Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Soykırımcı İsrail’e karşı eylemlerini devam ettiren Harvard Üniversitesi öğrencileri, kampüste cemaatle namaz kılan arkadaşlarını korumak için kefiyelerle duvar ördü

21,025 Aufrufe • vor 2 Jahren •via X (Twitter)

5 Kommentare

Profilbild von Selçuk Acur
Selçuk Acurvor 2 Jahren

@_alitan BOYKOTA DEVAM unutma

Profilbild von Hayali Yolcu
Hayali Yolcuvor 2 Jahren

Bizim üniversiteler ise...Ne denirse boş..Çocuk kanı içiyorum diye malum kahveciden paylaşım yapan muhafazakar görünümlü insanlar gördü bu gözler...İki yorum yazsak ne yazmasak ne.........

Profilbild von freedom 🏛
freedom 🏛vor 2 Jahren

Aynı bizim Boğaziçi misali olmuş

Profilbild von غ cennetyolunda غ
غ cennetyolunda غvor 2 Jahren

#Gaza #FreePalestine #Gaza_Genocide

Profilbild von Zehra Toksoy
Zehra Toksoyvor 2 Jahren

SubhanAllah Allahu Ekber ❤️🇹🇷

Ähnliche Videos

Sarık, Takke Ve Cübbeye Karşıymışım Gibi Durumu Lanse Eden Kardeşlerime: - Bir: Hadis Ve Siyer kurumu olarak, Mealizme reddiye, Hadis halkaları tanzim etme ve hadisle ilgili gelen soruları cevaplamakla gayret sarfediyoruz. Amacımız budur. Etkileşim ve ehli imana karşı reddiyeyi ahlak edinmek bizim mesleğimiz değildir, olamaz. -İki: Sehven bile olsa uydurma Hadisi tedavüle sokana cevap verilir. Hata umumda yayılmışsa umumda cevap verilir. Sünnet bunu gerektirir. Hocaya ulaşabilirsek özelden bildiririz. Hatta bazı hocalar hatam umuma yayılmışsa umumda bizi tashih edin, diyerek memnuniyetlerini ifade ederler. Niyetimiz, bir şeyi tashih ederken ehli imanı kırmamaktır. Ancak hatada ısrarcı olursa, hakkın hatırı daha alidir diyerek cevabı veririz. Cemaat ve meşrep önemli değildir. Herhangi bir cemaat ve meşrebe de kinimiz yok, olamaz, billahi olamaz. - Üç: Sarık, Takke veya islâm'a mal olmuş bir giyim asla tarafımızdan tahkir edilmemiştir. Baş kapatma ile ilgili Nebilerin adeti ve sünneti ortadadır. Buna itiraz eden olmaz. Ancak sarıkla namaz kılmak 27 kat derecesi fazladır söylemi uydurma hadistir. Evinde tek başına sarıkla namaz kılan, cemaatle namaz kılan başı açık kişi ile aynı ecre mi ortak? Subhanellah! Yapmayın bunu, ne esas, ne akıl, ne iz'an ne de Hadis usulü bunu kaldırır. Misvak veya cemaatle namaz gibi değildir. Sevabı var denebilir ancak cemaatle namaz derecesine çıkaracak kadar istismara yol açmak olamaz, olmamalıdır. Bu düşünceyle halk cami cemaatinden bile kopar. Ezcümle; şahsıma yapılan reddiye ve linç girişimi önemli değildir. Ancak Sünnet karşıtıymışım gibi lanse edilmemiz kurum ve dostlarımızı da zan altında bırakır. Doğu medreselerindeki her seyda bizi bilir, akidemizi de bilir. Zira biri çekmiş olduğu bir videoda şunu beyan etmiş: "Doğu medreslerinden ilmen zedelenmiş İbrahim Kaya diye bir çıkmış.." diyerek kinini kusuyor. Ehli imanla kavga etmemeye niyetliyim. Bu sebeple kurum ve hocalarla bizi karşı karşıya getirmeye çalışan toy gençlere aldanmamak gerekir. Bu bizim için de geçerlidir. Allah c.c için olan hiçbir amel zayi olmaz. Rabbimiz, ümmetin vahdetini, hilafetini alelacele nasip eylesin, kelime ve halimizi bir eylesin, ilimsiz konuşmaktan muhafaza eylesin, hadisleri anlatırken dikkatle anlatmayı nasip eylesin. amin

İbrahim KAYA

42,064 Aufrufe • vor 1 Jahr

Kabe'de namaz kılan hacılar imamın secde ayetini okuması sonucu ufak bir kafa karışıklığı yaşıyorlar. İmam secde ayetini okuduktan sonra tilavet secdesi yapıyor ve tekrar kıyama kalkarak ayete devam ediyor. Namaz kılarken Kur’an-ı Kerim’deki secde ayetlerinden biri okunduğunda tilavet secdesi yapılması vaciptir. Okuyanın da, namazda veya namaz dışında dinleyenin de yapması gerekir. Namaz içinde secde ayetine denk gelindiğinde izlenecek adımlar: İki yolu var, 1 Yol: Ayetten Sonra Namaza Devam Edilecekse (En Yaygın Durum) Secde ayetini okuduktan hemen sonra tilavet secdesi yapıp ardından kıyama (ayakta duruşa) dönerek sureye devam etmek isteniyorsa: 1. Secdeye İniş: Secde ayeti okunduktan sonra, eller yukarı kaldırılmadan doğrudan "Allâhü ekber" denilerek tilavet secdesine inilir. 2. Secdede Okunacak Dua: Secdede, normal namaz secdesinde olduğu gibi üç defa "Sübhâne rabbiyel-a'lâ" denir. 3. Ayağa Kalkış: Tekrar "Allâhü ekber" diyerek ayağa (kıyama) kalkılır. 4. Devamı: Okunacak başka ayetler varsa okunmaya devam edilir; ardından normal rükû ve secdelerle namaz sürdürülür. 2. Yol, Secde Ayeti Rekâtın Sonuna Denk Geldiyse Eğer okunan secde ayeti rekatın son ayetiyse veya ayetten sonra rükûya geçilecekse ayrıca müstakil bir tilavet secdesi yapmak şart değildir: Doğrudan rükûya gidilir. Niyet tilavet secdesini de kapsayacağı için namazın rükûsu ve ardından gelen normal secdeleri, tilavet secdesinin yerine geçer. Ancak istenirse yukarıdaki gibi önce tilavet secdesi yapılıp ayağa kalkıldıktan sonra rükûya da geçilebilir. Cemaatle Kılınan Namazlarda İmam okuduğunda: İmam secde ayetini okuyup tilavet secdesine indiğinde, cemaat de imama uyarak birlikte secdeye iner ve kalkar. Cemaatten biri okursa: Cemaatten birinin namaz esnasında içinden veya sesli secde ayeti okumasıyla imam veya diğer cemaat secde etmez; namaz bozulmaz ancak namazda yüksek sesle okumak mekruhtur. Önemli Not: Tilavet secdesine inip kalkarken eller kulak hizasına kaldırılmaz, başlama veya bitiş selamı verilmez.

Odak TV

207,375 Aufrufe • vor 23 Tagen

ABD ÜNİVERSİTELERİNDE NELER OLUYOR? ÖĞRENCİLER, HOCALAR GAZZE İÇİN AYAKTA. PROF'LARA KELEPÇE. YÜZLERCE GAZALTI. YA BİZDEKİLER!" Gazze’deki İsrail/ABD soykırımına karşı; 1- Önce Avrupa ve ABD’de şehirler ayağa kalktı. Günlerce, haftalarca kitleler sokaklara aktı. 2- Batı dünyası, kendi lider ve rejimlerinin katliam ve soykırımlarına açık tavır alıyordu. 3- Bir tür sivil isyan dalgası toplumsal zemin oluşturdu. Biz buna küresel vicdan hareketi dedik. 4- Ama şuan bir şey daha oluyor: ABD’de üniversite öğrencileri Gazze için tam anlamıyla ayağa kalktı. 5- Kolombiya üniversitesinde başlayıp, Harvard, Yale, Texas Üniversitesi, Maryland Üniversitesi, Brown Üniversitesi, Michigan Üniversitesi, Princeton gibi çok sayıda büyük ve prestijli üniversiteye yayılan gösterilerde öğrenciler inanılmaz bir mücadele veriyor. 5- Üniversite hocaları da öğrencilerin yanında yer aldı. (Öyle bizim Boğaziçi Üniversitesi'nde kendi çıkarları için aylardır ayakta duranların sergilediği maskaralıkla hiç alakası yok) 6- ABD yönetimi; İnsanlık için ayağa kalkan öğrenci ve hocalara hiç tolerans göstermedi. Demokrasi, ifade özgürlüğü falan palavra. Mesele İsrail olunca sıfır özgürlük! 7- Yüzlerce gözaltı var ve eylemler yayılıyor. Polis çok sert tepki gösteriyor. Prof’lar, bölüm başkanları elleri kelepçelenip götürülüyor. 8- Boğaziçi’ndeki hocalardan sadece birini polis kelepçeleyip götürse ne olurdu? Türkiye’yi ayağa kaldırırlar. ABD ve Avrupa’nın tamamından açıklamalar yayınlardı. 9- Ama ABD olunca kimsenin sesi çıkmıyor. İşte böyle bir riyakarlık. Böyle bir utanmazlık. Bizdeki böyle bir sömürge kafası. 10- ABD üniversitelerindeki öğrenci hareketlerini destekliyoruz. Onları küresel vicdan için alkışlıyoruz. 11- Hocaların onurlu, vakur duruşu karşısında saygıyla eğiliyoruz. 12- ABD ve Avrupa lider ve rejimlerini soykırım ve katliamları yüzünden yargılıyoruz. 13- ABD İsrail için büyük bedel ödüyor, ödeyecek. İsrail'i koruyayım derken kendini yok edecek. Yönetici elitler İsrail elinde rezil olurken ABD halkı İsrail'i mahkum ediyor. NOT: Gazze duyarlılığı üzerinden Batı’da yeni bir “muhalefet dalgası” formatlanıyor. Bunun sarsıcı siyasi sonuçlarına hep birlikte tanık olacağız.

İbrahim Karagül

97,862 Aufrufe • vor 2 Jahren

77 gündür Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan #Basel TAHLİYE edildi. X paylaşımları gerekçe gösterilerek (DevGenZ pankartı ve Grup Yorum şarkısı paylaşmak) tutuklanan Basel, 77 gün sonra tahliye edildi. Basel'in DevGenZ pankartı nedeniyle tutuklamasını protesto eden üniversite arkadaşları basın açıklamasında "Dev GSÜ" pankartı açtı. Galatasaray Üniversitesi Öğrencileri (@gsuotk) adına basın açıklamasını Lâl okudu. "Biz Galatasaray Üniversitesi öğrencileri olarak Bekir Aslan için buradayız. Birçoğunuzun Basel olarak tanıdığı sıra arkadaşımız Bekir 77 gündür tutuklu yargılanıyor. 19 Mart’ta başlayan gençlik hareketinin terörle yargılanan tek tutsağıydı. Sosyal medyada DEV GenZ yazan bir pankart fotoğrafı ve bir Grup Yorum şarkısı paylaşmış olması üzerinden böyle bir suçlamaya maruz kaldı. Olmayan bir örgütün propagandasını yaptığı iddia edildi. Oysa biz biliyoruz ki Bekir kendiliğinden bir hareketin, örgütsüz ama kalbi sokakta atan bir gençlik toplamının içinden seçilmiş bir rehine. O da hepimiz gibi sokağı kriminalize etmeye yönelik bütün çabalara tüm sıradanlığıyla meydan okudu, herhangi bir genç olarak haksızlıklara ses çıkardı. Onu özel kılan tek şey bunu daha fazla kamusallaştırabilmesiydi. Egemenler her zaman sokakta olmayı yaftalar. Halkın bundan çoğu zaman korkması normaldir. Amaçları ve yöntemleri ne kadar meşru olursa olsun eylemciler yabanileştirilir. Ama Bekir kendine has dili ve görünümüyle, sosyal medyada gösterdiği bütün gündelik hayatıyla hareketi insanileştirdi. En çok da gençliğin egemenlerin kendilerine koyduğu Z kuşağı adının başına onların hiç hoşuna gitmeyen bi sıfat eklemesi, bunun sıradan bir şey olması, şaka da olsa gündelik dilimiz olması bu davanın sebebi. Biz DEV GSÜ pankartımızla buradayız, Bekir’in bir suçu olmadığını biliyoruz, yanındayız. Onun alıkonmuş olması gençliğin yine haksızlıklara öfkeleriyle, gelecek kaygılarıyla, geçim dertleriyle, başka bir yaşam arzularıyla sokakları dolduracağı gerçeğini değiştiremez. Bekir mahkûm edildiği kötü koşullara rağmen tüm neşesiyle bizleri selamlamaya devam etti. Ancak biz onu tekrar kampüste görmek istiyoruz. Bunca süre yalnızca özgürlüğünden değil, eğitim hakkından da mahrum bırakılmış oldu. bu süreçte özgür olsa bugünlerde mezun olacaktı. Maruz kaldığı haksız suçlama karşısında arkadaşımızın sözleriyle yineliyoruz; “ayrıcalık değil adalet istiyoruz” @acabacabasel27

Fatoş Erdoğan

14,734 Aufrufe • vor 1 Jahr

İsrail’e Gazze sürprizi! Beklenmedik silahlar cephaneden çıktı... İki videoda tek mesaj Kuzeyde Gazze, ortada Deyrel Belah, güneyde Han Yunus ve Refah şehirlerinden oluşan Gazze Şeridi’nde İsrail işgaline direniş sürüyor. Şeridin kuzeydeki en kalabalık ve merkez şehri olan Gazze’yi topyekün işgal planını devreye sokan İsrail, sert mukavemet görüyor. Savaşın 699’uncu gününde kurtuluş savaşını devam ettiren Hamas’ın askerî kanadı Kassam Tugayları ile İslami Cihad’ın silahlı yapılanması Kudüs Seriyyeleri, Gazze şehrinin Zeytun mahallesinde ortak operasyonla İsrail askerlerinin karşısına çıktı. MAKİNELİDEN SONRA KORNET Önceki gün Kassam Tugayları’nın yayımladığı operasyon videosunda makineli tüfek kullanılması, alışılmışın dışında bir silah olarak kayda geçmişti. Mücahidler bu defa, yarı otomatik lazer güdümlü tanksavar füzesiyle İsrail askerlerini hedef aldı. Video görüntüleri, Kassam mücahidlerinin yeraltı tünelinden kornet güdümlü füzeyi çıkararak operasyon alanına taşıdığı anları yansıtarak başlıyor. Daha sonra Kudüs Seriyyeleri’nin hedef mevziye yerleştirdiği güdümlü füzeyi, iki İsrail tankının bulunduğu bölgeye ateşlediği an videoda yer alıyor. İLK KEZ Mücahidler 23 aydır devam eden savaşta genellikle Yasin 105 roketi, kalaşnikof silahı ve el yapımı şavaz patlayıcı cihazıyla operasyon gerçekleştiriyordu. İsrail’in sahadaki en büyük kozunu oynamak için başlattığı Gazze şehrini işgal girişimine karşı mücahid gruplar ilk kez güdümlü füze ve makineli tüfeklerini cepheye çıkarmış oldu. ORDUNUN KALBİNİ SÖKEBİLECEK DİRENİŞ Tahrip gücü daha yüksek bu silahların İsrail ordusuna karşı kullanılmasıyla, işgalcilerin Gazze’yi işgal girişiminde oldukça büyük kayıplar verebileceği öngörülüyor. BAŞKA HANGİ SİLAHLAR VAR? Gazze’de yüksek gizlilikle korunan harp tünellerindeki cephanelerin muhtevası İsrail ordusu ve istihbarat servislerince açığa çıkarılamıyor. Böylelikle vatanını savunan mücahidlerin başka hangi silah sistemlerini devreye koyabileceği büyük bir bilinmezlik olarak İsrail ordusunu bekliyor. Kassam mücahidlerinin yayımladığı son videoda kullanılan makineli tüfek, kameraya şöyle yansımıştı:

Yahya Sinvar

31,882 Aufrufe • vor 1 Jahr

Anadolu Üniversitesi'nde bir panele katılan Rektör Yusuf Adıgüzel, bir grup üniversite öğrencisi tarafından protesto edildi. Öğrenciler, "Biz üniversitede ablukadayken siz neredeydiniz?" sorusunu yöneltti. Anadolu Üniversitesi Rektörü Yusuf Adıgüzel, Kariyer Planlama dersi kapsamında İletişim Bilimleri Fakültesi Şener Şen Salonu'nda bir seminere konuşmacı olarak katıldı. Adıgüzel, Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) önemi ve öğrencilerin neden kariyer planlarını bu kuruluşlar üzerinde planlamadığı üzerine bir konuşma gerçekleştirdi. Bir grup öğrenci ise programın başında, Adıgüzel sahneye davet edildiğinde rektörü dakikalarca alkışlayarak protesto etti. Ardından ise soru cevap şeklinde ilerleyen panelin ortalarında bir öğrenci söz aldı ve şu ifadeleri kullandı: "Burada savunucu olmaktan ve adaletsizliğe karşı neler yapabileceğimizden biraz bahsettiniz. Kişisel olarak da, 'adaletsizliğe karşı neler yapabilirim?' dediniz. Bence, kayyum rektör olmayı reddedebilirdiniz. Kamuoyundan, eylemsellikten bahsettiniz. Ben çok teşekkür ederim buralara da değindiğiniz için. Kamuoyu hazır buradayken, ben Anadolu Üniversitesi'nde bir öğrenci olarak kayyum rektör istemiyorum. Aynı zamanda sormak istiyorum. Anadolu Üniversitesi öğrencileri ablukaya alındığında, okula TOMA girdiğinde rektörümüz neredeydi?" Rektör Adıgüzel ise soruya cevaben, "Hastaydım" dedi. Öğrenci ise şöyle devam etti: "Geçmiş olsun. Biz de o günden sonra hasta olduk. Malum eksi 5 derece soğukta, TOMA yemiş halde bekletildik. Tekrar etmek istiyorum. Ben kayyum rektör istemiyorum." Öğrencinin konuşmasının akabinde Yusuf Adıgüzel, "Elbette her fikre saygım var ama bu kayyum rektörden kastınız nedir? Türkiye'de benim bilmediğim bir şekil var da öyle mi geldim buraya? Başka bir yöntem var mı? Bu üniversiteyi, katılan 44 aday içerisinde en iyi temsil edebileceğime inanıyorum. Senin fikirlerini de en iyi şekilde anlayacak bir rektör olduğumu düşünüyorum. Fikirlerinizi de saygıyla karşılıyorum. Abluka konusunda, o güne mi denk geldi diyeceksiniz. Tam da o güne denk geldi. Bir uyku testi ve randevu bulmak çok zor ve o gün erişebileceğim bir durumda değildim. Ben üniversite içerisinde sizlerin fikirlerini özgürce söyleyebileceğiniz bir ortam hazırlamaya çalışıyorum" dedi.

Eskişehir Haber Ajansı (EHA)

24,205 Aufrufe • vor 1 Jahr

Ben Özgür Özel'in bize anlattığı Filistin politikasından hiçbir şey anlayamıyorum. Bir taraftan, "HAMAS bir terör örgütüdür" derken diğer taraftan da "Filistin meselesinde Deniz Gezmiş'in çizgisindeyiz" diyor. Deniz Gezmiş, 1969 yılında Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi isimli Marksist Leninist direniş örgütüne katılıp dört ay sonra da dönüyor. Deniz Gezmiş'in Filistin çizgisi, 4 aylık kısa bir geziden ibaret ama katıldığı FDHKC öyle değil. Özgür Özel'in gururla bahsettiği örgüt, 1974 yılında İsrail hapishanelerindeki 26 Filistinlinin serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla Ma'alot kasabasındaki bir okula baskın düzenleyip çoğunluğu çocuk 115 kişiyi rehin alıyorlar. Tıpkı HAMAS'ın 7 Ekim tarihinde yaptığı gibi amaçları esir takası yoluyla hapisteki arkadaşlarını kurtarmak. İsrail, müzakerelerin bir noktasında, okula operasyon düzenliyor ve çıkan çatışmada 22'si çocuk 25 kişi ölüyor. FDHKC, rehineleri İsrail askerlerinin öldürdüğünü, İsrail ise FDHKC'nin öldürdüğünü söylüyor ve tabiiki Batılı ülkeler bugün de olduğu gibi İsrail'in açıklamasını doğru kabul ediyorlar. Yani bugün yaşananların neredeyse aynısı 1974'te de yaşanmış. Özgür Özel, o gün FDHKC'nin söylediğine inanırken bugün ise HAMAS'a değil İsrail'in açıklamasına inanıyor. Aradaki tek fark, HAMAS'ın Müslüman, FDHKC'nin ise Marksist Leninist bir örgüt olması. İsrail'in içindeki pek çok kaynak da 7 Ekim'de İsrail'in Hannibal Protokolü'nü uyguladığını ve HAMAS'a rehine pazarlığı kozu vermemek için kendi vatandaşlarını da öldürdüğünü söylüyor. Zaten İsrail'in böyle bir protokolünün olması bile 7 Ekim'deki İsrail iddialarını tartışmalı bir hale getiriyor. İsrail, asker-sivil ayrımındaki uluslararası bütün anlaşmaları ihlal eden ve çocuklar da dahil neredeyse bütün halkını silahlandırmış, dünyada benzeri olmayan bir ülke. Bu bölgedeki terör tanımının, dünyanın diğer bölgeleri ile aynı olamayacağı ortada. Yani bütün halkını silahlandırmış işgalci bir devlet, Filistin halkını keyfince katlediyor, kanunsuzca tutuklayıp hapishanelerde işkencelere, tecavüzlere maruz bırakıyor, topraklarına, evlerine bütün uluslararası kanunları çiğneyerek el koyuyor. Buna direnen Filistinliler tek ve son çare olarak İsraillileri esir almaya kalkarsa, İsrail bu kez kendi vatandaşları da dahil herkesi öldürüp suçu da karşı tarafa atıyor. Devamında da hakim finansal ve siyasal gücünü kullanıp karşı tarafı terörist ilan ediyor. Yani bir halkın, terörist ilan edilmeden Filistin'deki işgale, tecavüzlere, işkencelere karşı koyabilmesinin herhangi bir yolu mevcut değil. Erdoğan bu durumu gördüğü için HAMAS bir terör örgütü değil, direniş örgütüdür diyor. Deniz Gezmiş'in çizgisinden giden Özgür Özel ise HAMAS bir terör örgütüdür diyerek bu korkunç denklemde İsrail'i destekliyor. İsrail çok uzun zamandır yaptığının bir soykırım olduğunu biliyor ama direnişçileri terörist ilan edecek gücü olduğu için katliamlarına devam ediyor. Yani Özgür Özel, İsrail karşıtı gibi gözükmesine rağmen aslında İsrail'in titizlikle hazırlanmış bu planına hizmet ediyor. Bir başka çelişkili durum ise Özgür Özel'in izinden gittiği Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile ilgili. Özgür Özel belliki Deniz Gezmiş'in de terörist olmadığını düşünüyor. Terörist olmayan Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu isminde Marksist Leninist bir örgüt kuruyorlar. Çaldıkları bir araba ile ABD Büyükelçiliğini tarayıp iki polisi ağır şekilde yaralıyorlar. Daha sonra 4 Amerikalıyı kaçırıp tutuklu arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep ediyorlar. Deniz Gezmiş yakalandıktan sonra onun terörist olmayan arkadaşları, 1 Kanadalı ve 2 İngiliz teknikeri kaçırıp Deniz Gezmiş'in serbest bırakılmasını talep ediyor. Bunu yapanların başında da İsrail Başkonsolosu'nu öldürmek suçundan aranan Mahir Çayan var. Askerler, Mahir Çayan ve arkadaşlarını Kızıldere'de sıkıştırıyor ve çıkan çatışmada biri hariç hepsi ölüyor. Solcular, rehineleri askerin öldürdüğünü, askerler ise solcuların öldürdüğünü söylüyor. Bu yukarıda anlattığım ve bugün solcuların da onayladığı bu olayların hiçbirisi Özgür Özel'e göre terör eylemi değil çünkü failleri solcular. Terör eylemi sayılması için işin içinde Müslümanların olması lazım. Bunları HAMAS yapmış olsaydı terör eylemi olurdu mesela. Özgür Özel, Kızıldere'deki 3 sivilin öldürülmesi olayında Türk devletinin açıklamasına değil de sol örgütçülerin iddiasına inanıyor. Deniz Gezmiş'in arkadaşları terörist olmadığına göre, hiç sivil de öldürmemiş olmaları gerekir değil mi? Yani Özgür Özel, bu olayda devletin yalan söylediğini düşünüyor. Gazze'de ise nedense hiç sorgulamadan İsrail devletinin doğru söylediğine inanıyor. Demek ki Özgür Özel, İsrail devletini, Türk devletinden daha güvenilir buluyor. Muhtemelen kendisine sorulsa, "onlar asker değil cuntacı" diyecektir. İyi de İsrail de soykırımcı ve işgalci değil mi? Darbeciye inanmıyorsun da soykırımcıya mı inanıyorsun Özgür Özel ?

Abese İrca

39,067 Aufrufe • vor 1 Jahr

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla şehitlerimizin ve gazilerimizin kıymetli evlatlarını Millî Savunma Bakanlığında ağırladı. Bakan Yaşar Güler’in beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile Bakan Yardımcısı Salih Ayhan da yer aldı. Evlatlarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayarak onlarla yakından ilgilenen Bakan Yaşar Güler, yaptığı konuşmada şunları söyledi: ÜZERİNDE YAŞADIĞIMIZ AZİZ VATAN TOPRAKLARI, BİZLERİN EN KIYMETLİ VARLIĞIDIR Sevgili çocuklar, kahraman şehit ve gazilerimizin emaneti kıymetli evlatlarım; hoş geldiniz. Sizleri görmek ne kadar güzel. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı yürekten tebrik ediyorum. Bugün hep birlikte çok güzel bir bayramı kutlamanın tarifsiz mutluluğu içerisindeyiz. Sizlerin sevincini, umutlarını ve hayallerini paylaştığımız ve gözlerinizdeki heyecanı gördüğümüz böylesine özel bir günde siz değerli evlatlarımızı Bakanlığımızda ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Kıymetli yavrularım; üzerinde yaşadığımız aziz vatan toprakları, bizlerin en kıymetli varlığıdır. Bu güzel vatan kolay kazanılmamış, büyük emekler ve fedakârlıklarla bizlere emanet edilmiştir. Nitekim bir asır önce ülkemizi işgal etmek isteyen güçlere karşı büyük bir mücadele verilmiştir. Güçlü bir inançla başlatılan Millî Mücadele asil milletimizin kaderini değiştiren en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Bu mücadele devam ederken 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla birlikte millet iradesi her şeyin üzerinde tutulmuş ve geleceğimizin temelleri sağlam bir şekilde atılmıştır. Başta Millî Mücadele’nin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımız, dedelerimiz büyük bir kararlılıkla mücadele ederek zafer kazanmış ve bizlere bağımsız bir Cumhuriyet bırakmışlardır. Bu nedenle 23 Nisan, yalnızca bir bayram değil; aynı zamanda özgürlüğümüzün, bağımsızlığımızın ve güçlü bir geleceğe olan inancımızın da en önemli sembollerinden biridir. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN EMANETİ EVLATLARIMIZ, BAŞIMIZIN TACIDIR Bugün bayrağımız göklerde özgürce dalgalanıyorsa ve bizler bu topraklarda huzur içinde yaşayabiliyorsak bunu aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize borçluyuz. Onlar sizlerin güven içinde büyümesi, hayaller kurabilmesi ve güzel bir geleceğe ulaşabilmesi için büyük fedakârlıklar yaptılar. Bu kıymetli mirası korumak ve daha güçlü yarınlara taşımak için var gücümüzle çalışıyoruz. Özellikle vurgulamak isterim ki şehitlerimizin ve gazilerimizin emaneti olan ailelerimiz ve siz yavrularımız başımızın tacısınız. Bu kıymetli emanetin temsilcileri olan sizlerden beklentim kendinize güvenmeniz, merak duygunuzu hiç kaybetmemeniz ve sürekli öğrenmeye açık olmanızdır. Kitap okuyan, araştıran, soru soran ve düşündüklerini cesaretle ifade edebilen bireyler olarak yetişmeniz hem sizin hem de ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. YAPTIĞINIZ İŞİ EN İYİ ŞEKİLDE YAPIN İleride hangi mesleği seçerseniz seçin yaptığınız işi en iyi şekilde yapmanız ve ülkenize faydalı bireyler olmanız, en büyük hedefiniz olmalıdır. Sizler, bu ülkenin en kıymetli hazinelerisiniz ve bizler için çok değerlisiniz. Sizlerin mutluluğu ve başarısı hepimizin ortak sevincidir. Bu yüzden devletimiz sizlerin en iyi şartlarda eğitim alabilmesi güven içinde büyüyebilmesi ve hayallerini gerçekleştirebilmesi için tüm imkânlarını seferber etmektedir. Çünkü sizlerin güçlü, donanımlı ve özgüvenli bireyler olarak yetişmesi ülkemizin yarınlarını daha aydınlık kılacaktır. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de her zaman yanınızda olmaya ihtiyaç duyduğunuz her an destek vermeye devam edeceğiz. Unutmayın ki bizler büyük bir aileyiz. Bu duygu ve düşüncelerle Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi; rahmet ve minnetle, kahraman gazilerimizi şükranla anıyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı bir kez daha kutluyor; sizlere sağlık, mutluluk, başarı ve umut dolu bir gelecek diliyorum. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

37,194 Aufrufe • vor 5 Monaten

ŞİA AKİDESİNDEN NEFRET EDİYORUZ DİYE İSRAİL'İN ONLARI VURMASINA GÜLECEK MİYİZ? İran ile akidevi olarak her ne kadar birbirimize ters isek de, onlar sahabe-i kirama saygısız ise de, karşılarında yahudiler, hristiyanlar var. Yahudiler, ‘Hazreti Üzeyir Allah’ın oğludur’ derler -haşa-. Hristiyanlar, ‘Hazreti İsa Allah’ın oğludur’ derler -haşa-. Onların söylediklerinden gökler titrer, Arş-ı Âlâ titrer. Bunun için yahudiler İran’dan daha şiddetlidir. Biz burada zalim-mazlum şeklinde bakmak zorundayız. Yine içlerinde birçok ehl-i kıble Müslüman var. Küfre gitmemiş olanlar vardır. Küfre gitmemiş olanlardan maksat, akidevi anlamdadır. Sapkın olmayanlar da var. Yani çok aşırı derecede gidenler de var, arada olanlar da var. Dolayısıyla aşırı derecede olanları zaten insan bir şey diyemiyor, Allah’a bırakıyor. Ancak diğerlerine insan gerçekten üzülüyor. Bir de bunların içerisinde çoluk çocuklar vardır. Allah-u Zülcelal bunun için İran’ı da yahudiye karşı, İsrail’e ve Amerika’ya karşı muzaffer kılsın. İran’la ilgili bazı insanlar, onların mezheple ilgili sıkıntıları olduğundan dolayı, akidevi sıkıntıları olduğundan dolayı, Suriye’de yaptıkları zulümlerinden dolayı onlara sanki dua etmek istemiyorlar gibi davranıyorlar. Bu yanlış bir şeydir. Çünkü Suriye’de yaptıkları zulmün cezasını sen kafirden bekleme. Cezasını vermek istiyorsan, o zaman kendin verseydin! O zaman verseydin! Madem bu kadar adalet istiyorsun… Devletler olarak söylüyorum. Halk olarak kimse bir şey yapamaz. Devletler olarak bunu isteseydiniz! İran’ın Suriye’de yaptıklarına biz de o zamanlar tepki gösteriyorduk, itiraz ediyorduk. Fakat bunlar yetmedi, yetmiyordu. Devletler bir şeyler yapmalıydı o zaman. Suriye’de 1 milyondan fazla insan katledildi. Bütün devletler izledi. Şimdi de İran, o izleyen devletlerdeki amerika üslerini vuruyor. Bütün Müslüman ülkelerinde -biz de dahil- bu üsler var. O zulüm ise o zulüm ile bu mazlumiyeti karıştırmamak lazım. Şimdi bir insan dün bir suç işledi. Bugün başka bir suç işlemişse ya da bugün suç işlememiş… Dün birini döven bir kişi bugün; bir başkasından dayak yiyor. Siz bunu kısas yerine sayabilir misiniz? Sayamazsınız. Çünkü henüz o mahkemeye çıkmadı. Bu ayrı bir olaydır. Burada zalim ile mazlum da farklı olabilir. Dünkü zalim, bugün mazlum da olabilir. Dolayısıyla bugün İran mazlumdur. Amerika ona direkt geliyor, vuruyor. İsrail kendisi geliyor, vuruyor. İşte böyle bir durumda o zamanki suçları ile bu zamanki mazlumiyetleri birbirine karıştırmamak gerekiyor. Yanlıştır bu. Kaldı ki şu anda amerika onların sivil yerlerini de vuruyor. Bu da yazık. O çocukların ne suçu var? Suriye’deki katliamda İran’daki okulların ne suçu var? Orada okullar bombalanıyor ve küçücük, minnacık çocuklar ölüyor. Hiç haberleri bile yok. Belki Suriye olaylarını bile duymamışlardı. İran için, İran’ın galibiyetini istemek bizim imanımızın gereğidir. Onlar ehl-i kıbledir diyoruz, Müslümandır diyoruz. Kafire karşı Müslümanları desteklemek farzdır. Ayet-i kerimede dahi Rumlar ile Farslar zikredilir. Rum Suresi’nde geçer. Orada dahi ehl-i kitabın mecusilere galibiyetinden dolayı mü’minlerin sevineceği buyurulmuştur. Bu bizim için bir yoldur. Mecusi ateşe tapandır. Ehl-i kitap ise hristiyan veya yahudilerdir. Bakın, mecusilere karşı ehl-i kitabın kazanmasıyla mü’minlerin sevinmesi isteniyor. Şimdi burada da Müslüman ile ehl-i kitap var. Müslüman, ehl-i kitaptan Allah’a daha yakındır. Müslümanın galip olmasını sevmen gerekir. Az önce dediğimiz gibi bunların da akidesi bozuk. Biliyoruz. Ama onların akidesi ile yahudinin akidesini bir tutabilir miyiz? Sahabeye saygısızlık yapmaları, küfür etmeleri ayrı; “Hazreti Üzeyir Allah’ın oğludur” demek ayrı. Birisi kuldur, sahabedir; diğeri Allah celle celalühü... Bazı Müslüman kardeşlerimizde şöyle bir korku var: 'Eğer onlara dua edersek, sanki onlara meyil etmiş, onların tarafına geçmiş oluruz. E yapalım mübarek! Madem yarın bir gün böyle bir propaganda yapmalarından, bu durumu kullanmalarından korkuyoruz; o zaman gel, biz de onlarla birlikte amerikayı, israili durduralım. Saldıralım o zaman! Madem böyle bir çekincen var, o halde biz de destek verelim ki yarın bir gün onlara verecek bir cevabımız olsun. Biz Sünniyiz elhamdülillah! Şiayı sevmeyiz, Şia akidesini sevmeyiz! Hatta nefret ederiz. Ancak Şiaya karşı diye kalkıp Yezid’e “Hazreti Yezid” de demeyiz. Çünkü o Yezid ki Allah belasını vermiştir deriz. Ehl-i beyti öldürmüştür. Biz Sünniyiz elhamdülillah. Fakat vasatı korumak zorundayız. Ama bazıları sırf şiaya inat olsun diye Yezid’i yüceltmeye kalkıyor. Böylelerine “siz de Yezidiniz de yerin dibine batsın” denilir. Sünnilik, Şiiliğin karşıtlığı değildir. Sünnilik İslam’ın ta kendisidir. Sahabe-i kiramın tamamını kuşatan bir akidedir. Hepsine saygı gösterir, hiçbirine dil uzatmaz. Biz deriz ki Hazreti Ali haklıydı. Ama Hazreti Muaviye’ye de dil uzatmayız. Çünkü o da sahabeydi. İçtihad etti, hatalıydı ama biz burada susarız. Haddimizi biliriz. İşte Şiiler burada durmuyor, devam ediyor. Bizim farkımız haddimizi bilmemizdir. Haddini bilmek her zaman güzeldir. Ama Yezid sahabe değildir, ona söz söylenir. Allah onu kahretsin. Allah-u Zülcelal ehl-i beytin hakkını ondan alsın. Kim Yezid’e “hazret” diyorsa Allah ona hidayet versin, basiret versin. Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede buyuruyor ya: “Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” Biz şia akidesini sevmiyoruz diye onların mazlumiyetine gülecek miyiz? Gülemeyiz. Bu bize yakışmaz. İnsanlığa da yakışmaz, bizim akidemize de yakışmaz. Doğru değildir.

Seyda Feyzullah Konyevi

35,039 Aufrufe • vor 6 Monaten

Serhat Akın: Buraya nasıl geldi, nasıl oldu? Daha da fark olur muydu? Hepsini bence konuşmamız gerekiyor. Hepsini bu yayında konuşacağız. Eğri oturup doğru konuşmamız gerekiyor. Benim kendi analizlerim var. Sizden gelen soruları merak ediyorum. Sizce sıkıntı nerelerdeydi? Hepsini Super Chat'ten atabilirsiniz. Super Chat soru cevap bölümüne az sonra geçeceğiz. Şimdi ben net konuşacağım. Galatasaray için ligde bundan sonra lige konsantre olur, o olur, bu olur. O zaten sonraki olay. Ama şimdi benim analizlerime göre net konuşmam gerekirse bence Okan Buruk maalesef ve maalesef buraları oynayamıyor. Şimdi diyeceksiniz ki niye buralara kadar geldi. Abi ben şunu çok iyi analiz ettim. Galatasaray kendi stadındaki olanüstü Baskı, taraftar baskısı, atmosferle içerideki maçları kazanıyor abi. Bir türlü kazanıyor. Juventus'u içeride darmaduman etti. Orada darmaduman oldu. İçeride Liverpool'u yendi. Burada dağıldı. Bunların bence tamamen Okanburuk'un kilitlenmesinle kal geliyor bir şekilde. Oyuncu değiştiremiyor. Yani Osemen'in kolu gitmiş. Bir kişi eksik oynuyorsun. Enflit'te Böyle bir cehennemde don geldi yani. Kaldı böyle. Oyuncu değiştiremiyor. Maç gidiyor. Maç gidecek. Penaltı oldu. Yani bugün bugün yazık olduysa Uğurcan'a yazık oldu. Uğurcan bugün bu maçta bence çok daha kötü bir sonuçlar alınmamasına çok büyük engel oldu. Resmen duvar ördü. Ona rağmen maç 4-0 bitti. Burada net bir şey söyleyeceğim size. Uğurcan bence Galatasaray tarihinde önemli bir yer alacak. Önü çok çok açık muazzam bir maç çıkarttı ama Okan Burun burada Juventus deplasmanında Liverpool deplasmanında tamamen tamamen kötü bir hocalık. Kötü bir maç analizi. Maçı hiç okuyamaması. Hamlenleri kötü. Daha doğrusu hamle yok ortada. Yani o simen baskı yapamıyor. Tamam sakatlandık. Üzülebilirsin ama oynayamıyor. Yani şimdi oynayamıyor oynayamıyor. O içeride kalmak istiyorsa da senin çıkartman lazım. Çünkü adam oynayamıyor. Adam pres yapamıyor. Koşamıyor. Hava topuna çıkamıyor. Geri koşamıyor. Sürekli bir eksik. Orta sağ bölgesini komple ele geçirdi. Sen halen dışarıda Okan Buruk bekliyor. E o zaman da yapacak bir şey yok. Ben karışmak gibi olmasın. Direkt vedalaşırım. 3 sene şampiyonluk. Çok teşekkürler hocam. Muhtemelen sezon sonuna kadar devam eder. Sezon sonunda şampiyon olmaz. Orada vedalaşırım. Ben olsam direkt hala hazırdayken Fatih Hoca da gelip gidiyorken hemen sezon sonuna kadar ben olsam Fatih Terim hamlesi yaparım. Burada gerçekten eri oturup doğru konuşmak lazım. Okan Hoca ile yani Okan Buruk ile deplasmanlardaki Galatasaray gerçekten çok kötü görüntü veriyor. Yani Juventus'a karşı 10 kişi çok rezil bir futbol bir şekilde o simen Barış Alper seni hayatta tutuyor. Bu futbol bize yakışmıyor diyorsun. Gidiyorsun Liverpool deplasmana daha kötü futbol oynuyorsun ve hiçbir şey yapmıyorsun. Hiçbir şey. Yani bugün ne ikili mücadele var ne atak var ne kaleye şut var. Ne işte pres var. Yani bu kadar kötü bir takım görüntüsü. Gerçekten. Hiç Galatasaray'a yakışacak bir şey değildi. Bilmiyorum tabii ki Galatasaraylar.

Galatasarayultrataraftar

86,849 Aufrufe • vor 6 Monaten

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler 79'uncu Genel Kurulu'ndaki konuşmalarından... ▪ Buradaki dostlarımın çoğunun ekranlarda seyrettiği krizleri, biz anbean yaşıyor ve yönetmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla bugün sizlere gerilimlerin uzağında değil, tam kalbinde yer alan bir ülkenin lideri olarak sesleniyorum. ▪ Birileri rahatsız olsa da, birileri şahsımızı yine hedef alacak olsa da, bugün burada, insanlığın ortak kürsüsünde, insanlık adına bazı gerçekleri açık açık konuşmak arzusundayım. ▪ Şu an çatısı altında bulunduğumuz Birleşmiş Milletler, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası barışı ve güvenliği korumak amacıyla kuruldu. Birleşmiş Milletler’in kuruluşuyla birlikte küresel istikrara, huzura ve adalete dair beklentiler yeniden yeşermiş, barış umutları yeniden filizlenmişti. ▪ Ancak üzülerek görüyoruz ki; son yıllarda Birleşmiş Milletler kuruluş misyonunu ifa etmekte yetersiz kalıyor; giderek işleviz, hantal ve atıl bir yapıya dönüşüyor. ▪ “#Dünya5tenBüyüktür” şiarının temsil ettiği değerlere, bugünlerde daha çok, daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Uluslararası barış ve güvenliğin imtiyazlı 5 ülkenin keyfine bırakılmayacak kadar önemli olduğuna şahitlik ediyoruz. Bunun en dramatik örneği, Gazze’de 353 gündür devam eden katliamdır. ▪ 7 Ekim’den beri aralıksız süren İsrail saldırılarında 41 bini aşkın Filistinli hayatını kaybetti. Çoğu çocuk ve kadın 41 bin can, 41 bin insan, hem de acımasız bir şekilde hayattan koparıldı. Yine çoğu çocuk 10 binden fazla Gazzelinin nerede olduğunu kimse bilmiyor. Aynı şekilde 100 bine yakın insan yaralandı, sakat kaldı. ▪ Zor şartlar altında görevini yapmaya çalışan 172 gazeteci öldürüldü. Hayat kurtarmak için çalışan 500’ü aşkın sağlık görevlisi öldürüldü. Açlıkla, susuzlukla boğuşan Gazze halkının imdadına koşan insani yardım görevlileri, 210’dan fazla Birleşmiş Milletler personeli öldürüldü. ▪ Savaşta dahi dokunulmaması gereken 820 camiyi, 3 kiliseyi vurdular. Onlarca hastaneyi, yüzlerce okulu, hasta taşıyan 130’dan fazla ambulansı vurdular. ▪ Birleşmiş Milletler kürsüsünden Birleşmiş Milletler Şartını parçalayarak, bir de utanmadan tüm dünyaya, vicdan sahibi tüm insanlara işte buradan, bu kürsüden meydan okudular. ▪ İsrail’in “temerküz kampına” çevirdiği hapishanelerinden sızan görüntüler, nasıl bir zulümle karşı karşıya olduğumuzu çok net biçimde gösteriyor. ▪ İsrail’in saldırıları sonucunda Gazze, dünyanın en büyük çocuk ve kadın mezarlığı haline gelmiştir. 17 binden fazla çocuk İsrail’in kurşunlarının, bombalarının hedefi oldu. ▪ Hind Receb, sadece 6 yaşındaydı. Yakınlarıyla güvenli bir yer ararken, araçları İsrail güçleri tarafından vuruldu. Dayısı, yengesi, kuzenleri herkes ölmüş, sadece o hayatta kalmıştı. Tam 12 gün boyunca çaresizce kurtarılmayı bekledi. “Beni almaya gelecek misiniz, korkuyorum” diyerek bir yardım elinin 12 gün boyunca kendisine uzanmasını bekledi. ▪ Dünyamızın geldiği seviyeye, elimizin altındaki teknolojiye rağmen; çatısı altında binlerce personel çalıştıran devasa bütçeli kuruluşlarımıza rağmen, 8 milyarlık insanlık ailesi olarak, henüz 6 yaşındaki bir kız çocuğunu, gözlerimizin önünde çırpınan yaralı bir serçeyi maalesef kurtaramadık. ▪ Bir lokma kuru ekmek, bir yudum su, bir tas çorba bulamadığı için bugüne kadar yüzlerce Gazzeli çocuk öldü, halen de ölüyor. Gazze’de sadece çocuklar değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler sistemi ölüyor, hakikat ölüyor, Batının savunduğunu iddia ettiği değerler ölüyor, insanlığın daha adil bir dünyada yaşama umutları tek tek ölüyor. ▪Buradan açık açık soruyorum. Ey insan hakları örgütleri! Gazze’dekiler, Batı Şeria’dakiler insan değil mi? Filistin’deki çocukların okuma, yaşama, sokakta oynama hakkı yok mu? Ey uluslararası basın kuruluşları! İsrail’in canlı yayında katlettiği, ofislerini bastığı gazeteciler sizin meslektaşınız değil mi? Ey Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi! Gazze soykırımının önüne geçmek; bu zulme, bu barbarlığa “Dur” demek için daha neyi bekliyorsunuz? Filistin halkıyla birlikte kendi vatandaşlarının canını tehlikeye atan, siyasi ikbali için tüm bölgeyi savaşa sürükleyen katliam şebekesini durdurmak için daha neyi bekliyorsunuz? Ey İsrail’e kayıtsız, şartsız destek verenler! Bu katliamı seyretmenin, bu vahşete ortak olmanın utancını daha ne kadar taşıyacaksınız? #WorldIsBiggerThan5

Fahrettin Altun

154,284 Aufrufe • vor 2 Jahren