Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Takip etti, tatbikat yaptı, Hrant Dink’i üstelik de planlayarak öldürdü Ogün Samast. Bugün iyi hâlden serbest kalıyorsa, sözün bittiği yerdeyiz demektir. Bu vakitten sonra bu memlekette adaletin a’sından bahseden gerçekten vicdansızdır.

1,273,504 views • 2 years ago •via X (Twitter)

30 Comments

Sırrı Er's profile picture
Sırrı Er2 years ago

Sn. Özel Adaletin a'sı için yıllardır feryat ediyor sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Hâlâ kulağınızın üzerine yatıyor işinize geldiği gibi konuşuyorsunuz. Siz ve sizin gibiler "gerçekten vicdansızdır." "Bu vakitten sonra bu memlekette adaletin a’sından bahseden gerçekten vicdansızdır"

The Daily Muck's profile picture
The Daily Muck1 year ago

DC Councilmember Trayon White Sr. arrested for accepting $156,000 in bribes to influence city contracts. Accused of using his position to push for contract renewals worth millions, White faces up to 15 years in prison if convicted.

Fatih Aydın's profile picture
Fatih Aydın2 years ago

İki Yüzlüsün Özgür Özel

Ahmet DİRGENALİ's profile picture
Ahmet DİRGENALİ2 years ago

Özgür özel Ogün Samast cinayet işlediğinde 17 yaşındaydı , günümüz ceza yasasında 18 yaşından küçük bir bireye 15 yıldan fazla ceza verilemiyor , bu duruma göre fazla bile yatmıştır .hani hep savunduğunuz hukuk varya o bunu söylüyor ne olacaktı 17 yaşında cinayet işleyen bi çocuk ömür boyu hapis mi kalacaktı ? Topluma mâl olmamış sıradan biri öldürüldüğünde de aynı şeyleri söyleyebilecek misin ? Bırakın artık aradan yıllar geçmiş olayları konuşmayı ,popülariteye göre yorum yapmayı .ogün samastın neden çıktığını değil onu oraya götüren sebeplerin ne olduğunu konuş daha çok işe yararsın .

Parasizceo's profile picture
Parasizceo2 years ago

Peki bu ne😃

Adem Taflan's profile picture
Adem Taflan2 years ago

Peki siz azmettiriciyi arkadaşlarınız neden ziyaret etti ? @eczozgurozel sormazlar mı insana İki yüzlülükte üzerinize yok

🇹🇷 bu gidiş nereye 🦁's profile picture
🇹🇷 bu gidiş nereye 🦁2 years ago

Ogün Samast çıktı Selahattin Demirtaş niye içeride diyecek sandım

Murat Efendi 🇹🇷's profile picture
Murat Efendi 🇹🇷2 years ago

Hapishanede niye ziyaret ettin peki? Ayrıca Ogün Samast'ı zyarete giderken don, atlet sigara da götürdün mü?

SEBNEMBen🇹🇷✍'s profile picture
SEBNEMBen🇹🇷✍2 years ago

Neden ziyaretine gittin o zaman ??

Prof. Dr. Nebu Cehil's profile picture
Prof. Dr. Nebu Cehil2 years ago

Osman Kavala'yı serbest bıraksalar göbek atacaklar. Azmettirici Selahattin Demirtaş serbest kalsa düğün yapacak adamların başında sen ve şeyhin Kemal Kılıçdaroğlu var. Sus bence.

Kemal Albayrak's profile picture
Kemal Albayrak2 years ago

Meşru isyan ahlakı ile toplum tepkidini göstermeli. Her geçen gün bunlar artıyor, daha da artar

Kürsad Yilmaz's profile picture
Kürsad Yilmaz2 years ago

Ermeni oldunuz her sey oldunuz ama bir TÜRK olamadiniz gittiniz... Pasamizin Milliyetci okunu bir türlü kavrayamayip gittiniz

Audrey's profile picture
Audrey2 years ago

miy miyi miy muhalefetiniz yuzunden bugunlere geldik

Tly's profile picture
Tly2 years ago

Özgür bey lütfen bu paylaşımı açıklayın! Artık siyasetçilerden ve siyasetten bıktık güvenmek istiyoruz artık,şaibelerden gerçekten midemiz bulandı. Her gelen koltuğunu düşündü Artık şu milleti düşünün yaaa...Bıktık yazıktır bu millete,yazıktır bu ülkeye...

Ahmet Karaca's profile picture
Ahmet Karaca2 years ago

Ogün samast'ın bu işi tek başına yaptığına inanan ahmaktır, inanmış gibi yapan da bu suça ortaktır. Azmettirenler, yol verenler, ders verenler nerede? Ayrıca Rahat ol özgürcüğüm, adaletin ırzına geçilmesine yardım edenler varken zaten adaletten söz edilemiyor ve de edilemez.

Murat Alkan❤️🇹🇷🤘☝️'s profile picture
Murat Alkan❤️🇹🇷🤘☝️2 years ago

53 vatandaşımızın katili terörist Demirtaş ile 2si polis olmak üzere 12 vatandaşımızın ölümüne sebep olan gezi finansörü Osman Kavalanın serbest bırakılmasını isteyen Özgürün dediğine bak hele sen 🙄

İcardilono #24's profile picture
İcardilono #242 years ago

Aynı tas aynı hamam

Mr.Stenchy's profile picture
Mr.Stenchy2 years ago

@eczozgurozel “Bir kısım insanlara hak diye dağıtılan yetki diğerlerinden esirgenirse, mülkün temeli olan adalet ancak küçük siyasi oyunların harcı olur.” - Uğur Mumcu | Katiller Demokrasisi Hırsızlar Düzeni, 1962-71.

Cngz Krks's profile picture
Cngz Krks2 years ago

Kes lan fütücü… Adalet altın çağını yaşıyor!

Hamdi Yılmaz 🇹🇷's profile picture
Hamdi Yılmaz 🇹🇷2 years ago

Sözün bittiği yer senin chp genel başkanı olman. CHP daha ne kadar küçülür diye düşünürdüm hep cevabı sen oldun

Şükrü Katuncu's profile picture
Şükrü Katuncu2 years ago

Ey zulme seyirci kalanlar ve alkış tutanlar. Unutmayın! Hz. Musa'nın yardığı denizde sadece Firavun değil, peşinden gidenler de boğuldu. Hrant Dink'e Verdiğiniz Değerin Milyonda birini Gazze'deki Çocuklarada ver #Ebu_Ubeyde The Israeli #KassamTugayları Ogün Samast, Mete Yarar

Fatma 🇹🇷🇹🇷's profile picture
Fatma 🇹🇷🇹🇷2 years ago

Ceza aldığında 16yaşındaydı müebbet almadı . Yok mu hukuk danışmanınız? Bilgi şart! Sizin Pehlivan ve Atalay da yatsınlar 17 yıl çıksınlar hiç sorgulamayız söz😀

Dr. Osman Şahingöz's profile picture
Dr. Osman Şahingöz2 years ago

17 yaşındaki çocuk tek başına mı planlamış? Çocuk mu kandırıyorsunuz, hedef mi saptırıyorsunuz? Yasin Hayal kim? O zaman, o istihbaratı alıp önlem almayanlar kim? Önce bu kişiler yargılanmalıydı. Bunları bilmiyor olabilirsiniz. @ademyarslan nın kitabını okumanızı tavsiye ederim.

tevhid's profile picture
tevhid2 years ago

Gaze çocuklar hakkında fikriniz nedir

🦅MİLLİ KUŞ🦅's profile picture
🦅MİLLİ KUŞ🦅2 years ago

İki yüzlü yalancı Özgür demek suç sayılır mı ?

B. Esmer 🇹🇷's profile picture
B. Esmer 🇹🇷2 years ago

Yavv Allah aşkına sus la 😅

KAYIT DIŞI-ÇİZGİ ÖTESİ's profile picture
KAYIT DIŞI-ÇİZGİ ÖTESİ2 years ago

40 BİN KİŞİNİN katili bir terör örgütüne ''terörist'' demeyen sözde bir siyasi partinin ''Aponun heykelini dikeceğiz'' diyen sözde genel başkanına kongrede ''Selam olsun'' deyip de,1 KİŞİYİ öldüren birisinin tahliye edilmesine neden şaşırıyorsun? Adalet anlayışını seveyim senin.

delinin biriiii...'s profile picture
delinin biriiii...2 years ago

Buna ne diyeceksiniz?

🇹🇷 anasınınsarıkafalısı 🇵🇸's profile picture
🇹🇷 anasınınsarıkafalısı 🇵🇸2 years ago

Adam çekmiş cezasını işte 16 yıl almış yatmış çıkmış. Filistinde katledilen binlerce çocuk ve kadın , anne-baba içinde biraz çığırtkanlık yapsaydınız ya keşke

soner gövem's profile picture
soner gövem2 years ago

Adalet biteli çok oldu hemşerim, bugün bitmedi…

Related Videos

Lafın bittiği yerdeyiz 😡 CHP tarihin de böyle bir şey hiç olmadı.. CHP böyle bir utancı hiç yaşamadı . göz göre göre Ve bile bile CHP bunun yüzünden kaybedilmesi imkansız bir seçimi kaybetti…. Sırf senin bencilliğin yüzünden … Sadece CHP yi değil Laik Atatürk Cumhuriyetini yaktı… Üstelik böyle olacağı belli olmasına rağmen … Bakın CHP li dostlarım gerçekten sözün bittiği yerdeyiz . Artık karnımızdan konuşmayı bırakalım.. Utanmaz Sıkılmaz Arlanmaz pişkin bir hainle karşı karşıyayız Bu adam bir hain Evet yanlış okumadınız HAİN “ Çünkü bu kadar pişkinlik Ancak hain olmakla açıklanabilir.. Artık bu adamın Erdoğan’ın seçim kazanması için oraya yerleştirildiği kesinleşti. Bunu görmeyenlere yapılabilecek tek şey oturup vahi inmesini beklemek Demekki o denli kör ve sağır Türkiye yansa da olur demekten başka bunun anlamı yok… Ya eski bir genel başkanımıza bu lafları etmeyin gibi anlamsız sözleri bırakın .. Biz oraları çoktan geçtik Bir kriptodan söz ediyoruz Saraya çalışan bir casus var karşımızda Daha ne olacakki uyanacaksınız Yahu ne Ne Ne Ne olacak Vahi mi inecek Tek tek noterden tastikli mektup mu bekliyorsunuz Yada başınıza göktaşı mı düşsün… Adama bir zaman gazeteciler sordu hayır laiklik tehlike de değil dedi…. Referandumda Mühürsüz oyları Anayasa mahkemesine götürmek isteyen Milletvekillerini partiden atmakla tehdit etti. Saray casusu bir sıkma başlı gazeteciyi partiden izinsiz maaşa bağlamış yahu . Öyleki işi mitinglerde Ülkücü işaretleri yaparak kürsüye çıkmaya kadar götürdü . Erdoğan’la işbirliği yapan 38 aşırı sağcı insanları CHP nin oylarıyla meclise soktu… Daha ne olsun “NE” Yine kendi adaylığını desteklemesi karşılığında Ümit Özdağ’a kıritik üç bakanlığı vermek İçin gizli protokol yapmış Yok böyle bir şey dedi Sonra ümit Özdağ İmzalı kağıdı televizyon da bütün Türkiye’ye gösterdi …. Adam yine utanmadı yahu .. Hele neydi O Ekmelettin faciası O gün Türkiye’nin kaderi değişti .. Laik Türkiye Cumhuriyeti başka bir yere doğru savruldu .. Adam yine utanmadı.. Sanırım ERDOGAN’a karşı görevini kaldığı yerden devam etmesi için Pentogon dan emir aldı . Bunun başka açıklaması yok dostlar .. Ancak bir casus bu kadar ileri gidebilir . Korkarım yapabileceğimiz bir tek şey kaldı Yüzüne tükürmek..

Cengiz ALPER

109,061 views • 2 months ago

İran İslam Cumhuriyet Lideri Ayetullah Hamaney tarihi bir konuşma yapıyor: İran Halkı Onları Yendi Ama Bu Yeterli Değil! Amerika Hesap Vermeli! “Her şeyden önce, bu isyanın niteliği Amerikanvariydi, bu açıktı. Amerikalılar bunu planladı ve gerçekleştirdi. Amerika'nın amacı, ve bunu İslam Cumhuriyeti'ndeki 40 yılı aşkın deneyime dayanarak kesin ve açık bir şekilde söylüyorum, İran'ı yutmaktır. Devrimin başlangıcından bugüne kadar, bu ülke üzerindeki egemenlikleri, büyük İmam'ın önderliğinde halk, gençler ve ülkenin dört bir yanındaki halkın tüm kesimleri tarafından yıkıldı. İlk günden itibaren, bu hakimiyeti yeniden kurmayı, yani İran'ı bir kez daha askeri, siyasi ve ekonomik kontrolleri altına almayı düşünüyorlardı. Amaç bu. Bu, mevcut ABD başkanıyla ya da artık başkan olmayan kişiyle ilgili değil; bu, ABD politikasıyla ilgili. Amerika'nın politikası şu: Bu özelliklere sahip, böylesine hassas bir coğrafi konumda bulunan, bu yeteneklere, bu büyüklüğe ve bu nüfusa sahip bir ülke... buna tahammül edemezler. Bilimsel ve teknolojik olarak çeşitli alanlarda kaydettiği ilerlemeyle böyle bir ülke, Amerikalılar için tahammül edilemezdir. ABD başkanını hem kayıplar, hem hasarlar, hem de İran milletine yönelttiği iftiralar nedeniyle suçlu görüyoruz. Elbette, geçmişte bu tür karışıklıklar yaşandığında, genellikle Amerikalı gazeteciler, ikinci kademe ABD'li politikacılar veya Avrupa ülkeleri müdahale ederdi. Bu ayaklanmayı diğerlerinden ayıran özellik, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'nın bizzat kışkırtma ve yağma eylemlerine karışmış olmasıydı. Konuştu, yorum yaptı, tehdit etti, isyancıları cesaretlendirdi ve bu kişilere (ki daha sonra kim olduklarını açıklayacağım) Amerika'dan mesajlar göndererek, "İleriye doğru gidin, korkmayın, sizi destekliyoruz; askeri destek sağlayacağız" dedi. Yani, ABD başkanı bizzat karışıklığa karıştı ve onun bir parçası oldu. Bu karışıklık içindeki bir grup, yıkım, kundaklama, yasadışı eylemler ve cinayetler gerçekleştirenlerden bazıları, onun tarafından İran halkı olarak gösterildi. Bu, İran milletine karşı büyük bir iftiraydı. 'Bunlar İran halkı; ben İran halkını savunmak istiyorum' dedi... Bunlar suçtur. Bahsettiğim nedenler belgelenmiş nedenlerdir; gizli hiçbir şey yok. Açıkça konuştu, açıkça teşvik etti. Hem kendilerinin hem de Siyonist rejimin yardım sağladığına dair sürekli belgelenmiş kanıtlarımız var, buna daha sonra kısaca değineceğim. İran milleti Amerika'yı yendi. Amerikalılar bu isyanı çok daha büyük hedefler için kapsamlı hazırlıklarla başlattılar; bu, daha büyük eylemlerin bir öncüsü olan bir isyandı. İran halkı onu yendi. Bundan birkaç ay önce yaşanan kısa savaşta (12 günlük savaş) da Amerika'yı ve Siyonistleri yenmişlerdi ve bugün de Allah'ın izniyle İran milleti Amerika'yı yenmiştir. Bu doğru, ama yeterli değil, yeterli değil. Evet, isyanı bastırdık, ancak bu yeterli değil. ABD hesap vermeli. Dışişleri Bakanlığı ve diğer ilgili kurumlar da dahil olmak üzere çeşitli kurumlarımız bu konuyu takip etmelidir. Ülkeyi savaşa doğru götürmüyoruz… ülkeyi savaşa sürükleme niyetimiz yok. Ancak iç suçluları da göz ardı etmeyeceğiz. Yurt içi suçlulardan daha kötüsü uluslararası suçlulardır, onları da serbest bırakmayacağız. Bu, kendine özgü yöntemlerle ve doğru usullerle ele alınmalıdır. Ve ilahi takdirle, İran milleti fitnecilerin belini kırdığı gibi, fitnecilerin de belini kıracaktır."

Mücahit Gültekin

19,288 views • 7 months ago

Nihat Kahveci: Yüzümün halinden beklediğim futbolun çıkmadığını, çıkma ihtimalinde olmadığı durumlar oldu. Bizi izleyen seyirciler anlıyordur. Gerçekten kupa maçları bittikten sonra son dönemlerde böyle en çok konuşulan bir Beşiktaş Galatasaray önünü yaşadım böyle. Yapılan programlar, taraftarların işin içinde olması, bu maçın önemi, ciddiyeti, Beşiktaş'ın form durumu. Galatasaray'ın Liverpool maçı öncesi ne yapacağı kazandığı takdirde puan farkı 7 olur. Bundan psikolojik üstünlük çıkar çıkmaz mı? Bu arada yendi Galatasaray. 3 puanı aldı. İstediğini elde etti. 10 kişi kalmasına rağmen elde etti. Yalnız şunu söyleyeceğim. Ben pozisyonları konuşmak istiyorum. Ben... Atılan güzel golleri konuşmak istiyorum. Ben teknik direktörlerin bir oyuncuları neden değiştirdiğini, sahanın içinde hangi niyetle bu değişiklikleri yaptıklarını, giren oyuncuların ne kattıklarını konuşmak istiyorum. Ben sahadaki yıldızların çalımlarını, şutlarını, kombinasyonlarını, pas trafiğini, işin defansında o fansında neler yaptığını konuşmak istiyorum. Ama ben bunları istedikçe bizim Süper Lig'de maç yöneten hakemler bunların önüne geçiyor. Sanki... Futbolcuları konuşmayın. Teknik direktör değişiklerini konuşmayın. Yıldız biziz. Biz ne dersek o olur. Biz istersek maçı katlederiz. Biz istersek maçı yok ederiz. Hep bizi konuşacaksınız. Performans gösteriyorlar. Bugün de öyle bir hakem performansı gördük. Kaç tane sarı kart oldu artık yazmayı bıraktım. Kaç tane verilmeyen faal oldu yazmayı bıraktım. Maçın içinde penaltı mı değil mi? Kırmızı mı değil mi? İkinci sarı mı değil mi? O mu değil mi? Bu mu değil mi? Şu mu değil mi? Ya biraz futbolu öğrenin. Öğrenin futbolu. Pozisyonları daha iyi takip edin. Yan hakemin var. Varın var. Avarın var. Dördüncü hakemin var. Var da var. Devre arası telefonla aranılmanız var. Devre arasında pozisyonları izlemeniz var. O var, bu var, şu var. Yeter artık. Kahraman olmaya çalışmayın bana ya. Bıktım ya. Maçta ben heyecanla geliyorum buraya. İki tane takım. Beştaş akıyor ön tarafta. Uçanı kaçanı. Galatasaray aynı şekilde. Neler bekliyoruz? Maça bir bakıyorum ilk yarı. Beşiktaş bir tane korner atmadı, isabetli şutu yok. Diğer tarafta Galatasaray tamam bir gol attı, beklenilen oyun yok. Tamam Galatasaray deplasmanda diyorsun falan filan. İkinci arı Beşiktaş'ın... Daha çok domine etti. Çünkü sana atıldı. 10 kişi kaldı Galatasaray. Beştaş sağlı sollu ortalar. Attığı şutlar Uğurcan üzerine geldi. Uğurcan zaten Beştaş maçlarında enteresan bir şekilde mıknatıs mı desem ne desem toplar da üstüne de geliyor. Bugün Beştaş oyuncular da genelde üstüne vurdu. Ama Uğurcan yine ikinci arıda üstüne düşen görevi yaptı. Maç önü dedim ki Uğurcan ve Ersin performans önemli olacak. 10 kişiyken Barış Alper ile karşı karşıya kaldı. Ersin çok iyi çıkardı. Maç 2-0 olabilirdi orada. Ama bu maç... İşte daha çok şey olabilirdi. Evet. Oyuncular da biraz birbirlerinden tedirgindi. Kontrol ederek başladılar. Çok bas hatalarıyla başladılar. Oyun kilitlendi. Ama Hakem o kapının üzerine ikinci kilit attı. Maç akmamalı. Maç gitmemeli. Tedirgin etti ya. Hakem tedirgin. Çünkü biliyor vermedikleri verdiklerinin ne kadar yanlış olduğunu. İlk defa maça geldi değil mi? İlk derbi. İlk derbi. Ya böyle bir maça. Tecrübesi olmayan bu standartlarda bir hakem neden atanılır bir kere? Ben bu kadar hakem takım etmem. Maç esnasında görüyorum ilk maçı ama izliyorum. Kaldıramadın. Kusura bakmasın Ozan kardeşimiz. Maçın ağırlığını kaldıramadı. Çok basit hataları var. Çok yanlışları var. Çok etkilendiği pozisyonlar var. Devre arası belki sosyal medyaya girdi. Etkilendi, etkilenmedi. Onu bilemem ama. Gerçekten hakemlerimiz çok kötü ve arkadaşlar bundan sonra var ya. Şöyle başlamayacağım derbe önlerine. İnşallah hakemi konuşmayacağımız bir maç olur cümlesini literatürümden kaldırıyorum. Hep konuşturtuyorlar kendilerini. Hep kahraman olmak istiyorlar. Ve nasıl da bu kadar eleştiriyle hayatlarına devam edebiliyorlar. Bu kadar kötü performanslığı gösterip nasıl memnun olabiliyorlar. Benim aklım almıyor. Bu arada sahanın içinde de beklenilen futbolu. %50'sini görüp keyif aldım desem çok almadım. Zaten anketimizde bununla alakalı derbide oynanan futbolu beğendiniz mi diye sorduk. Şimdiden 35.000'e yakın oy.

Galatasarayultrataraftar

108,832 views • 5 months ago

🔴Selahattin Demirtaş ve arkadaşları Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasi kararıyla hapisteler. 🔴 Selahattin Demirtaş Türkiye'deki Kürt Meselesinin siyasi rehinesidir. 🔴 Tahliyesi için, AKP verdiği siyasi tutuklama kararını geri almalıdır. ❗Yargının önünü açmalıdır! 📌 Kobane Davasının tüm duruşmalarını izledim, süreci takip eden avukatlarla görüştüm ve sürece duyduğum saygı gereği her şeyi doğrudan söylemeyeceğim ama bu dava, tamamen siyasi bir talimatla, siyasi bir kararla açılmıştır. 📌 O karar, Milliyetçi Hareket Partisi’nin desteğiyle Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından alınmıştır. 📌 Eğer bugün bu dava sonuçlanacaksa, bu sonuç ne istinafta ne de mahkemede alınacak bir karardır; yine AKP’nin, MHP’nin desteğiyle vereceği siyasi bir kararla belirlenecektir. Dolayısıyla “istinaf”, “yargılama” gibi süreçlerin tamamı birer hikayedir. ❓ Neden hikaye? 📌 Sayın Erdoğan’ın bu davayla ve Sayın Selahattin Demirtaş’la ilgili geçmişte yaptığı açıklamalara bakın, ne demek istediğimi anlarsınız. AİHM kararı çıkmış, “gereğini yapacağız” denilmiş; ardından bu dava açılmış. 📌 Kobane olayları 6-8 Ekim 2014’te yaşandı. ❓ Peki soruşturma ne zaman başlatıldı? 2018’de. 📌 Selahattin Demirtaş’ın ifadesi ise 2019’da alındı. Bu kadar “vahim” denilen olaylar yaşanmış ama Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı dört yıl boyunca tek bir işlem yapmamış. ❓Buna kim inanır? 2016’da dokunulmazlıklar kaldırılmış, bütün dosyalar ilgili savcılıklara gönderilmiş; fakat Kobane Davasıyla ilgili tek bir evrak bile yok. ❓Sonrasında ne olmuş? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı sahte evrak üretmiş ve o evrakla Selahattin Demirtaş ve diğer milletvekillerini soruşturmaya dahil etmiş. ❓Peki sonra ne yapılmış? O dönemin başsavcısı Yargıtay üyesi yapılmış. 📌 Bir davanın iddianamesi binlerce sayfa olmaz. Bir mahkeme kararı 32 bin sayfa yazılmaz. Üstelik o karar yazılmadan bir yıl bekletilmez. ❓Eğer bugün gerçekten bir hukuk süreci varsa, o halde bu insanlar neden hâlâ cezaevinde? ❓Bu kararda şiddetle ilgili tek bir eylem, tek bir hüküm var mı? Yok. 📌Yıllarca “Yasin Börü” ismini kullandınız, bu olay üzerinden siyaset yaptınız. Ancak o konuda bile kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok. O halde neden birine 42 yıl hapis cezası verildi? Çünkü bir konuşma yaptı, bir cenazeye katıldı. Bunun dışında bir suç unsuru yok. 📌 Dokuz yıldır insanlar hapiste. Ve bugün aynı yöntemi Cumhuriyet Halk Partisi’ne uyguluyorsunuz. 🔴 O dönem bitti ama aynı zihniyet, aynı siyasi kararlar, aynı yargı aktörleriyle yeni bir dönem başlatıyorsunuz. ❗Bir kez daha uyarıyorum: Bu yol yanlıştır. Bu süreç döner, dolaşır, sizin başınıza bela olur. Aynı yargı mensupları bir gün sizin için de aynı şeyleri yapar. 🔴 O yüzden bir kez daha söylüyorum; bu siyasi karardan vazgeçin. O kararı verdiniz; şimdi geri alın. #KobaneDavası #SelahattinDemirtaş #FigenYüksekdağ

Sezgin Tanrıkulu

179,422 views • 10 months ago

⭕️ Putin'in nasıl planlı bir biçimde yalan söylediğini gösteren harika bir video. 1999'da Yeltsin görevinden ayrılınca, Başbakan olan Putin de, vekaleten Devlet Başkanlığı görevini yürütmekteydi. O günlerde yani 26 yıl önce, katıldığı bir TV programında, Kırım'ı almak gibi bir planı olmadığını, bunun aptalca bir iddia olduğunu kesin bir dille açıklıyor ve eğer böyle yaparsa, başkalarının da Rusya'dan toprak koparmaya çalışacağını, Rusya Federasyonu'nda 400 tartışmalı bölge olduğunu ve bunu kaşımanın tehlikeli olduğunu belirten bir konuşma yapıyor. Türkçe altyazıdan okuyabilirsiniz tam olarak ne söylediğini. Başkan seçildikten hemen sonraki bir röportajda da aynısını söyledi ve ben bunu da izledim. KGB'de yetişmiş bir istihbaratçı olarak, yalan söylemek, muhataplarını kandırmak, Putin için asla bir ahlâk sorunu değildir. Saldıracağı âna kadar dost görünür; muhatabını inandırır ve aniden, hiçbir merhamet belirtisi göstermeden saldırır. 2022, Şubatın 24'ünde tam da dediğim gibi yaptı. 4 ay öncesinden Ukrayna sınırına askeri araçlar, mühimmat ve asker yığarken, "Ukrayna'ya saldırmaya hazırlanıyor" diyenlere, "bize iftira atıyorlar, sadece planlı bir tatbikat yapıyoruz" diyordu. Resmen yalanladılar bunu. Ama sonra ne oldu? Kendine Stalin'i örnek alan Putin, onun döneminde yaşasaydı, Stalin'in yaptığı katliamların muhtemelen aynısını yapardı; bundan emin olabilirsiniz. Başkanlığa geldiği 7 Mayıs 2000'den bu yana, kendine muhalefet eden, ya da önüne çıkan herkesi öldürdü; bazılarını da ülkeden kaçmak zorunda bıraktı. Hatta bunların bazılarını da, yerleştikleri ülkelerde öldürttü. Oysa içlerinde çok iyi insanlar vardı. Mesela hümanist ve Rusya'yı modern bir demokrasi haline getirmek isteyen ve muhtemelen ilk seçimde iktidara gelebilecek muhalif lider Boris Nemtsov'u, Kremlin'in neredeyse dibindeki, Moskvoretski köprüsü üstünde yürürken, Çeçen Kadirov'un köpeklerine öldürttü (2015). Eğer bugün Nemtsov Rusya Devlet Başkanı olsaydı, bırakın savaşı, dünya, Katyuşa şarkısını ezberlemeye çalışıyor ve Ukraynlılarla Ruslar birlikte dans ediyorlardı. Bu adi adam, dünya barışının temeline de dinamit koydu, anlayacağınız. Putin'i tanımayan, bazı bizim toplmumuzun saf ya da düşük IQ'lu bir güruhu, sosyal medyada ona övgüler düzüyor maalesef. "Putin adamdır" falan diyenler oluyor, bu acımasız katil için. Psikolojik Harp uzmanı olan bu şahıs, gerçekten de kendi imajını çok iyi pazarlıyor, dünya genelinde her ülkeden kendine geniş bir trol ağı kurmuş ve para saçıyor. Ama Türk, bu istihbarat tuzağına düşmez, aldanmaz kardeşim. Biz ne Amerikancı, ne Rusçu, ne de Çinci olamayız. Bizim kendi mazimiz, kendi tarihimiz ve bahşedilmiş bir görevimiz var. Bunun farkında olunuz.

Mustafa Tanyeri

77,010 views • 8 months ago

Mehmet hocayı kırmak istemem ama hakkın hatırı daha âlidir. Duygusal fevri konuşmalar ne adil, ne akil ne de hikmetlidir. Bin yıllık tarih ve 40 yıllık ihanet 40 günlük savaşla temizlenemez. İsrail’e karşı elbette destekleyelim ama bu dil yanlıştır. Abartılıdır. İran’ı meşrulaştırmadan da taraf olabiliriz. Bir Ermeni’ye yapılan haksızlığa tepki göstermek için nasıl “Hepimiz Ermeni’yiz” dememize gerek yoksa burada da kantarın topuzunu kaçırmamak gerekir. Fıkıh bir işin neticesini gözetmek ve sonunu düşünmektir. İyi niyet suistimale kapı aralamamalıdır. 1-İran bir İslam Devrimi değil Şii mezhep devrimidir. Kendisini Şia mezhebine hapsettiği için kuşatıcı bir İslami sistem olmadığı gibi Müslüman halkları da kafir gören bir ideolojiye sahiptir. Şii IŞiD’in iktidar olmuş halidir. 2-Bu rejim tercih ettiği mezhebi tonun sapkınlığından (Şiiliğin en aşırı kolu) ayrı olarak milyonlarca Müslümanın kanını dökmüş, ABD ve Rusya ile iğrenç işbirlikleri yapmıştır. Zamanı gelince de onlar bu rejimi tuvalet kâğıdı gibi kullanıp atmışlardır. 3- Şii-Rafızilik Caferilik gibi bir etiketle fıkhi bir mezhep gibi-jelatinle sunulamaz. Hele bunu bir fıkıhçı yaparsa bu hiç olmaz. Bu kurnaz yaklaşım bir İran stratejisidir. En son bu kurnazlığı Nadir Şah yapmıştı ve Osmanlı uleması bunu reddetmişti. 4- Bizler İsrail karşıtı rejimi Afganistan’da kurmak için 20 yıl cihad ettik karşımıza ABD ve İran dikildi. Irak cihadını onlar sona erdirip ABD’ye askerlik yaptılar. Mursi Mısır’ına İran düşmanlık etti. Suriye’de 14 yıl Ayetulla Putinle birlikte halkımızı katlettiler. Yemende İhvan devrim yapıp devlet kurdu İran ve Rusya Husilere destek verip devrimi çaldılar. Bu kadar cürmü işleyen İran Sünni olsa bu kadar tolere eder miydiniz? Öyleyse IŞİD’e de destek olun. O tekfirci ve berbad örgütün liderleri tamamen ABD tarafından öldürüldü. ABD’de saldırılar yaptı. Sahabeye de sövmüyorlar. İran onlardan da beter. İran’ın bugün başına gelenler kendi yaptıklarının sonucu. İran’ın son 40 yıldaki ABD ve Rusya ile açık ittifakı inkar edilemez. Bunlar mevsuk hakikatlerdir. Ancak son iki yılda yaşananlar, hatta Süleymani’nin öldürüldüğü 2017’den sonra yalananlar danışıklı dövüş değildir. Gerçek bir çatışma halidir. İran ABD ile Sünni Müslümanlara karşı sürdürdüğü işbirliği devam etsin ve bu savaş yaşanmasın diye çok çaba sarf etti. İsrail’in bugün bu kadar cüretkar olması büyük oranda İran’ın uzun yıllar Müslüman cepheyi bölüp ABD ile iş tutmasının sonucudur. İran ile iletişim kurmak ve hatta işbirliği yapmak -mümkün ya da değil ama denemeye değer ve buna da mecburuz-vahdet midir? Vahdet tevhid ile mümkündür. Vahdet Şia bizi tekfir ederken mümkün ve gerçekçi de değildir. Olması gereken “stratejik çatışmasızlıktır”. İşte burada ise iyi niyetlerin İranın ikinci bir yayılma ve mezhepçi politikasına alan açıp meşruiyet vermemesi önemlidir. Bunun için kin ve öfkenin kontrol edilip hafızanın ise canlı tutulması ince bir çizgidir. Diğer bir hata da sanki her şey tarihte kalmış gibi bir algı oluşturmaktır. Daha bu hafta İran destekli Irak yönetimi Sünni mahkumları idam etmeyi hızlandırdı. Ne yaptılar sözde vahdet için? Yemen’deki İhvan mahkumlarını mı serbest bıraktılar? Irakta hapis yatan 60 bin Sünni mahkumu mu serbest bıraktılar? Sayın hocam üzgünüm ama Musa (as) değil İbrahim (as), Ahmet değil İsmail, inek değil koyun…

Dr. Abdulkadir Şen

26,644 views • 4 months ago

İstanbul'da Yaşanan Eğlenceli ve Heyecan Dolu Saç Kesimi 🔹 Bugün Türk traşı olurken neredeyse boğuluyordum ve ayrıca yoğun bir araba yıkama dükkanından geçmenin nasıl bir his olduğunu deneyimledim. 🔹 İnternette pek çok Türk traşı videosu gördüm ve İstanbul'a ayak bastığımda deneyimlemeyi gerçekten istediğim şeylerden biri de buuydu. 🔹 Şimdi ilk olarak saçlarım yıkandı ve ardından bu kırmızı şeyle kafa derim ovuldu. 🔹 Söylemeliyim ki ortalığı adeta kana buladı. 🔹 Bu sadece yol kenarında bulduğum küçük bir berberdi. 🔹 Türk berberlerinin detaylara verdiği önemin başka bir seviyede olduğunu duymuştum. 🔹 Her neyse, ne istediğimi anlattım ve o da işe koyuldu. 🔹 Ve başından beri iyi bir iş çıkaracağını biliyordum. 🔹 Çok geçmeden arkadaşı içeri girdi. 🔹 İşin kötü yanı, dil bariyeri olduğu için neler olup bittiği hakkında hiçbir fikriniz olmuyor 🔹 Ortam süper ciddi görünüyordu ama şunu söyleyeyim, yaklaşık 20 saniye sonra gülmeye başladılar. 🔹 Şimdi dil bariyeri konusuna geri dönelim. 🔹 Google Çeviri'yi kullandım ve ne istediğimi anladığını söyledi. 🔹 Ve kısa süre sonra yan tarafı açık, çizgili bir model yaptı ki bu tamamen gayet uygundu. 🔹 Yeni bir saç kesimine açığım. 🔹 Fakat bu aşamada, ne istediğimi gerçekten anlyıp anlamadığını merak ediyordum. 🔹 İyi ki zamanında gelmişim, çünkü müşteriler ardı ardına gelmeye devam etti. 🔹 İşte tam da bu sırada uzun gri saçlarımdan birini kesmenin komik olacağını düşündü. 🔹 Dil bariyerine rağmen şakalaşmayı çok sevdim. 🔹 Artık bu saç kesiminin şekil almaya başladığını görebiliyordum ve tam olarak istediğim şey olduğunu biliyordum. 🔹 Saçlarımı inceltti, boyundan kısalttı. 🔹 Sakal tıraşına geçildi. 🔹 Bu aşamada cennette gibiydim. 🔹 Ardından yüzüme inanılmaz güzel kokan bir jel sürdü. 🔹 Bana söylendiği gibi, detaylara gösterilen özen çılgıncaydı. 🔹 Ve işte işlerin ilginçleştiği an. 🔹 Tekrar saç yıkama zamanı geldi ve hiç beklemediğim bazı şeyler oldu. 🔹 Güzelce saçımı yıka, iyice temizlendiğinden emin ol. 🔹 Aman Tanrım! 🔹 Burnuma, kulağıma, gözlerime ve ayrıca ağzıma sabun doldu. 🔹 Bunu yapmak üzere olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. 🔹 Ayrıca sırada ne olduğunu da bilmiyordum, bu yüzden nefesimi tutuyordum ve bunu söylerken yalan söylemiyorum. 🔹 Bazı nedenlerden dolayı başım lavabonun içinde olduğu için, su yüzümün üzerinden akmaya başladığında kelimenin tam anlamıyla nefes alamadım. 🔹 Ve sonra parmağıyla doğrudan kulak deliğimin içine girdi. 🔹 Bak, kabul ediyorum. 🔹 Sadece bunun sürecin bir parçası olması için dua ediyordum. 🔹 Sonunda beladan kurtulduğumu sandım. 🔹 Dünyanın en güçlü el ve parmaklarına sahip bir berbere denk geldiğimi düşünüyorum. 🔹 Yani yüz masajı o kadar da fena değildi ve kafa kaşıma hissi dürüst olmak gerekirse oldukça güzeldi. 🔹 Her ne kadar son derece agresif olsa da. 🔹 Ama yine de sürece güveniyorum. 🔹 Sonra daha önce hiç yaptırmadığım bir kafa masajı yapıldı ve söylemeliyim ki bu oldukça yoğundu. 🔹 Derimi kafamdan çekip alıyormuş gibi hissettim. 🔹 Şaka bir yana, bu inanılmaz hissettirdi. 🔹 Her şey bitti sandığımda, sıra boyun masajına geldi. 🔹 Omuzlarımda yine düğümler olmalı. 🔹 Ve her şey bitti sandığım an, hayır, resmen bir kayropraktora dönüştü. 🔹 Olay şu ki, dil bariyeri yüzünden ne yapacağını sana önceden söylemiyor. 🔹 Neredeyse boynumu kırmak üzere olduğunu sandım. 🔹 Ama bir kez daha, bunu bitirdiğinde hissettirdiği şey harikaydı. 🔹 Sanırım beni biraz şaşırttı çünkü Avustralya'da böyle şeyler yok 🔹 Çok temiz kesimli taze saçlara sahipler. 🔹 Kendimi tek bir kişiye benzemekten alıkoyamadım, Ace Ventura. 🔹 Ve sorun değil, bu filmin büyük bir hayranıydım. 🔹 Her neyse, İstanbul'da inanılmaz bir deneyimdi. 🔹 Tarzı değiştirmeme rağmen bu saç kesimini çok sevdim. 🔹 Ne de olsa 22 dolar gibi harika bir fiyat. 🔹 Pekala dostlar, işin sonundaki ürün bu. 🔹 Dürüst olmak gerekirse bence hiç de fena değil. 🔹 Bir ara boğulacağımı sandım ama sonuçta bu da böyle bir şey. 🔹 Ne deneyimdi ama adamım, Türk traşı. 🔹 Keanu kaçar.

BUZZ medya

13,136 views • 22 days ago

🔴HPG GENEL Komutanı Murat Karayılan: Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Halep’ten geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Halep’ten başlayıp yayılan saldırı dalgası sıradan değildir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar. QSD ile Şam hükümeti arasında 4 Ocak’taki görüşme, basına yansıdığı kadarıyla müdahale sonucu sabote ediliyor. Bir gün sonra (5 Ocak) Paris’te, ABD’nin öncülüğünde Suriye ve İsrail arasındaydı ama Türkiye de endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dâhil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise Halep’e saldırılar başladı. Sonrasında birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen hiçbirine uymayıp devam ettiler. Açık ki bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. O görüşmelerin hepsi bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında yeni bir dizayn söz konusudur. Bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirip etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak DAİŞ’ten kurtaran Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan QSD’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması; birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Tıpkı I. Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine II. Dünya Savaşı sonrası dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bu saldırı, tüm Kürtlere karşıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG, YPJ ve QSD’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler içindir. Bu komplo, aynı zamanda tıpkı 15 Şubat’taki gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa bugünkü de aynı biçimdedir. Önder Apo, 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı. Bu çağrının temelinde halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Önder Apo’nun geliştirdiği süreci de anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki; Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler, Türk devleti ile barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek. Bu mümkün değildir. Gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır. Kısacası, uluslararası ve bölgesel yanları olan genel ve büyük saldırılar, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır. Bazı çevreler, QSD’nin Kürt-Arap-Asuri-Süryani halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz? Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla QSD de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil; emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine QSD’ye sırt dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı, QSD’nin içerisinde yer alıp savaşıyor ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla karalanmasını doğru görmüyoruz. Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyor; kim güçlüyse onun tarafını tutuyor. Vakti zamanında BAAS rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar; ardından QSD’nin güçlü olduğunu görünce QSD’yi desteklediler. Bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon QSD’yi desteklemiyor, onlar da tutumlarını değiştirdi. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu. Aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli ve iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd., yüzyıldır Kürtlerle birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmelidir. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli; herkes halkların kardeşliğini esas almalıdır. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur. Birçok çevre, Koalisyon güçleri ve Amerika’nın QSD’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını öne sürüyor. Bu doğru mu? Şayet QSD’yi satın almışlarsa sattıklarından söz edilebilir. Açık ki QSD’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma ne de satma var. DAİŞ’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de QSD’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten ABD’li yetkililer, onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktik ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı vb. denilemez ve öyle bir şey de yok. Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyordu. Suriye’de görüldü ki El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan QSD’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İkiyüzlülük budur. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve DAİŞ’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı; onu iktidar hâline getirerek güçlendirdi. Daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ama bu doğru bir şey değildir. Diğer yandan QSD, DAİŞ’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Peki, DAİŞ’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler, QSD ile taktik de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdi ve şimdi de terk etti. Elbette bunun ihanet olduğu doğrudur fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hâle mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Biz Hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Ortadoğu’da sürekli bağımsız bir siyaseti yürüttük. Sürekli kendi öz gücümüze dayanıyor ve devletlerin değil, kamuoyunun desteği temelinde hareket ediyoruz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir. Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık hâline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak Hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

Humanist(Rojava)

117,907 views • 6 months ago

İsrailli Esir Kadın: “Kalbimde Bir Kassam Eri Var” Dünya, Hamas’ın serbest bıraktığı kadın esirlerin durumunun halen ilk günkü gibi iyi olmasını konuşuyor. İsrail, Filistinli esirlere barbarca davranırken, Filistinliler esirlerine insanlık onuruna uygun şekilde muamele etmişti. İşte bu gün, gelecekte nesillerimize böyle anlatılacak. Güneşi altın gibi parlak olan bu gün, Ocak ayının soğuk, fırtınalı ve karlı günlerine hiç benzemiyordu. Ancak güneş bile bu zaferi bizimle birlikte kutladı! Bu zafer, onurlu Gazze halkının; Sinvar’ın ve fedakarlıkların Gazzesi’nin büyük başarısıydı. Kassam evlatlarının asaleti, Ebu İbrahim’in çocuklarının zarafeti, Muhammed Deif’in insanlara korku salan kararlılığı daim olsun! Üç kadın esir serbest bırakılmaya hazırlanıyordu. Ancak olaylara derinlemesine bakan bir gözlemci, onların ayrılmak istemediğini fark edebilirdi. Gerçekten mi? Parlak renklerde spor kıyafetler giymişlerdi. Savaşın, yıkımın ve kanın ortasında Kassam, bu kıyafetleri onlar için nereden bulmuştu? Görünüşe göre, İzzet Kassam Tugayları’nın liderliği, kıyafetleri bile önceden hazırlamıştı! Bu nasıl bir düzen ve planlama, o kadar büyük yıkımın arasında! İsrailli kadın esir, Kassam erinin gözlerine bakarak şöyle dedi: “Kassam eri, beni zincirlerimden kurtaracak mısın? Ama aslında sizin yanınızdan ayrılmak istemiyorum!” Yeşil üniformalı kahraman şaşkınlıkla cevap verdi: “Evet, evine dönmelisin. Biz anlaşmalara sadık kalırız.” Kadın, “Bana bu nezaketin sırrını söyle. Bana bir hatıra mı vereceksiniz? Üstelik ben sizin düşmanınızım!” dedi. Kassam eri nazikçe cevap verdi: “Evet, dinimizin öğrettiği budur.” Kadın fısıldayarak şöyle dedi: “Bizim ordumuz çocuklarınızı, yaşlılarınızı, gençlerinizi öldürdü. Halkınıza soykırım uyguladı. Ama siz… Siz beni koruyorsunuz, yedirip içiriyorsunuz, bana bir hediye veriyorsunuz. Bu esaretimden aldığım ‘mezuniyet belgesi’ hayatımın en önemli belgesi olacak!” Kassam eri sakince cevapladı: “İslam dini bize, esirleri misafir gibi ağırlayıp onlara iyi davranmayı öğretti.” Kadın, Kassam erinin yüksek ahlakına hayran kaldı ve şöyle dedi: “Siz kimsiniz, cesur adamlar? Siz kimsiniz, bu kadar cömert olan insanlar? Hangi insan hamurundan yaratıldınız?” Kassam eri cevapladı: “Biz, ordunuzun asla yenemediği direnişçi Gazze’nin evlatlarıyız! Biz, dedelerinizin işgal ettiği Filistin topraklarının koruyucularıyız! Biz, özgürlük savaşçılarıyız. Bugün size de böyle bir özgürlük hediye edeceğim!” Kadın, maskeli kahramanın gözlerine bakarak, “Peki ya burada, Gazze’de sizinle kalmak istersem?” diye sordu. Kassam eri gülümsedi ve “Bu imkansız bir hayal. Sen kim olduğunu, bizlerin kim olduğunu unuttun mu?” diye yanıtladı. Bu sırada İsrail’de, televizyon ekranlarında Kassam savaşçıları tam teçhizatlı üniformaları ve gözlükleriyle gururla dolaşıyordu. Ben Gvir, bu sahneleri izlerken öfke ve hayal kırıklığı içinde kıvranıyordu. “Hamas bizi mahvetti, siyasi geleceğimizi bitirdi!” diye bağırıyordu. Netanyahu ve İsrail hükümetinin “Hamas’ı yendik” iddialarının yalan olduğu ortaya çıkınca, Ben Gvir çılgına döndü. Hamas’ın güçlerini yıkamadıklarını itiraf eden askeri yetkililere öfkelenip saldırdı. Sinir krizi geçiren Ben Gvir, sonunda hastaneye kaldırıldı. Yoğun bakımda komaya giren Ben Gvir’in kabusları, Kassam savaşçılarının zafer sahneleriyle doluydu. İsrail’in durumu, siyasi ve askeri bir çöküşün ötesine geçmiş, ulusal bir utanç halini almıştı. Netanyahu’nun itirafları, İsrail halkını derin bir şok içinde bırakmıştı. “Biz ne büyük bir yalanın içinde yaşamışız!” diyen halk, sokaklara dökülüp hükümeti protesto etmeye başlamıştı. Filistin’de ise Gazze’nin zafer coşkusu her yere yayılmıştı. Sokaklar, bayrak sallayan ve marşlar söyleyen insanlarla doluydu. Bu zafer, sadece bir askeri başarı değil, aynı zamanda ahlak ve insanlık zaferi olarak görülüyordu. Kassam savaşçılarının direnişi, dünya için bir adalet ve özgürlük simgesi olmuştu. “Gazze’nin güneşi, zulme karşı bir direnişin ışığı oldu.” (Filistin medyası)

Turan Kışlakçı

265,991 views • 1 year ago

"GÜZEL KUŞUM GÜNAYDIN" İBB Davası'nda 6 aydır tutuklu olan 26 yaşındaki #IrazBayrak'ın babası İbrahim Bayrak, yaptığı savunmayla bütün iddiaları yerle bir eden kızını anlattı: "Her şey 24 Ekim civarında, gözaltı süreciyle başladı. Ardından gelen altı aylık cezaevi ziyaretleri ve duruşma hazırlıkları bizim için oldukça yıpratıcıydı. Özellikle ifade vereceği günü büyük bir sabırsızlıkla bekliyorduk. Çocuğumuzdan emindik; kimseye zarar vermediklerini, hiçbir suça karışmadıklarını biliyorduk. Nihayet o gün geldiğinde, adaletin tecelli etmesi için en büyük adım atılmış oldu. Kendisi 13. eylemle ilgili mükemmel bir savunma yaptı. Bu sadece bir savunma değil, adeta mesleğini anlattığı bir sunum gibiydi. Yapması gerekenleri, işinin detaylarını ve sorumluluklarını tek tek izah etti. Özellikle suçlama konusu olan ve hiç faaliyete geçmemiş olan proje hakkında heyeti bilgilendirdi. Söz konusu proje 2019 yılına, yani henüz öğrencilik yıllarına dayanan bir çalışmaydı. Yaptığı bu açıklayıcı savunma herkes tarafından takdirle karşılandı. Heyetin başlangıçta anlayamadığı noktaları tek tek aydınlattı; bu durum, kendisinden sonra ifade veren diğer kişiler için de büyük bir kolaylık sağladı. Heyet konuyu kavrayınca, sonraki ifadeler çok daha rahat ve anlaşılır bir zeminde ilerledi. Bu yedi aylık süreç bizim için duygusal anlamda çok ağırdı. Onunla öğrencilik yıllarından kalma güzel bir rutinimiz vardı: onu her sabah "Güzel kuşum günaydın" diyerek kaldırıyordum. Sabahları zor kalktığı için onu her sabah ben arayıp uyandırırdım. İşe başladığında da bu geleneği sürdürdüm; bir baba olarak onun sesini duymak, güne onunla başlamak benim için çok kıymetliydi. Akşamları da mutlaka arar, eve sağ salim varıp varmadığını sorardım. Anne ve babalar bu bağı çok iyi anlayacaktır. Bir yandan evladınızın orada olması canınızı yakarken, diğer yandan onun mahkemede dimdik durup kendini bu kadar güzel ifade etmesi sizin için büyük bir gurur kaynağı oluyor. Türkiye’nin en büyük davalarından birinin içinde, hiçbir suçu olmamasına rağmen serbest kalamaması üzücü olsa da sergilediği sağlam duruşla gurur duyuyoruz. Şimdi büyük bir umutla ilk tutukluluk incelemesini bekliyoruz. Geride onu bekleyen çok insan var: Çok üzgün bir anne, 85 yaşında bir babaanne ve 82 yaşında bir anneanne... Dualarımız, ilk incelemede evladımızın sevdiklerine kavuşması yönünde. Ancak bu süreçte bir şeyi daha fark ettik: Orada pek çok tutuklu ailesiyle tanıştık, dostluklar kurduk ve adeta bir kader birliği yaptık. Kendi evladımız tahliye olsa bile, diğerleri orada kaldığı sürece sevincimiz hep bir yanıyla yarım kalacak. Temennimiz, suçsuz olan herkesin bir an önce özgürlüğüne kavuşması ve bu belirsizliğin hayırlısıyla son bulmasıdır."

Fatoş Erdoğan

24,775 views • 4 months ago

MAVİ VATAN’DAKİ YENİ GÜCÜMÜZ: AKYA! 🇹🇷 27 Aralık’ta TCG PREVEZE denizaltısı tarafından Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen harp atışında, #AKYA ağır torpidosunun hedefi tam isabetle vurması büyük bir heyecanla takip edildi. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Roketsan Genel Müdürü Murat İkinci ve askerî personel, Deniz Kuvvetlerimize büyük bir güç kazandıran AKYA ağır torpidosunun atışını TCG GÖKOVA’nın Komuta Merkezinden takip etti. Son hazırlıkların tamamlanmasının ardından Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun “Bismillah Ateş Serbest!” komutuyla ateşlenen AKYA ağır torpidosu, 12.000 yardalık bir mesafeden hedef gemiyi tam isabetle vurarak batırdı. AKYA’nın hedefi başarıyla vurduğu anlar da ise TCG GÖKOVA’nın Komuta Merkezinde büyük bir sevinç yaşandı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ve Roketsan Genel Müdürü Murat İkinci başarıyla gerçekleşen atış sonrası duygu ve düşüncelerini şu sözlerle ifade etti: DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANI ORA. ERCÜMENT TATLIOĞLU: “DENİZ KUVVETLERİ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR GÜN” “Bugün Türk Deniz Kuvvetleri için çok önemli bir gün. Yerli ve millî torpidomuz AKYA’nın çok başarılı bir atışını icra ettik ve AKYA torpidosunu Türk Deniz Kuvvetleri envanterine aldık. Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce millî ve yerli güdüm mermimiz ATMACA’yı envanterimize almıştık. Kısa süre sonra gemilerimizden hava hedeflerine karşı kullanacağımız HİSAR deniz millî ve yerli güdümlü mermimizi hizmete alacağız. Aynı şekilde millî ve yerli mayınımız MALAMAN’ı kısa bir süre sonra envanterimize alacağız. Yerli ve millî atış kontrol sistemlerimizi kullanan gemilerimiz, yerli ve millî güdüm mermileri ile yerli ve millî torpidoları kullanmaktadır. Hayırlı ve uğurlu olsun.” SAVUNMA SANAYİİ BAŞKANI HALUK GÖRGÜN: “MAVİ VATAN’DA ÇOK CAYDIRICI BİR GÜÇ OLACAK” “Savunma sanayimiz açısından çok anlamlı bir günü hep beraber yaşadık. Bugün yüksek teknoloji içeren bir mühimmatı, başarılı bir atışla Deniz Kuvvetlerimize kazandırmış olduk. Millî Savunma Bakanlığımız, Kuvvet Komutanlığımız, Savunma Sanayii Başkanlığımız ve tüm şirketlerle beraber koordinasyonlu çalışmaların sonuçlarını görmüş olduk. Bugün atışını yapmış olduğumuz ağır torpido özellikle denizaltı harbi için çok çok önemli, vazgeçilmez bir unsur. Hem zor tespit edilmesi ve hem de çok ciddi bir tahrip gücüne sahip olması sebebiyle yerli ve millî olması çok elzemdi. Bunu yapabilen dünyada 5-6 ülke var. Biz de bunlardan bir tanesi olduk. Allah’a çok şükür bugün başarılı atış sonucunda bunu envantere kazandırmış olduk. Bu Mavi Vatanımızın korunmasında, bölgedeki haklarımızın korunmasında Deniz Kuvvetlerimiz için çok caydırıcı bir güç olacak. Ben başta Sayın Cumhurbaşkanımıza, Millî Savunma Bakanlığımıza, Deniz Kuvvetlerimize ve bu projede emeği geçen tüm şirketlerimize, tabii ki Roketsan ve Savunma Sanayii Başkanlığı personeline teşekkür ediyorum. Hayırlı, uğurlu olsun.” ROKETSAN GENEL MÜDÜRÜ MURAT İKİNCİ: “MAVİ VATAN’DAKİ ÇELİK KILIÇ” “Gerçekten Türk Silahlı Kuvvetleri için, Deniz Kuvvetleri için özellikle savunma sanayimiz için çok tarihî bir gün. Envantere giren yerli ve millî ATMACA gemisavar füzemizden AKYA torpidomuzun da Deniz Kuvvetlerimizin envanterinde olması gerçekten Türkiye’nin Mavi Vatan’daki çelik kılıcının ne kadar keskin olduğunu gösteriyor. Bunu millî kabiliyetlerle gerçekleştirmiş olmanın haklı gururunu da burada hepimiz beraber yaşadık.” SSB ROKETSAN #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

397,893 views • 2 years ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Bakan Yardımcısı Alpaslan Kavaklıoğlu ile katıldığı Japonya Silahlı Kuvvetler Günü Resepsiyonu’nda bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: ERTUĞRUL FIRKATEYNİ, İKİ ÜLKE İLİŞKİLERİNDE UNUTULMAZ BİR DÖNÜM NOKTASI OLDU Bu anlamlı ve özel günde sizlerle bir arada olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, Japonya Silahlı Kuvvetler Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum. Sözlerimin başında sizlere Sayın Cumhurbaşkanımızın da selamlarını iletiyor, şahsınızda dost Japonya halkına da buradan saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. Türkiye ve Japonya arasındaki dostluk, köklü bir geçmişe sahiptir. Öyle ki diplomatik temelleri 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında atılan ikili ilişkilerimiz, coğrafi uzaklığa rağmen, karşılıklı saygıya dayanan bir seviyede gelişmiştir. Özellikle 1878 yılında Japon askerî gemisi Seiki’nin ilk defa İstanbul’u ziyaretiyle güçlenmeye başlayan münasebetlerimiz, 1887’de Japonya Prensi Komatsu’nun Osmanlı topraklarına gerçekleştirdiği ziyaretle derinleşmiştir. Bu dostane sürecin nişanesi olarak 1889 yılında Ertuğrul Fırkateyni’mizin Japonya’ya gönderilmesi, iki ülke ilişkilerinde unutulmaz bir dönüm noktası olmuştur. Fırkateyni’mizin yurda dönüş yoluna geçtikten kısa süre sonra, fırtınaya yakalanarak batması ve birçok kahraman denizcimizin hayatını kaybetmesi, elbette milletçe derin bir acı yaşamamıza neden olmuştur. Ancak bu trajedi karşısında Japon halkının gösterdiği insani duyarlılık, Türk milletinin hafızasında ve gönlünde silinmez bir yer edinmiş, aramızdaki bugün hâlâ canlılığını koruyan güçlü ve samimi dostluğun temellerini atmıştır. Bugünlere güçlü ve içten bir dostlukla ulaşan ilişkilerimiz, farklı alanlarda ve çok yönlü bir şekilde hayata geçirilen iş birlikleri sayesinde hem Türk-Japon dostluğunu pekiştirmekte, hem de ülkelerimizin refahına katkı sunmaktadır. ASKERÎ VE SAVUNMA SANAYİ ALANINDAKİ İŞ BİRLİĞİMİZ MEMNUNİYET VERİCİ SEVİYEDE İkili münasebetlerimizin geçen yıl idrak ettiğimiz diplomatik ilişkilerimizin 100’üncü yıl dönümü vesilesiyle daha da anlamlı bir boyut kazandığını özellikle vurgulamak isterim. Öyle ki bu önemli dönüm noktasını her iki ülkenin de hak ettiği bir samimiyetle kutladık. Bu çerçevede deniz unsurlarımız arasında karşılıklı liman ziyaretleri yapılırken, her iki ülkede de çeşitli program ve etkinlikler ile kutlama resepsiyonları icra edildi. Öte yandan 2013 yılında “Stratejik Ortaklık” seviyesine yükseltilen ilişkilerimiz kapsamında her alanda olduğu gibi askerî ve savunma sanayi alanındaki iş birliğimiz de memnuniyet verici seviyededir. Şu hususu özellikle vurgulamak isterim ki; Japonya Silahlı Kuvvetlerinin tarihî birikimi, disiplini ve barışçıl yaklaşımı, bizler tarafından saygı ile karşılanmaktadır. Eminiz ki Japon dostlarımız da, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sahip olduğu yüksek imkân ve kabiliyetleri yakından takip etmektedir. Bu karşılıklı anlayış, askerî tatbikat ve eğitimlerden savunma sanayi ve teknolojideki iş birliklerine kadar birçok alanda ortak faaliyetler yürütmemize imkân tanımaktadır. İKİLİ İLİŞKİLERİMİZİN EN ÜST SEVİYELERE ÇIKMASI EN BÜYÜK TEMENNİMİZ Risk, tehdit ve tehlikelerin arttığı, dünya dengelerinin sürekli değiştiği günümüzde yeniden güçlü bir şekilde barışın, güvenliğin ve istikrarın korunması için uluslararası iş birliklerine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir gerçektir. Bu kritik ve hassas süreçte Türkiye olarak ülkemizin hak ve menfaatlerini kararlılıkla korurken, pek çok çatışma ve savaşın sonlandırılması ile türlü sorunların çözümüne yönelik büyük inisiyatifler üstleniyor, uluslararası güvenlik ve barışa katkı sağlıyoruz. Ülkemizin müzakere masalarının vazgeçilmez üyesi hâline geldiği bu dönemde, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de uluslararası güvenlik ve barışa müstesna katkılar sağlamaktadır. Bu noktada dost ve müttefik ordularla askerî iş birliğini derinleştirme, tecrübe paylaşımımızı ve müşterek faaliyetlerin sayısını artırma hedefiyle hareket ediyoruz. Biliyoruz ki güven ilişkisi ve dostluklar ancak gayretlerle büyür ve gelişir. Esasen dost Japonya’nın gerek Asya-Pasifik’te gerekse dünya genelindeki etkin ve barışçıl rolünü takdirle takip ediyoruz. Bu çerçevede küresel ölçekte güven duyulan iki ülke konumundaki Türkiye ve Japonya’nın her alandaki iş birliğini güçlendirip dostluğunu gelecek nesillere taşıyacak irade ve kararlılığa sahip olduğuna yürekten inanıyorum. Hep birlikte göstereceğimiz çabalarla ikili ilişkilerimizin en üst seviyelere çıkması en büyük temennimizdir. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken bu güzel resepsiyonun düzenlenmesinde emeği geçen Japon dostlarımıza teşekkür ediyorum. Japonya Silahlı Kuvvetler Günü’nü bir kez daha tebrik ediyor; sizlerin şahsında dost Japonya halkına selamlarımı gönderiyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Konbanwa, iyi akşamlar. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

56,502 views • 1 year ago

Bedava sağlık hizmeti verdi. Bedava tedavi verdi. Bedava ilaç verdi. Bedava kitap verdi. Bedava tablet verdi. Bedava ek kitap verdi. Harç paralarını kaldırdı bedava üniversite verdi. Çok ucuza KYK yurdu verdi Yoksul aileye öğrenci maaşı verdi. Yaşlıya bakma parası verdi. Toruna bakma parası verdi. Hastaya bakma parası verdi. Engelliye bakma parası verdi. İhtiyaç sahiplerine bedava elektrik verdi. Bedava erzak verdi. Bedava kömür verdi. Yetmedi, gazı da bedava verdi. Ölümüze bedava cenaze hizmeti bile verdi. Pandemide bedava para verdi. Bedava ilaç verdi. Bedava maske verdi. Bedava dezanfektan verdi. Bedava tedavi, bedava yoğunbakım hizmeti verdi. Evinden çıkamayanın, kimsesi olmayanın kapısına kadar ekmeğini, mutfak erzağını götürdü verdi. Kira yardımı verdi. Vergi ertelemesi verdi. Dünyanın neresinde olursak olalım, ayağımıza kadar ambulans uçak ve helikopter verdi. Çiftçiye bedava mazot desteği verdi. Bedava gübre desteği verdi. Bedava ilaçlama desteği verdi. Ürettiği mahsulü iyi fiyattan alım garantisi verdi.Asgari ücreti çok yüksek oranlarda ve yılda iki kez arttırdı. Emekli maaşlarını kendinden önce ki dönemlerin kat ve kat üzerine çıkarttı. Emeklilere her bayram ikramiye verdi. Eyt denilen ve bütçeye çok büyük yük getiren meseleyi üstelik yaşadığımız devasa afetin hemen ardından halletti. Orman yangınları dan sonra bedava traktör verdi. Bedava ev verdi. Bedava ahır verdi. Telef olan hayvanların yerine yenisini bedava verdi. Depremlerde anında yardıma koştu. Bütün ekibini de koşturdu. Ekmeğinden diş macununa kadar herşeyi bedava ve en hızlı şekilde ulaştırdı. Çadır ve konteyner kentleri çok kısa bir sürede kurdurdu. Evlerin ilk etabını 6 ayda teslim etti. AFAD'ı seferber etti. Tüm iftiralara rağmen Kızılay'ı milletin hizmetine sundu. Kira yardımı verdi. Nakit yardımı verdi. Eşya yardımı verdi. Ulaşım hizmeti verdi. Devletleri çökertecek ölçekde ki ve insanlık tarihin en büyüklerinden olan bir yıkımın altından dimdik kalkmamızı sağladı. Vesayeti neredeyse bitirdi. 100 yıl süren sömürülmemizi sonlandırdı. PTT işlemlerinde vergi dairesi hizmetlerine kadar her kurumu hizmet eder hale getirdi. Mafyaları çökertti. Suç çetelerini çökertti. Büyük şehirlerin 15- 20 yıl önce ki kabusu olan kapkaç çetelerini ve otopark mafyalarını yok etti. Devasa medya mafyalarının önünü kesti. Dünyada ki şerefimizi yükseltti. Batıda ki haysiyetimizi ayaklar altından çekti aldı. PKK nın anasını ağlattı, ordumuzu yeniden ve çok güçlü bir şekilde peygamber ocağı yaptı. Başörtümüzü verdi. Başörtülü eğitim, askerlik, emniyet ve yargı hizmeti verdi. Kendisinden önce kapatılan kurankurslarımız tekrar verdi. Bu adam bizden 84 yıl boyunca çalınan Ayasofya'yı bile geri aldı, bize verdi. Bu adam bize tüm hayatını verdi. Bu adam bizden 1 istediyse, bize 1000 verdi. 10.000 verdi, milyonlar verdi. Şimdi bazıları o milyonları görmeyip, istediği birin peşine düşmüş feryat figan ediyor. Yàzıklar olsun. İnsan gerçekten de çok nànkör. Elhamdülillah, Erdoğanla Oldu

FİRDEVS 🇹🇷͜͜͡͡✯

11,193 views • 7 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Ramazan ayının son iftarını Hatay’da şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleri ile yaptı. Hataylı kanaat önderlerinin, sporcuların, öksüz ve yetim evlatlarımızın, yaşlı vatandaşlarımız ile engelli vatandaşlarımızın da yer aldığı iftarda bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLUYORUM Medeniyetlerin buluşma noktası, hoşgörünün, sevginin ve saygının şehri Hatay’ımızda huzur ve bereketle geçen mübarek Ramazan ayının bu son iftarında sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Sözlerimin başında yarın idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını da sizlere iletmek istiyorum. Hatay’ımız tarih boyunca kardeşlik ikliminin egemen olduğu, çeşitli inanç ve kültürler ile toplumsal unsurların yan yana ve huzur içinde yaşadığı müstesna bir ilimizdir. Bu yönüyle Hatay’ımız Türkiye’nin mozaiğini en zarif biçimde yansıtan şehirlerimizin başında gelmektedir. Hatay’ımız Anavatan’a katılma mücadelesinde de devletiyle ve milletiyle kader birliği yaparak millî bütünlüğümüzün tamamlandığı bir yer olmuştur. HATAY, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE AĞIR BİR İMTİHANDAN GEÇTİ Ne yazık ki Hatay’ımız yaklaşık 3 yıl önce, 6 Şubat’ta meydana gelen büyük deprem felaketinde ağır bir imtihandan geçmiştir. Hatay’ımız tarifsiz acılar yaşasa da mayasındaki birlik ve beraberlik ruhuyla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimizin tüm imkânlarının seferber edilmesiyle, yaralarını hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır. Şehrin sahip olduğu eşsiz mirası çok iyi bilen devletimiz, bir dünya şehri olan Hatay’ımızı tarihî ve kültürel zenginliklerine yakışır şekilde yeniden inşa etmiştir. Bu kapsamda başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediyelerimiz ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız şehrin imarı ve ihyası için emsalsiz gayretler ortaya koymuşlardır. Hatay’ımızın ayrılmaz parçası olan değerli kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız da Hatay’ın kadim ruhunun korunması, yaraların sarılması ve sağduyu içinde zorlukların üstesinden gelinmesi için büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu vesileyle Hatay’ın yeniden mamur hâle gelmesi için gayret gösteren Bakanlıklarımıza, Valiliğimize, Belediyelerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, kanaat önderlerimize ve tüm Hataylı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. MİLLET OLMANIN GEREKLİLİĞİNİ EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE ORTAYA KOYDUK Bugün geldiğimiz noktada Hatay’ın; hafızası olan tarihî mimarisinin ayağa kalktığını ve eskisinden daha güvenli ve modern bir yerleşim merkezi hüviyetiyle geleceğe emin adımlarla ilerlediğini, memnuniyetle takip ediyoruz. Esasen bu zorlu süreçte Hataylı kardeşlerimizin sergilediği yüksek dirayet, devletine olan inanç ve dayanışma ruhu, milletimizin en zor zamanlarda dahi nasıl kenetlenebildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bir olmanın ne demek olduğunu ve millet olmanın gerekliliğini en güçlü şekilde ortaya koyduk. Hataylı kardeşlerim şundan emin olmalıdır ki Hatay asla yalnız değildir ve olmayacaktır. Yılmadan, pes etmeden hep birlikte Hatay’ımızı daha güzel günlere kavuşturacağız. Attığımız tüm bu adımlar ve yapılan çalışmalar da bunu temin etmek içindir. Bizler; Hatay’ın kardeşliği esas alan manevi iklimine, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek ferasetine ve çalışkanlığına inanıyoruz, güveniyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN HAKKINI ÖDEYEMEYİZ Çok kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz, kahraman gazilerimiz; bugün burada sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizim için çok büyüktür. Aziz şehitlerimiz, canlarını vatan uğruna feda ederek kahraman gazilerimiz, cesaret ve fedakârlıklarıyla bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir istikbal, şerefli bir bayrak bırakmışlardır. Onlar yiğitliğin ve vazife aşkının yaşayan nişaneleri olarak milletimizin gönlünde her daim müstesna bir yere sahip olacaklardır. Şair Mithat Cemal Kuntay’ın dediği gibi; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Şehitlerimizin aziz hatırası, gazilerimizin fedakârlığı bizim için sadece bir minnet konusu değil aynı zamanda büyük bir emanet ve sorumluluktur. Siz değerli ailelerimiz de yaşadığınız acılara rağmen metanetin ve vakur duruşun en güzel örneğini gösterdiniz. Sizler başımızın tacısınız ve asil milletimizin ortak vicdanında ve gönlünde çok özel bir yere sahipsiniz. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım aziz şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin ve siz değerli ailelerimizin fedakârlıklarının karşılığını ve haklarınızı asla ödeyemeyiz. Ancak yine de sizlerin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Her daim yanınızda durmaya ve sizlere destek olmaya devam edeceğiz. TERÖR TEHDİDİ SINIRLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRILDI Aziz şehitlerimizin kutsal emanetinin ve kahraman gazilerimizin onurlu hatırasının sarsılmaz taşıyıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; hudutlarımızın korunmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifesini sürdürmektedir. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlarla terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, terör tehdidi sınırlarımızdan uzaklaştırılmıştır. Bu destansı başarının arkasında aziz şehitlerimizin fedakârlığı, kahraman gazilerimizin cesareti, yiğit Mehmetçiğimizin azim ve kararlılığı, kahraman güvenlik güçlerimizin ve kahraman güvenlik korucularımızın gayretleri ve elbette aziz milletimizin desteği vardır. Bugün gelinen noktada terörle mücadelede sağlanan bu önemli seviye, ülkemiz için yeni bir fırsat penceresi oluşturmuştur. İşte Terörsüz Türkiye süreci, tam da bu tarihî zeminde yükselmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, İÇ CEPHEMİZİN TAHKİMİ ANLAMINA GELİYOR Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen bu süreç güvenliğin kalıcı hâle gelmesiyle birlikte iç cephemizin tahkimi, kardeşliğimizin güçlenmesi ve çocuklarımızın terörün gölgesinden uzak bir geleceğe kavuşması anlamına da gelmektedir. Son dönemde bölgemizde yaşanan kaotik gelişmeler de bu hedefin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Çevremizde krizler büyüyüp çatışma alanları genişlerken Türkiye’nin içeride birliğini sağlam tutması, kardeşliğini daha da güçlendirmesi bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Bu meselede devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüde yer yoktur. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. TÜRKİYE, SAVAŞIN GENİŞLEMEMESİ İÇİN YOĞUN VE YAPICI ÇABALARINI SÜRDÜRÜYOR Yakın coğrafyamız, gerçekten hassas bir dönemden geçmektedir. İran ile İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalar ve bölge ülkelerine sirayet eden saldırılar, Orta Doğu’daki kırılganlığı daha da artırmıştır. Türkiye, böylesine ateş çemberine dönen bu ortamda savaşın genişlememesi ve diplomasinin yeniden işletilmesi için yoğun ve yapıcı çabalarını sürdürmektedir. Bununla birlikte her ihtimale karşı hazırlıklı hareket ediyor, tüm risk ve tehditleri bertaraf edebilecek tedbirleri, büyük bir azim ve kararlılıkla alıyoruz. Bu konuda en büyük dayanağımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin sevk ve idare kabiliyetiyle bu coğrafyanın en güçlü ordularından biridir ve ülkemizin ve milletimizin güvenliği için üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki ülkemiz; jeopolitik konumunun getirdiği sorumluluğun farkında olan, barışın yanında duran, ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda da gerekli tüm adımları atmaktan asla tereddüt etmeyen güçlü bir devlettir. Bundan sonra da köklü ve güçlü devlet geleneğimiz etkin, caydırıcı ve saygın ordumuz ve sarsılmaz millî birlik-beraberliğimizle bu coğrafyada barışın teminatı, güvenliğin de en sağlam dayanaklarından biri olmaya devam edeceğiz. GENÇLERİMİZİN SPORLA BULUŞMASINI SAĞLAYACAK YATIRIMLARI KIYMETLİ GÖRÜYORUZ Şüphesiz güçlü bir devlet yalnızca güvenliğini sağlamaz; aynı zamanda geleceğini de inşa eder. Geleceğin en sağlam temeli ise iyi yetişmiş, sağlıklı ve yarınlara umutla bakan gençlerdir. Bu nedenle şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırırken gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımlara da büyük önem veriyoruz. Bugün Hatay’ımız yaralarını sarmış, daha güvenli, daha dirençli bir şehir olarak geleceğe yürürken bu inşa sürecinde gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımları da son derece kıymetli görüyoruz. Başta Gençlik ve Spor Bakanlığımızın güzide çalışmalarıyla yapılan spor yatırımları, Hatay’ın yalnızca konutlarla değil sosyal ve sportif altyapısıyla da yeniden ayağa kalktığını göstermektedir. Bu çalışmalar aynı zamanda gençlerimizin sporla daha fazla buluşmasına, sağlıklı bir hayat sürmesine ve şehir hayatının yeniden canlanmasına önemli katkılar sağlayacak olması bakımından bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir. Bir kısmı aramızda bulunan Hataylı gençlerimizin de son dönemde elde ettiği sportif başarılar da hepimiz için ayrı bir gurur vesilesidir. Bu noktada anne ve babasını kaybetmiş kıymetli evlatlarımız başta olmak üzere bütün çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi şekilde yetişmesini, eğitimle, kültürle, sporla geleceğe hazırlanmasını oldukça önemli görüyoruz. Gençlerimizin olduğu gibi başımızın tacı olan yaşlılarımız, engelli veya bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın da yanındayız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bu konuda yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran hizmetler sunulması da sosyal devlet anlayışımızın güçlü bir yansımasıdır. NİCE GURUR VERİCİ HİZMETLERE İMZA ATACAĞIZ Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda attığımız tüm bu adımlar ve yaptığımız çok yönlü çalışmalar; hem ülkemizi, hem de Hatay’ımızı çok daha güçlü ve çok daha gelişmiş kılmak içindir. İnşallah hep birlikte geleceğe güvenle yürüyecek, ülkemizin yükselişine imkân tanıyacak nice gurur verici hizmetlere imza atacağız. Bu konuda Hatay’ımızın kardeşliği esas alan manevi iklimi, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek feraseti ve çalışkanlığı, bu kutlu yolculuktaki en önemli güvencelerimizden biridir. Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden gazilerimizi, şükran ve minnetle yâd ediyor, depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize de sağlıklı ve huzurlu bir ömür temennisiyle her birinizin mübarek Ramazan Bayramı’nızı bir kez daha kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

30,846 views • 5 months ago

Bahçeli'e soruyorum, terörist başı Öcalan sizden PKK’yı dağıtmak için ne istedi, siz ne verdiniz? MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün MHP Grup Toplantısında yaptığı konuşmada terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın umut hakkı çerçevesinde affını istemiş ve TBMM’de DEM grubuna hitap ederek PKK’nın lağv edilmesini istemesini tekrar gündeme getirmiştir. Bahçeli, Abdullah Öcalan’ın serbest kalması için çalışmaktadır. Türkiye Yüzyılı, süper güç, gibi süslü lafların arkasına saklanarak terör örgütü elebaşısı Öcalan’ı İmralı’dan çıkarmak için mücadele etmektedir. Bahçeli, ‘Tabular kalktıkça, ezberler bozuldukça statüko delindikçe, insanlar birbirine dürüst davrandıkça içlerinden geçeni özgürce söyledikçe bir anlaşma ve mutabakat noktasından diğerine küçük adımlar ile ilerlemek daha kolaydır.’ Diyerek açıkça Öcalan ve PKK terör örgütü ile müzakereleri savunmaktadır. Öcalan’a umut hakkı vermek, Türk Milletinin gelecek umudunu elinden almaktır. Öcalan’a umut hakkı vermek binlerce asker, polis, jandarma, öğretmen, savcı, hakim, korucu şehidinin ailelerinin adalet umudunu ellerinden almaktır. Öcalan’a umut hakkı vermek, bacağını, kolunu gözünü bazen hepsini kaybetmiş şehitlerimizin gazilerimizin adalet umutlarını ellerinden almaktır. Bahçeli Türk Milletini Öcalan’ın serbest bırakılmasının ile terörün biteceği konusunda aldatmaktadır. Öcalan’ı ‘TBMM’ye gelse ve PKK’yı lağvettim, terörü lanetliyorum’ dese de PKK içinde birçok grup bu açıklamayı reddedecek, PYD Suriye’de, PJAK İran’da varlığını ve terör eylemlerini sürdürecek, Türkiye için tehdit olmaya devam edecektir. Devlet Bahçeli, terörist başının ‘TBMM DEM parti grubuna gelmesine itiraz ediyor da İmralı’da kalmasına niye tepki göstermiyor? Bu ne yaman çelişkidir’ diyor. İnanılır gibi değil. TBMM Gazi, İstiklal Harbi vermiş milli mabettir. İmralı ise Türk adaletinin terörist başını yolladığı hapishane. Nasıl bir akıl bahçelinin söylediğini söyleyebilir. Bunu Türk Milletinin sağ duyusuna bırakıyorum. Öcalan’ı TBMM’de konuşmaya davet etmek, Türkiye Cumhuriyeti’ni terör örgütü karşısında mağlup etmek demektir. Bahçeli, Atatürk’ün Şeyh Sait’i TBMM’de konuşmaya davet ettiğini duymuş mu? Bahçeli, Atatürk’ün Seyyit Rıza’yı TBMM’de konuşma yapmaya davet ettiğini duymuş mu? Türk Milleti hiç böyle rezil bir teklif ile karşı karşıya gelmedi. Bahçeli, ‘Zaman Türk ve Türkiye yüzyılı zamanıdır’ diyor. Biz de Bahçeli’ ye soruyoruz, Türk ve Türkiye yüzyılını Öcalan’ı TBMM de konuşturarak mı kuracaksınız? Bahçeli, ‘Osmanlı İmparatorluğu yerel kültürleri ve etnik toplulukları bünyesinde nasıl bir arada tutup barış ve sükunet ortamına tesis etmişse, ecdadımızın ayak izlerini takip ederek Türk barışı devrinde aynısını yaşatabilecektir ’diyor. Türkiye Cumhuriyeti milli-üniter-laik devletinin 101. yılında Bahçeli’nin kafasında gelmiş olduğu yer burası mıdır? Üstelik Osmanlı yerel kültür ve etnik toplulukları bünyesinde tutamadığı için parçalanmıştır Şimdi, Türk Milleti önünde ve Türk tarihi önünde Devlet Bahçeli’ye şu soruları soruyorum: Mayıs 2023 de ‘önümüzdeki günlerde çok şey değişecek, inşallah Türkiye değişmez’ dediniz. Türkiye’yi nasıl bir badireye sürükleyeceksiniz ki inşallah Türkiye değişmez diyorsunuz? Yapacaklarınız Türkiye’nin parçalanmasına neden olabilir mi? Mayıs 2024’te TBMM’de ‘Türkiye Milleti’ dediniz. Milletimizin adını bu şekilde mi değiştireceksiniz? Öcalan sizden PKK’yı dağıtmak için ne istedi, siz ne verdiniz? Osmanlı Devleti’nin verdiği hakları mevcut Anayasamızın ilk dört maddesini değiştirmeden nasıl vereceksiniz? Erdoğan ve Bahçeli’nin temel amacı Erdoğan’ın ölene değin cumhurbaşkanlığı yapacak bir düzenleme için Türk Devleti ve Türk Milletini bir tehdit ile karşı karşıya getiriyorlar. Bahçeli basın toplantısında ‘Sefaletin doruk noktası bir başkasının iradesine bağımlı olmaktır.’ diyor. Evet, gerçekten de bu sefaletin doruk noktasıdır. Son olarak size İmralı’da ilçe başkanlığı açmanızı öneririm. Bir oy bir oydur. Türk milliyetçilerinden alamadığınız oyu Öcalan’dan alın.

Ümit Özdağ

518,552 views • 1 year ago

Şarkıcı Güllü öldükten bir gün sonra biri göründü ekranlarda. İsmi Ferdi Aydın'dı... Güllü'nün patronu olduğunu söyledi. Dikkatlice takip ettim kendisini. Halini, hareketini, davranışlarını, söylemlerini... Birer birer not aldım. İlk iddiası odada dördüncü bir kişinin olduğuydu. Hem emniyet hem savcılık kaynakları bunu net olarak yalanladı. İkinci iddiası gizli bir tanığın olduğu ve asistanının bunu planladığı yönündeydi. Asistanı işaret eden bir bulgu bulunamadı. Üçüncü iddiası olayın organize şekilde çocukları tarafından planlandığını belirtmesiydi. Savcılık organize bir cinayet şüphesine ilişkin bulguya da şu ana kadar rastlamadı. Şüphelilerin sadece evde bulunan Tuğyan ve Sultan olduğu belirtildi. Yeni iddialar ortaya atması nedeniyle televizyonlar ve gazeteciler art arda yayınlar yaptı Ferdi Aydın'la. Kimi söylemleri inandırıcı, kimi söylemleri ise değildi. Kendisini dikkate almayı bıraktığım son sözü "Güllü'den 7 milyon alacağım var" sözü oldu. Sonrasında takip etmedim. Aradan zaman geçti. Bircan isimli bir kadınla savcılık önünde kameralara basın açıklaması yaparken gördüm onu. Çok heyecanlıydı, bir kahraman edasıyla konuşuyordu adeta! "Tüm şüpheler kızının üzerinde" dedi. "Birazdan tanıklar ifade verecek..." Vee Bircan Dülger savcılığa ifadesini verdi. Neler söyledi neler! En net beyanı Tuğyan'ın annesini öldürdüğünü sözlü olarak kendisine itiraf ettiğiydi. Bir takım mesajlaşmaları da savcılığa teslim etti. Tuğyan'ın mesajlarda annesini öldürmek istediğini açıkça belirtmesi tüyler ürpertti. O mesajlaşmaların yaşandığının Tuğyan tarafından kabul edilmesiyle bütün oklar ona döndü. Tam inanmak üzereydim Ferdi Aydın'a! Diyordum ki kendime "Aykut yanıldın. Demek ki gerçeği biliyormuş ki bu kadar çırpınmış, önyargılı davrandın!" Bunları söylemekten de çekinmem, gocunmam bu arada. Kabullenirim. İnsan hata yapandır. Hatta yeryüzünde en çok hata yapan! Geldiğimiz noktada bir ses kaydı yayınlandı bugün. Tuğyan ve Bircan'a ait olduğu öne sürülen bir telefon görüşmesi... Bircan açıkça diyor ki Tuğyan'a "Ferdi Aydın benim hiç görmediğim şeyleri anlatmamı istedi, beni tehdit ediyor, parayla geliyor. Emre ile tehdit ediyor, onu öldürsün mü?" Tuğyan'da neden ilk aradığında savcılığa gitmedin diye serzenişte bulunuyor. Gazetecilik sezgisi midir? Tevafuk mudur? Rastgelme midir bilmem! Ferdi Aydın'dan iyi ki şüphelendim ve dikkate almadım diyorum. Hepimizin olaylara bakışı ve analizi farklıdır. O yüzden sizden farklı düşünenlere de kızmayın. Anlamaya, dinlemeye çalışın. Doğru tektir. Er ya da geç belirir ufukta. Soruşturma resmi makamlarca sürüyor. Bence sonuca ulaşmaya da artık ramak var #Güllü

Aykut Gül

630,796 views • 9 months ago

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da düzenlenen 17’nci Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı’nın (IDEF 2025) açılış törenine teşrif etti. Açılış törenine Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler de beraberindeki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları ve Bakan Yardımcıları ile katıldı. Törende bir konuşma yapan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan konuşmasında şunları söyledi: BİR MİLLETİN BAĞIMSIZLIK YÜRÜYÜŞÜNE ŞAHİTLİK EDİYORUZ Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı IDEF 2025’in açılış merasiminde sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet ve heyecan duyuyorum. Türkiye’nin yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinden fuarımızı teşrif eden her bir misafirimize kültür, medeniyet ve teknolojinin buluştuğu şehir olan İstanbul’umuza hoş geldiniz diyorum. Fuar kapsamında yapacağınız görüşmelerin, varacağınız anlaşmaların, kuracağınız ortaklıkların şimdiden ülkelerimiz, firmalarımız, sektörlerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Küresel bir marka haline gelen bu organizasyonu başarıyla organize eden Millî Savuma Bakanlığımızı, Savunma Sanayii Başkanlığımızı ve Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfımızı yürekten tebrik ediyorum. Aynı şekilde ileri teknolojiye sahip savunma ürünleriyle fuarda boy gösteren firmalarımıza teşekkür ediyorum. Kendi alanında dünyanın en büyük ve en etkili ilk 3 fuarından biri olan Uluslararası Savunma Sanayii Fuarının bu yıl 17’ncisini düzenliyoruz. Bugün burada sadece Türk savunma sanayisinin gelişimine değil, aynı zamanda bir milletin bağımsızlık yürüyüşüne de şahitlik ediyor, kendi gök kubbesinde kendi kanatlarıyla yükselen bir ülkenin hikâyesini görüyoruz. 120 BİN ZİYARETÇİNİN FUARA KATILIMI BEKLENİYOR Fuarımıza olan ilginin her geçen yıl artmasından büyük bir kıvanç ve onur duyduğumuzu burada öncelikle vurgulamak istiyorum. Bu yılki organizasyonda 99 ülke ve uluslararası kuruluştan 219 heyeti temsilen 937 heyet üyesini misafir etmenin bahtiyarlığını yaşıyoruz. Bine yakın yerli ve 400’ün üzerinde yabancı firma kara, hava, deniz, uzay ve siber güvenlik alanlarında geliştirdikleri ürünleri 6 gün boyunca burada sergileme imkânı bulacak. Pazar gününe kadar 120 bini aşkın profesyonel ziyaretçinin fuara katılımı bekleniyor. Bu değerli buluşmayı salt ticari bir faaliyet, savunma sanayi alanındaki ürünlerin tanıtım ve satışının yapıldığı uluslararası çapta bir pazar olarak görmediğimizi özellikle bilmenizi rica ediyorum. Hep söylediğim gibi mesele alışveriş yapmak değildir, asıl mesele kazan-kazan temelinde uzun vadeli ortaklıklar tesis edebilmektir. Mesele, ticaretle birlikte kalıcı iş birlikleri geliştirebilmektir. Türkiye olarak biz buna hazırız ve çok yönlü iş birliklerine açığız. IDEF 2025’te ürün ve ekipmanlarıyla yer alan firmalarımızın tamamına başarılar diliyor, misafir heyetlerimizin her birine şükranlarımı iletiyorum. Savunma alanı başta olmak üzere IDEF 2025’in sektör ve firmalarımız arasındaki ilişkilere önemli katkılar yapmasını, yeni iş birliklerine kapı aralamasını, dostluk ve kardeşliğimizi güçlendirmesini temenni ediyorum. GAZZE’DE AÇLIKTAN BİR DERİ BİR KEMİK KALMIŞ ÇOCUKLARIN DERDİ, BİZİM DERDİMİZDİR Değerli misafirler, evvela şu hususu altını çizerek ifade etmek istiyorum: Güç dengelerinin yeniden belirlendiği, küresel ağırlık merkezlerinin yer değiştirdiği, uluslararası rekabetin giderek kızıştığı bir süreçten geçiyoruz. Sizlerin de takip ettiği üzere her gün yeni bir krize uyanıyoruz, yarın ne olacağını kimse bilmiyor, kimse tahmin edemiyor. İkinci Cihan Harbi sonrası kurulan kural temelli uluslararası sistemin yerini kimin gücü kime yeterse diyeceğimiz yeni bir düzen alıyor. Haklının güçlü olduğu değil, güçlünün haklı olduğu bir anlayış tarzı hızla kanıksanıyor. Haklının hakkını arayacağı uluslararası mekanizmalar ise kendilerinden beklenen görevi icra edemiyor. Türkiye, gerek coğrafi konumu, gerekse tarihi, beşeri, kültürel bağları itibarıyla bu yeni statükonun etkilerini en çok hisseden ülkelerden biridir. Gazze’de 22 aydır katmerlenerek devam eden soykırımın İsrail’in coğrafyamızı istikrarsızlaştırmaya dönük saldırılarının, Rusya ile Ukrayna arasında 3,5 yılı geride bırakan savaşın, Güney Asya’dan Kuzey Afrika’ya, Balkanlar’dan Günel Kafkasya’ya kadar geniş bir bölgede nükseden sıcak gerilimlerin tamamını bir şekilde bizi ilgilendirmekte, tedbir almamızı, müdahil olmamızı gerektirmektedir. Etrafımız ateş çemberiyle kuşatılmış derken, bunu hamaset olsun diye söylemiyoruz, aksine her gün yaşadığımız bir gerçeği ifade ediyoruz. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Gazze’de insani yardım malzemesi girişine izin verilmediği için açlıktan bir deri bir kemik kalmış çocukların derdi bizim derdimizdir. 13,5 yıllık zulmün ardından 8 Aralık devrimiyle umutların yeniden yeşerdiği Suriye’ye yönelik saldırılar bizim sorunumuzdur. Karadeniz’in güvenliğini tehlikeye atan sıcak çatışmalar aynı şekilde bizim için büyük bir endişe kaynağıdır. Libya’dan Sudan’a, Pakistan’dan Afganistan’a nerede bir sıkıntı, çatışma, istikrarsızlık varsa tamamı ülkemiz için dikkatle takip edilmesi gereken hassas konulardır. TÜM KALBİMİZLE BÖLGEMİZDE HUZUR, BARIŞ VE DAYANIŞMA İSTİYORUZ Türk dış politikası barış, adalet, uluslararası hukuk, egemenliğe saygı, hakkaniyet ve dayanışma ilkeleri üzerine kuruludur. Nüfuz peşinde değiliz, tahakküm peşinde değiliz, hiç kimsenin içişlerine karışmak niyetinde asla ve asla değiliz. Tüm kalbimizle bölgemizde huzur, barış, dayanışma istiyoruz, elbette bunu isterken gereklerini de yerine getirmekten çekinmiyoruz. Nerede bir haksızlık, adaletsizlik ve zulüm görsek sesimizi de, tepkimizi de belli bir üslup içinde açıkça ortaya koyuyoruz. Bu anlayışla İsrail’in Gazze halkına yönelik Nazileri fersah fersah aşan soykırımını tüm insanlığın gündeminde tutmaya devam ediyoruz. İnsani yardımlarımızla birlikte Gazze’deki vahşeti sona erdirmeye dönük diplomatik temaslarımızı da artırmış durumdayız. Gayemiz, bir an önce ateşkesin tesis edilmesidir. Gazze’ye insani yardımların girişine izin verilmesi bir başka önceliğimizdir. Maalesef Kızılhaç’ın bile girişine izin verilmediği gerçekten korkunç bir durum söz konusudur. Daha önce de söyledim, Netanyahu ve katliam şebekesi barbarlıkta Hitler’i çoktan geride bıraktı. Avrupa’daki Holokost sürecinde dahi Gazze’deki kadar insanlık dışı görüntüler ortaya çıkmadı. Her gün onlarca masumun bir lokma ekmek, bir yudum su bulamadığı için can verdiği bir acımasızlığı, zerre kadar insanlık onuru taşıyan hiç kimse kabul edemez, buna sessiz kalamaz, bu cinnet haline rıza gösteremez. Her kim Gazze’deki soykırıma sessiz kalıyorsa, İsrail’in işlediği insanlık suçlarına ortak oluyor demektir. Gazze’de insanlık ölürken, bebekler, çocuklar ölürken, insanlar bir çuval un alabilmek için ölürken, hiçbirimiz buna sessiz kalamayız ve kalmayacağız. O masum bebeklerin kopmuş kafalarını, o çocukların kopmuş ellerini, bacaklarını, affedersiniz köpeklerin açlıktan yemeye başladığı gömülmemiş cesetleri, o açlığı, o feryadı, annelerin yüreklerimizi yakan o çığlıklarını hiçbirimiz unutamayız, hiçbirimiz unutmayacağız. ULUSLARARASI TOPLUMU İNSANLIK CEPHESİNDE BİRLEŞMEYE DAVET EDİYORUM Açlıktan kitlesel ölümlerin başladığı bu kara günlerde tüm uluslararası toplumu insanlık cephesinde birleşmeye davet ediyorum. Gelin bu caniliğe hep birlikte tepki verelim. Gelin bu zulme, bu vahşete artık yeter diyelim. Gelin gözünü iktidar hırsı bürümüş bir avuç insanlık düşmanının insanlığın adını daha fazla lekelemesine müsaade etmeyelim. Diğer türlü bu kan lekesi sadece Netanyahu’nun ve cinayet şebekesinin eline değil, Gazze’deki soykırıma susan, tepkisiz kalan herkesin eline, anlına, şayet kaldıysa vicdanına bulaşacaktır. Türkiye olarak en başından beri adil ve sürdürülebilir bir dünya nizamı için dostlarımızla birlikte her platformda gayret sarf ediyoruz. Küresel barış ve güvenlini tesisi için her türlü adımı atarken, daha fazla trajedinin yaşanmaması için tüm imkânlarımızı seferber ediyoruz. Bu süreçte şu ilkeyi kendimize rehber edindik: Bin akçalık sulh, bin akçalık nizadan iyidir. Evet, barış diplomasisi adına ne yapıyorsak, bu hikmetli sözün ışığında yapıyoruz. Yine bu süreçte, hiçbir zaman unutmadığımız bir başka prensibimiz şudur: "Hazır ol cenge, eğer istersen sulh-u salah." Yani, eğer barış, huzur, güvenlik, dirlik ve refah istiyorsan, caydırıcılığını en üst düzeyde tutmak zorundasın. Eğer kendi vatanında onurunla, şerefinle, başın dik, alnın ak yaşamak istiyorsan, savunma yeteneklerini güçlendirmek mecburiyetindesin. Şüphesiz, bunun yolu da yerli ve millî savunma sanayiden geçiyor. Türkiye, yakın tarihinde savunma alanında ciddi sınamalarla karşılaşmış bir ülkedir. Dışa bağımlı olmanın sonuçlarını pek çok kez tecrübe ettik. 1960'lı yıllarda Kıbrıs hadiselerinde ve 1990'lı yıllarda terörle mücadelede, maalesef dost ve müttefik bu ülkelerden yeterli desteği alamadık. Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukunu korumak amacıyla gerçekleştirdiğimiz 1974 Barış Harekâtı sonrasında ambargolar adeta zirveye çıktı. Bakım için gönderdiğimiz uçaklar alıkonuldu. Hatta bunun için ülkemize hangarda saklama borcu çıkartıldı. Telsiz gibi en temel iletişim araçları dahi bir süre ülkemize verilmedi. Esad rejimiyle yaşadığımız gerilimde yine aynı ahde vefasızlığı gördük. Hava savunma kapasitemizi güçlendirme arayışlarımızda, karşımızda hep kapı duvar bulduk. Öyle ki, hava sahamızın sürekli ihlal edildiği günlerde, yangından mal kaçırırcasına hava savunma sistemleri ülkemizden sökülüp götürüldü. Libya’dan Karabağ’daki işgalin sonlandırılmasına kadar pek çok yerde benzer uygulamalar devam ettirildi. TÜRKİYE BUGÜN SAVUNMA SANAYİ ÜRÜNLERİYLE DÜNYA PİYASALARINA MÜHRÜNÜ VURAN BİR KONUMA ULAŞTI Atalarımızın bir sözü var, kötü komşu adamı mal sahibi yaparmış. Bizi de dost ve müttefiklerimiz savunma sanayinde mal sahibi yaptı. Her ambargo, her baskı, her haksızlık bize yeni bir kapı araladı. Biz de tüm gücümüzü kullanarak bu kapılardan içeri girmeyi başardık. Dün ambargolara, çifte standartlara ve diplomatik baskılara maruz kalan Türkiye, bugün savunma sanayi ürünleriyle dünya piyasalarına mührünü vuran bir konuma ulaştı. Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz dedik ve öz kaynaklarımızı harekete geçirerek bu alanda kısa sürede ciddi mesafe kat ettik. Bu arka plan temelinde bir yandan insani ve proaktif bir dış politika izlerken, diğer yandan savunma ve güvenlik yatırımlarımıza hız verdik. Tasarımdan seri üretime, ar-ge çalışmalarından ve inovasyon sürecine Türk savunma sanayine çağ atlattık. Bir dönem temel sıkıntımız olan dışa bağımlılığımızı ciddi ölçüde atlattık. Göreve geldiğimizde yüzde 20 seviyesinde olan savunma sanayimizin yerlilik oranı bugün yüzde 80’lerin üzerine çıktı. Sektördeki 3 bin 500’ü aşkın firmamız, 100 bin kişilik nitelikli personel kadrosuyla çalışmalarını başarılı bir şekilde sürdürüyor. Türk savunma sanayi bugün 1.380’in üzerinde proje sayısıyla, 20 milyar doları aşan cirosuyla, geniş ürün yelpazesiyle adeta destan yazıyor. Güvenlik birimlerimizin neredeyse tüm ihtiyaçlarını kendi kaynaklarımızla en etkin şekilde karşılıyoruz. Yerli ürünlerimiz güvenlik güçlerimizin terörle mücadele operasyonlarında, yurt içi ve yurt dışındaki harekâtlarımızda etkin rol oynuyor. İHA ve SİHA teknolojisinde dünyanın önde gelen 3 ülkesinden biriyiz. Geçen sene dünyada satılan her 100 İHA’dan 65’ini Türk firmaları tedarik etti. Özellikle SİHA’larımızın oyun değiştiren konsepti küresel ölçekte büyük yankı uyandırıyor. Geleneksel taktik ve stratejileri dönüştürüyor. Aynı şekilde dünyada kendi savaş gemisini tasarlayan, geliştiren, üreten 10 ülkeden biri şu anda Türkiye’dir. Ana yüklenicilerimiz, alt yüklenicilerimiz, KOBİ’lerimiz, araştırma kuruluşlarımız ve üniversitelerimiz, geliştirdikleri özgün ürünlerle ihracat hanemizi yeni yıldızlarla süslüyor. Şunu büyük bir gururla ifade etmek isterim: Türkiye, bugün dünyadaki en büyük 11’inci savunma ihracatçısı durumuna gelmiştir. İnsansız hava araçlarımız, millî gemi projelerimiz, elektronik sistemlerimiz, kara araçlarımız, silah ve mühimmatlarımız gıptayla takip ve talep ediliyor. Savunma sanayi şirketlerimiz geçtiğimiz sene tam 180 farklı ülkeye ürün ihraç ederek ciddi bir başarıya imza attı. Şu rakam da dikkat çekicidir: 2024 yılında savunma ve havacılık alanındaki ihracatımız, NATO ve hizmet ihracatları da dâhil olmak üzere yüzde 29’luk artışla 7 milyar 154 milyon dolara ulaşarak yeni bir rekor kırmıştır. Böylece 2024 hedefimiz olan 6,5 milyar doların yüzde 11 üzerine çıktık. 2025 Haziran ayı ihracatımız bir önceki yıla oranla yüzde 10,4 artarak 623 milyon dolara ulaştı. Son 12 aydaki ihracatımız ise geçtiğimiz yıla göre yüzde 23,1 düzeyinde artışla 7,5 milyar dolar seviyesini gördü. Lazer ve elektromanyetik silah sistemleri, otonom sistemler, siber güvenlik, kuantum teknolojisi ve yapay zekâ gibi alanlarda izleyeceğimiz doğru stratejilerle yakın gelecekte rekabet gücümüzü inşallah daha da arttıracağız. EN ÖNEMLİ AVANTAJLARIMIZDAN BİRİ DE NİTELİKLİ VE DİNAMİK İNSAN GÜCÜMÜZ Şunu da belirtmekte fayda görüyorum: Ülke olarak en önemli avantajlarımızdan biri de nitelikli ve dinamik insan gücümüzdür. Savunma sanayi başta olmak üzere her alanda teknolojik atılımımızı çok daha ilerilere taşıyacak yetişmiş insan gücüne sahibiz. Özellikle bunu daha da geliştirmekte kararlıyız. Bu vesileyle Savunma Sanayii Başkanlığımız başta olmak üzere bütün bu başarılarda pay sahibi olan tüm kurum ve kuruluşlarımızı, firmalarımızı, emek veren her bir kardeşimi bir kez daha canı gönülden tebrik ediyorum. Türk savunma sektörüyle gurur duyuyoruz. İnşallah gelecekte çok daha iyi seviyelerde olacağımıza yürekten inanıyoruz. Küresel güç Türkiye vizyonu ile savunma sanayinde tam bağımsız Türkiye yolunda kararlı adımlarla ilerliyoruz. Savunma sanayinde millî yetkinlik hamlesi adını verdiğimiz büyük bir dönüşüm başlattık. Onay ve talimatını bizzat verdiğim millî yetkinlik hamlesi ile savunma sanayi ekosistemi içerisinde sistematik bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Bu alandaki çalışmalarımızla, savunma ve güvenlik yatırımlarımızla dosta güven, düşmana korku veren çok daha büyük ve güçlü bir Türkiye’yi inşa etmek için mücadele edeceğiz. Birlikte çalışacağız, birlikte üreteceğiz, geleceğe birlikte yürüyeceğiz. Rabbim hepimizin yar ve yardımcısı olsun diyorum. Bu düşüncelerle 17'nci Uluslararası Savunma Sanayii Fuarımızın ülkelerimiz, sektörlerimiz, firmalarımız için hayırlar getirmesini diliyorum. Fuara teşrif eden tüm dostlarımıza, tüm kardeşlerimize tekrar teşekkür ediyorum. Fuar kapsamında atılacak imzaların, yeni anlaşma ve iş birliklerinin aramızdaki ilişkilere somut katkılar yapmasını temenni ediyorum. Millî Savunma Bakanlığımıza, Savunma Sanayii Başkanlığımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfımıza ve fuara katkı veren her bir kardeşime, her bir şirketimize tekrar teşekkür ediyorum. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

39,340 views • 1 year ago