Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Uziʼnin paylaştığı bir canlı performansta; “Bi Eşref mi tek? dizin batsın Özendikleriniz benim yansımam Cümlenin sahibi benim ağzım”

253,235 просмотров • 9 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

“URFANIN SAHİBİYİM” Şanlıurfa’ya geldiğinde sabah patlıcan–isot sofrasında “ne kadar mütevazı” diye sunulan Sayın Ahmet Eşref Akbaba, katıldığı programda moderatörün son derece basit bir sorusuyla karşılaşıyor: “Önümüzdeki seçimlerde Büyükşehir Belediye Başkan adayı olacak mısınız?” Bu sorunun cevabı nettir: Evet, hayır ya da zamanı geldiğinde. Ama ne oluyor? Soru soruldukça cevap netleşeceğine, aksine dolanıyor, çevriliyor, uzatılıyor. Konu partiden açılıyor, Türkiye geneline geliyor, “iktidar olursa” gibi ihtimallerle dağılıyor. Ve sonunda ortaya çarpıcı bir ifade çıkıyor: “Ben Urfa’nın sahibiyim.” Pardon ama kimin sahibisiniz? Hani mütevazıydı? Hani halkın içindeydi? Bir televizyon programında dahi bu kadar kontrolsüz bir şekilde böyle bir cümle kuruluyorsa, bu sözün adı mütevazılık değil, açıkça kibirdir. Siyasette kullanılabilecek onlarca doğru ifade varken: “Urfa’ya hizmet ederim”, “Elimden geleni yaparım”, “Urfa önceliğim olur” gibi… Bunun yerine “Ben Urfa’nın sahibiyim” demek kabul edilebilir bir şey değildir. Açık söyleyeyim: Şanlıurfalı biri olarak kimse benim sahibim değil. Kimse Urfa’nın da sahibi değil. Evet, zaman zaman “siyasi boşluk var, yeni isimler lazım” diyoruz. Ama bu, kimseye gelip de “Urfa’nın sahibi olun” demek değildir, olmayacaktır da. Neyse… Siz yarın yine patlıcan–isot sofralarında, iskembede“mütevazılık” görüntüsü vermeye devam edin. Buna inanmak isteyen,ve inandırmaya hazır bir kitle nasıl olsa var. #urfa #urfahaber #şanlıurfa

Fatma Yaren Gül

38,107 просмотров • 4 месяцев назад

Hani Ankara'da bir Tunahan vardı hatırladınız mı? Henüz 12 yaşındayken, okul yolunda onlarca sokak köpeğinin saldırısına uğramıştı. Canlı canlı parçalanan Tunahan apar topar ambulansa alınırken akciğerleri görünür haldeydi. Hacettepe Üniversitesi'nde tedavi gördü diye biliyorum, sağ olsunlar cerrah arkadaşlar hayata bir şekilde tutundurmayı başardılar. Sonra Tunahan'ın babası gazetecilere, "Benim çocuğumu ısırmamışlar abi, benim çocuğumu yemişler." diye demeç verip ağlamıştı. İşte, videodaki ağabey Tunahan'ın babası. Meclis komisyonunda CHP, DEM ve TİP'li vekiller tarafından "şov yapma" denilerek hakarete uğradı, bir acı da orada yaşadı. Çocuğunu köpek sürüsü yemiş adama şov yapma diye hakaret edecek hayvanlığı mecliste yaptılar. 1920'den beri bu meclis böyle bir kepazelik görmemiştir. Sokak iti mevzusu çözümsüz kalsın, insanlar ölmeye devam etsin diye soruna sahip çıkan ve "Katliam yasası hüüüüü." diye ağlayan tipler, CHP'yi bu konuda yerden yere vurdum diye beni AKP'den para almakla itham etmişler. Biz bu sitede AKP'nin ne karı satıcılığını bıraktık, ne uyuşturucu tüccarlığını. Bunu da eskiden beri takip edenler çok iyi bilirler. Sizin "Silivri soğuktur eheheheh" diye atmaya korktuğunuz bütün tweetleri ben attım orospu çocukları. Bunu da tek tabanca, hiçbir gücü ve arkasını dayayacak kimsesi olmadan yaptım. Orospu evladına orospu evladı demek bizim adetimizdir. Orospu evlatlığı yaptığınız müddetçe de orospu evladı muamelesi göreceksiniz. Biraz daha devam ederseniz gerçekten AKP'den para almaya başlar, aldığım parayı da analarınızla çatır çatır ezerim. Oturmuşsunuz Cihangir'e, Beşiktaş'a, Kadıköy'e, Çayyolu'na gelmiş burda sokak canları diye vicdan sinyalliyorsunuz. Biz sizi kuduz yüzünden ölen Bitlisli Mustafa'yla dalga geçmenizden tanıyoruz. Boşuna vicdan mastürbasyonu yapmayın. İnsanların çocukları özgürce sokaklarda gezecek, parklarda oynayacak, etraflarında bir tane bile köpek olmayacak. Siz de ağzınıza köpükler yığılarak kuduracaksınız. Çocuğunu köpek yemiş (ısırmış değil, yemiş) insanlara parmak sallayıp onları bir daha ağlatan; başta o armasındaki 6 çiziği siktiğimin ucubesi olmak üzere terör örgütü iltisaklı bütün partiler de kendilerine dikkat etsin. Bu insanlar siz köpeklere yedirin diye çocuk büyütmüyor. Arabasız bir yere gitmezsiniz, getto nedir bilmezsiniz, konforlu alanlarınızdan bize hayat öğretmeyin. Terörist orospu evlatları ayaklarını denk alsın. Konuşurken laflarınızı tartarak konuşun. Yoksa işi gücü bırakır gece gündüz sizinle uğraşırım. Benim dilime düşmek de Allah'ın insanlara verdiği bir çeşit beladır bilesiniz.

Merhum Çuykov

405,780 просмотров • 2 лет назад

“Bu yasa, DEM ve MHP dışındaki tüm partiler açısından bir sınav.” Fatih Altaylı: “Siyaset yeni bir sınava hazırlanıyor. DEM Milletvekili Cengiz Çandar, Terörsüz Türkiye Süreci’ni somutlaştıracak yasa taslağının hazır olduğunu ve taslağı sadece üç kişinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİT Başkanı Kalın ve İmralı’da Öcalan’ın gördüğünü, DEM Parti’nin bile taslağın tek satırına dahi hakim olmadığını söyledi. Hapishaneden yazdığım mektuplarda da hep değindiğim gibi İbrahim Kalın siyasette de, bürokrasideki görevlerinde de bana hep makulün sesi gibi gelmiştir. Bunu da hiç saklamadım. Benim için bir tür sigorta gibidir. Tabii “Krepüskül prensi” Çandar’ınki her haliyle ilginç bir açıklama. Eğer doğru ise sürecin ateşleyicisi ve meşrulaştırıcısı Devlet Bahçeli’nin bile taslaktan haberi yok demektir ki, bu çok iddialı bir yaklaşım olur. Bu yasa, DEM ve MHP dışındaki tüm partiler açısından bir sınav. Ana muhalefet partisi ve CHP açısından da çok önemli. Özgür Özel, Yeni Parti lideri olarak CHP’den bu yana sürdürdükleri tutumu sürdüreceklerini söylüyor ve “Biz, Kürt sorununun çözüm yerinin TBMM olduğunu yıllardır söyleyen tek partiyiz.” diyor demesine ama bu, yasanın içeriğine kayıtsız şartsız destek verecekleri anlamına gelmiyor. CHP’de Kılıçdaroğlu yönetimi ne yapacak? İYİ Parti ve Zafer Partisi’ne mi yaklaşacak yoksa varlık sebebi olan iktidar partisine kayıtsız şartsız destek mi verecek? Şurası açık ki, bu yasa önümüzdeki sonbaharın en önemli mevzuu ve siyasetteki yeni dengenin belirleyicisi olacak.”

Kupür Haber

37,233 просмотров • 1 месяц назад

🚨ALTIN için son dönemde en büyük zararı piyasayı bilmeyenler değil, bildiğini sananlar ediyor. Çünkü çoğu kişi aynı grafiğe bakıyor ama aynı şeyi göremiyor. Bu yüzden de her sert harekette ya panikle satış yapıyor ya da zirveden alıp piyasadan siliniyor. Oysa son dönemde yaşanan fiyat hareketlerinin büyük kısmı tesadüf değildi. Küresel faiz beklentileri, merkez bankalarının söylemleri, dolar endeksi, tahvil faizleri, jeopolitik riskler ve güvenli liman talebi… Bunların hepsi altının yönünü belirliyor. Ama doğru seviyeleri okumayı bilmiyorsan bu bilgiler tek başına hiçbir işe yaramıyor. İşte tam burada benim en çok takip ettiğim göstergelerden biri devreye giriyor: EMA (35). Tek başına mucize değildir. Ama trendin devam mı edeceğini, tepkinin nereden gelebileceğini ve piyasada kimin kontrolü elinde tuttuğunu anlamak için inanılmaz güçlü bir referanstır. Son GOLD hareketlerine dönüp baktığınızda bunu net görürsünüz. Fiyatın EMA 35’e verdiği reaksiyonlar… Trendin güç kazandığı bölgeler… Kırılım sonrası hızlanan hareketler… Hepsi adeta kitap gibi okunuyor. Elbette hiçbir gösterge %100 kazandırmaz. Ama rastgele işlem açmaktan çok daha büyük bir avantaj sağlar. Asıl mesele göstergeyi ezberlemek değil, onu fiyat davranışıyla birlikte okumayı öğrenmektir. Bu yüzden aklımda bir fikir var. Canlı piyasada, tamamen gerçek zamanlı olarak kendi GOLD işlemlerimi paylaşmayı düşünüyorum. Nereden giriş yaptığımı, neden beklediğimi, hangi seviyede vazgeçtiğimi ve riski nasıl yönettiğimi adım adım göstereceğim. Teoride değil, ekran başında. Bunu görmek isteyen gerçekten var mı? İlgi yüksek olursa ilk canlı analizi paylaşacağım. 📈

₿ theBloomberger🔸

24,608 просмотров • 1 месяц назад

Göktürk ATASÖZÜ der !!! " Kurttan korkmuyorum diyenler, daha Kurt 'la göz göze gelmemiş olandır " Kurtalan göz göze geldiniz mi ? Ben 15 Ocak 2018'de / GOKTUĞ'U alırken geldim.. . Büyüklüğü, azameti ,korkutucu olması bir yana ... Benim önümde yüz yüze ,sonra beraber zirveye . Türkler tarafından, 100 yıl içerisinde 1 veya 2 kez ortaya çıktığı düşünülen, Bozkurttur. Gök ve Börü kelimelerinden meydana gelen Gökbörü kelimesi, açık mavi (gök mavisi) anlamına da gelmektedir. Gök, yani gökyüzü, Börü ise, yalnız kurt manasına gelmektedir. 100 yılda bir veya iki kez görüldüğü bilinir. Börü Budun yönetiminde söz sahibi olan kişi GÖKBÖRÜ tarafından seçilir. Buna SEÇİLMİŞ denilir. Bundan sonrasını SEÇİLMİŞ SEÇER . O Börü budun ,Türk budunu yani Türk'ler olarak adlandırılır. Yaklaşık 2000 senedir kesintisiz olarak varlığını sürdüren, dar çerçeveli, sınırlı sayıda ailenin oluşturduğu, bu ailelerin “çapraz evlilik” yolu ile bir “Asil kan” yarattığı soy devri esası ile varlığını sürdüren bir “MİLLİ STRATEJİK ÜST ZEKADIR. Ve soylu TÜRK ailelerinden gelmelerine dikkat edilir. Gökbörü misyonu Börü budundadır." Yerde olan çakallara gülüyorum. Kurtçuk olmuşlar... Göz göze ,yüz yüze gelme vakti geldi... Cengiz Han ,Ertuğrul Gazi ve bir çok ulu Ata ... Son olarak Mustafa Kemal Atatürk 'e BOZKURT UNVANI verildi. Daha ötesi yok. Bozkurttan sonra Karakurt .. #Atabey19HHK #OndokuzBiziz #SonDakika #HüseyinHakkıKahveci

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

55,899 просмотров • 2 лет назад

BU YAZDIKLARIM ÇOK ÖNEMLİ. Şimdi saat geç oldu, fakat uyandığınızda herkesin okuyup yorum yapmasını çok isterim. Lütfen sadece göz ucuyla bakıp geçmeyin. Baştan sona okuyun. Çünkü anlattıklarımın tamamı yaşanmış gerçek hikâyeler. Okuyup düşüncelerinizi yazarsanız çok mutlu olurum. Saygı gösteren, saygı da bulur. Saygı önemli. Büyüğünü bilen, büyüğünden büyüktür. Birliğimizde 200’e yakın asker var idi. Sabah sporunu ben yaptırdığım zamanlarda birlik komutanı, “Binbaşı, sporu Mustafa yaptırıyor galiba.” dermiş odasındaki üsteğmene. Ben askerlere aynen şöyle diyordum: “Bakın lan, az ötesi lojman. Lan oğlum, yengeniz sizden şikâyetçi. Bebek 10 aylık. Sabahın köründe sizin askerler bazen öyle bir bağırıyor ki çocuk uyanıyor. Zaten sabaha kadar uyumuyorum. Söyle, lütfen söyle onlara; daha az bağırsınlar sabah sporunda. Duydunuz mu lan beni? Az bağırın oğlum.” Dememe rağmen öyle bir bağırıyorlardı ki birlik komutanı da oradan sabah sporunu benim yaptırdığımı anlıyormuş. Bunu neden mi anlatıyorum? İnsanların sevgisini kazanmak kolay değil. Başka bir gün, başka bir komutanları spor yaptırırken, “Daha yüksek sesle bağırın lan!” demesine rağmen, “Yav komutanım, boğazımızı mı yırtalım? Sesimiz bu kadar çıkıyor.” diyorlarmış. Ben onlarla içli dışlı biriydim. Onlarla aynı masada, aynı tabakta bir tabak hoşafı, bir kaşıkla ben isteyip kaçıklar idim. Derdi olan tek bana gelirdi. Nöbetçi olduğum zamanlarda devriye sonrası koğuşa girerdim. Koğuş nöbetçisi uyurken rahatsız etmezdim. Üstü açık ne kadar asker varsa tek tek örterdim. Bazıları uyanıp fark ederdi tabii. Onlar da arkadaşlarına anlatırdı durumu: “Yav, adam gece devriyeye çıkmış, gelmiş; koğuş nöbetçisi uyuyor, onu bile uyandırmamış. Bir de gelip bizim üstümüzü örtüyor.” Gelibolu’da ne olacak? Doğu ve Güneydoğu olsa olaylar tabii ki farklı olurdu. O zamanlarda o günleri de yaşadık, Doğu’da ve Güneydoğu’da. Şimdi konumuz o değil. Hafta sonları birliğe gelir, cumartesi pazar askerlerle geçirirdim. Onlarla maç yapardık. Hatta bir grup maç yapar, sonraki grup, “Komutanım, bizimle de devam et.” derdi. Kırmaz, maç yapardım. Maç içinde sinirlenirdim, kızardım. Ona rağmen onlar hiç duymazlardı. Maçtan sonra alayı gelip, yensek de yenilsek de bana sarılırdı. Eve, lojmana gitmemi istemiyorlardı adeta. Aslında en çok küfür eden bendim, en çok sinirli komutan da bendim. Ama onlar bendeki samimiyeti biliyorlardı. Ve bir baba gibi görüyorlardı beni alayı. Bu işler yapmacık olmaz, içten gelmeli. Cumartesi günleri arada sırada mangal yapardım. Gelibolu’nun sardalyası meşhurdur. İki kişiyiz, bebeği saymazsanız. O zamanlar 4 kg balık alırdım. Lojmanlar çevresinde nöbet tutan askerler olmak üzere bütün nöbetçi askerlerime ekmek arası yapar, tek tek dağıtırdım. Hatta bir gün lojmanda oturan bir subay beni binbaşıya şikâyet etmiş: “Yav komutanım, bu balık ızgara yapıp nöbetçilere dağıtıyor.” Bir gün bir toplantıda binbaşı sordu: “Mustafacığım, nöbetçi askerlere balık ekmek dağıtıyormuşsun. Yanında içecek olacak. Ne ikram ediyorsun?” diye bana sordu. Anladım ki şikâyet etmişler. “İçecek ikram etmiyorum, komutanım.” dedim. “Yav arkadaş, sen manyak mısın? Bak, inkâr da etmiyor.” dedi. Neyse, bu konular çok uzun da ben size bunu neden mi anlattım arkadaşlar? Bir gün meydanda binbaşı ile üsteğmen sohbet ederken, benim odamın önünden geçen askerlerin alayı odama selam verip geçerken onun dikkatini çekiyor. “Bu oda kimin lan? Bunlar neden odanın önünden geçerken selam veriyorlar?” Üsteğmen diyor ki: “Komutanım, o oda Mustafa’nın odası. Ona selam veriyorlar.” “Lan, bu şerefsizler benim odamın önünden geçerken bile selam vermiyorlar.” diye sitemde bulunuyor. Ben askerlere defalarca söyledim: “Lan oğlum, benim odanın önünden geçerken selam vermeyin. Bu birlikte 30’dan fazla komutan var. Bir gün biri görür, alınır. Vermeyin selam.” İçtima alanında hepsine söylememe rağmen alayı, odamın camının yanında geçerken selam veriyordu. Demem o ki, saygı zorla olmaz. Saygıyı kazanmak için karşındaki senin sevgine ve samimiyetine inanması lazım. İnanmak da öyle boşu boşuna olmuyor. Bir balık ekmek ile de olmuyor. Zamanında terhis olan bir askerimiz bana geldi: “Komutanım, borç istiyorum. Sivil elbisem yok.” “Evlat, bende para yok.” Parmağımdaki evlilik yüzüğümü çıkartıp verdim: “Git, bunu sat. Al kendine elbise, olur mu?” “Yav komutanım...” deyip ellerimi öpmeye kalktı. Çıkartıp verdim yüzüğü: “Bunu almazsan döverim seni. Sivil hayata gittiğinde çalış. Paran olursa gönder, göndermezsen de canın sağ olsun. Helal ettim.” dedim. Bunu birliğe anlatmış. İşte o canlar da beni bundan dolayı böyle seviyordu. Bir de hanımın kolundaki tek bileziği verdiğim bir asker var ki onun hikâyesini yazsam roman olur. Hakan Fidan’dan başladı hikâye, nereye geldi, değil mi? Bende hikâye bitmez, canlarım. Alayı gerçek, yaşanmış hikâyeler. Şimdi de bazen benim başıma olmaz işler geliyor ve siz, kıymetli takipçilerim, sorgusuz sualsiz yardımcı olmaya çalışıyorsunuz. Hepinizden Allah razı olsun. Üç sene önce 30 bin olan takipçi sayım bugün 147 binden fazla oldu. İşte bu, sizlerin bana güveninin ispatı. Rabbim alayınızdan razı olsun. Samimiyet çok önemli. Oğlan oyun konsolu istiyor ya, daha önce paylaşmıştım. birisini bulmuşlar. Ben aradım çocuğu: “Kardeşim, biz Gemlik’ten İzmit’e geleceğiz. Vallahi durumum yok. Sırf evlatlara söz verdiğim için geliyorum. Sen de bana en son fiyat ne olur de, ona göre gelelim.” “Abi, 14 bin istiyorum. Madem Gemlik’ten geleceksin, 12 bin son fiyat olur.” dedi. Kalktık, gittik adamın evine. Gitmemize 200 metre kala bir kız evlat ödünç aldığım arabaya çarptı. Bunu anlatmıştım daha önce. Ben karakoldayken bu konsolu alacağım evlat beni aradı: “Abi, biz de o kaza mahallindeydik. Siz şoka girmiştiniz, yanınızda evladınız da vardı galiba.” “Evet kardeşim.” dedim. “O nerede?” dedi. “Arabanın başında bekliyor.” dedim. “Abi, sen karakoldasın. Biz gidip kardeşi alıp eve götüreceğiz.” dedi. Telefon numarasını attım. Onu almışlar, evlerinde misafir etmişler. Arada geçen hikâye uzun. Bize çarpan kızın abisi karakola, yanıma geldi. Konuştuk. Hikâye uzun. “Beni hastaneye götür, kardeşim.” dedim. Çarpan kızımızı ziyaret ettim. Beni kaza olan yere getirdi. Sağ olsun, baktım çocuklar da orada. Onlara da sarıldım: “Yav, sizler ne güzel insanlarmışsınız kardeşlerim. Hakkınızı helal edin.” dedim. Konsol işi de yattı. “Abi, biz onu Furkan kardeşimize hediye ettik. Sen onu dert etme.” dediler. İşte o zaman tekrar sarılıp ağladım. Bunu ikinci defa anlatma sebebim, çocuklarla telefonla konuşmamızdaki samimiyetimi görmeleri. Neyse, kıymetli takipçilerim... Yazmakla bitmez benim hikâyem. Hepinizden Allah razı olsun.

Kumandan

140,000 просмотров • 1 месяц назад

HÂLÂ MI ANLAMADINIZ? Yahu ben Ortadoğulu değilim..! Eğer sen beni zorla Ortadoğulu yapmaya çalışırsan ben direnirim.. Çünkü o benim kültürüm değil... Bana yabancı... Ben 5 değil, iyi eğitebileceğim kadar çocuk isterim... Varsın tek olsun, sağ olsun sağlıklı olsun... Kusura bakma ama ben yere tükürmem, çöp atmam, biraz yürür çöp kutusuna atarım... Kadın, ailenin kraliçesidir... Annem de öyle idi... Anneannem de, babaannem de... Bırakın kadın - erkek eşitliğini, kadın daha ağır basar benim kültürümde... Namazını kılan kılar, içkisini içen içer... Biri öbürüne Allah kabul etsin der, diğeri ''yarasın şerefine''... Demokrasi vardır evde, biat değil... Evet KÖPEK'te severiz, KEDİ'de, cinler, periler değildir onlar... Doğayı'da severiz hem de çok... Canımız yanar bir ağaç devrilse... Sanat severiz sanat... Her türlü sanatı... Sanatçıya saygı duyarız ama gerçek sanatçıya... Severiz okumayı... Kitap bile alırız inanırmısın? MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ü en çok neden severiz biliyor musunuz? Çünkü o kurtarıcıdan da öte, bizim ''Kültürümüzün'' sembolüdür... 100 yıl sonra bile daha da çok hayran kaldığımız... Mücadelemiz de şu parti bu parti meselesi yoktu, kültürümüzün var olma savaşıdır... Atatürk'ün vizyonundaki kültürümüz... İşte bu kültür bizi birbirimize bağlayacak... Milyonlarca Cumhuriyet'çiyiz... Kendimizi devam ettirecek kolektif beyine de sahibiz, iradeye de, kalbe de... Aydınlık mı arıyorsunuz...! O zaman yol belli... Yolumdan gelin..

Arşiv Saka

342,987 просмотров • 2 лет назад

Bir sezon boyunca bu adamı rahat bırakmadınız,bir daha hayatımızda göremeyeceğimiz futbolu oynattı. Tarihin en kirli sezonunda efsanevi bir mücadele verdi. 19/19 ile sezona girdi. Tek mağlubiyeti Becao Djiku Fred dahil 5 eksiğin olduğu maçta aldı. Samet eşeklik etmese mağlubiyeti yoktu. Son 2 gelişinde de bitmiş bir camiayı ayağa kaldırdı. Enkaz devraldı gökdelen dikti. Sezon boyunca bazı spor kanalları ve fenomenlerle adamın altı oyuldu. Elini yanağına koyması bile linç sebebi oldu. Fenerbahçe eğer bir ders çıkarmak istiyorsa İsmail Kartal'ın geçen seneki gs deplasmanı sonrası 22 dakikalık basın toplantısını muhakkak izlemeli. Orada satır aralarını okursanız hem hocasına sahip çıkamayan,medyaya kurban eden iş bilmezlerin ve iki yüzlü şrefsiz etkileşim köpeği taraftarların verdiği zararı anlarsınız. Orada hocanın isyanı kendini açıklamaya çalışması yaşattığınız psikolojik buhran,kul hakkı. Bunu siz istediniz. A plus A plus devam ediyoruz şimdi yolumuza. O günlerde de demiştik Fenerbahçe'liler bu günlerin kıymetini bilsin bir daha zor gelir böyle dominant oyun gelmez diye. Rakibin 55bin kişi stadı doldurduğu seni yenip şampiyon olacağını düşündüğü için sanatçılar getirdiği,şölen hazırlıkları yapıldığı,gs tarihinin en önem verdiği maçlardan birinde 80 dakika 10 kişi oynayıp pozisyon vermeden kazandı. Ama portekizliler içerde dışarda 3 yedi. Kıymet bilmediniz. Tarihin en iyi kadrosu dediniz o kadronun üstüne 60 milyon euro harcandı. Sonuç SIFIR. Şımarık veletler ve -3iq fenomenler kına yaksın. Ama bu ülke böyledir çalışırsan,dürüst olursan,fedakârlık yaparsan hele bir de mütedeyyin anadolu çocuğuysan durum bu oluyor. Benim hakkım helal olsun hocam hakkını helal et,tüm sezon seni savundum ama bi hatamız olduysa da affola. Bir başka baharda belki yine görüşürüz... Allah'a emanet...

Furkan

265,777 просмотров • 2 лет назад