Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

205,405 views • 1 year ago •via X (Twitter)

7 Comments

Mehmet H. Okçu's profile picture
Mehmet H. Okçu1 year ago

@ProfDr_VedatC Uydurma bir yalanı satıp isyancı asi kabileyi ortak ediyorlar, cebren ve hile ile.

A.'s profile picture
A.1 year ago

@ProfDr_VedatC Neyse ki tarih belli, değişmez.

ATAY's profile picture
ATAY1 year ago

Ben de bunu arıyordum.

A.'s profile picture
A.1 year ago

Anlamışım demek ki 🙏🫡

bahadır erdem's profile picture
bahadır erdem1 year ago

İlk defa gördüm teşekkürler.

A.'s profile picture
A.1 year ago

🙏🙏

Sebahattin Kurt's profile picture
Sebahattin Kurt1 year ago

Efsane komutan

Related Videos

Ehh bizim ekran şovmenlerinden ricamız var . Mavi bayraklı ülke planı işliyor . Türkiye'nin kapısı çalınıyor. Hava Savunma sistemleri tabi olmalı. Görünen o ki ! Hava Savunma bir halta yaramıyor. İran'da S 400'LER vardı,NANE MOLLA oldu. İran kendi ürettiği çok yüksek füze teknolojisi ile İsrail 'i yaktı ,yıktı. İsrail ,elinde olan yüksek teknoloji savaş uçaklarıyla İran'ı yaktı ,yıktı . Yok Koral ,Moral ,Aral geçiniz efendim . Bize grafik ekran şovları ile bir şey anlatmayın. Yok vuramaz ,kaçamaz falan filan hikaye . Bu bir PROVA ! Evet DEVLET AKLI ! Şimdi gerçekler zamanı . Kapımızın önünde yaşananlar,yarın yaşanacakları gösteriyor. Erdoğan'ın " parayı Savunma sanayine harcadık " cümleleri gerçeği yansıtmıyor. Bir miktar ile çok miktar farklı kavramlar ... Şimdi , TEK BAŞIMIZA KALACAĞIMIZI düşünerek, BÖYLE ŞİDDETLİ VE YÜKSEK TEKNOLOJİ silahların kullanıldığı yerde... HAVA SAVUNMA değil , HAVA TAARRUZ durumumuz ne ? Hipersonik füze durumumuz ne ? Balistik Füze durumumuz ne ? Ancak karşı tarafta bu silahlar ,tükenene kadar dayanma durumumuz ne ? Çünkü, o zaman kara savaşı olabilir. Böyle bir ateş gücü karşısında KARA Kuvvetleri ilerleyemez ... Bu durumları grafikle ,hamasetle, nutuk çekerek anlatmayın lütfen !!! Halka olabilecek ihtimalleri DOSDOĞRU açıklayın, bilsin... NATO falan hikaye , o tarafa yaslanmayın . #SonDakika #OndokuzBiziz #HüseyinHakkıKahveci #Atabey19HHK

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

18,288 views • 1 year ago

***Efendim yaşımız yine bir taşım ahmaklık çağı! Taydaşlarımız ile oyun oynuyoruz. Anamın bakır bir katık, yoğurt bakracı var kenarda... Oyun oynarken oyun taydaşlarından biri kafasına tuman, öteki çarşaf derken bende kafama bu bakır bakracı takma gafletine düştüm... Girerken, içinin yağsı kıvamından olacak ellaam, zorlamalı girse de çıkmayacağını öngöremedim ben... Pirimiz yok, piremiz kansız: niye bu zıpır-başlılık dimi! ÖNGÖRÜ deseniz süllüme bağlı basiret eşeği gibi bizde... eksenimiz desen baştan bozuk... Neyse bakracı elimle sürekli çıkarma girişimi içindeyim çağam... Ama içimde atım atım, çarpım çarpım bir ansiyöz zıpırtı... Yanımdaki taydaşlar, avaz avaz gülüyor bana:taşaklama seansı... Sonra acıdılar herhal;anamı çağırdılar... anam koşa-geldi; önce bakracın kenarlarına baktı! Hemen bekle dedi, gitti konşularından zeytinyağı buldu. Ovaladı, yuvaladı, yağladı, gülledi elledi; en sonu o sancılı çarpım çarpım helecanı benden aldı... Bakraç kafadan kulak mesafesi çıktı... Anamı bir daha dünya gözü ile karanlık ötesi gördüğüm için çok mutlu olmuştum o vakit. Tabi gözümün üstüne bir sille yemem; beleşten... O gün o katık bakracı bu kadar kolay çıkmasa benim de halim bu aşağıdaki gibiyidi... ***Video'da kullanılan kesici alet "PLASTER CUTTER"... ortopedi cerrahlarına özel cihaz... Yani sert cisimler dışında deriyi kesmeyen harika alet... Belki gıdıklar deriyi... Bakracın çocuğun kafasından anestezi altına alınmama sebebi; çıkarma anında ağlaması ile genel durumunu kontrol etmek... Boş empati kasılma alı böyle durumlar da... Biz işimiz gereği EMPATİSİ, sahiplenmesi ile orantılı bir meslek örgütlüsüyüz... ***Sonuç olarak sürdürülebilir katıksızlığın sürdürülemez garabetleri oluyor. Herşeye uyanabiliyor zırtapozluk: gördük geçirdik!

Polat Erdi🩺☠️🩺M.D.

11,776 views • 5 months ago

Doktor yâda psikolog değilim ama hanımefendinin ve yanındaki zerzevatın Histerik patolojik bir vaka olduklarını anlamak için doktor/psikolog olmaya gerek olduğunu sanmıyorum. Nerede Türk düşmanı varsa övgülerine mazhar olan Halk Tv ve gazeteci kılıklı tetikçileri kaç gündür Ülkü Ocaklarımıza salyalarını akıtıp duruyorlar. Neymiş efendim Ülkü Ocakları MEB ile nasıl protokol imzalarmış? Tabi bu Türk ve Türkiye düşmanlarına göre Rotary kulüpleri, terör örgütü PKK sempatizanlarına Burs verildiği herkesçe malum olan Çağdaş Yaşam Derneği, yada LGBT ve türevlerinden biri MEB ile masaya otursa (ki bu saydıklarımın hiçbir dengimiz ve muhatabız değildir.) tabiki kendilerince bir problem olmayacağını gayet iyi biliyoruz..! Bir diğer bildiğimiz bu kendinden başka her fikre düşman olan bu güruhun sürekli sahte adalet, ilke, doğruluk, halkçılık duyarı kastığıdır. Bunların adaleti, ilkeleri, doğruları, halkçılığı sadece kendilerinden menkuldür.(!) Bir vatandaşı ele alalım eğer Cumhur ittifakına destek veriyorsa onlar için mümkünse yaşam hakkı bile elinden alınması “Neden olmasın” cevabı kadar basit bir konudur.(!) CHP eliyle bu canice düşüncelerin yıllardır toplumu nasıl kutuplaştırdığını hepimiz hayretle esefle izliyor görüyor itiraz ediyoruz. Ülkü Ocaklarımızın yapmış olduğu bilim, Sanat, kültür, edebiyat, teknoloji, tarım, sosyoloji, spor ve daha nice alanlardaki çalışmalarını görmeyenler Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın katilleriyle aynı sapkın ideolojiye sahip olanlardır.! Ülkü Ocaklarımıza kem gözle bakmak ABD ile aynı mevziye girmek demektir. Ülkü Ocaklarımıza itibar suikasti yapmak maksadıyla sürekli kamuoyu oluşturma çabası Türklüğe husumettir. Ülkü Ocaklarımızı ve onda nefes bulan Türk Gençliğini hakir görmek “alçaklık” olduğu kadar beyhude bir çabadır. Siz ve sizin gibilere rağmen Türk gençliği Ülkü Ocaklarında zamanın ruhunu yakalayarak çağın gerçekliği ve gerekliliğine göre öğrenecek ve milli şuurla yetişmeye devam edecek… Bizde 50 yıldan fazla yapmış olduğumuz gibi içlerinden nice Aziz Sancarlar çıkaracak zemin ve mekanı kendilerine sağlamaya devam edeceğiz…

Fatih Aydın

13,977 views • 1 year ago

7- Bu iki geziye de çok sayıda milletvekili katıldı. Devlet bunlara o kadar para ödedi ve yolluk verdi. Bunlar ne yaptılar oralarda? - Milletin vekili olarak aynen milleti temsil ettiler. Herkes ne yaptıysa, onlar da aynı şeyi yaptı. Tabii hanım milletvekilleri sadece çarşı pazar gezdiler ve devlet kesesinden alışveriş yağmasına katıldılar. Zaten milletvekillerinin çoğu yabancı dil falan bilmediği için, mihmandar eşliğinde gezdiler. Çünkü bunlar resmi heyette oluyor ya. İşte resmi bazı yemeklere katıldılar, bol bol para hesabı yaptılar. - Evet ... Daha ne yapsınlar. Onlarla ilgili ilginç bir kravat iğnesi olayı olmuş galiba. - Japon polisi Tokyo'da bunlara üzerinde inci olan bir kravat iğnesi verdi. Yani resmi heyette oldukları anlaşılsın diye. Bunları takıp dolaştılar. Bir tanesi bu inciden şüphelenmiş ve "Dikkatli konuşalım. Bunun içine Japonlar mutlaka mikrofon koymuşlardır" demiş. Tabii "gece gezmelerine" giderken bu kravat iğnelerini çıkarmak zorunda kalnuşlar. Dönüşte Japonlar bunları geri alacaklarını söylemişlerdi. Maalesef iki milletvekilimiz bunları vermediler ... İsimlerini de veriyorum. İsterseniz yazın. Biri ANAP, öbürü Halkçı parti milletvekili. İsimleri ..... - Aferin onlara valla. Türk parlamentosunu iyi temsil etmişler. Peki, uçağın bu seferlerden dönüşü nasıl geçiyor? - Dönüşte herkes yorgun ve bitkin. Biliyorsunuz ilk seferin dönüşü Singapur'dan, ikinci seferin dönüşü Hongkong'dan oldu. Hemen herkes bu iki dönüşte de bitik durumda. Kimi fuhuştan bitkin. Fuhuş yapmayanlar ise alışveriş yağması yüzünden bitkin. Ayakları şişmiş. Dönüşte herkes çok yorgun. Artık uçakta yağ çekmeler, ciddi konular falan asgari düzeyde. Konuşulan tek şey, neyin kaça alındığı. Kim neler aldı, kaça aldı, ne kadar ucuza düşürdü? .. Kim kazık yedi, kim uyanık davrandı? Tabii bir de kadınlarla kim kaça ve nasıl yattı? Bunun hikayeleri... - Bir de şunu sorayım ... İki Uzakdoğu seferinde de uçaklar tıklım tıklım eşya dolu geldi. Hatta dört kapılı buzdolabı bile geldiğini söylediniz. Bunca yük, bunca eşya gümrükten nasıl geçti? .. Çünkü bunların hepsi de gümrüğe tabi eşyadır. - Hiç kimse bir kuruş bile gümrük ödemedi. Bu işin nasıl ayarlandığını bilmiyorum. Yalnız boşaltma işlemleri çok uzun sürdü. - O niçin ? - O kadar eşya kaç saatte boşalır beyefendi? Kamyonlar dolusu eşya geldi her iki seferden. Bazısı evine kamyonla götürdü. Bazılarını resmi arabalar taşıdı. - Peki, bu nasıl oluyor yani? Gariban bir gurbetçi işçimiz en ufak bir şey getirince gümrükte el koyuyorlar da, Uzakdoğu kafilelerinin dönüşü Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına tabi değil mi? Bu memleketin kanunları adamına göre mi uygulanıyor acaba? - Onu bilemem. Ama o kadar eşya için ne arandık, ne bir soru soran oldu, ne de bir kuruş gümrük ödeyen. - Efendim, size çok teşekkür ediyorum ve bu gezilere ciddi amaçla katılan, görevini yapan herkesi bu konuştuklarımızdan tenzih ediyorum. Onlar lütfen bu konuştuklarımızı üzerlerine almasınlar. Ama bunlar Türk devletinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin temsil edildiği gezilerdir. İnşallah bundan sonraki gezileri biraz daha ciddi tutarlar da bizim gibi normal vatandaşların asabını bozmazlar. Hem de memleketin bunca dövizini Uzakdoğu ülkelerinin mağazalarına ve orospularına harcamazlar. Ayıptır, günahtır. Ben böyle görgüsüzlük duymadım şimdiye kadar. - Emin Bey, benim de öğrenmek istediğim bir husus var. Bu iki geziye de birçok gazeteci katıldı. Konunun bu yönlerini onlar içinde yaşadıkları halde hiç yazmadılar. Acaba neden? - Onu da ben bilemem beyefendi. Herkes kendi görevini kendi yapsın. Herkes kendinden sorumludur.

Arşiv Saka

101,765 views • 1 year ago

Amerikan sömürge valisi kılıklı büyükelçi Tom Barrack, ulusal üniter devlet modeline ve laik anlayışa açıkça savaş açmış. Türk milletini uyutmak amacıyla habertürk'te düşük kaliteli piyes sahnelemiş. Türkiye'nin yeni Graham Fuller'i belli ki, birkaç hafta önce ettiği lafların yarattığı rahatsızlığın farkında. Bu nedenle durumunu düzeltmek ve milleti uyutmak için bir şeyler söyleme gereği hissetmiş. Bunun için de son derece "uysal" bir haber kanalı tercih etmiş. Tabi, gözü açık vatansever bir platformda rahat rahat zehir saçamayacaktı. Barrack'ın söylediklerine bakılacak olursa "Önceki sözleri yanlış anlaşılan Türk dostu büyükelçi" pozunda. Ama sözlerin detayları incelenirse önceki söylemlerini tasdiklediğini hatta gerçek amacını ortaya koyduğunu görüyoruz. Tom Barrack söze başlarken "Dünya çapında yeni bir strateji şekilleniyor" diyor. Zaten memlekete yeni bir Graham Fuller edasıyla gelmesi, yeni bir stratejinin varlığına işaret ediyor. Fuller de Sovyetlerin çöktüğü dönemde gelmişti. Cumhuriyet gazetesinde Türkiye'ye yeni bir rol biçmiş, Kemalizm'in bittiğini söylemiş, demokrasi ve İslamı bir arada yaşatacak "formülü" öve öve anlatarak siyasal dinciliğin işaret fişeğini vermiş, memlekete istikamet tayin etmişti. Sonrası malum, BOP tüm hızıyla devreye girmiş ve Gülen belası tüm memleketin başına bela edilmişti. Fuller yıllar içinde öyle veya böyle misyonunu tamamladı. Artık sıra Barrack'ta... O da cebinde yeni bir "formülle" geldi. Türkiye'nin devlet yapısı hakkında haddi olmayan açıklamalar yaptı, dini-etnik ayrımlı "millet sistemi" önerdi hatta açık açık Atatürk'ün kurduğu ulus devlet modeline savaş ilan etti. Barrack sözlerinin devamında "Ulus inşası bölgede aslında hiç kimse için işe yaramadı" diyor. Söze ortadoğu ülkelerini kastederek başlıyor fakat "hiç kimse" diyerek Türkiye'yi de kastetmiş oluyor. Yani "Ulus inşası Türkiye'de işe yaramadı" demek istiyor. Tam bir palavra. Tabi, Barrack bu sözü söylemek zorunda. Yeni bir model getirebilmesi için var olanı yıkılmaya layık göstermek zorunda. İşin tuhafı, bir Amerikalı, Türkiye'nin devlet sistemini açık açık eleştiriyor. Üstelik bunu bir Türk kanalında yapıyor. Fakat ağzının payını alamıyor. Tanzimat döneminin esintilerini hissetmemek mümkün değil. Sonuçta Barrack'ın cümlenin gittiği yer çok açık: Türkiye'de ulus devlet modeline karşı çıkıyor. Türkiye'de ulus devlet olmasın demek, çok milletli ve inançlı bir yapının yerleştirilmesi demek. Tabi bunun için de mevcut Türk vatandaşlığı tanımının yıkılması gerek. Farkında mısınız bilmem, Öcalan ve Barrack'ın çok fazla ortak yanı var. Tabi söyleşi yapan kişi, bu noktada devreye girip "Türkiye ulus devlet modeline göre şekillenmiş bir ülke, siz bu sözlerinizle Türkiye'nin de ulus inşasında başarısız olduğunu mu ima ediyorsunuz" diye sormalı. Ama soramıyor. Çünkü tanzimat dönemi gazetecilerinin büyükelçilere böyle bir soru sormaya hakkı yoktur. Söyleşinin devamında söyleşi yapan kişi Barrack'ın daha önceki "Türkiye, Osmanlı millet sistemine geri dönmeli" ve "Ulus devletler İsrail için tehdittir" sözlerine atıf yapıyor. "İnsanlar şüpheci bakıyorlar" anektodunu ekliyor ve "Gizli bir gündem mi var" diye soruyor. Bu ısmarlama soru Barrack'ı zor durumda bırakmak amacıyla sorulmuyor. Aksine, Barrack'ın bu sözleri daha önce tepki çektiği için ona milleti uyutmak adına yatıştırıcı sözler söyleme fırsatı veriliyor. Şayet yayının niyeti Barrack'ı sıkıştırmak olsaydı, yukarıda örnek verdiğim türden sorular sorardı. Nitekim Barrack bu asisti duyunca gülümsüyor ve "Hayır" diyerek yatıştırıcı sözlere başlıyor. Barrack, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve o sözleri aslında o şekilde söylemediğini söylüyor. Ne acı ki Türk milletinin bu ucuz laf oyunlarına kanacağını düşünüyor. Barrack, sözlerinin devamında geçmişten çıkarılan derslerden bahsediyor. Türkiye'nin cumhuriyet olarak yeniden şekillendiğinden söz ediyor. Halbuki Türkiye bir asır önce ulus devlet modeliyle ve Atatürk'ün dizaynıyla zaten şekillenmişti. Haliyle Barrack'ın bu konuya atıf yapması gerekirdi. Ama tabi o vakit yıkmak istediği yapıyı parmağıyla işaret etmiş olurdu... Neticede Barrack Atatürk dönemini ağzını bile almadan daha da geçmişe gidiyor. "Osmanlı millet sistemine" atıfta bulunuyor. Bu sistemi övüp mezhepsel bir düzen getirdiğini söylüyor. İşte burada zehiri adeta şekerli bir paketle sunuyor... Osmanlı millet sisteminde Türk milletine dayalı bir üst kimlik mevcut değil. Yani Barrack'ın hiç sevmediği ulus devlet modeli yok. Aksine millet sistemine göre her inanç kendi kimliğiyle tanınıyor. İşte Barrack'a göre bu dini kimlikler ve hatta etnik kimlikler yan yana yaşayabilirmiş. ABD bunun en güzel örneğiymiş. Bu "yan yana yaşamak" ifadesini hayata geçirmek için her birini ayrı ayrı tanımlamak ve anayasaya geçirmek gerekir ki bunun için Türk milleti tanımını çöpe atmak şarttır. Dahası inançları da kimlik olarak tanımak için laikliği de yok etmek icap eder. Barrack'ın bu sözlerinin anlamı açık... Türkiye, Osmanlı'nın parçalanmasına neden olan toplumsal düzeni terk edip Lozan'da ulus devlet modeline geçmişti. Türk üst kimliği altında tüm etnik grupları ortak bir millet olarak şekillendirmişti. Dini kimlikleri ise laiklik ilkesiyle insanların vicdanlarına bırakmış. Yalnızca Türk milleti tanımlaması yapılmış, etnik ve dini kimlik ayrımına gidilmemiş ve herkes eşit vatandaş olarak tanımlamıştı. Barrack bunların tamamına karşı çıkıyor ve hepsinin temelden değişmesini istiyor. Tıpkı Öcalan gibi. Nitekim Öcalan ve PKK'nın fesih açıklamalarında da bu alt metnin tamamı bire bir mevcuttu. Barrack, Öcalan ve PKK aynı şeyi konuşuyor. Buradan da anlaşıldığına göre Barrack, yeni çözüm sürecinde Öcalan ve PKK tezlerinin savunucusudur. Türkiye'de görevlendiriliş amacı ulusal üniter yapıyı ve laik düzeni yok etmektir. Barrack'a göre Türkiye yeniden millet sistemine dönmeli. Etnik ve dini kimlikleri tanımalı ve bunları bir arada yaşatan bir formül bulmalı. Mesela ABD'deki formül gibi... Yani Barrack Türkiye'deki laik üniter modelin yıkılması gerektiğini en naif ve dolaylı şekilde izah ediyor. Karşısındaki şahıs da "Efendim sizin bahsettiğiniz dini kimlikleri bir arada yaşatan formülün uygulanması Türkiye'deki laik düzene zıt düşmüyor mu, Osmanlı millet sisteminin hayata geçmesi için Türkiye'nin üniter modeli terk etmesi gerekmez mi, siz Türkiye'nin anayasasında bulunan değişmez ilkeleri askıya alan bir çözüm yolu mu sunuyorsunuz, bu sözleriniz Türkiye'nin iç işlerine doğrudan müdahale manasına gelmez mi, bu açıklamalarınız Öcalan ve PKK'nın fesih beyannameleriyle örtüşmüyor mu" gibi sorular sormuyor. Nasıl sorsun? O vakit Barrack, sunmak istediği zehirin üzerindeki şekeri çıkarmak ve maskesini düşürmek zorunda kalacak. Dediğim gibi, tanzimat devrinin babıali gazetecilerinin haşmetlü sefirlere böyle soru sorma hakkı yoktur. Soramazlar. Zaten soracak olsa orada işi ne? Tom Barrack, sözlerinin devamında ABD'nin ortadoğudaki geleneksel politikalarından söz ediyor. Demokrasi getiren, ülkelerde hegemon kuran geçmiş politikalar vs... Yani Türkiye'nin yönetim modeline yönelik sözlerle, ortadoğunun millet olamamış memleketlerinin harap halinin yan yana getirilerek anlatılması bile ülkemize hakaret. Bir gazetecinin bu konuşmaya karşı "Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye'nin durumunu aynı ölçüde mi değerlendiriyorsunuz" diye sorması gerekirdi ama nerede... Son olarak sorulması gereken asıl soruyu soralım: Barrack'ın bu küstahlığına neden tahammül ediliyor?

Con Sinov

222,612 views • 11 months ago

Cumhuriyet ilan edilirken mecliste yeteri kadar mebus yokmuş. Cumhuriyet, eksik sayıyla yasalara aykırı şekilde ilan edilmiş. Bu nedenle yasa dışıymış falan filan... Şimdi size çok komik bir cehalet fıkrası anlatacağım. Dikkat buyurunuzzz... Yanlışları nereden düzeltmeye başlasak... 1- 1923'te geçerli olan anayasanın 1876 tarihli anayasa olduğunu iddia ediyor. Yanlış. 1921 anayasası yürürlükte. 2- 1876 anasasının adını Teşkilatı Esasiye Kanunu olarak söylüyor. Yanlış. 1876 anayasasının adı, Kanun-u Esasi'dir. Şimdi, bir kimse bu tip konulara giriyor ve 1876'ya Teşkilatı Esasi'ye diyorsa konu baştan kapanır. Çünkü fahiş hatadır. Ötesi konuşulmaz bile. Zaten bu iki ismi karıştıran, bu mevzuları bilmiyordur. Ama bir seferlik istisna yapalım. Geçelim. 3- 1876 anayasasına göre maddelerin değişmesi için 3'te 2 çoğunluk aranır diyor. Bu bilgi de eksik. Çünkü o anayasaya göre çift meclis var. Mebusan meclisi, ayan meclisi... Evvela mebusandan 3'te 2'yle geçecek. Sonra ayandan aynı şekilde geçecek. Ama bununla kalmıyor. Son olarak padişahın da onayı gerekiyor. Yani bir meclisten geçirmekle anayasa değişmiyor. Tabi, 1876 Anayasasını açıp okumayınca bilemiyor insan. Şimdi, bu maddeye göre elimizde ayan meclisi ve padişah olması gerekir. Var mı? Yok. Zaten, 1921 Anayasası ve saltanatın kaldırılması, artık bu anayasanın uygulanabilirliği olmadığını gösteriyor. Ankara'da yeni bir millet meclisi kurulmuş ve kendi düzenini kurmuş. 4- Mecliste o dönem 333 mebus olduğundan söz ediyor. Yanlış. 1. Meclis, nisan ayında ortak kararla feshedildi ve seçim yapıldı. Yeni meclis Ağustos 1923'te toplandı. 10 Ekim tarihli meclis tutanaklarını okuduğumuzda üye sayısının 287 olduğu ve eski deyimle nisab-ı ekseriyetin 145 olduğu tespit edilmiştir. Yani yarısının bir fazlası... Tabi bu da nisabı müzakere kanununa göre belirleniyor. 1920'de çıkan bir kanun. Bu meselelerin konuşan birinin bunları bilmemesi, bu konulardan hiç anlamıyor olduğunu gösterir. Neyse... Devam edelim. 1923'teki nüfusa göre o dönemin seçim kanunu uyarınca yapılan hesaplamaya neticesinde ülke genelinde 287 kişinin mebus seçilmesi gerekiyordu. Peki bu şahıs 333'ü nereden uydurdu? Orası komik işte. Bunu ben de düşündüm. Sonra aklıma ara seçimler geldi... Efendim, bir sonraki seçime kadar çeşitli nedenlerden ötürü görevi sona eren mebuslar için ara seçimler yapılıyordu. Bu süreçte 47 mebusun meclisle ilişiği kesilmiş. Bu kimselerin yerine 47 kişi seçilmiş. 287 ile 47'yi toplarsanız, 334 yapar. Eh, yine 333 olmuyor. O halde bu şahıs 333 nereden bulmuş olabilir? Çok basit. Çünkü Atatürk hem İzmir hem Ankara'dan seçilmişti. Bu nedenle 287 mebus olması gerekirken 286 mebus meclise girmişti. Buna 47'yi ekledik mi 333 yapar. Şimdi, bu arkadaş palavrayı sıkmadan önce muhtemelen bir kaynak araştırması yapmış. Ama ara seçim nedir, seçim kanunu nedir, meclise gireni çıkanı kaçtır, bilmediği için karşısına çıkan yekün rakamı üye sayısı sanmış. Meselenin özeti budur. Cahillik böyle şey. İnsanı komik duruma düşürür. 5- Mecliste karar almak için 222 mebus olması gerektiğini söylüyor. Burada iyice çorba yapmış. 333 rakamı doğru değil. 3'te 2 çoğunluk aranması doğru değil. Yani hem sayı yanlış hem başvurulan yasal kaynak 1876 değil... O yüzden bu çorbadan 222 sayısını bulmuş. Ama hakkını verelim, bir doğrusu var. O da meclisin 158 kişiyle cumhuriyeti ilan ettiği... O kısım doğru. Ama başka bir gerçek daha var. Kanun çıkarmak için gereken sayı 145 olduğu için mecliste yeterli mebus da var... Son olarak, işin tekniğine girecek olursak şahsa daha çok yanlış bulmak gerekiyor. Mesela 1923'te cumhuriyet ilan edilmedi o yüzden bugün bile cumhuriyet yok demeye getiriyor. İyi de 1924 anayasası ile edildi, sonra iki anayasa daha ilan edildi. Hepsinde cumhuriyet yapısı tekraren kabul edildi. Bu nedenle de facto cumhuriyet demek tam olarak komedidir. Fıkra bu kadar...

Con Sinov

351,372 views • 10 months ago