Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

"Tarkan konserine gitmeyi düşünmedim. Dans ve görsel şov istiyorum, ancak Tarkan’da bunlar yok" diyerek Tarkan'ı yerden yere vuran Yonca Evcimik'in sahne performansı:

53,250 Aufrufe • vor 7 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

İstanbul’da vereceği konser, sahne şovlarında kullandığı görsellerin sosyal medyada “satanist ritüellerle” ilişkilendirilmesinin ardından iptal edilen Anyma’dan açıklama: “Yıllardır bu yolculukta benimle birlikte olanlar, her şeyden önce hikaye anlatıcılığı yaratmaya çalıştığımı bilir. Anyma şovu; karanlık ve aydınlık, yıkım ve yaratım, korku ve umut üzerine kurulu bir bilim kurgu hikayesidir. Pek çok hikayede olduğu gibi, çözüme ulaşmadan önce daha karanlık bölümlerden geçer. Herhangi bir filmden veya eserden tek bir sahneyi alıp bağlamından kopararak tüm projenin anlamıymış gibi sunmak, temelde yanıltıcıdır. Benim hikayemde sonunda ışık galip gelir. Son beş yıldır ekibimle birlikte sanatçılar, tasarımcılar ve animatörlerle iş birliği yaparak görsel bir evren oluşturduk ve bunu dünyanın farklı yerlerinde sahneledik. Sanat tarihinden, mitolojiden ve antik edebiyattan ilham alarak büyük klasiklere sürekli göndermelerde bulunuyoruz. Görsellerimizde dini figürlerin doğrudan bir temsili bulunmuyor ve herhangi bir dine veya kültüre saldırmak ya da saygısızlık etmek gibi bir niyetimiz yok. Hikayemizin ve şovumuzun daha karanlık bazı bölümleri bağlamından koparıldı, yapay zekayla manipüle edildi, farklı müziklerle birleştirildi ve gerçekte var olmayan, şovun özünü ya da amacını yansıtmayan karanlık bir anlatı yaratmak amacıyla internette dolaşıma sokuldu. Şunu açıkça belirtmek istiyorum: Görsellerimin hiçbiri yapay zekayla oluşturulmadı. Buradaki en büyük ironi ise çalışmalarımı kınayan kişilerin, eserlerimi değiştirmek için yapay zeka kullanması ve sonunda onları kendi anlatılarına uyacak bir şeye dönüştürmesi. Sanatım, sosyal medya ve siyasi propaganda malzemesine dönüştürüldü. Bundan sonra yaşananlar ise kabul edilemez... Gösteri iptal edilmeden önce ne ekibime ne organizatöre ne de bana anlamlı bir uyarı yapıldı veya diyalog kurma fırsatı tanındı. Kimse bizden çalışmayı açıklamamızı, bağlamını sunmamızı ya da olası değişiklikleri görüşmemizi istemedi. Bunları yapmaya hazırdık ve hala hazırız. Bu çalışmaya atfedilen yanlış dini ve siyasi anlamları kesinlikle reddediyoruz. Dünyanın dört bir yanında sahne aldık ve her zaman yerel kültür ve geleneklere uygun, saygılı bir iletişim içinde olduk. Meşru endişeler diyalog yoluyla bize iletilmiş olsaydı, Türkiye’de de aynı şeyi memnuniyetle yapardık. Karara itiraz etmeyi planlıyoruz ve Türkiye’ye, Türk halkına yeniden ulaşmanın bir yolunu bulmaya çalışmaya devam edeceğiz. En önemlisi, bilet alan ve bu deneyim için Türkiye’ye seyahat etmeye hazırlanan, Türkiye’deki ve Türkiye dışındaki hayranlarımıza teşekkür ederim. Sanatımızı anlayan ve kucaklayan sizlerin desteği ve anlayışı benim için her şey demek. İletişim kanallarımız açık. Gerekli yetkililerle görüşmeye, çalışmalarımızı açıklamaya ve eserlerimizin tüm sanatsal bağlamını sunmaya hazırız. Sanat sorgulanabilir, eleştirilebilir ve tartışılabilir. Ancak sanatın, başkalarının manipülasyonlarla göstermeye çalıştığı haliyle değil, gerçekte ne olduğuna bakılarak değerlendirilmesini istiyoruz. Umarım İstanbul’a geri dönebilir ve bu hikayeyi birlikte tamamlayabiliriz.”

Onedio

165,985 Aufrufe • vor 6 Tagen

🌽Mısır ithalatı son 9 ayda 3 milyon ton gerçekleşti. Üstelik gümrüksüz! Şimdi 500 bin ton mısır ithalatı daha gerçekleşecek. Bu resmen vatana ihanettir! Eğer vatansever bir Türk iseniz şu kısa açıklamamı okuyun ve paylaşın lütfen: 🔹Tarım, milli güvenlik meselesidir. Çünkü milleti sağlıklı, kaliteli ve ucuz fiyatla besleyemezseniz hem hastalıklar hem de ekonomik sorunlar yaşanır. Sonunda da devletin bağımsızlığı tehlikeye düşer. 🔹TBMM'nin Sürdürülebilir Tarım Komisyonu için 2020 yılında bir sunum gerçekleştirdim. Bu sunumda Sürdürülebilir Tarım Modeli hakkında bilgi verdim. İsviçre Tarım Üniversitesi'nin geliştirdiği bu bilimsel model Almanya tarafından devlet politikası olarak uygulanmaktadır. Bu sayede çevre, toplum ve ekonomi boyutlarında sürdürülebilir kalkınma sağlanmaktadır. 🔹Ancak bu sunumum iktidar veya muhalefet olsun tüm siyasi partiler tarafından reddedildi! Çünkü bu çalışmalarım için hiçbir ücret istemedim ve kimse için haksız kazanç da yok! Bu proje yalnızca Türk Milletinin refahını sağladığı için reddedildi! Bugün hiçbir siyasi partinin politikaları arasında tarım veya diğer alanlarda bunun gibi bilimsel model, proje, sistem, süreç veya strateji yok. Yönetim bilimlerinin bu kavramları sadece boş laflar olarak halkı kandırmak için kullanılmaktadır. 🔹Türkiye'de tarım ve hayvancılık sektörü kasten yok ediliyor. Çiftçiye maliyetin altında fiyat veriyorlar. Bunu kabul etmeyen çiftçi zarar ediyor ve üretimi terk ediyor. Sonrada "iç talebi karşılamamız lazım" diyerek bu soruna yol açan siyasetçiler gümrüksüz ithalatla haksız kazanç sağlıyorlar. Bunları denetleyen ve yargılayan yok! 🔹Bazı utanmazlar çıkıyor "Kayıt dışı çalışıyorlar ama Afganlar ve Suriyeliler olmasa tarım ve hayvancılık biter ve millet aç kalır." diyorlar. Bu siyasetçiler alenen hukuk kurallarını çiğniyor. Ayrıca, önce halkı cahilleştirip sonra da dini inançlarını istismar ediyorlar. Bu şekilde büyük bir servet kazanıyorlar. 🔹Oysaki bu videoda paylaştığım ileri teknoloji tarım makinası sayesinde çok yüksek verimlilik sağlanabilir. Üniversitelerin bu alanlarda araştırma yapması, devletin bu projelere finansman desteği vermesi, halka arz olan şirketlerin bu şekilde gerçekçi faaliyetler ortaya koyması ve sonunda milletin refahının yükseltilmesi gerekir. Bu gördüğünüz makine milyon dolar değerinde! Sanayi şirketlerimiz bu makineleri üretmelidir. Çiftçilerimiz bu makineleri kullanmalıdır. 🔹Bütün bunlar yerine Türk Milleti nelerle kandırılıyor? SİHA, KAAN, TOGG vb. ürettik diye reklam yapılıyor ama millet Kurtuluş Savaşı döneminden farksız açlık ve sefalete mahkum edilmiş haldedir. Atatürk'ün TBMM'de konuşma yaptırdığı çiftçinin şikayeti üzerine "çiftçinin üretim için kullandığı malları haciz edilemez" şeklindeki yasal düzenleme çoktan çiğnenip geçilmiştir. 🔹Bugün üniversitelerden mezun olanlar yalnızca maaşlı bir işe girmek ya da yurt dışına kaçmak arasına sıkıştırılmıştır. Bu kasten yapıldı! 25 yılda böyle bir toplum yaratıldı. Bu sayede bütün bu gerçekler anlaşılmayacak ve bazı siyasetçiler ve iş dünyasındaki işbirlikçileri zengin olabilecekti. Oysaki Fransa, İsviçre, Hollanda, İsrail, Almanya, Amerika gibi ülkelerin tarım, hayvancılık, sanayi, ticaret vb. alanlardaki başarılarını yalnız milletin menfaatleri için yakalamak istiyorsak onların yaptığı gibi yapmalıyız. Onlar ne yapıyor? Yalnız mühendislik ile yüksek teknolojiye kavuşma çabasında değiller; finans, sürdürülebilirlik ve yönetim bilimleri alanlarında liyakatli yönetim danışmanlarının desteğine başvuruyorlar. Borsalarında bu alanlarda faaliyet gösteren şirketlere finansman desteği sunuyorlar. Bu şirketler gerçekten üretim verimliliği sağladığı için piyasa değerleri yani hisseleri yükseliyor. Türkiye'deki gibi manipülasyonla ve tamamen sanal şekilde değil!!! 🔹Ayrıca, Türkiye'de öne çıkarılan, özendirilen ve gençler için en iyi kariyer fırsatı olarak gösterilen şey nedir? Dijital seks içerikleri üretilen uygulama Onlyfans aracılığıyla ayda 200 bin Dolar kazandığından övgüyle bahsedilen kadınlar sosyal medya yayınlarında öve öve bitirilemiyor. Buna benzer şekilde yanlış bir mantıkla "üniversite okumayın, musluk tamircisi olun ve çok para kazanın" diyenler de var. Bütün bunlar kasten yapılıyor! 🔹Şimdi sizin için hazırladığım bu videodaki genç ve güzel kıza bakın! Onlyfans ile değil, milyon dolarlık makinede mısır hasadını anlatıyor. Ben Türk gençlerini böyle görmek istiyorum. Türkiye'de bunların haber yapılmasını istiyorum. İşletme, ziraat mühendisliği, makine mühendisliği vb. alanlardan mezun olan Atatürkçü gençlerin birleşip yapay zeka destekli böyle makineler üretmesini ve bunun için girişimci olup şirket kurmasını istiyorum. Bu şirketlere finans ve yönetim danışmanlığı sunmak, yatırımcı olmak ve yabancı yatırımcı finansman desteği sağlamak istiyorum. Herkese ve her şeye rağmen bunların başarılmasını istiyorum. 🔹Türk Milletine yüzlerce kez çağrıda bulundum. Gezi Parkı veya Saraçhane protestolarında sokağa dökülmek belki gerekli ama asla ve kesinlikle yeterli değildir! Pikachu paylaşımı her seferinde 50 bin beğeni getirdi. Şimdi benim bu paylaşımım yine 50 beğeni bile almayacak! Erdoğan'ın gitmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecek. İmamoğlu'nun hapisten çıkması da öyle!!! Anlamanız gereken tek bir şey var: Bu konu partiler, siyasetçiler ve diğer her şeyin üzerinde Türk Milleti ile ilgilidir! Burada anlattıklarımı bütünsel olarak anlamadığınız ve yalnızca günü kurtarmaya çalıştığınız kişisel menfaatlerinizin peşine düştüğünüz sürece ne Türkiye ne de sizin için "daha iyi" bir gelecek olmayacak. Daha uzun yazmak istemiyorum çünkü 10 yıldır hiçbir faydası olmadı. Türkiye işgal altındadır. Vatan satılıyor. Millet köledir. Daha ötesi var mı? Çözümleri de sundum. Kitabımda, web sitemde, yayınlarımda, konferanslarımda... Lütfen bunları anlayın ve seçimleri beklemeden eyleme geçin.

Dr. İbrahim Can, CPA

21,979 Aufrufe • vor 1 Jahr

Sayın Bakanlarım Akın Gürlek, Mustafa ÇİFTÇİ ve Yusuf Tekin, aşağıda T.C. Millî Eğitim Bakanlığı personeli bir MİLİTANIN nasıl profesyonelce operasyon yaptığını anlatmak istiyorum... Bu militanın günlerdir yaptığı paylaşımları herkesin dikkatine sunuyorum, çünkü kendisi bir DİKTATÖRLÜKTE öğretmenmiş... Ve bu öğretmen örgüt üyelerine "MEYDANLARDAYIZ BUNDAN SONRA" "YÜRÜYÜŞLER BAŞLASIN O VAKİT" diyerek de AÇIKÇA talimat gönderebiliyor... Bundan sonrası ise daha da vahim ve 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası FETÖ üyelerinin taktikleri ve sosyal medya kullanımları ile BİREBİR AYNI bir kampanyanın ürünü... Şahsın beyanlarına göre kendisi 23 Ağustos tarihinde Adana'dan Şanlıurfa'ya doğru, yani yaklaşık üç buçuk saatlik bir araç yolculuğuna başlamış... Bu süreçte savcılık hakkında yakalama talimatıyla kolluk kuvvetlerine talimat vermiş ve Adana'da bulunan şahsın evine polis intikal etmiş... Yine 23 Ağustos tarihinde şahıs telefonda polisle görüşüyor ve Adana'dan ayrıldığını Şanlıurfa'ya doğru yolda olduğunu söylüyor buradan sonrası ise iyice hayatın olağan akışına ve doğal işleyişe ters bir hal alıyor... Normalde 45 dakika süren Adana Osmaniye yolu nasıl oluyorsa saatler sürüyor ve polis gelmesini bildirdiği halde şahıs saatler sonra Osmaniye'de ekiplerin çevirmesiyle gözaltına alınıyor... Öncelikle Normal şartlarda maksimum bir saat sürecek bir yolda polisin geldiğini bildiği halde dönüp teslim olmak yerine saatlerce ortadan kaybolup sonrasında 45 dakikalık mesafede ortaya çıkan şahıs bu zaman aralığında acaba neleri ve hangi bilgileri ortadan kaldırmıştır bu açıkçası benim açımdan ciddi bir soru işaretidir... Sonrası ise çok daha vahim bir hal alıyor, şahıs polis nezaretindeyken yaptığı algı emniyetin ÖNÜNDE olan aracındaki AİLESİNİN RİSK ALTINDA OLDUĞU VE GÜVENDE OLMADIĞI YÖNÜNDE, şahıs araç içerisinde yakalanmasına rağmen Aynen 15 Temmuz sonrası kaçan fetö'cüler gibi hemen yere bir hasır serilmiş Ve sözde eşi ve 4 çocuğu kapının önünde araba içindeyken bir anda Sere serpe hasırın üstüne yığılıp kalmışlar... Paylaştığı resim ise tam fetö'cülerin yurt dışına Kaçarken bakın ailemiz ne halde diye paylaştıkları resimlerle birebir aynı... Ve yine ne hikmetse 45 dakika mesafedeki babası ancak 4 saat sonra gelip ailesini alabiliyor... Beni en çok rahatsız eden ise tam olarak şu cümle " kalmış dedim insanlığını ve karakterini kaybetmeyen savcılar da", yani başta kendi HOCAEFENDİSİ kuytul olmak üzere soruşturma yürüten diğer savcılar arkadaşın beyanına göre KARAKTERSİZ ve İNSANLIKTAN NASİBİNİ ALMAMIŞ, SİYASİ TALİMAT ALAN KİŞİLER... Arada yapılan algı ise tam olarak örgüt üyelerine motivasyon sağlamak amaçlı... Ve bu şahıs DİKTATÖRLÜK dediği ülkenin ekmeğini yiyerek maaş alan bir öğretmen... Başka sözüm yok...

Volkan Okcu

36,888 Aufrufe • vor 13 Tagen

‼️ Serkan Özcan’ın bu akşamki yayını (Halk TV) yine ilginç anlara sahne oldu. 👇🏽👇🏽👇🏽 Kendisine “sağ partilerde görev aldı” diye cümleye başlayan gazeteciye aslında öfkelendi. Ama o klasik pasif-agresif üslubuyla, öfkesini saklayıp şöyle bir cümle kurdu: 🗣️ “Bu devirde sağ-sol diye bir şey kalmadı artık, bunlar geçmişte kaldı.” Aslında bu cümleyle neyi yapmaya çalıştığı çok net: Kendi sağ kökenli geçmişini (AK Parti milletvekili aday adaylığı + Gelecek Partisi sözcülüğü) bir şekilde silip atmak, yok saymak, yeniden çerçevelemek istiyor. 👉🏾Çünkü şu an CHP’de MYK üyesi pozisyonunda ve “sol” bir partide görünüyor. Ama gerçek şu: Adam 2015’te AKPden aday adayı olmuş, Ahmet Davutoğlu’yla Gelecek Partisi’nde sözcülük yapmış, sonra Ekrem İmamoğlu’nun danışmanlığına geçmiş, en son da Özgür Özel’in ekibinde CHP’de üst düzey görev almış. Yani bayağı net bir “sağdan sola” geçiş hikayesi var. “Sağ-sol yok artık” demek, hem CHP’nin Sosyalist Enternasyonal üyesi bir parti olduğunu, hem de kendi siyasi yolculuğunu inkar etmek gibi duruyor. ✖️ Bu da doğal olarak bazı CHP’lilerde ve dışarıda tepki çekiyor. Üstüne bir de AKP’ye hâlâ “AKP” diyememesi ve Ak Parti demesi … Eski alışkanlık mı, yoksa hâlâ bir bağ mı var bilinmez ama dikkat çekiyor. Gelelim asıl meseleye: Eğer CHP’de milletvekili adayı yapılmazsa ne olacak? Kariyeri hep hızlı yükselişler ve parti/parti değişiklikleri üzerine kurulu. İstediği pozisyonu alamazsa büyük ihtimalle ya başka bir yere kayar ya da birden bire “muhalif” bir tona geçer. Türkiye siyasetinde bu tür örnekler çok. Cv ise gayet müsait.. Serkan Özcan’ın “sağ-sol yok” çıkışı, kendi siyasi kimliğini savunma çabası gibi görünüyor ama tam tersine kendi geçmişini daha görünür hale getiriyor. Kürşad Oğuz aslında çok güzel bir cevap vermiş: “90’lardaki sağı solu yok ettiniz yani” diyerek . Adamın durumu tam bir açmaz: Aslında Sağcı ama bunu dese olmaz Solcuyum dese inandırıcı olmayacak, En temiz kaçış yolu da şu olmuş: “Ben sağ-sol meselesini Soğuk Savaş dönemi olarak görüyorum” diye bir cümle ezberlemiş. Sağcı muhabbeti açılınca da “görüşüm bu” deyip geçiyor işte. Peki sizce bu tür “köprü” profiller siyaseti zenginleştiriyor mu, yoksa güven erozyonuna mı yol açıyor? Özgür Özel CHP 🇹🇷 Ekrem İmamoğlu

Naz YAVUZARSLAN

29,696 Aufrufe • vor 7 Monaten

Victor Osimhen Transferi mala anlatır gibi anlattı 🔥👑🦁💛❤️ Serdar Kelleci: Şimdi UltrAslan Musa, bunlar Osimen'i satar demiştim; Torik'i de satacaklar. Şimdi ben de bir şeyler okudum, Galatasaray kulübünde Avrupa futbolunun çok yakından takip edilip edilmediğiyle ilgili, endişelerim var benim, biliyor musunuz? Eğer okuduklarım doğruysa. Sağ... ha, şurası kalkmış, pardon. Bunu yaparken öyle oldu, pardon. Galatasaray kulübünde... şimdi bir şeyler okudum, işte Göy Kereş, Martinelli falan, takas. Empati kuruyorum yine. Bir empati kuralım ve diyelim ki karar vereceğim: Arsenal kulübü geliyor. Kardeş, senden bir şey isteyeceğim. Buyur gel otur. Çay? Yok. Kahve? Yok. Çorba? Onu da istemiyorum. Ne istiyorsun? "Osimeni istiyorum" diyor. İddialar. Ben de bu akşam okudum. Göy Kereş vereceklermiş, üstüne bir de Martinelli vereceklermiş. E? Tamam, ver. Ne yapacağım ben Martinelli'yi mesela? Yani Arsenal'a bir de bunu sormak... Mesela iki futbol aklı konuşacaksın ya orada, mesela. Çağıracaksın kendi futbol aklını. Diyeceksin ki: "Biz Martinelli'yi ne yaparız?" Abi, söyle bana. Benim futbol aklım... hadi. Başkanın yanında oturuyor. Abdullah Bey diyelim, orada oturuyor. İşte kimse. Bu Martinelli'yi ne yapacağız? Söyle bana. Martinelli ile ne yapılır? Bak, Göy Kereş vereceklermiş bir de. Tamam. Ne diyecek mesela? Ne dersin? Kemal Sunal'ın bir pazarlık ettiği bir film var, hatırlıyor musunuz? Hani karşısında bir adam oturuyor. "300" diyor, gülüyor. "500" diyor, gülüyor. "700" diyor, gülüyor. Tam öyle bir sahne olması lazım orada. Tam öyle bir sahne olması lazım. Hatırladınız değil mi sah- sahneyi? "Çay güzel değilmiş" deyip kalkarız. Abi, İngiliz çayı bize gelmez. Bizde Rize çayı var, namı diğer bay. Güzel. Ama İngiliz çayı güzeldir, severim yani. Dursun Papi bence transferde şov... Dursun Bey bence transferde... özür dilerim. Dursun Bey bence transferde şov yapacak ama biraz sabır. Arkadaşlar, istiraham edeceğim... "Hocam, Atakan Karazor, Mert Can Ayhan, Mert Kömür gibi gurbetçi oyuncuların da bir yandan gündemde olduğu doğru mu... Serkan Duman... Yani ben bunun, eee, bu ihtimalin... şu Göy Kereşler, Martinelli'ler falan ihtimalinin, hani "sakın gelmeyin" denmesi lazım, böyle bir şey söz konusuysa. Çünkü eee, çok dolaştı bu. Ben de gördüm bugün. Osimen takas makas muhabbeti. Ya Arsenal takımının şu an stoper havuzu, bek havuzu, orta saha havuzu... bunlar iyi. Adamların ihtiyacı çok açık. Sandfor... yani Kay Haversler'in falan, Trosard'ın kimi zaman Sandfor oynadığı ve berbat bir, Sandrafor aklı olan son dönemde bir Arsenal izliyoruz. Sen şunu dersen: "Ya o bu Göyökereş'i adamlar şöyle ver... " Adamlar demeyin abi. Bu adamlar insan. Ve hani Manchester United'ın da aklına bak bakalım, 20 senedir nasıl güzel bir akıl mıymış, kötü bir akıl mıymış. Bakın. İşte o yüzden diyorum, Premier Lig'i gerçekten iyi takip etmek lazım. Yazık. Yani eğer böyle bir şey olursa... Ya bana bakın, çok samimiyetle bir şey söyleyeyim. Osimen benim oyuncum. Bana geldi. Vereceğim fiyat çok net: 130'dan başlar. 130. Öyle takas makas geç.

Galatasarayultrataraftar

174,826 Aufrufe • vor 29 Tagen

Topladım ucu kırık hayallerimi yerden. Başımı göğe çevirdim. Sonsuzluğa baktım ve gördüm ki, orada da onlara yer vardı. Bu gece, her bir yıldızın yanına ışık saçan hayallerimden birini bıraktım. Sonra hepsini Allah’a emanet ettim. Biliyorum… Bir gün hepsi gerçek olacak. Ve biliyorum ki, vermeyi istemeseydi, istemeyi vermezdi. Sonra döndüm ona baktım. Gökyüzüne değil, yere bakıyordu ve ağlıyordu… Sessizce yanına oturdum. Saçlarını okşadım. Gözyaşlarını sildim. Ama tek bir öğüt bile vermedim. O konuştu… Ben ise sadece dinledim. Kalbinde ve sırtında derin yara izleri vardı… “Yaraların bugün değil belki… Ama bir gün kapanacak.” dedim. O ise içli içli ağlayıp anlatmaya devam etti. Meğer ne çok acı çekmiş… Sözünü hiç kesmedim. Aklımın almadığı, kalbimin kabul edemediği bir hikâyesi vardı… “Beni anlıyor musun?” diye defalarca sordu. Yüzüne acı bir tebessümle baktım. Ve o an fark ettim… İnsanın en temel ihtiyacı anlaşılmaktı. “Anlıyorum.” dedim. “Artık yanındayım.” Gözyaşlarını silerken anlamıştım. Korkuyordu. Savunmasız ve tek başınaydı… Konuşurken elleri titriyordu. Gözleri korkusunu ele veriyordu. Zarar gördüğü için sevmekten de sevilmekten de korkuyordu. Sanki herkes o naif kalbine zarar verecekmiş gibi…Belki de bu yüzden insanlardan sebepli veya sebepsiz uzaklaşıyordu. Ben ise sadece yanında kaldım. “Buradayım. Gitmeyeceğim.” dedim. İnanmayan gözlerle baktı bana. Kim bilir… Kaç gece… Kaç sene… Ve kaç baharı kış olarak geçirmişti. Bir ömrü devirmişti.. Dua etmeyi seviyordu. O anlarda sanki oturduğu yerden başka yerlere gidip geliyordu. Karanlığı da seviyordu… Sessizliği de … Ve uzun uzun yazmayı seviyordu.. Yine bir şeyler yazdı. Okudum ve her satır çok tanıdıktı. Acısını yazıyordu. Yaşadıklarını satırlara akıtıyordu. Hayal kırıklıklarını… Gözyaşlarını… Yazdıkça temizleniyordu. Temizlendikçe şifalanıyordu. Bir süre sonra yanıma yaklaştı. Aramızdaki mesafe yavaş yavaş kapanmaya başladı. Sonra her şeyin sonsuz ve kudret sahibi Yaratıcısından bahsetti. Bu kısmı diğerlerinden çok daha farklı ve daha uzundu… Konuştukça gözleri ışıldadı. Yüzüne adeta gökkuşağı açtı. Sanki sevdiğinden bahsediyordu. Bir ara durdu ve gülümsedi. “ Biliyormusun aslında kimsemde yok değil benim.Ben O’nun mülküyüm.O da mülkünü asla sahipsiz bırakmadı ,bırakmazda hiçbir zaman .”dedi. Şaşkınlıkla baktım. Sonra bana döndü. “Seni tanıdım, geleceğini biliyordum.” dedi. “Nasıl olur? Ben sadece yanında durdum.” dedim. “Gözlerindeki yaşayan ölülerden tanıdım seni” dedi. Uzun uzun baktık birbirimize. Bir süre sonra fark ettim… Artık birbirimize değil, birbirimizden bakıyorduk. Hayatımıza… Kayıplarımıza.. Yaşadıklarımıza… Meğer bütün hikaye boyunca yanında oturduğum kişi, yıllar önce karanlıkta bıraktığım benmişim. Ve gördük ki, yaşadığımız her şey zamanın büküldüğü bu yerde bir araya gelmemiz içindi. “Birlikte daha güçlüyüz hikayemizin vakti geldi artık dedi… “Söyle ne dersen yazacağım.” dedim. Gülümsedi yazmayı seviyorum ama bu ancak bir dua ile olacak dedi..Sonra başını gökyüzüne çevirdi ve ellerini açtı.. “Allah’ım… Bugün geriye dönüp baktığımda Bana acı veren her şeyin beni Sana getirdiğini, uzayan yollarımın ise Sende derinleştiğini görüyorum… Hayal ettiğimden de öte… Hayal ettiğimden de güzel… Bir son diliyorum Senden… Dönüp baktığımda, “Meğer yaşadığım her şey bunun içinmiş.” diyebileceğim bir son istiyorum… Sen dilemedikçe ben isteyemem… İstemek bana, vermek ise en çok Sana yakışır…

Aşkı Tekamül / Sırrül’Esrar

69,214 Aufrufe • vor 1 Monat

(Beşiktaş Maçında oynayabilir) [Mert Hakan Yandaş Gerçekleri Detaylı Mahkeme] Helal Olsun Gökhan Dinç: Daha sonra artık Hakan Yandaş olacak. Hakan Yandaş bugün tahliye oldu. Fenerbahçe'nin kaptanı, Fenerbahçe'nin komutanı bugün tahliye oldu. Hatırlanacağı üzere Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu'ndan da kendisine ceza verilmediği için yani isterse Beşiktaş maçında Tedesco isterse kendisini Beşiktaş maçı kadrosuna yazabilecek gibi duruyor. Yani yazar mı yazmaz mı bilmiyorum. Ama türbündeki yerini alabilecek. Özgürlük önemlidir. Suçsuz yere yatan insanların Ceza, suçsuz yere ceza yatan insanların talihelerine hepimiz seviniriz. Gün gelir, ayarını bozduğun kantar, seni de tartar. İnsanlar ders almasını bilmeli. Yani ders almasını bilmeli. Kötü günler geçti, kötü günler geride kaldı diye tekrar eski kimliğine kavuşmamalı. Bunu neden söylüyorum? Mert Hakan Yandaş'ın, teşekkür ederim Sir Yellow Red, her zaman izlemek bir ayrıcalık. Cansın sevgili Yocan demiş, teşekkür ederim. Bu Mert Hakan Yandaş'ın çıktıktan sonraki sözleri diyor ki yorgunum biraz çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. Camiamız kötü gün dostu olduğunu gösterdi. Tüm camiamıza yanımda olan herkese sonsuz teşekkürler. Bir an önce aileme kavuşmak ve bir an önce takıma dönüp katkı sağlamak istiyorum diyor. Ama Mert Hakan Yandaş'ın ifadeleri mahkemede verdiği ifadeler de gün yüzüne çıktı. Onlara da bir bakalım. Onlara da bir göz gezdirelim. Onları da bir... Verelim. O nerede acaba? O yok galiba. Sen bulursun bir yerden ya da benim sana attıklarımın içerisinden bir tanesini atarsın Bilal. Galatasaray'ı hedef alıyor. Mert Hakan Yanlaş hapisteyken Metehan Baltacı da onunla birlikte cezaevinde yatarken Mert Hakan Yanlaş genelde Galatasaray taraftarının çok sevdiği bir figür değildir. Cezaevinde ve oradan gönderdiği mektuplarda yakın ilişki kurduğu Metehan Baltıcı ile birlikte bir bakıyorsunuz ki bambaşka bir yere doğru evriliyor insanların duygusu. Cezaevinde kötü gün geçiren insanlara en önemli desteği kuşkusuz Galatasaray taraftarı Mert Hakan Yandaş'a vermişti ve onun özgürlüğüne kavuşmasını istediğini dile getirmişti. Ama o Mert Hakan Yandaş o günlerde destek olduğu ve paylaşımda bulunduğu ve aynı zamanda destek gösterdiği için teşekkür ettiği Galatasaray taraftarını bugün hedefe koydu. Ve mahkemede bizlere yansıyan, medyaya yansıyan, sosyal medyaya yansıyan ifadeleri şöyle. Öncelikle üstüme atılı suçların hiçbirini kabul etmiyorum. Kimseye bahis oynatmadım. Hayatım boyunca bahis sitesi üyeliğim yoktur. Fenerbahçe'yi ne kadar sevdiğimi ve Fenerbahçe'ye zarar vermeyeceğimi bilmenizi isterim. Tercihimi Fenerbahçe'den kullandığım için itibar suikastı yapıldığını söylemek isterim. Gizlilik vardı ama dosyam sayfa sayfa parça parça paylaşılarak çarptırıldı. Bir maçtan sonra verdiğim röportajın bedelini ödediğimi düşünüyorum. O maçı herkes biliyor. Şimdi Mert Hakan Yandaş senin kötü gününde yanında olan rakip camia Galatasaray taraftarı bugün senin bu sözlerinden sonra Pişmanlık duyuyor o günkü açıklamalarından. Şimdi bunu şöyle değerlendir. Gerçekten ayıp ya. Ya sana destek olmuşlar. Sen hala eski dosyaları açıp işte mahkemede çıkacaksın biliyorsun. Serbest kalacaksın belli. Çünkü orada Ali Koç gelmiş. Saadettin Saran gelmiş. Dünya kadar yönetici gelmiş. Orada bir gözde gösterisi yapılıyor. Futbolcular geliyor. Tedesco geliyor. Tek kelime yabancı. Türkçe anlamayan insanlar mahkeme salonunda gelmiş geçmiş gelecek aktif yöneticilerin hepsi salonda. Belli ve onların da orada olmasından sebep belli ki sen Galatasaray camiası, sen Fenerbahçe'yi tercih falan etmedin. Sen Galatasaray'dan istediğin parayı Galatasaray yöneticileri verseydi sen bugün Galatasaray'da bile oynayamazdın ama o gün Galatasaray'da oynayacaktın. Galatasaray'da transfer olacaktın ve Galatasaray'a transferin sonrasında kötü performansı sebebiyle muhtemelen kümede kalma takımlarından bir tanesine kiralık olarak gidecektin. Şimdi dolayısıyla yani elma ile armutları karıştırmayalım.

Galatasarayultrataraftar

20,329 Aufrufe • vor 5 Monaten

13 dk ayır 13 bin TL mı 13 milyon mu kazanırsın bilemem ama videoyu takası yabancı alışının pozitif ve negatif etkilerini anlamış olursan olaya takas hisselere farklı bakar ve konunun aslında sadece ne temel ne de teknik ile alakalı olmadığını net anlar ve para kazanmaya başlarsın Herşeyden öte Sermayeyi nasıl nerde korursun onu çözersin Nerde beklemek bir gün fark yaratır onu görürsün ASTOR ENERJİ Adı üstünde ENERJİ şirketi Şirketin başarısını hisse fiyatına yansımasını takdir etmemek elde değil Mükemmel şirket Mükemmel hisse performansı Arkadaşım 1.5 yıl evvel şirketi yerinde ziyaret etti sahibi ile görüştü hatta tesisi gezdirdi sahibi 1.5 yıl evvel o zaman hisse fiyatı 80 TL Anlata anlata bitiremedi hem şirketi hem sahip olan 2 kardeşten tanışıklığı olanı #astor 326 TL oldu 4 kat arttı 80 lerden 100 e gitmesi 1.5 yıl kadar sürdü Ancak 2 ay evvel ❗️A TAKIMI❗️üyesi bir dostumuz aradı ve şöyle dedi Astoru 200 TL yapacaklar ❗️ Dedim ki biliyorsun zaten başka bir yerde yüklü miktarda bir hisse var elimizde Bana göre o da gidecek o bizdeki hisse aldığımız yerin 20% üstüne gitti ve fakat savaş sonrası o gittiği yerden 40% geri geldi şükür ki savaş öncesi büyük kısmını satmış çıkmıştık En azından ben öyle yapılması gerektiğini söyledim Dinleyen oldu dinlemeyen oldu Başladığımız noktaya geldi hisse Uzun lafın kısası söylemek istediğim şu Astor 326 TL oldu 100 TL dan 1 ayda 200 TL Ve ordan sonra 15 günde 280 şimdi 326 son 10 günde 3 kat prim 3 ayda Hırsızlığın hırsızların olmadığı yerde giden gidiyor Savaşmış Bizim değil ki bu savaş Petrol artmışmış #altın düşmüşmüş takmadı koptu gitti Alan kim sen mi ? Ben mi ? Hayır ! Kurumsal yatırımcı Yerli yabancı farketmez Aldı almaya devam etti Ama diğerlerinde verdi yani sattı yabancı Bu sattığı malı kimden almıştı Senden ! Senden almasa nerden mal olucak elinde Satmayın dedim Yalvardım Ama nafile Şimdi Ne ekersen onu biçersin modeli Bekle dur umut et de yabancı gelsin tekrar alsın da sana para kazandırsın Yok öyle bir dünya Yabancı ve yerli fonların takasta malının az olduğu yere geçmek lazım Bunlardan bir tanesi TR Doğal Enerji #trenj dir Diğeri #odas 1.5 yıl aynı yerde duran Astor 3 ayda 3 kat yaptı Demek ki zamanı geldiğinde Sadece ve sadece ederi olan hisseler ederine gidiyormuş Ana hisseler bunlar Size de sabırlı olmanızı tavsiye ederim Çünkü diğer yan hisselerde fiyat hareketi olsa bile Alan kar için aldığını sattığında hisse geri geliyor ve bir daha da yükselmesi zor oluyor Halbu ki ana hisseler öyle değil Düşüşlerde yan hisselere göre daha az düşer ama bir başladı mı hareket işte o zaman da seni ihya eder Enerji ve Maden sektörü şirketlerini inceleyin Bofa almış satmış Emekilik fonu Yatırım fonu almış satmış çok önemli değil Yabancı aldığı zaman önemli oluyor etki ediyor fiyata Ama sattığı zaman da negatif etkisi oluyor, o yüzden de Hisselere aşık olmamak lazım Sabreden derviş muradına ermiş Bir atasözü Her sabreden muradına ermiyor Doğru yerde doğru durakta otobüs beklersen gelir otobüs Karşı kaldırımda durak olmayan sokakta beklersen gelmez o otobüs Doğru yerde sabreden muradına ermiş olarak revize etmek lazım atasözünü Özellikle söz konusu Borsa ‘ysa İyi bir Haftasonu dilerim #oyakc #trmet #tralt #akenr #gesan #aksa #sasa #asels

🇹🇷 Gökhan Bilik 🇹🇷

38,371 Aufrufe • vor 4 Monaten

Özgür Özel'i gerçekten anlamak istiyorum ama yemin ederim ki anlayamıyorum. O kadar çok konuşup o kadar çok şey söyleyip o kadar çok bilgi olduğunu düşündüğü şeyler anlatıyor ki.. Ancak aynı cümleler içerisinde inanılmaz çelişkiler yaşadığını da fark etmiyor. Akın Gürlek'i falan da savunmuyorum. Beni ilgilendirmez. Adalet Bakanı'dır, kendini savunur. Atayan Cumhurbaşkanı veya partisi gereken tavrı gösterir. Ben sadece Özgür Özel'in; ne yapmaya çalıştığını, anlaşılmazlığını, çelişkilerini ortaya koymaya çalışıyorum. Şimdi, anlaşılabilir olabilmek adına biraz daha açayım; Özgür Bey bir aydan fazla süre kamuoyunu meşgul ederek sözlerini tutmayarak Akın Gürlek'e ait mal varlığını açıklayacağını söyledi. Bunu söylediğine göre bütün bilgiler net olarak elinde olmalı diye düşündük. En sonunda 2 gün önce 12 tapu açıkladı, 4 tane de 'daha önce alıp sattığı'nı söylediği tapuları açıkladı. Ara not olarak belirteyim: Bunların hepsine de 'tapu' dedi ve hepsinin ID numaraları var diye duyurdu. İlk önce, 5'inin ID numarasını açıkladı. Neden elinde olduğu halde hepsini açıklamadığı anlaşılamadı. Bugün, kalan 7'sinin de ID numaralarını vererek, anlaşılamaz bir şekilde, 'bunlar elimizdeydi açıklamadık' dedi. Açıklanan tapuların tamamının da; görsel olarak hazırlanmış, gerçek tapu ile ilgisi olmayan, üzerine 'tapu' yazılan 'örnek' denilen Photoshop görüntüler olduğu anlaşıldı. Şimdi bugün diyor ki: "Gürlek 4 tane tapu gösteriyor, daha önce aldıklarını sattıklarını göstermiyor." "Şu şu şu yerlerden aldıkları yerler var, sözleşmeli, daha onların tapusu yok o yüzden görünmüyor.." E tamam da o zaman onları nasıl 'tapu' diye açıklıyorsunuz? Olmayan tapuların ID'leri nasıl oluyor. Ayrıca, "Biz mal varlığını açıkla diyoruz. Mal varlığı dediğin şeyin içinde; taşınmazlar vardır, araçlar vardır, TL ve yabancı mevduat hesapları vardır, varsa; takılar, altınlar, kol saatleri vardır.. Hepsinin teker teker açıklığa çıkması lazım." diye anlatıyor. E hani, Akın Gürlek açıklamazsa, siz mal varlığını açıklayacaktınız, yani bu söylediklerinizin hepsini açıklayacaktınız.. Neden açıklayamadınız? Özgür bey bir de Tuzla'ya ait dedikodu yapıyor: "Gürlek'in kurucuları arasında olduğu bir kooperatif olduğunu, orada yolsuzluklar yapıldığını, imar geçirilmeye çalışıldığını, o işin mimarının Akın Gürlek olduğunu, bunların hepsini bildiğini.." anlatıyor. 'Lüks Yat'la ilgili önceki gün söylediği şeyin dedikodu olduğunu zaten kendisi ifade etti. Elinde hiçbir somut bilgi olmadığını söyledi. Konuyla ilişkilendirerek bahsettiği '3 kişi'nin üzerinden; neler alındı neler verildi, kimin adına alındı, kim ödedi bilgisi yok. RTÜK'teki emekli polis ve 'Çayyolu Avukatlık Bürosu'ndaki avukatlarla/insanlarla ilgili hiçbir belge bilgi yok. Ama Özgür Bey anlatmaya devam ediyor, anlattıkça da çelişkiler büyüyor. Soruyorum: Özgür bey; "Akın Gürlek'in 12 tapusu var.." dediğiniz halde, şimdi diyorsunuz ki filtrelenmiş sayfa gösteriyor 'almış satmış, açıkladığı 4 tapu bugünkü tapusu'.. Şu da var: Ben bir filtreleme göremiyorum. Şu anda, dün itibarıyla üzerinde olan tüm taşınmazlar sayfada görünüyor. Sadece bazı bilgileri blurlamışlar/bulanıklaştırmışlar, o da gayet normal. O zaman sizin açıkladığınız tapular fiilen yok demektir. Açıklamanızda, 'eskiden bunları almış satmış' diye açıklamanız gerekmiyor muydu? Nasıl 12'nin dışında açıkladığınız 4 tapuyu ayırarak, 'bunları almış satmış' dediyseniz, diğerleri için de aynı şekilde açıklama yapmanız gerekmiyor muydu? Neden böyle yapmayıp da kamuoyunu yanıltıyorsunuz, algı oluşturma peşinde koşuyorsunuz? Elinizdeki belge ve bilgilerin gerçekliğine uygun bir açıklama yapsaydınız daha doğru olmaz mıydı? SONUÇ Cumhurbaşkanı, Kamu Görevlileri Etik Kurulu'na başvurarak; Gürlek'in bugüne kadarki mal varlığının, alınan satılanlarla, nereden nereye geldiğinin denetlenmesini istemeli ve sonucunu olumlu/olumsuz açıklayarak kamuoyunun bilgilendirilmesini sağlamalıdır. CHP 🇹🇷 Özgür Özel Akın Gürlek Halk TV

Bülent Gürsoy

13,144 Aufrufe • vor 5 Monaten

Kuşadası'nda tatilcilerin çantalarını çalan Söke Anadolu lisesi edebiyat öğretmeni hırsız Tansel Oğuz 2019 yılında Tire'de lisede müdür iken kız öğrencisini hem okulda hem ormanlık alanda taciz etmiş.. Kız öğrencinin ifadesi.. “Selçuk ilçesinde 11 yıl görev yaptıktan sonra Tire ilçesinde bir Liseye atanan bir okul müdürü, lise öğrencisini taciz ettiği iddiasıyla polis tarafından gözaltına alındı. 17 yaşındaki genç kız ise taciz iddialarıyla ilgili, "Beni spor salonuna götürecekti ama götürmedi, Çamlık Köyü yakınlarında bir ormanlık alana götürdü' dedi. İddialara göre okul müdürü T.O. okuldaki öğrenci S.T. (17)'yi taciz etti. Olay sonrasında genç kızın ailesinin şikayetçi olması üzerine okul müdürü gözaltına alındı. Okul müdürü, daha sonrada savcılık sorgulamasının ardından serbest bırakıldı. Okul Müdürünün serbest bırakıldığını öğrenen genç kız sinir krizi geçirdi. Selçuk'ta yaşayan S.T., yaşadığı şoku üzerinden atamadığını ifade ederek, müdürün kendisini ilk olarak 2015 yılında 'okula annen ve baban geldi' diyerek birlikte müdür odasına gittiklerini ve daha sonra tacizin gerçekleştiğini öne sürdü. Genç kız, "Müdür odasına gittik. O sırada kapıyı kilitledi ve üstüme doğru geldi. Sonra arkamdan sarılmaya başladı. Bana 'seni çok özledim, çok güzelsin, neden bu kadar güzel giyiniyorsun' gibi sözler söyledi. Daha sonra vücudumu ellemeye başladı. 'Hocam lütfen yapmayın deyip yalvardım' İleriye doğru ittim ve kaştım okuldan. Müdüre söyleyecektim ama inanmazlar diye söyleyemedim" dedi. Daha sonra okulu bırakan ve bir daha okula gitmeyen S.T, "2018 yılında kız kardeşimle birlikte Açık öğretim Lisesi başvuruları için T.O'nun yanına gittim. Kız kardeşime 'sen bekle dışarıda' dedi. Bana da 'sen gel benimle' dedi ve beni Rehber öğretmenin odasına götürdü. Ben de gittim, yine kapıyı kilitledi ve yine arkamdan sarılmaya başladı. Sonra kardeşim geldi ve kapıyı çaldı, daha sonra ayağınla kapıya vurmaya başlayınca; T.O kapıyı açtı ve kardeşime; 'Kızım ne yapıyorsun, kapıyı kıracaksın' gibi sözlerle azarladı. Kardeşim de; 'Hocam kapıyı neden kilitliyorsunuz' dedi, O da; 'kilitlenmedi, kapı sıkıştı' şeklinde yanıt verdi. Daha sonra biz oradan çıkıp ayrıldık. Okuldaki öğretmenlere inanmazlar diye yine söyleyemedim ama annem ve babama söyledim konuyu. Fakat onlar da bana inanmadılar. Ablam ve kardeşime söyledim onlar bana inandılar" diye konuştu. En son 23 Ocak Çarşamba günü T. O'un kendisini telefon ile arayarak Açıköğretim Lisesi başvuru işlemleri için çağırdığını anlatan genç Kız; "Bana; 'gel şu işlemlerini halledelim' dedi. Beni arabasıyla aldı, işlemleri hallettik.. Daha sonra 'seni sporuna bırakayım' dedi. Ama bırakmadı. Beni Aydın Çamlık yönüne doğru bir ormanlık alana götürdü. Daha sonra T. O, üzerindeki ceketi çıkartıp arabanın arkasına yanıma doğru geldi. Üzerime doğru geldi, yine vücudumu ellemeye çalıştı, pantolonumu çıkarmaya çalıştı. Yalvarmaya başladım, lütfen hocam kapıyı açın dedim. Açmadı kapıyı.. O sırada kardeşim aradı, T.O'un söylediklerini duysun diye ben de telefonu çaktırmadan açtım ve telefonu yere bıraktım. Bana ceketini çıkart dedi, ben sürekli lütfen hocam yapmayın diye yalvardım. Sonra bana; 'eh be kızım, neymişsin sen' dedi. 'Tamam , ellemeyeceğim' dedi ve arabanın önüne geçti. O sırada gitmiş olduğum Spor salonu hocası T. O'u aradı Oradan Spor hocam; 'yanındaki kızı bırak' dedi. T.O da; 'ne kızı ya' diye cevap verdi ve telefonu kapattı. Sonra spor hocam yine aradı ve T. O; 'bırak o kızı, elimde ses kayıtlarınız var' dedi. Sonra da beni spor salonuna getirdi. Yolda gelirken bana; 'lütfen yalvarıyorum kimseye söyleme, ne istersen yaparım. Bak mesleğimden olacağım' dedi. Ben de hiçbir şey söylemedim" diye konuştu. Öte yandan spor öğrencisinin zor durumda olduğunu anlayan ve sürekli Okul Müdürü T. O'u arayarak öğrenciyi ısrarla spor salonuna getirmesini söyleyen Hayri Ersu, öğrenci S.T araçtan indikten sonra sinirlerine hakim olamayarak okul Müdürü T. O'a saldırdı. Vatandaşların da saldırısına uğramaması için spor salonuna alınan Okul Müdürü, polis tarafından önce karakola, ardından Savcılığa götürüldü. Tacize uğradığı öne sürülen S.T'ın kardeşi ve aynı zamanda Spor Salonuna kayıtlı öğrencisi N.T''ın (14) kendilerine haber vermesi üzerine durumdan haberdar olduklarını ifade eden Spor Salonu sorumlusu Hayri Ersu, uzun süre S.T'a ulaşmaya çalıştıklarını, son aradıklarında telefonun açıldığını ancak sadece genç kızın okul müdürünün konuşmalarını duyduklarını söyledi. Konuşmalarda taciz sözlerini duyduklarını ifade eden Hayri Ersu, "Kıza taciz ettiğini duyduk ve kız kurtulmak için 'dokunma, yapma, ben inmek istiyorum, arabanın kilitlerini aç' diye bağırıyordu. Ben tabi bağırıyorum ama sesim onlara ulaşamıyordu. Daha sonra T. O'un telefonuna ulaştık ve aradık. Kendisine; 'kızı hemen bizim yanımıza getirmesini söyledik' O da; 'benim yanımda kız falan yok' dedi ve telefonu kapattı. Tekrar aradığımızda; 'konuşmalarınızın hepsini duyduk ve elimizde ses kayıtları var, hemen kızı buraya getirmesini' söyledik ve çocuğu spor salonumuza getirdi. Benim de iki kızım var ve kızlarımı gözümün önüne getirerek sinirlerime hakim olamadığım için saldırmak zorunda kaldım" diyerek; bu konuda hiç kimsenin korkmamasını ve bu tür insanların mutlaka deşifre edilmesi gerektiğini söyledi. Olaydan sonra polis tarafından gözaltına alınan Okul Müdürü T. O, daha sonra Savcılığa sevk edildi. Aynı zamanda açığa alınan T. O'un Savcılık soruşturmasının ardından serbest bırakıldığı öğrenildi. Okul Müdürü T. O'un serbest bırakıldığını öğrenen S.T ise, sinir krizi geçirdiği öğrenildi." (2019 haberi)

Malik Ejder

497,057 Aufrufe • vor 1 Monat

Fransa'nın Pasifik'teki sömürgesi Yeni Kaledonya'da işler karıştı. Yeni Kaledonya, aslında resmi olarak sömürge değil zira hiçbir sömürge resmen sömürge değildir. Ya kolonidir, ya "deniz aşırı topraktır" ya özerk bölgedir ya da "Tam bağımsız, faizleri tavan ama parası çöp" bir ülkedir. İşte Yeni Kaledonya bu en sondaki fenafillah mertebesine henüz ulaşamamış olan "Deniz aşırı özel bölge" sıfatında bir ülkedir. Biraz tanıyalım ve meseleler ne durumda ve ne şekilde seyredecek öngörülerimizi ve yarısı ciddi yarısı hikaye bir floodu paylaşalım. Yeni Kaledonya, 18.000 km2 bir alana sahip ve Pasifik'te bu boyutta adalar azdır. Genellikle Avustralya ve ABD arasındaki bu sahada ufak adalar vardır ve çoğunda da insan yaşamaz zira yaşamaya elverişli değildir. Bu sebepten Fransa, buralardaki adaların bir kısmını nükleer deneylerde kullanmıştır. Kaledonya'yı ise deyimi yerinde ise özel tutmuş, hiçbir nükleer deneme yapmamış, hiçbir nüklleer çöpü göndermemişlerdir. Bu ise Kaledonya'daki yerlilerin değil, orada sayıları hayli önemli derecedeki (%27) fransız kolonistlerin yüzü suyu hürmetinedir. Buradaki Fransız kolonistler, Bankaların ana çalışanları, müdürleri, burada bulunan ordunun subayları, kolluk kuvvetleri, üniversitelerdeki akademisyenlerin çoğunluğunu oluşturan gruptur. Esasen bu saydığım ve toplumun kaymağını oluşturan kısım da bu %27'nin tamamıdır. Halkın etnik çoğunluğunu oluşturan ana grup ise %40 ile Kanak yerlileridir. %40 neden çoğunluk? Derseniz, etnik çoğunluktan bahsederken eğer çok etnisiteli bir ülkede sizden daha kalabalık yüzdeye sahip olan yoksa siz %20 ile bile çoğunluk olabilirsiniz. Etnik çoğunluk demek nüfusun çoğunluğu demek değildir. Hele Kıbrıs'ın iki katı kadar büyük bir adada 270 bin nüfus, gayet az bir nüfustur ve bu kadar geniş bir adada egemen olup buradan Fransız ordusunu kovmak için km2'ye en az 100 kişilik bir nüfus yoğunluğu ve genel toplamda %60'lık bir etnik çoğunlukları olmalıdır. Şu andaki durumla sadece dünya çapında haber olurlar. Daha fazlası değil. %40'lık Kanakları takip eden %8 ve diğer %1-2-3'lük pasifik yerlileri ise bu nüfus yoğunluğu düşük adalarda egemen olacak profili sunmuyor. Zira bu iklimlerde böyle ciddi bağımsızlık savaşları nadiren olur ve istisnalar (Timor ayrılık savaşçıları gibi) Avrupa'nın desteklediği gruplar olmuştur. Yeni Kaledonya aslında kötü bir ekonomiye sahip değil. Ülkede çıkarılan nikel olduğu gibi Fransa'ya veya Çin'e gider. Fransa bunu ücretsiz alırken Çin'e gönderilenlerin parası da Kaledonya'nın %27'lik kesiminin cebine girer. Demir (1,39 Milyar Dolar), Nikel Cevheri (825 Milyon Dolar), Nikel Matlar (586 Milyon Dolar), Ham Nikel (13 Milyon Dolar) ve Uçaklar, Helikopterler ve/veya Uzay Araçları (7,23 Milyon Dolar), çoğunlukla Çin'e ihraç edilirken ki bu 1,79 Milyar Dolar eder, Güney Kore'ye (403 Milyon Dolar), Japonya'ya (334 Milyon Dolar), Tayvan'a (57,1 Milyon Dolar) ve İspanya'ya (51,4 Milyon Dolar) ihracatla Kaledonya aslında Türkiye'nin KKTC'de başaramadığı bir hikayenin başarılmış versiyonudur. Bu da Türkiye'ye ders olmalıdır zira KKTC'de daha fazlası olan doğal kaynaklara rağmen şu anda orada İsrail'e emlak satarak para kazanmaktan, kumarhane ve üniversite işletmekten başka bir ekonomi yoktur. Peki insan niçin ayaklanır? Kaledonya neden ayakta? Siz eğer etnik çoğunluğunu oluşturduğunuz ülkede hapishanelerdeki tüm mahkumların %92'sini oluştursanız, Kaledonya'da yaşayan Fransız ailelerde işsizlik %5 iken sizde %40 olsa ne derdiniz? Tabii ki hoşnutsuzluk duyardınız. İşte onlar da duyuyor. Aslında bu hoşnutsuzluk Kanaklarda hep vardı. Ülke, dünyanın en zengin 25 ülkesi arasında (ülke olmasa da) yer alsa da bu aslında bir istatistiki yanılgıdır zira coğrafyadaki yırtmaç ekolünü bilenler bizi anlayacaktır. İstatistik, yırtmaç gibidir. Göstermek istediğinizi gösterir, gizlemek istediğinizi gizler. Yeni Kaledonya'da varoşlarda yaşayanlar hep Kanak yerlileridir. Evsizler Kanak'tır. Refahtan pay alamayanlar da Kanaklardır. Nüfusları artanlar da Kanaklardır ama kapital yoksa artan nüfus zafer getirmez. Yeni Kaledonya'nın bağımsız olmak için sokaklara çıktığı bu günlerde bağımsızlıklarına kavuşmalarını pek ihtimal dahilinde görmüyorum. Toprak üzerindeki demografik hakimiyetleri, nüfus yoğunluğu azlığı gibi kriterlerle bakıldığında Fransız ordusunun ezip geçeceği bir gariban halktır bunlar. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Fransa'nın Rusya'ya karşı şahince çıkışlarına Rusya'nın bu bölgedeki bir cevabı olarak da yorumlayabiliriz ülkede olan olayları. Ancak bağımsızlık ve bağımsızlık hareketleri açısından ergenlik evresindedir bu bölge. Çünkü ateşli sokak protestoları ile başlayan hareketler, devlet kurumlarını ateşe vermek dışında bir yere varamaz. Ülkeye kaçakçılar tarafından sokulan silahlar da olmadığı için silahlı hareket çok kısıtlı kalacak ve bu da bölgedeki Fransız tugayı tarafından ezilerek etkisiz hale getirilecektir. Var sayalım bağımsız oldular yine de sömürü şekil değiştirip aynen devam edecektir. Zira bu tür ülkelerde fakir, bağımsız bile olsa zengin onu sonrasında yeniden köle etmeyi bilir. Yeryüzünde hiçbir fakir halk yoktur ki bağımsızlığını ve cehaletini aynı anda koruyabilsin. Bağımsız olan her fakir ülkenin cehaleti ile onu yeniden ve sürekli olarak ebediyen köle halinde tutabilirsin. Bu da nasıl olur? Bir bakalım. Yeni Kaledonya, sokak hareketleri, ateşli protestolar, kitlesel ayaklanma ve silahlı hareketle bağımsız oldu diyelim. Bir "milli liderleri" çıkara ve ülkeyi tıpkı şimdilerdeki Rwanda'nın idealist lideri Kagame gibi harika şekilde yönetir. Ne çıkarılan Nikel Fransa'ya gider ne de Çin ve Kore'ye satılan hammaddelerin parası Fransız bankalarına akar. Artık her şey Kaledonya içindir. Ülke kalkınır, milli bir ruh inşa edilir ama ondan sonra gelenler eski liderin mirasını eleştirip daha iyisini yapma iddiası ile ülkeye bir anda farklı bir kimlik verme yoluna giderler. Fakir ne kadar bağımsız olsa da cehaleti ile kendisini yeniden sömürge haline getirir kuralı daima işler. Fransa bir anda ülkenin liderine gaz verir ve ona "Gel seni Büyük Pasifik projesinin eş başkanı yapalım" der. Lider gazlanır ve hayalindeki Büyük Pasifik projesinin lideri olmak için boyundan büyük işlere kalkışır. Ordusunu sağa sola olmadık yerlere yollar ve bölgedeki istikrarın dibine dinamit koyar. Bu masraflı işler ekonomiyi sallarken milli gazla büyük katedraller inşa edilip birbirinden büyük Yeni kaledonya bayrakları dikilir. Maaşları ödemek için para basılırken karşılıksız paraya karşılık bulmak için ülkeye döviz gelmelidir ve bu döviz de Fransa'dan bulunur. Fransa ülkeye dövizi babasının hayrına vermeyecektir. Onu %25 faizi ile almak için verecektir. Dolayısıyla eskiden ülke zenginliklerinin %20'sini alan Fransa, bu kez de yine %20 almaya devam eder. Kalan %5 ise ülkenin başındaki "milli lider" veyahut Yeni Kaledonya'nın "dünya lideri" olan tasfiye memurunun hakkıdır. %5 tüm dünyada simsar hakkıdır. Halk ne alırsa bu %25 faizle cebindeki paranın her ay %25'ini sömürüye vermeye devam eder. Bu sömürüyle ne kadar çalışılsa da başkent Numea'daki insanın durumu asla düzelmez. Çalışanlardan daha da ucuza çalışması için ülkeye doldurulan Jawalı işçiler ucuz endüstri kollarında çalışırken liderin emriyle Kanak halkına ateş edecek bir emir kulu kitleyi de oluşturacaktır. Diğer yandan Yeni Kaledonya'nın bağımsız ve milli lideri, pasifiğin en büyük havalimanını yapmış ve bunu da paraları yurtdışında Fransız bankalarına yatıran işadamı arkadaşlarına paslamıştır bile. Havalimanının gelmeyen yolcuları için bile devlet kesesinden paralar ödenmeye devam edecektir. Görünürde havalimanı iş adamlarına ait olsa da Kaledonya liderinin oğlu oradaki en yağlı noktaları işletmektedir. Liderin oğlu, kızı, damadı ve yanında poz verdiği herkes bir yerlerin başındadır. Kızı veya oğlu da masum görünüşlü biri veya süzme saf biri de olabilir. Misal, bir yerlerinden hasta raporu alıp Yeni Kaledonya ordusunda askerliğe gitmeyip aynı hasta yerlerini kullanarak 5-6 çocuk yapmış olabilir. Sorun yoktur. Kanak yerlileri ölmek için hep hazırdır ve Büyük pasifik projesi için top yemi olmak sorun değildir. Tüm Kanak halkı bunu sorgulamaz zira halkın arasında arada bir mikrofon tutulan Fransa'da yaşayan gurbetçi Kanaklar sıklıkla milletin fukaralık acısını sulandırırlar. Bizim Fransa'da kurulu düzenimiz olmasa vallahi gelirdik yeğenim. Bak cennette yaşıyorsunuz, kıymetini bilin. Hem millet kafeteryalarda baksanıza Numea'da kafeler dopdolu madem para yok bu ülkede hiç kafeler dolu olur mu? Var ki harcıyorlar... kıymetini bilin milli liderinizin...! diyebilir. O esnada binlerce kişinin paylaştığı katolik inancın kardinali olan Kanak piskoposu lüks aracıyla sağda solda devlete itaat ve tasarruf konulu vaazlar vermektedir ve ülkenin çoğunda halkın Katolik inancına zerre kadar itimadı, güveni ve sempatisi kalmamıştır. Papaz-hatip okulu mezunları iyi görevler alırken Kanak gençlerine intihar ya da Fransa'ya gurbet seçeneği kalmıştır. Sorun değildir. Ne kadar kişi ülkeden giderse ülkedeki zenginlik o kadar az kimseye bölüneceği için kişi başına GSMH artacaktır. İnsanların büyük kısmı fakirliği de geçtik açlık sınırının altında yaşarken o esnada Kaledonya bilge lideri, dünya lideri veya Kaledonya başkanı ekstra tasarruf mesajları vermekte ve gerek kendisinin bin araçlık konvoyları gerekse eşinin lüks yaşamı gözden kaçmamaktadır. Ama sorun yoktur. Kaledonya'nın itibarı gereği Fransa'ya inat, Kaledonya lideri, Fransız cumhurbaşkanından daha iyi yaşamalıdır. Faizleri uçmuş, parası çöpten hallice olan, insanları sokakta gülümsemeden zombi gibi yürüyen ülkedeki Kanaklar da bu israf ekonomisi içerisinde katolik kardinalin de vaazlarında altını çizdiği gibi tasarruf etmeye yönlendirilir. Zenginliğin üzerinde oturan masum bir halkın bu yeni tasarruf paketleriyle, Muz yaprağı yalayıp manyok kemirmek veya Hindistan cevizi kabuğu dişlemek dışında yapacağı bir şey kalmamıştır. Artık öyle bir noktaya gelinir ki, birileri çıkıp, Fransa gelse keşke. Fransa bile bundan iyi yönetirdi diyecek kadar bağımsızlıktan, bayraktan ve Katoliklikten soğutulmuş ve cennet Yeni Kaledonya onlar için pasifik ortasında bir cehenneme dönüşmüştür. Ülkeyi kuran ilk idealist liderin inşa ettiği milli ruh böylece tüketilip hiç edilmiştir. Bu esnada, başlarda Fransa'nın gazıyla olmadık işler yapan, israf ekonomisiyle küçük ülkenin büyük ve sarsılmaz lideri yapılan yeni ulu lider ise senelerce bayraktarlığını yaptığı dini ve milli ruhun gazıyla artık kendisini daha fazla desteklemeyen Fransa'ya posta koyan açıklamalar yapar. Artık halkın hoşnutsuzluğu barizdir ve bir başka liderin geleceği de kesindir. Fransa'nın destekleri ile Kaledonya halkına alternatif gibi sunularak Numea belediye başkanlığını alan bir ittirme şahıs ile halkın hoşnutsuzluğu, Fransa'nın seçtiği bu yeni isme yönlendirilir. Bu esnada Yeni Kaledonya'nın ulu lideri, büyük başkanı senelerden beridir çoktan yurtdışına çıkarttığı yol ve havalimanlarınca akıtılan paralar ile muhalefeti de medyayı da kontrol etmeye çalışmaktadır. Trol orduları ve besleme kıtalar ile bir yanda ülkeyi senelerce yöneten ulu lider ve diğer yanda Fransa'nın seçtiği seçilmiş Numea belediye başkanının arkasında toplanmaya başlayan kitleler... halk burada tamamen etkisiz elemandır. Halkın dilinden anlayan, ona geleceği gösteren ufak milli partilere ise sandıkta köpek muamelesi çekildiği için halk da aslında sömürüye hazır ve başta belirttiğimiz cehaleti ile bağımsızlığını taşıma kabiliyetinden uzak ve tekrar tekrar sömürü olmaya namzet bir halktır. Fransa artık ülkeyi yöneten milli liderin döneminde de kar eden, ülkedeki karışıklıklarda da kar eden (paralar zaten Fransız bankalarındadır) ve bunu da kullanarak ulu lideri hizaya çeken ülkedir. Muhalefeti de kullanmakta, geleceğe yatırımı çoktan yapmaktadır. Bu esnada ulu lider de muhalefete bir jest yapıp gel Fransa'ya karşı birlik olalım ben iktidarı devrettiğimde beni ve avanemi yargılama benim başlattığım yatırımlara karşı devletin iptalini falan devreye sokma... iktidarı sana yavaş yavaş vereyim diyecektir. Zira bir saf oğul ve alsbergerli zehir gibi zeki ama asosyal damadın kendisini koruyacağından emin değildir. Çünkü liderin sadece bir oğlu ve bir damadı vardır. Bir rivayete göre bir diğer oğlu daha vardır ama aşırı asabi ve şiddet manyağı biri olduğu için kameralara çıkmaz işinde gücünde parasını kazanmaktadır.. (sonuçta hikaye ve faraziye yazıyoruz. Bob Ross gibi bu resme her saçmalığı ekleyebilirsiniz. Fırça sizin... dolayısıyla liderin metresleri, şusu busu her şeyi olabilir hatta kasetleri de) Nitekim bu görüşme sonrasında Yeni Kaledonya muhalefetinin de farklı olmadığı ve aslında hepsinin kuyruğundan Fransa'ya bağlı olduğu ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkacak dedikse, de çoğu eğitimsiz ve sağ politikalarla devlet putuna tapmaya alıştırılmış Tropikal Kaledonya köylüsü ortaya çıkmış bir şeyi de anlama kabiliyetinde olmayacaktır. İşler böyle devam ederken Kanak yerlilerinin kaçının öldüğü, kaçının süründüğü önemli değildir. Numea'dan yola çıkan ve dünya ülkelerine gidip gelen gemilerde ne olduğu, ülkeye değil de kime ne zenginlikleri taşıdığını halk bilmeyecektir. Halk zaten ucuz palmiye yağı kuyruklarında liderlerine dua etmeye alıştırıldıkları için her sefalet içerisinde "vardır bir hikmet" diyerek hristiyan teolojisi gereği İncil'de yazdığı gibi "sana tokat atılırsa diğer yanağını uzat" demeye devam edecektir. Halkın kullanımına kapatılmış olan eski havalimanına da neyin girip çıktığı, o koca koca ambarlarda nelerin tutulduğunu halk yine bilmeyecektir ama artık avret mahalinde bir tek yaprak kalmış olan Kaledonya köylüsü, devasa Noumea havalimanına bakıp wargasm olacaklardır. Arada bakışlarını çevirdikleri devasa bayrak direklerine bakıp demlenecekleri, Okyanusunun dalgalarına, palmiye ağacının hışırtısına ölürüm Kaledonyam! şarkılarıyla kendilerini iyi hissedip yine WARgasm olacaklardır ve bu onların en temel hakkıdır. Komşu ülke FİJİ parayla oynarken Kanak ameleleri için ellerinde oynayacakları tek şey kalmıştır ama onda da fakirlik ve sefaletten dolayı mecal kalmamıştır. Zaten ülkeye doldurulan jawalı işçiler onların yerine de bunu hakkıyla yapmaktadır. Fransa'nın Büyük Pasifik projesi gazıyla girdikleri komşu adalardaki işgal ettikleri bölgeler ve oralardan gelen yerlilerin ise ülkedeki istilası bila istisna devam edecektir. Kanaklar için artık makul bir gelecek yoktur. Bağımsızlık akılsızlıkla birlikte gidecek bir kavram olmadığı için akıllanmadıkları ölçüde iyi de yaşayamayacaklarını öğrenene dek Kanaklara ne bağımsızlık ne de koloni hayatı yaramayacaktır. Artık Yeni Kaledonya'nın eski kralları veya kabile şeflerinin haşmetli savaş hikayelerini okumak, Diriliş Kaledonya, kuruluş Kaledonya, Büyük Pasifik Kaledonyası gibi filmleri izleyip en sonunda s...çış kaledonya gerçeğini tadacaklardır. İla nihaye, dünyanın bir yerinde bir Kanak okçusu ya da ciritçisinin fırlattığı ve madalya kazandığı başarılarla övünecek yahu en azından biz de büyük bir halkız diye teselli bulacaktır bu halklar... Dünyanın en rezil ülkelerinden gelen kimselerin caddelerinde insanını öldürdüğü Kaledonya yerlileri kendilerini önemli hissetmek için ya çocuklarını ya eşlerini dövecek ve travmatik bir halk olacaktır. Fakat eskiden ellerinde olan ve kendilerini %40'lık yekunu ile ülkedeki tüm etnik gruplardan da kalabalık yapan nüfus gücü de ellerinde değildir. Fakirlikleri sebebiyle üç kuruşa muhtaç olduklarından ülkelerinden mülk satın alıp yanına eşantiyon pasaport alan zengin ve şimarık FİJİ halkı, ta Fiji'deki sandıklardan Yeni Kaledonya'nın ulu lideri için oy vermektedir. Yeni Kaledonya lideri iktidardan düşmüş bile olsa bu sebepten Kaledonya anayasasının değiştirilmesini engelleyecek bir halk oyuna daima sahip olacaktır. Kanak yerlileri için artık yalayacak muz kabuğu ve kemirecek manyok da yoktur ve muhtemelen ülkelerine hakim olan laterit toprakları yiyecek ve ulu lidere katedrallerde dualar okuyup devletlerinin devamı için ekstra dualar edecek, inandıkları cenneti öbür dünyada göreceklerini sanacaklardır. Artık kurucu liderin hayatında inşa ettiği onca kurum 20-25 yıllık ulu lider iktidarında hovardaca tüketilmiş ve ülkenin kaderini kendi kaderine borçlarla ve elinde rehin tuttuğu ülke hazinesi ile bağlayan yüce liderden kurtarmak isteyen Kanak halkı yeni bir maceraya atılacaktır. Bu da kendilerini emanet edecekleri Noumea belediye başkanı şahsiyetten ve gelecekteki kayıtsız şartsız Fransa sömürüsünün devamından başka bir şey değildir. İşte Yeni Kaledonya'da olması muhtemel şeyleri gerçekle hiç alakası olmayan ve tamamen hayal ürünü, kurgu bir öngörüyle aktaralım dedik. Bunlar tabi kötü senaryo. Zaten böyle kötü bir senaryonun dünyanın hiçbir yerinde olması da söz konusu değildir. Burada yazılanlar da şu veya bu şekilde bir ülkede yaşanmamış ve hayal ürünü şeyler olduğu için bunları "darbı mesel" ve "faraziye" şeklinde ele aldık... Şimdi bu yazdıklarımızı okuyan sıradan bir Kanak bağımsızlık yanlısı bize "Yahu kardeşim sahi siz ne yaşadınız? Biz basit bir bağımsızlık istiyorduk" diyerek şaşırabilir ama biz yine de altındaki DeLorean ile Biff Tannen evreninden geçmişe gelen ve geleceği düzeltmeye çalışan Marty McFly gibi yazmış olalım da Kanaklara hayrımız dokunsun. Özetle, Yeni Kaledonya'da işler pis... Bağımsızlık denemeleri de uzun sürmeyecek. Bağımsız olsalar da daima bağımlı kalacaklar. Çare nedir? Derseniz, hasta olduğunu kabul etmeyen milletler için çare sadece bir hakarettir. Böyle büyük milletlere çare önerecek haddimiz yoktur. Kalplerimiz Yeni Kaledonya halkıyla beraber. :) Pasifiğinin dalgalarına ölürüm, Palmiye yaprağının hışırtısına ölürüm Yeni Kaledonyam!

🇹🇷🇳🇴Dr.Yüksel Hoš PhD🇧🇦

268,073 Aufrufe • vor 2 Jahren

MENZİL'DE NE OLDU? “Bu açıklama Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni (kuddise sirruhu) hazretlerinin mahdumları ve torunlarından edinilen bilgilerle hazırlanmıştır.” Soru: Menzil-i Şerif, meşrebi ve hizmetleriyle müslümanların gönlünde müstesna bir yerde duruyor. Merhum Gavs hazretlerinin ahirete irtihalinin ardından ortaya çıkan bugünkü tabloyu nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bugün geldiğimiz noktada, Menzil’in hüviyeti zedelenmeye, sahip olduğu bütün değerlerin ve insanlığa teklif ettiği bütün çağrıların içi boşaltılmaya çalışılmaktadır. Buna neden olan saldırıların herhangi bir şekilde izahı mümkün olamaz. Bu saldırıların muhatabı olmak, ümmete böylesi bir görüntü vermek ve bütün çirkin iddialara cevap vermek zorunda bırakılmış olmak hayli üzücüdür. Merkad-ı Şerif’te medfun bulunan büyüklerimizin hayırları ve hatıraları bu derin üzüntünün temel sebebidir. Ancak onların hayırları hatırına bu tezviratları açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. Konunun bu seviyeye düşmüş olmasından dolayı aile çok üzgün. İki yıldır susuyorlar, “Sosyal medya üzerinden meselelerimizi tartışmayalım. Menzil’in, tasavvufun itibarına zarar vermeyelim.” diye gayret ediyorlar. Radyo, televizyon, dergiler, mobil uygulamalar ve daha birçok yayın aracı olmasına rağmen, imkanlar bu konulara alet edilmemiştir. Her biri kendi yayın mecrasında vakur bir şekilde faaliyetine devam etmiştir. Ama bu vakur tavra karşılık o kadar çok tezvirat yapıldı ki artık susmak neredeyse bütün o itham ve iftiraları tasdik etmek anlamına geliyordu. Bu nedenle bugün kamuoyunu bilgilendirme vazifesi gereği bu gerçekleri paylaşıyoruz. Soru: Bu konular aile içerisinde görüşülüp çözülemez miydi? Menzil-i Şerif gibi bir belde, bugüne dek, her zaman çözümle anılmıştır. Ve bizler, bütün müminler gibi, her meselenin Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye ışığında âlimler eliyle çözülebileceğini biliyoruz. Zaten âlimler eliyle başlatılmış ve idare edilmiş meselelerin çözümsüz kalması akla uygun da değildir. İslâm’ın hükümleriyle yalın ve sorunsuz bir şekilde çözülebilecek meselelerimizin, bugün çirkin iftiralarla etrafı kalabalık hale getirilmiştir. Daha önce aralarında herhangi bir küslük ve ayrılık bulunmayan akrabaların, bu konuları çözmek üzere bir araya gelememesinin tek bir nedeni olabilir: Çözüm istenmemesi! Yoksa kardeşlerin birbirine, amcaların yeğenlerine, kayınbabaların damatlarına sorup da aslını öğrenemeyeceği ne olabilir! Gerçeği kolayca öğrenmek yerine söylenti ve dedikoduları -sırf işine geliyor diye- bilgi kaynağı olarak kabul etmek ve dillendirmek iyi niyetle asla bağdaştırılamaz. Buna karşılık iki yıldır iyi niyetle yapılan çağrıların, çözüm davetlerinin karşılık bulamadığına hepimiz istemeye istemeye şahit olduk. Mesele büyüklük ise rahmetli Gavs hazretleri her anlamda hepimizin büyüğü idi. Fakat işlerini bu şekilde çözmezdi. Bazı meseleleri istişare edeceği zaman beş oğlunu etrafına toplar, “Ben de sizden biriyim, hadi bu konuyu altı kardeş olarak istişare edelim.” derdi. İstişareye verdiği önemin dışında şeriata karşı çok hassastı. Her meseleyi hocalara sorardı. Töhmet mahallinden bile çok uzak durmaya gayret ederdi. Ahlâkı ve adaba bağlılığı dolayısıyla töhmet mahallinden bu denli uzak duran bir zatın arkasından bu tür meselelerin yaşanması hürmetsizlikten başka bir şey değildir. Aile büyüğü olduğunu söyleyenlerin Allah Teâlâ’nın net bir şekilde sınırlarını ve gereklerini bildirdiği akrabalık hukukunu bu denli ayaklar altına almaları da ayrıca hürmetsizliktir. Soru: Menzil köyünün 1971 yılında Gavs-ı Kasrevi Şeyh Seyyid Abdulhakim Elhüseyni kuddise sırruhu tarafından satın alındığını biliyoruz. Geçmişten günümüze Menzil köyünün gittikçe büyüdüğünü ve yenilendiğini müşahede ettik. Bu konudaki usul nasıldı? Tarihsel olarak bilinmektedir ki 1993 yılında irşada başlayan Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhu birkaç yıl sonra babalarının mirasını kardeşleriyle bölüşmüştür. Hatta kardeşlerine fazla fazla pay vermiştir. Dolayısıyla iddia edildiğinin aksine köyde şer’en durum çok açıktır. Köyün Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olan bölümleri bellidir. Lakin bu arsaların tapularında güvene dayalı olarak uzun yıllardır işlem yapılmamıştır. Rahmetli Gavs hazretleri, Menzil-i Şerif’i bir ziyaret beldesi olarak inşa ederken akrabalık hukukunu hiçbir zaman göz ardı etmemiştir. Ne kendini köyün ağası olarak görmüş ne de “ailenin büyüğü benim, ben ne dersem o olur” demiştir. Aksine projelerin detaylarını tüm taraflarla paylaşmış, nihayetinde proje alanında hak sahibi olanların rızaları doğrultusunda anlaşmalar yapılmış, üzerinde mutabık kalınan bedeller de ilgililere teslim edilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretleri hayattayken gerçekleştirilen yeniden inşa projesiyle Menzil çok müstesna bir görümüme kavuştu. Menzil’deki henüz tamamlanmamış olan inşaat alanları bu projenin devamı niteliğinde mi? Merhum Gavs hazretleri Menzil’in yeniden inşa sürecinde çok büyük emek sarf etmiştir. Menzil’in, mirasçısı olduğu geleneğe uygun bir görünüme kavuşması, geleneğin yaşayan bir temsilcisi olması ve ziyaretçilerin huzur ve güven içerisinde ziyaretlerini gerçekleştirmesi amacıyla oldukça zor bir vazifeyi üstlenmiştir. Allah Teâlâ kendisinden razı olsun. Yeniden inşa süreci 10 yıldır Menzil’in yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin ihtiyaçlar doğrultusunda hazırladığı projeyle gündeme gelmiştir. Projeyi oldukça beğenen Gavs hazretleri, izni ve onayıyla inşa sürecini başlatmıştır. Bu kapsamda köy meydanındaki dükkanlar kaldırılmıştır. İçerisinde ilim meydanı, çorbahane, bedesten, kadınlar tarafındaki meydan, kadınların köy meydanına girmeden Merkad-ı Şerifi ziyaret edebilecekleri mahremiyete uygun alanları barındıran güzel bir proje hayata geçirilmiştir. Yazlık cami yeniden inşa edilmiş ve Merkad-ı Şerif büyük bir onarımdan geçirilmiştir. Taç kapılar dahil bütünlüklü bir mimari ince ince işlenmiştir. Nihayetinde Menzil, bugünkü çehresine kavuşmuştur. Yine bu süreçte ilgili alanlardaki hak sahipleriyle anlaşma yapılmış ve kendilerine hakları teslim edilmiştir. Gavs hazretleri vefatından evvel tamamlanmış projeyi bizzat görmüş ve çok mutlu olmuştu. Fakat özellikle hanımlar tarafında ve caminin batı tarafında projenin tamamlanması gereken bölümleri bulunmaktaydı. Bu ihtiyaçların giderilebileceği ölçüde alan kalmadığından proje, köy içindeki yerleşim alanlarında değişiklik yapılmasını gerektirmişti. Hangi yapıların nerelere yapılacağı ve tamamlanan birinci etaba nasıl ekleneceği projelendirilerek Gavs hazretlerine sunulmuştu. Proje alanındaki şahıslara ait mülkler, bu mülklerin metrekareleri ve bedelleri hesaplanarak bir tablo haline getirilmişti. Daha önceden yapıldığı üzere, 2021 yılının ocak ayında projeye dahil edilecek alanlar, ilgili tüm taraflara gösterilmişti. Projeye ve satın alınacak alanların değerlerine itiraz edilmemiştir. Gavs hazretleri bu alanları şahsi hesabından ödeyerek satın almış ve projeyi başlatmıştır. Projede kadınlar çorbahane ve şadırvan, Kız Kur’an Kursu, dergâh ve misafirhane ile görevliler için yatakhane planlanmıştı. Caminin hemen yanında ise Gavs hazretlerine misafirlerini ağırlayabileceği divan, evlatlarına birer divan, âlimlere bir divan ve Gavs hazretlerinin tanıdık misafirlerine hususi yemekhane planlanmıştı. Herkesçe bilinen ve süreçleri başlatılmış olan bu proje devam ederken Gavs hazretleri ahirete irtihal etmiş ve çalışmalar durmuştur. Allah Teâlâ rahmet eylesin, makamlarını âli eylesin. İşte, çalışmaları devam eden bu alanlar daha sonradan tezviratların konusu haline getirilmiştir. Gavs hazretlerinin bu ikinci etapla ilgili yapmış olduğu akitler, “akd-i fasid” yani geçersiz akit ilan edilmiştir. Gavs hazretlerinin kardeşlerinden satın aldığı yerler bu iddiayla “dede mirası” olarak nitelendirilmiş ve hukuksuz işlemler bu şekilde gerçekleştirilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretlerinin gezip beğendiği bu proje, ahirete irtihalinin ardından neden tamamlanamadı? Menzil’de devam eden projelere taziyeden dolayı 15 günlük bir ara verildi. Sonra tekrar inşaata başlandı. Sonra Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni haber göndererek “Burası mirastır, miras meselesi çözülene kadar inşaatı durdurun.” demiştir. Bunun üzerine inşaat durmuştur. Daha sonraları kardeşlerin bir araya gelerek yaptığı görüşmede Gavs hazretlerinin inşaattan dolayı borcu olduğu, öncelikle bu borcun ödenmesi gerektiği konuşulmuştur. Tüm kardeşler mutabık kalmış, “öncelikle Gavs hazretlerinin borcu terekeden ödensin” denilmiştir. Bu zaten şer’i bir gerekliliktir. Bundan hareketle Gavs hazretlerinin borcu köydeki şahsi terekesinden ve şirketlerindeki varlıklarından ödenmiştir. Kasayla ilgili yapılan tezviratın da aslı bundan ibarettir. Bu tezvirat da Gavs hazretlerinin hastalığı döneminde 7 yıl boyunca bilfiil kendisine hizmet eden, fedakârca yanından ayrılmayan, hususi işlerini takip eden torunu Seyyid Galib Elhüseyni ile ilgili ortaya atılmaktadır. Seyyid Galib Elhüseyni aynı zamanda Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin damadıdır. Gavs hazretlerinin sağlığında kasasının anahtarı da Seyyid Galip Elhüseyni’de mahfuz idi. Ahirete irtihalinden sonra öncelikle borçlarının ödenmesi gerektiği konusunda tüm evlatları mutabık kalınca, kasasındaki şahsi parası ve şirketlerinden bir miktar varlığı ile bu borçları ödenmiştir. Kasanın açılmasına ve sayılmasına yıllardır Gavs hazretlerinin hanesinde görev yapmış ve Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisaplı olan bir kişi de şahit olmuştur. Bunlarla alakalı Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye bilgilendirme yapılmış, raporlar sunulmuştur. Devam eden süreçte kendisine verilen bilgilerin ve aileye dair mahrem meselelerin sosyal medyadan paylaşılmaya başlamasıyla birlikte rapor verilmekten imtina edilmiştir. Lakin her şey kayıt altındadır. Konuyla ilgili Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından sonraki aylarda, “Gelin inşaatları birlikte yapalım.” denilmiştir. Akabinde “Bu inşaatı ben yapacağım ama projeye sadık kalacağım.” denilmesine rağmen ilerleyen haftalarda “Proje tanımam, ben istediğim gibi yapacağım.” denilmiştir. Devamında “Ben bu köyün ağasıyım, bunu herkese duyurun, bilsinler, ben ne dersem o olacak!” söylemleri, aslında yaklaşımın ne olduğunu kamuoyuna net bir şekilde göstermiştir. Söz konusu proje, başta Gavs hazretlerinin ihtiyaçları düşünülerek hazırlanan ve Gavs hazretlerinin tüm evlatlarına tahsis edilmiş alanları içeren güzel bir projeydi. Lakin bu proje Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından akamete uğratılmış ve sonrasında kendi uhdesindekilere hizmet edecek bir bina inşa edilmiştir. Bu şekilde Gavs hazretlerinin evlatları yok sayılmış, kendilerine tahsis edilmiş alanlara el konulmuş, bunun yerine kendi çocuklarına ve yakınlarına odalar ve ofisler yapılmıştır. Üstelik bu yapılırken Rahmetli Gavsımızın ve Menzil’in ismi kullanılarak sosyal medya üzerinden para toplanmış ve “cami için” denilerek toplanan bu paralarla içinde şahsi ofislerin bulunduğu garabet bir bina inşa edilmiştir. Menzil köy projesine verilen zarar bu binayla da sınırlı kalmamış, yeni dükkanlar, proje kapsamında olmayan yapılar inşa edilmiştir. “Sofiler rahat etsin diye yaptık” denilen bu yere kim girebiliyor, diye sormak lazım. Son olarak Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerinin çok beğendiği, Menzil projesinin sembolü olan taç kapı sökülmüştür. Şimdi hangi vicdan ehli bu yapılanı haklı görebilir! Bundan sonra, bu işi yapanların yeni girişimlerinin ümmetin menfaatine olacağına kim inanır? Üstelik son günlerde türlü manipülasyonlarla “kadın dergâhı yapacağız” diyerek zapt etmeye çalıştıkları bina aslında “çorbahane ve şadırvan” olarak tasarlanmış ve kaba inşaatı bitmiştir. Asıl proje ihtiyaçlara cevap verecek ve herkesi memnun edecek bir proje iken bu projenin müdahalelerle bozulması, ümmetin zararına değil midir? Ümmet lafını dillerinden düşürmeyenler ümmete en büyük zararı verdiklerinin ne zaman farkına varacaktır… Soru: Bu yaklaşım şer’i olarak nasıl temellendirilmektedir? İnşaatların bulunduğu arsaların tamamı Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olduğu için burada bir şer’i mesuliyet ortaya çıkmaktadır. Miras paylaşılmadan söz konusu alanlara inşaat yapmak caiz değildir. Bunu kendileri de bildikleri ve hak sahiplerinin rızası olmadığı söylendiği halde caminin batısındaki alana bahsi geçen garabet binayı inşa etmişlerdir. Caminin batısındaki inşaat ve alanlardaki şer’i mesuliyetten dolayı, yıllar önce Gavs hazretleri tarafından yapılmış akdin geçersiz olduğu iddiasını ortaya atmışlardır. Ve amcaların üzerindeki arsaların resmiyeti kendi üzerlerine geçirilmiştir. Oysa daha önce belirtildiği ve delilleri gösterildiği üzere arsalar Gavs hazretleri tarafından bizzat satın alınmış, lakin tapu resmiyetinde güvene dayalı olarak bir işlem yapılmamıştı. Bu girişimle birlikte arsalarını satan amcaların parasını iade etmek istemişler; bunda muvaffak olamamışlardır. Çünkü Rahmetli Gavsımızın ahirete irtihalinden sonra onun akdinin geçersiz olduğunu iddia etmek ona yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendirilmiş ve reddedilmiştir. Zira yapılan akdin üzerinden yıllar geçmiş, yapılar yıkılmış, yerine inşaata başlanmıştır. Bu akdin geçersiz sayılmasının hiçbir şer’i ve hukuki karşılığı yoktur. Söz konusu alanın bedelleri ödenerek alındığına dair dekontlar bunun ayrıca delilidir. Kaldı ki arsaların üzerindeki inşaat bir gecede yapılmış olamayacağına göre, Gavsımızın vefatına kadar bu inşaata bir itiraz olmaması da bu arsaların Gavsımız tarafından satın alındığının en büyük akli delilidir. Gündeme dahi getirilmesinden hicab edilmesi gereken bu konu maalesef kişisel arzular için gündeme getirilmiştir. Bunun üzerine Menzil’de toplanan 3 halifeden oluşan hakem heyeti tarafından, caminin batısındaki alanlarla ilgili olarak iddia sahiplerince ortaya atılmış “akd-i fasid” iddiası tetkik edilmiştir. Ve taraflar bir araya getirilerek beyanları dinlenmiştir. Soru: Şer’i Hakem Heyeti bu konuyu nasıl tetkik etmiştir? Onların bu konudaki kanaatleri nedir? Şer’i Hakem Heyeti dört kardeşin davetiyle köye gelmiş, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye durumu iletmiştir. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, Şer’i Hakem Heyeti başkanı Seyda Molla Nezir’in ısrarlı davetlerine kabul edilmesi zor bir şartla karşılık vermiştir. Koştuğu şart şudur: “Herkesin önünde olacak, camide olacak!” Hem hakem heyeti tarafından hem de kardeşleri tarafından “bu işin yeri cami değil” denilmesine rağmen şartında ısrar etmiştir. Bu ısrarın neticesinde fitnenin ortadan kaldırılması umuduyla camide hakem heyeti toplantısı yapılmıştır. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Çekin, bırakın çeksinler” şeklinde görüntülere yansıyan telkinleriyle görüşme kayıt altında gerçeklemiş, haberlere konu olmuştur. Oluşan nahoş manzaraları bir kenara bırakırsak o toplantıda herkesin önünde hakemlere yetki verilmiştir, imzalar atılmıştır. Hakem heyeti taraflardan birer komisyon görevlendirmesini istemiştir. Komisyonlarla çalıştıktan sonra köydeki ihtilaf ve ittifak noktalarını bir liste olarak hazırlamıştır. Ve köyün batısındaki alanlarla ilgili olarak ortaya atılan “akd-i fasid” iddiasını tetkik etmeye karar vermiştir. Bununla ilgili bir “şer’i toplantı” tertip edilerek tüm taraflar toplantıya davet edilmiştir. Toplantıda tarafların beyanları alınmıştır. Tarafların hocaları, muhatapların bizzat kendisi ve şahitler dinlenmiştir. Toplantıda hakem heyeti ve taraflara; söz konusu harita, bedelleri gösteren tablo ve amcaların Nisan 2021’de müdürleri üzerinden ödemeyi aldığının dekontları sunulmuştur. Dekontları imzalayanların sözlü beyanlarına başvurulmuş ve bütün bunlar şahitlerin anlatımlarıyla tasdiklenmiştir. Meselenin aslında çok açık olduğu orada anlaşılmıştır. Aynı akşam hakem heyeti tarafların hocalarını dinlemiş; sorularına cevap vermiş, ilmi müzakereler yapılmıştır. O toplantıda hakem heyeti kanaatini net bir şekilde ifade etmiş, akdin geçerli olduğunu, yani arsanın Gavs hazretlerine ait olduğunu beyan etmiştir. Hocalara tarafsız şekilde hareket etmeleri, haktan yana tavır takınmaları ve tarafgirlik yapmamaları gerektiği hatırlatılmıştır. Yapılan uzun soru cevaplardan sonra “akdin fasid olduğunu savunanlar” dahil heyetin büyük çoğunluğu akdin geçerli olduğu kanaatine varmıştır. Bunların arasında daha önce “akd-i fasid hükmü” veren hocalar dahi vardır. Bu kanaatlerini sözlü olarak ikrar etmişlerdir. Hakem heyeti bu kanaatleri tutanak altına almak istediğinde ise hocalar “Biz sözlü olarak kanaatimizi söyleriz ama imza atmayız. Siz hükmünüzü verebilirsiniz.” demiştir. Lakin hakem heyeti mevcut fitne ortamından dolayı toplantıya iştirak eden tüm hocaların aynı kanaate varmasını ve bunun tutanak altına alınmasını istediği için ertesi gün devam etmek üzere toplantıyı bitirmiştir. Maalesef ertesi gün aldıkları talimatla çoğu toplantıya iştirak etmemiştir, gelen birkaç kişilik temsilci komisyonun artık toplantılara gelmeyeceğini ifade etmiştir. Bunun sebebi ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi temsil eden bir hocanın toplantının mahremiyetine yönelik yapılan yemini hiçe sayarak gidişat hakkında kendi mürşidine bilgi vermesidir. Bu da çalışmanın akamete uğramasına neden olmuştur. İstedikleri çıkmadıkça hakikate bile sırtına dönebilen bu yaklaşımla; herkesin huzurunda kendileri tarafından hakemlere verilen yetki kapalı kapılar ardında geri alınmıştır. Ve süreç maalesef daha karmaşık hale getirilmiştir. Peki neden böyle yapılmıştır? Yapılan hukuksuzluk ilmen tasdik edildiğinde düşecekleri durum oldukça vahim bir durumdur. Fakat iddia sahipleri kararın açıklanmasından önce süreçten çekilerek bu sorumluluktan kurtulmuş olduklarını zannetmişlerdir. Hatta yakın zamanda geçersiz olduğu tasdiklenen görüşlerinde ısrar ederek tüm varislerin bulunmadığı bir ortamda, vefat eden varislerin evlatlarının tamamından vekalet almadan, kendi aralarında kura çekerek sözde bir taksimat dahi yapmışlardır. Ve bunu sosyal medyada paylaşmışlardır. Hakem heyeti tarafından tasdiklenen akdin geçerli olduğu gerçeği Gavs hazretlerinin evlatlarına 1/6 oranında pay düşmesi anlamına gelmektedir. Bu yüzden haksız bir biçimde akdin fasid olduğu iddiasında ısrar edilerek bu pay resmi tapu değişiklikleriyle %50’nin üzerine çıkarılmaya çalışılmaktadır. Burada bir hususa dikkat çekmekte fayda var. Kendi savundukları görüşe göre dahi yaptıkları caiz değildir. Kendi savundukları görüşe göre hakim hisse olsalar bile diğer mirasçıların rızası olmadan inşaat yapmak caiz değildir. Alimlerce kebair günah olarak nitelendirilmektedir. Bu durum hem inşaatı inatla sürdürenleri, hem göz yumanları, hem destek olanları vebal altına sokmaktadır. Ümmetin saf temiz duygularına hitap eden birtakım duygusal söylemlerle insanları günaha sokmak büyük bir sorumsuzluktur. “Ben büyüğüm, ben ne dersem o olur” tavrının bir devamı olarak âlimlerimize karşı söylenen “Sizi ilgilendirmeyen işlere burnunuzu soktunuz!” cümlesi, hukuk tanımazlığın geldiği seviyeyi açıkça göstermektedir. Hak, hukuk, hakikat kavramlarının tekelleşmesi söz konusu değildir. Eğer adalet ve doğruluk isteniyorsa, ilme ve ilim ehline müracaat etmek gerektiği de herkesçe malumdur. Adalet ve doğruluktan kaçınmak ise toplumda güven ve huzur ikliminin varlığını tehdit etmektedir. Soru: Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin evi hakkında bazı ithamlar gündeme getirilmektedir; evi neden ve nasıl oraya yapılıyor? Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Seyyid Mübarek Elhüseyni’nin halihazırda köyde evi yoktur. Rahmetli Gavs hazretlerinin evlatlarından evi olmayan tek kişi de odur. Çünkü evi şu an el konulmak istenen bayanlar çorbahane binası civarında idi. Proje kapsamında yıkılmıştır. Evini yapacağı yer Gavs hazretleri tarafından belirlenmiştir. Bu da Gavs hazretlerinin torunlarına ev yeri tayin ettiği zamanlara tekabül etmiştir. Misalen; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ve oğullarının evlerinin olduğu yerler Gavs hazretlerinin şahsi mülklerinden verilmiş ve Gavs hazretleri tarafından inşa ettirilmiştir. Bu da ailenin bir geleneğidir. Menzil’de mirasa konu olan ve ailenin kullandığı tüm evler Gavs hazretlerine aittir. Bunu tüm evlatları ikrar etmektedir. Gavs Hazretleri ahirete irtihal edince köydeki miras taksiminde evler bahsi açılmıştır. “Kuraya girmesin herkes kendi evinin sahibi olsun. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna birer ev, Seyyid Muhammed Masum Elhüseyni’nin iki oğluna birer ev verilmek suretiyle sulh olsun.” denilmiştir. Tüm kardeşler tarafından bu kabul edilmiştir. Eğer bu sulh kabul edilmiyorsa o zaman herkesin evinde her mirasçının hakkı vardır. Kendi evleriyle ilgili konuyu gündem etmeyip Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna yapılmakta olan iki evi sosyal medyada yaymak; halka açık meclislerde bu konuyu şaibeliymiş gibi lanse etmek bir mümine yakışmaz. Üstelik bu anlattıklarımızın en büyük şahidi bu söylemlerin sahibi olan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’dir. Bu şahitliği kendisine sorulduğunda inkar etmemiştir. İlk aylardaki beyanlarında bunlar yazılıdır. Bu şahitliğini kısaca anlatmak gerekirse: Kadınlar dergâhı için köyün batısındaki arsalar maliklerden Gavs hazretleri tarafından satın alınmıştır. Binalar da yıkılmıştır. Artık arsa Gavs hazretlerinin mülkü haline gelmiştir. O da diğer evlatlarına ve torunlarına yer verdiği gibi oğlu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve torununa şu an evin bulunduğu noktayı işaret ederek yer vermiştir. Kadın dergâhı projesinin Gavs hazretlerine gösterildiği gün Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni de odaya gelmiştir. Bunun üzerine projenin kendisine de gösterilmiştir. Proje incelendikten sonra Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri “Bak Saki, Seyyid Mübarek’e ‘Aşağıdan ne kadar alıyorsan al, ne kadar büyük bir ev yapacaksan yap.’ dedim. Ona kimse karışmasın.” buyurmuştur. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “Ona kim karışır baba.” demiştir. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verdiği yeri defaten farklı meclislerde söylemiştir. Buna tüm aile şahittir. Bu konuda tüm aile ittifak halindedir. Buna Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bizzat şahit olmasına rağmen, taziyeden sonra kendisine gelen heyetler konuyu sorduğunda ikrar ve tasdik etmesine rağmen, bugün bu ithamlarda bulunmaktadır. Kendisi ve oğullarına Gavs hazretlerinin terekesinden verilen arsa miktarı Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verilenden daha fazla olmasına rağmen bu ithamlarda bulunmak kardeşlik hukukuna sığmaz. Bu ithamların amacı farklıdır. Yapılan usulsüz müdahaleleri ve şeriatsızlıkları gizleme çabasıdır. İyice bilinmelidir ki sürekli değişen slogan ve gerekçelerle yapılan hukuksuzluklara, insanların şahsiyetine ve haysiyetine; dahası ailelerin mahremiyetine dönük gerçekleşen çirkin saldırılara ortak olmak şöyle dursun, sessiz kalmak dahi Hak Teâlâ katında büyük vebaldir. Bu vebal “ümmetin malı”, “dede mirası”, “tapulu mülk”, “köyün ağası”, “ailenin büyüğü” gibi ifadeler öne sürülerek ortadan kaldırılamaz! Soru: Menzil’deki ihtilaflardan birisi de İlim Meclisi olarak yapılan, lakin ısrarla Taziye Evi olduğu savunulan mekanla ilgilidir. Bu mekan ne için inşaa edildi? Halihazırda ne olarak kullanılmaktadır? Özellikle tarihteki tekke – medrese tartışmalarını düşündüğümüz zaman Nakşibendiliğin Halidi kolu medrese ve tekkeyi; ilim ile ameli tek çatı altına toplamıştır. Halidilik geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Menzil’de de binden fazla talebe ilim tedris etmekte idi. Şimdiye dek buradan yüzlerce alim yetişmişti. Buradaki birikimin yaygın eğitime aktarılması, ziyarete gelen kişilerin namaz arası vakitlerinde de ilimle, sohbet ile meşgul olması için bir mekan hayal edildi. Bu hayal, köyün yeniden inşa projesinde vücut buldu. Rahmetli Gavsımızın görevlendirmesiyle 10 yıldır köyün yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, köy meydanını yeniden tasarlarken dükkanları tamamen kaldırmış, meydanın arka tarafında bir bedesten içine toplamıştı. Menzil’in irşadla, tövbeyle, ilimle, kitapla, sohbetle anılmasından mütevellit meydanında da ilim olması gerektiğini düşünmüştü. Bu yüzden meydana adıyla ve işleviyle bir İlim Meclisi kuruldu. Açıklamaların devamını videodan izleyebilirsiniz. #menzil #tasavvuf #tarikat

Menzil Yolu Teyit

176,291 Aufrufe • vor 1 Jahr