Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Tümer Metin: "Maç önünde öyle bir atmosfer vardı ki kendimi evde ısınmaya başlarken buldum. Müthiş bir koreografi, harika bir atmosfer, stat tamamen dolu. Eski derbileri hatırladım." 📲

33,868 views • 8 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Ümit Özat anlattıkça Sercan Hamzaoğlu bozuluyor 😁 Ümit Özat: Onlar bir gün fazla dinlenme, bir gün az dinlenme. Bu seviyede İngiltere'de adam iki günde bir maç oynuyor. Ben o işlere hiç inanmam yani. Şimdi sen Karagümrük maçını yenersen, tabii ki Başakşehir maçına... Yok, şeyle oynuyoruz. Karagümrük'le oynuyor falan. Karagümrük'le ondan sonra Antep'le oynuyoruz. Biz Karagümrük'le bu hafta yenersek, Galatasaray-Başakşehir maçına bir nevze de olsa... Bir puanla. Puan kaybeder miyim endişesiyle çıkabilir. Tabii bunu biz buradan böyle görüyoruz. Ama orada oyuncu seviyesi öyle... Belli bir yere geldi ki. Şimdi bir arka dörtlüyü düşün. Diyelim ki Saray, Sanchez, Abdülkerim, Eren yaptı. Başka bir arka dörtlüyü düşün. Saşa Boy, Singo, Sanchez, Yakovs yaptı. Bak. Kaliteye bak. Orta sahası. Zaten Lemina, Torayla, Taş. Önüne İlkay'ı mı koyarsın? Saray'ı mı koyarsın? Efendim Yunus'u mu oraya çekersin? Bir tarafa Langı mı Barış'ı mı koyarsın? Bir tarafa Sane'yi Yunus'u mu koyarsın? Yani. İkar'da orada tartışılan bir adam senin santraforun yok. Anlatabildim mi? Sen bu hafta maçını kazanırsan Başakşehir maçı bir tık acaba mı senin beklentiye gireceğin bir maç olur. Yenmenin rahatlığıyla oturup izleyebileceğin bir maç olur. Ama içeride o kaybı çok yaşayacaklarını düşünmüyorum. Başakşehir çok deplasman gibi görünmüyor ama orada Taraftar devreye giriyor. Bir şekilde giriyor. Taraftar devreye giriyor. Alanya maçı. İki Alanya maçı. Bir depresman, biri içerideki çok kötü maçtı. Taraftar devreye girdi. Kırılmanların hep Galatasaray'a iyi atlattı. Benim buradaki tek kafamdaki şey, umutlandığım taraf bir takım bir senede beş tane geri dönüşler yaşadı. Çok önemli Fenerbahçe adına. Fenerbahçe öne geçtiği maçları tutamıyor. Yoksa geri dönüşleri iyi yapıyor. Karagümrük zaten şey maçı olacak bu. Belki de final maçı olacak. Kaybetse. Karagümrük falan artık kaybetmez diye düşünüyorum ya hocam. Artık Fenerbahçe, Karagümrük falan Antep'e. Bu viracı artık geçeceğini düşünüyorum ben ya. Maç olimpiyatta. Kaybeder demiyorum. İnşallah 3 atar. Rüzgar, hava soğuk, başka bir atmosfer. Bilemiyorsun ki bu maçlar. Öyle bir yerden gelip Antalya'ya kaybedeceğini kağıt üzerinde kolay gözüken maçların hep zor oluyor. Abi benim bu senenin büyük hayal kırıklığım Antalya maçı. Yani bu senenin hikayesi yazılacaksa Fenerbahçe'nin Antalya spora kaybettiği puanı hiç kabul edemiyorum. Hiç böyle bir yere koyamıyorum o maçı. O da öyle. Kasımpaşa bence daha büyük hayal kırıklığı. O daha büyük hayal kırıklığı. 94'le gol atıyorsun 96'da yiyorsun. Ama inan Kasımpaşa Antalya'dan iki gömlek daha üstün. Yani Antalya çok kötü bir takım abi. Kadro kalitesi olarak katılıyorum. %100 haklısın. Kasımpaşa daha kaliteli bir takım. Ama bazen olmadı mı olmuyor. En zor yeri geçti. 5 maç 13 puan aldı. Ama en 3 puan yani 3-6 puan yazdığı 2 maçta 4 puan bıraktı. Orada çok kritik puan kayıpları olmuştu. Ben tekrar aslında tarafların psikolojisine dönmek istiyorum. Sercan abi özellikle... Fenerbahçe geriye düştükten sonra Mert Müldür'e bir tepki oldu statta. Sonrasında Mert Müldür'ün nişanlısına da bir açıklaması oldu.

Galatasarayultrataraftar

107,880 views • 4 months ago

⚽️ Bir Türk olarak Yunanistan'da oynamak: 🗣️ Tümer Metin: "Rahmetli anneannem hayatta o zaman. Çok ataerkil bir kadın, görmüş geçirmiş... Çok da mukallit bir kadındı. Yani bir şey söyler saatlerce gülerdim. Ben babamı aradım, rahmetli babamı, dedim ki ‘Baba ben Milano'daydım. Yunanistan'a gidiyorum teklif var, anlaştı menajerim.’ Evde söylüyor 'Tümer Yunanistan'a gidiyormuş.' Bir saat sonra telefonum çalıyor. Tam uçaktan indim karşıladılar beni otele doğru gidiyoruz, Yunanistan'dayım. ‘Anneannen konuşacak.’ dedi. ‘Ver babacığım.’ dedim. Aldı telefonu dedi ki ‘Oğlum gitme vururlar seni orada.’ Dedim ‘Ya anneanne olur mu öyle şey? Ben futbol oynamaya gidiyorum nereye vuruyorlar?’, ‘Gitme oğlum gitme!’ Yani işte kafa o. Savaş, savaşın psikolojisi... Kurtuluş Savaşı zamanları. O kafayla ‘Gitme ya ne işin var Yunanistan'da? Başka yerde futbol oyna gitme oraya.’ dedi. Antrenmana gittim. Bir hareketlilik var tribünde. Ben dedim ki yani işte iki tane transfer geldi, benden önce de gelmiş. Hani bizim için geldiler sanıyorum ben. Neyse böyle bir hareketlilik var. Antrenman bitti, bir de araba verdiler bana. Arabanın arkasına, asfalta İngilizce ‘Go home Turk’ yazmışlar. İkinci gün geldim, başka bir yere de yazılmış böyle gözle görülüyor. Tribünün bir yerine yazmışlar. Antrenman sahasını gören tribünün bir yerine. Sordum takımın menajerine ‘Ne oluyor?’ falan. Dedi ‘Merak etme düzelir, sen takılma onlar fanatikler.’ Bizim ülkemizde olur mu bilmiyorum. Büyük takımda, Bakasetas Trabzon’da... Şansıma da ilk maç içeride AEK ile oynuyoruz lig ikincisi. Rivaldo falan oynuyor. Ben kestim Zurawski vurdu kafayı. İki yeni transfer, üç gün önce gelmişiz... Ben kestim Zurawski vurdu 1-0. Kazandık. Yine içerideyiz, rakip Panionios. Dakika 85 falan, önüme düştü ben vurdum 1-0. İki yeni transfer, içeride altı puan. O ‘Go home Turk’ü süngerle silen adamlar gördüm ben. Böyle süngerle siliyordu yoldan."

Socrates

921,858 views • 2 years ago

Türk Hava Yolları Business Lounge kullanan Amerikalı turist; "Bir havayolu business lounge’unun (özel yolcu salonu) aslında nasıl bir yer olduğunu hep merak etmişimdir. Kafamda birkaç koltuk, prizler, belki biraz atıştırmalık olan sıradan bir yer canlandırmıştım; abartılacak bir şey yoktu yani. Bu yüzden İstanbul'daki Türk Hava Yolları Business Lounge'a adım attığımda, tüm bunların bir havalimanının içinde olduğuna gerçekten inanamadım. Öncelikle, bir **ütü servisi** var. Yani siz uçuşunuzu beklerken birisi kelimenin tam anlamıyla kıyafetlerinizi sizin için ütülüyor. Sonra, her kanalın ve maçın açık olduğu adeta mini bir sinema salonu var. Sonsuz oturma alanları, çalışmak için sessiz yerler... Dürüst olmak gerekirse bir havalimanı salonundan çok, lüks bir otel gibi hissettiriyor. Ve beni tamamen şoka uğratan şey ise **yemekler** oldu. Her şeyi gözünüzün önünde taze taze pişirdikleri birden fazla canlı şef istasyonları vardı. Burası Türk Hava Yolları'nın İstanbul'daki salonu olduğu için taze pişmiş kebaplar, mantı, Türk kahvaltılıkları, taze simitler vardı... Kelimenin tam anlamıyla hayal edebileceğiniz hemen her Türk yemeğini orada, o an yapıyorlardı. Ayrıca salonun her yerinde taze meyveler, tatlılar, kahve, çay, sandviçler ve içeceklerin olduğu daha da fazla yemek istasyonu bulunuyordu. Yanında lokumla birlikte Türk kahvesi olduğunu görmek beni çok mutlu etti. Hatta annemin en sevdiği Türk içeceği olan **ayran** için koca bir istasyon kurmuşlardı. Tabii ki denemek ve değerlendirmek için biraz almam gerekiyordu, çünkü her ayran aynı kalitede yapılmaz. Şimdi dürüst olalım, bu kadar çok yemek ve içecek seçeneğinin olduğu bir yerde her şey o kadar da iyi olamaz, değil mi? İşte bu kesinlikle yanlış. Denediğim her bir şey o kadar taze ve aslında o kadar lezzetliydi ki! Buradaki hiçbir şey bana bir havalimanındaymışım gibi hissettirmedi. Kendimi adeta *Şimşek Hırsızı* (Percy Jackson) filmindeki, zaman algınızı tamamen kaybettiğiniz Lotus Çiçeği kumarhanesi sahnesinde gibi hissettim. İçeri giriyorum ve bir bakmışım taze simit yiyor, Türk kahvesi içiyor, tatlıları deniyorum ve aradan üç saat uçup gitmiş. Tabii ki tatlı bölümüne de göz atmam gerekiyordu çünkü baklava, pastalar ve küçük hamur işleri dahil her türlü Türk tatlısı vardı. Sadece birini seçmek imkansız olduğu için her şeyden biraz aldım. Çok fazla yemek yedikten sonra, biraz oturup sindirmek ve biraz da çalışmak istedim. Gitme vaktimin yaklaştığını fark ettim ve bir şekilde, tüm bunlar bu salonda sundukları her şey bile değilmiş! Ayrıca uzun aktarmalar sırasında dinlenmek için duşlar, özel süitler, bir golf simülatörü, bilardo masası vardı... Liste uzayıp gidiyor. İnsanların neden havalimanı salonlarından övgüyle bahsettiğini artık tamamen anlıyorum; çünkü Türk Hava Yolları bu salonla çıtayı gerçekten çok yükseğe koymuş."

GBT haber

1,607,785 views • 2 months ago

“Ali’nin babası bize bu evi verme nezaketini gösterdi…” Dünyaca ünlü iç mimar Martyn Lawrence Bullard, Ali Koç’un eşi Nevbahar Koç’un Boğaz’daki yalısını gezdi. Rahmi Koç’un hediyesi 19. yüzyıldan kalma yalıyı tanıttı. Martyn: Nevbahar Koç’u ziyaret ediyoruz. Türkiye’nin en etkili hayırseverlerinden biri, kendini sanata adamış bir hami, harika bir anne ve çok sevilen bir halk figürü haline geldi. Nevbahar ve eşinin 19. yüzyıldan kalma yalısı kesinlikle göz kamaştırıcı. Tam Boğaz’ın kıyısında yer alan bu yalı, kesinlikle tüm şehrin en nefes kesici noktalarından biri. Nevbahar: Vay canına, bu alanda, seninle bu güzel Osmanlı evinde olmak çok harika. Martyn: Bence bu evle ilgili en muhteşem şey, Boğaz’da kalan sadece 90 yalıdan biri olduğunu bilmek…. Evde orijinal olan o güzel Osmanlı tavanlarına ve tüm o inanılmaz kartonpiyerlere, ardından neredeyse Venedik tarzı olan bu güzel fenerlere sahip. Nevbahar: Aslında tasarımın bir matematiği var. Zevkler farklıdır; kendi zevkine göre ne istersen yapabilirsin. Ama bir tür tasarım teorisi var diyebiliriz ve bunun bana gerçekten yardımcı olduğunu düşünüyorum. Ancak bu yalıyı gerçekten istediğim hale getirmek çok ama çok uzun zamanımı aldı. Çünkü bakıldığında zor bir yerleşimi var. Bir büyük oda ve ardından dört küçük oda var. Ve her şey yamuk yumuk, her şey eğri büğrü ki bu da onun cazibesi. Komik bir gerçek de şu ki, yalı belirli bir noktada aşağı doğru çökme eğilimindedir; bu yüzden her 10 yılda bir vinçle yukarı kaldırılması gerekir. Martyn: Oh, yani kelimenin tam anlamıyla Venedik gibi. Evet, tamamen. Vay canına, bu çok çılgınca. Tabii ki, bilirsin, ayrı salonları olan bu antik tarz bir Türk geleneği midir? Bu ayrı alanlara sahip olmak bir Osmanlı deneyimi midir? Nevbahar: Sanırım öyle, bence öyle. Bilirsin, insanlar o dönemde bizim yaşadığımızdan çok daha farklı yaşıyorlardı. Yaşam tarzlarımızın ne kadar değiştiği inanılmaz. Bu yüzden burayı iki çocuklu bir aile evine dönüştürmek zorunda kaldık. Ve bilirsin, içimdeki o Amerikalılaşmış insanın mutfağı merkeze alması gerekiyordu. Martyn: Evet, evin kalbinde bir aile merkezine ihtiyacın var. Nevbahar: Evet, kesinlikle. Eşim aslında burada, bu evde büyüdü, ki bu harika bir şey. Ali’nin babası bize bu evi verme nezaketini gösterdi. Biz de dediğim gibi burayı kendi tarzımızda modernize etmek zorunda kaldık. Neyse ki Ali’nin de zevki iyidir. Martyn: İstanbul’un bu çılgın görselleriyle bu oda çok eğlenceli. Yine burada ona modern tarzını yansıtmışsın ve buradaki tüm bu vahşi cam palyaço anları ya da ilahi olan Murano camları harika. Nevbahar: Bunları çok uzun zaman önce bir Amsterdam gezisinde Amsterdam’dan almıştık ve “Bunlarla ne yapacağız? Bilmiyorum,” diye düşünüyordum. Martyn: Vallahi burası için harika olmuşlar, son derece sıra dışı ve muhteşemler. Burayı çok boho tarzı, eğlenceli yapmışsın. Biliyor musun, bu harika alçak divanlarla bu tür bir —buna yine Osmanlı yaşam tarzı diyeceğim— geleneği devam ettirmeni çok sevdim. Bu alçak, çekici kanepeler, yani divanlar çok Türk işi bir şey. Nevbahar: Evet, divan çok ama çok Türk işi bir şey. Ve bence Los Angeles’ta yaşamış biri için California yaşamına çok iyi uyarlanıyor. Çünkü California’daki her şey rahat bir yaşam, konforlu bir yaşam üzerine kuruludur. Bu yüzden bu yönüyle onu seviyorum. İddialı, kasıntı mobilyaları sevmem. Rahatça oturamayacağınız, kalkamayacağınız ya da ayaklarınızı uzatamayacağınız şeyleri sevmem. Bilirsin, benim için önemli olan konfor, uzanmak. Martyn: Su ve önümüze serilen şehir manzarası eşliğinde, Nevbahar’ın evinden bahçesini gezmeden ayrılamam. Nevbahar: Doğu ile Batı’nın birleşimiyle çok özel, harika. Ve bir tarafın Avrupa, bir tarafın Asya olduğunu düşünmek çok ilginç. Çok çılgınca bir deneyim. Burası çok özel bir alan ve burada gün batımında vakit geçiren tüm partilerin, çocukların, ailenin, herkesin çok fazla anısı var bende.

Haber Aktif

134,056 views • 24 days ago