Sensitive content

This media may contain sensitive content.

Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Transtan şaşırtıcı itiraf: “Bugün olsa asla ameliyat olmam, cinsel mutluluğum ömür boyu elimden alındı!”

312,688 Aufrufe • vor 9 Monaten •via X (Twitter)

22 Kommentare

Profilbild von Nefhâ (نفحه)
Nefhâ (نفحه)vor 9 Monaten

İnsan hakikatin üstünü örttüğü zaman zalim olur. Bunu bu şekilde ve daha bir çok yanlışlarını ifade etmek çok kıymetli. Düşüneneler vazgeçer.

Profilbild von Aylincha
Aylinchavor 9 Monaten

Helal olsun işte yaptığını gözden geçirip hatasını kabul etmek büyük özgüven samimiyet zeka ister.. Dönüşü olmayan bi şeyi sırf yapabiliyorsun diye yapmak içgüdülerine yenik düşmek içini dinlemek değil içindeki karmaşayı arındırmamaktır asıl. Kendisiiçin yapsa doğasnı değiştirmez

Profilbild von Hakan🦅🇹🇷🐺
Hakan🦅🇹🇷🐺vor 9 Monaten

Böyle itiraflar çok kıymetli Umarım herkese ders niteliğinde olur👍

Profilbild von zübeyde
zübeydevor 9 Monaten

@guhercile Budanmak😊saçımızı bile keserken üç gün düşünüyoruz

Profilbild von Mesele LGBT
Mesele LGBTvor 8 Monaten

İnsanlar artık gerçekleri haykırmaktan çekinmiyor!

Profilbild von Mesele LGBT
Mesele LGBTvor 8 Monaten

Çocukların hayatları çalınıyor! SES VER!

Profilbild von Mesele LGBT
Mesele LGBTvor 8 Monaten

AIDS gerçekleri, propaganda ve bir küresel salgının ortaya çıkışı 👉🏼

Profilbild von Mesele LGBT
Mesele LGBTvor 8 Monaten

“Kendini bildin bileli böylesin” çünkü kendini bilmeden önce ne yaşadığını hatırlamıyorsun bile…

Profilbild von Fermin
Ferminvor 8 Monaten

Amına kodupumun evladı gül gibi yarrağın var gidip onu kestiriyorsun beyninin awk senin

Profilbild von Happyo43
Happyo43vor 9 Monaten

Doğru sikin tasaklarin aliniyor. Am yapılıyor. Ama sik uçundan bosalacaksın.. bitti kestıren için orgazım.. o yüzden çok sinirli oluyorlar bence

Profilbild von Aysun
Aysunvor 9 Monaten

Ama bazıları sorunsuz cinsel hayatının olduğunu söylüyor. Acaba ameliyat herkes için başarılı geçmiyor olabilir mi?

Profilbild von Rıdvan Yılmaz
Rıdvan Yılmazvor 8 Monaten

Maalesef bu trans projesine kanmayın.. Yurt dışında bu vakalar çok var.. Hepsi pişman

Profilbild von 💥♥️GÜNAY♥️💥 C
💥♥️GÜNAY♥️💥 Cvor 8 Monaten

Haklı

Profilbild von Yunus Emre
Yunus Emrevor 8 Monaten

Yıllar önce Bülent Ersoy'un rahmetli Müzeyyen Senar'a çok öfkeli olduğunu, dile getiremese de içten içe beddua ettiğini duymuştum. Gerçekten çok büyük bir pişmanlık bu!!

Profilbild von Kurtrasıl
Kurtrasılvor 8 Monaten

Si.e sürülecek akıl yok demenin vücut bulmuş hali

Profilbild von ceren ki
ceren kivor 8 Monaten

nası orgazm oluyolar

Profilbild von Saltunden🌎
Saltunden🌎vor 8 Monaten

Kim fonluyor bunları , Bunları toplumun önüne durmadan matah gibi seren meydanında. Zaten bu dönemin medyası bozuk ilk

Profilbild von bahadir coskun
bahadir coskunvor 8 Monaten

@grok trans bireyler orgazm olmaya devam ederler mi? operasyondan sonra orgazm olamiyolarsa sebepleri nelerdir?

Profilbild von İçimdeki Ses
İçimdeki Sesvor 8 Monaten

Sanki başkası yaptı aq , senin bedenin senin kararın :)

Profilbild von Özgür Okuyan
Özgür Okuyanvor 8 Monaten

@grok Bu röportajı yapan esmer kadın kim ?

Profilbild von Le Bras Cassé
Le Bras Cassévor 8 Monaten

CHP'ye teşekkür edelim... 🤔😁

Profilbild von Yaseminnn
Yaseminnnvor 9 Monaten

Senden alınan bi mutluluk yok ki sen bi karar veriyorsun ameliyat oluyorsun ! Bu seçim senin sorumluluğun

Ähnliche Videos

AYSEL | BÖLÜM 1 6 Şubat depremlerinden önce Antakya’da, yaklaşık 1.200 metrekarelik tapulu arazisi üzerindeki müstakil evinde yaşayan Aysel Ertuğrul; bahçesinde sebze ve meyve yetiştiriyor, tavuklarına bakıyor, çocukları ve torunlarıyla aynı avluda buluşuyordu. Depremin ardından arazisi rezerv yapı alanı kapsamına alındı. Bugün eski evinin yerinde apartmanlar yükselirken Ertuğrul, önce çadırda, ardından konteyner kentte geçirdiği yaklaşık üç buçuk yılın sonunda hâlâ kurada bir ev çıkmasını bekliyor. “Aysel” dizisinin ilk bölümü, konteynerde gündelik hayatın koşullarına odaklanıyor. “Dün kesildi, bugün de kesildi. Bulaşık yapacağım, yemek yapacağım, suyumuz yok” diyen Ertuğrul; su ve elektrik kesintilerini, böcekleri, hijyen sorunlarını ve yemekle uyku alanının iç içe geçtiği daracık mekânı anlatıyor: “Bir sene, iki sene, üç sene ama az değil. Üç senemizi burada geçirdik. Sanki ömür boyu bu bir metrede kalıyoruz.” Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 26 Ocak 2026 tarihli verilerine göre Hatay’da 156 bin 953 kişi konteynerlerde yaşıyordu. Aradan geçen sürede güncel toplam açıklanmasa da konteyner kentler, Hatay’da on binlerce insan için yaşam alanı olmayı sürdürüyor. “Aysel” mini dizisinin sonraki bölümlerinde Ertuğrul’un geçmişteki yaşamını, eşi Macit’le kurduğu dayanışmayı, rezerv alan sürecini ve yıllardır sonuçlanmayan ev bekleyişine tanık olacağız. Temmuz 2026 | Antakya/Hatay

Kazım Kızıl

17,135 Aufrufe • vor 2 Monaten

4 yıl önce bugün, saat 11 sularında... Belki aç, belki yorgun, belki mutlu, belki kırgın... Ama her şeyden habersiz. Katledildi abim. 26 yaşında. Ölüm yaşa bakmaz ama bu yaşta ölünür mü? Benim abim ölmedi ki zaten ÖLDÜRÜLDÜ. Aynı anda hem fabrika işçiliği, hem basketbol hakemliği, hem de garsonluk yapıyordu. Haftanın 7 günü çalışıyordu biliyor musunuz? Ne için? Namerde boyun eğmemek, alın teriyle geçinmek, ailesine destek olmak için, kardeşlerini okutmak için. Sonra ne oldu? Babamın deyimiyle "3-5 godoman 3-5 kuruş fazla para kazansın diye 18 parça kemik aldım çocuğumu." Sonra ne oldu? Katiller afiyetle yemeklerini yedi. Sonra ne oldu? Katiller iktidar referansıyla ceza almadı. Dünyanın en neşeli insanıydı. Ha, çok güzel bir hayatı olduğundan ya da hiçbir derdi olmadığından değil. Bütün dünya omuzlarında olsa bile onu gören gülsün isterdi. Onunla aynı ortamda olup gülmeyecek insan tanımıyorum. Öylesine temiz kalpli, onurlu ve gururlu bir insandı ki. Öfkeliyim. Çok öfkeliyim. Bu öfke beni günden güne çıldırtıyor. Abim geri gelene kadar ya da adalet yerini bulana kadar ağlamak değil bağırmak istiyorum. Abim geri gelmeyecek, bu yükü ömür boyu sol yanımda taşıyacağım. Ama ne olursa olsun adaleti gömülen o çukurdan gün yüzüne çıkarmak için elimden geleni yapacağım. Ben Mervenur Yılmaz. 3 Temmuz 2020' de Hendek İşçi Katliamında katledilen Halis Yılmaz'ın adalet arayan kardeşiyim. Korkun. Çünkü yasta değilim, öfkeliyim.

Mervenur Yılmaz

423,942 Aufrufe • vor 2 Jahren

⚫️ Sergio Agüero, Messi ile gençlik yıllarından kalma yatak odası fotoğrafı hakkında konuşuyor: “İnsanlar o fotoğrafa gülüyor ama bunun bana neyi hatırlattığını asla anlamayacaklar. Biz sadece aynı imkansız rüyanın peşinden koşan iki genç çocuktuk. Leo geceleri yalnız kalmaktan nefret ederdi, bu yüzden beni her zaman yanına çağırır ve 'Kun, burada kal' derdi. Nasıl hayır diyebilirdim ki? Hiç uyumazdık. Bütün geceyi futbol, ailelerimiz ve bir gün Arjantin ile özel bir şeyler kazanma hayali hakkında konuşarak geçirirdik. İnsanlar bizden ne kadar şüphe ederse etsin, asla pes etmeyeceğimize dair birbirimize söz vermiştik. O zamanlar kimse isimlerimizi bilmiydi. Ballon d'Or'lar, Dünya Kupaları, şöhret yoktu; sadece bir odayı paylaşan ve bir gün ülkemizi gururlandıracağımıza inanan iki çocuk vardı. Bazen o gecelere geri dönebilmeyi diliyorum. Kameralar yok, baskı yok, manşetler yok... Sadece güneş doğana kadar gülen ve dünyanın bize ait olduğuna inanan iki çocuk. Hayallerimiz ve birbirimizden başka hiçbir şeyimiz yoktu. Şimdi o fotoğrafa bakmak gözlerimi yaşartıyor, çünkü futbol hayatımızı ne kadar değiştirirse değiştirsin, genç çocuklar olarak kurduğumuz o bağın hiç değişmediğini hatırlatıyor. Bu, sahip olacağımız en büyük kupadır. Bugün o fotoğrafa baktığımda, efsane Lionel Messi'yi görmüyorum. Küçük kardeşimi, gördüğüm en büyük hayale sahip o utangaç çocuğu görüyorum. İşte bu yüzden o fotoğraf benim için her şey demek. Kupalardan önce, rekorlardan önce sadece dostluğun olduğunu hatırlatıyor. Futbol bize madalyalar ve anılar verdi, ama dostluğumuz bana ömür boyu bir kardeş kazandırdı ve hiçbir şey bundan daha değerli olamaz.”

SİYAH SANCAK

2,084,708 Aufrufe • vor 2 Monaten

Corc Abdullah'ın hücresine ilk kez kamera girdi! Fransız-Filistinli avukat ve Avrupa Parlamentosu üyesi Rima El Hassan, Abdullah'ı tutulduğu hücrede ziyaret etti. Şöyle diyor Abdullah: "Kadınlar, erkekler ve yoldaşlar başka bir gelecek için mücadele ettiği sürece, katliamların, soykırımların ve bunların meşrulaştırılmasının hüküm sürdüğü bu gerçekliği değiştirme ihtimali var demektir." Fransız kaynaklardan okuduğum bir başka bilgiye göre; Abdullah'a yaptığı direniş eylemlerinden ötürü pişmanlık duyduğu ve özür dilediği bir dilekçe imzalatmaya çalışmışlar yine, Abdullah ise reddetmiş. Bu belge onun hemen serbest bırakılmasını sağlar. Fakat o, duruşundan ve direnişinden bir adım bile geri atmayan sağlam bir devrimci olduğu için buna asla yanaşmadı. 40 yıldır esir tutulan, hayatını Filistin mücadelesine adayan Lübnanlı devrimci Corc Abdullah'ın duruşması 20 Şubat'ta görülecek. 6 Aralık'ta Lübnan'a sınır dışı edilmesi şartıyla tahliye edilmesine karar verilmiş, fakat Fransa Terörle Mücadele Savcılığı'nın itirazı üzerine tahliyesi durdurulmuştu. Bu duruşmada yine aynı şekilde şartlı tahliye kararı çıkabilir. Corc Abdullah, Avrupa'nın en uzun süre hapsedilen tutsağı. 1984'te tutuklandı, 1999'da ülkeyi terk etme koşuluyla serbest bırakılması gerekiyordu. Fakat 25 yıldır keyfi bir şekilde adeta rehin tutuluyor. Tutsaklığı boyunca sürekli direnişini sürdürdü, hatta işgal hapishanelerinde açlık grevi başlatan Filistinliler için de defalarca açlık grevi eylemleri yaptı. 6 Aralık'ta tahliye kararı sonrası şu mesajı göndermişti: "Serbest bırakılmam, dünyadaki koşullar ve halkların hak ve özgürlüklerine yönelik tekrarlanan saldırılar dikkate alındığında küçük bir detaydır. Bugün Fransa'daki en yüksek yargı makamı, İsrail'in soykırım yaptığı gerçeğini küçümsüyor. İsraillilerin ve Amerikalıların Gazze ve Lübnan'da işledikleri suç da tam olarak budur. Sözlerimden ve inandıklarımdan asla vazgeçmeyeceğim ve ömür boyu bu pozisyonda kalacağım." #FreeGeorgesAbdallah

eemreorman

50,686 Aufrufe • vor 1 Jahr

***HERKES PAYLAŞABİLİR Mİ? NEFİS BİR HAREKAT BAŞLATTIK ** Biliyorum ki ; bir cana geçici/kalıcı yuva olmak isteyen insanların önündeki en büyük engel sevgisizlik değil; korku. “Ya masrafları karşılayamazsam?” “Ya bir şey olursa?” “Ya yeterince iyi bakamazsam?” Bu kaygıların ne kadar haklı olduğunu biliyoruz. İşte bu yüzden, en sevdiğimiz işletmelerin sorgusuz sualsiz destek verdiği o modeli bugün Çiko ile hayata geçirdik. Artık o yolu tek başınıza yürümek zorunda değilsiniz. 🐾 Siz sadece kapınızı ve kalbinizi açın, sistemin geri kalanını bizde.. Nasıl mı? benimle ve sosiskopek hesabına ulaşarak geçici/kalıcı yuva olacağınız her canda; 🐾 Göktürk Dr. Pets Veteriner Kliniği: İlk muayene, iç-dış parazit ve banyosunu ve bakımını ücretsiz üstleniyor . 🐾 Kahu Naturals: Yeni dostumuzun ihtiyaçlarına göre belirleyeceğiniz 3 üründen oluşan “hoşgeldin paketini” ücretsiz gönderip, ilk yıl alışverişlerinizde %50 indirim sağlıyor.. 🐾 Göktürk Conker Pet Shop: Ömür boyu mamalarda %30 , diğer aksesuarlarda %50 indirim sağlıyor. 🐾 Sevgili dostum köpek eğitmeni Volkan (northerner Volkan ) ve ekibi: Ne zaman bir sorunuz olsa, bir telefon uzağınızda rehberlik desteği. Biz inanıyoruz ki; bir canın tüm dünyası tek bir “evet” ile baştan aşağı değişebilir. Belki de yuva olmanın önündeki son engel, bu sorumluluğu tek başına omuzlamak zorunda olduğunuzu düşünmekti. Artık değil. Siz sadece o ilk adımı atın, geri kalanında hep beraber yürüyelim. 🤍 📢 Bu iyilik hareketine güç katmak isteyen; marka ve işletmeler.. Kapımız her zaman açık. Birlikte daha çok cana dokunabiliriz, lütfen bizimle iletişime geçin.. Bu iyilik harekatını beraber büyütelim .. Ve sevgili takipçilerimiz... Lütfen paylaşın ki; sesimizi duyurup daha da çok kurtaralım ❤️

Badiko

345,013 Aufrufe • vor 4 Monaten

27 ARALIK 2025 SAAT 14:00’TE, ANITKABİR’DE ATATÜRK’ÜN HUZURUNDA, HAİNSİZ TÜRKİYE BULUŞMASINDA NASUH MAHRUKİ’NİN KONUŞMASI Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, Türkiye’de her birimizin ayrı ayrı yaşadığı demokrasi sorunu vardır, adalet sorunu vardır, yandaşa başka, muhalefete başka işleyen hukukun önünde eşitlik sorunu vardır, üretim sorunu vardır, gelir adaletsizliği ve geçim sorunu vardır, açlık sınırının altıda asgari ücret ve emekli maaşı sorunu vardır, kalitesiz eğitim, denetimsiz devlet, hesap vermeyen hükümet, hesap vermeyen siyasiler ve bürokratlar sorunu vardır, kötü yönetilen devlet sorunu vardır. Bu sorunlar hepimizin ortak sorunlarıdır, Türk’ün de, Kürt’ün de, Laz’ın da, Çerkes’in de, Boşnak’ın da, Arnavut’un da ve Türk milletini var eden 26 etnisitenin tamamının da sorunlarıdır. Çözümü de hepimiz için ortaktır ve bir tanedir. Daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, adil ve tarafsız yargı, hukukun önünde eşitlik, doğru enflasyon hesaplamalarıyla asgari ücret ve emekli maaşının belirlenmesidir, açlık sınırının altında kimseye maaş verilmemesidir, her ailenin en azından yoksulluk sınırının üstünde bir maaşı evine getirebilmesidir, varlıklarımızı satarak değil üretim ekonomisiyle kalkınmanın sağlanmasıdır, eğitimin parasız olması, laik ve çağdaş olmasıdır, devletin açık ve şeffaf yönetilmesi, denetlenebilmesi, devlet kurumları ve siyasilerin, bürokratların hesap verebilmesidir. Ancak Güneydoğu’da Türkiye’nin geri kalanından farklı olarak ağalık sorunu, feodal düzen sorunu vardır, devletin denetleyemediği aşiretler, tarikatlar sorunu vardır, bu düzende köylünün Cumhuriyet’in korumasına erişememesi, eşitsizlik, adaletsizlik ve haksızlığa uğrayarak mağdur edilmesi sorunu vardır. Bunların da çözümü Cumhuriyet’tir, Atatürk Türkiyesi’dir. Biz bütün dertlerimizi kendi içimizde çözeriz, her zaman çözdük, her zaman çözeriz, ölümden gayrı her şeyi çözeriz ama emperyalizmin ajanları, düşmanlarımızın işbirlikçileri etnikçi, bölücü, ayrılıkçı eli kanlı teröristleri hem de Türkiye’den parça koparma hedeflerinden hiç sapmadıklarını Meclis’te de dağda da her konuşmalarında da açıkça, gözümüze soka soka, küstahça bir de üstüne tehdit ederek dile getirdikleri halde muhatap kabul edersek iş karışır. Büyük Türk milleti buna müsaade etmez, kendi Cumhuriyeti için, kendi geleceği için, çocuklarının özgür ve başı dik yaşayabilmesi için asla müsaade edemez ve etmeyecektir. Durumdan vazife çıkararak, Büyük Kurtarıcı ve Büyük Kurucu Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda, Anıtkabir’de buluşan büyük Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne, üniter yapısına, ulus devlete, milli egemenliğe, Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür ilkesine ve tek diline, tek milletine, tek egemenliğine sahip çıkmak için bugün burada. Burada siyasi partiler yok, her siyasi partiden yurttaşlar var, burada siyaset yok burada Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Türk milletini iç ve dış düşmanlardan koruma kararlılığını gösteren Türk milleti var. Türkçe konuşmaktan asla vazgeçemeyiz, ana dil eğitimi zaten var ama ana dilde eğitim asla olamaz, bu konuda da kimse kelime oyunu yapmasın. Güneydoğu bölgemizde belediyelerde Kürtçe konuşulmasına da asla müsaade edilemez çünkü bölücülüktür, iki dilliliğin ilk adımıdır, Anayasa’ya aykırıdır ve sadece Türkiye’ye dönük emelleri olan emperyalizme hizmet eder. Bu konuda bir kez taviz verilirse arkası gelir. ABD, Ortadoğu’da ulus devlet istemiyor ve bunu apaçık İsrail’in güvenliği nedeniyle diye açıklıyor. Türkiye İsrail için bir tehdit değil ki, Türkiye’nin İsrail’in topraklarında gözü yok ki ama görünen o ki İsrail artık Türkiye için bir tehdit ve topraklarımızda gözü var, bunu Cumhurbaşkanı bile söyledi çünkü İsrail bu çağda akıl almaz bir şekilde yahudi şeriatının peşinden gidiyor ve dinsel fanatiklere göre vaadedilmiş topraklarına kavuşmak için konjonktürün çok uygun olduğunu düşünüyor. İsrail bu yüzden ulus devlet istemiyor ve ABD ile birlikte Türkiye’nin üniter yapısına müdahale etmeye çalışıyor. Etnikçi, ayrılıkçı, bölücü PKK’yı güçlendirmeye çalışıyor. İsrail işbirlikçisi PKK ve DEM de ulus devlet istemiyor çünkü Türkiye’nin parçalanmasını istiyorlar Kürt halkını özgürleşeceksiniz diye kandırıyorlar oysa İsrail’in ve işbirlikçilerinin kölesi olmaktan asla öteye gidemezler. PKK’nın ve DEM’in elitleri servetlerine servet, güçlerine güç katacaklar diye koca Kürt halkını İsrail’in desteğiyle kendilerine maraba yapmaya çalışıyorlar, Cumhuriyet’in yıkmaya çalıştığı ağalık düzenini kurumsallaştırmaya çalışıyorlar. Bizim bizden başka dostumuz yok, Türklerin de, Kürtlerin de ve hepimizin de bu coğrafyada kaderi ortaktır. Tek yol Atatürk’ün bizi 100 yıldır özgür ve bağımsız tutan tam bağımsız ve anti emperyalist Türkiye hedefinde birleşmektir. Bugün burada olanlar, bu hedef için buradadır. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de PKK sorunu vardır, terör sorunu vardır, etnikçi, ayrılıkçı, bölücülük sorunu vardır. Ölüm cezasına çarptırılmış, cezası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çevrilmiş Teröristbaşı’nın hapisten çıkarılmaya çalışılması sorunu vardır, hapisten çıkartılarak siyasi aktör yapılmaya çalışılması sorunu vardır, sanki bütün Kürtler PKK’lıymış gibi, bütün Kürtler terör destekçisiymiş gibi Teröristbaşı’nın bütün Kürtlerin lideri konumuna getirilmeye çalışılması sorunu vardır. Öcalan’ın mahkeme kararında şunlar yazar; ''..... Kurduğu silahlı terör örgütü PKK'yı, aldığı kararlar ve verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek , devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf eylemleri gerçekleştirdiği sabit görüldüğünden, eylemine uyan TCK'nun 125. maddesine göre ÖLÜM CEZASI ile Cezalandırılmasına. 2- Sanığın eylemlerinin yoğunluğu ve sürekliliği, bebek, çocuk, kadın, ihtiyar ayırımı gözetilmeden binlerce masum insanın öldürülmüş olması, amaç suç için işlenen vasıta suçlardan yüzlercesinin ölüm cezasını gerektirmesi, bu eylemlerin ülke için ciddi yakın ve büyük tehlike teşkil etmesi'' ...... diye devam eder. Bu profesyonel katil, düşman ajanı, vatan haini teröristin ayağına Gazi Meclis'imizi götürdüler ve umut hakkından yararlanmasını istiyorlar, dahası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası çeken Teröristbaşını çıkarıp Kürt halkının siyasi lideri olmasını hayal ediyorlar. Sanki bütün Kürtler teröristmiş, terör destekçisiymiş gibi. Büyük Türk milleti, emperyalizmin ve ele geçirilmiş yerli işbirlikçilerinin yıkıcı ve bölücü ihanet projesini mutlaka bozacak ve bir kez daha heveslerini kursaklarında bırakacaktır. Anadolu'da kimse Türk milletini yenemez. Türk milleti vatanını kimseye böldürmez, Cumhuriyeti'ni kimseye yıktırmaz ve düşmana asla teslim olmaz. Bugün, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişinin 106. Yılında, O’nun huzurunda bu kararlılığımızı hep birlikte dosta düşmana göstermek için buraya geldik. Türkiye’mizi asla kimseye böldürmeyeceğiz.

Nasuh Mahruki

56,543 Aufrufe • vor 9 Monaten

Sokak ve barınak köpeği meselesi artık bir duyarlılık konusu olmaktan çıktı; halk sağlığını, insan hayatını, milli ekonomiyi ve ekolojik dengeyi doğrudan tehdit eden devasa bir "rant terörüne" dönüştü. Özellikle Instagram ve TikTok’ta sakat hayvanlar üzerinden yürütülen "aşı ve mama parası" sömürüsü, bu dijital dilencilik sektörünün en büyük yakıtı. Köpekleri "çocuklar, canlar, annem, bebeğim" diyerek insanlaştıran bu sahte romantizm, arka planda dönen rantı örtmeye hizmet ediyor. Sistemin kuralı basit: Ne kadar mama, o kadar popülasyon. Ormanlara kurulan kaçak barınaklar yaban hayatını çökertiyor, yol kenarlarına dökülen mamalar ise can alan trafik kazalarına davetiye çıkarıyor. İşin bir de kimsenin yüzleşmek istemediği, devlet aklının ve matematiğin konuştuğu bir boyutu var. Tek bir köpeğin yem, veteriner, personel ve barınma dahil yıllık maliyeti 120 bin lira. Mevcut 550 bin barınak köpeğini hayatta tutmanın yıllık faturası tam 66 milyar Türk Lirası! Lafı hiç dolandırmadan net rakamlarla konuşalım: Sadece mevcut barınaklardaki köpekleri hayatta tutmak için harcanan bu bütçe; bugün Sierra Leone, Burundi, Güney Sudan ve Eritre gibi birçok Afrika ülkesinin gayrisafi yurt içi hasılasından daha fazla. Daha da çarpıcı bir kıyaslama yapalım: Savunma sanayimizin göz bebeği, beşinci nesil millî muharip uçağımız KAAN projesinin bugüne kadarki tüm AR-GE, tasarım ve devasa prototip üretim süreçleri için harcanan toplam kaynak 90 milyar lira seviyesinde. Yani her yıl, sadece barınak köpeklerine ayırdığımız bütçeyle neredeyse sıfırdan bir KAAN projesini finanse edebilecek muazzam bir millî kaynağı dipsiz bir kuyuya gömüyoruz. Hiçbir koruma, refakat, arama-kurtarma veya narkotik görevi olmayan; bakımları sadece masraf ve kamuya zarar üreten bir popülasyona bu parayı eritmek hangi akla hizmettir? Üstelik bu hayvanları fıtratlarına aykırı şekilde dar alanlara hapsederek ömür boyu esarete mahkûm ediyoruz. Diğer yandan onları beslemek için her gün tonlarca kuzu, koyun ve tavuk kesilip köpek yemine dönüştürülüyor. Canlıyı canlıya kırdıran, üretimi baltalayan akıl almaz bir çelişki çarkı bu. Biz deprem yaralarını sarmaya, bütçeyi dengelemeye, eğitime ve sağlığa kaynak yetiştirmeye çalışırken; sokaktaki 4 ila 10 milyon olduğu varsayılan köpeğe daha sıra bile gelmedi. Yılda iki kez tek batında 8 yavru veren ve bu yavruların 1 yılda cinsel olgunluğa ulaştığı geometrik nüfus patlamasına hiçbir devlet bütçesi, hiçbir kamu kasası dayanamaz. Rakamlar yalan söylemez. Alttaki delik bu kadar büyükken havuzu durmadan suyla doldurmaya çalışmak, popülizmden başka bir şey değildir ve mali olarak asla sürdürülebilir değildir. Önümüzde sahte duygusallıkların değil; matematiğin, ekonomik gerçeklerin ve devlet aklının dayattığı tek bir rasyonel seçenek kalıyor: Kesin, radikal ve dünya standartlarında bir itlaf modeli.

Selâmi Haktan

20,467 Aufrufe • vor 4 Monaten

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısındaki konuşmalarından... ▪ Bakınız bu gidiş, gidiş değildir. Netanyahu yönetimi altında İsrail’in gittiği yol, yol değildir. Bu pervasızlığın, bu hoyratlığın, Batının sergilediği bu iki yüzlülüğün sonu, korkarım ki, çok kötü bitecektir. Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olur. ▪ Gazze’de 40 bin masum insanı katlettikten sonra bugün gözünü Lübnan’a dikenlerin, yarın pis ellerini başka yerlere uzatmayacağının garantisini kim verebilir? Bu soruyu sadece biz sormuyoruz; bölgedeki tüm devletler soruyor. ▪ Bölgemizde hudutları halen netleşmemiş tek ülke; İsrail’dir. Bölgemizde diğer ülkelerin topraklarını işgal ederek semiren ülke, İsrail’dir. Bölgemizde güvenliğini saldırganlıkta, katliam ve toprak gaspında arayan yegâne ülke, İsrail’dir. Meşru bir devlet olarak değil, terör örgütü gibi hareket eden ülke, İsrail’dir. ▪ Hamas, bizim de telkinlerimizle ateşkese "evet" dediği halde; savaşı uzatan, kan döken, katliam yapan taraf İsrail’dir, İsrail yönetimidir. Hukuk tanımaz İsrail devleti, sadece Filistin için, sadece Lübnan için değil; gelinen noktada artık tüm insanlık için, tüm dünya için tehdittir. ▪ Hitler, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği’nin ittifakıyla, geç de olsa durdurulmuştu. Daha geç olmadan, bu soykırım, bu vahşet, bu barbarlık, "insanlığın ittifakıyla" artık derhal durdurulmalıdır. Netanyahu yönetiminin yularını elinde tutanların, bu katliam şebekesine bir an önce "dur" demesi gerekiyor. ▪ Biz, Netanyahu denilen caninin ne yapmaya çalıştığının, bölgemizi ve tüm dünyayı nasıl bir felakete sürüklemek istediğinin farkındayız. Gazze’deki ateşi tüm bölgeye yayma girişimlerinin arkasındaki asıl niyeti de çok iyi biliyoruz. ▪ Ne yapıyorsak, böyle bir senaryonun önüne geçmek için yapıyoruz. Ne söylüyorsak, bölgemizde kanın ve gözyaşının durması için söylüyoruz. Daha önce defalarca ifade ettim: Biz, İstiklal Marşı bile "Korkma" diyerek başlayan bir milletiz. "Klavye soytarılarının" hadsiz mesajları bizi korkutmaz, bizi ürkütmez, bizi sindirmez, inandığımız yolda yürümekten bizi asla vazgeçirmez. ▪ İstedikleri kadar çirkinleşsinler, istedikleri kadar çukurlaşsınlar... Tayyip Erdoğan’ın ne kavline, ne kalbine zincir vurabilirler. Tayyip Erdoğan’ın hakkı ve hakikati haykırmasına engel olamazlar. ▪ Biz kimsenin tehditlerine boyun eğmeyiz. Kimsenin zorbalıklarına eyvallah etmeyiz. Eli kanlı canilerin provokasyonlarına da gelmeyiz. Şunu herkes çok iyi bilsin ve idrak etsin: Biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık. Biz bu günlere çarpışa çarpışa geldik. Biz bu günlere Hakk’ın ve halkımızın desteğiyle geldik. ▪Bize gazete manşetlerinden ömür biçenler oldu; yanıldılar. Bizi Rahmetli Menderes’in ve arkadaşlarının akıbetleriyle tehdit edenler oldu; avuçlarını yaladılar. Bizi terörle, sokak terörüyle, darbeyle devirmek isteyenler oldu; hepsini bozguna uğrattık. ▪ Üstümüze saldıkları ne kadar piyon varsa, tamamını ya meydanlara ya da dağlara gömdük. Neredeyse yarım asrı bulan siyasi tarihimiz boyunca korkuyu yanımıza hiç yaklaştırmadık. Bugün de aynı yerdeyiz, dimdik ayaktayız. ▪ İsrailli yetkililerin küstah açıklamaları karşısında son iki gündür siyasi parti gözetmeksizin milletimizin fertlerinin sergilediği dik ve dirayetli duruşu çok kıymetli bulduğumu özellikle vurgulamak istiyorum. ▪ Buradan şu gerçeği bir kez daha ilan ediyorum: Türkiye olarak; bundan 500 yıl önce engizisyondan kaçan Musevilere, Hitlerin toplama kamplarından kaçan Yahudilere nasıl kucak açtıysak, bugün de mazlum ve mağdurların yanındayız. ▪ Bizim için zalimin de, mazlumun da kimliğinin bir önemi yoktur. Türkiye; tüm imkanlarıyla, tüm kapasitesiyle, elbette hiçbir ihtimali göz ardı etmeden mazlum Filistin halkının yanındadır; birileri rahatsız olsa da bu vicdanlı tavrını sonuna kadar koruyacaktır.

Fahrettin Altun

99,629 Aufrufe • vor 2 Jahren

😷Bir Kist Hidatik Vakası *⃣Belirtiler: Göğüs ağrısı, halsizlik, yorgunluk ve nefes darlığı *⃣Yaş: 43 *⃣Tanı: Akciğer ve kalpte kist hidatik *⃣Operasyon: Kalp durdurularak cerrahi müdahele Vücut, akciğer-kalp makinasına bağlanır bu sırada kalp çalışmaz. Kalp-akciğer makinasına bağlanmanın bazı yan etkileri olabilir. Bu yüzden mesela kalpte by-pass (tıkalı damarlara köprü olarak yeni damar ekleme) ameliyatlarında operasyon, kalbi durdurmadan yapılan teknik daha çok tercih edilir. Böylece hastanın konforu yükselir, yatış süresi kısalır ve beynin etkilenmemesi sağlanır.) 📝Videonun çekildiği tarihte, hastanın 5 gündür hastanede yattığı, 2 gün sonra da taburcu edilmesi planlandığı ifade edilmiştir. Kolay ve basit bir ameliyat olmadığı buradan da anlaşılabilir. 🔶🔶🔶 🦠Kist hidatik paraziti, kist içeren et veya sakatatları çiğ olarak tüketen köpeklerin bağırsaklarında yaşar. 🔹Parazit yumurtaları hayvanların dışkıları ile çevreye yayılır. 🔹Meyve-sebzeler kirlenebilir. 🔹Kaynağı bilinmeyen sular içilmemelidir. 🔹Parazit yumurtaları hayvanların ağız/burun, ayak ve tüylerinde de bulunabilir. 🔹Temas sonucu kirlenmiş ellerin ağza götürülmesi ile birlikte parazit vücuda girebilirken; solunum yolu ile de vücuda girme ihtimali Sağlık Bakanlığı'nca belirtilmiştir. 🔹Parazit vücuda girdikten sonra uzun yıllar belirti vermeyen kistler oluşturur. 🔹Kistler büyüdükçe çeşitli sağlık sorunları yaratır. 🔹Tedavi, genellikle cerrahidir. 🔹Çocukların başıboş köpeklere temas etmesi mutlaka önlenmelidir. 🔹Çocuk parkları, plaj gibi yerlerde başıboş köpek bulunmamalıdır. 🔹Meyve-sebzeler tüketilmeden önce çok iyi yıkanmalıdır. 🦠Parazitin bulaşma zincirinin kırılabilmesi için: 🔹besi hayvanları veteriner kontrolünde olmalı, 🔹Köpeklerin parazit ilaçlamaları düzenli yapılmalı 🔹çiğ ve kistli etler / sakatatlar derin çukurlara gömülmeli asla köpeklere verilmemelidir. 📌Modern dünya ülkeleri, halk sağlığını korumak için önleyici / koruyucu tedbirler alır. Bu tedbirlerin başında da köpeklerin başıboş bırakılmasının ve kontrolsüzce besleme yapılmasının yasaklanması gelir. Köpeklerin, her yıl düzenli aralıklar ile parazit ilaçlamalarını alması gerekir. Milyonlarca başıboş köpeğin parazit ilaçlarmaları düzenli takip ediliyor mu ❓ 🟥Türkiye Cumhuriyeti Anayasası - Madde 56 🟥1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu 🟥5199 - Madde 4/g 🟥7217 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak kabul edilen Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi 🟥Sağlık Bakanlığı'nın 106 meslek uzmanı ile hazırladığı 2019-2023 Türkiye Zoonotik Hastalıklar Eylem Planı 'nın bir gereği olarak; başıboş köpeklerin oluşturduğu zoonotik hastalık risklerine maruz kalmak zorunda değiliz‼️ Vatandaşlarımız kist hidatik sebepli 👉organ işlev kaybı, 👉organın bir kısmının ameliyat ile alınması riski, 👉tekrarlayan ameliyatlar, 👉hayat kalitesinin etkilenmesi, 👉ruh sağlığının sarsılması, 👉cerrahi operasyon izini ömür boyu vücudunda taşıma gibi durumlar / ihtimaller ile karşı karşıya kalmak zorunda bırakılmamalı‼️ ... 📄Haber Tarihi: Haziran 2023 📄Kaynaklar: 🔴Kulis TV 🔴Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Youtube Sayfası ▶️Ayrıca Bknz: 🟠Kist Hidatik Derlemesi 🟠Her yıl 1300 Kist Hidatik tanısı, 3 çocuğun olgu sunumu 🟠Kısırlaştırma Tek Başına Yeterli mi 🟠Ege Üniversitesi Tıbbi Parazitoloji Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Nazmiye ALTINTAŞ'ın, "Gizli Tehlike: Kist Hidatik" isimli paneli 🟠Köpek Kisti Farkındalık Projesi - Türkiye Hidatidoloji Derneği 🟠International Journal of Echinococcoses (Türkiye Hidatidoloji Derneği Dergisi) 🟠Türkiye Hidatidoloji Derneği 🟠Sağlık Bakanlığı - Türkiye Zoonotik Hastalıklar Eylem Planı 🟠Sağlık Bakanlığı - Kist Hidatik Recep Tayyip Erdoğan AK Parti AK PartiAnkara Cevdet Yılmaz T.C. Cumhurbaşkanlığı İbrahim Yumaklı Dr. Nihat Pakdil T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Dğş. Bakanlığı Mehmet Özhaseki T.C. İletişim Başkanlığı Fahrettin Altun T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Dr. Fahrettin Koca T.C. İçişleri Bakanlığı T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Ali Yerlikaya Doç. Dr. Şuayıp Birinci Tolga TOLUNAY Ebubekir GİZLİGİDER Hasan Suver Milli Parklar DKMP Milli Parklar Ömer Çelik Numan Kurtulmuş Türkiye Belediyeler Birliği / 1945 #BaşıboşKöpekİstemiyoruz #KöpekleriToplayın #KistHidatik #Zoonotik #DünyaZoonozGünü

Güvenli Sokaklar Derneği

32,450 Aufrufe • vor 3 Jahren

Az önce Çağlayan Adliyesi'nde okutulmayan basın açıklaması metni ekte: YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI YAŞASIN LUBUNYA DAYANIŞMASI Ne LGBTİ+ olmak ne de örgütlenmek suç! 13 Eylül’den beri LGBTİ+ derneklerine ve LGBTİ+’lara yönelik birçok ilde kapsamlı operasyonlara tanık oluyoruz. Sosyal medya hesapları ve web siteleri kapanırken “Ailem Güvende” adıyla evler ve dernek binaları basılarak çok sayıda LGBTİ+ gözaltına alındı, 21 kişi ise tutuklandı. Devlet eliyle servis edilen manipülatif görüntü ve videolarla dernekler kriminalize edilmek, itibarsızlaştırılmak istendi. Devletin denetlediği ve bakanlıkların da aldığı fonlar üzerinden yanıltıcı bilgi yayarak; bu fonları almak suç unsuruymuş gibi derneklerin yasadışı bir iş yaptığı algısı oluşturulmaya çalışıldı. Bugün arkadaşlarımız burada olacaktı ancak türlü bahanelerle gözaltı süreci uzatıldı. “Müstehcenlik” ve “fuhuşa teşvik” gibi muğlak kavramlarla suç tanımı geliştiren ve bu tanımlar üzerinden kendi muhafazakar değer yargılarını dayatarak toplumun bir kesimini suçlu ilan etmeye çalışan iktidar, cinsiyet kimliklerini ve cinsel yönelimleri kriminalize ederek açıkça suç işliyor. Transların yaşamın ve istihdamın tüm alanlarından dışlandığı bir gerçeklikte bir yandan kimlikleri nedeniyle Zoe’nin ve Meli’nin mesleğini elinden alanlar, öte yandan trans kadınların var olma ve geçim mücadelelerini "ahlaksızlık" diyerek hedef gösteriyor. İkiyüzlü devlet, kadın sömürüsünden kar sağlayanlara resmi vergi tabelası verirken trans kadınlara ise suçlu muamelesi yapıyor. GENEL AHLAK KİMİN AHLAKI Bu operasyonun, LGBTİ+lara yönelik nefretin devlet eliyle somutlaşması niteliği taşıdığını ve LGBTİ+ların varlıklarının kriminalize edilmesini amaçladığını görüyoruz. Bu saldırılar yalnızca, toplumda kimliğinden dolayı işsiz kalan, şiddete maruz kalan, intihara sürüklenen translar, tüm LGBTİ+’lar ve bu kişiler için hayati önem taşıyan, maddi, hukuki ve psikolojik olarak destek sağlayan, dayanışma alanları yaratan yaşam hakkı savunucularına, derneklere yönelik değil. Bu saldırılar bütün bir toplumu, iktidarın belirlediği ve dayattığı kalıplara hapsetme politikalarının bir adımı. VARLIĞIMIZ SUÇ DEĞİL, NEFRET SUÇTUR! NEFRETE İNAT YAŞASIN HAYAT! Bu operasyonlara “Ailem Güvende” adını verenlere soruyoruz: Kimin ailesi, kime karşı, nasıl güvende? Aileyi koruma adı altında yürütülen bu politikalar Gülistan Doku’yu, Hande Kader’i, Miraş Güneş’i, Esra Ateş’i, Ecem Seçkin’i ve Fatma Şengül gibi daha nice kadını ve lubunyayı korudu mu? Şiddetin üzerinin aile mahremiyetiyle örtüldüğü, kadınlardan bu şiddet dolu evlilikleri sürdürmelerinin beklendiği, çocukların yetişkinlerin itibarını korumak için susturulduğu yerde kimin güvende olmasından bahsediyorsunuz? Şiddetle, eşitsizlikle bezeli bir ailenin devamlılığı uğruna kadınların hayatından, çocukların sözünden, LGBTİ+’ların varlığından vazgeçilmesini isteyen bu anlayışla biz kadınlar ve lubunyalar yıllardır mücadele ediyoruz. Ailenin, çocukların güvenliği üzerinden üretilen bu söylemlere karşı biliyoruz ki çocuklar, yetişkinlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerini eşit ve özgür bir biçimde yaşaması veya nefrete, şiddete, ayrımcılığa karşı örgütlenmesi nedeniyle değil; devletin kadınları, çocukları ve LGBTİ+’ları hedef alan politikaları yüzünden güvende değil. Sömürüldükleri MESEM’ler yüzünden, mahkum edildikleri tarikatlar ve çeteler yüzünden güvende değil. Aile içinde şiddete, istismara maruz kaldıkları için güvende değil. Bu saldırganlık karşısında susmayacağız. Hiçbir kadını, hiçbir transı, hiçbir LGBTİ+’yı yalnız bırakmayacağız. Nefret politikalarına, erkek egemenliğine, faşizme karşı hayatlarımızdan, haklarımızdan, birbirimizden ve örgütlü mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Nefreti körüklemenin, dezenformasyon yayarak algı oluşturmaya ve yasa dışı ilan etmeye çalışmanın, gözaltıların, tutuklamaların, toplumun bir kesimini düşmanlaştırmanın,kendi muhafazakar kalıplarını dayatmanın karşısında tüm toplumsal muhalefeti mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz

irfan değirmenci

83,309 Aufrufe • vor 29 Tagen

İHH’dan Ayrıldım… Mayıs 2016 tarihinde İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Merkez Medya ve Sosyal Medya Birimi’nde muhabir olarak başlayan ve içerik üreticisi olarak devam eden profesyonel çalışma hayatım, bugün itibariyle son buldu. Elbette, karşılıklı anlayış çerçevesinde. Ve tabi gönül bağı devam Allah’ın izniyle. Aradan geçen 7,5 yıl şüphesiz bana çok büyük tecrübeler kazandırdı. Bir insan için en değerli yıllardır belki de 20 ila 30 yaş arası. Ve ben ömrümün en kıymetli yıllarının böylesi güzide bir kurumda geçmiş olmasından onur duyuyorum. Umarım hakkını verebilmişizdir bunca nimetin ve hizmet fırsatının… Onlarca coğrafyayı ziyaret etmek, oralarda yaşananları Türkiye ve dünya kamuoyu ile buluşturmak nasip oldu. Kah Srebrenitsa’da yumruklarımızı sıktık, kah Patani’deki yetimlerimizle hayatımızın belki de en mutlu günlerini geçirdik. Gittiğimiz her memleket, derin izler bıraktı yüreğimizde. Mesleki olarak kazandırdığı tecrübeleri saymak mümkün bile değil. Vakfa başlarken, benim için büyük müjde olan bu haberi takipçilerimle paylaşırken “Ümmete hizmet yolunda vites büyütüyoruz” iddiasında bulunmuştum. Öyle olmuş mudur gerçekten bunu tarih takdir edecek. Ama yazdığım her habere; basına servis ettiğim her bültene, fotoğrafını çektiğim her kareye, imza attığım her belgesele, klibe; inandım. İnandım da yaptım. Vicdan terazimde tarttım, maşeri vicdana sorgulattım ve öyle paylaştım kendi mecrasında. Bu nedenle ki bugün sonuna kadar huzurluyum ve hiçbir keşkem yok. Bir keşkem var aslında: İşi yapabilmenin heyecanı, sonuca bir an evvel ulaşabilmenin gayretiyle biraz yorduğum ve hatta belki de istemeden de olsa kırdığım abiler, arkadaşlar oldu; biliyorum. Ama eğer onlar da bu satırları okuyorlarsa şunu yürekten yazıyorum ki hiçbiri bir art niyetle değildi. Belki toyluk, belki biraz Karadenizlilik ve belki de biraz uzun yılların kurs ortamlarında geçmiş olmasından kaynaklıydı bu bilinçsiz yormalar. Onlar özellikle haklarını helal etsinler ve bana bunu aşabilmem için dua etsinler, ricamdır. Eksiğimin farkındayım, er ya da geç düzelteceğim inşallah. Son haftalarda yıllık izinlerimi kullanıyordum ve bu sürede vakıfta mesaimin geçtiği tüm abilerle - kardeşlerle helalleşmeye gayret ettim. Henüz görüşemediklerimiz var, onlarla da en kısa zamanda yapacağız inşallah. Tüm bunların her birine ve özellikle yakın çalışma arkadaşlarıma, abilerime sonsuz teşekkürlerimi burada sunmak istiyorum. Bir vakte kadar hiçbir akrabamın dahi olmadığı şu İstanbul’da bana aile oldular, baba oldular, öz abiden öte abilik yaptılar. Allah her birinden razı olsun, güzel işlerinde muvaffak eylesin. *** “Medya” meselesini belki de gereğinden fazla kafasına takmış birisiyim. Bu, yola çıktığımda da böyleydi aslında. Lakin kaçırdığım bir yer varmış. Bunu zamanla öğrendim: Ekonomik bağımsızlık olmadan medyada var olabilmek ve söz söyleyebilmek mümkün değilmiş. Aslında neredeyse tüm meslek dallarında dünya gidişatında böyle bir ivme var. Özel şirketler, devletlerden fazla söz sahibi olabiliyorlar yeni düzende artık. Bugün Selçuk Bayraktar’ı güçlü kılan en önemli şeyin de tam olarak bu olduğu kanaatindeyim. Kendileri de defaatle bunun altını çiziyorlar zaten. Eğer bu çaba, devletin kanatları altında ilerletilseydi bugünlere gelemeyecekti muhtemelen. Bürokratik engeller, değişen siyasi atmosfer vs. Dün, bakan olduğu için en önemli atılımlara imza atabilen adamlar bugün neredeler, hangi işle meşguller acep bir bakın. Ama Bayraktar Ailesi, kendi çizgilerini muhafaza ettikleri müddetçe bir ömür bu başarıyı sürdürebilecekler. Sürdürsünler de zaten, duamız o yönde… Demem o ki bu kurtlar sofrasında var olabilmek için önce mesleki birikim elde edilecek. Ardından da ekonomik bağımsızlık. Aslında bu yeni bir şey de değil. Bir arkadaşım bu meseleleri konuştuğumuz esnasında Ahi Teşkilatından bahsetti ve “Bu eskiden de böyleydi. Girerdin bir ustanın yanına çırak olur, işi öğrenir sonra müsadeni ister yoluna bakardın.” Kendisi farkında değildi belki de hatırlattığı bu hakikatin. Ama tam da duymam gereken zamanda gelmişti bana bu hatırlatma. Evet, meslekte 10 yılı devirdim ve artık sıra bu işin ekonomik tarafını halletmeye geldi. Ardından da sıra bu işin destanını yazmaya gelecek evelallah. Tabi, sizlerin bugüne kadar yanıbaşımda hissettiğim o eşsiz dualarıyla. Çünkü, Müslümanlar hala olması gereken düzeyde temsil edilemiyor henüz medyatik düzeyde. Çünkü, hala zalimler mazlum; mağdurlar yok sayılıyor bu kirli düzende… Bir de şu var: İstanbul’da yaşamak her geçen gün zorlaşıyor. Tıpkı diğer büyük devletlerin başkentlerinde olduğu gibi burada da hayata tutunmak, ekonomik olarak ayakta kalmak kolay olmayacak. Devlet, “Ben sana Anadolu’da da yol, hastane yaptım, İstanbul’da yaşamak zorsa oraya gidebilirsin” diyecek alttan alttan. Bunun için yöneticileri de suçlu bulamıyorum doğrusu. Aksini yapsalar akıntıya karşı kürek zorlamış olacaklar ki bugüne kadar deneyenlerin başaramadığı gibi onlar da başaramayacaklar. Öyle ise yeni hale karşı vaziyetimizi almak icap ediyor. Hem zaten rızkın onda 9’u ticarette değil miydi? Ya Allah… “Hak, haklının en mukaddes malıdır, vermezlerse alacaksın tamam mı?” diyen şaire verilmiş bir sözüm var. Yitik hazinemizi bulamazsam da yolunu gösterecek, ardımızdan gelen nesle medyanın, sinemanın neden önemsenmesi gerektiğini hatırlatacağım. Sancağımızı bizden çalanlar da böyle başlamışlardı işe bundan 150 yıl evvel. Gazetecilik faaliyetleri gömmüştü bu asil milleti diri diri toprağa. Bugün de bu cephede pek bir şey değişmedi. Adı gazete değil artık ama yol yöntem yine aynı. Adına medya demiş olalım bu düzenin. Hala bizden koparmaya devam ettikleri evlatlarımızı, memleketlerimizi, şehirlerimizi ve geleneklerimizi neyle kopartıyorlar, bir hatırlayalım isterseniz: Dizi, film, medya propagandası ve her ne halt yerse yesin asla dokunulmaması gereken gazeteciler… Hafızlığın ardından imamlık, müezzinlik, vaizlik, müftülük yolunu bırakıp bu alana yönelme saikim de buydu tam olarak zaten. Şimdi yeni bir heyecanla Besmelesini çekiyorum tüm bu niyetin. *** “Ne yapacaksın?” sorusuna cevaba gelelim şimdi: Vakfa girdiğimde yapabildiğim tek profesyonel şey haber yazabilmekti. Zamanla, medya ilişkilerinin nasıl kurulacağından tutun da fotoğraf - video çekmeye; bunların hangi bakış açısıyla elden geçmesi gerektiğine ve tüm bunları aynı anda kompleks bir şekilde nasıl yönetilebileceğine kadar birçok noktada kendimi geliştirme fırsatım oldu. Bugün geldiğim noktada sadece vakıftan değil, kamusal hayat denen mesaili hayattan da ayrılıyorum. Tabi büyük konuşmak da istemem lakin en azından bir müddet böyle deneyeceğim. Evet, şahıs şirketimi kurdum ve artık evden devam edeceğim rızkımı aramaya. Elbette bu bir risk. Maaşlı düzenden, düzensiz bir gelire geçmek çok kolay olmasa gerek. Ama kim dedi ki zaten risksiz başarı var? Bugüne kadar neyi başarmak nasip olduysa o korkularımın üzerine giderek oldu. Hatta en güçlü yanlarım da burası oldu hep: Acı acı, tırnaklarımla neyi kazandıysam o yaptı beni ben… Halihazırda dışarıdan destek olarak üstlendiğim işler var. Gün geliyor bu kurumların ya da kişilerin, fotoğraflarını çekiyorum. Gün geliyor, haberlerini yazıyorum, sosyal medyalarını yönetiyorum. Gün de geliyor belgesellerini, kliplerini, sosyal medya videolarını her şeyiyle birlikte yönetip bunun pazarlamasına gayret ediyorum. Eğer sizin de böyle bir ihtiyacınız varsa, bir vakfınız, bir Kuran Kursu’nuz, bir ticari işletmeniz ya da kendiniz için böyle bir ihtiyaç duyuyorsanız ve asgari müştereklerde buluşabiliyorsak size de bu noktada hizmet verebileceğimi buradan ilan etmek istiyorum. Bu işlerin de her birinin yine benim davama hizmet eden iş kalemleri olmasına gayret ediyorum. Bu benim bakmakla yükümlü olduğum eşimin ve Selimhan’ımın iaşesini temin için. Bunun dışında ekran yüzü olarak ama bir mecrada ama kendi oluşturmayı planladığım ortamda sözümü söylemem gerekiyor. Bu bir sac ayağıysa sadece tekniğini bilmek ya da sadece parasını kazanmak yetmiyor. Onun da arayışı içerisindeyim. Ama zorlamayacağım. Çünkü artık içimdeki deli kanı yenebilecek kadar büyüdüm. Biliyorum, nasipte varsa su akacak ve yolunu bulacak… Hem de hevesini ettiğimin de ötesinde! Adı lazım değil bir medya patronu, bugün değil çalışanlarına, eğitime gelen öğrencilerine bile hatırı sayılır bir maaş verebiliyor. Ne sebeple? Batıl davasına asker yetişsin için. Var mı Müslümanlar arasında böyle bir yapı, hem bunun heveskarlığını oluşturabilen ve hem de ödemesi gereken miktarı titremeden verebilen? Şimdi benim derdim de bu. Önce kendi iaşemi rayına oturtacağım. Ardından da ne tecrübem varsa ya da piyasada ne tecrübesi olan makul gazeteciler varsa her birinin bu aktarımı yapabilmesi için şu yeni şartlara göre bir sistem kurmaya gayret edeceğim. Gelen adamlar burada hem işi öğrenecekler hem iaşelerini temin edecekler. Oldum diyen de rahatlıkla piyasada kendi düzenini kurabilecek, ama Müslümanca! Allah’ım nasip et… Söz tükendi. Dualarınıza talibim. Rabb’im araç diye gördüklerimizi amaçlaştırmasın inşallah. Hepsinden öte bir kul olarak eksiklerimiz de çok. Her biri için ayrı ayrı dualarınıza tekraren talibim. Vesselam. | Temmuz, 2023

Bilal Gündoğdu

152,574 Aufrufe • vor 3 Jahren

18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 110’uncu yıl dönümü dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığı Atatürk Kültür Sitesinde tören düzenlendi. Şehitlerimizin kıymetli ailelerinin yer aldığı törene Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Bakan Yardımcıları Şuay Alpay, Alpaslan Kavaklıoğlu, Bilal Durdalı ve Musa Heybet ile birlikte katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başlayan törende şehit eşi Tuğba Bal, şehit aileleri adına bir konuşma yaptı. Daha sonra ise Görsel Yapım ve Foto Film Merkezi tarafından hazırlanan 18 Mart Şehitler Günü klibi davetlilere seyrettirildi. Törende Millî Savunma Bakanlığı Armoni Mızıkası ve Mehteran Birliği de TRT Ses Sanatçısı İlker Gökkaya ve Solist Gökçe Nur Semerci ile birlikte birbirinden güzel kahramanlık marşlarını seslendirdi. Daha sonra Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bir konuşma yaparak şehitlerimiz kıymetli ailelerine hitaben şunları söyledi: CANINI ORTAYA KOYAN YİĞİTLER SADECE BİR SAVAŞ KAZANMADI, BİR ULUSUN ONURUNU DÜNYAYA GÖSTERDİ Bu anlamlı gün vesileyle vatanımız ve milletimiz, istiklal ve istikbalimiz için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi şükran ve minnetle yâd ediyorum. Siz değerli misafirlerimizin şahsında, şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakâr ailelerine, buradan saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. Bugün, aziz şehitlerimizi anarken aynı zamanda 110 yıl önce Çanakkale’de bir milletin kaderinin yazıldığı o muhteşem zaferin gururunu bir kez daha yaşıyoruz. Zira 18 Mart 1915’te, vatan toprağını savunmak için canını ortaya koyan yiğitler, sadece bir savaş kazanmadı; bir ulusun onurunu, direncini ve ruhunu tüm dünyaya gösterdi. O gün, Çanakkale’nin sularında dalga dalga yükselen cesaret toprağa düşen her damla mukaddes şehit ve gazi kanıyla birleşti ve bir milletin esarete direnişinin de sembolünü oluşturdu. Büyük bir adanmışlık duygusuyla cepheye koşan, iman dolu göğsünü kurşunlara siper ederek “Çanakkale geçilmez!” diyen Mehmetçiğin bu sözü, yalnızca bir slogan değil, vatan-millet-bayrak için bir yemin, bir ant oldu. Ezineli Yahya Çavuş, bir avuç yiğidiyle destan yazarken Seyit Onbaşı, omzunda taşıdığı en ağır top mermisiyle düşmana meydan okudu. Anafartalar’da Mustafa Kemal’in “Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum.” emri, “Bağımsızlık benim karakterimdir.” diyen asil milletimizin haykırışı oldu. ASİL MİLLETİMİZ, İŞGALE BOYUN EĞMEYECEĞİNİ TÜM DÜNYAYA GÖSTERDİ Gönül coğrafyamızın her köşesinden gelerek millî ve manevi değerlerimiz uğruna şehadet şerbeti içen nice kahramanlar, kutsal vatan toprağına kök saldı. Anaların ve babaların dualarıyla büyüttüğü fidanların vatan savunması için gösterdikleri cesaret, asil milletimizin işgal ve esarete asla boyun eğmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. Onların kahramanlık ve fedakârlıkları, milletimizin gönlünde ve hafızasında sonsuza kadar yaşayacaktır. Bu vesileyle Çanakkale’yi Türk tarihine altın harflerle yazdıran başta Anafartalar kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere yaşadığımız toprakları bizlere vatan kılan ecdadımızı rahmet ve şükranla yâd ediyorum. BU RUH, ASİL MİLLETİMİZİN KARAKTERİNDE EBEDİYEN VARLIĞINI SÜRDÜRECEK Ezanımız dinmesin, al bayrağımız inmesin diye vatan ve millet sevdasıyla Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Millî Mücadele’de, Sakarya’da ortaya konan mücadele ruhu; aynı şekilde Kıbrıs’ta, terörle mücadele operasyonlarında ve 15 Temmuz’da da tezahür etmiş, şehit ve gazilerimizin kahramanlıkları tarihe nakşolunmuştur. Kimsenin şüphesi olmasın ki bu ruh, asil milletimizin karakterinde ebediyen varlığını sürdürecektir. ÜLKEMİZ, GÜVENLİK MİMARİSİNİN VAZGEÇİLMEZ BİR ÜYESİ HÂLİNE GELDİ Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihî dönemde, kahraman ecdadımızdan aldığımız ilhamla, ülkemizi daha güçlü ve aydınlık yarınlara ulaştırmak için çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Tüm dünyada jeopolitik gerginliklerin tırmandığı ve çatışmaların arttığı bir süreçte, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde yürütülen etkin diplomasiyle de ülkemiz, müzakere masalarının ve dünya güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi hâline gelmiştir. Türkiye olarak bölgemiz başta olmak üzere geniş bir coğrafyada barış ve istikrarın hâkim olması için yoğun gayret sarf ediyoruz. Ülkemiz, bölgesel krizleri çözmede büyük bir deneyime sahiptir. Öyle ki Ukrayna’daki savaştan Kafkasya’daki istikrasızlığa, Afrika’daki anlaşmazlıklardan Libya iç savaşının çözümüne kadar üstlendiğimiz yapıcı inisiyatif ve çatışmaları önlenme çabası, Türkiye’nin dünya barış ve istikrarına katkıda bulunma kabiliyetini açıkça ortaya koymuştur. Ülkemizin etki ve ilgi alanının böylesine genişlemesinde ve çok önemli misyonlar üstlenmesinde elbette Türk Silahlı Kuvvetlerimizin de büyük payı vardır. Kahraman ordumuz; ▪️Hudutlarımızda ve terör örgütleriyle mücadelede, ▪️Denizlerimizde ve semalarımızda, ▪️ Uluslararası güvenlik, barış ve istikrarın sağlanmasında, ▪️Ayrıca, geniş çaplı tatbikatların icrasında tüm vazifeleri layıkıyla yerine getirmekte, büyük başarılar elde etmektedir. Gazi ve muzaffer Türk ordusunun bu şekilde güçlü, etkin ve caydırıcı varlığı milletçe vatan topraklarımızda huzur ve güvenlik içerisinde yaşamamızı sağlamaktadır. Şu hususu özellikle vurgulamak isterim: Ordumuzun sahip olduğu yüksek operasyonel tecrübe, muharebe kabiliyeti ve modern teçhizat kapasitesi pek çok ülke tarafından gıpta ile takip edilmektedir. Bu da şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerimizi pek çok coğrafyada güvenlik ve istikrar için vazgeçilmez bir aktör hâline getirmektedir. TERÖR ÖRGÜTÜ VE UZANTILARI, SİLAHLARINI TESLİM ETMELİ Sizlerin de bildiği üzere uzun yıllar gündemimizin ilk sırasında hep terörle mücadele olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, tarih boyunca olduğu gibi ülkemizin birlik ve bütünlüğüne yönelen her türlü tehdide karşı büyük bir kararlılıkla mücadele etmiş; kendisine verilen her türlü vazifeyi başarıyla yerine getirmiştir. Güvenlik güçlerimizin topyekûn ortaya koyduğu bu mücadele ve operasyonlar sayesinde terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılarak kritik bir aşamaya getirilmiştir. Bugün geldiğimiz noktada; Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olduğunu itiraf eden örgütün; terörle bir yere varılamayacağını, ömrünü tamamladığını ve kendisini feshetmekten başka çaresinin olmadığını geç de olsa anlaması kayda değerdir. Ancak, terör örgütü PKK ve farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları -nerede olduklarından bağımsız olarak- bir an önce fesih kararını almalı, derhâl ve koşulsuz olarak silahlarını teslim etmelidirler. Aksi yöndeki hiçbir açıklama ve eylemin bir karşılığı yoktur ve olmayacaktır. ATEŞKES ASLA SÖZ KONUSU DEĞİL Bu kapsamda ateşkes gibi metinde yer almayan hususlar gündeme getirilmemelidir. Zira böyle bir şey asla ve asla söz konusu değildir. Nihai hedefimiz; 85 milyon vatandaşımızın ortak temennisi olan terörün sona ermesi, terör örgütlerinin tamamen tasfiye edilmesi ve ülkemize yönelik her türlü tehdidin ortadan kaldırılmasıdır. Bu yüzden sürecin sabote ve suistimal edilmesine veya uzatılmasına müsaade edilmeyecek, temkinli ve rasyonel bir yaklaşım esas alınacaktır. Devletimizin engin tecrübesi ve basiretine hepiniz güvenin ve müsterih olun. ŞEHİT AİLELERİMİZ VE GAZİLERİMİZ MİLLETİMİZİN BAŞ TACI OLDU Malumunuz olduğu üzere ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını tüketen terör, hepimize büyük acılar yaşattı. Bu süreçte hiçbir zaman yılmadık, asla pes etmedik. Çanakkale’de yedi düvele karşı nasıl kahramanca mücadele verdiysek arkasında birçok karanlık odağın olduğu terör örgütlerine karşı da aynı kararlılıkla mücadele verdik. Bu mücadelenin kahramanı olan her bir şehidimiz, milletimizin kalbinde sonsuza dek yaşayacak birer destan, her bir gazimiz ise cesaret ve fedakârlığın timsalidir. Nitekim bugün önemli bir süreç yaşanıyorsa ve tarihî bir adım atılacaksa, anlaşmazlıkların çözümü, aldatılmış olanların kazanılması, terörü türlü bahanelerle kendi amaçları doğrultusunda kullananların emellerine bir son verilmesi durumuna gelinmişse bu ağır bir bedel karşılığında olmuştur. Bu ağır bedelin yükünü üstlenen şehit ve gazilerimiz ile yaşananların en yakın tanığı olan siz şehit ve gazi ailelerimiz de fedakârlığınız, sabrınız ve vakur duruşunuzla milletimizin baş tacı oldunuz. Acılarınızı yüreğinizde taşırken bile dimdik ayakta duran sizler, hepimize metanetin ne demek olduğunu bir kez daha gösterdiniz. Devlet ve millet olarak her zaman yanınızda olmak boynumuzun borcudur. Sizlerin ve kahraman gazilerimizin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarınızı yükseltmek için Sayın Cumhurbaşkanı’mızın ortaya koyduğu vizyon çerçevesinde devletimiz, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın koordinatörlüğünde yoğun bir gayret sarf etmektedir. Bundan sonra da devletimizin tüm kurumlarıyla yakın bir iş birliği içerisinde, sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz. DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE’Yİ HEP BİRLİKTE İNŞA EDECEĞİZ Bölgemizde haritaları değiştirmek isteyenlerin emellerini boşa çıkarmak için her zamankinden çok daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacımızın olduğu bir dönemden geçtiğimizi unutmamalıyız. Kardeşliğimizi, birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirmek için elimizden gelen gayreti gösterecek, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında daha güçlü bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Türkiye; özellikle son yıllarda, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın engin vizyonu sayesinde çok daha gelişmiş; çok daha güçlü ve gıpta edilen bir ülke konumuna ulaşmıştır. Ülkemizin her alanda elde ettiği bu başarıların korunması ve daha yüksek seviyelere çıkartılması temel önceliğimizdir. Bir kez daha ifade etmek isterim ki başarıya ulaşma yolunda en büyük ilham kaynağımız; vatanı ve milleti için canını seve seve feda eden aziz şehitlerimiz ve bu uğurda gazilik mertebesine ulaşan kahraman gazilerimizdir. Asil milletimizin, söz konusu vatanı olduğunda her şeyden geçmeyi göze alabilen cesur ve yiğit evlatları var oldukça mukaddes vatanımız, ebediyen Türk yurdu olarak kalmaya devam edecektir. Bu vesileyle; ▪️Türk milletinin kutlu yürüyüşünde ordumuzun temellerini atan Mete Han’dan Malazgirt’te Anadolu’nun fetih kapısını açan Sultan Alparslan’a, ▪️Çağ kapatıp yeni bir çağı başlatan Fatih Sultan Mehmet’ten Millî Mücadele’mizin önderi ve Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ülkemizin, ordumuzun gücüne güç katan tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Onların emaneti olan şanlı ordumuz; mazisinden aldığı ilhamla, ebediyete kadar bu toprakların teminatı olmaya devam edecektir. Sözlerime son verirken aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle gerek törenin düzenlenmesinde gerekse sahne gösterisinin icrasında başta Millî Savunma Bakanlığı Armoni Mızıkamız ve Mehteran Birliğimiz ile katkılarından dolayı değerli solistlerimize ve emeği geçenlere teşekkür ediyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

79,465 Aufrufe • vor 1 Jahr