Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Uziʼnin paylaştığı bir canlı performansta; “Bi Eşref mi tek? dizin batsın Özendikleriniz benim yansımam Cümlenin sahibi benim ağzım”

253,235 Aufrufe • vor 7 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

“URFANIN SAHİBİYİM” Şanlıurfa’ya geldiğinde sabah patlıcan–isot sofrasında “ne kadar mütevazı” diye sunulan Sayın Ahmet Eşref Akbaba, katıldığı programda moderatörün son derece basit bir sorusuyla karşılaşıyor: “Önümüzdeki seçimlerde Büyükşehir Belediye Başkan adayı olacak mısınız?” Bu sorunun cevabı nettir: Evet, hayır ya da zamanı geldiğinde. Ama ne oluyor? Soru soruldukça cevap netleşeceğine, aksine dolanıyor, çevriliyor, uzatılıyor. Konu partiden açılıyor, Türkiye geneline geliyor, “iktidar olursa” gibi ihtimallerle dağılıyor. Ve sonunda ortaya çarpıcı bir ifade çıkıyor: “Ben Urfa’nın sahibiyim.” Pardon ama kimin sahibisiniz? Hani mütevazıydı? Hani halkın içindeydi? Bir televizyon programında dahi bu kadar kontrolsüz bir şekilde böyle bir cümle kuruluyorsa, bu sözün adı mütevazılık değil, açıkça kibirdir. Siyasette kullanılabilecek onlarca doğru ifade varken: “Urfa’ya hizmet ederim”, “Elimden geleni yaparım”, “Urfa önceliğim olur” gibi… Bunun yerine “Ben Urfa’nın sahibiyim” demek kabul edilebilir bir şey değildir. Açık söyleyeyim: Şanlıurfalı biri olarak kimse benim sahibim değil. Kimse Urfa’nın da sahibi değil. Evet, zaman zaman “siyasi boşluk var, yeni isimler lazım” diyoruz. Ama bu, kimseye gelip de “Urfa’nın sahibi olun” demek değildir, olmayacaktır da. Neyse… Siz yarın yine patlıcan–isot sofralarında, iskembede“mütevazılık” görüntüsü vermeye devam edin. Buna inanmak isteyen,ve inandırmaya hazır bir kitle nasıl olsa var. #urfa #urfahaber #şanlıurfa

Fatma Yaren Gül

38,046 Aufrufe • vor 2 Monaten

Hani Ankara'da bir Tunahan vardı hatırladınız mı? Henüz 12 yaşındayken, okul yolunda onlarca sokak köpeğinin saldırısına uğramıştı. Canlı canlı parçalanan Tunahan apar topar ambulansa alınırken akciğerleri görünür haldeydi. Hacettepe Üniversitesi'nde tedavi gördü diye biliyorum, sağ olsunlar cerrah arkadaşlar hayata bir şekilde tutundurmayı başardılar. Sonra Tunahan'ın babası gazetecilere, "Benim çocuğumu ısırmamışlar abi, benim çocuğumu yemişler." diye demeç verip ağlamıştı. İşte, videodaki ağabey Tunahan'ın babası. Meclis komisyonunda CHP, DEM ve TİP'li vekiller tarafından "şov yapma" denilerek hakarete uğradı, bir acı da orada yaşadı. Çocuğunu köpek sürüsü yemiş adama şov yapma diye hakaret edecek hayvanlığı mecliste yaptılar. 1920'den beri bu meclis böyle bir kepazelik görmemiştir. Sokak iti mevzusu çözümsüz kalsın, insanlar ölmeye devam etsin diye soruna sahip çıkan ve "Katliam yasası hüüüüü." diye ağlayan tipler, CHP'yi bu konuda yerden yere vurdum diye beni AKP'den para almakla itham etmişler. Biz bu sitede AKP'nin ne karı satıcılığını bıraktık, ne uyuşturucu tüccarlığını. Bunu da eskiden beri takip edenler çok iyi bilirler. Sizin "Silivri soğuktur eheheheh" diye atmaya korktuğunuz bütün tweetleri ben attım orospu çocukları. Bunu da tek tabanca, hiçbir gücü ve arkasını dayayacak kimsesi olmadan yaptım. Orospu evladına orospu evladı demek bizim adetimizdir. Orospu evlatlığı yaptığınız müddetçe de orospu evladı muamelesi göreceksiniz. Biraz daha devam ederseniz gerçekten AKP'den para almaya başlar, aldığım parayı da analarınızla çatır çatır ezerim. Oturmuşsunuz Cihangir'e, Beşiktaş'a, Kadıköy'e, Çayyolu'na gelmiş burda sokak canları diye vicdan sinyalliyorsunuz. Biz sizi kuduz yüzünden ölen Bitlisli Mustafa'yla dalga geçmenizden tanıyoruz. Boşuna vicdan mastürbasyonu yapmayın. İnsanların çocukları özgürce sokaklarda gezecek, parklarda oynayacak, etraflarında bir tane bile köpek olmayacak. Siz de ağzınıza köpükler yığılarak kuduracaksınız. Çocuğunu köpek yemiş (ısırmış değil, yemiş) insanlara parmak sallayıp onları bir daha ağlatan; başta o armasındaki 6 çiziği siktiğimin ucubesi olmak üzere terör örgütü iltisaklı bütün partiler de kendilerine dikkat etsin. Bu insanlar siz köpeklere yedirin diye çocuk büyütmüyor. Arabasız bir yere gitmezsiniz, getto nedir bilmezsiniz, konforlu alanlarınızdan bize hayat öğretmeyin. Terörist orospu evlatları ayaklarını denk alsın. Konuşurken laflarınızı tartarak konuşun. Yoksa işi gücü bırakır gece gündüz sizinle uğraşırım. Benim dilime düşmek de Allah'ın insanlara verdiği bir çeşit beladır bilesiniz.

Merhum Çuykov

405,759 Aufrufe • vor 2 Jahren

Göktürk ATASÖZÜ der !!! " Kurttan korkmuyorum diyenler, daha Kurt 'la göz göze gelmemiş olandır " Kurtalan göz göze geldiniz mi ? Ben 15 Ocak 2018'de / GOKTUĞ'U alırken geldim.. . Büyüklüğü, azameti ,korkutucu olması bir yana ... Benim önümde yüz yüze ,sonra beraber zirveye . Türkler tarafından, 100 yıl içerisinde 1 veya 2 kez ortaya çıktığı düşünülen, Bozkurttur. Gök ve Börü kelimelerinden meydana gelen Gökbörü kelimesi, açık mavi (gök mavisi) anlamına da gelmektedir. Gök, yani gökyüzü, Börü ise, yalnız kurt manasına gelmektedir. 100 yılda bir veya iki kez görüldüğü bilinir. Börü Budun yönetiminde söz sahibi olan kişi GÖKBÖRÜ tarafından seçilir. Buna SEÇİLMİŞ denilir. Bundan sonrasını SEÇİLMİŞ SEÇER . O Börü budun ,Türk budunu yani Türk'ler olarak adlandırılır. Yaklaşık 2000 senedir kesintisiz olarak varlığını sürdüren, dar çerçeveli, sınırlı sayıda ailenin oluşturduğu, bu ailelerin “çapraz evlilik” yolu ile bir “Asil kan” yarattığı soy devri esası ile varlığını sürdüren bir “MİLLİ STRATEJİK ÜST ZEKADIR. Ve soylu TÜRK ailelerinden gelmelerine dikkat edilir. Gökbörü misyonu Börü budundadır." Yerde olan çakallara gülüyorum. Kurtçuk olmuşlar... Göz göze ,yüz yüze gelme vakti geldi... Cengiz Han ,Ertuğrul Gazi ve bir çok ulu Ata ... Son olarak Mustafa Kemal Atatürk 'e BOZKURT UNVANI verildi. Daha ötesi yok. Bozkurttan sonra Karakurt .. #Atabey19HHK #OndokuzBiziz #SonDakika #HüseyinHakkıKahveci

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

55,899 Aufrufe • vor 2 Jahren

HÂLÂ MI ANLAMADINIZ? Yahu ben Ortadoğulu değilim..! Eğer sen beni zorla Ortadoğulu yapmaya çalışırsan ben direnirim.. Çünkü o benim kültürüm değil... Bana yabancı... Ben 5 değil, iyi eğitebileceğim kadar çocuk isterim... Varsın tek olsun, sağ olsun sağlıklı olsun... Kusura bakma ama ben yere tükürmem, çöp atmam, biraz yürür çöp kutusuna atarım... Kadın, ailenin kraliçesidir... Annem de öyle idi... Anneannem de, babaannem de... Bırakın kadın - erkek eşitliğini, kadın daha ağır basar benim kültürümde... Namazını kılan kılar, içkisini içen içer... Biri öbürüne Allah kabul etsin der, diğeri ''yarasın şerefine''... Demokrasi vardır evde, biat değil... Evet KÖPEK'te severiz, KEDİ'de, cinler, periler değildir onlar... Doğayı'da severiz hem de çok... Canımız yanar bir ağaç devrilse... Sanat severiz sanat... Her türlü sanatı... Sanatçıya saygı duyarız ama gerçek sanatçıya... Severiz okumayı... Kitap bile alırız inanırmısın? MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ü en çok neden severiz biliyor musunuz? Çünkü o kurtarıcıdan da öte, bizim ''Kültürümüzün'' sembolüdür... 100 yıl sonra bile daha da çok hayran kaldığımız... Mücadelemiz de şu parti bu parti meselesi yoktu, kültürümüzün var olma savaşıdır... Atatürk'ün vizyonundaki kültürümüz... İşte bu kültür bizi birbirimize bağlayacak... Milyonlarca Cumhuriyet'çiyiz... Kendimizi devam ettirecek kolektif beyine de sahibiz, iradeye de, kalbe de... Aydınlık mı arıyorsunuz...! O zaman yol belli... Yolumdan gelin..

Arşiv Saka

342,987 Aufrufe • vor 2 Jahren

Bir sezon boyunca bu adamı rahat bırakmadınız,bir daha hayatımızda göremeyeceğimiz futbolu oynattı. Tarihin en kirli sezonunda efsanevi bir mücadele verdi. 19/19 ile sezona girdi. Tek mağlubiyeti Becao Djiku Fred dahil 5 eksiğin olduğu maçta aldı. Samet eşeklik etmese mağlubiyeti yoktu. Son 2 gelişinde de bitmiş bir camiayı ayağa kaldırdı. Enkaz devraldı gökdelen dikti. Sezon boyunca bazı spor kanalları ve fenomenlerle adamın altı oyuldu. Elini yanağına koyması bile linç sebebi oldu. Fenerbahçe eğer bir ders çıkarmak istiyorsa İsmail Kartal'ın geçen seneki gs deplasmanı sonrası 22 dakikalık basın toplantısını muhakkak izlemeli. Orada satır aralarını okursanız hem hocasına sahip çıkamayan,medyaya kurban eden iş bilmezlerin ve iki yüzlü şrefsiz etkileşim köpeği taraftarların verdiği zararı anlarsınız. Orada hocanın isyanı kendini açıklamaya çalışması yaşattığınız psikolojik buhran,kul hakkı. Bunu siz istediniz. A plus A plus devam ediyoruz şimdi yolumuza. O günlerde de demiştik Fenerbahçe'liler bu günlerin kıymetini bilsin bir daha zor gelir böyle dominant oyun gelmez diye. Rakibin 55bin kişi stadı doldurduğu seni yenip şampiyon olacağını düşündüğü için sanatçılar getirdiği,şölen hazırlıkları yapıldığı,gs tarihinin en önem verdiği maçlardan birinde 80 dakika 10 kişi oynayıp pozisyon vermeden kazandı. Ama portekizliler içerde dışarda 3 yedi. Kıymet bilmediniz. Tarihin en iyi kadrosu dediniz o kadronun üstüne 60 milyon euro harcandı. Sonuç SIFIR. Şımarık veletler ve -3iq fenomenler kına yaksın. Ama bu ülke böyledir çalışırsan,dürüst olursan,fedakârlık yaparsan hele bir de mütedeyyin anadolu çocuğuysan durum bu oluyor. Benim hakkım helal olsun hocam hakkını helal et,tüm sezon seni savundum ama bi hatamız olduysa da affola. Bir başka baharda belki yine görüşürüz... Allah'a emanet...

Furkan

265,652 Aufrufe • vor 1 Jahr

hani diyoruz ya Esme'nin Adil'den başka kimsesi yok diye.. Adil'in de Esme'den başka kimsesi yok.. onu Adil olduğu için seven tek kişi Esme. şu kadından başka onu düşünüp onun için bişeyler yapmaya çalışan başka biri var mı? en basitinden Gezep ya.. eğer Adil'i yeteri kadar tanıyıp önemseseydi Esme'nin kaçıp geldiğini söylerdi.. ama o? söylemedi bile bile gözünün önünde eriyip gitmesine izin verdi güya hiç bişey saklamıyor Adil'den. İlve? tabii ki ilk kendi çocuğunu düşünecek ama bir şekilde hicran'a çaktırmayacak şekilde bunu adil'e söyleyebilirdi.. Amirum Dayı? hani böyle komik dalgası falan geçildi ama adamın Esme'yi sevdiğini biliyosun düşmüş bi soy sevdasına adamın çektiği acıyı görmesine rağmen kız bakıyor.. eyüphan zaten fos ona hiç bişey demiyorum ha esme'den sonra fadime var işte. ama bu denli onu seven var mı? ben bu kısmı unutmuşum kadın yemin etmiş diyor ki; "Koçari dünyayı yakarken kendini de yakmasına izin vermeyecem" ne kadar güzel bir cümle değil mi Adil için🥹 hangisi böyle bişey söyledi onun için? hiç biri.. adil vursun kırsın istiyor herkes ama Esme onu o kadar iyi tanıyor ki bi öfkeyle katil oldu diyelim Adil kızı ondan uzakta büyürken kendisi hapiste içi içini yiyecekti kendi kendini yakacaktı olan yine onlara olacaktı. 20 yıl önce onun canı için kendi özgürlüğünü bıraktı. 20 yıl sonra yine aynısını yaptı "benim özgürlüğüm senin esaretine sebep olmasın" demişti Adil'e🥹 Esme bunu düşünüyor.. yine olsa yine yapar ki hiç düşünmeden onun önüne attı kendini🫠 yapacaklarında hakkı olduğununda farkında ama kendisini yaksın istemiyor.. Adil Esme için ne kadar değerli olduğunun farkında değil hâlâ. sanıyor ki Esme sadece şerifin tehditine boyun eğdi çırpındığını kaçmaya çalıştığını bilmiyor ki🥹 hele bi Gezep olayını öğrensin.. o zaman çok üzülecek.. o zaman anlayacak Esme'yi. işte o zaman Esme'yi ondan kimse alamicak. #EsDil herkese inat 20 yılın acısını çıkaracak. #TaşacakBuDeniz

Sudiş | EsDil🤍

22,226 Aufrufe • vor 2 Monaten

Denize yukarıdan bakan çam ormanındaki bir kayalığın altında bir köpek mezarı var. Yerini benden başka kimse bulamaz. O gece toprağı kazan üç kişiden sonuncusuyum; diğer ikisi bu dünyadan göçüp gitti. Şimdi yıllar öncesine dönüp, Kaptan ile Mavi'nin hikâyesini anlatacağım. Kaptan'ın mazisini kimse bilmezdi. Adını bilen de yoktu; sorulunca gülümser, geçerdi. Herkes ona "Kaptan" derdi, o da itiraz etmezdi. Ne tam yerliydi, ne de yabancı sayılırdı. Konuşmasından belli bir kültür seviyesinde olduğu anlaşılırdı ama geçmişi hakkında tek bir cümle bile kurmazdı. Bir süre eski, küçük bir motorlu kayıkla balıkçılık yaptı. Sabahları gün ağarmadan denize açılır, akşamüstü dönerdi. Sonra sahilde ufak bir dükkân kiralayıp balık restoranı işletmeye başladı. Restoran dediğime bakmayın; beş tane masa, tahta sandalyeler, duvarlarda kurutulmuş deniz yıldızları, tuz kokusu sinmiş yırtık balıkçı ağları ve kocaman bir pusula… Eski Yeşilçam filmlerinde, Sadri Alışık'ın takıldığı salaş balıkçı meyhanelerinin aynısıydı. O günlerde, sahilde boz renkli bir köpek dolaşırdı. Bir gün restoranın önüne geldi, bir daha da gitmedi. Kaptan ona denizin rengini isim olarak verdi: "Mavi"... İki yalnız kalp birbirine çabucak ısındı. Mavi, mutfakta kalan yemeklerle beslenir, arkadaki kulübede yatardı. Kaptan onu yanından ayırmazdı. Kısa sürede çok iyi dost oldular. O zamanlar lise son sınıftaydım. Okulda bir kız arkadaşım vardı; babasının onu üniversite eğitimi için yurtdışına göndereceğini öğrendiğimde, dünya tepeme çökmüştü. Geceleri evden çıkıp sahilde tek başıma dolaşıyordum. Daha o yaşta hayattan bıkmış gibiydim. Mavi ile o günlerde tanıştım. Sahildeyken bazen yanıma gelir, sessizce durur, yüzüme bakardı. Köpekleri severdim, onu da sevdim. Evdeki yemek artıklarını her gün ona götürmeye başladım. Bir gece Mavi'nin ardından Kaptan da geldi. Uzaktan tanıyordum ama hiç konuşmamıştık... "Senin bir derdin var, anlat hele" dedi. Yıllar süren bir dostluk işte böyle başladı. Ankara'da üniversite okudum. Yaz tatillerinde Kuşadası'na döndüğümde Kaptan'ın restoranı benim mekânım olurdu. Haftada birkaç kez karşılıklı oturur, yer içer, sohbet ederdik. Gençliğinde lise edebiyat öğretmeni olduğunu, 12 Eylül darbesinde cezaevine girdiğini, çıktıktan sonra öğretmenlik yapmasına izin verilmediği için Ege sahiline geldiğini anlattı. Roman gibi bir hayatı vardı. Görmüş, geçirmiş bir adamdı. Bazen gözleri denizde bir noktaya takılırdı. Sanki bir şeyi özler gibi, veya belki de bir şeyi unutmak ister gibi. Üniversite diplomamı almadan birkaç hafta önce Kaptan bu dünyadan göçüp gitti. Diplomayı ona göstermeyi çok isterdim, olmadı. Mavi için dünya, Kaptan'ı kaybettiği gün dağıldı. Aylarca sahilde dolaştı, herkese baktı ama kimse Kaptan değildi. Restoran el değiştirdi. Mavi yine de her gün kapısının önünde yatıp bekledi. Civardaki esnaf ona sahip çıktı, karnını doyurdu ama mutsuzluğu her hâlinden belliydi. Sanki ruhu, Kaptan'la birlikte ölmüştü. Zaman geçti. Askerliğimi yaptım. Döndüğümde Mavi hâlâ oradaydı ama artık yaşlanmıştı, zor yürüyordu. Yağmurun çok şiddetli yağdığı bir kış akşamı telefonum çaldı. Söylenenleri duyunca elimdeki bardak yere düşüp kırıldı. Mavi ölmüştü... Cansız bedenini restoranın karşısında bulduk. Gözleri açıktı, kapıya bakıyordu. Belki hâlâ, Kaptan'ın o kapıdan çıkıp kendisine seslenmesini bekliyordu. Mavi'nin mezarını çam ormanında üç kişi kazdık. Aradan uzun yıllar geçti. Onlar artık yaşamıyor, geriye sadece ben kaldım. Bazen o mezara giderim ama neden gittiğimi tam olarak bilmiyorum. Mavi'yi anmak için mi, yoksa hayatın henüz omuzlarıma ağır yük bindirmediği, her şeyin daha masum olduğu o yıllara duyduğum özlem yüzünden mi?..

Siyah Kedili Adam

13,592 Aufrufe • vor 7 Monaten

Sadece Bitcoin’e bakalım madem ok. Maliyetimdeyim şu an, hatta bir tık üzerindeyim. Üzerinden 15 saat geçti yazdığının. Kullanın diye tavsiye ettiğim DCA botu da 8 parça, %2 aralıklarla, 1.1x katsayı artırarak — yani ters piramit şeklinde al / %4’te realize et, 1/2R koruyup döngü içerisinde maliyet düşür şeklinde — 7. döngü içerisinde kâr ediyor. Tüm düşüş boyunca açıktı. Dolayısıyla aslında kârdayım. FOMO görürsem kârla satabilirim bile. Ama ben aldım/sattım’dan çok, burada genel bir yönetim ve “herkes korkarken ne yapılması gerektiği” ile ilgili elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Bence hak yemeden ve ön yargılı olmadan, önce biraz daha alçakgönüllü olmalısınız. Sizin özelinizde olmasa da böyle tepeden yorum yapanlar genel olarak… Ben böyle olduğum için öncesinde de, kimsenin cesaret edip yazamadığı zamanda da tüm portföy yönetiminin detayına kadar paylaşıyorum. İnsanlar okumuyorsa yapacak bir şey yok. Süreçlerde dayanamayanlar ya da bir plan sahibi olmayanlar, sonuçları anlatırken “ego” ya da “şans” diyor. Süreç içindeyken “mal” diyor. Öğrenmek isteyene açık bir profil. Ama istemeyene zorla kimse bir şey yaptıramaz. Bence genel olarak herkes kumarı bırakıp portföy yönetimine bir bütün olarak bakmalı. Piyasalarda geçirdiğim 25 yıllık tecrübeyi aşağılamaya çalışmak yerine, fayda sağlayabiliyorsa sağlamalı. Olmuyorsa da geçmeli. Eğer sadece kripto odaklıysanız, benden çok daha iyi yapan X’te binlerce çok değerli muhterem kripto fenomeni dostumuz var. Mükemmel sepet yapıyorlar. Ben 4 senedir beceremedim. Hep en dipten alıyorlar, en tepeden satıyorlar. Müthiş insanlar hepsi. Ben mesela — işimin bir parçası olan vadeli işlemler dışında — 2021’de yine canlı yayında bir plan yaptım. Planım 2022’de geldi ve 30K altında toplamaya başladım. 15K’ya kadar düştü. Sonra 108K’da satmaya başladım. 126K’ya kadar çıktı. (Koydum videosunu, “hayal görüyorsun” demeyin diye.) Ortalamama göre 5-6x arası kâr elde ettim. Ama diğer arkadaşlar hep 50x yaptığı için benim düşük kaldı. Şu anda da planı yaptım, izlediğiniz son yayında. Uygulama zamanım geldi, uyguladım. Bitcoin’in portföyümdeki oranından yönetebildiğim şekline kadar gayet memnunum. Son yaptığım yayında size 87k’nın fiyatı 97-98 civarına kadar götürme olasılığı olduğunu (götürdü ✅) AMA bunun bir düşüş retesti olabileceğini, bölgenin kaybında da sırasıyla önce 70’li seviyelerin, sonra da 60’lı seviyelerin. Yani 200 haftalığa kadar inebileceğini anlattım. Buralardan da ben toplayacağımı söyledim ve topladım. (Koydum videosunu da) Sattığımda nasıl kimse mutlu olmadıysa. Aldığımda da tabii ki olmayacak… çünkü ben size bir umut vermiyorum. Analitik, data odaklı bir inceleme yapıp olasılıkları ve planlarımı anlatıyorum. Beğenmiyorsanız basitçe dediğim gibi daha başarılı arkadaşları takip edebilirsiniz.

Heisenberg

26,415 Aufrufe • vor 5 Monaten

Gazi Mustafa Kemal Paşa 4 Şubat 1919 tarihinde, Alemdar gazetesinin yazarlarından Refi Cevat (Ulunay), M. Kemal Paşa ile Şişli’deki evinde bir görüşme yapar. Refi Cevat, bu görüşmeyi şöyle aktarır: Sorularımı bitirip veda etmek üzere ayağa kalktığımda dedi ki: -"Biraz daha oturunuz lütfen." Oturdum. Şöyle bir konuşma geçti aramızda: -"Soracağınız sorular bitti mi?" -"Bitti Paşam." -"Bu vatan içine düştüğü bu felaketten nasıl kurtarılır, istiklaline nasıl kavuşturulur? diye bir soru sormanızı beklerdim." - "Af buyurunuz Paşa hazretleri, bugün içinde bulunduğumuz bu şartlardan bu vatanın kurtulmasını en uzak ihtimalle dahi mümkün görmediğim için böyle bir soru sormadım." - "Siz gene de böyle bir soru sormuş olunuz, ben de cevabımı vereyim, fakat yazmamak şartıyla." - "Zatı alinizi dinliyorum Paşa hazretleri." -"Bakınız Cevat Beyefendi, sizin imkansız gördüğünüz kurtuluş yolları vardır. Bugün herhangi bir teşkilatçı Anadolu’ya geçer de milleti silahlı bir direnişe hazırlarsa bu yurt kurtarılabilir. Heyecanlanmıştım. Birinci Dünya Savaşı süresince gücümüzü öylesine tüketmiştik ki elimizde hiçbir şey kalmamıştı. Harplerden sağ kalanların ise ayakta duracak halleri yoktu. -"Nasıl olur Paşa’m?" diye yerimden fırladım. Paşa sakindi: -"Aklınızdan geçenleri tahmin ediyorum, dedi; doğrudur. Görünüş tamamen aleyhimizde ama düşmanlarımız olan bu büyük devletlerin bir de iç yüzleri var." -"Nasıl Paşam?" -"Anlatayım. Siz sanıyor musunuz ki savaşı kazanmakla müttefikler aralarındaki bütün sorunları çözmüşlerdir. Aralarındaki asıl rekabet şimdi başlayacaktır. Asırlarca birbirleriyle boğuşan Fransızlarla İngilizleri ortak düşman tehlikesi birleştirdi. Şimdi o eski rekabet, bıraktıkları yerden tekrar başlayacaktır İtalya'nın da başı dertte. Onlar da her an bir iç karışıklık yaşayabilirler. Sonuçta, Anadolu’da başlayacak bir milli direnişle hiçbiri mücadele edecek durumda değildir. Böyle bir mücadelenin tam sırasıdır. -"Paşam, milli direniş güzel, ama neyle? Hangi askerle, hangi silahla, hangi parayla? Maalesef Paşa’m, kupkuru bir çölden farksız oldu bu güzel vatanımız. " -"Öyle görünür Refi Cevat Bey, öyle görünür. Ama çölden bir hayat çıkarmak lazımdır. Çöl sanılan bu alemde saklı ve kuvvetli hayat vardır. O, Türk milletidir. Eksik olan şey teşkilattır. Bu teşkilat organize edilebilirse vatan da millet de kurtulur." Mustafa Kemal paşaya veda ettim; matbaaya geldim. Ne kafam almıştı ne mantığım. Daha doğrusu anlattıkları bana deli saçması gibi gelmişti. Matbaada arkadaşlar anlat diyorlardı; neler söyledi? Anlattım: Şu sıralar Anadolu’ya geçilir, orada teşkilat kurulur, vatan bağımsızlığına kavuşur, millet de özgürlüğüne kavuşurmuş, anladınız mı arkadaşlar? Bu deli değil, zırdeliymiş. O günlerde, o şartlar içinde İstiklal Mücadelesine atılıp Türkiyeyi kurtarmaktan söz edenlere karşı herkes benim gibi düşünürdü. O günlerde böyle düşünen tek adam oydu; Tek adam! Kaynak: AtaTürk’ün İstanbul’daki Hayatı, Sadi Borak, Kuleli Dergisi, 1996/1, Sayfa: 1-2 --------------------------------- Şimdi ekli video çok daha anlamlı gelecektir. Eğitim şart. Başka çaremiz yok. Okuyup paylaşın Lütfen

Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı)

30,078 Aufrufe • vor 1 Jahr