Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

VİDEO - Renc Sengawi Rojava için yardım kampanyası başlattı "Ey Rojava halkı! Dün dünya adına savaştınız ama dünya sizi yalnız bıraktıysa da... Bilin ki kendi milletiniz sizinle ve sizi asla yalnız bırakmayacak. Team Mart sahibini aradım bana Renc TIR gönder istersen tüm depoyu yükleyip Rojava'ya götürsünler dedi. Ben de...

56,127 Aufrufe • vor 6 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu (Zekeriya Yapıcıoğlu), İslamcı ve dinci gibi kavramların, dindarlara yönelik algı oluşturulmak amacıyla kullanıldığını söyledi. Bir zamanlar biri ‘Siz dinci misininiz?’ sorusunu sormuştu. Bende cevaben ona dedim ki; "Pardon sizin memleketinizde ‘dinci veya İslamcı’ ne anlama geliyor? Bizim memleketimizde ‘ayakkabı satana ayakkabıcı, yumurta satana yumurtacı’ diyorlar." Bence dinci şudur; "Dini hassasiyeti olmadığı halde, dünya menfaati için yada siyasi çıkar için kendisini dindar gibi gösteriyorsa o dincidir." "Ama bir kişi kendi inancını yaşamaya çalışıyorsa o dindardır. Biz dindar insanlarız, inancımızı yaşamaya çalışıyoruz." "Siyasetimizi dinimizin bizim için çizmiş olduğu meşru dairede yapmaya çalışıyoruz." "Siyasi rakiplerimiz bize iftira atsalar bile benim inancım bana iftira atmayı yasaklıyor." "Siyasi çıkar elde etme adına da olsa ben hiçbir siyasi rakibime asla iftira atmayacağım, varsa gerçek bir kusuru, ben onu dile getiririm, ama ben ona asla iftira etmem, onun bana iftira etmiş olması da benim ona iftira etmeme yol açmayacak." "Ticaretimi de siyasetimi de aile hayatımı da sosyal ilişkilerimi de; Rabbimin benim için çizmiş olduğu sınırlar içerisinde inancımıza göre yaşarız. Biz böyle bir siyasi kadroyuz, hayatımızın her alanında inancımızı yaşamaya çalışan insanlarız." #HÜDAPAR

HÜDA PAR

41,390 Aufrufe • vor 3 Jahren

Beşiktaş'lı Metin Tekin Milli Takım Anısı Fatih Terim: Metin, benim çok sevdiğim, selam olsun. Futbolu da iyi anlatan, iyi bilen, iyi de yorumlayan bir kişidir kendisi. Eski takım arkadaşınız, yardımcınız oldu. Bir maçlığına da aslında milli takımda hocalığını da yaptınız. İşte bu İsveç İsviçre takibinden sonra kafama koymuştum birkaç yeri, Metin'i değil. Ama özellikle İsveç takımının sol tarafıyla Kenneth Anderson'u, durdurmak da sol tarafıyla yani Metin'in oynadığı sağ kulvara aşağı yukarı dikkatimi çekmişti derken, Metin olağanüstü forma girdi Beşiktaş'ta. Ve 4 yıldır da milli takımda yok. Yok, hiç yoktu. Metin'i aradım, "Nasılsın?" diye. "İyiyim hocam, siz nasılsınız?" dedi. "Teşekkür ederim." falan. "Bir görüşelim." dedim. Çağırdım, dedim ki: "Metin, çok iyi oynuyorsun, çok formdasın ve seni çağırmayı düşünüyorum." "Hocam," dedi, "her zamanki o beyefendiliğiyle, 'Bilmiyorum, yok yok ben biliyorum.' dedim. Sadece haberin olsun diye." dedim. O andan sonra ve çağırdım. Hakikaten de çok iyi oynadı. 2-1 kazanmıştık. 2-1 kazandık. Sergen'le Emre attı. Emre'yi de Kenneth Anderson'a düşünmüştüm özellikle hava topu için. Sonra sakatlandı Metin ve de beni aradı. "Buraya kadar hocam," dedi. "Sizi rahatlatıyorum." dedi. Şimdi sıkış. Zaten siz de İsveç maçına özel bir davet yapmıştınız. "Sıkışmışsınızdır şimdi siz kadroda," dedi. "Sizi rahatlatıyorum." dedi. Espiritüel, güzel noktalara değinen çok sevdiğim bir kardeşimdir. Tabii biz de alamadık sakatlanınca. Ama milli takımlar böyledir zaten. Yani sizin tabii ki bir takımınız vardır ama yani lig periyodu milli takım haftasına denk geliyorsa çok formda olan oyuncuyu veya oyuncuları alabilirsiniz, bir daha almak zorunda değilsiniz. Çünkü milli takım hocasının zaten namütenahi hakkı var. İstediğini alır. Türk pasaportu, Türk hüviyeti olan herkesi alma yetkisi vardır. Bu da o gün de bize.

Galatasarayultrataraftar

128,409 Aufrufe • vor 1 Monat

İşgalci İsrail tarafından kaçırılmadan önce Küresel Sumud Filosu Organizatörlerinden Thiago Ávila'nın Gazzeli Çocuklara yazdığı mektup.. "Sevgili Gazzeli çocuklar, denizdeyken size bir mektup yazalı 100 gün oldu. Madeleine ile Gazze kıyılarına ulaşamadığımız için üzgünüm. Kötü güçler tarafından durdurulduk, hapse atıldık ve 100 yıl boyunca size ulaşmamız yasaklandı. Daha da kötüsü, size getirmekte olduğumuz tüm yiyecek ve ilaçlar çalındı. Çok üzüldük, ama sizin gibi güçlü olmamız ve yolumuza devam etmemiz gerektiğini de biliyorduk. Size geri döneceğimize söz verdik. Ve işte buradayız. Halkınız 8 yıldır soykırımdan muzdarip ve 18 yıldır yasadışı bir abluka altında yaşıyorsunuz. Her çocuk, kendi halkıyla birlikte kendi vatanında barış içinde yaşama hakkına sahiptir. Şu anda, buna inanan ve sizi kucaklamak, size yiyecek getirmek ve yalnız olmadığınızı göstermek için her şeyi yapmaya hazır olan, dünyanın dört bir yanından gelen yaklaşık 500 kişiyle birlikte yelken açıyoruz. Sizi her zaman düşünüyor, sizden öğreniyor ve sizden cesaret alıyoruz. Bizi harekete geçiriyorsunuz. Dünyaya sevgi, neşe, nezaket ve güç yaymaya devam edin. Sizden sadece birkaç saat uzaktayız. Bu sefer başaracağımızı gerçekten umuyorum. Herhangi bir nedenle aynı kötü güçler tarafından durdurulursak, üzülmemenizi rica ediyorum. Size söz veriyorum, asla pes etmeyeceğiz ve sizin için tüm dünyayı sarsacağız. Misyonumuzla ilgili güzel videolarınız, mesajlarınız ve çizimleriniz için teşekkür ederim. Bir şekilde, her zaman birlikte olacağız. Size kocaman bir kucak dolusu sevgiyle, hadi bu dünyayı birlikte değiştirelim. Tüm sevgimle, amcanız Thiago Ávila" Thiago Ávila'nın da aralarında olduğu Küresel Sumud Filosu'ndan 328 Aktivist, İsrail zindanlarında esir tutuluyor. Canları pahasına Gazzeli çocuklara yardım ulaştırmaya çalışan bu güzel insanları unutmayalım. Ailelerine kavuşana kadar gündemde tutmaya devam edelim. #GlobalSumudFilotilla #FreedomFlotilla

Mehmet Toprak

31,213 Aufrufe • vor 10 Monaten

9 yaşımdan bu yana basketbol oynuyorum, birçok zorlu maça çıktım, ağır sakatlıklar geçirdim, mental anlamda epey zorlandığım süreçler oldu fakat hiç bir zaman bu satırları yazarken zorlandığım kadar zorlanmadım. Elbette bugünün geleceğini biliyordum ama insan oyunun içindeyken kariyerini noktalayacağı günü hiç düşünmüyor. Kim bilir belki de sahadaki tutkumuzu buna borçluyuzdur. Hayatımın her anına, her köşesine yerleşen basketbol, zamanla bir oyun olmaktan da çıkıp, beni ben yapan her şeyin temellerini attı. Tüm heyecanımı kontrol altına alıp sabretmeyi, zorluklarla mücadele etmeyi ve her koşulda yoluma devam etmeyi öğretti. Bu yolculuğun en güzel kısmı, bu yolu asla yalnız yürümemiş olmamdı. Çalıştığım ve bana inanan tüm antrenörlerime, omuz omuza mücadele ettiğim, beraber ter döktüğüm, birlikte sevinip, birlikte üzülen takım arkadaşlarıma, sahada sağlıklı olabilmem için her zaman yanımda olan sağlık ekiplerine, kulüplerimizin görünmeyen, en az bizim kadar emek veren o güzel insanlarına, her adımımda bana güç veren, beni ben yapan aileme ve her zaman, oynadığım her kulüpte, bana sevgisini hissettiren, desteğini hiç esirgemeyen taraftarlara çok teşekkür ederim. Hayatım boyunca iyi bir sporcu olmanın yanında, iyi bir insan olmaya çalıştım. Benden küçüklere örnek olabilmek, yollarını aydınlatabilmek için uğraştım. Eğer bir gencin bile kalbine dokunup, ona umut olabildiysem, bu yolculuk benim için kazanılmış en büyük maçtır. Şimdi belki o çok sevdiğim sahalardan oyuncu olarak ayrılıyorum. Ama mücadele ruhu, dostluklar, hatıralar ve öğrendiğim her şey hep benimle kalacak. Bundan sonra da Türk basketboluna faydalı olmak için aynı heyecan, tutku ve disiplinle çalışmalarıma devam edeceğim. İyi ki basketbol. Teşekkür ederim.

Birkan Batuk

89,483 Aufrufe • vor 1 Jahr

Merhaba, benim adım Sir Montague William the 3rd. Size anlatacaklarım kulağa saçma gelebilir Ama bana inanan ne kadar az olursa, benim için o kadar iyi. Yıllardır hayatınızı kontrol ediyoruz Siz ise sadece çabalıyor, sıkıntı çekiyorsunuz. Aslında hiç ihtiyacınız olmayan şeyleri biz yarattık. Spor arabalarınız, modalarınız, plazma televizyonlarınız. Babadan oğula geçen aile sırlarımız, Bize avantaj sağlayan miras alınmış bilgiler Siz köylüler geceleri yataklarınızda uyurken biz bunları büyüttük. Biz, sizin hayatınızı kontrol eden parayı kontrol ediyoruz Siz ise sahte putlara tapıyorsunuz Ve güneşte bir yer edinmek için ruhunuzu satmakta tereddüt etmiyorsunuz. Ama zamanı geldiğinde bu şeylerin hiçbir önemi olmayacak. Fakat kitleleri kontrol ettikleri sürece Ben sadece arkamı yaslanıp varlıklarımı sayarım. Her şeye sahip olduğumun güveniyle Siz sıradan insanlar işlerinizi kaybederken. Görüyorsunuz, sizi yalnızca küçümseyerek izliyorum. Ama yüzümdeki gülümseme beni aklamaya yetiyor. Çünkü elimde küresel televizyon silahı var Bu da bana bağ kurma imkânı veriyor, empati uyandırıyor. Gerçekten sizin iyiliğinizi düşündüğümü sanıyorsunuz. Oysa biz bankerler ve elit aileler sadece birkaç kişiyiz. Ama bunu görseydiniz gücü geri alırdınız Bu yüzden her gün korku salıyoruz. Panikler, krizler, savaşlar ve hastalıklar Sizi ruhsal bütünlüğünüzü bulmaktan alıkoyuyor. Oyunu biz kuruyoruz, her iki tarafı da biz satın alıyoruz. Sizi zavallı hayatlarınıza köle kılmak için. Öyleyse gidin çalışın, beden saatiniz tükenirken Ve her şey bittiğinde, mezara sadece birkaç yıl kala, Geriye baktığınızda göreceksiniz ki Hayatınız hiçbir şeymiş sadece boş bir hayal. Artık kontrol etmediğimiz çok az şey kaldı Avukatlara ve polis gücüne sahip olmak hep bir hedefti. Bizim emirlerimizi yerine getiriyorlar, siz sokakta yürürken bile Ama farkında değiller ki, onlar da sadece birer koyun. Gerçek güç, birkaç kişinin elinde Siz partilere oy verdiniz, daha ne yapabilirdiniz ki? Ama bilmediğiniz şey, hepsinin aynı olduğudur Gordon gitti, bayrağı David’e devretti. Ve siz kendi seçtiğiniz lideri takip ediyorsunuz. Ama sizin kanınız kırmızı akarken, bizim kanımız mavi akıyor. Ama siz bunu göremiyorsunuz, oyunun bir parçası işte Para ve şöhret gibi bir başka dikkat dağıtıcı. Özgürlük adına çıkacak savaşlara hazırlanın Asla var olmayacak hastalıklar için aşılar çıkaracağız. Çocuklarınızın saf zihinlerine saldırılar olacak bizim kontrolümüzde, Ve mikroçiplenmiş bir dünyada siz hiç karşı koymayacaksınız. Bilgi baskısı sizi çizgide tutacak Köylülerin azaltılması tarım ve hayvancılık bitirilmesi hep bizim amacımızdı. Ama öjenik projeler beklediğimiz gibi olmadı Evet, Nazi’leri finanse eden bizdik. Ama medyanın da tamamı bizim elimizde olduğu sürece Gerçekte olanlar sizi ilgilendirmiyor O yüzden plazma TV’nizi izlemeye devam edin koyunlar. Ve dünya, göremediğiniz kişiler tarafından yönetilmeye devam etsin.

SİRKECİ

13,700 Aufrufe • vor 11 Monaten

Charlie Chaplin / (1940) “Kusura bakmayın ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil. Kimseye hükmetmek, veya kimseyi yenmek istemiyorum. Elimden gelse, herkese yardım etmek isterim: Yahudi, dinsiz, kara tenli, beyaz tenli... Hepimiz birbirimize yardım etmek isteriz. İnsanlar böyledir… Birbirimizin sefaletinin değil, mutluluğunun gölgesinde yaşamak isteriz. Ne nefret etmek ne de hor görmek isteriz birbirimizi. Bu dünyada herkese yer var. Bu dünya ana herkesi doyurabilecek kadar bereketli. İstesek, yaşam güzellik ve özgürlükle dolu olabilir, ama bizler yolumuzu kaybettik. Açgözlülük insanların ruhunu zehirledi, aramıza nefret duvarları ördü, bizi sefalete ve kan dökmeye sürükledi. Dünya hızlandıkça bizler yükselen duvarların arkasına saklandık. Bolluk vaat eden makineler bizi doyumsuzluğa itti. Bunca bilgi içimizde artniyet ile fesat, bunca zekâ ise katılık ve merhametsizlik doğurdu. Çok düşünür ama az hisseder olduk. Makinelerden çok insanlığa ihtiyacımız var, zekâdan ziyade merhamet ve şefkate. Bu değerler olmaksızın yaşamımız şiddete bürünür, biz de pusulamızı şaşırırız. Uçakla radyonun icadı bizi birbirimize yaklaştırdı. Bu gibi buluşların özünde, insanın iyiliğine, evrensel kardeşliğine ve birlikteliğine dair bir haykırış vardır. Şu anda bile sesim milyonlara ulaşıyor - masum insanları hapse atan ve işkence eden bir sistemin kurbanlarına, milyonlarca umutsuz erkek, kadın ve küçücük çocuklara sesleniyorum; beni duyabilen herkese sesleniyorum: Umutsuzluğa kapılmayın. Üzerimize çöken bu felaket, insanoğlunun gelişmesinden korkan, katı yürekli ve açgözlü yöneticiler devrinin bitmek üzere olduğuna işarettir. İnsanoğlunun nefreti geçer, diktatörler ölür... Ve halktan gasp ettikleri güç halka geri dönecektir. Ve ölüm var oldukça, özgürlük asla yok olmayacaktır. Askerler! Bu zalimlere teslim olmayın, sizi hor gören, eğiten, besleyen, köleleştiren, hayatınızı yöneten, ne yapacağınızı, ne düşüneceğinizi, ne hissedeceğinizi söyleyen, size sürü muamelesi yapan bu zalimlere teslim olmayın. Teslim olmayın sizi kendi savaşlarına alet eden bu hasta ruhlu adamlara. Bu robot kalpli, robot kafalı, robot adamlara teslim olmayın. Sizler robot değilsiniz. Sizler sürü değilsiniz. İnsansınız. Yüreklerinizde insanlık sevgisi var. Nefret etmeyin -sadece sevilmeyenler nefret eder. Sevilmeyenler ve hasta ruhlular. Askerler! Kölelik için değil, özgürlük için savaşın. Aziz Lucas İncilinin 17. bölümünde, Tanrı insanın gönlündedir, der -ne tek bir adamın, ne de birkaç adamın gönlündedir Tanrı, O bütün insanların gönlündedir. Her birinizin içindedir. Ey halk, güç sizde - makineleri icat etme gücü de sizde, mutluluğu yaratma gücü de. Ey insanlar, hayatı özgür ve güzel kılma gücü de, onu müthiş bir serüvene dönüştürme gücü de ellerinizdedir. Öyleyse demokrasi adına, bu gücü kullanalım - birleşelim. Yeni bir dünya için savaş verelim – adam gibi bir dünya, insanlara çalışma olanağı, gençlere gelecek, yaşlılara da güvence veren bir dünya için. Zalimler de bunları vaat ederek başa geldiler. Ama onlar yalan söyler. Sözlerini tutmazlar. Hiçbir zaman da tutmayacaklar. Diktatörler kendilerini özgürleştirirlerken insanları köleleştirirler. Şimdi bu dünyayı özgürleştirmek için mücadele edelim – ulusal sınırlardan, açgözlülükten, nefretten ve hoşgörüsüzlükten kurtulalım – Sağduyulu bir dünya için, bilim ve gelişmenin herkesi mutlu kılacağı bir dünya icin mücadele edelim. Ey, askerler, demokrasi adına birleşelim! * * * Hannah, beni duyabiliyor musun? Her neredeysen, yukarıya bak. Yukarıya bak, Hannah! Bulutlar çekiliyor! Bak, güneş çıktı. Karanlıktan ışığa çıkıyoruz. İnsanların nefret, zulüm ve açgözlülüklerinden arınacağı, daha şefkatli yeni bir dünyaya adım atıyoruz. Yukarıya bak Hannah! Artık insan ruhunun kanatları var ve işte nihayet uçmaya başladı. Gökkuşağına doğru uçuyor, umut ışığına doğru. Yukarıya bak, Hannah. Yukarıya bak.” Charlie Chaplin / The Great Dictator (Büyük Diktatör)

Bizlotik

223,199 Aufrufe • vor 2 Jahren

Bu coğrafyanın halkı, börtü böceği için haber yapıyorum; sizler için değil. Bir Newroz’u takip ettik, yaşananlara bakın! Önceki günlerde DEM Parti de aynı yerde Newroz kutlaması yaptı. Kendilerini arayıp “Keşke haber verseydiniz” dedim. Çünkü özellikle arayıp haber verilmesini istiyorum. Neyse, konuya gelelim! Beni bu açıklamayı yapmak zorunda bırakan tüm mahalle sakinlerine sesleniyorum. İsterseniz yazıyı okumak yerine, bu çocukların güzel halayını bozup sırf kendini göstermek isteyen kişiye tepki gösterdiğim ana kadar olan videoyu da izleyebilirsiniz. Bugün Malabadi Köprüsü’nde Newroz etkinliği vardı. Haber yapmak için gittim, görüntü çektim. Tıpkı önceki gün Bismil Newrozu’nu kendi imkânlarımla takip ettiğim gibi, Rojava protestolarını izlediğim gibi… Neyse, fazla uzatmayacağım. Sizlerin ideolojik saplantılarını ve “Kürtlük” adı altında birbirinize ettiğiniz hakaretleri anlamakta zorlanıyorum. Bir ülkenin adının dahi anılmadığı dönemlerde insanlar bu topraklar için yurtseverlik yaptı. Bir Newroz’u takip ettiğim için gazeteciliğimi övenler, bugün “ayıp” diyerek hakaret ediyor; hakaret etmeden eleştirenler ise aslında ne kadar değerli bir tutum sergilediklerini gösteriyor. Dün küfür edenlerin bir kısmı bugün özür diliyor ya da övmeye çalışıyor. Kimsenin övgüsüne ihtiyacım yok hele de sizin gibilerin! Eleştiriler başım gözüm üstüne. Unutulmasın ki ben gazetecilik yapıyorum. Ve herkes şunu bilsin: Ben tarafsız değilim, bir tarafım var. Bu tarafı da 2021 yılında ÇGD’den aldığım gazetecilik ödül töreninde açıkça ifade ettim. Benim tarafım Kürt halkıdır. Küfür ve hakaretle var olmaya çalışanların ne kişiliği ne de ideolojisi bir değer taşır. Herkes kendine yakışanı yapar. “Şu cümleyi neden yazmadın, bu coğrafyanın adını neden anmadın?” diye boş tartışmalar açanları ciddiye almıyorum. Hamaseti bırakın. Davalara, soruşturmalara sizin adınız girmiyor. Benim arkamda medya kuruluşları yok, güçlü destekçiler yok, aşiretler ya da lobiler yok. Benim tek dayanağım ailem ve sizlerin aboneliklerle verdiği destektir. Haftalardır her yazımın altına küfür ve hakaret yazanlara tek bir sözüm var: Kim olduğunuzu biliyorum. Karakter ve kişilikten yoksun bu tutumunuz sizi anlatıyor. Türk milliyetçilerinin saldırıları ve hedef göstermeleri anlaşılır; sonuçta ben Kürt bir gazeteciyim. Ama kendine Kürt diyenlere sormak gerekiyor: Size ne oluyor? Son olarak, kimsenin övgüsüne ihtiyacım yok. Bu halkın eleştirisine ihtiyacım var. Amacım iyi gazetecilik yapmak. Bir gün kalemimi satar, bu halka ihanet edersem, çıkın yüzüme tükürün. Ben bu halka hizmet ediyorum; sizin anlamsız tartışmalarınıza değil. Direnen, mücadele eden, bedel ödeyen; yoksulluk çeken, doğası yok edilen bu halk için ve bu coğrafyanın balığı, suyu, ağacı, börtüsü ve böceği için haber yaptım, yapıyorum ve yapmaya devam edeceğim. Vakit ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim.

metinyoksu

22,704 Aufrufe • vor 4 Monaten

Türkiye’de yaşayan yabancı uyruklu kadın, yıllardır unutamadığı, çok üzüldüğü olayı anlattı: • Size başımdan geçen bir olayı anlatacağım. Çok üzülmüştüm; hatta 14 senede yabancılıkla alakalı en çok etkilendiğim olaydır. • ⁠Bir akşam işten dönüyorum, çok yorgunum ama keyfim de gayet yerinde. • ⁠Metrodan indim, asansöre bineceğim. Tam kapı kapanırken bakıyorum; orta yaşlarda bir kadıncağız. • ⁠Ben de asansörün kapısına elimi koyup asansörü tuttum, adım attım. • ⁠Yalnız unuttuğum bir durum var: Bir tane komşum vardı, o da yabancıydı ama ikimizin de ortak dili Rusça olduğu için asansörde Rusça konuşuyorduk. • ⁠Tam kapı kapandı, kız bana bir şey söyledi. Ben de ona Rusça cevap vermek durumunda kaldım. • Benim kapısını tuttuğum o kadın döndü. Tabii Türkçe bildiğimi bilmiyor, çünkü ben Türkçe “Buyurun” falan dememiştim. • ⁠Döndü ve “Siz Ruslar her yerdesiniz! Siz Rusyalılar her yeri doldurdunuz!” dedi. • ⁠Halbuki asansörde bir tane de Malezyalı kızcağız vardı, yani bir iki yabancı daha vardı. • ⁠O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. O kadar kalbim sıkıştı ki. • ⁠Halbuki asansörde bir tane de Türk çocuk vardı; kapıyı ona o tutmadı, ben tuttum. Hani insanlık ya! • ⁠Döndüm ve kadına Türkçe “Sizi anlıyorum, bilginiz olsun. Ayrıca ben Rus değilim” dedim. • ⁠Kadın bir an neye uğradığını şaşırdı, halden hale girdi. • ⁠Çıkarken de tartışmaya devam ettik. • ⁠Herhalde 14 senede yabancılıkla alakalı hiçbir şey bu kadar zoruma gitmemişti. • ⁠Kadının böyle davranması çok üzdü. Halbuki ben Rus değilim, üstüme alınmayabilirdim ama Türkçe bilmediğimi zannedip böyle davranılması çok yazık.

🎙️ Muhbir

85,158 Aufrufe • vor 2 Tagen

85 yıl önce, 15 Ekim 1940 yılında, gösterime giren Charlie Chaplin’in Büyük Diktatör (The Great Dictator) filminin kapanış konuşması, sinema tarihinin en etkileyici ve insanlık manifestosu olarak nitelendirilen monologlarından biri olarak halen güncelliğini korumaya devam etmekte. Bir kez daha hatırlayalım!.. “Üzgünüm, ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil. Ne kimseyi yönetmek ne de herhangi bir ülkeyi fethetmek istiyorum. Elimden gelse, herkese yardım etmek isterim; ister Yahudi, ister Yahudi olmayan, ister siyah, ister beyaz… Hepimiz birbirimize yardım etmek isteriz, insan doğası budur. Birbirimizin mutluluğundan keyif almak isteriz, acılarından değil. Birbirimizden nefret etmek ya da birbirimizi hor görmek istemeyiz. Bu dünyada herkese yetecek yer var. Ve dünya, hepimizin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bereketli. Ama insanlık yolunu şaşırdı. Açgözlülük, insan ruhunu zehirledi, dünyayı nefretle doldurdu, bizi sefalet ve kan dökme yoluna sürükledi. Hızı artırdık, ama kendimizi hapsettik. Bolluk getiren makineler bizi yoksulluğa itti. Bilgimiz bizi alaycı yaptı, zekâmız bizi katı ve acımasız yaptı. Çok düşünüyoruz, ama çok az hissediyoruz. Makineden çok insanlığa ihtiyacımız var. Zekâdan çok şefkat ve nezakete ihtiyacımız var. Bu nitelikler olmadan hayat korkunç olur, her şey biter. Uçaklar ve radyo bizi birbirimize yakınlaştırdı. Bu icatların doğası, insanlardaki iyiliği haykırır, evrensel kardeşlik ve hepimizin birliği için yalvarır. Şu anda sesim milyonlarca insana ulaşıyor; umutsuz erkeklere, kadınlara, çocuklara… Zulüm ve baskı sisteminin kurbanlarına, masum insanları hapse atanlara… Bu mesajı duyan herkese şunu söylüyorum: Umutsuzluğa kapılmayın! Üzerimize çöken bu felaket, sadece insanlığın ilerlemesinden korkanların ve açgözlülerin geçici hırslarının bir sonucudur. Nefret geçecek, diktatörler ölecek ve halktan aldıkları güç yine halka geri dönecek. İnsanlar ölmeyi bildikleri sürece özgürlük asla yok olmayacak. Askerler! Kendinizi vahşilere teslim etmeyin; sizi hor gören, köleleştiren, hayatlarınızı yöneten, ne yapmanız, ne düşünmeniz, ne hissetmeniz gerektiğini söyleyenlere… Sizi bir hayvan gibi terbiye eden, sizi topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin! Bu doğa dışı adamlara, bu makine kafalı, makine kalpli adamlara teslim olmayın! Siz makine değilsiniz! Hayvan değilsiniz! Siz insansınız! Kalbinizde insanlık sevgisi var! Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder, sevilmeyenler ve doğaya aykırı olanlar. Askerler! Kölelik için savaşmayın, özgürlük için savaşın! Aziz Luka İncili’nin 17. bölümünde şöyle yazıyor: ‘Tanrı’nın krallığı insanın içindedir.’ Bir insanın değil, bir grup insanın değil, hepinizin içinde! Güç sizde, halkta! Makineleri yaratma gücü sizde, mutluluğu yaratma gücü sizde! Bu gücünüzü kullanarak hayatı özgür ve güzel kılalım, bu dünyayı harika bir macera yapalım. Öyleyse, demokrasi adına, bu gücü kullanalım! Hepimiz birleşelim! Yeni ve güzel bir dünya için savaşalım; herkese iş, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sunan bir dünya. Bu vaatlerle canavarlar iktidara geldi. Ama yalan söylediler! Bu vaatleri yerine getirmediler, asla da getirmeyecekler. Diktatörler kendilerini özgür kıldılar, ama halkı köleleştirdiler. Şimdi, bu vaatleri biz gerçekleştirelim! Özgürlük için savaşalım! Dünyayı zincirlerinden kurtaralım, engelleri kaldıralım, birleşelim! Hannah, beni duyuyor musun? Neredeysen, gökyüzüne bak! Bulutlar dağılıyor, güneş açıyor! Karanlığın içinden ışığa doğru yürüyoruz. Yeni bir dünyanın ışığına, insan ruhunun özgür olduğu, nefretin, açgözlülüğün ve barbarlığın olmadığı bir dünyaya doğru yürüyoruz. Gökyüzüne bak, Hannah! İnsan ruhu kanatlandı ve nihayet uçmaya başladı. Gökkuşağına, umudun ışığına doğru uçuyor. Gökyüzüne bak, Hannah! Gökyüzüne bak!”

Bizlotik

16,738 Aufrufe • vor 11 Monaten

Kasa sırasında, iyi niyetli müşterileri kandırmaya çalışan kişilere karşı uyarıda bulunan kasiyer: • Market sırasında beklerken "Param yetmedi, param yok, bana bunu alır mısınız?" diyen insanların ürünlerini almayın. • Dün bir olay yaşadım. • ⁠Bir hanımefendi kasada 2 bin 600 liralık alışveriş yaptı. "Multinet kartımda bin 200 lira var" dedi. • ⁠Arkasında, araya giren başka bir müşterimiz vardı. Onun arkasında da kadının arkadaşı duruyordu ve onun da yüklü bir alışverişi vardı. • ⁠Kadın, "Benim bu kadar param yok, sadece bin 200 liram var" deyince arkadaki iyi niyetli müşteri hayır yaptığını düşünerek 2 bin 600 liralık hesabın hepsini ödedi. • Ödeyen müşteri gittikten sonra kadınla arkadaşı birbirlerine bakıp güldüler. • ⁠Arkadaki arkadaşı "Aa, nasıl yaptın bunu?" falan dedi. Sonra arkadaşı kendisi için 10 liralık bir ürün alacaktı; o sırada ekranımızda göründü, Multinet kartında gayet bakiye vardı. • ⁠Geçenlerde yaşadığımız başka bir olay da şöyle: İki tane genç çocuk müşterimizden para istedi. • ⁠Müşteri de yine iyi niyetle, "Ne ihtiyacınız varsa ben alayım" dedi. • ⁠Müşteri çıktıktan sonra ben çocuklara "Ne yapıyorsunuz? Müşterileri rahatsız etmeyin" diye müdahale etmek istedim. • ⁠Çocuklar küpeli, gayet temiz giyimli, parfüm kokan çocuklardı. • ⁠Kadın müşteri de bana "Ben alıyorum, siz karışmayın" dedi. Biz de "Tamam" dedik. • ⁠Müşteri gittikten 5 dakika sonra o çocuklar gelip "Bunları iade eder misiniz? Biz para istemiştik, bize para vermedi, ürün aldı. Ben yumurtayı, peyniri ne yapayım?" dediler. • ⁠Yani gerçekten insanlar artık düşündüğümüz kadar iyi değiller, düşündüğümüz kadar ihtiyaç sahibi de değiller. • ⁠Kendi bildiğiniz, gerçekten ihtiyacı olan insanlara tabii ki yardım edebilirsiniz ama markette "Param bitti, bana bunu alır mısınız?" diyenlere gerçekten kanmayın. • ⁠Biz sizi uyarınca da bize kızmayın çünkü biz gün içinde o insanlarla sürekli karşılaşıyor ve bu durumları önceden tecrübe etmiş oluyoruz.

🎙️ Muhbir

494,286 Aufrufe • vor 6 Tagen

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Kabine Toplantısı Sonrası Millete Sesleniş konuşmalarından... ▪ Dün itibarıyla artık Suriye’de karanlık bir dönem kapanmış, aydınlık bir dönem başlamıştır. Türkiye, binlerce yıllık tecrübe sonucunda billurlaşan devlet aklıyla hadiseleri okumakta; Suriye’deki duruma çok geniş bir perspektiften bakmaktadır. ▪ Bugün bazı parametreleri bir kez daha ifade etmek durumundayım: Türkiye’nin başka bir ülkenin toprağında ve egemenliğinde gözü yoktur. Sınır ötesi harekatlarımızın yegane amacı vatanımızı ve vatandaşlarımızı terör saldırılarından korumaktır. Ne PKK ve Suriye’deki uzantıları, ne DEAŞ; ülkemizin muhatabı değildir, bilakis muarızıdır. ▪ Suriye’nin toprak bütünlüğünün mutlaka ama mutlaka korunması gerekiyor. Suriye; tüm etnik, dini, mezhebi kimlikleriyle Suriyelilerindir. Suriye’nin bugününe de, geleceğine de karar verecek olan Suriye halkıdır. ▪ Komşuları ve kardeşleri olarak bize düşen; Suriye halkının ülkelerini yeniden toparlama, yeniden ayağa kaldırma, yeniden mamur etme çabalarına güçlü bir şekilde destek olmaktır. ▪ Tekrar söylüyorum: Arap, Türkmen, Kürt, Sünni, Alevi, Nusayri, Hristiyan fark etmeksizin Suriyelilerin tamamının sulh içinde yaşadığı bir Suriye, Türkiye’nin en büyük özlemi, hayali ve hedefidir. ▪ Şurası da kesinlikle unutulmamalıdır: İstikrara kavuşmuş bir Suriye, hem kendi vatandaşları hem de bölgedeki diğer ülkeler için güven kaynağı olacaktır. Komşu ülkelerin güvenliği yine Suriye’nin güven içinde, istikrar içinde olmasından geçiyor. ▪ Öte yandan bölücü örgütün Suriye uzantısının, kargaşayı fırsata çevirmeye dönük aşırı heveskar tutumunu da dikkatle takip ediyoruz. Kendi akıllarınca farklı hesap yapanlara şunu hatırlatmak istiyorum: Çakal ne kadar hile bilirse, kurt da o kadar yol bilir. Türkiye, sınırlarının ötesinde yeni terör çıban başlarının ortaya çıkmasına göz yummayacaktır. 13 yıldır her türlü zulme maruz kalan Suriyeli kardeşlerimize yeni acılar, yeni sıkıntılar, yeni dramlar yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur. ▪ Buradan, kardeş Suriye halkına da seslenmek istiyorum: Aziz Suriyeli kardeşlerim… Türkiye ve Türk milleti, dün olduğu gibi bugün de yarın da yanınızdadır. Siz, tüm imkansızlıklara rağmen kanınızla, canınızla, dişiniz, tırnağınızla destan yazdınız. Zulme ve zalime asla boyun eğmediniz. En zor zamanlarda dahi yeise kapılmadınız. İlk günden itibaren hep “Allah büyüktür” dediniz; “O rahman ve rahim olandır” dediniz; “O alemlerin Rabbi’dir” dediniz; yalnız O’na güvendiniz, yalnız O’ndan yardım dilediniz. ▪ Düştünüz yerden çok daha güçlü bir şekilde tekrar ayağa kalktınız. Böylece nesilden nesile gururla aktarılacak muhteşem bir kahramanlık hikayesine imza attınız. Kardeşlerim unutmayın, Men sabera, zafera! “Yenilgi yenilgi büyüyen” bu şanlı zaferin asıl sahibi sizlersiniz. Sizleri, ülkem ve milletim adına saygıyla selamlıyorum. Zaferiniz hayırlı, mübarek olsun diyorum. ▪ Hürriyet ve adalet mücadelenizde sizi nasıl yalnız bırakmadıysak, inşallah kalkınma mücadelenizde de tüm imkanlarımızla sizi destekleyeceğiz. Gönül gönüle verecek, zorlukların, sıkıntıların üstesinden birlikte geleceğiz. Suriye’nin kalıcı barışa, istikrara ve güvenliğe kavuşması için elimizden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu bilmenizi isterim. ▪ Hama katliamından beri Suriye’nin özgürlüğü yolunda can veren şehitleri bugün bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Suriye’nin esaretten kurtulan şehirlerinde sevinç gözyaşları döken, dua eden, şükür secdesine kapanan; yıllar sonra evlerine, yuvalarına, ailelerine, sevdiklerine kavuşmanın mutluluğunu yaşayan tüm kardeşlerime selam ediyorum.

Fahrettin Altun

103,363 Aufrufe • vor 1 Jahr

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın #BüyükFilistinMitingi 'ndeki konuşmalarından... 📌Batı dünyası, Gazze’deki çocuk, kadın, masum katliamını meşrulaştırmak için siyasetçisinden medyasına seferber oldu. İsrail tam 22 gündür açıkça savaş suçu işliyor. İsrail biz de seni savaş suçlusu olarak dünyaya ilan edeceğiz. Şimdi bunun hazırlığı içindeyiz. Bunun çalışmasını yapıyoruz ve savaş suçlusu olarak İsrail’i dünyaya tanıtacağız. 📌Gazze’de savunma değil açık ve alçak bir katliam yürütülmektedir. Gazze halkını, bir silah gibi kullandıkları açlıkla, susuzlukla, yakıtsızla, sağlık hizmetlerini çökerterek topluca yok etme peşindeler. 📌 Ey dünya, bütün bu gerçekleri görüyorsunuz. BM Genel Sekreteri haykırıyor ama duymuyorsunuz. Sağır oldunuz, kör oldunuz, bunlara asla kulak vermediniz. 📌 Hangi kökene, hangi inanca, hangi mezhebe sahip olursa olsun coğrafyamızdaki tüm toplumlar olarak bir olmalı, birlikte olmalı, beraber hareket etmeliyiz. Aksi takdirde, teker teker herkesin aynı akıbete duçar olması kaçınılmazdır. Bölge ülkelerinin ve halklarının tamamını birliğin rahmetinde buluşmaya, ayrılığın azabından uzak kalmaya davet ediyoruz. 📌Dışarıdan yardım getirilmesine izin verilmediği için elektrikten gıdaya, sağlık ve temizlik malzemesine kadar tüm insani ihtiyaçlar karşılanamaz halde. Dün geceden beri yapılanlar ise tam anlamıyla bir cinnet halidir. 📌Tüm bu vahim tabloya rağmen Gazze halkının, sergilediği vakur, kararlı ve inançlı duruş, tarihe şanlı bir direniş destanı olarak yazılacaktır. 📌Bunlar sadece öldürmeyi bilir. Zalimin başına yağdırdığı bombalara rağmen Gazze halkının evini, şehrini terk etmeme kararlılığını, buradan milletim adına saygıyla selamlıyorum. 📌 Kendi evleri yanmaya başladığında, sırtını dayadığı Batılılar çıkıp gidecek ve İsrail bu coğrafyada, 75 yıldır zulmettiği insanlar ve onların kardeşleriyle baş başa kalacaktır. Türkiye, tıpkı 500 yıl önce olduğu gibi, İkinci Dünya Savaşında olduğu gibi, başı dara düşen her mazlumla birlikte bu insanların da umudu olacaktır. 📌 Geçtiğimiz günlerde İsrail yönetimine yaptığım çağrıyı burada bir kez daha ifade ediyorum: Boyunuzu da, çapınızı da, yüreğinizi de aşan zırvalarla, tavırlarla, sözlerle Türk Milletinin merhamet duygularını törpülemeyin. Çünkü emin olun, tıpkı atalarınız gibi, sizler ve sizlerin çocukları da ileride buna ihtiyaç duyacak. Türkiye’ye ihtiyaç duyacak. 📌 Gelin bugün, mazlumlara yardım ulaştırma talebimize, barışı tesis etmek için diyalog kapılarını açma çağrımıza kulak verin. Gelin bugün, kendinizin ve çocuklarınızın geleceği için, belki de hayatınızda ilk defa hayırlı bir adım atın. Biz, “adil bir barışın kaybedeni” olmayacağına olan samimi inancımızla hareket ediyoruz. Muhataplarımızı da aynı anlayış etrafında buluşmaya çağırıyoruz. #United4Palestine

Fahrettin Altun

250,490 Aufrufe • vor 2 Jahren

Yedek hesabım yok, bu sefer de kapanırsa, ne yazık ki yine açmayı düşünmüyorum. Belki 2010’dan beri kullandığım hesap banlanınca da dönmemeliydim. Eğer Jeopolitik Türk diye bir yedek hesap görürseniz, bilin ki o ben olmayacağım. Beraber güzel günler geçirdik, hem teorisiyle hem pratiğiyle jeopolitik analizler paylaştım. İlk yazdığımda deli saçması denilen her şey, biliyorsunuz tahminimden çok daha hızlı bir şekilde bugünlerde yaşanmaya başladı. Siz artık, insanların çoğunun problemli ve anlaşılamaz olarak nitelendirdiği bu yılların, sadece bir geçiş ve normale dönüş dönemi olduğunu biliyorsunuz. Bu ve sonraki dönemin kodlarını da size etraflıca anlattım. Buna gerek gördüm çünkü insanlarımızın jeopolitika konusunda çok yanlış yönlendirildiği kanaatindeydim. Asya, Latin Amerika ülkelerini falan bırakın, yanı başımızdaki Avrupa’nın jeopolitik gerçekleri bile bilinmiyordu. Artık eli çubuklu kimseler sizi kolayca kandıramayacak. Gemi yüzer nehir teoremine, Sanayileşme ve nüfusların yaşlanma korelasyonuna, bunun tüketim ve ihracat karakteristiklerine ekonomik teorisiyle beraber çok detaylı bir şekilde değindim. Veri okumanın önemini, uygulamalı olarak analizlerimde size gösterdim. Kendi çizdiğim, üzerine çalıştığım özel haritalarımın bile birkaçını burada paylaştım. Çoğunuz artık nüfus piramidi okuyup yorumlamayı biliyorsunuz. Ülke sınırlarının doğal bariyerlere değmesinin önemini, hatta Ukrayna savaşının bile bu nedenle yaşandığını ve asla masada uzun süreli barışın gelemeyeceğini de biliyorsunuz. Özetle, siz artık jeopolitik ve demografik teoriyle tanıştınız, Dünya’ya asla aynı bakamayacaksınız ve bu büyük bir avantajdır. Artık son 80 yılın buzullarının çözüldüğü çok farklı bir Dünya’dayız, siz bu paradigma değişimini analizlerimden okuyarak çok önceden idrak edebildiniz. Burada yaptığım gibi sentez yapamasanız da, analizle neyin neden olduğunu kestirebileceksiniz. Bu bile yalnız başına çok önemlidir. 2030’a geldiğimizde dahi çoğu insan yeni realiteyi hala anlayamamış olacak. İnsanlık 4 nesildir küreselleşme dışında bir Dünya görmedi, yaşamadı. Size bu yeni dönemin kodlarını hem jeopolitik hem de demografik teoriyle işleyerek keza ülkeler için keza hangi alanlarda nasıl girişimler, hangi strateji ile yapılmalıdıra kadar kendimce anlattım. Tüm bu bilgileri siyasi tercih veya özel hayatınızda değerlendirmek size kalmış bir durum. Benim özel hayatımda bugüne kadar yakaladığım her başarım Dünya’yı çok iyi anlamam sayesindedir. Tüm bunların dışında, say say bitmez ama en güncellerinden yaprak dökümü dizisinin gerçeklerini halka anlattık, ceza infaz kurumlarının çalışma merkezi olarak reforma ihtiyaç duyduğundan bahsettik, her konuya farklı ve doğru bir bakış açısıyla yaklaştık. Daha böyle çok var ama en önemlisi, ülkemize timsahları sevdirdik, eminim yıllar sonra bile konu her timsahlardan açılınca, istemsiz bir gülümseme gelecektir :D Ve tabii ki şüphesiz ki timsah hareketi bitmemiştir, yeni başlamıştır, önümüzdeki yıllarda siyasete görülmemiş bir renk katacaktır. Timsah, saçmalığa yapılan bir başkaldırıdır, timsah pratik zekadır, havaya kalkmış pençedir. Dün bile 2 kere hesaba erişimim sınırlandı, hem de normal tweetler için, itirazla açtırdım. Belli ki önce itirazlar kabul edilmeyecek sonra da eskiden olduğu gibi çok yakında, iş hesabın kapatılmasına kadar gidecek. Bir kısmınızla özelden ismen de tanıştık, zoom’da görüştük, buluştuk kahve içtik sohbet ettik. Twitter çoğu zaman hararetliydi ama güzeldi. 2035 yılının 5. ayında 5. günün şafağında beni bekleyin. Şafakta, ülkenin en doğusundaki camide kim sabah namazını kılıyor bakın. İşte asıl omuz omuz yürüyeceğimiz an o andır. 60lı yıllara kadar vatan için yapacağımız mesai bitiğinde, ülkemizin tüm çehresi ve profili değişecektir, tüm çevre coğrafyasının mutlak tartışmasız hami ve hakimi olacaktır. Refahımız artacaktır ve bu kaçınılmazdır ki sınırlarımız bile efektif olarak genişleyecektir. Timsahlar gibi sabırlı olun, gazap için, yıkım için, kızıl bir şafağa…

Jeopolitik Türk

76,385 Aufrufe • vor 2 Jahren

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 Aufrufe • vor 6 Monaten

"10 BİN LİRA LÜTFEDİLİRSE..." Necip Fazıl, 1950'lerde CHP ve laik Cumhuriyet karşıtı yayın yapmak gerekçesiyle Demokrat Parti'den örtülü ödenekten para istemiş, bu amaçla Menderes'e yalvaran mektuplar yazmıştı. İşte o mektuplardan bazıları:, 26 Aralık 1956 "HER ŞEYİ UĞRUNUZA RİSK ETTİM" "Müsteşar Bey'den 2500 lira ve 'Mecmuanı çıkar da görelim ve sonra yardım edelim' cevabı aldım. İlk defa bir itimatsızlık sezer gibiyim. Ben parayı alır da mecmuayı mı çıkarmam veya çıkarırım da uygunsuz bir istikamet mi tutarım? Ben ki her şeyi uğrunuza riske etmiş, her defa mükemmel eseri vermiş ve bu kadar tecrübe ve çileden geçmiş bir adamım. Şahsım, kalbim ve kalemim her türlü teminatın üzerindedir." "SÜRÜNMEKTEYİM" "Benim yaptığımı yapanlara hükümetler ve rejimler servetlerini ve nimetlerini yağdırır. Bütün bunlara karşı 15 bin lira zarar çarpıtılmış ve daha nice kasıt ve sabotaja karşı yalnız bırakılmış olarak sürünmekteyim. Haftalardır Ankara'nın bu hücra ve münzevi otelinde cinnet buhranları içinde çırpınmaktayım. Bütün istediğim zarara birkaç bin zamla 20 bin lira temininden ibarettir. Bunca muvaffakiyetten sonra uğratıldığım bu hal ve düştüğüm şeref kırıklığı hayatıma mal olabilir. (...) Artık Necip hakkında olmak mı olmamak mı kararı sizi de üzüntüden kurtaracak şekilde verilmeli ve bu iş bitirilmelidir. Ben kararlıyım ve her şeye razıyım." 14 Haziran 1958 "10 BİN LİRA LÜTFEDİLİRSE" "Reklam ve sair ihtiyaçlarım için 10 bin lira lütfedilirse... Ayda 6 bin lire tahsis olunursa... Akis, Kim, Form gibi mecmuacıklarla bütün muhalefet matbuatını saf fikirle çürütücü, muazzam bir içtimai ve edebi, ideoloji, bina edici kaalara ve yüreklere nüfuz edici bir mecmua kuracağıma emin olunabilir. Bu da olmazsa tam altı aydır bir tek yardım görmeyen beni vazife günüme kadar her ay muayyen ve mukarrer bir mikyas altında kurmaktan ve göz yaşları içende yalnız ibadet ve mücerret eserler kaleme almaya terk etmekten başka iş kalmaz." 19 Kasım 1956 "6500 LİRAYI LÜTFEDERSENİZ BİR DAHA PARA İSTEMEYECEĞİM!" "Pek muhterem bey efendi; Bu sabah huzurunuzda hayatımın ve talimin en garip ve hazin tecellisine şahit oldum. Başvekil nezdindeki teşebbüsüme ve 7000 lira isteğime cevap alamayınca, tarafınızdan da çağrılmayınca alakalarına dair ümidimi kesmiştim. 7-8 bin lirayı yatırdığım ve gerisini teminden âciz bulunduğum bir işin yarı kalmasından donmuş ve idraksiz kalmış haldeyim. Artık sırf yüksek şahsınızdan 500 lira borç isteyerek İstanbula dönmekten ve atımı satarak mecmua parasını denkleştirmekten başka çarem kalmamıştı. […] Beni bu vaziyetten kurtarmanızı ve bakiye 6500 lirayı lütfederek ve bir daha yardım talebi için muhterem kapınızı çalmayacağımı bilerek İstanbuldaki fikri faaliyetime sevk buyurmanızı ellerinizden öperek rica ederim. Otelim Yenişehir palastır." 18 Temmuz 1959 "AYDA BİN LİRAYI BEŞ AYDIR ALAMADIM!" “Muhterem efendim, Mecmua çıkmadan bana tahsis buyurduğunuz ayda bin lirayı beş aydır almadım. Müsteşarınıza uğrayıp dedim ki: Beş aydır tahsisatımı almıyorum ve almayacağım. Fakat kitap neşriyatına başlıyacağım ve müesseseleşmeye doğru gireceğim için mühimce bir meblağa ihtiyacım var… Bu meblağı her taraftan temine bakıyorum. Bu arada bir kerelik ve son olarak bana bu tahsisleri vermenizi rica ederim. […] bu adama, arz ettiğim mevzua medar olmak üzere bu küçük meblağın tesviyesine emir buyurmanızı istirham ederim. [altta not:] Varsın, büyük meselelerim, size açılamadan, içimde heran tesiri artan bir zehir gibi çöreklensin dursun…” Necip Fazıl, Büyük Doğu dergisinde Atatürk'e, İnönü'ye hakaretler etti, laik Cumhuriyete ve CHP'ye saldırdı. Atatürk ve laik Cumhuriyet düşmanlığı ile açıkça tarihi çarpıtan propaganda yazıları ve kitapları yazdı. Yassıada Duruşmalarında Menderes'e, Necip Fazıl'a, örtülü ödenekten aktarılan "147.500 lira fazla değil mi?" diye sorulunca Menderes bu soruya şöyle yanıt vermişti:👇

Sinan Meydan

247,824 Aufrufe • vor 1 Jahr

🔴 Ensar Heyeti Alimleri kurumu: Buradan tüm kabilelere ve aşiretlere, özellikle de komşu ülkelerdeki şeref ve hamiyet sahibi insanlara sesleniyoruz: Gazze için seferber olun! Bizler, kardeşlerimizin çağrısına icabet etmeye ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünneti doğrultusunda ön saflarda yer almaya hazır olduğumuzu bildiriyoruz. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” Gazze’nin içinde bulunduğu durum artık her sınırı aşmıştır. Açlıktan ve susuzluktan şehit olanları ekranlarda izliyoruz, ama elimizden bir yudum su ya da bir şişe ilaç ulaştırmak dahi gelmiyor. Bu, çağımızın utancı, tarihin yüz karası, ebedi bir leke hâline gelmiştir. Bu zulüm karşısında hiçbirimiz, ne dinen ne de insanlık adına, kıyamet gününde sorumluluktan muaf olamayız. Gazze halkı, 11 aydır açlıkla, kuşatmayla ve ölümle mücadele ediyor. Milyarı aşan ümmet ise, onları savaş silahları kadar etkili bir şekilde öldüren bu kuşatmayı kıramıyor. Hayat damarı olan sınır kapısı hâlâ kapalı; yiyecek ve ilaç geçişine izin verilmiyor. Sanki bir çocuğun susuzluktan can verişi ya da açlıktan kıvranan bir bebeğini kucaklayan annenin görüntüsü artık normalleşmiş gibi. Ebu Ubeyde’nin konuşması, sadece bir uyarı değil; bir ifşa idi. Suskunları, işbirlikçileri ortaya çıkardı ve hepimizi kıyamet günü için muhatap kıldı. Biz, şehitlerimizi ve mücahitlerimizi Rabbimizin huzurunda bize şefaatçi olmaları için umutla beklerken, üzerimize düşeni yapmazsak, belki de onların davacısı olacağı kişilerden oluruz. Buradan, İslam ülkelerindeki hükümetlere çağrımızdır: Gazze halkına yardım etmek isteyen ümmetin önünü açın! Daha önce Afgan cihadı ve başka cephelerde açtığınız bu kapıyı şimdi neden kapatıyorsunuz? Eğer karar gücünüz yoksa, bari sınır kapılarını açın ki açlıktan ve susuzluktan ölen kardeşlerimizi görebilelim. UNRWA (BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı) zaten açıklama yaptı: Ariş şehrinde bekletilen gıda yardımları, Gazze halkının üç aylık ihtiyacını karşılayacak düzeyde. Kapıları açın ki, bize bahane kalmasın! Hiç olmazsa, Gazze halkıyla birlikte biz de aç kalalım. Gazze halkının bu kadar korkunç bir kuşatma karşısında dimdik durduğunu ve çocuklarının şehadetine sevinirken, onların açlıktan ölmesine asla razı olmadığını gördük. İslam ülkelerinin hükümetlerini ve onların bünyesinde çalışan herkesi uyarıyoruz: Bu savaşta sergilediğiniz siyaset, İslam’daki dostluk ve düşmanlık bağlarını koparmakta ve sizi Allah’ın gazabına yaklaştırmaktadır. Çünkü Gazze’de her an yaşanan acı, açlık ve kuşatma, hem dünyada hem ahirette azabı üzerinize çekebilir. Bu hükümetlere hitabımız, yalnızca Allah katındaki mazeretimizi sunmak içindir. Zira son 700 gün boyunca hiçbir harekette bulunmadınız. Bu nedenle, başta komşu ülkelerdeki kabile ve aşiretlere sesleniyoruz: Suriye halkını destekleyen yiğit Arap aşiretlerinin yaptığı gibi, Gazze’ye de sahip çıkın! Ebu Ubeyde, konuşmasında sorumluluğu herkesin, özellikle de âlimlerin omuzlarına koydu. Biz de kardeşlerimizin çağrısına icabet etmek için ön saflarda olmaya hazırız. El-Ezher’in ilmi ve tarihî ağırlığı, onu bu konuda herkesten daha sorumlu kılıyor. Eminiz ki El-Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib’in atacağı kararlı bir adım, bu kuşatmayı ya kıracak ya da en azından ümmetin liderleri ve âlimleri üzerindeki bireysel farz olan bu görevi yerine getirmiş olacaktır. Tarih, sizi İzzeddin bin Abdüsselam gibi kahramanların yanına yazmak için sayfalarını açmıştır, ey değerli imam. Aksi takdirde, cevabınızı hazırlayın; çünkü Ebu Ubeyde, hepimizi ilahî adaletin mahkemesine şikâyet etti. Allah’tan niyaz ederiz ki kardeşlerimizin üzerindeki bu sıkıntıyı gidersin ve bizleri bu konuda sebep olanlardan kılsın. Allah doğruya yöneltendir. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır. Salat ve selam, Efendimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabına olsun.

Mahfil

50,718 Aufrufe • vor 1 Jahr

İHH’dan Ayrıldım… Mayıs 2016 tarihinde İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Merkez Medya ve Sosyal Medya Birimi’nde muhabir olarak başlayan ve içerik üreticisi olarak devam eden profesyonel çalışma hayatım, bugün itibariyle son buldu. Elbette, karşılıklı anlayış çerçevesinde. Ve tabi gönül bağı devam Allah’ın izniyle. Aradan geçen 7,5 yıl şüphesiz bana çok büyük tecrübeler kazandırdı. Bir insan için en değerli yıllardır belki de 20 ila 30 yaş arası. Ve ben ömrümün en kıymetli yıllarının böylesi güzide bir kurumda geçmiş olmasından onur duyuyorum. Umarım hakkını verebilmişizdir bunca nimetin ve hizmet fırsatının… Onlarca coğrafyayı ziyaret etmek, oralarda yaşananları Türkiye ve dünya kamuoyu ile buluşturmak nasip oldu. Kah Srebrenitsa’da yumruklarımızı sıktık, kah Patani’deki yetimlerimizle hayatımızın belki de en mutlu günlerini geçirdik. Gittiğimiz her memleket, derin izler bıraktı yüreğimizde. Mesleki olarak kazandırdığı tecrübeleri saymak mümkün bile değil. Vakfa başlarken, benim için büyük müjde olan bu haberi takipçilerimle paylaşırken “Ümmete hizmet yolunda vites büyütüyoruz” iddiasında bulunmuştum. Öyle olmuş mudur gerçekten bunu tarih takdir edecek. Ama yazdığım her habere; basına servis ettiğim her bültene, fotoğrafını çektiğim her kareye, imza attığım her belgesele, klibe; inandım. İnandım da yaptım. Vicdan terazimde tarttım, maşeri vicdana sorgulattım ve öyle paylaştım kendi mecrasında. Bu nedenle ki bugün sonuna kadar huzurluyum ve hiçbir keşkem yok. Bir keşkem var aslında: İşi yapabilmenin heyecanı, sonuca bir an evvel ulaşabilmenin gayretiyle biraz yorduğum ve hatta belki de istemeden de olsa kırdığım abiler, arkadaşlar oldu; biliyorum. Ama eğer onlar da bu satırları okuyorlarsa şunu yürekten yazıyorum ki hiçbiri bir art niyetle değildi. Belki toyluk, belki biraz Karadenizlilik ve belki de biraz uzun yılların kurs ortamlarında geçmiş olmasından kaynaklıydı bu bilinçsiz yormalar. Onlar özellikle haklarını helal etsinler ve bana bunu aşabilmem için dua etsinler, ricamdır. Eksiğimin farkındayım, er ya da geç düzelteceğim inşallah. Son haftalarda yıllık izinlerimi kullanıyordum ve bu sürede vakıfta mesaimin geçtiği tüm abilerle - kardeşlerle helalleşmeye gayret ettim. Henüz görüşemediklerimiz var, onlarla da en kısa zamanda yapacağız inşallah. Tüm bunların her birine ve özellikle yakın çalışma arkadaşlarıma, abilerime sonsuz teşekkürlerimi burada sunmak istiyorum. Bir vakte kadar hiçbir akrabamın dahi olmadığı şu İstanbul’da bana aile oldular, baba oldular, öz abiden öte abilik yaptılar. Allah her birinden razı olsun, güzel işlerinde muvaffak eylesin. *** “Medya” meselesini belki de gereğinden fazla kafasına takmış birisiyim. Bu, yola çıktığımda da böyleydi aslında. Lakin kaçırdığım bir yer varmış. Bunu zamanla öğrendim: Ekonomik bağımsızlık olmadan medyada var olabilmek ve söz söyleyebilmek mümkün değilmiş. Aslında neredeyse tüm meslek dallarında dünya gidişatında böyle bir ivme var. Özel şirketler, devletlerden fazla söz sahibi olabiliyorlar yeni düzende artık. Bugün Selçuk Bayraktar’ı güçlü kılan en önemli şeyin de tam olarak bu olduğu kanaatindeyim. Kendileri de defaatle bunun altını çiziyorlar zaten. Eğer bu çaba, devletin kanatları altında ilerletilseydi bugünlere gelemeyecekti muhtemelen. Bürokratik engeller, değişen siyasi atmosfer vs. Dün, bakan olduğu için en önemli atılımlara imza atabilen adamlar bugün neredeler, hangi işle meşguller acep bir bakın. Ama Bayraktar Ailesi, kendi çizgilerini muhafaza ettikleri müddetçe bir ömür bu başarıyı sürdürebilecekler. Sürdürsünler de zaten, duamız o yönde… Demem o ki bu kurtlar sofrasında var olabilmek için önce mesleki birikim elde edilecek. Ardından da ekonomik bağımsızlık. Aslında bu yeni bir şey de değil. Bir arkadaşım bu meseleleri konuştuğumuz esnasında Ahi Teşkilatından bahsetti ve “Bu eskiden de böyleydi. Girerdin bir ustanın yanına çırak olur, işi öğrenir sonra müsadeni ister yoluna bakardın.” Kendisi farkında değildi belki de hatırlattığı bu hakikatin. Ama tam da duymam gereken zamanda gelmişti bana bu hatırlatma. Evet, meslekte 10 yılı devirdim ve artık sıra bu işin ekonomik tarafını halletmeye geldi. Ardından da sıra bu işin destanını yazmaya gelecek evelallah. Tabi, sizlerin bugüne kadar yanıbaşımda hissettiğim o eşsiz dualarıyla. Çünkü, Müslümanlar hala olması gereken düzeyde temsil edilemiyor henüz medyatik düzeyde. Çünkü, hala zalimler mazlum; mağdurlar yok sayılıyor bu kirli düzende… Bir de şu var: İstanbul’da yaşamak her geçen gün zorlaşıyor. Tıpkı diğer büyük devletlerin başkentlerinde olduğu gibi burada da hayata tutunmak, ekonomik olarak ayakta kalmak kolay olmayacak. Devlet, “Ben sana Anadolu’da da yol, hastane yaptım, İstanbul’da yaşamak zorsa oraya gidebilirsin” diyecek alttan alttan. Bunun için yöneticileri de suçlu bulamıyorum doğrusu. Aksini yapsalar akıntıya karşı kürek zorlamış olacaklar ki bugüne kadar deneyenlerin başaramadığı gibi onlar da başaramayacaklar. Öyle ise yeni hale karşı vaziyetimizi almak icap ediyor. Hem zaten rızkın onda 9’u ticarette değil miydi? Ya Allah… “Hak, haklının en mukaddes malıdır, vermezlerse alacaksın tamam mı?” diyen şaire verilmiş bir sözüm var. Yitik hazinemizi bulamazsam da yolunu gösterecek, ardımızdan gelen nesle medyanın, sinemanın neden önemsenmesi gerektiğini hatırlatacağım. Sancağımızı bizden çalanlar da böyle başlamışlardı işe bundan 150 yıl evvel. Gazetecilik faaliyetleri gömmüştü bu asil milleti diri diri toprağa. Bugün de bu cephede pek bir şey değişmedi. Adı gazete değil artık ama yol yöntem yine aynı. Adına medya demiş olalım bu düzenin. Hala bizden koparmaya devam ettikleri evlatlarımızı, memleketlerimizi, şehirlerimizi ve geleneklerimizi neyle kopartıyorlar, bir hatırlayalım isterseniz: Dizi, film, medya propagandası ve her ne halt yerse yesin asla dokunulmaması gereken gazeteciler… Hafızlığın ardından imamlık, müezzinlik, vaizlik, müftülük yolunu bırakıp bu alana yönelme saikim de buydu tam olarak zaten. Şimdi yeni bir heyecanla Besmelesini çekiyorum tüm bu niyetin. *** “Ne yapacaksın?” sorusuna cevaba gelelim şimdi: Vakfa girdiğimde yapabildiğim tek profesyonel şey haber yazabilmekti. Zamanla, medya ilişkilerinin nasıl kurulacağından tutun da fotoğraf - video çekmeye; bunların hangi bakış açısıyla elden geçmesi gerektiğine ve tüm bunları aynı anda kompleks bir şekilde nasıl yönetilebileceğine kadar birçok noktada kendimi geliştirme fırsatım oldu. Bugün geldiğim noktada sadece vakıftan değil, kamusal hayat denen mesaili hayattan da ayrılıyorum. Tabi büyük konuşmak da istemem lakin en azından bir müddet böyle deneyeceğim. Evet, şahıs şirketimi kurdum ve artık evden devam edeceğim rızkımı aramaya. Elbette bu bir risk. Maaşlı düzenden, düzensiz bir gelire geçmek çok kolay olmasa gerek. Ama kim dedi ki zaten risksiz başarı var? Bugüne kadar neyi başarmak nasip olduysa o korkularımın üzerine giderek oldu. Hatta en güçlü yanlarım da burası oldu hep: Acı acı, tırnaklarımla neyi kazandıysam o yaptı beni ben… Halihazırda dışarıdan destek olarak üstlendiğim işler var. Gün geliyor bu kurumların ya da kişilerin, fotoğraflarını çekiyorum. Gün geliyor, haberlerini yazıyorum, sosyal medyalarını yönetiyorum. Gün de geliyor belgesellerini, kliplerini, sosyal medya videolarını her şeyiyle birlikte yönetip bunun pazarlamasına gayret ediyorum. Eğer sizin de böyle bir ihtiyacınız varsa, bir vakfınız, bir Kuran Kursu’nuz, bir ticari işletmeniz ya da kendiniz için böyle bir ihtiyaç duyuyorsanız ve asgari müştereklerde buluşabiliyorsak size de bu noktada hizmet verebileceğimi buradan ilan etmek istiyorum. Bu işlerin de her birinin yine benim davama hizmet eden iş kalemleri olmasına gayret ediyorum. Bu benim bakmakla yükümlü olduğum eşimin ve Selimhan’ımın iaşesini temin için. Bunun dışında ekran yüzü olarak ama bir mecrada ama kendi oluşturmayı planladığım ortamda sözümü söylemem gerekiyor. Bu bir sac ayağıysa sadece tekniğini bilmek ya da sadece parasını kazanmak yetmiyor. Onun da arayışı içerisindeyim. Ama zorlamayacağım. Çünkü artık içimdeki deli kanı yenebilecek kadar büyüdüm. Biliyorum, nasipte varsa su akacak ve yolunu bulacak… Hem de hevesini ettiğimin de ötesinde! Adı lazım değil bir medya patronu, bugün değil çalışanlarına, eğitime gelen öğrencilerine bile hatırı sayılır bir maaş verebiliyor. Ne sebeple? Batıl davasına asker yetişsin için. Var mı Müslümanlar arasında böyle bir yapı, hem bunun heveskarlığını oluşturabilen ve hem de ödemesi gereken miktarı titremeden verebilen? Şimdi benim derdim de bu. Önce kendi iaşemi rayına oturtacağım. Ardından da ne tecrübem varsa ya da piyasada ne tecrübesi olan makul gazeteciler varsa her birinin bu aktarımı yapabilmesi için şu yeni şartlara göre bir sistem kurmaya gayret edeceğim. Gelen adamlar burada hem işi öğrenecekler hem iaşelerini temin edecekler. Oldum diyen de rahatlıkla piyasada kendi düzenini kurabilecek, ama Müslümanca! Allah’ım nasip et… Söz tükendi. Dualarınıza talibim. Rabb’im araç diye gördüklerimizi amaçlaştırmasın inşallah. Hepsinden öte bir kul olarak eksiklerimiz de çok. Her biri için ayrı ayrı dualarınıza tekraren talibim. Vesselam. | Temmuz, 2023

Bilal Gündoğdu

152,428 Aufrufe • vor 3 Jahren

Kıymetli arkadaşlar, Ekte bir video ve videonun sonunda iki farklı tarihe ait fotoğraflar paylaşacağım. Lütfen tarihlere dikkat etmenizi rica ediyorum. Maalesef Havuz gazetecilerinin taktiklerini kullanıyor kendi dostlarımız, beni özel mektup ve görüntüleri paylaşmaya mecbur ediyorlar. Gazetecilerin (!) kara propagandaya dönüştürdükleri “uzaklaştırma” hadisesi 29 Ocak 2019’da oldu. Bu tarihi oradaki insanları arayarak da teyîd ettim. Ekte arz ettiğim videoda o senenin Haziran ve Temmuz aylarına ait fotoğraf ve Ağustos ayında gerçekleşen bir ziyaret var. Lütfen, bu videoda dargın, kırgın, kızgın, kovulmuş, mütekebbir insanlar görüyor musunuz? Soru soran bir arkadaşa da yazdım: “Sözlerini yalanlayamıyoruz, başka çare yok, vurun abalıya!” dercesine yapılan söz konusu program pek çok yalan ve iftira içermektedir. Dün birisinin yorumunu gördüm; “Herhalde Osman hoca beş vakit namaz da kılmıyor, çünkü M. Yeşilyurt dedi ki: Osman hoca cuma ve bayram namazlarına bile gelmiyordu artık.” Halbuki o şekilde bir uzaklaşma olmadığı gibi katılamadığım Cuma namazlarının da sebebini çok iyi biliyorlar. LinkedIn hesabıma bakarsanız, o tarihlerde iki sene New York’ta imam olarak çalıştığımı görebilirsiniz. Evet, PA’daki son iki senemde New York eyaletine bağlı Rockland Psychiatric Center adlı hastanede haftada iki-üç gün çalışıyordum. Bu çalışmam, muhterem Hocamızın izni ve bilgisi dahilinde idi. Dolayısıyla o iki sene boyunca Cuma ve özel günlerde ben orada Müslüman doktorlara ve hastalara namaz kıldırıyor ve programlar yapıyordum. Ücretli çalışıyordum, hem de eyalet OMH’e kayıtlı bir Muslim Chaplain - imam olarak. Diğer günler kampa gittiğimde merhum Hocamız da sürekli sorardı, ben de güzel hadiselerden ve oradaki olaylardan bilgiler verirdim. Neden olduğunu bilemesem de bu konuda maalesef yalan söyleyen arkadaşımız bunu çok iyi biliyor. Ama “Cumaya bile gelmezdi!” diye konuşuyor. İşte, Hocaefendi’yi sansürlediğim konusu da böyle bir yalan. Oysa 20 sene en büyük ve önemli iş olarak Hocamızın sohbetlerini yayınlamayı bildim. Yayında bahsettikleri gün de yine çalıştığım yerde bir programda idim. İlgili arkadaş arayınca ona şifrelerin kimde olduğunu ve videonun nasıl yükleneceğini de belirttim. Kasdi olarak mani olmak aklımın ucundan bile geçmez. Arkadaşımız bunu neden öyle anlattı anlamış değilim. Buna dair iki arkadaşımın şahitliğini ifade eden iki mesajın resmini paylaşabilirim ama o arkadaşları zor durumda bırakmak istemiyorum. Hasılı, merhum Hocamızla alakalı bir yayını yaptırmamak aklımdan dahi geçecek bir edepsizlik olamaz. Fakat ne diyeyim; öyle bir şey varmış gibi anlatanları da benim kusurlarımı da Allah affetsin. O gazetecilere de açıkladığım gibi, muhterem hocamız bazen cemal bazen de celal ile terbiye ederdi. Kimi zaman iltifat kimi zaman tedip yoluna giderdi. Cevdet Bey’den Mustafa Özcan’a kadar zaman zaman kovmadığı insan yoktur. Bir kısım iftiralar sonrası Harun, Ali ve Recep abileri aylarca kabul etmemesi de böyle bir uygulamadır. Öğrenci arkadaşlarımızdan “kovulma” tecrübesi yaşamayan yoktur. En az on defa “derslere iyi çalışmadıkları, derste ilgisiz davrandıkları ya da manevi dünyalarındaki eksiklikleri” –bunlar hocamızın ifadeleri- gibi sebeplerle bütün halka kovulmuştur. Hatta iki ya da üç defa “Madem siz gitmiyorsunuz, o zaman ben gidiyorum!” diyerek muhterem Hocamızın başka bir binaya muvakkaten taşındığı vakidir. O bahsedilen hadisede Mustafa Özcan ve iki talebe arkadaşın neden kovulduklarını bilmiyorum. 2019 yılında bir gün binaya gittiğimde kapıdaki nöbetçi “Hocaefendi bazı isimleri içeri almamamızı söyledi. Sizin adınız da var!” dediler. Evime gittim, ne hata yapmış olabileceğimi düşündüm, tevbe istiğfar ettim. Diğer üç kişi bir gün sonra gidip girmişler. Bem bir hafta gitmedim. O bir haftanın sonunda “Hocaefendi seni çağırıyor!” dediler, hemen koşup gittim. Salonda yalnızdı. İçeri girdiğimde tebessüm etti. “İnsan Hocasına küser mi?” dedi. “Estağfirullah hocam, kendi hata ve günahımın istiğfarı ile meşguldüm, çağırdığınız için teşekkür ederim!” dedim. Sonra da bu tavrının sebebini -istifsar ve bir daha yapmamk için- sordum Dediler ki: “Beni yalnız bırakıyorsunuz. Son dönemde oturumlara az geliyorsunuz. Geldiğinizde de yüzünüz asık oluyor. Oysa benim için katlanmalıydınız buradaki sıkıntılara. Ben size toz kondurmam; siz de benim için insanların ezalarına katlanmalısınız!” dedi. Hepsi bu kadar. Bütün mukaddesatım üzerien yemin ederim ki bütün hadise bundan ibaret. Fakat birileri bunu her yanda “Hocaefendi onu kovdu!” diye yayıyorlar ve bunu bir iftira kampanyasına çevirdiler. Bu hadiseden sonra üç sene daha orada kaldığımı ve sonrasında da Muhterem Hocamızın vefatından önceki ziyaretlerimi daha önce değişik vesilelerle anlattım. Bu arada, o gazeteciler (!) kendileri ile röportajdan kaçtığımı söylüyorlar. Benim çekindiğim husus kayıtlı röportajdır, çünkü nasıl montaj yapacaklarından emin değilim artık. M. Özcan ve Cevdet Bey’in ya da sadece birinin beraberce çıkacağımız bir canlı yayını, moderator kim olursa olsun, kabul ediyorum. Not: Çoklarının insafsızca saldırdığı bir dönemde, bu videoyu çekip bana gönderen arkadaşıma da minnettarım. Evet, bir bakınız, kırgın ve dargın insanlar mı görüyorsunuz?

Osman Şimşek

216,596 Aufrufe • vor 11 Monaten

Ümit Özat: Senin niye yurt dışı çıkış yasağın var? Niye var? Bana bir söylesene. Yurt dışına neden çıkamıyorsun? Şu kanala olan saygımdan detaylara girmeyeceğim. Neden yurt dışına çıkamıyorsun? Peki. Ben bu bahsettiğin olaydan takipsizlik aldım. Sen de bir takipsizlik al gel ondan sonra konuşalım. İstersen kapı kulenin o tarafında konuşalım. Önce içinde bulunduğun durumdan bir takipsizlik al gel konuşalım. Ya sen içeri girdiğinde getirin o tweeti. Yanındayız Saadettin Başkan diye tweet attığımda çıktıktan iki gün sonra hatta ikinci kez alınmadan bir saat önce yanında Ahmet Ercanlar varken Hasan Bekir telefonuyla beni arayıp kaptan teşekkür ederim dedin mi demedin mi? Dedin mi demedin mi? Ağlamaklı bir ses tonuyla. Ben de sana biz dışarıya karşı birleşiriz içeride bölüşürüz problem değil ayrılırız ama dışarıya birleşiriz dedim mi demedin mi? Yaşananları da kendi kanalımda da anlatmıştım kendi çıktığım kanalda. Başka ilk çıktığım kanalda buradan önce. İstiyorsunuz ki insanlar sizi eleştirmesin. Almışsın yanına bir tane zibidi'yi. Kongrelerde konuşturuyorsun. O da senin adiziyetinden ve yönetimin adiziyetinden faydan alıp acaba ona fena başı tv'de veyahut da yönetimde bir iş verir misin diye merakla bekliyor. Kardeşim senin düşmanın biz değiliz. Bak seni sevmiyorum. Ötesi var nefret ediyorum senden. Ama makamına saygım var. Çünkü orası ağır bir şey. Sen dua et. Bu takımın şu anda liderler arasında 4 puan var. Çünkü sen olabilecek bir başarısızlığa kılıf arıyorsun. Bunu bundan önceki yönetimler de yaptı. Hepsi yaptı. Yıllardır yapılıyor. Aziz Bey döneminden beri geliyor. Güneş balçıkla sıvanmaz. Ben sana söyleyeyim. Bak. Güneş balçıkla sıvanmaz. Bak detaylara girmiyorum. Bak çok daha detaylara girmiyorum. Yani benim özel hayatıma giriyorsun. Bel altı vuruyorsun. Cendüzliği eleştirdim diye. Ama sana aşık olan kardeşine, Levent Mercan burada sol bekle oynamaz diyen kardeşine tek kelime söylemiyorsun. Trans evlerde soygun var diyenlere tek kelime söylemiyorsun. Sana hırsız diyor adamlar, ben demiyorum ya. Soygun var ne demek abi? Bunu diyenler var, iletişimciler de bulsunlar. Ben demiyorum. Bak benden öyle bir şey duydun mu güne kadar? He? Sercan. Peki sana bir soru. Sen Fenerbahçe kulübünden niye ihraç edirdin? Ha diyeceksin ki şimdi aklandım geldim. Peki seni ihraç edenin elini kaldırıyorsun şimdi. Stada davet ediyorsun. Hani Az Yıldırım kötü insandı? Neler diyordun ona? Üç tane oy için birleştin ama.

Galatasarayultrataraftar

170,818 Aufrufe • vor 5 Monaten

Levo, Jahrein hakkında açıklama yaptı. "Ahmet çıkıp ekranlarda "Levent, 'ailem bana emanet' deyip bir kere bile evimize uğramadı, "ailemi yalnız bıraktı" tarzında bir şey söylediğinden beri her yerden sabit olarak "karaktersiz, arkadaşını satan, arkadaşının ailesini yüz üstü bırakan insan" mesajları alıyorum. Benim karakterim de bu tarz söylemlerle baş edebilecek bir insan değilim." "Tamam dedim olabilir, adam çok zor bir süreç geçirdi, beni kafasında suçlu konuma koymuş olabilir. Canı sağ olsun bu kadar yıllık arkadaşlığımızın hatrına hala yayında konuşmayıp, özelden "Ahmet sen beni kafanda bir yerlere koyuyorsun ama problem nedir?" gibisinden yaklaşmaya çalıştım defalarca kez. Ahmet sağ olsun 1.5-2 saatini ayırdı ve Discord'da konuştuk. Konunun onun düşündüğü gibi olmadığını, bir sürü detayı olduğunu kendisi de dinledi hak verdi bana. Çıkıp yayında bunu anlatacağını, bu konunun düzelmesini sağlayacağını söyledi. Ben de zannettim açacak yayını diyecek ki: "Levent'e böyle bir imada bulundum, adama böyle şeyler söylüyorsunuz, böyle biri değil aslında Levent. Bir yanlış anlaşılma iletişimsizlik olmuş, gidip adama bunu yapmayın. Kendisinden de onu bu konumda bıraktığım için özür diliyorum." diyecek diye düşünmüştüm ama bu yaşanmadı. Üzerinden yine aylar geçti, ben yine çıtımı çıkarmadım. Geçtiğimiz gün patladım. Benim hatam yine, kendimi tutmam gerekiyordu. Bu tarz konularda mental olarak baş edebilen bir insan değilim. O tamamen bir rage. Onla ilgili özür diliyorum tekrardan." Ahmet kötü bir süreçle içeri girdi, bütün gün ailesinin yanındaydım. Etsu, , Yasir, PurpleBixi, hepsi şahit. Gece sosyal hizmetlerden evine gelinene kadar da oradaydım. Burhi'yle sabah akşam iletişimdeydim. Ahmet çıktığı zaman Tuğkan'a teşekkür etti ya, Elraenn'i saatlerce telefonda konuşup ikna eden kişi benim. PQueen ile ben konuştum. Haskoloğlu'yla tekzip mesajları, yapılan yalan haberlerle ilgili ne yapılabilir? Bunla ilgili ben konuştum. Swaggy'nin sağa sola saldırması ve bu konunun Ahmet'in gündemine zarar verebilmesiyle ilgili Cavs'la, Burhi'yle ben konuştum." "Ahmet çıktı dışarıya ve Ahmet hiçbir şekilde benimle konuşmadı. Beni kafasında suçlamış olabilir, 1 ay boyunca içeride kaldı. Kliplerin birinde ben de varım. Levent o espriyi yapmasa belki olmayacaktı diye beni suçlamış olabilir. Hiç sıkıntı yok. Özür dilerim. Kendisinden özelde de özür diledim böyle bir duruma sebep olduysam. Kötü bir süreç yaşandı, bunla ilgili telafi edeceğim bir şey varsa gelsin desin ki: "Levo sen de 1 ay içeriye gir" gireyim. Benim kanıma dokunan, aylardır uyku bile uyuyamama sebep olan bir şey var: Ben, Ahmet'e nerede ihanet ettiğimi, ailesini nerede yüz üstü bıraktığımı çözemiyorum. Bunu da Ahmet'e dile getirdim özelde defalarca kez. Haklısın da dedi özelde. Ama ben bu mesajları almaya devam ettikçe duramıyorum." "Burhi de bana özelden yazdı. Ona neden laf ettiğimi de ona özelden dile getirdim. Burada asla konuşamayacağım şeyler de var maalesef. Keşke konuşabilsem. Kırgın olduğumu söyleyeceğim Burhi'ye, Ahmet'le olan iletişim konusunda ciddi anlamda. Efe Aydal-Diamond Tema-Jahrein üçgenindeki problemlerden de bahsetmek istemiyorum. Kendileri isterlerse bunlardan bahsederler ama bireysel yaşadığım konularla alakalı bazı niyetler sezdim. Burada sıkıntı olduğunu da düşünüyorum ama bu konuyu uzatmayacağım." "Bunun yayına taşınmasının sebebi zaten asla ben değilim 100/100 Ahmet yine. "O da haklı bu da haklı "değil. Bu konu şuanda yayında konuşuluyorsa 100/100 Ahmet'in yüzünden. Ben bu konuyla ilgili Ahmet insanların önüne beni atana kadar hiç bir şey söylemedim. Attıktan sonra da bir şey söylemedim."

OnlyDrama

877,136 Aufrufe • vor 11 Monaten