Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

TİP Genel Başkanı Erkan Baş’tan mutlak butlan meselesiyle ilgili hem mücadele desteği hem de eleştiri geldi. Erkan Baş, mutlak butlan konusuyla ilgili, “O koltuğa geçeni tanımıyoruz” dedi ve ekledi: “Bir milim bile geri adım atmadık. Aynı noktadayız.” Baş’ın bir eleştirisi de vardı. Erkan Baş, “Eğer tartışmayı bir ‘baba ocağı’...

333,655 Aufrufe • vor 1 Monat •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

TİP Genel Başkanı Erkan Baş üzerinden bir ırkçılık yarışına girildi. Erkan Baş, kendisine yönelik dolaşıma sokulan ırkçı paylaşımları organize bir şekilde yeniden yeniden gündeme getirildiğini söyledi. Erkan Baş: “Bakın tek bir laf ne benimle ilgili ne yoldaşlarımla, arkadaşlarımla ilgili söyleyemiyorlar. O yüzden ne yapıyorlar? Kimliğimize saldırıyorlar. Bakın çok açık söylüyorum, çok açık ifade ediyorum: Benimle bir derdiniz varsa, bizimle bir derdiniz varsa ne zaman, nerede, nasıl istiyorsanız sizinle karşı karşıya gelmeye hazırız. Ama benim üzerimden bu ülkedeki milyonlarca Boşnak'a, milyonlarca Balkan göçmenine, milyonlarca gurbetçi çocuğuna hakaret etmenizi, onları hedef haline getirmenizi kabul etmeyeceğim. Bir kez daha ifade ediyorum. Ben bunları siyasete ilk adım attığım günlerde çıktığım her programda söyledim. Ne zaman sorulsa söyledim, kayıtları duruyor: Ben Boşnağım, Sancaklıyım, Novi Pazarlıyım. Benim babam ve annem Almanya'da işçi olduğu için Almanya'nın Berlin kentinde doğdum. Benim ailemin memleketteki aile adı Jusoviç. Be hey cahiller! Türkçesi Yusufoğlu'dur. Türkiye'deki herhangi bir mahalleye gidin, Boşnakların yaşadığı herhangi bir yere gidin, herkes bunu bilir. Niye bilir biliyor musunuz? Çünkü Türkiye'de binlerce Jusoviç vardır. Hemen bir rica ettim bizim Boşnak derneklerinden. Bakın sadece Jusoviç yok; Türkiye'de Ademovic var, Ahmetovic var, Arapovic var, Bilalovic var, Dedovic var, İbrahimovic var, Davudovic var, İslamovic var, Müslümovic var, Osmanovic var, Tahirovic var. Dikkat edin isimlere. Dikkatli dinleyen herkes bu isimlerin anlamını bilir. Be hey cahil, be hey cühela! Şimdi neymiş? Almanya'da doğmuşum. Bu memlekette maalesef ekmeğini burada kazanamadığı için başta Almanya olmak üzere dünyanın dört bir yanına giden milyonlarca gurbetçi yok mu? Bunların çocukları nerede doğuyor? Yani bu nasıl bir akıl tutulmasıdır? Bu nasıl bir delirme halidir? Bakın bir mukayese olsun diye söylemiyorum, sadece aklı anlamanız için söylüyorum: Mustafa Kemal Atatürk 1881'de Selanik'te doğdu ya! Hem yurt dışında doğdu hem Balkanlar'da doğdu. Akılsız cahil! Şimdi bunu niye paylaşıyorum? Bakın Cumhuriyet'te vatandaşlık kan bağına göre değildir, hukuk bağına göredir. Ve ırkçılık bir insanı düşüncesiyle, fikriyle değil de kimliğiyle yargılamaktır. Mesela bir insanın doğum yerini ihanetle ilişkilendirebilir misiniz ya? Bir insanın soy kütüğünü bu ülkeye bağlılığının bir ölçütü haline getirebilir misiniz? Ki getirirseniz hepinizle tartıya da çıkarız da. Yani gerçekten bir kez daha ifade ediyorum, gözlerinin içine bakarak ifade ediyorum: Almanya'da doğmak suç değil. Maalesef ekmeğimizi yurt dışında kazanmak zorunda kalmışız. Balkan göçmeni olmak suç değil. Siz ne dediğinizin farkında bile değilsiniz.“

Onur Öncü

28,178 Aufrufe • vor 5 Monaten

Özgür Özel’in konuşmasından anladığım, arka kapı diplomasisi bir işe yaramamış. Mutlak Butlan kararı anlaşılan geliyor. Başından beri söylüyoruz . Siyasetin amacı keyfiliği değil hukuku hakim kılmaktır. 38. Olağan kurultayın hangi koşullarda kazanıldığı bu kadar açık ve net ortadayken bunları yok sayarak bu şekilde hamasi söylemler de bulunmak sadece o salonda bulunanlar üzerinde bir anlık coşku yaratır. Parti içi muhalefette sizin karşınızda olanlar saraydan medet ummuyor. Size muhalif olanlar hukukun doğru kararı vermesini bekliyor. Saraydan medet umanlar istinaftan mutlak butlan kararı çıkmasın diyenlerdir. Halk TV , Sözcü TV ve diğer muhalif yandaş medya mensupları, iktidarın aslında mutlak butlan kararına sıcak bakmadığını söyleyen yayınlar yapıyorlar . Bu yayınlarda sürekli “ ülke ekonomisi bu kararı kaldıramaz, bunun Merkez Bankasına yansıması en az 30-40 milyar dolar olur”diyerek yargı üzerinde manipülatif bir baskı kurmaya çalışıyorlar. Daha bugün “ Devlet Bahçeli Mutlak Butlan açıklaması” şeklinde son dakika haberleri ile Bahçelinin mutlak butlana karşı olduğu anlatılmaya çalışıldı. CHP Genel Başkanı statüsü ile Özgür Özel bir tören sonrası, Devlet Bahçeliyi arabasının kapısına kadar uğurladığında sarayın ortağından bir medet umulmadığını kim söyleyebilir? Yine Özgür Özel, Bülent Arınç ile görüştüğünde , Hikmet Çetin yürüyecek hali bile yokken Cumhur ittifakı bileşenlerine gittiğinde medet umma hali yok muydu ? Ya da Önder Sav, mutlak Butlan kararı çıkmasın diye az mı uğraştı? Mutlak Butlan davası sizin değişimci arkadaşlarınızın açtığı sebep olduğu davalar. Eğer siz bir sorumlu arıyorsanız kendi içinizde arayın. Oturun ve “biz neden bu duruma geldik” diye kendinize sorun. Gerçeklerinizle yüzleşin ! Bu size bir şey kaybettirmez bilakis çok şey kazandırır. Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin lehe verdiği kararlara “yargı doğru kararı verdi” deyip, aleyhe verdiği yada vereceği kararlara ise “iktidarın mahkemesinin verdiği yanlı karar” derseniz hiç kimse sizin samimiyetinize inanmaz. Hukuk, her türlü hamasetin üzerindedir. Hukuk gerçeği esas alır. Siyasetin alkışıyla hukuku önemsiz kılmak, adaleti itibarsızlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. CHP 🇹🇷 Özgür Özel Kemal Kılıçdaroğlu Ekrem İmamoğlu @CHPKadinKolu Hesap Betasus Giriş Kingroyal Giriş chpizmiril CHP ADANA İL BAŞKANLIĞI

Emin Vahap Şimşek

15,147 Aufrufe • vor 3 Monaten

Biz #Cumhurİttifakı olarak bütçeyi kabul ettik. Biz #MilliyetçiHareketPartisi olarak bütün bütçe faaliyetlerimizle gerilimden uzak, milletimizin vakarına, meclisin mehabetine yakışır bir tutum içerisinde olduk. Ve hiçbir zaman bir kavganın başlatıcısı veya kavgaya giren taraf olmamaya büyük özen gösterdik. Yıllardır bizim en belirgin özelliklerimizden de birisidir. Tabi biz Milliyetçi Hareket Partisi grubu olarak da bütçe görüşmelerinde milletimizin refahını ve devletimizin de gücünü merkeze alarak bütün çalışmalarımızı yürüttük. Milliyetçi Hareket Partisi'nin politikalarına, programına ve diğer görüşlerimize de çok ayrıntılı bir şekilde bütün arkadaşlarımız hem komisyon çalışmalarına hem genel kurul faaliyetlerine katılmak suretiyle dile getirdik. Birinci dereceye gelen memurların 3600 ek gösterge talepleri söz konusu ve bunun da artık tamamen hayata geçirmesi gerektiğini ifade ettik. Bağkur prim gün sayısı 9000. Bunun 7200'e indirmesi gerekir. Bu SSK'lılarla da eşitlenecektir. Bu sözün de takipçisiyiz. Bilhassa kadınlarımız, ev hanımları için bir takım bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak da kanun tekliflerimiz var. O kanun tekliflerini de hayata geçirilmesi, aile kurumunun temel direği olan kadınlarımızın prim desteği sağlanarak emeklilik hakkı da sağlanması konusunda şeylerimiz oldu. Tıpkı Milli Savunma Sanayi sektöründe olduğu gibi, sağlık endüstrisi alanında da bir Sağlık Endüstri Başkanlığı kurulmasını önerdik. Türkiye'nin geleceği bakımından, gerek sanayileşmesi, daha da ekonomik ve sosyal yönünden gelişmesi bakımından, mesleki eğitimin çok ağırlık verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ve daha bir dizi önerilerimiz yüzlerce diyebiliriz. Cumhur İttifakı'nın aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin denge denetim rolünü de layıkıyla, hakkıyla yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Yani bazı meseleleri, sorunları görmezden gelerek değil, bardağın dolu tarafını da görüyoruz, tespit ediyoruz. Boş tarafını da mutlaka görmek gerekir. Bu da Milliyetçi Hareket Partisi'nin diğer pek çok siyasi partiden ayıran ayırtıcı bir özelliğidir. Erkan Akçay Erkan Akçay MHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekilimiz

MHP TBMM Grubu #MHP

13,885 Aufrufe • vor 7 Monaten

Bu sahne bence çift taraflı. Şöyle ki, odak sadece Dicle’nin panik atağı değil, Erkan açısından da işleniş var. Dicle, o gece duyduğu sarsıcı gerçeğin içinde, Erkan’ın luna park hamlesi ile kaybolmasa da eve dönüp yalnız kalınca, duyduklarının ağırlığı ile panik atak geçiriyor. Erkan muhtemelen Dicle’ye iyi geceler dilemek için odaya girdiği anda karşılaştığı manzara ile durumu farkedip hemen Dicle’nin yanına geçiyor. Durumu kontrol etmek, geçiştirmek veya Dicle’yi sakinleştirmek yerine alnını Dicle’nin alnına koyup, derin nefes alış verişine başlıyor. Elleri ile Dicle’nin yüzüne ve daha sonra bileklerime temas ediyor. Erkan, Dicle’nin yaşadığı şeyin çok normal olduğunu ama bu süreçte artık tek başına olmadığını, birlikte göğüs gereceklerini söylüyor özellikle. Nasıl ki Dicle’nin köklerini, geldiği yeri ve kim olduğunu silmiyor, kabulleniyorsa; Dicle’nin yaşadıklarını da bir kenara atmak yerine getirilerine karşı Dicle ile birlikte durmayı göze alıyor. Biz ayrıca bu sahne ile Dicle’nin, Erkan’ın varlığı ile kendini ne kadar güvende hissettiğini görüyoruz. Öyle ki yatağa uzandıklarında Dicle, Erkan’a yöneliyor direkt. Evli oldukları ve haklı olduğu halde Erkan, o yatağa yatmak yerine Dicle’ye, uyuyana kadar koltukta oturmayı teklif ediyor. Dicle’nin kişisel alanına saygı duyuyor ve Dicle isteyene kadar birlikte yatmayı teklif etmiyor bile. Erkan Aldur bir markadır diyoruz YİNE! Ayrıca o gece Erkan’ın kendisine aşık olduğunu anlayan Dicle, bundan sonra aynı yatağı paylaşmak istediğini söylüyor. “Senin belin ağrıyor orada” repliği bunun için. “Artık o rahatsı yerde yatmana gerek yok” diyor. Sahnede Erkan’la ilgili bir detay var. Erkan luna parktaki anlarını anlatırken “ben en ne zaman Luna parka gittim, en son ne zaman bu kadar eğlendim, hatırlamıyorum.” diyor. Luna parkta salıncağa bindiklerinde de “ben de ilk defa biniyorum.” demişti. Bu iki an bize Erkan’ın çok küçük yaşta Luna parka gittiğini ve bir daha da gitmediğini söylüyor. Çünkü o salıncak gibi bazı oyuncaklarda yaş sınırı var. Demek ki salıncağa binemeyecek kadar küçük yaşta gitmiş. Erkan eğlenceli ve mutlu bir çocukluk geçirmemiş. Dicle’nin uyuduğunu farketmesi ile birlikte Dicle’ye sokularak “ben de bir tek senin yanında mutlu oluyorum, sen benim yanımdayken huzurlu oluyorum.” diyor. Erkan’ın mental ve duygusal olarak Dicle’nin yanında mutlu ve huzurlu olduğunu önceli bölümlerde görmüştük zaten, Erkan bunu söze döküyor. Çünkü Erkan, ruhunun bir türlü uyuşmadığı ve kendisinden sürekli etikete uymasını bekleyen o dünyada kendi olamıyordu ve yalnızdı. Dicle ile beraber kendi olabilme cesaretini gösterdi ve yalnızlığı son buldu. Bu da Erkan’ın, duygusal olarak Dicle’ye neden bu kadar bağlandığını açıklıyor. Dicle’nin kokusunu içine çekip, Dicle’nin avuç içine öpücük kondurarak uyuyor. Kamera birlikte huzur içinde uyuyan #DicEr ‘den Furtuna kıyamet giden pencereye dönüyor. Dışarıda fırtına kıyamet koparken, onlar birlikte mutlu ve huzurlular. Dışarıdan gelen gürültü ve soğuk, yan yana oldukları sürece onları rahatsız etmiyor. Bu da Erkan ve Dicle’nin birbirlerine ait olduklarını, birlikte kaldıkları sürece hiçbir şeyin onları etkilemeyeceğinin sinematik anlatımıdır. #SevdiğimSensin

LadyG.

43,077 Aufrufe • vor 1 Monat

Bombacı Mülayim… Sosyal medyada bu isimle tanınıyor; ama gerçek adı Vedat. Bir polis memuru. Ama öyle sıradan bir polis değil… Haktan yana, adaletten yana bir duruşun adı. Aynı zamanda hayvan haklarının savunucusu, doğa dostu, vicdanlı bir insan. Kime ulaşsa, elinden ne gelirse yapmaya çalışan, hukuka, idareye hâkim, kendini geliştirmiş bir kardeşimiz. Ona danışan her meslektaşına bilgiyle, içtenlikle yardım etmeye çalışan bir yol arkadaşı. Vedat, daha önce yalnızca bir eleştiri yüzünden—bir il emniyet müdürünün eşinin devletin aracını kullanmasını sosyal medyada sorguladığı için—70 gün cezaevinde kaldı. Düşünün, tek yaptığı şey bir yanlışa dikkat çekmekti. Şimdi benzer bir nedenle tekrar tutuklandığını öğrendik. Hem avukatıyla görüştüm hem de Trabzon İl Başkanlığımızdan bir avukat arkadaşımız kendisini bugün cezaevinde ziyaret etti. Ailesiyle de teması kurduk, yanında olduğumuzu hissettirdik. Vedat’ı tanımıyordum; sosyal medya sayesinde yollarımız kesişti. Ama tanıdıktan sonra sevdim onu. Çünkü samimiydi, mertti, korkmadan konuşuyordu. Adaletin, vicdanın, halkın yanında duran biriydi. O günden bu yana hep yanında oldum, olmaya da devam edeceğim. Elimizden ne geliyorsa yapacağız. Ben her zaman polislerin adalet mücadelesinde yanlarında oldum. Bugün Türkiye’de bir yanda toplumsal olaylarda polisin sert müdahaleleri eleştiriliyor, öte yanda aynı polis uykusuz, yorgun, fazla mesai ücretini alamadan görev yapıyor. Evet, zaman zaman sitem ettiklerimiz oldu. Ama kişisel hataları kurumlarla bir tutmadık, tutmayacağız. Emniyet Teşkilatı’nı, içindeki onurlu ve vicdanlı mensuplarını savunmaya devam edeceğiz. Şimdi Bombacı Mülayim’i susturmak istiyorlar. Tweet atmasın, konuşmasın, yazmasın… Ama mesele yalnızca onun meselesi değil. Bu baskı; muhalif öğrenciye, hak arayan memura, hatta şehit çocuğuna kadar herkesi hedef alıyor. Bakın, Hatay’da KYK yurdundan atılan bir genç var: Görkem Akşit. Babası bu ülke için canını veren bir şehit polis. Ama sırf bir WhatsApp mesajında, “Diğer üniversitedeki arkadaşlarımız eylemde, biz de destek olmalıyız” dediği için yurttan atıldı. Sadece fikrini söylediği için… Babasının fedakârlığı bile görmezden gelindi. O kardeşimizin de yanındayız. Bu ülkede hak, hukuk ve adalet adına kim susturulmak isteniyorsa, biz orada olacağız. Daha önce dedik: Bombacı Mülayim yalnız değil. Ve yine söylüyoruz: Bombacı Mülayim yalnız değil. Biz, onun da, onun gibi susturulmak istenen her vicdan sahibi polisin de yanındayız.

Murat BAKAN

296,786 Aufrufe • vor 1 Jahr

⚡️Fenerbahçe-Galatasaray maçında gelen eleştiriler hakkında Nihan Cabbaroğlu : 🎙️Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Artık maç anlatan her spikere çok ciddi bir şekilde sosyal medyadan tepki geliyor. Bunlar küfürlere hakaretlere varabiliyor maalesef ve neredeyse bütün meslektaşlarım bunu yaşıyor bugün ben yaşıyorum yarın başka bir meslektaşım yaşayacak dün yine başkası yaşayacak bu artık hani kişisel bir problemden çıkıp genel bir mesele haline geldi. Bizim yayınlanan videolarımızın altındaki yorumlara baktığımız zaman da artık her hafta başka bir grup başka bir grubu suçlayarak ya da bizi başka bir şekilde suçlayarak konuşmaya başladı. Eleştiri tabii ki olabilir ama bu artık hakaret ve kişisel saldırı boyutuna geçtiği zaman bu çok tehlikeli bir hal alıyor gerçekten ve bununla baş etmek artık çok zor ve bu her meslektaşımın başına geliyor maalesef bunu söylemek istiyorum. İkincisi, benim mesleğe bakışımla alakalı ben bu mesleği TRT Spor‘da Ankara’da başladım ve orada meslek büyüklerimizden belirli eğitimler aldık ve orada şunu söylüyordu meslek büyüklerimiz, biz bu işi sevgiyle yapacağız biz bu işi kapsayıcı bir şekilde yapacağız çünkü bizi herkesin insan izliyor 100.000’lere ulaşıyor yayınlar bizim videolarımız da aynı şekilde farklı şehirlerde farklı yaş gruplarında insanlara ulaşıyor, maçları ablalarını örnek alan çocuklar seyrediyor küçük ablaları gibi olmak isteyenler seyrediyor, evlatlarıyla gurur duyan yaşlılar izliyorlar ve bunları düşündüğümüz zaman şunu düşünüyorum ben bu ise vicdanımızla ve sevgiyle yapmanız gerekiyor ben de hep bu değerleri gözeterek yapıyorum sahada olumsuz şeyleri görerek değil olumlu iyiyi doğruyu görerek bunları anlatmaya çalışıyorum mücadelenin rekabetin güzelliğine anlatmaya çalışıyorum her seferinde ve bu işi yaptığım sürece de bu şekilde dürüst ve adil bir şekilde ve vicdanımla ve sevgiyle yapmaya devam edeceğim ve bu sporu eğlenmek için sevmek için mutlu olmak için izleyen de yüz binlerce insan var belki ve onların varlığını bilmek de bana hep güç veriyorlar ve bu süreçte de bana çok destek oldu bir çok kişi çok teşekkür ediyorum. Bir diğer nokta da şu söylemek istediğim, ben çocukken yaz tatillerinde olimpiyat oyunlarını izliyordum hafta sonları yeri geliyordu radyodan futbol maçlarını dinliyordum ben sporu çok severek duydum spor yaparak duydum hala da spor hayatımı çok büyük bir parçası ve ben büyürken spor izlerken hiçbir kadın sesi duymadım hiçbiri radyoda ne televizyonda bu spora bu güzelliğe eşlik eden bir kadın sesi olmadı ve ben 2015’te spor anlatımına başladığımda televizyonda 2015 Dünya Atletizim Şampiyonası ile başladım ve o dönemde televizyonda hiçbir spor kanalında yayın yapan kadın bir spiker yoktu. Bu yıl gerçekten çok zor şu anda belli şeyleri artık normal olarak kabul ediyoruz ben 13 yıllık kariyerimde hiç iki tane kadın yorumcuyla yayın yapmadım. Voleybol bunun için çok büyük bir alan oldu hem sporcuların kadın sporcuların kahramanların kendisi olabilmesi için hem kadın spikerlerin burada görev alması hem kadın yöneticilerin takımlarda görev alıyor olması bunlar çok değerli bu alan çok çok kıymetli ve burada bu kadar kadının olması gerçekten çok güzel ve bizim bu alana sahip çıkmamız gerekiyor bizim kadınlar olarak birimize destek olmamız gerekiyor kimsenin kimse bu spor alanında çalışan hiçbir kadının bulunduğu yere kolay geldiğini düşünmüyorum belki gelmekten çok orada kalmak da çok zor bir yandan da ve bu kadar şeyin içerisinde birbirimize destek olmamız gerektiğini düşünüyorum, burada tekrar sporda yer almak isteyen kız çocukları için genç kadınlara yol açmamız yol göstermemiz onların da burada iş yapabilmeleri için olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Volleyland

231,898 Aufrufe • vor 1 Jahr

İsrail'in son Türkiye Büyükelçisi Irit Lillian, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye-İsrail ilişkileri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Sunucu: Sahada olan ve hatta Erdoğan ile yüz yüze görüşmüş biri olarak, onun hakkındaki izleniminiz nedir? Fotoğraflarda genellikle nazik bir adam gibi görünüyor. Irit Lillian: Kişisel düzeyde nazik bir insan. Ama bizim sorumuz elbette kişisel olanın çok ötesinde. Çok gülen biri değil, ciddi, biraz sert bir adam ama misafirlerini her zaman güler yüzle karşılar ve ardından sert ve ilginç şeyler söyler. Sunucu: Erdoğan’ın tutumundaki sertleşme ve İslamcı ideolojisi tartışılamaz. Sorum şu; orada bulunmuş biri olarak, İsrail hala onunla çalışabilir mi yoksa o gerçekten tamamen bir düşmana mı dönüştü? Irit Lillian: Ben hala onunla çalışmaya devam edilebileceğine inanıyorum. Hatta buna mecbur olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü Erdoğan'ın gideceğini ve sonra ne olacağını göreceğimizi düşünenler yanılıyor; iki şey o kadar çabuk gitmiyor. Birincisi kendisi; erken seçim ihtimali var, uzun yıllar daha iktidarda kalabilir. İkincisi ise ideolojisi. Son üç yılda ve özellikle 7 Ekim'den bu yana olanlar, kamuoyu üzerinde ve İsrail algısı üzerinde çok geniş bir etki yarattı. İsrail’e mutlaka bir "düşman" olarak bakılmasa da (ki bu konuda aynı fikirde değilim), bölgesel istikrarı bozan çok sorunlu bir "rakip" olarak bakılıyor. Bundan kurtulmak zor olacak ama bu yine de imkansız olduğu anlamına gelmez. Sunucu: Sizce Erdoğan İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmeye ne kadar hazır ve bunu ne kadar istiyor? Onu bir "rakip" olarak tanımladınız. Irit Lillian: İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmek istediğini sanmıyorum. Onun söylediklerine ve hükümetindeki Dışişleri Bakanı Fidan gibi üst düzey isimlerin açıklamalarına bakarsanız, doğrudan bir çatışmadan veya askeri bir yüzleşmeden bahsetmiyorlar. Ancak çatışmanın pek çok alanda sürdüğü açık. Mısır ve Suudi Arabistan ile bu ittifakın kurulması bile bir tür uluslararası arenada İsrail'i zorlamak için yürütülen yoğun bir faaliyet. Aynı zamanda, İsrail'deki şahıslara yönelik kişisel faaliyetler, tutuklama emirleri, Başbakan'ın tutuklanması için Interpol'e başvurulması gibi hukuki süreçler var. Yani vizyonu çok daha geniş. Öte yandan, kullandığı araçlar "yumuşak güç" veya "akıllı güç" olduğu için ve Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilerin (seviye fiilen düşse de) tamamen kesilmemiş olması, bence hala ihtiyaç duyulduğunda onarım için büyük bir alan bırakıyor.

Ramazan Bursa

30,737 Aufrufe • vor 10 Tagen

56 🧵 Uzunca bir aranın ardından herkese merhaba 🌸 Epeydir,hem vakit darlığından dolayı yaz(a)mıyordum hem de elim gitmiyordu ve yazmaya dair motivasyonumu kaybetmiş gibi hissediyordum.Bana o motivasyonu yeniden kazandıran yine CihAl oldu,beni uyandırmayı başardılar. CihAl öyle büyülü bir çift ki hem hayatın içinden,"bizden" hissettiriyorlar hem de hasretini çektiğimiz gerçek bağa sahipler. Sırrını çözemediğim,hepimizi çepeçevre kuşatan bir ahenkleri var. Gerçek bir ilişki bana göre tabiri caiz mi bilmem ama binaya benzer.Bir binanın temeli ne kadar sağlam olursa sarsılması,aldığı darbelerle yıkılması pek mümkün değildir.İlişkiler de böyledir.Temeline ne kadar çok emek harcarsan hem sağlam hem de ömrü uzun olur.CihAl,ilk günden beri bu temeli farkında olmasalar bile büyük bir titizlik ve özenle inşa etti. Cihan ve Alya birbirinden farklı sorunlarla mücadele ederken geçmişten gelen misafir yüzünden kendilerini yeni bir krizin ortasında buldu. Cihan,Alya'nın içten içe ne kadar üzüleceğini,tetikleneceğini bildiği için mrymin gelişini ondan saklamayı seçti ama Alya istemediğimiz bir şekilde öğrendi. Karşılaştığı görüntüden sonra Cihan'dan uzaklaşmak yerine gerçekleri ve gerekçeleri öğrenmek için açıkça her şeyi konuştu,muhatabı ise sadece Cihan oldu.Alya'nın bu yönünü çok seviyorum kartlar daima açık,muhatabı yalnızca bir kişi. Alya duyduklarından sonra içi rahat gibi görünse,öyle davransa da sonuçta bir insan,bir kadın ve bir aşık...duygularının yoğunluğu ne kadar kesinse,kadınsal dürtüleri,kıskançlığı o kadar keskin. Bu dürtüler bizim elimizde değildir ya hani,ne kadar güvenirsek güvenelim içimizi yer bitirir bazı düşünceler. Alya'da da böyle... Cihan ise fazlasıyla net ! Tavırları ve sözleri,hiçbir şüpheye,yanlış anlaşılmaya,umut vaad etmeye açık değil.Alya'nın onun için tek gerçek olduğunu,bugününün ve geleceğinin Alya'dan ibaret olduğunu net bir şekilde ortaya koydu. Alya'nın korkuları,Cihan'ın korkuları ile paralel... Sezon başında hatırlarsınız b*ran döndüğünde Cihan'ın da içini yiyip bitiren kurtlar vardı."Ya b*ran uyanırsa,uyandığında Alya'yı isterse,ya Alya da çocuğunun öz babasına dönerse"... İşte Alya'nın korkuları da Cihan'ınkilerden farklı değil,aynı yerden sınanıyorlar. Alya,bastırmaya çalıştığı sesleri Nare'ye sorular sorarak susturmaya çalışırken Cihan da ilk kez tüm şeffaflığıyla Kaya ve Şahin'e içini açtı. Cihan,Alya'yı tanıyana dek hislerinin etkisinde kalmadan,mantığını devrede tutup o an olması gereken neyse,aşiret için,aile için,bekâları için üzerine düşenin fazlasını yerine getirmiş,yeri geldiğinde kendinden vazgeçmiş bir adamdı. Ne zaman Alya geldi işte o zaman başkalarının,Alya'ya karşı duyduğu aşka yön vermesine müsaade etmemeye başladı.Diyor ya "Alya'yı dimdik seviyorum" sözünün hakkını hep verdi vermeye de devam ediyor. Cihan,mrymi gördüğünden beri ona karşı yaklaşımı hep dostaneydi,insanca bir yerden destek oldu.Çünkü karşısında eskiden sevdiği kadın değil,vicdanen suçluluk duyduğu,hayatı mahvolmuş,yardıma ve korunmaya muhtaç biri vardı.Yardımlarını,desteklerini sadece ona değil hiç tanımadığı başka bir insana da yapabilecek biri bu da su götürmez bir gerçek benim gözümde. Son sahnede "sen benim emanetimsin" cümlesine gelecek olursak,o "emanet" kelimesini "himaye" olarak görüyorum.Cihan köklerine,geleneklerine bağlı bir adamken ve Albora'nın reisiyken "benden bu kadar hadi başının çaresine kendin bak" diyebilecek biri değil.Sırf bu yüzden de ilk başta uzattığı yardım elini geri çekmedi,tehlike geçene kadar "burdayım" dedi. (Ayrıca emanetin de sözlükteki anlamı da bir kimseye korunması veya gereğinde geri alınması amacıyla GEÇİCİ olarak bırakılan eşya, mal, insan veya görev anlamına gelir.) Alya,Cihan'ın vicdanına,merhametine en başından beri şahit.( bkz Demir'e bile Şeyda'nın aşık olduğunu söylemeyişi ve daha nice hadise ) Alya da bu durumu anlayışla karşılayacak ve aşık olduğu adama bunun için sırt çevirmeyecektir. Onlara da aşklarına da güvenim her dem bâki 🥹 #UzakŞehir #CihAl

derya

14,424 Aufrufe • vor 4 Monaten

Arada açıp bölümlere şöyle bir bakıyorum. 9. Bölüm Erkan’nında o çok güldüğümüz Dicle ile aynı yatakta yatmak için yalvarma, sabah Dicle’nin dibine girip uyandırma davranışlarının sebebini yeni çözdüm sanırım. Erkan, 5.bölümde kendisinde bir şeylerin değiştiğini ve Dicle’ye karşı başka duygulara sahip olduğunu farkediyor ama bu duyguları adlandıramıyor. 6. Bölüm sonuna kadar da bu durum devam ediyor. 6. Bölüm sonu ile birlikte duyguların ne olduğunu kavrıyor ama kabullenemiyor. 7. Bölüm sonuna kadar da bu karmaşa var. Mahkemede ailesinin istekleri ve yüreğinin istediği arasında net seçimi yaptığı anda, artık kendi içinde duyguları kabullenme var. Bu kabulleniş, bir tek Havva teyzeye karşı sesli şekilde aktarılıyor. Havva aşık mısın diye sormuyor bile. Sadece Dicle’yi olduğu gibi sevip hayatına Dicle ile devam edebilecek mi diye soruyor. Bölümün ilerisinde Erkan’ın, Dicle’yi olduğu gibi kabullendiğini görüyoruz. Tek bir şey için ısrar ediyor: Ayrı eve çıkmak ve Dicle ile birlikte yaşamak! Neyse lafı çok uzattım, sadede geleyim. Erkan, ilk önce Dicle’yi sadece yanında, hayatında tutmak istiyordu. Dicle, yanında yöresinde olsa ona yeterdi. Daha önce de yazmıştım depodaki piyano gibi saklamak istiyordu. Ama duygular kuvvetlendikçe Dicle’nin yanında yöresinde olması da yetmemeye başladı. Aşık insan sevmek, dokumak ve sevişmek ister. Sadece sevmek, sevildiğini bilmek beraber konuşmak, zaman geçirmek yetmez ona. Hah 9. Bölüm Erkan’ına da bu oluyor. Dicle köşke dönünce baş başa kaldıklarında ilk yaptığı şeylerden biri, Dicle’nin her zamanki saçlarına iltifat etmek ve saçlara dokumak, birlikte yemek yerken güzelliğinden bahsetmek ve dokunmak, aynı gece birlikte yatmak için yalvarmak, Dicle’nin kokusu ile uyuyup sabah Dicle’nin ağzının içine girmek 😏 Özellikle sabah Dicle “içim rahat etti” dedikten sonra bakışları bomba. Dicle’yi o kadar çok öpmek istiyor ki… ama tutuyor kendini. 🤭 Zaten bu bölümle birlikte Dicle’nin kaşını, gözünü, saçlarını öpmeye; sarılmaya ve daha fazla dokunmaya başlıyor. #SevdiğimSensin #DicEr

LadyG.

19,967 Aufrufe • vor 1 Monat

CAO Genel Koordinatörü Bülent Tezcan'dan "CHP'nin kodlarına döneceğiz" diyen Kılıçdaroğlu'na sert tepki: Cumhuriyet Halk Partisi'nin kodlarında Saray egemenliğine karşı halk egemenliğini, millet egemenliğini savunmak vardır. Saray'ın hakimlerinin kuyruğuna takılarak milletin, delegenin, üyenin vermediği yetkiyi alıp da kullanma hesabı yoktur. "Ya biz bu zamana kadar bu oy oranlarını rüyamızda görmedik, hep hayal ettik. Her seçimden sonra partinin ışıkları sönerdi. Her seçimden sonra biz mazeret üretmek zorunda kalırdık. Biz ilk defa 47 yıl sonra bir seçimde birinci parti olduk. Ve o günden bu tarafa kadar belediye başkanlarımız tutuklanmış, cumhurbaşkanı adaylarımız tutsak alınmış, bütün arkadaşlarımıza saldırılmış, belediyelerin düğünlere, cenazelere çelenk göndermesine bile İçişleri Bakanlığı ya da Sayıştay müfettişleri 'gönderemezsiniz' diye denetim yazısı yazmış. Bu şartlarda bugüne kadar 1.5 yıldır böyle bir saldırının altında mücadele ediyoruz ve bu saldırının ne yazık ki yerli, içerideki işbirlikçileri de var; çok değil Allah'tan. Ve şimdi biz böyle bir tablo içerisinde, son Mayıs ayı anketinde bu kadar kastedilmesine rağmen %35'iz bir tane anket kuruluşunda. Ortalaması belki daha fazla çıkacak ama bugüne kadar ciddi işler yapmış en son anket olduğu için söylüyorum; %35'i kim nerede görmüş? %20'nin üstüne mazeretler üreten bir siyaset pratiğinden geliyoruz. Bizim Genel Başkanlarımız, bizim siyasetçilerimiz... 2015 Haziran seçimlerini hatırlayın. Sonra Kasım'da bir daha gittik. 2015 Haziran seçimlerinde AK Parti birinci parti olmuş ama ilk defa tek başına iktidar olabilme imkanını kaybetmiş, biz düğün bayram ettik Türkiye'de 'AK Parti bu noktaya geldi' diye. O Genel Başkandı o zaman. O zaman Haluk Koç parti sözcüsüydü, çıktı merdivenlerde 'AK Parti kaybetmiştir' diye açıklama yaptı. Biz onu başarı sayan günlerden çıkmışız, %38'le birinci parti olmuşuz. Bütün bu saldırılara rağmen %35'le bugün hala buradayız. Az görüyoruz bunu, '%40'ı geçmemiz lazım' diyoruz, iddiamız bu. Bu iddianın sahipleri Saray tarafından cezalandırılıyor ve buna kendince, bu pozisyona destek olan ve buna şu veya bu şekilde bahaneler, gerekçeler üretmeye çalışanlar var. Neymiş efendim, 'CHP'nin kodlarına dönmek.' CHP'nin kodları Saray'a karşı isyan etmekle başlamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi, Kuvayı Milliye geleneğinden gelir. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kodlarında Saray egemenliğine karşı halk egemenliğini, millet egemenliğini savunmak vardır. Saray'ın hakimlerinin kuyruğuna takılarak milletin, delegenin, üyenin vermediği yetkiyi alıp da kullanma hesabı yoktur. 'Olağanüstü kurultay yapmam, seçime kadar götürürüm. İşte burada gelmiş otururum, koltuk güzel geldi kalkmam.' Böyle bir şeyi kimse yapamaz, yaptırmayız."

Yiğitcan Önal

50,090 Aufrufe • vor 2 Monaten

Terörsüz Türkiye konusundaki açıklamalarını sordunuz bazı DEM parti yetkililerinin. Tabii DEM Parti içerisinde gerçekten sorumlulukla konuşan, sağduyulu konuşan sayın milletvekilleri var. Fakat birkaç kişi sistematik olarak şöyle bir tutum sergiliyorlar: Sayın Cumhurbaşkanımızı, Sayın Devlet Bahçeli'yi hedef aldılar. Daha sonra da bizim genel başkan yardımcılarımızı, bakanlarımızı hedef alıyorlar. Ve sürekli olarak da bunu kendilerinin çözüm istediği, AK Parti'nin ise buna karşı çıktığı şeklinde bir konumlandırma ile yapıyorlar. Tabii kullandıkları cümleler siyasi açıdan son derece niteliksiz cümleler. Yani siyasi bir karşılığı olmayan cümleler. Tabii siyasette siyasi eleştiri çok kıymetlidir. Biz eleştiri yapanları son derece saygıyla karşılarız, fakat o cümlelerde bizim bakanlarımızı, genel başkan yardımcılarımızı kişiselleştirerek hedef alan cümlelerde bir siyasi eleştiri yok. Daha çok birilerine mesaj vermeye çalışan bir faaliyet raporu gibi gözüküyor. Tabii burada esas mesele şudur: Yani birileri bu süreçlere karşı olabilir. Onları görüyoruz biz. Fakat bu süreçle ilgili olarak AK Parti içerisinde sorumluluk almış ve gayret eden kişilerin sistematik olarak hedef alınmasında bir algoritma var. Biz bu algoritmayı çok iyi tanırız. Geçmiş süreçlerde de bunu gördük. Bu algoritma şöyle çalışıyor: Sürekli olarak çözümden bahseder, çözüme destek vermekten bahseder, ama sürekli olarak maksimalist taleplerde bulunarak ya da kendilerinin dediklerinin dışındaki bir şeyi sürekli olarak yargılamaya çalışarak, sorgulamaya çalışarak esasında algoritmanın mantığı gereği çözümsüzlüğe hizmet eder. Yani çözüme karşıyım diyemez, ama algoritmayı böyle çalıştırır. Bu tabii çok yanlış bir şey. Yani siyasi eleştiri başka bir şey, faaliyet raporu başka bir şey. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımıza da zaman zaman niteliksiz sözler söyleyenler oldu, Sayın Devlet Bahçeli'ye dönük olarak da oldu. Bunlara gereken cevabı verdik. Şimdi sürekli olarak birilerinin “ben örgüt adına konuşmuyorum ama” diyerek cümle kurup, sürekli olarak örgütün söylediği cümleleri dillendirmesi apaçık ortada. Örgüttekilerin de siyasette konuşulması gereken konular konusunda bir yön vermeye çalışması orada bir problem olduğunu gösteriyor. Bu problem tabii bizim problemimiz değil. Biz sonuç olarak terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeden terörün Türkiye gündeminden çıkmasını anlıyoruz. Bir de tabi bu cümleler kurulurken sürekli olarak “biz özgürlükten yanayız, çözümden yanayız, demokrasiden yanayız” diye kuruluyor. Önemli olan bu cümleleri kurmak değil. İsmi özgürlük ve demokrasi olan ama zıt yöne hareket eden çok sayıda parti var Avrupa'da. Dediğim gibi DEM içerisinde çok sağduyulu konuşan, çok dengeli konuşan, çok basiretli konuşan sayın milletvekilleri var. Fakat birkaç kişinin de sistematik olarak çözümden yanaymış gibi cümleler kurup aslında algoritmayı işletme biçimleri itibariyle süreci enfekte etmeye dönük birtakım çıktılar ürettiklerini görüyoruz. Burada tabii bizim takıldığımız konu bu değil, bizim odaklandığımız konu terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini sağlıklı bir şekilde hedeflerine ulaştırmak. Yani eğer bunlara tek tek cevap vermeye kalksak o zaman dediğim gibi odağımızı kaybederiz. Ben zaten herkese odaktan ayrılmasın diye söylüyorum ama bahsettiğiniz bu niteliksiz cümleleri kuranlar sürekli olarak odağı ve merceği değiştirmeye çalışıyorlar. Odak, PKK terör örgütünün feshedilmesi ve silahlarını tamamen bırakarak legal görünümlü yapılarıyla, legal demiyorum legal görünümlü yapılarıyla Avrupa'daki ve illegal yapılarıyla tamamen ortadan kalkmasıdır ve bununla ilgili olarak da meclis komisyonunda da ifade edilen bir teyit mekanizması vardır.

Ömer Çelik

20,709 Aufrufe • vor 3 Monaten

Amerika’yla ilgili ilk izlenimlerini anlatan hanımefendi; Amerikalılar gerçekten pis insanlar. Şimdi no offense, gerçekten pisler. Bir kere tuvalet musluğu kullanmıyorlar. Neyse, yani biraz pis bir konu üstünde durmak istemiyorum. Bir de bunun yanında, tuvalet kağıdı, ıslak mendil, yüzey temizleme mendilini bile klozete atıp sifonu çekiyorlar. Çöp kovası kullanmıyorlar tuvalette. Ben bunu oda arkadaşımdan öğrenmiştim geldiğimde. Şimdi ben Türkiye’de ne yapıyorsam aynısını yapmaya devam ettim. Sonra kız bana geldi ikinci gün şey dedi: 'Neden bunu buraya koyuyorsun ki, klozetin içine niye atmıyorsun?' dedi böyle, sanki ben malmışım gibi. Birincisi, ben mal değilim, sen pissin. İkincisi, statü ayırmıyorlar. Herhangi birine saygı duymak için title’a ihtiyaç duymuyorlar. Yani bir işletmenin patronuna da aynı saygıyı gösteriyorlar, atıyorum temizlik görevlisine de aynı saygıyı gösteriyorlar. Bence bu müthiş bir şey, Türkiye’de de olması gereken bir şey. Çünkü insan olarak nitelendiriyorlar karşısındaki kişiyi. Yani title’ı gerçekten umurlarında değil, müthiş bir şey. Keşke Türkiye’de de bu olsa. Ben çok fazla denk geldim Türkiye’de ki patronları, herkes biliyor zaten Türkiye’deki patron onları. Bu benim bayağı hoşuma giden bir şey, dikkat ettiğim bir şey yani daha doğrusu. Bir diğeri, saygıyla alakalı. 10 yaşındaki küçücük kız, 50 yaşındaki kocaman adama ismiyle hitap ediyor. Şimdi tabii ki de burada abi, abla gibi hitaplar olmadığı için tabii kültürler farklı. Ben buna biraz zorlanmıştım yani, hani abla, abi diyesim geliyor içimden. O Türk tabii ki de atamıyorum ama daha sonra şunun farkına vardım; birinin saygıyı hak etmesi için yaşının bir önemi yok aslında, yaptıklarının bir önemi var. Böyle olunca da buna da bir noktada alıştım. Dördüncüsü, keyif pzvleri. Amerikalılar inanılmaz çilli insanlar. Eğlenmeyi biliyorlar. Adamlar o kadar keyiflerine düşkün ki, ya bu refah seviyesiyle çok doğru orantılı. Bunun da bilincindeyim. Keşke Türkiye’de de böyle olsa. Maalesef değil, bayağı kıskandığım bir şey. Adamlar eğlenmeyi biliyor, çilliyorlar, memnunlar, hayatlarından memnunlar yani, keyif almaya bakıyorlar. Her şeyden keyif alıyorlar. Hiçbir şeyi zorla, yapmak zorunda oldukları için yapmıyorlar. Çalıştıkları işi bile tabii ki de para kazanmak hepimiz zorundayız, onlar da zorunlu ama onlar işlerini gerçekten çok severek yapıyorlar. Hiç bir tane bile somurtan Amerikalı görmedim. Herkes herkese merhaba, selam diyor. Bak tanımıyorlar birbirlerini, yoldan geçiyorlar bildiğiniz ve bu arada verdiğiniz cevap önemli değil, umurlarında değil. Sadece istedikleri laf atmak. İnanılmaz pozitifler, eğlenmeyi çok iyi biliyorlar. Kaç kere bunu diyeceğim ama artık eğlenmeyi biliyorlar, bu da kıskandığım bir şey. Ve son dikkat ettiğim şey de şu ki, inanılmaz sığ görüşlü insanlar var. Yani Türkiye’de de böyle insanlar olduğu için alış yani kolay alıştım. Biliyorum insanlara bu konuda nasıl davranmam gerektiğini zaten. Ya böyle futbol takımı gibi şeylerden bahsetmiyorum, özellikle din ve siyaset konularında inanılmaz sığ görüşlüler. Hani onlardan bir tık daha farklı düşünün, sizi tamamen hayatlarından falan silecek seviyeye geliyorlar. Fikirlerini değiştirmeleri çok zor, yani Türkiye’de de aynı zaten yani Ak Partililer falan aynı da, neyse işte anladınız. Yani sadece Ak Parti özelinde demiyorum, bütün siyasi partiler için bunu diyorum şimdi. Açıklamamı da bir düzgün bir şekilde yapayım, bunu dipnot gibi geçeyim. Böyle, şu anda bunları fark ettim. Daha fark ettiğim, benim garibime giden başka bir şey varsa, aa, porsiyonlar çok büyük! Ha, bunu söylemiştim zaten. Porsiyonlar inanılmaz büyük. Amerikalılar bu yüzden obez bence. O kadar büyük ki bir şeyin en küçüğünü alıyorum bitiremiyorum. Bir videoda göstereceğim galiba. Kendime küçük boy, küçük boy cornflakes aldım ve gerçekten benim gövdem kadar. Ki ben öyle minyon çıtı pıtı minik bir kız değilim yani ben 1.65’im, benim gövdem kadar. Porsiyonlar çok büyük. Neyse, bu kadardı."

Netlog Medya

78,555 Aufrufe • vor 1 Monat

TİP Genel Başkanı ile alan’da NATO üzerine bir söyleşi yaptık. “NATO neden bir suç örgütüdür?” sorusunu biraz zaman ayırıp Erkan Baş’tan dinleyin. Erkan Baş: "1949'da NATO kuruluyor, Türkiye 1952'de NATO'ya dahil oluyor. Biz NATO'ya, yüzlerce bu ülke insanını, gencecik insanı haritada yerini bilmedikleri Kore'de ölüme göndererek girdik. Yani bizim NATO'ya daha girmeden önce bu ülkede atılmış ilk siyasi adım, bu ülkenin gencecik evlatlarını Amerika için ölmeye göndermek olmuştu. Bizim NATO tarihimiz budur. Şimdi bir kere herkesin bunu hatırlaması lazım. Yani Amerikalıların '35 sentlik asker' dediği bir toprağın insanlarıyız biz. Türk askeri, dünyanın en ucuz askeri, '35 sent maliyeti var' diye Amerikalılar bizden bahsediyorlar. Nazım'ın şiirine koyduğu o cümle. E şimdi ondan sonra devam edin, bakın bugün Türkiye'nin bütün temel problemlerini biz NATO üzerinden değerlendirebiliriz. Ya bugün AKP iktidarda ve biz Türkiye'de işte siyasal İslamcı, işbirlikçi bir iktidardan bahsediyoruz. E bunun tohumlarını atan ABD değil mi? NATO değil mi? Yani NATO'nun kontrgerilla örgütlenmesinin Türkiye gibi ülkeler için en önemli stratejilerinden bir tanesi neydi? Sovyetler Birliği'ni kuşatacak bir yeşil kuşak ülkeler projesi. Ben o yüzden hep söylüyorum, yani Türkiye 'Müslüman bir ülke falan' diye tartışıldığında, Türkiye nüfusunun çok büyük bir çoğunluğu Müslüman olan bir ülke ama Türkiye siyasal İslamcıların, şeriatçıların kendi doğal gelişimleriyle bu güce geldikleri, bu kadar yaygınlaştıkları, bu kadar örgütlendikleri ve devleti ele geçirdikleri bir ülke değil. Türkiye'deki bu siyasal İslamcılık, Türkiye toplumunun duygularını, Türkiye toplumunun inançlarını, Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir emperyalist planın kullanması, yönlendirmesi, onu siyasallaştırması ve kendisine bağımlı hale getirmesi sonucunda buraya geldi. Şimdi bugün herkes atıyor tutuyor 'FETÖ, METÖ' diye bugün. Ya kardeşim, Komünizmle Mücadele Dernekleri'ni kim kurdu ya? Komünizmle Mücadele Dernekleri'ni NATO kurdu. Komünizmle Mücadele Dernekleri, NATO şemsiyesi altındaki bir örgütlenmeydi. E devam edelim, 70'lere gelelim. Türkiye'de işçi grevlerine kim saldırdı? Kemal Türkler'i, yani DİSK'in efsanevi önderini kim katletti? Türkiye'de patronların iktidarını koruyabilmek için işçiler içerisindeki her türlü direniş eğilimi hangi şiddetle bastırıldı? O komando kamplarını kimler kurdu? E şimdi bunları unutacak mıyız? Ya çok basit, bak Maraş'ı unutacak mıyız, Çorum'u unutacak mıyız? Bunların hepsi NATO'nun eserleri. Sadece Türkiye'de de değil, bu uluslararası karşı devrim çetesinin, 'Gladio' diye adlandırılan, Türkiye'deki karşılığı kontrgerilla olarak örgütlenmenin karargahı burası. Mesela AKP dediğimizde aklımıza ne geliyor bizim? İşte Kenan Evrenler geliyor, değil mi? 12 Eylül'de solu bastırıp işte Türk-İslam senteziyle, zorunlu din dersleriyle, imam hatiplerin yaygınlaştırılmasıyla, işte elde Kur'an mitingler gerçekleştirmesiyle bu tarikat örgütlenmelerinin, cemaatlerin devlet içerisine yerleştirilmesi sürecinin hızlandığı evrenin başlangıç noktalarından bir tanesi. Hızlanmanın başlangıç noktası, 12 Eylül darbesi. E 12 Eylül darbesi, NATO generallerinin 'Bizim çocuklar başardı' diye kahkahalarla, alkışlarla kutladığı bir darbe ya. Ya bugün bu ülkede '12 Eylül'e karşıyım' deyip NATO'yi savunamazsınız. Eğer 12 Eylül'e karşıysanız NATO'ya karşı olmak zorundasınız. E şimdi devam edelim. Sivas Katliamı, daha geçen gün anmaları yapıldı. E bu katliamın planlanması yine o kontrgerilla örgütlenmesinin bir projesiydi. E şimdi bütün bunlar yaşanırken, bütün bunlar yaşanırken bugün Türkiye'de açıkça NATO'yu savunmak, NATO'culuk yapmak akıl alır gibi değil”

Onur Öncü

15,320 Aufrufe • vor 1 Monat

📸 Gabi Guimaraes'in Açıklaması "Buraya bazı haberler vermek için uğradım... Maalesef bu yıl Milletler Ligi'nin final aşamasında yer alamayacağım. İyileşme sürecim çok iyi gidiyor, ben de iyiyim. Rio de Janeiro'da düzenlenecek olan ve Olimpiyat Oyunları için eleme niteliği taşıdığı için bizim için çok önemli olan Güney Amerika Şampiyonası'na en iyi şekilde dönebilmek için hazırlanıyorum. Önemli bir aşamadayım; havuz çalışmaları ve pilatesten geçtim, şimdi de ağırlık/fiziksel antrenman çalışmalarıma başladım bile. Ama her neyse, birçok kişi endişelenip mesaj atıyor, sokakta karşılaştığımda bana durumumu soruyor... Öncelikle herkesin gösterdiği bu sıcak ilgi ve sevgi için çok teşekkür etmek istiyorum. Ancak gerçekten de iyileşme sürecim için biraz daha uzun bir zamana ihtiyacım oldu. Bu durum, aslında uzun yılların getirdiği yoğun takvimin yarattığı bir yıpranma. Altyapı milli takımına ilk adım attığım 15 yaşımdan beri yıllardır aralıksız kulüp-milli takım, kulüp-milli takım döngüsüyle devam ediyorum. Sonrasında zaten 17-18 yaşlarımda A milli takıma dahil oldum. Yani bu hesapla, bu yoğun ritimde geçen tam 16-17 yıl oldu. Milli takımdan uzak kalmak zorunda kaldığım anlar çok azdı; bunlardan biri, 2017 yılında sağ dizimden olduğum ameliyattı. O zamandan beri bu formayı giymek için her zaman hazır bulundum ve elimden gelenin en iyisini yaptım. Maalesef şu an, en iyi şekilde iyileşebilmem için bu duraklama gerçekten gerekliydi. Teknik heyetle ve sağlık ekibiyle ortak bir karara vardık; %100 iyileşebilmem için çok iyi bir protokol hazırladık. Aslında vücudum bir süredir sinyaller veriyordu; birkaç yıldır zaten bu sakatlıkla mücadele ediyordum. Vücudum, bir noktada durmam gerekeceğine dair sinyalleri aslında uzun zamandır veriyordu. Birçok kişi, 'Kaburga sakatlığı yüzünden mi?' diye sordu. Elbette kaburga sakatlığı tüm vücutta bir dengesizlik yaratıyor. Eğer dizimde biraz daha fazla ağrı hissediyorsam, vücudun başka bir bölümüyle bunu telafi etmeye çalışıyorum ve bu tamamen normal. Ancak aslında durma sebebim tam olarak kaburga sakatlığım değil, daha çok az önce bahsettiğim o yoğun takvimden kaynaklanıyor. Ama durum bu; bence en önemlisi, hem kulübümün hem de milli takımın benim %100 iyileşebilmem için aynı fikirde olması. Bana çok iyi bakılıyor ve çok iyi bir destek alıyorum. Bu kez evde kalıp kızları ekran başından bol bol destekleyeceğim. Maalesef yakın zamanda Julia Kudiess'in sakatlığı da oldu. Gerçekten bizim için hem hücumda hem de savunma sistemimizde, blokta ve serviste çok önemli bir emniyet unsuruydu, büyük bir fark yaratıyordu. Genç yaşına rağmen sahada çok büyük bir liderlik gösteren, eksikliğini hissedeceğimiz bir oyuncu. Ancak ben burada desteğimi sürdürüyorum. Her zaman söylediğim gibi; sürece inanmak gerekiyor. Şu an kendi kontrolümde olan şeylere odaklanıyorum: iyileşmeme, uykuma, beslenmeme ve zihnime dikkat ediyorum. Böylece kızlar Milletler Ligi'nden döndüğünde takıma en iyi şekilde yeniden katılabilir, yine %100'ümü verebilir ve hep birlikte bu Güney Amerika Şampiyonası'nı kazanabiliriz. Genel olarak, gösterdiğiniz sevgi ve destek için herkese gerçekten çok teşekkür ederim. Hakikaten çok fazla insan endişeli mesajlar gönderdi. Bu videoda herkese iyi olduğumu, iyileşme sürecimin çok iyi gittiğini söyleme şeklim olsun. Belo Horizonte'de Fábio ile birlikteyim, tüm protokole uyarak çok iyi bakılıyorum; yani her şey yoluna girecek. Kızlar için de bu final aşamasında her şey çok güzel olacak; biz de bizim için çok önemli olan desteğimizi sürdüreceğiz. Kocaman öpücükler ve teşekkürler!"

Gibby

333,436 Aufrufe • vor 23 Tagen

Kürtlerin Rojava’daki lidersizliği aynı zamanda kadersizliğiydi. Başkan Barzani, tam 13 yıl önce bu günleri ön görmüştü ve uyarmıştı… “Rojava’nın gidişatıyla ilgili olarak aynı burada, bu salonda 2011’in sonunda Rojava’daki kardeşlerimizin tüm partileri ile toplandık. Onlara şunu söyledim: ‘Kardeşlerim, bu sizin için oluşan bir fırsattır fakat siz duygusallığa kapılmayın. İkincisi de yanlış kararlar vermeyin. Allah’ın dışında kimse yarın ne olacağını bilemez. Her şeyden önce bölgeniz coğrafik olarak yekpare değil, parçalı ve ayrı ayrıdır. Bu bir. İkincisi de bölgeniz dağlık bir bölge değildir. Savaş olduğunda direnebileceğinis fiziki şartlara sahip değil. Üçüncüsü bu tecrübeniz de olmayabilir. Siz durumunuz çok farklı. Öncelikle aranızda herkesi temsil eden bir heyet oluşturun. Birlikte hareket edin, birlik olun. Bu şartla size her türlü yardımı yapmaya hazırız. O toplantıdan sonra iki taraf bu önerilere karşı çıktı. Biri PYD, birisi de MHP. O zaman PYD’lilere dedim ki, MHP ile aynı safta olmaya utanmıyor musunuz? Sonra baktım onlar da geldi ve 11 Temmuz 2012’de bir dizi toplantı yaptık ve nihayet hepsinin içinde olduğu Yüksek Konsey oluşturuldu. O zaman dedim ki birlikte olduğunuz sürece gidip hiçbir hükümetin kapısına gidip kendinizi muhtaç etmeyin. Ne isterseniz gelin ben size temin ederim. Onlara sınırı açmamız kolay olmadı. BMGK kararlarına göre sınırlar kontrol altında ve hesap verilmeli. Binbir zahmetle, cefayla yasal olarak herhangi bir sorunla karşılaşmamak için uğraştık ve onlara sınırı açtık. Eğer başınıza bir felaket gelirse buyurun gelin, burası sizin evinizdir, mülteci değilsiniz dedim. Eğer yaşam koşulları nedeniyle gelmeyi düşünüyorsanız gelmeyin, evinizde kalın biz size yardımı ulaştıralım dedim. Evinizde kalın ve toprağınızı terketmeyin dedim. Fakat savaş olursa ve size saldırı düzenlenirse o zaman durum değişir dedim. Onların uluslararası alanda tanınması için uğraşıyordum. Muhataplar da hazırdı. Rusya’da Putin ile konuştum, vallahi Obama ile konuştum, Hollande ile konuştum Paris’te. Hepsi de Kürtleri destekleyeceklerine dair söz verdi. Sadece Suriye çerçevesinde olması gerektiğine vurgu yaptılar. Ben de bu kardeşlerimizin Suriye’den ayrılma gibi bir hedefleri ve amaçları yok dedim. Bu çaresizlerin kimlikleri bile yok, vatandaş bile değiller dedim. Eğer Kürtlerin Suriye muhalefetine katılmasını istiyorsanız muhalefetin de adım atması lazım. Suriyeli Kürtlere uluslararası bir destek oluşuyordu. Ben onlar için uluslararası alanda Rusya Başkanı, ABD Başkanı ve Fransa Cumhurbaşkanı ile konuşuyorum onlar gelip bize karşı plan yapıyorsun diyorlar. Benim korkum Kürtlerin hepsinin rejimin bir parçası olmadığını nasıl ispat edebileceğimiz. Şimdi rejim o bölgelere geldi, hemen Öcalan resimlerini be bayraklarının hepsini kaldırdılar. Onlarda Kürdistan Bayrağı da yasak. Beşşar Esed resmini astılar ve bölgede Suriye Bayrağı dalgalandırdılar. Şu an şu an. İla ahir Kürt ve Kürdistan şehitlerinin ruhlarına bin selam olsun… #Suriye

Serbest Ferhan Sindî

86,140 Aufrufe • vor 6 Monaten

-ABD ve İsrail emellerine ulaştı -Tarih sevinenleri şöyle yazacak: ABD, İsrail ve Türkiye -Bir Esad gitti bin tane Esad getirecekler senin başına -Irak'ı üçe böldüler. Suriye'nin de dörde bölünmesi söz konusu -Bundan sonra ilk hedefleri İran olacak -Nihai hedef Türk'ün parçalanmasıdır -Ne yazık ki Amerika'nın ve İsrail'in çıkarları için hareket eden bir hükümetimiz var -15- 20 sene içinde devlet ve vatan diye bir şey bırakmayacaklar” -BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’tan Suriye değerlendirmesi… BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, “Suriye'yi bölmek isteyen İsrail emellerine ulaştı. Suriye'nin kuzeyinde terör devleti kurmak isteyen ABD emellerine ulaştı. Suriye'yi istikrarsızlaştırmak isteyen emperyalizm emeline ulaştı. Ben buna bakıyorum ve sizin o çok derin, çok müthiş, hiç kimsenin göremediğini gören devlet aklınız var ya, aklını ABD'ye kiraya verdi. Ne yazık ki ancak ve ancak Amerika'nın ve İsrail'in çıkarları için hareket eden bir hükümetimiz var” dedi. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Uşak’ta partisinin 9. Olağan İl Kongresine katıldı. Halil İbrahim Çakın’ın yeniden il başkanı seçildiği kongrede konuşan Hüseyin Baş, Suriye’de Esad döneminin sona ermesi üzerine dikkat çekici değerlendirmeler yaptı. Hüseyin Baş şunları söyledi; ‘ABD ve İsrail emellerine ulaştı’ “Bugün şunu görüyorum; Suriye'yi bölmek isteyen İsrail emellerine ulaştı. Suriye'nin kuzeyinde terör devleti kurmak isteyen ABD emellerine ulaştı. Suriye'yi istikrarsızlaştırmak isteyen emperyalizm emeline ulaştı. Ben buna bakıyorum ve sizin o çok derin, çok müthiş, hiç kimsenin göremediğini gören devlet aklınız var ya aklını ABD'ye kiraya verdi. “Bir Esad gitti bin tane Esad getirecekler senin başına” 2003'te Amerika Irak'a girdi. Ne faydanıza oldu? Irak'ta Saddam idam edildiğinde aynı şekilde davullar zurnalar çalındı. Sonuç? Bakın size çok enteresan bir anektodu aktarayım; Hasan El Jaburi Saddam'ın heykelini balyozla kıran adam. Bu adam aradan yıllar geçiyor diyor ki ‘O meydandan her geçtiğimde utanıyorum’ diyor. Neden? ‘Bir Saddam gitti bin Saddam geldi’ diyor. Ben Saddam'ı da savunmuyorum, O da verecek hesabını, bu başka konu ama sen benim coğrafyama, benim komşuma bin tane Saddam getirmek için beni bir tane Saddam’la tehdit ediyorsun ve bizim o derin devlet aklımız da ‘Evet, bu tehlikeli bir adam’ diyor. Bugün Esad'ı sevsen de sevmesen de eğer ona zalim diyorsan haberin olsun kardeşim; bir #Esad gitti bin tane Esad getirecekler senin başına. “Irak'ı üçe böldüler. Suriye'nin de dörde bölünmesi söz konusu” #Irak'ı üçe böldüler. Suriye'nin de dörde bölünmesi söz konusu. Ne olacak? Ne olacak ya, ne olacak? Bugün olaya şöyle bakın; Irak'ı Osmanlı'dan koparan, Suriye’yi Osmanlı’dan koparan, bütün Arap yarımadasını Osmanlı’dan koparan İngiliz’di. Onların başına İstedikleri adamları getiren İngiliz’di. Şimdi bu kadar işi İngiliz yaptı ve sen de bana diyorsun ki, ‘Biz de İngiliz'in kurduğu oyunu bozduk, onları geri indirdik.’ Geç o işi, geç o hikayeyi... “Ne yazık ki ancak ve ancak #Amerika'nın ve İsrail'in çıkarları için hareket eden bir hükümetimiz var” Ne yazık ki ancak ve ancak Amerika'nın ve İsrail'in çıkarları için hareket eden bir hükümetimiz var. Unutmayın arkadaşlar; Hani denir ya ateş düştüğü yeri yakar. Evet, ateş düştüğü yeri yakar ama ateşin şöyle bir özelliği var; yayılır ve büyür. O ateş düştüğü yeri yaktıktan sonra yayılır gelir ve seni de yakar. Bak, aklını başına al, gelir seni de yakar. Şimdi sizi türlü bahanelerle, hikayelerle uyutmak isteyecekler ve ‘Biz #Suriye'nin kuzeyinde asla bir terör yapılanmasına ve devletine müsaade etmeyiz’ diyecekler. Batılı ülkelerin hepsi sıraya girmiş, ‘Suriye'deki bütün muhalif gruplarla iletişim halindeyiz’ diyor. +++

Eyüp Gündoğdu

45,442 Aufrufe • vor 1 Jahr