Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Tülay Hatimoğulları: “CHP’ye mutlak butlan kararı demokratik ve sivil alanı komple tehdit etmektedir. YSK kendi görevini ve yetki alanlarını gasp ettirmiştir. Mahkemeler yetkilerini aşmışlardır”

22,497 views • 3 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

📌CHP’de yaşananlar neden “parti içi mesele” değil?👇 ♦️Muhalefet aktörleri otoriterleşme süreçlerinde yalnızca baskıya maruz kalan edilgen aktörler değildir. Daralan siyasal alan içinde yaptıkları tercihler, rejimin yönünü ve sınırlarını da etkiler. Bazı tercihler otoriterleşmeye karşı direnç üretirken, bazıları rejimin kurduğu oyun alanını fiilen kabul eder ve yeniden üretir. ♦️Bu nedenle otoriterleşmeye katkı her zaman iktidara açık destekle gerçekleşmez. Bazen rejimin dayattığı hukuki ve siyasi çerçeveyi meşru bir zemin gibi kabul etmekle başlar. Bazen de kişisel ya da hizipsel hedeflerin, demokratik meşruiyetin ve seçmen iradesinin önüne konmasıyla derinleşir. ♦️Bugün Türkiye’de CHP’nin başına gelenler de bu açıdan okunmalı. Partinin kendi üyeleri ve seçilmiş organları tarafından üretilmiş siyasal iradenin yargı eliyle yok sayılmasına rıza gösterilmesi meseleyi parti içi bir tartışma olmaktan çıkarıyor. (Bunun farkında olunmadığını sanmıyorum) ♦️Çünkü mesele kimin genel başkan olacağı değil; bir siyasi partinin kendi kararlarını alabilme kapasitesinin mahkeme kararıyla askıya alınabilmesidir. Bu da CHP’nin yönetiminin belirlenmesinin ötesinde. Türkiye’de seçimlerin, parti içi demokrasinin ve muhalefetin iktidar alternatifi olma kapasitesinin fiilen yok edilmesi anlamına gelir. “Mutlak butlan” kararı gelmeden hemen önce konuşmuştuk. Otoriterleşme yalnızca iktidarın baskı araçlarıyla değil, muhalefet içindeki aktörlerin bu baskı düzeni karşısında aldıkları pozisyonlarla da ilerler.

Seren Selvin Korkmaz

36,638 views • 4 months ago

Kararda konu "Parti" olarak değil, "dernek" olarak geçiyor! Bitmedi! Mutlak butlan kararını yapay zeka ile yazmışlar. Evet Süheyl Batum hocamız önemli bir noktaya değinmiş dün Feti Yıldız yazıp sildiği konuyu anlatmış. Partiler kendi yasaları olan “siyasi partiler” yasası ile yargılanmalı. Asliye Hukuk Mahkemeleri bu yüzden yetkisizdir. Birinci derece mahkemeleri bu nedenle görevsizlik verdi “Butlan” kararı almadı. Kapı kapı gezip birinci derece mahkemelerden istediklerini alamayanlar şimdi bir mühendislik yapıp istinafdan bu “Butlan”kararını çıkardı. Yargıtay bu kararı bozacak bu garabete bir son verecektir. Fakat bu süreçte hukuki bir garabetin arkasına saklanıp hem CHP içindeki küçük bir azınlık kendine göre hesaplaşacak. Hemde saray bu mühendislik arkasına saklanıp seçimlere rahat gitmeyi planlamaktadır. Bu CHP’nin iç meselesi gibi görülsede sarayın planıdır ve Akparti bu işin muhattabıdır. Ak partiyi bu işin içinden sıyırmak isteyenler vardır,fakat bu böyle olamayacaktır. Bu dönemde net olamayan herkes yarın ne anlatırsa anlatsın bir değeri olmayacaktır. Bu çerçevede Özgür Özel CHP’nin seçilmiş, mazbatası olan lideridir. Kayyım Kemal Kılıçdaroğlu siyasi partiye dernek diyen istinaf mahkemesinin yarın yargıtaydan dönecek olan yok hükmünde bir kararla saray tarafından atanmış alt yapısını hazımsız,gözünü nefret bürümüş dışlanmış sözde partili olanların alt yapısını hazırladığı siyasi bir kararla orada oturmaktadır. TC vatandaşları bunu bilerek bunu görerek hareket etmektedir ve demokratik tepkisini göstermektedir. CHP’nn şu dakikada bile 7/24 il binalarında Özgür özele destek verenler partili olsun olmasın vatandaş nöbet beklemekte tepkisni göstermektedir. Bu insanlar ve ülkemiz eninde sonunda sandık geldiğinde kazanan olacaktır.

Barış Cenk Akkaya

45,455 views • 4 months ago

CHP’de mutlak butlan için yaklaşık ispat şartı oluşmuştur. Arınma süreci başlıyor! İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde İBB soruşturmasını yürüten bugünkü Adalet Bakanımız Sn Akın Gürlek, İBB iddianamesinde CHP’nin bir klik tarafından nasıl ele geçirildiğini detaylı bir şekilde anlatmıştı. O iddianameyi oluşturan delilleri inceleyen İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi ise demokratik seçimin zaafiyete uğratıldığına dair yaklaşık ispat şartının gerçekleştiğini belirterek Gürsel Tekin’i geçici görevlendirme ile CHP İstanbul İl Başkanı olarak yetkilendirmişti. Birlikte analiz edelim. İBB iddianamesinde anlatıldığı gibi CHP “devletin kaynaklarını kullanan Susurluk benzeri bir klik” tarafından ele geçirildiyse eğer sonrasında da bu kliğin çıkarlarına uygun bir şekilde hareket etmesi ve parti örgütünü işlevsizleştirmesi gerekir. Peki, öyle mi oldu? Evet, tam olarak öyle oldu. gürkan hacır ile #TaksimMeydanı’nın bu akşamki yayınında Zoom toplantısının ardından koltuğa oturan Silivri’nin Atanmış Genel Başkanı Özgür Özel’in faaliyetlerini özetledim. Özel Genel Başkanlığı süresince neler yaptı? - İlk olarak önseçimi lağvetti. Örgütten hiçbir aday temsiliyet hakkı elde edemeyince sadece “kliğin onay verdiği adaylar” yerel yönetimlerde ve parti yönetimlerinde görev ve yetki aldı. - Üyelerin ve örgütün katılamadığı, PM’ye fiilen aday olma imkanı bulamadığı, basına bile kapalı kurultaylar gerçekleştirdi. - İl ve ilçe örgütlerini, PM ve MYK'yı işlevsizleştirdi. CHP adına kararların kapı kapılar ardında kimler tarafından alındığını kimse bilmiyor. - Ekrem İmamoğlu, genel başkan olarak atadığı Özgür Özel tarafından Cumhurbaşkanı adayı ilan edildi. - İmamoğlu gözaltına alınınca Özel tarafından toplumsal sorumluluğu göze alınarak onu serbest bıraktırmak için sokak çağrısı yapıldı. - Özel yönetiminin belirlediği yerel seçimlerdeki belediye başkan adayları yolsuzluk soruşturmaları ile anıldı, birçoğu operasyon geçirip tutuklandı. - 19 Mart’tan sonra operasyon olan her belediyede CHP kurumsal kimliği aracılığı ile bu adaylara sahip çıkıldı. - Partinin tüm kaynakları İmamoğlu’na özgürlük mitinglerine aktarıldı. - "CHP’yi yolsuzluklara kalkan yapmayın" diyen parti il ve ilçe başkanları partiden ihraç edildi. - En gayriahlaki durumları ortaya çıkan belediye başkanları için ise kliğin çemberinde olduğu için disiplin işlemleri uygulanmaktan kaçınıldı. - Disiplin kurulunun başındaki milletvekili de İBB davası sanıklarındandı. Ezcümle, fiili durumda CHP’nin mevcut yönetimi tüm görev süresi boyunca ancak CHP’nin ele geçirilmesi hâlinde vermesi beklenen tepkiyi vererek hareket etti. Tüm bu nedenlerle dahi tedbirli mutlak butlan için de İstanbul kararında olduğu gibi yaklaşık ispat şartı gerçekleşmiştir. Partinin ele geçirilirken rüşvet olarak verilen paraların / menfaatlerin kaynağı olarak İstanbullular için devlet kaynaklarından tahsis edilen İBB’nin bütçesi olması da yine ayrıca bu davaların konularını teşkil etmektedir. Mutlak butlan kararı çıkınca hiçbir sponsorun ya da yabancı istihbarat örgütünün bir sistem partisini ele geçirmeye niyetlenmemesi için caydırıcılık inşa edilmiş olacaktır. CHP en kısa sürede yolsuzlukların verdiği hicaptan kurtulacak ve Sn Kemal Kılıçdaroğlu’nun on üç yıllık Genel Başkanlık perspektifiyle arınma süreci başlatılacaktır. Pisliği butlan temizleyecektir.

Ece Sevim

23,556 views • 4 months ago

🔴 BU NE YAMAN ÇELİŞKİ? 👉🏻 Kemal Kılıçdaroğlu ne dava açtı ne de mağdur sıfatıyla çağrıldığı mahkemeye giderek CHP’yi mahkeme koridorlarında tartıştırdı. 👉🏻 Defalarca şunu söyledi: “Mutlak butlan kararı çıkarsa ve ben görevi kabul etmezsem, partiyi kayyuma teslim ederler. Ben, 13 yıl genel başkanlığını yaptığım partimi kayyuma teslim etmem.” Neden mi? 👉🏻 CHP zarar görmesin diye… ✊ Kemal Kılıçdaroğlu; hileyle, rüşvetle ve kirli pazarlıklarla kaybettiğini düşündüğü kurultayın ardından görevi teamüllere uygun şekilde devretti. 👉🏻 2,5 yıl boyunca ne partiyi bölmeyi düşündü ne de partisi aleyhine konuştu. 🔴 Satılmış medya ve troller aracılığıyla yürütülen itibar suikastlarına rağmen… Neden mi? 👉🏻 CHP zarar görmesin diye… 🔴 Buna karşılık Özgür Özel ve ekibi; 👉🏻 Görüşme taleplerini reddetti. 👉🏻 Partinin genel merkezine milletvekillerini almadı. Genel merkez binasını harabeye çevirdiler. 👉🏻 CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na “hain” sloganları attırarak hem kendisine hem de CHP’ye zarar verdi. 👉🏻 Hâlâ partinin ve genel başkanın itibarını zedelemeye devam ediyor. ✊ Aradaki fark çok açık: 👉🏻 Biri her şartta CHP zarar görmesin dedi. 👉🏻 Diğerleri ise kendi siyasi hesaplarını CHP’nin önüne koydu. ✊ Siz ey CHP’nin öz evlatları; 👉🏻 CHP’nin yıpratılmasına daha ne kadar izin vereceksiniz? 👉🏻 Kemal Kılıçdaroğlu’na mı gücünüz yetiyor? 🔥 CHP kişilerden ve koltuklardan büyüktür. Vefa, ahlak ve vicdan kaybedildiğinde; geriye sadece kişisel hesap kalır. CHP 🇹🇷 Kemal Kılıçdaroğlu Özgür Özel Atakan Sönmez GELİYORUZ…

Sait Oğuz: CHP üyesi, Öğretmen.

17,073 views • 3 months ago

Türk Yargı Sisteminin Röntgenini Çeken Savunma! ⚖️25 Mart 2026 tarihinde Büyük Daire’de duruşması yapılan Kavala/Türkiye (No.2) davasında, kamuoyu Hükümet avukatının çok tartışılan "tuzlu poğaça" savunmasına odaklanmışken; Osman Kavala’nın avukatı Prof. Dr. Philip Leach, siyasi yönü ağır basan tüm davaların adeta röntgenini çeken tarihi bir savunma yapmış ve şu hususlara yer vermiştir: 📍17 farklı uluslararası müdahil, bu davanın hukuki bir süreçten ziyade sistematik bir baskı aracı olduğunu tescil etmiştir. 📍Muhalifler, gazeteciler ve hak savunucuları, sadece fikirlerinden dolayı hukuki ve idari bir kuşatma altına alınarak sistematik bir kriminalizasyon süreciyle tasfiye edilmektedir. 📍Siyasi açıdan hassas davalarda görev yapan hakim ve savcılar, bizzat Cumhurbaşkanı ve bakanların kamuoyu önündeki açık talimatları ve doğrudan baskıları nedeniyle bağımsız karar alma yetilerini tamamen kaybetmiştir. 📍Hakimler ve Savcılar Kurulu üzerindeki mutlak hükümet kontrolü, yargı mekanizmasını iktidara sadık isimlerin kilit rollere getirildiği bir ödüllendirme ve cezalandırma sistemine dönüştürmüştür. 📍Alt mahkemeler ve Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi kararlarını açıkça hiçe sayması, Türkiye’de anayasal güvencelerin ve hukuk hiyerarşisinin fiilen ortadan kaldırıldığının en somut kanıtıdır. 📍Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, hükümet yetkililerinin açık direniş çağrıları ve 'kararı tanımıyoruz' minvalindeki açıklamalarıyla sistematik olarak baypas edilmektedir. 📍Sağlam bir hukuki temelden yoksun, somut suç unsuru içermeyen ve sadece demokratik faaliyetleri hedef alan aşırı uzun iddianamelerle yargı süreci bir cezalandırma yöntemine dönüştürülmüştür. 📍Mahkemelerce verilen tahliye kararlarının, eş zamanlı olarak çıkarılan yeni ve içi boş tutuklama emirleriyle boşa çıkarılması, ceza adaleti sisteminin bariz ve kasıtlı bir istismarıdır. 📍Anayasa Mahkemesi artık bu davada etkili bir yol değildir; çünkü verdiği kararlar alt mahkemelerce defalarca reddedilmiş ve AYM'nin kendi kurumsal otoritesi sarsılmıştır. Yargıtay’ın, Anayasa'yı uygulayan dokuz AYM üyesi hakkında suç duyurusunda bulunması, yüksek yargı organları arasındaki hukuksal bağın koptuğunu ve sistemin tamamen tıkandığını göstermektedir. 📍Karara bağlanmayan başvurular ve açıklanamayan aşırı gecikmelerle Anayasa Mahkemesi, hak ihlallerini durdurmak yerine bu ihlallerin sürdüğü bir bekleme odası haline gelmiştir. 📍Hükümetin 2013 yılındaki eski kararlara sığınması beyhudedir; 2018 anayasa reformları sonrası ortaya çıkan otoriter yargı pratiği, eski içtihatları bu dava için tamamen geçersiz kılmaktadır.👇👇👇

Dr. Ufuk YEŞİL

69,356 views • 5 months ago

İKİ ŞOFÖR KONUŞURSA ÖZGÜR TUTUKLANABİLİR! MUHİTTİN’İN 20 MİLYONU, ÖZGÜR’Ü ARTIK HER AN EKREM’E KOMŞU YAPABİLİR! MİLLETVEKİLLİĞİ KURTARMAZ! HOŞGELSİN BAY KEMAL! İki arabayla ve 20 milyon dolarla Antalya’dan Manisa’ya giden Muhittin Böcek’in şoförleri bugün Antalya’da gözaltına alınıp, İstanbul’a getirildi!.. Yani buyrun cenaze namazına… Şimdi Özgür Özel için uykusuz geceler başlıyor. İki şoför, Aydın Günaydın ve Özer Aydın, İstanbul Başsavcılığı’nın emriyle getirtildi ve şu anda sorgulanıyorlar. Zaten Adalet Bakanı HTS kayıtlarını açıklamıştı. Şimdi de şahitler tüm detayları verdi mi, bırakın Özgür Özel’i, CHP tümden kapatılabilir! Ama daha önce dediğim başka bir durum var. İstinaftan her an mutlak butlan kararı çıkabilir. O zaman parti kapanmaz ve Kemal Kılıçdaroğlu partinin başına gelir. Sadece Özgür ve yandaşları mahvolur! Kişilerin parasal ve yolsuzluklar üzerinden kurduğu düzenden kurtulan CHP beklenen ana muhalefet partisi olma görevini yapmaya başlar. Özgür ne olur?.. Bir kere başka bir durum var. Bülent Arınç’la yaptığı görüşmeyle gündeme taşımam şart olan, darbe tutanaklarında kod adı “ECZACI” olan kişinin konusu da var!.. Ve Fetö ziyaretleri!.. Evinde 20 milyon dolar ele geçirilen bir Fetöcü kadını defalarca ziyaret etmesi… Vallahi Özgür, 20 milyon doları olmayanı tanımıyor galiba!.. Bir de dün New York’taki gizli evini söylemiştim ya, şimdi onu da bir avukatın üzerine yapmış, böyle saklanacağını sanıyor! Bakın, bu işler Ağır Cezalık ve Özgür Özel’i bu kez milletvekili olmak kurtarmaz. Anayasa’nın 14. Maddesi bu konuda açık… Ve medyadaki yalanlar… Kapki dönmüş-müş!.. Adamın zaten itirafları etkin pişmanlık için kabul edilmeyip, hapse geri gönderilmişti. Şimdi Özgür alenen yalan söylüyor, kendi medyası da çanak tutuyor. Tüm detaylar video’da… TAMAR TANRIYAR

Siberhabertv

71,529 views • 6 months ago

Ülkenin Hali! ⚖️Son yıllarda Türkiye’de yargı pratiğinin adeta muhalifleri susturmak için bir "sopa" ya dönüşmesi, önemli kişi ve kurumların Türkiye ile ilgili davalara en üst düzeyde müdahil olmalarına yol açmaktadır. Bunun örneklerinden birine, Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele ve İnsan Haklarının Korunması ve Teşvik Edilmesi Özel Raportörü Prof. Dr. Ben Saul'un Yasak/Türkiye davasına sunduğu üçüncü taraf görüşüyle şahit olmuştuk. ⚖️Son olarak Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty, AİHM Büyük Daire önündeki Kavala/Türkiye duruşmasında bizzat söz alarak Türkiye’deki hak ihlallerini; kişisel gözlemlerine, cezaevi ziyaretlerine ve kendisine sunulan raporlara dayandırarak mahkeme huzurunda anlatmıştır. Komiser’in ifadeleri, ülkedeki yargı uygulamalarının ve yaşanan hukuk krizinin adeta bir özeti niteliğindedir. 💬Komiser O’Flaherty’nin konuşmasında öne çıkan temel hususlar şunlardır: 📍Bu dava sadece Sayın Kavala’nın bireysel haklarıyla sınırlı olmayıp, Türkiye’deki insan hakları savunucularının karşı karşıya kaldığı süregelen yapısal zorlukların bir yansımasıdır. 📍Mahkemenin (AİHM) daha önceki Kavala kararında tespit ettiği üzere; uygulanan tedbirler Kavala’yı susturmak gibi makul şüphenin ötesinde bir "gizli amaca" hizmet etmiş olup, bu durumun hak savunucularının çalışmaları üzerinde "caydırıcı bir etki" oluşturması muhtemeldir. 📍Yapılan ziyaretler sırasında muhataplar; sivil toplum, hak savunucuları, avukatlar, gazeteciler ve muhalif siyasetçiler üzerindeki baskıların kesintisiz şekilde devam ettiğini bildirmektedir. 📍Ceza hukuku ve terörle mücadele hükümleri; şiddet içermeyen eylemler, eleştirel ifade, örgütlenme ve hak savunuculuğu gibi meşru demokratik faaliyetleri kapsayacak şekilde aşırı geniş yorumlanarak uygulanmaktadır. 📍Sunulan raporlara göre; yerel mahkemeler, iddia edilen davranışlar ile şiddet veya şiddete teşvik arasında somut bir bağ kurmadan ve yeterli gerekçe göstermeden ceza yargılamaları başlatma eğilimindedir. 📍Gazeteciler, siyasetçiler, avukatlar ve hatta sıradan vatandaşlar, sadece muhalif görüşlerini dile getirdikleri gerekçesiyle cezai soruşturmalarla karşı karşıya kalmaktadır. 📍Barolar ve hukuk profesyonelleri mesleki faaliyetleri nedeniyle baskı altındadır; insan hakları dernekleri ise savunuculuk faaliyetlerinin "suç delili" sayıldığı keyfi denetimler ve yargısal kısıtlamalardan muzdariptir. 📍İfade ve toplanma özgürlüğüne dair mahkeme kararları 9 ila 20 yıldır Bakanlar Komitesi önünde infaz edilmeyi beklemekte olup, bu durum bugün tekrarlanan ihlallerin temel sebebidir. 📍Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısını ve seçim usulünü değiştiren yasal düzenlemeler; Venedik Komisyonu tavsiyelerine ve uluslararası standartlara ters düşerek yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını daha da kötüleştirmiştir. 📍Aşırı uzun iddianameler, hukuki analiz ve delil kalitesindeki eksiklikler, gizli tanık kullanımı ve birbiriyle örtüşen çoklu davalar, hukuk güvenliğini ve öngörülebilirliği tehdit etmektedir. 📍AYM bireysel başvuruları incelemede yavaştır ve özellikle özgürlükten yoksun bırakma davaları bu Mahkemenin (AİHM) kriterlerine uygun bir hızda ele alınmamaktadır. 📍Son zamanlarda AYM kararlarının alt mahkemelerce tanınmadığı örnekler yaşanmaktadır; Can Atalay ve Tayfun Kahraman davaları bu durumun en somut örnekleridir. 📍Türkiye’deki hak savunucularının mevcut durumu ile "adaletin kötü yönetimi" sorunları bu davayla son derece ilgili olup, Mahkemenin bu hususları dikkate alması gerekmektedir. 👇👇Michael O'Flaherty

Dr. Ufuk YEŞİL

19,376 views • 5 months ago

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi Gül Çiftci aleni bir şekilde gerçeğe aykırı bilgiyi, bilerek veya bilmeyerek alenen yayıyor. Kendisiyle bir akrabalığım yoktur. Parti kongre/kurultaylarinda Siyasal Partiler Kanunu'na göre seçimin devamı sırasında yapılan işlemler ile tutanakların düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde seçim sonuçlarına yapılacak itirazlar hâkim tarafından aynı gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır, hükmü mevcuttur. Bu incelemede, Hâkim, seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama nedeniyle seçimlerin iptaline karar verebilmektedir. Kritik soru şudur: Parti Kongresi’nde yapılan seçimlerde seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama, 2 günlük itiraz süresi geçtikten sonra öğrenilirse ve somut delillerle tespit edilirse, hukuki bağlamda ne yapılacaktır? Parti Kongresi’nde yapılan seçimlerde seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde usulsüzlük yaparak parti genel başkanlığı ile yönetim organlarına seçilmiş olanlar için artık itiraz süresi geçmiştir, denilerek soğuk su içilmesi ve bu şekilde elde edilen seçim sonuçları kabul mü edilecektir, yoksa demokratik bir hukuk devletinin gereği olarak başvurulabilecek hukuk yolları mevcut mudur? Hem seçimlere hile karıştırılması bakımından ceza yargılamasının hem de hukuk yargilamasinin yolu vardır. 1630 sayılı Dernekler Kanunu’nun “Cemiyetler ve Dernekler kanunlarına yapılan atıflar” konulu 34. maddesi “……Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde aynı konuları düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerine atıf yapılmış sayılır.” denilmektedir. 4721 saylı Türk Medeni Kanunu’nun “DERNEKLER” ana başlığı altında yer alan 83. maddesi “ Genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar saklıdır.” der ve süreye bağlı olmaksızın iptal davasını olanaklı hale getirir. Yine, Asliye Hukuk Mahkemeleri'nin görevli ve yetkili oldukları da yazılıdır. Hukuki işlem, kurucu unsurlarından yoksunsa, yok hükmündedir. Ahlaka, kamu düzenine, emredici hukuk kurallarına açık aykırılıklar da mutlak butlan sebebidir. Sandık kurullarının usulsüz teşkili, hileli oy kullanımı, rüşvet veya menfaat teminiyle iradenin yönlendirilmesi de, bu kapsamdadır. Bu durumlar hem ceza hukuku hem de medeni hukuk bakımından yokluk veya mutlak butlanla hükümsüzlük doğurur. Bu bağlamda, Asliye Hukuk Mahkemeleri'nin yetkisiz olduğunu ifade etmek ve kararlarının yok hükmünde olduğunu söylemek, mutlak butlan verilemeyeceğini ileri sürmek halka yanıltıcı bilgiyi alenen yaymaktır. Gerek İstanbul İl Kongresi'yle ilgili dosyada gerekse de 38.Olağan Kurultay'la ilgili dosyada yer alan somut deliller sonucu etkileyecek şekilde delegelere rüşvet veya menfaat temin edildiğini ispatlıyor mu, ispatlamıyor mi? Bakılması gereken husus budur. CHP'nin şaibeli kurultay ile yönetim koltuklarında oturduklari ileri sürülen yöneticileri, yurttaşlari kör, sağır ve aptal zannediyorlar herhalde ve Türk ulusu adına yetki kullanan Mahkemelere karşı halkı, yalan bilgiyi yatarak, kin ve düşmanlığa tahrik ediyorlar, kendi hileli işlerinin üzerini örtmeye yelteniyorlar. CHP TBMM CHP 🇹🇷 T.C. Adalet Bakanlığı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İstanbul Emniyet Müdürlüğü T. C. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Barış Yarkadaş Barış Terkoğlu Barış Pehlivan Alican Uludağ Murat Çultu @0634Journalist CHP Ayşe Korkmaz Bülent Gürsoy @_ozgedemir_ Hukuk Mücadelesi Yürütenler Grubu @Ysf34K Cengiz Sarıyer Leyla SERİN KIRIK Atakan Kaya Türkiye Barolar Birliği Halk TV Kürşad Oğuz Şaban Sevinç

Doç.Dr.Kemal Çiftçi

36,835 views • 1 year ago

SAYIN ADALET BAKANI YARGININ İÇİNDEN GELDİĞİNİ, SORUNLARI BİLDİĞİNİ VE ÇÖZECEĞİNİ IFADE ETMEKTEDIR. PEKİ KENDİSİNIN YARATTIĞI SORUNLARI KİM ÇÖZECEK? Sayın Adalet Bakanı, katıldığı bir yayında "Ben yargı uygulamasından geliyorum. Uygulamayı da sorunları da biliyorum. Bunların çözümü için adım atacağım" dedi. Buradan, Diyarbakır’dan sesleniyorum: Sayın Bakan’ın bizzat kendi uygulamalarıyla ortaya çıkan sorunları kim çözecek? Kendisine ilişkin yargı pratiğini çok yakından takip ettik. Ağır Ceza Mahkemelerindeki görevleri sırasında verdiği kararları, adil yargılanma hakkına yeterli özeni göstermediğini, savunma hakkını gerektiği gibi dikkate almadığını; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bakımından ciddi ihlallere yol açan uygulamalarını biliyoruz. Daha sonra yürüttüğü başsavcılık görevindeki pratiği ve bunun yargı üzerindeki etkileri de ortadadır. Dolayısıyla Sayın Bakanın uygulamalarıyla ortaya çıkan ciddi bir hak ihlalleri tablosu bulunmaktadır. Yargı tarihimizde örneği zor görülecek şekilde, aynı yargı çevresinde eşit dereceli mahkemeler arasında bir hâkimin sürekli yer değiştirmesi; kritik dosyalarda belirli bir pratiğin sürdürülmesi için mi? Bu kararlar Anayasa Mahkemesi’ne taşınmadı mı? Taşındı. Hak ihlali kararları verilmedi mi? Verildi. Bir kısmı hala Anayasa Mahkemesi’nde değil mi? Peki kendisi, görevdeyken bu kararlara uydu mu? Hayır, uymadı. Şimdi o pratiğin sahibi bir isim olarak Adalet Bakanlığı görevinde bulunuyor. Avukatlık mesleğinin ilk yıllarından, baro başkanlığı döneminden beri şunu biliyorum; eğer bir avukat meslek ilkelerine aykırı davranmışsa, disiplin hükümleri bellidir ve gereğini barolar yapar. Ancak münferit örnekleri genelleştirerek, bağlamından koparılmış kararları dayanak göstererek mesleğin tamamını hedef almak kabul edilemez. Anayasa Mahkemesi kararlarını örnek gösteriyorsunuz. Peki görevdeyken uymadığınız, bugün de uygulanmayan Anayasa Mahkemesi kararları ne olacak? Kötü bir örnek için AYM içtihadını referans gösterirken, herkesin bildiği ve takip ettiği ihlal kararlarına neden uyulmuyor? Sayın Bakan artık bir yargıç değil, siyasetçidir. Dolayısıyla eleştiriye açık olmak zorundadır; ağır eleştirilere de açık olmak durumundadır. Öncelikle kendi döneminde ortaya çıkan ağır hak ihlallerini gidermeye dönük somut bir irade ortaya koymalıdır. Bizzat tanığı olduğum örnekler var. İşkence iddiası bulunan bir dosyada avukatlar, İstanbul’daki adliyede savcıya ulaşamıyor; savcının katibine dahi erişemiyor. Tüm bu pratikleri biliyoruz ve yakından takip ediyoruz. Sayın Bakan’a bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Avukatlık mesleğinin yetki alanını daraltacak uygulamalardan uzak durun. Varsa münferit ve somut kötü örnekler, bunları ilgili barolara bildirin. Hukukun üstünlüğünü güçlendirmek, meslek örgütlerini zayıflatmakla değil; hak ve özgürlük alanlarını genişletmekle mümkündür. T.C. Adalet Bakanlığı

Sezgin Tanrıkulu

16,125 views • 7 months ago

BASIN AÇIKLAMASI* *Kamuoyuna, Meslektaşlarımıza ve Basına Önemli Bilgilendirme* Hekim Birliği Sendikası, yaklaşık 30 bin hekimin iradesini temsil eden demokratik bir sivil toplum kuruluşudur. Yetkisiz kişiler tarafından yapılan antidemokratik ve kurumsal yapıyı zedelemeye yönelik girişimler, yargı nezdinde de karşılık bulmuştur. Bu kişiler, basın açıklamasını engellemeye çalışacak kadar ileri giderek, maalesef kurum içinde kaos oluşturma çabasına girmiştir. Özetlemek gerekirse, dört eski Merkez Yönetim Kurulu üyesinin, üst üste katılmadıkları toplantılar nedeniyle üyeliklerinin düşürülmesinin ardından, kurumsal yapıya zarar veren ve kamu güvenini zedeleyen hukuksuz eylemlerde bulundukları tespit edilmiştir. Bu kişilerin, kamu ve hekimlik ortak çıkarları yerine kişisel çıkarlarını ön plana koyarak kurumsal yapıya zarar vermeye çalıştıkları anlaşılmıştır. Nitekim, mali kullanım yetkileri de görevlerinin düşmesi ve hukuki kararlar doğrultusunda bloke edilmiştir. Demokratik teamüllere uygun şekilde yerlerine seçilen yeni yönetim kurulu üyeleri, Merkez Yönetim Kurulu'nda görevlerine başlamıştır. Bu yeni ekip, kurumsal yapının korunması ve hekimler ile birlikte hasta haklarının da savunulması adına çalışmalarına devam etmektedir. Kamu sağlığı ile milletimizin ve hekimlerimizin çıkarları doğrultusunda iyileştirmeler yapmak için kararlılıkla çalışmaktadırlar. Yargı, sendikamızın tüzel kişiliği üzerinde yürütülmeye çalışılan tüm gasp girişimlerini kararlı biçimde durdurmuş ve ayrı ayrı kararlarla hukuksuz işlemleri engellemiştir. *Yargıdan Üst Üste 3 Karar ile Gerçek Dışı Belgelerle Yürütülen Girişimlere Geçit Verilmedi!* Hekim Birliği adına yapılan hukuk mücadelemiz sonuçlarını vermeye devam ediyor. İzmir 4. İş Mahkemesi, sendikamızın iradesine yönelik hukuka aykırı müdahaleleri, sahte belge düzenlemelerini ve meşru olmayan işlemleri geçici değil kararlı biçimde durdurmuştur. Art arda verilen üç ayrı kararla, sendikamızın tüzel kişiliği üzerinden yürütülmeye çalışılan tüm gasp girişimleri yargıdan dönmüştür. *1. Karar: Usulsüz Noter Belgelerine Tedbir Kondu* 14 Temmuz 2025 tarihli kararla mahkeme; İzmir’de bir noterliğin 20.06.2025 tarihli ve …. yevmiye numaralı karar defteri ile İzmir’de diğer bir noterliğin 24.06.2025 tarihli ve …. yevmiye numaralı imza sirkülerine dayanılarak yürütülen işlemlerin, Hekim Birliği adına kullanılmasını ihtiyaten durdurdu. Kararda açıkça belirtildi: Bu belgelerle sürdürülen işlemler, sendikamızda telafisi güç hatta imkânsız sonuçlar doğurma riskini taşıyordu. Mahkeme, sendikamızın meşru işleyişini, üyelerimizin iradesini ve örgütlü emeğini koruma altına aldı. *2. Karar: Mahkeme Ara Kararla Süreci Güvence Altına Aldı* Yine 14 Temmuz 2025’te verilen bir başka ara kararda, söz konusu sahte belgelerin resmî işlemlerde kullanılmasının önlenmesi yönünde hüküm kuruldu. Bu karar, ilerleyen süreçte sendika adına yapılacak işlemlerde herhangi bir hukuk dışı belgeye dayalı yetki kullanımına kapı kapattı. *3. Karar: Tedbir Kararlarına Yapılan İtirazlar da Kabul Edilmedi* 24 Temmuz 2025 tarihli mahkemenin tedbir kararına karşı yapılan itirazın duruşmalı yargılamasında da sonuç değişmedi. Böylece yalnızca sahte işlemlere değil, onların ardına gizlenmeye çalışan teknik oyunlara da yargı net cevap vermiş oldu. *Ne Olduğunu Biliyoruz. Ne Yapacağımızı da.* Meşru olmayan yollarla sendikamız üzerinde tahakküm kurmak isteyenler, önce noterleri araçsallaştırdı, sonra kamu kurumlarında sahte belgelerle işlem yapmaya kalkıştı. Yetmedi; sosyal medya hesaplarımızdan internet sitemize, SGK işlemlerinden personel çıkışlarına kadar birçok noktada hukuka aykırı adımlar atıldı. Ama unutulmasın: *30 bini aşkın hekimin iradesi; belgeyle değil, seçimle şekillenir.* Hiçbir noter tasdiki, hiçbir sahte toplantı, bu iradenin önüne geçemez.

Hatice Çerci Balcı

16,530 views • 1 year ago