifade etmek isterim ki, sürecin sabote edilmesine ve uzatılmasına asla müsaade edilmeyecek; temkinli ve akılcı bir yaklaşım esas alınacaktır. Şu hususa özellikle dikkat çekmek istiyorum: Bugün önemli bir süreç yaşanıyor ve tarihî bir adım atılacaksa; anlaşmazlıkların çözümü, aldatılmış olanların kazanılması, terörü türlü bahanelerle kendi amaçları doğrultusunda kullananların emellerine bir son verilmesi durumuna gelinmişse bu ağır bir bedel karşılığında olmuştur. Bu bedelin asıl yükü, şehit ve gazilerimiz ile onların saygıdeğer aileleri tarafından yüklenilmiştir. Onlara minnettarlığımız bakidir ve kelimelerle anlatılamayacak kadar da derindir. Biliyoruz ki ne yaparsak yapalım aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin haklarını ödeyemeyiz. Ancak şehitlerimizin emaneti olan siz kıymetli ailelerimizin ve başımızın tacı gazilerimizin ve ailelerinin daima yanındayız, sizleri hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız. Onlar bugünün güçlü Türkiye’sinin manevi mimarlarıdır. Böyle güçlü bir maneviyat, Türkiye’mizi ilelebet payidar kılacak; dosta güven, düşmana korku vermeye devam edecektir. Bu vesileyle; - Terör olaylarının ülkemize verdiği zararlar karşısında sabırla devletinin yanında yer alan 85 milyon vatandaşımız ile - Özellikle terör örgütünün yıllardır süren baskılarına boyun eğmeyen, asla devletinin yanında durmaktan vazgeçmeyen ve bu tutumu ile söz konusu girişimlerin boş bir çaba olduğunu gösteren cefakâr bölge halkımıza şükranlarımı sunuyorum. Son olarak şu hususu da özellikle vurgulamak isterim ki; Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; dün olduğu gibi bugün ve yarın da ülkesine yönelik her türlü tehdide karşı etkin, caydırıcı ve saygın nitelikleriyle yapılması gereken her bir faaliyeti, kanının son damlasına kadar yerine getirecek, ülkemizin ve asil milletimizin gurur kaynağı olmaya devam edecektir. Sözlerime son verirken aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal etmiş gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, kahraman gazilerimize sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum. Siz kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz ile kahraman gazilerimizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

62,259 görüntüleme • 1 yıl önce

🚨 KADINLARA DUYURU: Binlerce "kadına karşı şiddet faili" serbest bırakılacak, önlem alın! ▶️ Tüm itiraz ve uyarılarımıza rağmen iktidar oylarıyla kabul edilen 11. Yargı Paketinin 27. maddesi gereğince, “alt soya ve üst soya, kardeşe, eşe, boşanılan eşe, kadına, çocuklara, beden veya ruh bakımından kendisini savunmayacak kişiye yönelik kasten öldürme, cinsel saldırı ile çocuğun cinsel istismarı suçları” dışındaki şiddet suçlarının failleri 3 yıl erken serbest bırakılacak. Düzenleme, 31 Temmuz 2023 öncesinde işlenen suçları kapsıyor. ▶️ Eziyet, intihara yönlendirme, kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları, çocuklara ve yetişkinlere yönelik tecavüz dışındaki cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ile cebir, tehdit ve hile olmaksızın onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunma suçu da 27. madde kapsamında yer alıyor. 📍 Sayısı tam olarak açıklanmayan ama en az binlerce olduğu haberlere yansıyan şiddet faili salıverilecek. 👉 Her koşulda kadınların ve çocukların ve herkesin yaşam hakkını korumak Anayasal olarak devletin temel görevlerinden biridir. Bu görevin eksiksiz bir biçimde yerine getirilmesini talep etmek de tüm vatandaşların hakkıdır. ⚠️ 31 Temmuz 2023 öncesinde şiddetin herhangi bir türüne maruz kalan, suçun faili cezaevinde olan veya yargılaması tutuklu olarak devam eden tüm kadınlar ile serbest bırakılan faillerden gelebilecek herhangi bir şiddet tehdidi altında olan kadınlara sesleniyoruz: 1-Adalet Bakanlığı’na, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na, bulunduğunuz ildeki ŞÖNİM'e ve yaşadığınız yerdeki emniyet güçlerine durumu mümkünse yazılı olarak bildirip failin salıverilip verilmeyeceğinin, serbest kalacaksa tarihinin bizzat size bildirilmesini talep edin. Bu talebi yaparken devletin bildirim yükümlülüğü olduğunu belirtin. 2-Failin salıverilmesi ve tekrar şiddet uygulaması tehdidine karşı fail hakkında 6284 sayılı kadına şiddetle mücadele Yasasından yararlanarak tedbir talebinde bulunun. Bu talebi istediğiniz yerdeki kolluğa, savcılığa ve Aile Mahkemelerine ücretsiz olarak yapabilirsiniz. 3-Çevrenizde güvendiğiniz kişilere failin salıverilebileceğini haber verin ve bir acil durum planı hazırlayın. Bizi bu duyuruyu yapmak zorunda bırakanları unutmayacağız! Kadına şiddeti görmezden gelerek, faillerini her fırsatta cesaretlendirerek şiddeti meşrulaştıramayacaksınız. Bu af düzenlemesi açıkça Anayasanın ve devletin yükümlülüklerinin ihlalidir. Şiddetsiz hayat hakkımız için mücadele etmekten ve kadın dayanışmasından vazgeçmeyeceğiz. #YasalaraDokunmaUygula #EŞİKBasınAçıklaması tamamı 👇

esikplatformu

84,098 görüntüleme • 7 ay önce

Türkiye Suriye'deki siyonist tuzağı nasıl bozdu...? Siyonist yapı; 1.) Türkiye'yi Suriye'de askeri müdahaleye zorlamaya çalıştı. 2.) Böylece ABD ve uluslararası topluma, sınırında bir tehditle karşı karşıya olduğunu iddia edecekti. 3.) Siyonist yapı hemen akabinde Suriye'ye yönelik büyük bir bombalamayla başlayacaktı 4.) Eş zamanlı olarak da SDG / YPG ve PYD teröristlerini, Dürzileri ve Esed kalıntılarını ve Nusayrileri devreye sokup bulundukları bölgelerde kontrolü ele geçirmelerini sağlayıp Suriye'yi geri dönülemez şekilde fiilen bilecekti. 5.) Sonraki aşamada da aralarında Batı ve Rusya'nın da yer aldığı uluslararası bir koalisyonunu vasıtasıyla Türkiye'nin yayılmacılığına karşı koyma sloganı altında harekette geçirecekti. 6.) Suriye ve Türkiye şeytanlaştırılacaktı. Suriye'nin bölünmesi için yeni bir uluslararası yetkinin önü açılacaktı. TÜRK DEVELT AKLI SİYONİST YAPININ TUZAĞINI BOZDU... 1.) Türkiye, binlerce yıllık tecrübeye sahip devlet aklıyla siyonist yapının ekmeğine yağ sürecek hareketler yapmadı. 2.) Türkiye, Suriye ordusunun görevi içeride tamamlamasını sağlıyor. Suriye ordusunu devreden çıkarıp Suriye aşiretlerini ve dolayısıyla Suriye halkına görevi verdi. Böylece siyonist yapının elinde kart kalmadı. 3.) Süreç, hiçbir dış müdahaleye gerekçe verilmeden, tamamen ülke içinden ve ulusal bir kararla çözülme stratejisi izlendi. 4.) Suriye ordusu dün Süveyda'nın kontrolünü ele geçirdiğinde, İsrail bahanesini geçersiz kılmak ve doğrudan bir savaşı önlemek için ağır ekipmanlarını hızla geri çekti. 5.) Türkiye, ayrıca Suriye'nin doğusunu izliyor, koordine ediyor ve koruyor. SDG'nin şüpheli hareketlerini yakından izliyor. Şam yolunun kontrolü planını canlı tutuyor. NOT 1: Türkiye neden bir şey yapmıyor Şara da fos çıktı deyip onu yeni Suriye ordusunu küçümseyenler ya bilerek ihanet içinde ya da denklemi anlamayan zır cahil. NOT 2: Suriye'deki yeni gerçeklik bir günde oluşmadı. Yeni Suriye ordusu bir günde kurulmadı. Bu sabır, değişim, dönüşüm ve derin içsel bir çalışmanın sonucudur. Suriye ordusu ve aşiretleri bugün paralı orduların asla ulaşamayacağı bir moralle savaşıyor. Yüzlerce şehid verdi ama tek adım geri atmayarak ordusuyla birlik olup ülkesini koruyor. NOT 3: Yeni Suriye kendi iç dinamiklerinden güç alarak yükseliyor. Türkiye ise sahip olduğu binlerce yıllık devlet aklıyla siyonist yapının oyunun bozup tekrarlanmamasını sağlıyor.

Cahit Tuz / جاهد توز

112,534 görüntüleme • 1 yıl önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel ile katıldığı Pakistan’ın Savunma ve Şehitler Günü resepsiyonunda konuştu. Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: PAKİSTAN’IN GÜÇLÜ İLERLEYİŞİNİ BÜYÜK BİR MEMNUNİYETLE TAKİP EDİYORUZ "Sayın Büyükelçim, Saygıdeğer Savunma Ataşesi, Çok Kıymetli Misafirler, Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bu anlamlı gün vesilesiyle sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, nazik davetiniz için şükranlarımı sunuyorum. Dost ve kardeş ülke Pakistan’ın Savunma ve Şehitler Günü’nü en içten dileklerimle kutluyor, Pakistan halkına selam ve saygılarımı iletiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın da sizlere selamlarını ve muhabbetlerini getirdiğimi özellikle belirtmek istiyorum. Bu vesileyle Pakistan’ın bağımsızlık mücadelesinde canlarını feda eden aziz şehitleri ve büyük bir fedakârlıkla mücadele etmiş kahraman gazileri rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Pakistan bölgesel ve küresel dengelerde söz sahibi olan barış, güvenlik ve istikrarın sağlanmasında etkin roller üstlenen önemli bir aktördür. Özellikle son yıllarda gerek ekonomik kalkınma hamleleri, gerekse savunma ve dış politika alanlarındaki vizyoner yaklaşımlarıyla uluslararası sistemdeki yerini her geçen gün daha da güçlendirmektedir. Türkiye olarak köklü tarihî dostluk ve kardeşlik bağlarımızın bulunduğu Pakistan’ın bu güçlü ilerleyişini büyük bir memnuniyetle takip ediyoruz. PAKİSTAN, BİZİM İÇİN DAYANIŞMA RUHUMUZUN BİR EŞİDİR Bizim için Pakistan; dost bir devletten öte sarsılmaz kardeşliğimizin, ortak kader anlayışımızın ve dayanışma ruhumuzun bir eşidir. Bu yönüyle Türk milletinin gönlünde, Pakistan’ın yeri her zaman ayrıdır ve kıymetlidir. Aramızdaki güçlü bağlar, bugün de somut iş birlikleri ve çok yönlü ortaklıklarla sürekli olarak güçlenmektedir. Dost Pakistan Silahlı Kuvvetleriyle birlikte gerçekleştirdiğimiz askerî eğitim ve tatbikatlardan, savunma sanayisi projelerine kadar savunma ve güvenlik alanındaki iş birliğimizi ve tecrübe paylaşımımızı en üst seviyelere çıkardık. Aynı şekilde ticaretten teknolojiye kadar uzanan geniş bir alanda yürüttüğümüz çalışmalar, yakın iş birliğimizin ne denli etkin olduğunu ve geleceğe birlikte yürüme irademizi de açıkça ortaya koymaktadır. DÜNYADA EN YAKIN SAVUNMA ORTAKLARINDAN BİRİ HÂLİNE GELMEKTEYİZ Türkiye ve Pakistan arasındaki stratejik ortaklık doğrultusunda özellikle savunma sanayisi alanında birçok projeyi başarıyla sürdürmekteyiz. Bilhassa MİLGEM projesi kapsamında inşa edilen gemiler hem birlikte çalışabilirliğimizi hem de omuz omuza verince neleri başarabileceğimizi açıkça ortaya koymuştur. Bu şekilde sonuç odaklı ortak projelerin yürütülmesinin yanı sıra ülkelerimiz arasındaki karşılıklı güven, esaslı yaklaşım, yeni ve kapsamlı iş birliklerine de zemin hazırlamaktadır. Türkiye ve Pakistan’ın her geçen gün daha da güçlenen emektaşlığı, sadece ülkelerimiz için değil aynı zamanda bölgesel barış ve istikrar açısından da kritik önem taşımaktadır. Uluslararası güvenliğin tesisine yönelik birçok tehdide karşı güçlü duruşumuz, dayanışmamızın en açık tezahürüdür. Şu bir gerçek ki daha fazla iş birliği sayesinde dünyada en yakın savunma ortaklarından biri hâline gelmekteyiz. TÜRKİYE VE PAKİSTAN ARASINDAKİ KARDEŞLİK, KALPTEN KALBE BAĞLARLA GÜÇLENMEKTEDİR Türkiye ve Pakistan arasındaki kardeşlik sadece diplomatik ilişkilerle değil, kalpten kalbe kurulan samimi bağlarla da güçlenmektedir. Zor zamanlarımızda birbirimize uzattığımız yardım eli acılarımızı paylaşıp sevinçlerimizi çoğaltmamız, bu kardeşliğin ruhunu yansıtmaktadır. Bu vesileyle Pakistan’da meydana gelen sel felaketi ve heyelanlarda yaşanan kayıplar nedeniyle bir kez daha en derin taziyelerimizi sunuyoruz. Dost ve kardeş Pakistan ile tarihten gelen köklü ilişkilerimizde temel amacımız, sağlam bir güvene dayalı dostluk ve iş birliğimizi her alanda daha da derinleştirerek geleceğe taşımaktır. Bu konuda Pakistan’ın Saygıdeğer Büyükelçisi Sayın Dr. Yusuf Cüneyd de gerçekleştirdiği başarılı çalışmalarıyla ülkelerimiz arasındaki münasebetlerin güçlenmesine müstesna katkılar sağlamaktadır. Üstün gayretleri nedeniyle kendilerine ve Pakistan Büyükelçiliğinin seçkin personeline özellikle teşekkür etmek istiyorum. Bendeniz de önümüzdeki hafta Pakistan’a bir ziyaret gerçekleştirerek iş birliğimizi artırmaya yönelik verimli görüşmeler gerçekleştirmeyi planlıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle Pakistan’ın Savunma ve Şehitler Günü’nü bir kez daha kutluyor; dost ve kardeş Pakistan halkına sağlık, başarı ve esenlikler diliyor; sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. İyi akşamlar. Türkiye-Pakistan Bahaiçara Zindebâd (Yaşasın Türkiye-Pakistan kardeşliği)” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

57,553 görüntüleme • 11 ay önce

🔴HPG GENEL Komutanı Murat Karayılan: Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Halep’ten geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Halep’ten başlayıp yayılan saldırı dalgası sıradan değildir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar. QSD ile Şam hükümeti arasında 4 Ocak’taki görüşme, basına yansıdığı kadarıyla müdahale sonucu sabote ediliyor. Bir gün sonra (5 Ocak) Paris’te, ABD’nin öncülüğünde Suriye ve İsrail arasındaydı ama Türkiye de endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dâhil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise Halep’e saldırılar başladı. Sonrasında birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen hiçbirine uymayıp devam ettiler. Açık ki bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. O görüşmelerin hepsi bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında yeni bir dizayn söz konusudur. Bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirip etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak DAİŞ’ten kurtaran Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan QSD’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması; birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Tıpkı I. Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine II. Dünya Savaşı sonrası dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bu saldırı, tüm Kürtlere karşıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG, YPJ ve QSD’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler içindir. Bu komplo, aynı zamanda tıpkı 15 Şubat’taki gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa bugünkü de aynı biçimdedir. Önder Apo, 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı. Bu çağrının temelinde halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Önder Apo’nun geliştirdiği süreci de anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki; Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler, Türk devleti ile barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek. Bu mümkün değildir. Gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır. Kısacası, uluslararası ve bölgesel yanları olan genel ve büyük saldırılar, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır. Bazı çevreler, QSD’nin Kürt-Arap-Asuri-Süryani halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz? Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla QSD de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil; emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine QSD’ye sırt dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı, QSD’nin içerisinde yer alıp savaşıyor ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla karalanmasını doğru görmüyoruz. Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyor; kim güçlüyse onun tarafını tutuyor. Vakti zamanında BAAS rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar; ardından QSD’nin güçlü olduğunu görünce QSD’yi desteklediler. Bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon QSD’yi desteklemiyor, onlar da tutumlarını değiştirdi. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu. Aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli ve iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd., yüzyıldır Kürtlerle birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmelidir. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli; herkes halkların kardeşliğini esas almalıdır. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur. Birçok çevre, Koalisyon güçleri ve Amerika’nın QSD’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını öne sürüyor. Bu doğru mu? Şayet QSD’yi satın almışlarsa sattıklarından söz edilebilir. Açık ki QSD’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma ne de satma var. DAİŞ’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de QSD’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten ABD’li yetkililer, onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktik ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı vb. denilemez ve öyle bir şey de yok. Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyordu. Suriye’de görüldü ki El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan QSD’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İkiyüzlülük budur. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve DAİŞ’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı; onu iktidar hâline getirerek güçlendirdi. Daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ama bu doğru bir şey değildir. Diğer yandan QSD, DAİŞ’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Peki, DAİŞ’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler, QSD ile taktik de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdi ve şimdi de terk etti. Elbette bunun ihanet olduğu doğrudur fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hâle mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Biz Hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Ortadoğu’da sürekli bağımsız bir siyaseti yürüttük. Sürekli kendi öz gücümüze dayanıyor ve devletlerin değil, kamuoyunun desteği temelinde hareket ediyoruz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir. Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık hâline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak Hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

Humanist(Rojava)

117,907 görüntüleme • 6 ay önce

■ İSRAİL'in, TÜRKİYE'ye saldırı başlatmasına dair animasyonlar YABANCI HESAPLAR tarafından sosyal medya üzerinden yayınlanıyor. Video'da Türkiye'de özellikle havalimanları ve kritik noktaların öncelik hedef alındığı animasyonda yer alıyor. ■ MİT ve TSK : PKK terör örgütünün silah bırakmadığını raporladı . ■ PKK TERÖR ELEBAŞI MURAT KARAYILAN : ▪︎Takvim'in haberine göre, PKK'lı Murat Karayılan : "Şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur. Yasal bir güvence olmadan bu zeminde silah bırakmamız akıl dışı olur." ■ FRANSA ve YUNANİSTAN : "Türkiye'ye karşı askeri ittifak kurduğumuzu ilan ediyoruz." ■ Prof.Dr.Cihat Yaycı : BEŞ AYRI noktadan Türkiye'ye saldıracaklar. Yaycı, özellikle PKK terör örgütünün ABD ve İsrail güdümünde Türkiye'ye karşı 3 aşamalı bir strateji izlediğini ve bu durumun,Türkiye'nin güvenliğine yönelik ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladığını açıkladı. ■ Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayimlanan kararla 32 ildeki 71 taşınmaz özelleştirme kapsamına alındı.Özelleştirme kapsamında bazı hastane ve Sağlık Bakanlığı arazileri de satışa çıkarıldı .(YeniÇağ) ■ UKRAYNA KARADENİZ'DE RUS PETROL RAFİNERİLERİNE saldırdı. Rus rafinerilerinden binlerce ton petrol sızdı... Ukrayna’nın gerçekleştirdiği hava saldırıları sonucunda Rusya kıyılarında denize dökülen yüzlerce ton petrolün akıntının yön değiştirmesiyle Türkiye kıyılarına kadar ulaşması bekleniyor. Karadeniz’de Rusya kıyılarını Anapa şehrinden Tuapse şehri limanına kadar etkileyen çevre kirliliği 16,20 ve son olarak 28 Nisan günü Tuapse limanı yakınlarında yer alan bölgenin en büyük petrol rafinerisinin isabet almasıyla dev tanklarda bulunan tonlarca petrol denize döküldü.Tuapse rafinerisinin dün gece yeniden isabet alarak yanmaya başladığı Rusya tarafından resmen kabul edildi. Türkiye'ye, Karadeniz kıyılarında çevre felaketi yaklaşıyor. ■ "ABD’li siyasetçi Marjorie Taylor Greene: İSRAİL'İN YÜZLERCE NÜKLEER SİLAHI VAR. ▪️Hiç kimse İsrail'in nükleer silahlara sahip olduğu gerçeğinden bahsetmiyor. ▪️Günün sonunda kim gerçekten İsrail ile uğraşacak ki? Nükleer silahları var. ▪️Bu tıpkı şunun gibi; artık Kim Jong-un ve Kuzey Kore hakkında paniğe kapılan birini görüyor musunuz? Hayır. Çünkü nükleer silahları var. Bu yüzden İsrail'i gerçekten desteklemek zorunda olduğumuz ne büyük bir yalan." ■ TÜRKİYE'YE TEHDİTLER YAĞDIRAN UGANDA GENEL KURMAY BAŞKANI : Sabah neşesi…Uganda’nın “sapık” komutanının Türkiye takıntısı olduğu ortaya çıktı. Türkiye’yi sevdiğini söylüyor. Ancak Muhoozi’nin Türkiye’yi Somali’den ekonomik sağladığı iddiasıyla kendisine para vermesini istiyor. Muhoozi Kainerugaba’nın bu hafta suikaste uğradığı ve bulunduğu yerde giysilerini ve iç çamaşırlarını da bırakarak kaçtığı belirtiliyor. Suikastçilerin ele geçirdiği giysilerde pembe renkte olması Uganda’da Muhoozi’nin tercihinin kadınlar olmadığı iddiasını güçlendirdi. ■ Alman Ekonomist Max Otte: “Almanya işgal altında bir ülke.” ■İSRAİL BAŞ HAHAMI "İsrail Ariel" diyor ki: "Irak ve Türkiye'yi işgal edip İran'a da ulaşacağız, tüm buralara Yedi Nuhide Kanunu'nu koyacağız." Bu 'beklenen Mesih'in görevi: tüm dünyayı Yedi Yasa altına getirmek. Bu yol yasal çerçevelerle değil, güçle ve savaşlarla olacak. ■ABD Senatosu aday Mark Lynch : Ayasofya Hristiyan mülkiyetine iade edilene kadar Türkiye'den yapılan tüm ithalatın yasaklanmasını öngören bir yasa tasarısı sunacağını açıkladı. ■ İKTİSATÇI Mahfi Eğilmez: "Herkesi üniversite mezunu yapmaya yönelmiş bir eğitim sistemi kendisini mühendis, iktisatçı,hukukçu zanneden bir sürü mezun çıkarıyor ve bu insanlar iş bulamayınca hayata küsüyor.Daha kötüsü; iş bulurlarsa da bizi hayata küstürüyorlar." ■ Dünya, ikinci dünya savaşından bu yana en yüksek tehlike seviyesinde! Dünya genelinde aynı anda 60'dan fazla silahlı çatışma yaşanıyor. ■ MACRON Türkiye'ye karşı: Güney Kıbrıs,Ege adalarına yapılacak bir saldırı AVRUPA'YA yapılmış sayılacak. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

100,377 görüntüleme • 3 ay önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcıları ile katıldığı SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı’nın açılış töreninde konuştu. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: SAHA EXPO, MÜSTESNA BİR PLATFORM Sözlerimin başında dost ve müttefik ülkelerden gelerek uluslararası ölçekteki bu büyük fuarımıza iştirak eden misafirlerimize ve bütün katılımcılara hoş geldiniz diyorum. Bu önemli organizasyonunun açılış töreni vesilesiyle sizlerle birlikte bulunmaktan duyduğum memnuniyeti özellikle ifade ediyor bu güzide etkinliğin ülkemize ve tüm paydaşlara hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Cumhurbaşkanlığımızın himayeleri ile Millî Savunma Bakanlığımız, ilgili bakanlıklarımız ve kurumlarımızın katkılarıyla düzenlenen SAHA EXPO Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük sanayi kümelenmelerinden biri olarak savunma sanayimizin ulaştığı mümtaz seviyeyi açıkça ortaya koymaktadır. Bu yönüyle SAHA EXPO; nitelikli görüşmeleri, uluslararası panelleri ve vizyoner ürün lansmanlarıyla savunma sanayisi ekosistemindeki stratejik iş birliğini pekiştiren son derece müstesna bir platformdur. Bu kapsamda fuarda kurulacak temasların, imzalanacak anlaşma ve mutabakatların sadece ticari birer adım değil, aynı zamanda yeni ve güçlü ortaklıklara zemin hazırlayacak tarihî birer milat olacağına inanıyorum. BÖLGEMİZDEKİ SAVAŞ, SORUMLULUKLARIMIZI ARTIRDI Küresel güvenlik ortamının belirsizleştiği çatışma ve savaşların pek çok coğrafyada aynı anda vuku bulduğu hassas bir dönemden geçiyoruz. Özellikle son dönemde tanıklık ettiğimiz ve bölgemizi doğrudan etkileyen Rusya-Ukrayna Savaşı ile ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan savaş, bölgesel ve küresel güvenlik mimarisini derinden etkilemiştir. Yakın dönemde meydana gelen bu çatışma ve savaşlar güvenlik doktrininde bizlere çok kritik veriler sunarken sorumluluklarımızı da bir o kadar artırmıştır. Bu kaotik ortamda kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Tüm gelişmeleri yakından ve çok boyutlu bir şekilde takip etmekte, - Savunma ve güvenliğimizi sağlamak için hiçbir ihtimali göz ardı etmeden gerekli tüm önlemleri kararlılıkla almaktadır. Bu kritik dönemde şu gerçek artık net bir şekilde görülmüştür: Yalnızca güncel askerî hareketliliğe odaklanmak yeterli değildir. Karşı karşıya olduğumuz tablo, dünya güvenlik mimarisini caydırıcılık dengesini ve askerî doktrinleri yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Modern savaş doktrininin en gelişmiş harp teknolojileriyle harmanlandığı bu yeni nesil konsept; bizlere her zaman “hazır ve etkin” bir orduya sahip olmanın yanı sıra bu orduyu destekleyecek güçlü ve sürdürülebilir bir savunma sanayisi ekosisteminin varlığının da ne denli hayati olduğunu kanıtlamıştır. İHA, SİHA, TİHA TEKNOLOJİSİ İLE TÜRK MÜHENDİSLERİNİN NELER BAŞARABİLECEĞİNİ DÜNYAYA GÖSTERDİK Malumunuz olduğu üzere; 1980’li yıllara kadar savunma sanayisi alanında büyük ölçüde tedarikçi olan ülkemiz Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde ortaya konulan kararlı politikalar ve doğru yatırımlar sayesinde artık kendi sistemlerini tasarlayan, üreten ve ihraç eden bir ülke olmuştur. Bu gelişim vizyonuyla; - Kara platformlarımızda modern teknolojileriyle donatılmış araçlarımız sahada yüksek hareket kabiliyeti sergilerken, - Denizlerimizde ise millî gemilerimiz ve insansız deniz araçlarımızla hak ve menfaatlerimiz kararlılıkta korunmaktadır. - Tüm bunların yanında Türk savunma sanayinin asıl büyük devrimi, dünyada harp doktrinlerini yeniden yazdıran, gökyüzünün yeni hâkimleri olan insansız hava araçlarımızla gerçekleşmiştir. Bugün İHA, SİHA ve stratejik seviyedeki TİHA teknolojilerimiz; sahip oldukları yapay zekâ hassas vuruş gücü ve yüksek irtifa kabiliyetleriyle küresel ölçekte etkiler oluşturmuş özellikle de Türk mühendisliğinin neleri başarabileceğini tüm dünyaya en çarpıcı şekilde göstermiştir. İnsansız sistemlerde ulaştığımız bu mümtaz seviye hava savunma stratejilerimizde de bizi çok daha ileri bir safhaya taşıma yoluna sokmuştur. Gök Vatanımızı koruma irademizin en somut yansıması olan “Çelik Kubbe” bütünleşik hava savunma sistemimiz de bu stratejik aklı yansıtmaktadır. Hava savunma sistemlerimizin birbirleriyle tam bir uyum içinde çalışacağı bu yapı Türkiye’nin teknolojiye istikamet veren bir aktör hâline gelme yolunda emin adımlarla ilerlediğinin de ispatıdır. TÜRKİYE MÜTTEFİKLERİNE TEKNOLOJİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR GÜVENLİK EKONOMİSİ DE SUNUYOR Türk savunma sanayisi ürünleri, bugün sadece kataloglarda değil, dünyanın en zorlu çatışma bölgelerinde de kendini ispat etmiş sistemlerdir. NATO standartlarında geliştirdiğimiz millî hassas güdümlü mühimmatlarımız, yabancı muadillerine göre sunduğu düşük maliyet avantajıyla orduların askerî kabiliyetlerini doğrudan artırmaktadır. Ekonomik maliyetin asimetrik bir silah hâline geldiği bu çağda Türkiye; müttefiklerine silah sistemleriyle birlikte teknoloji ve sürdürülebilir bir güvenlik ekonomisi de sunmaktadır. Gururla söylemeliyim ki bu büyük dönüşüm Türkiye’nin yeni nesil harp anlayışlarını şekillendiren bir stratejik merkez hâline gelmesini sağlamıştır. Bir zamanlar sınırlı ölçüde takip edebildiğimiz teknolojilerde bugün fikrî mülkiyeti bize ait özgün ve yüksek katma değerli çözümler ortaya koymaktayız. SAHA EXPO gibi platformlar bu özgün çözümlerin uluslararası pazarda hak ettiği yeri bulması ve stratejik ortaklıkların kurulması için benzersiz bir zemin teşkil etmektedir. Tüm dünyanın gıpta ile baktığı bu seviyeye ulaşılması birbirinden değerli savunma sanayisi firmalarımızın çalışmalarıyla bir diğer deyişle yöneticisinden işçisine, mühendisinden teknisyenine kadar bir bütün hâlinde Türk savunma sanayisi ailesinin büyük gayretleriyle mümkün olmuştur. BU ÇAĞDA YERİNDE SAYMAK, GERİDE KALMAKTIR Özellikle belirtmeliyim ki ileri teknolojilerin kullanıldığı bu alandaki Ar-Ge faaliyetlerimiz yerli üretim ve nitelikli iş gücü yatırımlarımız bizleri daha yukarı seviyelere taşırken ekonomik kalkınmamızı da perçinlemektedir. Savunma alanında elde ettiğimiz yüksek teknoloji birikimi kahraman ordumuzu ve ülkemizin savunmasına olan eşsiz katkılarının yanı sıra ulaştırmadan enerjiye sağlıktan siber güvenliğe kadar pek çok alanda da millî kabiliyetlerimizi yukarı taşımaktadır. Ulaştığımız bu mümtaz seviye gurur verici olsa da elbette ki yeterli değildir. Zira rekabet çağındayız ve bu durum gelişen teknolojilere bağlı olarak sürekli artmakta ihtiyaçlar çeşitlenmektedir. Bu bilinçle kendimizi daima geliştirmeli ve daha ileriye ulaşma hedefiyle çalışmalarımıza artan bir tempoda devam etmeliyiz. Sürdürülebilir bir savunma gücü; sadece teknolojiye sahip olmak değil, o teknolojiyi ihtiyaç anında kitleler hâlinde sahaya sürebilmektir. Bu yüzden Türk savunma sanayisi; “seri üretim” kapasitesini hem dostlarına yetebilecek seviyede korumalı hem de “seferberlik” esnekliğiyle birleştirme çalışmalarına hız katmalıdır. Unutulmamalıdır ki bu çağda yerinde saymak, geride kalmaktır. Dolayısıyla asimetrik tehditlere karşı hazırlıklı olmak adına İHA ve SİHA teknolojileri, otonom deniz ve kara platformları ile uzay ve siber savaş elektronik harp alanlarındaki imkân ve kabiliyetlerimizi daha üst seviyelere en hızlı şekilde taşıma gayretlerimizi artırmalıyız. Gerçek şu ki bugünün ve geleceğin dünyasında güç merkezi teknolojiyi öncü bir şekilde üretip daha yeni buluşlara imza atanlarda olacaktır. Bu bilinçle bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da başta Savunma Sanayii Başkanlığımız olmak üzere tüm paydaşlarımızla uyum içerisinde, etkin, verimli ve koordinasyona dayalı çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Çok iyi biliyoruz ki Türkiye; ordusu ve savunma sanayisi ile ne kadar güçlü olursa yarınlarımız da bir o kadar güvenli olacaktır. Diplomasi ve güvenlik politikalarımızı askerî yeteneklerle entegre ederek uluslararası iş birliklerimizi de güçlendirmeye devam edeceğiz. Böylece Türkiye sadece kendi sınırlarında değil bölgesel ve küresel barışı da tahkim eden en önemli unsurlardan biri olmayı sürdürecektir. Tam bu noktada SAHA EXPO; ülkemizin bu artan etkinliğini ve savunma sanayindeki teknolojik gelişimini başta kardeş, dost ve müttefik ülkelere olmak üzere uluslararası ortaklarımızla aynı zeminde buluşturarak bu büyük vizyona önemli katkılar sunmaktadır. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; - Savunma sanayisi firmalarımızın kıymetli yönetici ve çalışanlarına, - Ayrıca bu güzide organizasyonun düzenlenmesinde başta SAHA İstanbul Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Haluk BAYRAKTAR olmak üzere emeği geçen ve katkıda bulunan herkese şükranlarımı sunuyorum. Burada yapılacak görüşme ve anlaşmaların, hayırlı uğurlu olması dileğiyle sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

17,307 görüntüleme • 3 ay önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, İtalya Millî Günü dolayısıyla Ankara’da düzenlenen resepsiyona Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak ve Kuvvet Komutanları ile katıldı. Bakan Yaşar Güler resepsiyonda bir konuşma yaparak şunları söyledi: İKİLİ İLİŞKİLERİMİZ GÜÇLENEREK DEVAM EDİYOR Dost ve müttefik ülke İtalya’nın Millî Günü’nü en içten dileklerimle kutluyor, sizlere Sayın Cumhurbaşkanımızın da selamlarını iletiyorum. Ayrıca, sizlerin şahsında dost İtalya halkına da saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. Türkiye ve İtalya tarih boyunca barışın, ticaretin ve medeniyetlerin kesişim noktası olan Akdeniz’in iki stratejik aktörü olmuştur. Ülkelerimiz arasında, kökleri asırlar öncesine uzanan tarihî ilişkiler bugünkü yakın münasebetlerimize de büyük bir ivme kazandırmaktadır. İkili ilişkilerimiz pek çok platformda sahip olduğumuz ortak değerler ve çıkarların yanı sıra liderlerimizin stratejik vizyonlarıyla her alanda güçlenerek devam etmektedir. TÜRKİYE VE İTALYA, ORTAK SAVUNMA VE GÜVENLİK PERSPEKTİFİNİ PAYLAŞIYOR Bölgesel ve küresel gerginliklerin tırmandığı kritik bir dönemde Türkiye olarak Karadeniz’den Afrika’ya, Orta Doğu’dan Kafkaslar’a kadar barış ve istikrarın hâkim olması için yoğun bir çaba sarf ediyoruz. İçinden geçtiğimiz bu hassas süreçte, karşı karşıya kaldığımız krizler ve sınamalar bölgesel güçlerin iş birliği yapmasını da her zamankinden daha elzem hâle getirmiştir. Nitekim Türkiye ve İtalya, en başta NATO çatısı altında ortak savunma ve güvenlik perspektifini paylaşmakta, Akdeniz ile Avrupa-Atlantik güvenliğinin korunmasında beraber hareket etmektedir. Balkanlar’daki en büyük NATO Misyonu olan NATO Kosova Gücü Komutanlığındaki birlikteliğimiz, ortak güvenlik vizyonumuzun güçlü bir yansımasıdır. Aynı şekilde Libya’dan Balkanlar’a kadar geniş bir alanda istikrarın ve barışın tesisi için koordineli çalışmakta, stratejik çıkarlarımızı entegre etmek ve müşterek çözümler üretmek adına yoğun gayret göstermekteyiz. Diğer yandan ikili ilişkilerimizin kurumsal zeminde daha da derinleşmesi amacıyla hayata geçirilen Türkiye-İtalya Hükümetler Arası Zirve’nin son yıllarda kazandığı ivmeyi de memnuniyetle karşılıyoruz. Bu toplantılar vesilesiyle siyasi diyaloğumuz gelişirken, ekonomik ve ticari iş birlikleri ile savunma sanayi gibi stratejik alanlardaki ortaklığımızın da büyümesine zemin hazırlamaktayız. İtalya’nın dış ticaretimizde ilk 5 ülke arasında yer alması da bunun bir yansımasıdır. ORTAK FAALİYETLER VE TATBİKATLAR DEVAM EDİYOR Yakın münasebetlerimizin bir yansıması olarak Silahlı Kuvvetlerimiz arasında ortak faaliyetler ve tatbikatlar da devam etmektedir. Aynı şekilde savunma sanayine yönelik anlaşmaların imzalanmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Askerî iş birliği ve savunma sanayi alanındaki bu güçlü ilişkilerimizi daha üst seviyelere taşımak için büyük bir gayretle çalışıyoruz. Bu konuda değerli mevkidaşım Sayın Crosetto ile samimi ve yapıcı bir iletişime sahibiz. Diğer alanlarda da ilişkilerimizi daha yukarılara taşıyacak kararlılığa sahibiz. Bu büyük potansiyelin ülkelerimizin refahı adına önemli olduğunu ve yeni iş birliklerine zemin hazırladığını düşünüyoruz. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde İtalya’nın yapıcı yaklaşımının sürece değerli katkılar sağladığını ve bu konuda aktif desteğin sürdürülmesinin kıymetli olduğunu vurgulamak isterim. İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde de köklü ilişkilerimiz ortak çıkarlarımız ve birbirimize katabileceğimiz pek çok katkı ekseninde diyalog ve iş birliğimizi daha yüksek seviyelere taşıyacağız. Sonuç olarak birbirimize olan güvenimiz ve desteğimizle Türkiye-İtalya dostluğunun bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da artarak devam etmesi en büyük temennimizdir. Bu konuda İtalya’nın Sayın Büyükelçisinin, göreve başladığı günden bu yana gösterdiği çabalar takdire şayandır. Bu vesileyle kendilerine ve İtalyan Büyükelçiliğinin seçkin personeline özellikle teşekkür ediyorum. Sözlerime son verirken İtalya Millî Günü’nü bir kez daha kutluyor, İtalyan dostlarımıza sağlık, başarı ve esenlikler diliyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Viva la miçitza Türkiye-İtalya, bonasera. (Var olsun Türkiye-İtalya dostluğu, iyi akşamlar.) #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

57,529 görüntüleme • 1 yıl önce

■ ABD üslerinden yüzlerce askeri uçakla, binlerce ABD askeri KARA HAREKATI için Ortadoğu'ya nakledilmeye başlandı. ■ ABD ve İsrail'e ait tahrip gücü yüksek füzelerle, İran'ın başkenti Tahran'ın gece boyunca hedef alındığı açıklandı . ■ İran, ABD'ye ait bir F-15 savaş uçağını düşürdüğünü açıkladı. ■ Yeni atanan İran Savunma Bakanı Majid lbn al-Rida öldürüldü . (Milliyet) ■ Yunanistan Savunma Bakanı Dendias :"Kritik bir anda, iki Yunan fırkateyni ön cephede "Kimon" bir çift Yunan F-16 'sı, Kıbrıs Cumhuriyeti savunmasını güçlendirmek bağlamında KYSEA' nin emriyle Kıbrıs 'a gidiyor. Askeri varlık, koordinasyon ve yüksek uyanıklık anında seferberlik doktrinine göre." Soru şu ! Kime karşı Kıbrıs Rum kesimini koruyacaksınız ? Ortada bir SAVAŞ HALİ yok... Biliyoruz! TÜRKİYE 'YE karşı !!! ■ Hakan Fidan: "Körfez ülkelerinin çoğu savaştan kaçınmaya çalışırken,İran'ın onlara saldırması yanlış bir stratejidir." Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ! İRAN'I saldrıganlıkla suçluyor. " İranlılar,başkan Trump'ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyabilselerdi, İsrail'in baskısı işe yaramazdı." "Savaşın yayılma riski bizi endişelendiriyor." demiş. TRUMP'A mesaj arasında destek vermiş. İran 'ın ABD saldırısına karşı koymasını doğru bulmamış. ■ Fransa Cumhurbaşkanı Macron: "Charles de Gaulle uçak gemisine, uçaklarına ve refakat grubuna Akdeniz'e acilen geçmeleri emrini verdim. ⁃ Fransa, Kıbrıs kıyılarına yakın bölgelere bir fırkateynle birlikte uçaksavar sistemleri konuşlandıracak. Bölgedeki dostlarımızın yanında olmalıyız. Savunma ve koruma önlemleri alınacaktır. "açıklamasını yaptı. ■ İsrail savaş uçakları 'İran'ın başkenti Tahran'da bulunan MEHRABAD HAVALİMANINI bombalayarak kullanılamaz hale getirdi. ■ İsrail Başbakanı Netanyahu : Dokuz kişinin öldüğü Beit Şemeş bölgesini ziyaretinde İran'ın nükleer ve füze hırsları "tüm insanlık için bir tehdit." ■ İngiltere Başbakanı Starmer : Orta Doğu'daki durumun insanlar için endişe verici olduğunu biliyorum. Birleşik Krallık'ın ve müttefiklerimizin en iyi çıkarları doğrultusunda her zaman hareket edeceğim. ■ Dışişleri Bakanı Hakan Fidan : 9 ŞUBAT 2026 - CNN Türk : "Şu anda (ABD-İran arasında) ani bir savaş tehdidi yok gibi duruyor."Demişti...))) ■ Askeri Analist Stanislav Krapivnik: İran bu hızla aylarca savaşa devam edebilir. Hala füze ve insansız hava aracı üretiyorlar. ■ Eski FBI ajanı Sibel Edmonds iddia etti . “Trump Erdoğana İran’a Saldırıya Geçme Emri Verdi! Türkiye Trump'tan İrana karşı savaşa açıkça katılma karşılığında CAATSA Yaptırımlarını kaldırmasını istedi.Trump kabul ettiğini Tom Barrack aracılığıyla bildirdi.” ■ Kanadalı Prof. Jiang Xueqin: "Bu bir strateji değil, bu bir trajedi" ▪︎İran "toplam savaş" (cihad) ilan etti. Komuta merkezi yok. Her bölge kendi başına hareket ediyor. Tahran'ı yok etsen bile savaş devam eder. ▪︎ABD-İsrail ise hâlâ eski askeri doktrinle oynuyor:"Başı kes,iş biter." Bu, 21. yüzyıl savaşına karşı işe yaramıyor. ▪︎En büyük ironi: Şehirlerdeki eğitimli, ilerici İranlılar, yani rejim değişikliğini en çok isteyenler bombalanıyor. Kırsaldaki dinî fanatikler ise dokunulmadan kalıyor. ▪︎Yani kendi davanıza en yakın insanları öldürüyor, en büyük düşmanlarınızı serbest bırakıyorsunuz. ▪︎Bu bir strateji değil, trajedi. ■ Çin’den yorum-haber: " İran'a saldırmak en başından beri planın bir parçasıydı. Hürmüz Boğazı'nı kapatan İran değil, Amerika Birleşik Devletleri'ydi. Batı Asya'yı istikrarsızlaştıracaklarını biliyorlardı, bu yüzden Venezuela petrolünü önceden güvence altına aldılar. Barış görüşmeleri sadece bir oyalama taktiğiydi." ■ ABD İran'ın batısındaki Kamyaran/Ravansar 'a özel kuvvetlerini karadan soktu. Şimdi de buraya indirme harekatı planlıyor. Rejimi deviremezse ; sınırımızdan başlayarak İran'ı aynen Suriye gibi üçe bölme planı devrede. ABD'nin Suriye'de ,Türkiye'ye yaptığı oyunu yemiştik.Bu sefer aynı hatayı yapmamak lazım. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

77,449 görüntüleme • 5 ay önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in beraberinde; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Bakan Yardımcısı Musa Heybet, Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ve MSB Personel Genel Müdürü Tümgeneral Orhan Gürdal ile gittiği Balıkesir’de Millî Savunma Üniversitesi (MSÜ) Kara Astsubay Meslek Yüksekokulunda “Astsubay Temel Askerlik ve Astsubaylık Anlayışı Kazandırma (ASTTASAK) Eğitimi” mezuniyet törenine katıldı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da Bakan Yaşar Güler’in telefonundan mezun olan Astsubaylarımıza seslendi. "Şüphesiz ki annelerin babaların en mutlu günü, evlatlarının böyle bir mutlu ocaktan mezuniyetini görmeleridir." diyen Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şöyle konuştu: "Şu anda da 1200'ü aşkın astsubayımızın mezuniyet töreninde bu mutluluğu yaşamak gerçekten anne ve babalar için hele hele Türk ordusuna gönderecekleri evlatları için farklı bir mutluluk tablosudur. Bu mutluluğunuzu ben de şimdi komutanlarımla birlikte yaşıyorum. Sizleri tebrik ediyorum. Hayırlı, uğurlu olsun. Ordumuzun yeni bir güç kaynağını elde ettiği bugünde sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum." Bakan Yaşar Güler de törende Astsubaylarımıza özetle şunları söyledi: RİSK VE TEHDİTLERİN ARTTIĞI KARMAŞIK BİR DÖNEMİN İÇİNDEYİZ Türk Silahlı Kuvvetlerimize Astsubaylar yetiştiren, bu güzide ilim ve irfan yuvasında, sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sözlerimin başında, burada aldıkları eğitimleri başarıyla tamamlayarak mezun olan kahraman Astsubaylarımızı yürekten kutluyor; mezuniyetlerinin kendilerine, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Yakın bölgemiz başta olmak üzere birçok coğrafyada hassas gelişmelerin yaşandığı risk ve tehditlerin arttığı karmaşık bir dönemin içindeyiz. Bu kaotik ortamda süregelen çatışmalar, terörizm, siber saldırılar ve çok boyutlu tehlikeler; orduların yalnızca güçlü bir teknolojik altyapıya değil aynı zamanda iyi eğitimli personele olan ihtiyacını da artırmaktadır. Askerî sistemde bilgi ve teknoloji ne kadar önemliyse bunu bilinçli ve etkili şekilde kullanacak nitelikli personel de bir o kadar hayatidir. Bir başka ifadeyle; sürekli olarak kendini yenileyen, öğrenen, adaptasyon yeteneği yüksek, teknolojiyi etkin ve doğru şekilde kullanabilecek personelin varlığı askerî gücü belirleyen en kritik faktördür. İşte bu yüzden, eğitim faaliyetlerimizi çok yönlü ve titiz bir şekilde sürdürüyor; sizler gibi seçilmiş yeni personelimizin katılımıyla ordumuzu güçlendiriyoruz. Bu kapsamda Kara Kuvvetlerimize değerli astsubaylar yetiştiren bu köklü eğitim kurumumuz da; sizleri akademik, teknik, taktik ve fiziksel yönlerden donatıp mesleki değerler kazandırarak göreve en iyi şekilde hazırlamaktadır. Burada aldığınız eğitimlerle bireysel ve mesleki gelişimini artıran siz genç astsubaylarımızın üstleneceği görevler Türk Silahlı Kuvvetlerimizin faaliyetlerinin etkinliğine büyük katkılar sağlayacaktır. EN GÜVENİLİR ORTAK OLARAK HEP TÜRKİYE’NİN ADI ZİKREDİLİYOR Millî güvenliğimizi ve varlığımızı tehdit eden gelişmelerin ortaya çıktığı bu kaotik süreçte Türkiye, alışılmış metotlarla tedbir almak yerine, etkili ve önleyici politikalar ortaya koymaktadır. Ülkemiz, bu güçlü duruşuyla pek çok coğrafyada etkin ve yapıcı bir rol üstlenerek müzakere masalarının ve uluslararası güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi hâline gelmiştir. Dünyanın başat aktörleri dahi, Türkiye’nin güçlü temaslarını ve hayata geçirdiği etkin inisiyatifi, açıkça dile getirmektedirler. - Bugün Afrika’daki güvenlik ve refahın paydaşlığında, - Kafkasya’daki istikrar ve barışın sürekliliğinde, - Karadeniz’de savaşın sona erdirilmesi çabalarında, - Orta Doğu’da barış ve huzurun tesis edilmesinde, - Hatta Avrupa güvenlik mimarisinin korunmasında en güvenilir ortak olarak hep Türkiye’nin adı zikredilmektedir. Ülkemizin etki ve ilgi alanının böylesine genişlediği bir dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Uluslararası güvenlik, barış ve istikrarın desteklenmesi için Azerbaycan’da, Libya’da, Somali’de, Katar’da, Kosova’da, Bosna-Hersek’te ve daha pek çok coğrafyada engin tecrübesiyle önemli vazifeler ifa etmektedir. Tüm bunların yanı sıra Silahlı Kuvvetlerimiz; - Sınır ötesinden başlayarak hudutlarımızın güvenliğinin sağlanması, - Tüm terör örgütleriyle etkin bir şekilde mücadele edilmesi, - Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunması, Geniş ölçekli tatbikatların icrasından yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesine kadar üstlendiği tüm vazifeleri büyük bir başarıyla yerine getirerek İstiklal Harbi’mizden bu yana en kapsamlı ve en etkin faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu dönemde, Kara Kuvvetlerimiz de aynı etkinlik ve yoğunlukta sorumluluklarını yerine getirmektedir. KARA KUVVETLERİMİZ ÜLKEMİZİN İFTİHAR KAYNAĞIDIR Gururla ifade etmeliyim ki Kara Kuvvetlerimiz; köklü tarihi yetenekli personeli, üstün teknolojisi ve büyük başarılarıyla ülkemizin iftihar kaynağıdır. Kara Kuvvetlerimizin bulunduğu mümtaz konumunu devam ettirebilmesi için; - Bir yandan sizler gibi vatan, millet ve bayrak aşığı yiğit evlatlarımızı ordumuzun saflarına katıyor; - Diğer yandan da çağımızın en büyük kuvvet çarpanlarından biri olan teknolojik yenilikleri vakit kaybetmeksizin personelimizin kullanımına sunarak, imkân ve kabiliyetlerimizi sürekli geliştiriyoruz. Nitekim, Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik vizyonu ve liderliğinde yerli, millî ve modern savunma sanayimizin ürettiği harp araç gereçleri Silahlı Kuvvetlerimizin gücünü artırırken ülkemiz bu ürünlerin ihracatında da büyük bir sıçrama yaşıyor. Bundan sonra da en büyük gayemiz, ordumuzu; personeliyle teknolojisiyle ve harekât yetenekleriyle, dünyanın en kuvvetli kara güçlerinden biri hâline getirmektir. TERÖR ÖRGÜTÜ DERHÂL VE KOŞULSUZ OLARAK SİLAHLARI TESLİM ETMELİDİR Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; tarih boyunca olduğu gibi, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne yönelen her türlü tehdide karşı büyük bir kararlılıkla mücadele etmiş, kendisine verilen görevleri başarıyla yerine getirmiştir. Bugün, ülkemizin huzurunu, güvenliğini ve geleceğini 40 yılı aşkın süredir tehdit eden, terörle mücadelede önemli bir dönüm noktasına ulaşılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, aynı şekilde jandarma ve emniyet teşkilatımızın ve güvenlik korucularımızın büyük fedakârlık ve üstün gayretle yürüttüğü mücadele ve operasyonlar sayesinde terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılarak kritik bir aşamaya gelinmiştir. Elbette ki terörle mücadele, yalnızca silahlı bir mücadele değildir. Bu, aynı zamanda milletimizin iradesini, devletimizin kararlılığını ve güvenlik güçlerimizin fedakârlığını ortaya koyan bir millî duruşun göstergesidir. Bu süreçte, gazi ve muzaffer ordumuz; gece gündüz demeden, en zorlu coğrafyalarda, en çetin şartlarda, her türlü fedakârlığı göze alarak, vatanı için canını ortaya koymuş, gerektiğinde şehit olmuş, gerektiğinde gazilik mertebesine ulaşmıştır. Başta Şehit ve Gazilerimiz olmak üzere kahraman Mehmetçiğin azmi, cesareti ve kararlılığı sayesinde ülkemizi terör belasından arındırma noktasında büyük bir mesafe katedilmiştir. Bugün geldiğimiz noktada; Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olduğunu itiraf eden örgütün; terörle bir yere varılamayacağını, ömrünü tamamladığını ve kendisini feshetmekten başka çaresinin olmadığını geç de olsa anlaması kayda değerdir. Ancak, terör örgütü PKK ve farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları (nerede olduklarından bağımsız olarak) bir an önce fesih kararını almalı, derhâl ve koşulsuz olarak silahları teslim etmelidir. Aksi yöndeki hiçbir açıklama ve eylemin bir karşılığı yoktur ve olmayacaktır. Bu kapsamda ateşkes gibi metinde yer almayan hususlar gündeme getirilmemelidir. Zira böyle bir şey asla söz konusu değildir. Nihai hedefimiz; 85 milyon vatandaşımızın ortak temennisi olan terörün sona ermesi, terör örgütlerinin tamamen tasfiye edilmesi ve ülkemize yönelik her türlü tehdidin ortadan kaldırılmasıdır. Bu yüzden sürecin sabote ve suistimal edilmesine veya uzatılmasına müsaade edilmeyecek; temkinli ve rasyonel bir yaklaşım esas alınacaktır. Devletimizin engin tecrübesi ve basiretine herkes güvensin ve vatandaşlarımız bu konuda müsterih olsun. TÜRK ASKERİNİN EN BÜYÜK ÖZELLİĞİ YÜKSEK DİSİPLİN ANLAYIŞIDIR Türk Silahlı Kuvvetleri, stratejik özellikleri nedeniyle tarih boyunca hâkim güçlerin ilgi ve etki odağındaki bu coğrafyanın en güçlü ordusudur. İşte sizler de böylesine köklü, güçlü ve etkin bir ordunun parçası olarak meslek hayatınız boyunca hayati sorumluluklar taşıyacaksınız. Mazisi şan, şeref ve kahramanlıklarla dolu Silahlı Kuvvetlerimizin, sizlerden beklentileri büyüktür. Sizler, ordumuzun bel kemiğini oluşturan Astsubaylar olarak, komuta kademesi ile Mehmetçik arasında kritik roller üstleneceksiniz. Bu kapsamda, siz değerli Astsubaylarıma bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum: - Öncelikle tüm vazifelerinizi; kural ve kaideler çerçevesinde akıl ve sağduyu ile yerine getiriniz. - Bu anlamda ferdi eğitiminiz, mesleki teknik ve taktik bilginiz ile kondisyonunuz, her daim üst düzeyde olmalıdır. - Diğer yandan yapacağınız işlerde, takım çalışmasına önem verin, iş birliği ve dayanışmayı geliştirin, farklı bakış açılarından faydalanın. - Yeri ve zamanı geldiğinde, aziz vatanımız için büyük fedakârlıklar yapmanız isteneceğinin bilincinde olun. - Hiçbir engel veya imkânsızlık, vazifenizi yapmaktan sizi alıkoymamalıdır. - Tüm bunlar için de çalışmak, hayatınızın ana felsefesi sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Unutmayınız ki kahraman Türk askerinin en büyük özelliği; fedakârlık, azim ve inancının yanı sıra sahip olduğu yüksek disiplin anlayışıdır. Nitekim muzaffer ordumuz; binlerce yıllık şanlı tarihimizden süzülüp gelen ve askerliğin temeli olan kurallardan yani disiplinden ve mutlak itaat anlayışından asla taviz vermeden millî, manevi ve mesleki değerlerimiz doğrultusunda, asil milletimizin güvenine layık bir şekilde görevlerini sürdürmektedir. Bu esaslar doğrultusunda sizlerin de görevlerinizi büyük bir şevk ve heyecanla ve üstün bir disiplinle yerine getirerek Kara Kuvvetlerimize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize önemli katkılar sağlayacağınıza yürekten inanıyorum. Kara Astsubay Meslek Yüksekokulumuzun Değerli Komutanları, Seçkin Öğretim Üyeleri ve Kıymetli Personeli; sizlerin tecrübesi, engin bilgi ve birikimiyle icra edilen eğitim-öğretim faaliyetleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yüksek donanımlı personelin yetişmesi açısından kritik öneme sahiptir. Yoğun gayretleriniz, heyecan ve motivasyonunuz; burada eğitim alan her bir Astsubayımıza, ordumuza en iyi katkıları vermesi ve kendi başarı hikâyesini yazabilmesi bakımından örnek teşkil etmektedir. Bu sorumluluğun bilincinde olarak sizlerin, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Astsubaylarımızı, en iyi şekilde yetiştirmenizi beklediğimi, özellikle ifade etmek istiyorum. Çabalarınız için her birinize teşekkür ediyorum. Kahraman Astsubaylarımızın Çok Kıymetli Aileleri; en değerli hazineleriniz olan evlatlarınız, büyük bir emekle sürdürdükleri eğitimlerini başarıyla tamamlayarak mezun olmanın gururunu yaşıyorlar. Bu özel ve anlamlı günde, onların mutluluğunu paylaşırken, onlara daima rehber olan siz kıymetli ailelerimizin de bu başarıda büyük bir payı olduğunu özellikle ifade etmek isterim. Bu vesileyle, tüm annelerimizin ve kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü de bir kez daha içtenlikle kutluyorum. Sevgileri, şefkatleri ve fedakârlıklarıyla hayatı güzelleştiren kadınlarımız, nice yiğit vatan evladını yetiştirerek, nice zorluklara göğüs gerip büyük başarılar elde ederek ülkemize güzide katkılar sunmaktadırlar. Varlıkları ve emekleri için hepsine minnettarız. Sonuç olarak “Türkiye Yüzyılı”nda daha büyük, daha güçlü bir Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri için çalışmalarımızı artan bir şevk ve gayretle sürdürmeye devam edeceğiz. Sözlerime son verirken; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, mezun olan kıymetli Astsubaylarımızı başarılarından dolayı bir kez daha kutluyor, gözlerinden öpüyor; değerli misafirlerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kahraman Astsubaylarım, yolunuz ve bahtınız açık, bileğiniz kuvvetli, gücünüz daim olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

68,346 görüntüleme • 1 yıl önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Harp Okuluna girişinin 126’ncı yıl dönümü dolayısıyla Kara Harp Okulunda düzenlenen törende konuştu. Bakan Yaşar Güler Harbiyelilere hitaben şunları söyledi: BURADA BİRBİRİNDEN DEĞERLİ PEK ÇOK ANI BİRİKTİRDİM Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Harbiyeli olmasının 126’ncı yıl dönümünde, bu şanlı yuvada, siz değerli Harbiyelilerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu anlamlı gün vesilesiyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve onun gibi bu sıralarda yetişerek vatana, millete hizmet etmek için canla başla çalışan, her türlü fedakârlığı gösteren kahramanlarımızı bir kez daha saygı ve minnetle yâd ediyorum. Tarihimizin en köklü eğitim kurumlarından biri olan, sayısız komutan ve devlet adamı yetiştiren bu kutsal ocakta ben de sizler gibi eğitim aldım ve 51 yıl önce mezun oldum. Burada birbirinden değerli pek çok anı biriktirdim. Hayat yolculuğumda böyle güzide bir kurumun yer alması benim için büyük ve özel bir anlam taşımaktadır. İnanıyorum ki her bir Harbiyeli de benim gibi düşünmekte ve Harbiyeli olmaktan gurur duymaktadır. Bu vesileyle Mekteb-i Harbiyenin, bugünkü mümtaz seviyesine ulaşmasında katkısı bulunan herkese saygılarımı sunuyor, ebediyete irtihal edenleri rahmetle anıyorum. CUMHURİYETİMİZİN TEMEL TAŞLARINDAN BAZILARI DA HARBİYE’DE DÖŞENMİŞTİR Harbiye, şanlı tarihimizde modernleşmeyi temsil eden kurumların başında gelirken ülkemizin yüksek eğitimdeki öncü kurumlarından da biridir. Nitekim Cumhuriyetimizi kurarak ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarma ülküsünün mimarı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de buradan yetişmesi, tesadüf değildir. Mustafa Kemal’in Harp Okuluna adım attığı bu anlamlı gün, sadece onun askerî eğitim yolculuğunun başlangıcını değil, aynı zamanda bir ulusun kaderini değiştiren eşsiz bir liderin ortaya çıkışının da simgesidir. Atatürk’ün bu kutsal ocakta edindiği bilgi ve beceriler, kazandığı disiplin ve zenginleşen fikir dünyası karakterini şekillendirmiş; onu asil milletimize önderlik ederek Millî Mücadele’mizi zafere ulaştıran ve Cumhuriyetimizi kuran bir lidere dönüştürmüştür. Diğer bir deyişle, ilelebet payidar kalacak Cumhuriyetimizin temel taşlarından bazıları da Harbiye’de döşenmiştir. Sizler, bu köklü kurumun mirasını devralan ve aynı ruhla yetişen gençler olarak, ülkemizin savunma ve güvenlik alanındaki geleceğini omuzlarınızda taşıyorsunuz. Bu bağlamda gücünüzün, sorumluluklarınızın ve sizlerden beklentilerimizin farkında olmanız ve bu şanlı yuvadaki her anınızı verimli geçirmeniz, ordumuzun gelecekteki etkinliği ile ülkemizin ve asil milletimizin istiklal ve istikbali için hayati önemdedir. Bu nedenle gelişiminize katkı sağlayacağını değerlendirdiğim bazı hususlardaki düşüncelerimi, sizlerle paylaşmak istiyorum. TÜRKİYE CUMHURİYETİ EŞSİZ BİR TARİHÎ MİRASIN SON HALKASIDIR Tük tarihi, binlerce yıllık köklü bir geçmişe sahiptir. Bütüncül bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, tarih boyunca varlık gösteren birbirinden büyük Türk devletleri, bizlere şanlı bir miras bırakmıştır. Türkiye Cumhuriyeti de bu eşsiz tarihî mirasın son halkası, bu kutlu geçmişin yegâne varisidir. Sizler, Cumhuriyetimizin birinci asrını tamamlayıp ikinci asrına başladığımız bu tarihî döneme şahitlik ediyorsunuz. Tarih derslerinden bildiğiniz üzere bu binlerce yıllık serüvende büyük mücadeleler vererek pek çok badireyi atlattık. Yaşadıklarımızdan kimi zaman ibret, kimi zaman ilham aldık. Bu süreçte edindiğimiz her tecrübe, bizlere mutlaka güçlü bir devlet yapısına ve kudretli bir orduya sahip olmamız gerektiğini gösterdi. Yakından takip ettiğiniz üzere jeostratejik önemi çok yüksek olan ülkemiz, hâlâ birçok tehdit ve tehlikeyle karşı karşıya kalmaktadır. Etrafımızın adeta ateşten bir çember hâline dönüştüğü bu süreçte, artan küresel ve bölgesel risklere karşı çok yönlü ve etkin bir güvenlik politikası takip etmemiz hayati önemdedir. Bu doğrultuda Bakanlık olarak devletimizin bekası, ülkemizin ve asil milletimizin güvenliği için çalışmalarımızı tüm hızıyla, yüksek bir azim ve kararlılıkla sürdürmekteyiz. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de; - Sınır ötesinden başlayarak hudutlarımızın güvenliğinin sağlanması, - Tüm terör örgütleriyle etkin bir şekilde mücadele edilmesi, - Mavi, Gök ve Siber Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunması, - Uluslararası güvenlik, barış ve istikrarın desteklenmesi, - Geniş ölçekli tatbikatların icrasından yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesine kadar üstlendiği tüm vazifeleri büyük bir başarıyla yerine getirerek İstiklal Harbi’mizden bu yana en kapsamlı ve en etkin faaliyetlerini ifa etmektedir. TÜRKİYE’Yİ DAHA DA İLERİYE TAŞIYACAKSINIZ Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik vizyonu ve liderliğinde hayata geçirilen uygulamalarla ülkemiz güçlü bir devlet konumuna ulaşırken izlediğimiz etkin politikalarla uluslararası güvenlik mimarisinin ve müzakere masalarının vazgeçilmez bir üyesi hâline gelmiştir. Ülkemizin başat aktör haline gelmesinde elbette kahraman ordumuzun da büyük bir payı vardır. Şanlı ordumuzun imkân ve kabiliyetlerini daha üst seviyelere çıkarmak, etkin ve caydırıcı özelliklerini artırmak için eğitim faaliyetlerimizi aralıksız sürdürürken yerli, millî ve modern savunma sanayimizin ürettiği silah ve sistemleri envanterimize dâhil ediyoruz. “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimiz doğrultusunda sadece kara, deniz ve hava platformlarında değil, siber ve uzay alanlarında da birçok kritik projeyi tamamladık, yenilerini başlattık. Bu başarıların devamı sizlerin kendinizi en iyi şekilde geliştirmesine, ülke sevdasıyla ortaya koyacağınız yüksek azim ve gayrete bağlıdır. Kahraman ordumuzun lider personeli olacak sizlerden, ülkemizin ulaşmış olduğu bu üstün seviyeyi idrak etmenizi, gelişmelere en iyi şekilde vâkıf olmanızı bekliyoruz. Bu gurur verici yolculuğun birer parçası olacak ve Türkiye’yi daha da ileri taşıyacaksınız. Buna yürekten inanıyorum ve siz kıymetli evlatlarıma bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum: BÜYÜK ŞEYLERİ BAŞARMAK İÇİN BİLGİ VE CESARET GEREKLİDİR Her şeyden önce kendinizi tanımalı; kabiliyetlerinizi, ilgi alanlarınızı, yeteneklerinizi ve potansiyelinizi keşfetmelisiniz. Öz disiplinle kararlı ve inançlı olarak hedeflerinize yürüyün. Unutmayın ki büyük zaferler, sabır ve emekle kazanılır. Büyük şeyleri başarmak için bilgi ve cesaret gereklidir. Bilgi, okudukça ve gözlemledikçe cesaret ise bilgi ve tecrübe ile yoğruldukça gelişir, güçlenir. Zaman gerçekten çok çabuk geçiyor. Buradaki vakitlerinizi verimli geçirmeye çalışın. Kendinizi ne kadar çok geliştirirseniz, unutmayınız ki yarın o kadar kazançlı olursunuz. İnançlı, planlı, çalışkan ve azimli olduğunuz sürece, başarı daima yanı başınızda olacaktır. Hiçbir engel veya imkânsızlık, vazifenizi yapmaktan sizleri alıkoyamamalıdır. Yapacağınız işlerde, takım çalışmasına önem verin, farklı bakış açılarından faydalanırken aranızdaki iş birliği ve dayanışmayı geliştirin. Emin olunuz ki birlikte çalışarak daha büyük başarılara imza atabilirsiniz. Bu yüzden çalışmak hayatınızın ana felsefesi, sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. ASKERLİKTE DİSİPLİN VE MUTLAK İTAAT BAŞARININ VAZGEÇİLMEZ ANAHTARIDIR Unutmayın ki taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. Askerlik mesleğinin özü olan disiplin ve mutlak itaat de başarının vazgeçilmez anahtarıdır. Disiplin; Türk askerini, diğer ordulardan ayıran en bariz özelliklerin başında gelmektedir. Nitekim kahraman ordumuz; binlerce yıllık köklü tarihimizden süzülüp gelen ve askerliğin temeli olan kurallardan yani disiplinden ve mutlak itaat anlayışından asla taviz vermeden millî, manevi ve mesleki değerlerimiz doğrultusunda, asil milletimizin güvenine layık bir şekilde görevlerini sürdürmektedir. İnanıyorum ki sizler burada edineceğiniz millî, manevi ve mesleki değerlerinizle asil milletimize ve devletimize hizmet edecek subaylar olarak ülkemizin geleceğinin güvencesi ve kahraman ordumuzun gururu olacaksınız. Sonuç olarak sizlerin, bu esaslar çerçevesinde ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller” veciz sözünden hareketle aklın ve bilimin ışığında muhakeme ve analiz ilkesini daima rehber edinerek kendinizi en iyi şekilde yetiştirmenizi bekliyoruz. Değerli Misafir Harbiyeliler; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışını ilke edinmiş bir ordunun mensupları olarak sizleri burada ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu kutsal çatı altında edindiğiniz çağdaş eğitim ve bilgi birikiminin sizlere önemli katkılar sağlayacağına ayrıca kurduğunuz dostlukların, hayatınızın her döneminde sizler için büyük bir gurur ve güzel bir anı olacağına yürekten inanıyorum. Önümüzdeki yıllarda ülkelerinizde önemli askerî görevler üstleneceğinizden ve ülkelerimiz arasındaki savunma iş birliklerinin güçlenmesine büyük katkılar sunacağınızdan eminim. Bizler için en büyük temenni, burada kurduğunuz dostlukların ve aramızdaki kardeşlik bağının yaşam boyu sürmesi ve her zaman gönlümüzde özel bir yeriniz olduğunu bilmenizdir. TSK’NIN GELECEKTEKİ LİDERLERİNİ YETİŞTİRME SORUMLULUĞUNU OMUZLARINIZDA TAŞIYORSUNUZ Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gelecekteki liderlerini yetiştirme gibi önemli bir sorumluluğu omuzlarınızda taşıyorsunuz. Harbiyelilerin ileride üstleneceği görevleri göz önünde bulundurarak onları en donanımlı şekilde hazırlamak ve yarınlara güçlü adımlarla ilerlemelerini sağlamak adına büyük bir azimle çalışmaya devam ediniz. Sarf ettiğiniz her sözün, sergilediğiniz her tutumun birer örnek teşkil ettiğini ve bu kıymetli gençlerin başarı yolculuğunda önemli bir iz bıraktığınızı unutmayınız. Bu anlayışla çalışmalarınıza devam etmeniz, ordumuzun geleceği olan genç subaylarımızın en iyi şekilde yetiştirilmesi bakımından hayati önemdedir. Bugüne kadar sergilediğiniz fedakârlık ve özverili çalışmalar nedeniyle Kara Harp Okulunun siz kıymetli yönetici, komutan, personel ve öğretim görevlilerine teşekkür ediyor; bundan sonra da görev ve sorumluluklarınızı en iyi şekilde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor; - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Çok Değerli Harbiyeli Evlatlarım, eğitim hayatınızda sizlere üstün başarılar diliyor, her birinizi gözlerinizden öpüyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

39,453 görüntüleme • 1 yıl önce