Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

VİDEO - Renc Sengawi Rojava için yardım kampanyası başlattı "Ey Rojava halkı! Dün dünya adına savaştınız ama dünya sizi yalnız bıraktıysa da... Bilin ki kendi milletiniz sizinle ve sizi asla yalnız bırakmayacak. Team Mart sahibini aradım bana Renc TIR gönder istersen tüm depoyu yükleyip Rojava'ya götürsünler dedi. Ben de...

56,145 görüntüleme • 8 ay önce •via X (Twitter)

22 Yorum

Fıratcam profil fotoğrafı
Fıratcam8 ay önce

Milli dayanışma ne kadar kıymetlidir 👏👏👏

Sait Özbay profil fotoğrafı
Sait Özbay8 ay önce

Allah’ına kurban

Cumhur profil fotoğrafı
Cumhur8 ay önce

Spas ji bo gelê Kurdistana Mezin ji bo hewildan û xebata wan a dijwar

Dağıstan profil fotoğrafı
Dağıstan8 ay önce

Destê gelê me yê Başûr saxbî. 🙏🙏

HarunBatman profil fotoğrafı
HarunBatman8 ay önce

👏👏👏👏

fahrishka profil fotoğrafı
fahrishka8 ay önce

👏👏👏

Azazel profil fotoğrafı
Azazel8 ay önce

2 gün kaldı halaya 🤣🤣

SERHAT ERTUŞ profil fotoğrafı
SERHAT ERTUŞ8 ay önce

@DEMPartiWan lütfen devreye girin

Dağıstan profil fotoğrafı
Dağıstan8 ay önce

Zor zor spas. Ji bo eleqedarî û sekna RÛDAW ❤️🙏

Türk profil fotoğrafı
Türk8 ay önce

Tipler şaka mı lan

Cahit profil fotoğrafı
Cahit8 ay önce

BEN 20 SENEDİR APONUN PEŞİNDEN GİDİYORDUM AVRUPADA KAMPANYA DEDİLER GİTTİK YÜRÜYÜŞ DEDİLER GİTTİK ELİMİZDEN GELSİĞİ KADAR ÇOK ÖNEMLİ DEĞİL 2. SENE ÖNCE BİR KOMELDE ÖCALANIN AVUKATI MAHMUT ŞAKARIN KONUŞMASI BENDE BARZANİYE KARŞI BİR TİKSİNTİ GELDİ KURBANA NİGETEME SEROK ME EFKE

Edwrt profil fotoğrafı
Edwrt8 ay önce

❤️❤️❤️❤️

haci Çiğdemli profil fotoğrafı
haci Çiğdemli8 ay önce

100 yıldır emperyalistlerin oyuncağı olmaktan bıkmadınız mı her seferinde işleri bitince satılmaktan akıllanmadınız mı. Türkiye de laz cerkez Tatar Arap gibi onlarca millet var neden her seferinde kullanılan devletine silah ceken Kürt oluyor. Türkiye de ne olamadınız

Uğur_ Merxas profil fotoğrafı
Uğur_ Merxas8 ay önce

Ez kurbana gele meyen kurdbim ❤️

Bawer Evin profil fotoğrafı
Bawer Evin8 ay önce

👏👏👏👏

berrrii😈✌😈 profil fotoğrafı
berrrii😈✌😈8 ay önce

🤲🤲🤲🤲🤲🤲🤲✌️✌️✌️✌️✌️💛❤️💚☀️

Faraç Aral profil fotoğrafı
Faraç Aral8 ay önce

İnsanlık bu ,bakın düşünün.

Faruk girti profil fotoğrafı
Faruk girti8 ay önce

dem partiiii bakur kurtleri neden yardım etmiyoruzzz neden bır çıkarma yapmıyoruz @dempartistanbul

Attila hun profil fotoğrafı
Attila hun8 ay önce

Şeref yoksunu katil terörist pkk piçleri bu durumu bile garibanı soymak için kullandı

Walatparez profil fotoğrafı
Walatparez8 ay önce

Lütfen Avrupa'daki halkımız Bu yardım kampanyasına gücünüz dahilinde katılın çünkü böyle bir günde yapacağınız her yardım düşmana atacağınız bir kurşundan daha isabetlidir

Serap Lütfiye Kılıç profil fotoğrafı
Serap Lütfiye Kılıç8 ay önce

🙏🤲🤲❤️

Sahin72Sahin21 profil fotoğrafı
Sahin72Sahin218 ay önce

✌️✌️ Her bıji yekitiya gelê kürd u Kürdistan 👏👏

Benzer Videolar

Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu (Zekeriya Yapıcıoğlu), İslamcı ve dinci gibi kavramların, dindarlara yönelik algı oluşturulmak amacıyla kullanıldığını söyledi. Bir zamanlar biri ‘Siz dinci misininiz?’ sorusunu sormuştu. Bende cevaben ona dedim ki; "Pardon sizin memleketinizde ‘dinci veya İslamcı’ ne anlama geliyor? Bizim memleketimizde ‘ayakkabı satana ayakkabıcı, yumurta satana yumurtacı’ diyorlar." Bence dinci şudur; "Dini hassasiyeti olmadığı halde, dünya menfaati için yada siyasi çıkar için kendisini dindar gibi gösteriyorsa o dincidir." "Ama bir kişi kendi inancını yaşamaya çalışıyorsa o dindardır. Biz dindar insanlarız, inancımızı yaşamaya çalışıyoruz." "Siyasetimizi dinimizin bizim için çizmiş olduğu meşru dairede yapmaya çalışıyoruz." "Siyasi rakiplerimiz bize iftira atsalar bile benim inancım bana iftira atmayı yasaklıyor." "Siyasi çıkar elde etme adına da olsa ben hiçbir siyasi rakibime asla iftira atmayacağım, varsa gerçek bir kusuru, ben onu dile getiririm, ama ben ona asla iftira etmem, onun bana iftira etmiş olması da benim ona iftira etmeme yol açmayacak." "Ticaretimi de siyasetimi de aile hayatımı da sosyal ilişkilerimi de; Rabbimin benim için çizmiş olduğu sınırlar içerisinde inancımıza göre yaşarız. Biz böyle bir siyasi kadroyuz, hayatımızın her alanında inancımızı yaşamaya çalışan insanlarız." #HÜDAPAR

HÜDA PAR

41,390 görüntüleme • 3 yıl önce

Dila Uzun, Hadise'ye Şarkı Vermenin Hikayesini Anlattı: "Beş Sene Şarkısını Arabada Dinlemiş!" 🔹 Hadise'ye nasıl beş sene şarkımı verdim? 🔹 Aslında şöyle başladı olay. 🔹 Esat birden benim çok değerli aranjör arkadaşım. 🔹 Ben şarkı yaptıkça ona demoluk atıyorum. 🔹 Ve hani beğenirse belki bir de gider ya da bana yaparız düşüncesiyle. 🔹 Ona da beş seneyi attım ve Esat üç ay boyunca arabada şarkıyı dinlemiş, sonra Hadise'ye dinletmiş. 🔹 Ve onay almış ve sonra bana o haber geldi. 🔹 Dila, Hadise bu şarkıyı okuyor diye ve ben o kadar heyecanlıyım ki. 🔹 Sürekli de darlıyorum, hadi okudu mu, ne dedi, bir şey dedi mi, falan beni soruyor mu falan böyleyim yani. 🔹 Sonra benim için çok tuhaf hissettiren bir durumdu bu. 🔹 Bunu söylemek, anlatmak istiyorum kısaca. 🔹 Şarkının adı normalde Gülüşünle'ydi. 🔹 Ben de Esat'ı aradım bir gün dedim ki Esat hani şey düşündüm, şarkıda değiştirilebilecek tek yer beş sene, beş sene diyorum oradan. 🔹 Hani belki o uymaz Hadise'ye, orayı revize mi etsek? 🔹 İki gün sonra tık yine telefon geliyor ve Esat bana diyor ki, Dila, Hadise Hanım şarkının beş sene olmasını istedi, ne düşünürsün? 🔹 Ve ben ağlamaya başladım ve Esat'a anlattım dedim ki hani şarkının değişmesini istediğim yeri Hadise şarkı ismi yaptı. 🔹 Ve o an beni anladığın, o şarkıda anlattığım şeylerin Hadise'ye geçtiğini o kadar anladım ve hissettim ki, direkt ağlamaya başladım. 🔹 Yani kalp kalbe karşıymış diye, bu durum beni çok duygulandırdı. 🔹 Ve Hadise'yle tanıştık lansmanda, inanılmaz mütevazı, inanılmaz güzel kalpli. 🔹 Çok zaten yeteneği tartışılmaz. 🔹 Büyük bir marka Hadise ve ben onunla çalışabildiğim için, tanışabildiğim için çok gururlu hissediyorum. 🔹 Bu şekilde ilerledi. 🔹 Umarım Beş Sene'yi seversiniz. 🔹 Beş Sene'yi kime yazdığımı söylemeyeceğim. 🔹 Ama kendisi de tanınan bir insan, şu an sevgilisi var, o yüzden ismini söylemem doğru olmaz ama ona da teşekkür ederim, bana bu şarkıyı yazdırıp Hadise'yle çalışmama vesile olduğu için. 🔹 Öyle, sizi öpüyorum. 🔹 Beş Sene'yi stream edersiniz umarım.

BUZZ medya

24,498 görüntüleme • 28 gün önce

Beşiktaş'lı Metin Tekin Milli Takım Anısı Fatih Terim: Metin, benim çok sevdiğim, selam olsun. Futbolu da iyi anlatan, iyi bilen, iyi de yorumlayan bir kişidir kendisi. Eski takım arkadaşınız, yardımcınız oldu. Bir maçlığına da aslında milli takımda hocalığını da yaptınız. İşte bu İsveç İsviçre takibinden sonra kafama koymuştum birkaç yeri, Metin'i değil. Ama özellikle İsveç takımının sol tarafıyla Kenneth Anderson'u, durdurmak da sol tarafıyla yani Metin'in oynadığı sağ kulvara aşağı yukarı dikkatimi çekmişti derken, Metin olağanüstü forma girdi Beşiktaş'ta. Ve 4 yıldır da milli takımda yok. Yok, hiç yoktu. Metin'i aradım, "Nasılsın?" diye. "İyiyim hocam, siz nasılsınız?" dedi. "Teşekkür ederim." falan. "Bir görüşelim." dedim. Çağırdım, dedim ki: "Metin, çok iyi oynuyorsun, çok formdasın ve seni çağırmayı düşünüyorum." "Hocam," dedi, "her zamanki o beyefendiliğiyle, 'Bilmiyorum, yok yok ben biliyorum.' dedim. Sadece haberin olsun diye." dedim. O andan sonra ve çağırdım. Hakikaten de çok iyi oynadı. 2-1 kazanmıştık. 2-1 kazandık. Sergen'le Emre attı. Emre'yi de Kenneth Anderson'a düşünmüştüm özellikle hava topu için. Sonra sakatlandı Metin ve de beni aradı. "Buraya kadar hocam," dedi. "Sizi rahatlatıyorum." dedi. Şimdi sıkış. Zaten siz de İsveç maçına özel bir davet yapmıştınız. "Sıkışmışsınızdır şimdi siz kadroda," dedi. "Sizi rahatlatıyorum." dedi. Espiritüel, güzel noktalara değinen çok sevdiğim bir kardeşimdir. Tabii biz de alamadık sakatlanınca. Ama milli takımlar böyledir zaten. Yani sizin tabii ki bir takımınız vardır ama yani lig periyodu milli takım haftasına denk geliyorsa çok formda olan oyuncuyu veya oyuncuları alabilirsiniz, bir daha almak zorunda değilsiniz. Çünkü milli takım hocasının zaten namütenahi hakkı var. İstediğini alır. Türk pasaportu, Türk hüviyeti olan herkesi alma yetkisi vardır. Bu da o gün de bize.

Galatasarayultrataraftar

128,409 görüntüleme • 3 ay önce

İşgalci İsrail tarafından kaçırılmadan önce Küresel Sumud Filosu Organizatörlerinden Thiago Ávila'nın Gazzeli Çocuklara yazdığı mektup.. "Sevgili Gazzeli çocuklar, denizdeyken size bir mektup yazalı 100 gün oldu. Madeleine ile Gazze kıyılarına ulaşamadığımız için üzgünüm. Kötü güçler tarafından durdurulduk, hapse atıldık ve 100 yıl boyunca size ulaşmamız yasaklandı. Daha da kötüsü, size getirmekte olduğumuz tüm yiyecek ve ilaçlar çalındı. Çok üzüldük, ama sizin gibi güçlü olmamız ve yolumuza devam etmemiz gerektiğini de biliyorduk. Size geri döneceğimize söz verdik. Ve işte buradayız. Halkınız 8 yıldır soykırımdan muzdarip ve 18 yıldır yasadışı bir abluka altında yaşıyorsunuz. Her çocuk, kendi halkıyla birlikte kendi vatanında barış içinde yaşama hakkına sahiptir. Şu anda, buna inanan ve sizi kucaklamak, size yiyecek getirmek ve yalnız olmadığınızı göstermek için her şeyi yapmaya hazır olan, dünyanın dört bir yanından gelen yaklaşık 500 kişiyle birlikte yelken açıyoruz. Sizi her zaman düşünüyor, sizden öğreniyor ve sizden cesaret alıyoruz. Bizi harekete geçiriyorsunuz. Dünyaya sevgi, neşe, nezaket ve güç yaymaya devam edin. Sizden sadece birkaç saat uzaktayız. Bu sefer başaracağımızı gerçekten umuyorum. Herhangi bir nedenle aynı kötü güçler tarafından durdurulursak, üzülmemenizi rica ediyorum. Size söz veriyorum, asla pes etmeyeceğiz ve sizin için tüm dünyayı sarsacağız. Misyonumuzla ilgili güzel videolarınız, mesajlarınız ve çizimleriniz için teşekkür ederim. Bir şekilde, her zaman birlikte olacağız. Size kocaman bir kucak dolusu sevgiyle, hadi bu dünyayı birlikte değiştirelim. Tüm sevgimle, amcanız Thiago Ávila" Thiago Ávila'nın da aralarında olduğu Küresel Sumud Filosu'ndan 328 Aktivist, İsrail zindanlarında esir tutuluyor. Canları pahasına Gazzeli çocuklara yardım ulaştırmaya çalışan bu güzel insanları unutmayalım. Ailelerine kavuşana kadar gündemde tutmaya devam edelim. #GlobalSumudFilotilla #FreedomFlotilla

Mehmet Toprak

31,213 görüntüleme • 1 yıl önce

9 yaşımdan bu yana basketbol oynuyorum, birçok zorlu maça çıktım, ağır sakatlıklar geçirdim, mental anlamda epey zorlandığım süreçler oldu fakat hiç bir zaman bu satırları yazarken zorlandığım kadar zorlanmadım. Elbette bugünün geleceğini biliyordum ama insan oyunun içindeyken kariyerini noktalayacağı günü hiç düşünmüyor. Kim bilir belki de sahadaki tutkumuzu buna borçluyuzdur. Hayatımın her anına, her köşesine yerleşen basketbol, zamanla bir oyun olmaktan da çıkıp, beni ben yapan her şeyin temellerini attı. Tüm heyecanımı kontrol altına alıp sabretmeyi, zorluklarla mücadele etmeyi ve her koşulda yoluma devam etmeyi öğretti. Bu yolculuğun en güzel kısmı, bu yolu asla yalnız yürümemiş olmamdı. Çalıştığım ve bana inanan tüm antrenörlerime, omuz omuza mücadele ettiğim, beraber ter döktüğüm, birlikte sevinip, birlikte üzülen takım arkadaşlarıma, sahada sağlıklı olabilmem için her zaman yanımda olan sağlık ekiplerine, kulüplerimizin görünmeyen, en az bizim kadar emek veren o güzel insanlarına, her adımımda bana güç veren, beni ben yapan aileme ve her zaman, oynadığım her kulüpte, bana sevgisini hissettiren, desteğini hiç esirgemeyen taraftarlara çok teşekkür ederim. Hayatım boyunca iyi bir sporcu olmanın yanında, iyi bir insan olmaya çalıştım. Benden küçüklere örnek olabilmek, yollarını aydınlatabilmek için uğraştım. Eğer bir gencin bile kalbine dokunup, ona umut olabildiysem, bu yolculuk benim için kazanılmış en büyük maçtır. Şimdi belki o çok sevdiğim sahalardan oyuncu olarak ayrılıyorum. Ama mücadele ruhu, dostluklar, hatıralar ve öğrendiğim her şey hep benimle kalacak. Bundan sonra da Türk basketboluna faydalı olmak için aynı heyecan, tutku ve disiplinle çalışmalarıma devam edeceğim. İyi ki basketbol. Teşekkür ederim.

Birkan Batuk

89,500 görüntüleme • 1 yıl önce

Merhaba, benim adım Sir Montague William the 3rd. Size anlatacaklarım kulağa saçma gelebilir Ama bana inanan ne kadar az olursa, benim için o kadar iyi. Yıllardır hayatınızı kontrol ediyoruz Siz ise sadece çabalıyor, sıkıntı çekiyorsunuz. Aslında hiç ihtiyacınız olmayan şeyleri biz yarattık. Spor arabalarınız, modalarınız, plazma televizyonlarınız. Babadan oğula geçen aile sırlarımız, Bize avantaj sağlayan miras alınmış bilgiler Siz köylüler geceleri yataklarınızda uyurken biz bunları büyüttük. Biz, sizin hayatınızı kontrol eden parayı kontrol ediyoruz Siz ise sahte putlara tapıyorsunuz Ve güneşte bir yer edinmek için ruhunuzu satmakta tereddüt etmiyorsunuz. Ama zamanı geldiğinde bu şeylerin hiçbir önemi olmayacak. Fakat kitleleri kontrol ettikleri sürece Ben sadece arkamı yaslanıp varlıklarımı sayarım. Her şeye sahip olduğumun güveniyle Siz sıradan insanlar işlerinizi kaybederken. Görüyorsunuz, sizi yalnızca küçümseyerek izliyorum. Ama yüzümdeki gülümseme beni aklamaya yetiyor. Çünkü elimde küresel televizyon silahı var Bu da bana bağ kurma imkânı veriyor, empati uyandırıyor. Gerçekten sizin iyiliğinizi düşündüğümü sanıyorsunuz. Oysa biz bankerler ve elit aileler sadece birkaç kişiyiz. Ama bunu görseydiniz gücü geri alırdınız Bu yüzden her gün korku salıyoruz. Panikler, krizler, savaşlar ve hastalıklar Sizi ruhsal bütünlüğünüzü bulmaktan alıkoyuyor. Oyunu biz kuruyoruz, her iki tarafı da biz satın alıyoruz. Sizi zavallı hayatlarınıza köle kılmak için. Öyleyse gidin çalışın, beden saatiniz tükenirken Ve her şey bittiğinde, mezara sadece birkaç yıl kala, Geriye baktığınızda göreceksiniz ki Hayatınız hiçbir şeymiş sadece boş bir hayal. Artık kontrol etmediğimiz çok az şey kaldı Avukatlara ve polis gücüne sahip olmak hep bir hedefti. Bizim emirlerimizi yerine getiriyorlar, siz sokakta yürürken bile Ama farkında değiller ki, onlar da sadece birer koyun. Gerçek güç, birkaç kişinin elinde Siz partilere oy verdiniz, daha ne yapabilirdiniz ki? Ama bilmediğiniz şey, hepsinin aynı olduğudur Gordon gitti, bayrağı David’e devretti. Ve siz kendi seçtiğiniz lideri takip ediyorsunuz. Ama sizin kanınız kırmızı akarken, bizim kanımız mavi akıyor. Ama siz bunu göremiyorsunuz, oyunun bir parçası işte Para ve şöhret gibi bir başka dikkat dağıtıcı. Özgürlük adına çıkacak savaşlara hazırlanın Asla var olmayacak hastalıklar için aşılar çıkaracağız. Çocuklarınızın saf zihinlerine saldırılar olacak bizim kontrolümüzde, Ve mikroçiplenmiş bir dünyada siz hiç karşı koymayacaksınız. Bilgi baskısı sizi çizgide tutacak Köylülerin azaltılması tarım ve hayvancılık bitirilmesi hep bizim amacımızdı. Ama öjenik projeler beklediğimiz gibi olmadı Evet, Nazi’leri finanse eden bizdik. Ama medyanın da tamamı bizim elimizde olduğu sürece Gerçekte olanlar sizi ilgilendirmiyor O yüzden plazma TV’nizi izlemeye devam edin koyunlar. Ve dünya, göremediğiniz kişiler tarafından yönetilmeye devam etsin.

SİRKECİ

13,931 görüntüleme • 1 yıl önce

Bu coğrafyanın halkı, börtü böceği için haber yapıyorum; sizler için değil. Bir Newroz’u takip ettik, yaşananlara bakın! Önceki günlerde DEM Parti de aynı yerde Newroz kutlaması yaptı. Kendilerini arayıp “Keşke haber verseydiniz” dedim. Çünkü özellikle arayıp haber verilmesini istiyorum. Neyse, konuya gelelim! Beni bu açıklamayı yapmak zorunda bırakan tüm mahalle sakinlerine sesleniyorum. İsterseniz yazıyı okumak yerine, bu çocukların güzel halayını bozup sırf kendini göstermek isteyen kişiye tepki gösterdiğim ana kadar olan videoyu da izleyebilirsiniz. Bugün Malabadi Köprüsü’nde Newroz etkinliği vardı. Haber yapmak için gittim, görüntü çektim. Tıpkı önceki gün Bismil Newrozu’nu kendi imkânlarımla takip ettiğim gibi, Rojava protestolarını izlediğim gibi… Neyse, fazla uzatmayacağım. Sizlerin ideolojik saplantılarını ve “Kürtlük” adı altında birbirinize ettiğiniz hakaretleri anlamakta zorlanıyorum. Bir ülkenin adının dahi anılmadığı dönemlerde insanlar bu topraklar için yurtseverlik yaptı. Bir Newroz’u takip ettiğim için gazeteciliğimi övenler, bugün “ayıp” diyerek hakaret ediyor; hakaret etmeden eleştirenler ise aslında ne kadar değerli bir tutum sergilediklerini gösteriyor. Dün küfür edenlerin bir kısmı bugün özür diliyor ya da övmeye çalışıyor. Kimsenin övgüsüne ihtiyacım yok hele de sizin gibilerin! Eleştiriler başım gözüm üstüne. Unutulmasın ki ben gazetecilik yapıyorum. Ve herkes şunu bilsin: Ben tarafsız değilim, bir tarafım var. Bu tarafı da 2021 yılında ÇGD’den aldığım gazetecilik ödül töreninde açıkça ifade ettim. Benim tarafım Kürt halkıdır. Küfür ve hakaretle var olmaya çalışanların ne kişiliği ne de ideolojisi bir değer taşır. Herkes kendine yakışanı yapar. “Şu cümleyi neden yazmadın, bu coğrafyanın adını neden anmadın?” diye boş tartışmalar açanları ciddiye almıyorum. Hamaseti bırakın. Davalara, soruşturmalara sizin adınız girmiyor. Benim arkamda medya kuruluşları yok, güçlü destekçiler yok, aşiretler ya da lobiler yok. Benim tek dayanağım ailem ve sizlerin aboneliklerle verdiği destektir. Haftalardır her yazımın altına küfür ve hakaret yazanlara tek bir sözüm var: Kim olduğunuzu biliyorum. Karakter ve kişilikten yoksun bu tutumunuz sizi anlatıyor. Türk milliyetçilerinin saldırıları ve hedef göstermeleri anlaşılır; sonuçta ben Kürt bir gazeteciyim. Ama kendine Kürt diyenlere sormak gerekiyor: Size ne oluyor? Son olarak, kimsenin övgüsüne ihtiyacım yok. Bu halkın eleştirisine ihtiyacım var. Amacım iyi gazetecilik yapmak. Bir gün kalemimi satar, bu halka ihanet edersem, çıkın yüzüme tükürün. Ben bu halka hizmet ediyorum; sizin anlamsız tartışmalarınıza değil. Direnen, mücadele eden, bedel ödeyen; yoksulluk çeken, doğası yok edilen bu halk için ve bu coğrafyanın balığı, suyu, ağacı, börtüsü ve böceği için haber yaptım, yapıyorum ve yapmaya devam edeceğim. Vakit ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim.

metinyoksu

22,704 görüntüleme • 6 ay önce

Gökhan Günaydın: Genel Başkanımız ile belediye başkanının eşi arasında bir yazışma olduğu iddia ediliyor ve o yazışmada Genel Başkanın, belediye başkanının eşine “Senin kocan erkek değil” dediği öne sürülüyor. Peki gerçek ne? Bakın, elimde yazışma var, yazışma. Yani KVK gereği bunu gösteremiyorum ama WhatsApp mesajı elimizde. Belediye başkanının eşi mesaj atıyor:“Sayın Genel Başkanım, iyi akşamlar. Ben Ardahan Göle Belediye Başkanının eşiyim. Bu saatte rahatsız etmek istemezdim. Çok yoğun da olduğunuzu biliyorum. Uygun olduğunuzda sizinle özel olarak görüşmek istiyorum, teşekkür ederim.” Bunun üzerine Genel Başkan kendisini arıyor. Son derece nazik bir görüşme yapıyorlar ve görüşmeyi tamamlıyorlar. Bugün bu iddialar ortaya atılınca CHP Genel Başkanı kendisine bir mesaj atıyor: “.... Hanım, bu kadar da olmaz artık, Allah'tan korkun. Siz bana yukarıdaki mesajı attınız, ben de nezaketle sizi aradım, nezaketle de kapattık. Şimdi size eşiniz hakkında çirkin bir mesaj attığım gibi bir yalan okuyorum gazetelerde. Allah için söyleyin, ben bunu hak edecek ne yaptım size?” Bu, Genel Başkanın mesajı. Bu Genel Başkanın mesajına karşılık belediye başkanının eşinin mesajını okuyorum size: “Dün eşim, Levent Gültekin'i aradı. Gerçekten çok çirkin. Böyle bir şey olmadığı, haberin çok çirkin bir iftira olduğunu söyledi. Levent Bey de özür dilemiş, bugün düzelteceğini söylemiş. İnanın ben de üzgünüm.” Aldınız mı cevabınızı? Aldınız mı cevabınızı?

Tele2 Haber

16,684 görüntüleme • 4 ay önce

Günlük işlerde çalışan genç kız, nasıl mağdur edildiğini anlattı: • Dün “Servis hostesi" yazan günlük bir işe başvurdum. Ücretin 1400 TL olduğu yazıyordu. • ⁠İlana başvurduktan sonra başvurduğum kişi bana "Bu bir kır düğünü, servis değil yalnızca karşılama yapacaksınız” dedi. Ben de kabul ettim. • Sonra kadın işe gideceğimiz günün gecesi bize konumu attı. "Tuzla Marmaray'a yakın" demişti ama değilmiş. • ⁠ Ben de "Gaziosmanpaşa'dan geleceğim, e hani 23:00'te çıkarsam yetişemiyorum, eve gidemiyorum. Orada kalırım" dedim. • ⁠Kadın "Zaten düğün olduğu için sizi erken bırakırlar, sorun olmaz” dedi. • ⁠Oraya gittim ve öğrendim ki ne kır düğünü var ne karşılama var, hiçbir şey yok! • ⁠Benimle beraber üç kız daha mağdur oldu. Orada bir restoranın açılışı varmış ve bizim garsonluk yapmamız gerekiyormuş. • Sonra biz mekan sahibiyle konuştuk, "Biz akşam 19:00'dan gece 01:00'e kadar garson istedik ve bunu 5 kere söyledik” dediler. • "1400 TL'ye garsonluk yapamayız. Garsonluk çok zor" dedik. • ⁠"Tamam, siz diğerlerine söylemeyin. Ben sizin paranızı vereceğim, daha yüksek atacağım" dedi. Atmadı. • ⁠Ben ayrıca "Metrobüsten indikten sonra evime kadar taksi istiyorum" demiştim. “Tamam” demişti. • ⁠İşi bitirdik, çıktık. Aradık adamı, "Biz taksiye biniyoruz Marmaray'a kadar, ücretini atar mısın?" dedik. • ⁠"Tamam, ben atacağım" dedi ama "Bizim paramız yok" dedik. Marmaray'a kadar gittik taksiyle. • ⁠Marmaray'ın benim gideceğim yöne olmadığını öğrendik; yani 23:00'te bitiyormuş Marmaray, tren yoktu. • ⁠Adama bunu söyledik "Diğer metroya 00:00'da yetişirsek en azından Kadıköy'den metrobüse binebilirim" dedik. Adam da "Tamam gidin" dedi. • Sonra Tuzla'dan Tavşantepe'ye toplam 950 TL taksi yazdı. Adamı aradık, "950 TL yazdı, taksinin içindeyiz. Atabilir misiniz parayı?" dedik. • ⁠O da "Ben sana taksi ücreti vermeyeceğim ki. Ben sadece 'Marmaray'a kadar mağdur olmayın' diye taksi ücreti veririm. Normalde taksi ücreti vermiyorum” dedi. • ⁠Neyse, en sonunda adam parayı atmadı. Ben oradan eve kendi paramla taksiyle gittim. O dediği fazla parayı da vermedi, sadece 1400 TL attı. • ⁠Hepsi yalancıymış.

🎙️ Muhbir

410,170 görüntüleme • 1 ay önce

Türkiye’de yaşayan yabancı uyruklu kadın, yıllardır unutamadığı, çok üzüldüğü olayı anlattı: • Size başımdan geçen bir olayı anlatacağım. Çok üzülmüştüm; hatta 14 senede yabancılıkla alakalı en çok etkilendiğim olaydır. • ⁠Bir akşam işten dönüyorum, çok yorgunum ama keyfim de gayet yerinde. • ⁠Metrodan indim, asansöre bineceğim. Tam kapı kapanırken bakıyorum; orta yaşlarda bir kadıncağız. • ⁠Ben de asansörün kapısına elimi koyup asansörü tuttum, adım attım. • ⁠Yalnız unuttuğum bir durum var: Bir tane komşum vardı, o da yabancıydı ama ikimizin de ortak dili Rusça olduğu için asansörde Rusça konuşuyorduk. • ⁠Tam kapı kapandı, kız bana bir şey söyledi. Ben de ona Rusça cevap vermek durumunda kaldım. • Benim kapısını tuttuğum o kadın döndü. Tabii Türkçe bildiğimi bilmiyor, çünkü ben Türkçe “Buyurun” falan dememiştim. • ⁠Döndü ve “Siz Ruslar her yerdesiniz! Siz Rusyalılar her yeri doldurdunuz!” dedi. • ⁠Halbuki asansörde bir tane de Malezyalı kızcağız vardı, yani bir iki yabancı daha vardı. • ⁠O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. O kadar kalbim sıkıştı ki. • ⁠Halbuki asansörde bir tane de Türk çocuk vardı; kapıyı ona o tutmadı, ben tuttum. Hani insanlık ya! • ⁠Döndüm ve kadına Türkçe “Sizi anlıyorum, bilginiz olsun. Ayrıca ben Rus değilim” dedim. • ⁠Kadın bir an neye uğradığını şaşırdı, halden hale girdi. • ⁠Çıkarken de tartışmaya devam ettik. • ⁠Herhalde 14 senede yabancılıkla alakalı hiçbir şey bu kadar zoruma gitmemişti. • ⁠Kadının böyle davranması çok üzdü. Halbuki ben Rus değilim, üstüme alınmayabilirdim ama Türkçe bilmediğimi zannedip böyle davranılması çok yazık.

🎙️ Muhbir

89,178 görüntüleme • 1 ay önce

85 yıl önce, 15 Ekim 1940 yılında, gösterime giren Charlie Chaplin’in Büyük Diktatör (The Great Dictator) filminin kapanış konuşması, sinema tarihinin en etkileyici ve insanlık manifestosu olarak nitelendirilen monologlarından biri olarak halen güncelliğini korumaya devam etmekte. Bir kez daha hatırlayalım!.. “Üzgünüm, ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil. Ne kimseyi yönetmek ne de herhangi bir ülkeyi fethetmek istiyorum. Elimden gelse, herkese yardım etmek isterim; ister Yahudi, ister Yahudi olmayan, ister siyah, ister beyaz… Hepimiz birbirimize yardım etmek isteriz, insan doğası budur. Birbirimizin mutluluğundan keyif almak isteriz, acılarından değil. Birbirimizden nefret etmek ya da birbirimizi hor görmek istemeyiz. Bu dünyada herkese yetecek yer var. Ve dünya, hepimizin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bereketli. Ama insanlık yolunu şaşırdı. Açgözlülük, insan ruhunu zehirledi, dünyayı nefretle doldurdu, bizi sefalet ve kan dökme yoluna sürükledi. Hızı artırdık, ama kendimizi hapsettik. Bolluk getiren makineler bizi yoksulluğa itti. Bilgimiz bizi alaycı yaptı, zekâmız bizi katı ve acımasız yaptı. Çok düşünüyoruz, ama çok az hissediyoruz. Makineden çok insanlığa ihtiyacımız var. Zekâdan çok şefkat ve nezakete ihtiyacımız var. Bu nitelikler olmadan hayat korkunç olur, her şey biter. Uçaklar ve radyo bizi birbirimize yakınlaştırdı. Bu icatların doğası, insanlardaki iyiliği haykırır, evrensel kardeşlik ve hepimizin birliği için yalvarır. Şu anda sesim milyonlarca insana ulaşıyor; umutsuz erkeklere, kadınlara, çocuklara… Zulüm ve baskı sisteminin kurbanlarına, masum insanları hapse atanlara… Bu mesajı duyan herkese şunu söylüyorum: Umutsuzluğa kapılmayın! Üzerimize çöken bu felaket, sadece insanlığın ilerlemesinden korkanların ve açgözlülerin geçici hırslarının bir sonucudur. Nefret geçecek, diktatörler ölecek ve halktan aldıkları güç yine halka geri dönecek. İnsanlar ölmeyi bildikleri sürece özgürlük asla yok olmayacak. Askerler! Kendinizi vahşilere teslim etmeyin; sizi hor gören, köleleştiren, hayatlarınızı yöneten, ne yapmanız, ne düşünmeniz, ne hissetmeniz gerektiğini söyleyenlere… Sizi bir hayvan gibi terbiye eden, sizi topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin! Bu doğa dışı adamlara, bu makine kafalı, makine kalpli adamlara teslim olmayın! Siz makine değilsiniz! Hayvan değilsiniz! Siz insansınız! Kalbinizde insanlık sevgisi var! Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder, sevilmeyenler ve doğaya aykırı olanlar. Askerler! Kölelik için savaşmayın, özgürlük için savaşın! Aziz Luka İncili’nin 17. bölümünde şöyle yazıyor: ‘Tanrı’nın krallığı insanın içindedir.’ Bir insanın değil, bir grup insanın değil, hepinizin içinde! Güç sizde, halkta! Makineleri yaratma gücü sizde, mutluluğu yaratma gücü sizde! Bu gücünüzü kullanarak hayatı özgür ve güzel kılalım, bu dünyayı harika bir macera yapalım. Öyleyse, demokrasi adına, bu gücü kullanalım! Hepimiz birleşelim! Yeni ve güzel bir dünya için savaşalım; herkese iş, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sunan bir dünya. Bu vaatlerle canavarlar iktidara geldi. Ama yalan söylediler! Bu vaatleri yerine getirmediler, asla da getirmeyecekler. Diktatörler kendilerini özgür kıldılar, ama halkı köleleştirdiler. Şimdi, bu vaatleri biz gerçekleştirelim! Özgürlük için savaşalım! Dünyayı zincirlerinden kurtaralım, engelleri kaldıralım, birleşelim! Hannah, beni duyuyor musun? Neredeysen, gökyüzüne bak! Bulutlar dağılıyor, güneş açıyor! Karanlığın içinden ışığa doğru yürüyoruz. Yeni bir dünyanın ışığına, insan ruhunun özgür olduğu, nefretin, açgözlülüğün ve barbarlığın olmadığı bir dünyaya doğru yürüyoruz. Gökyüzüne bak, Hannah! İnsan ruhu kanatlandı ve nihayet uçmaya başladı. Gökkuşağına, umudun ışığına doğru uçuyor. Gökyüzüne bak, Hannah! Gökyüzüne bak!”

Bizlotik

16,738 görüntüleme • 1 yıl önce

Kasa sırasında, iyi niyetli müşterileri kandırmaya çalışan kişilere karşı uyarıda bulunan kasiyer: • Market sırasında beklerken "Param yetmedi, param yok, bana bunu alır mısınız?" diyen insanların ürünlerini almayın. • Dün bir olay yaşadım. • ⁠Bir hanımefendi kasada 2 bin 600 liralık alışveriş yaptı. "Multinet kartımda bin 200 lira var" dedi. • ⁠Arkasında, araya giren başka bir müşterimiz vardı. Onun arkasında da kadının arkadaşı duruyordu ve onun da yüklü bir alışverişi vardı. • ⁠Kadın, "Benim bu kadar param yok, sadece bin 200 liram var" deyince arkadaki iyi niyetli müşteri hayır yaptığını düşünerek 2 bin 600 liralık hesabın hepsini ödedi. • Ödeyen müşteri gittikten sonra kadınla arkadaşı birbirlerine bakıp güldüler. • ⁠Arkadaki arkadaşı "Aa, nasıl yaptın bunu?" falan dedi. Sonra arkadaşı kendisi için 10 liralık bir ürün alacaktı; o sırada ekranımızda göründü, Multinet kartında gayet bakiye vardı. • ⁠Geçenlerde yaşadığımız başka bir olay da şöyle: İki tane genç çocuk müşterimizden para istedi. • ⁠Müşteri de yine iyi niyetle, "Ne ihtiyacınız varsa ben alayım" dedi. • ⁠Müşteri çıktıktan sonra ben çocuklara "Ne yapıyorsunuz? Müşterileri rahatsız etmeyin" diye müdahale etmek istedim. • ⁠Çocuklar küpeli, gayet temiz giyimli, parfüm kokan çocuklardı. • ⁠Kadın müşteri de bana "Ben alıyorum, siz karışmayın" dedi. Biz de "Tamam" dedik. • ⁠Müşteri gittikten 5 dakika sonra o çocuklar gelip "Bunları iade eder misiniz? Biz para istemiştik, bize para vermedi, ürün aldı. Ben yumurtayı, peyniri ne yapayım?" dediler. • ⁠Yani gerçekten insanlar artık düşündüğümüz kadar iyi değiller, düşündüğümüz kadar ihtiyaç sahibi de değiller. • ⁠Kendi bildiğiniz, gerçekten ihtiyacı olan insanlara tabii ki yardım edebilirsiniz ama markette "Param bitti, bana bunu alır mısınız?" diyenlere gerçekten kanmayın. • ⁠Biz sizi uyarınca da bize kızmayın çünkü biz gün içinde o insanlarla sürekli karşılaşıyor ve bu durumları önceden tecrübe etmiş oluyoruz.

🎙️ Muhbir

495,688 görüntüleme • 1 ay önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Kabine Toplantısı Sonrası Millete Sesleniş konuşmalarından... ▪ Dün itibarıyla artık Suriye’de karanlık bir dönem kapanmış, aydınlık bir dönem başlamıştır. Türkiye, binlerce yıllık tecrübe sonucunda billurlaşan devlet aklıyla hadiseleri okumakta; Suriye’deki duruma çok geniş bir perspektiften bakmaktadır. ▪ Bugün bazı parametreleri bir kez daha ifade etmek durumundayım: Türkiye’nin başka bir ülkenin toprağında ve egemenliğinde gözü yoktur. Sınır ötesi harekatlarımızın yegane amacı vatanımızı ve vatandaşlarımızı terör saldırılarından korumaktır. Ne PKK ve Suriye’deki uzantıları, ne DEAŞ; ülkemizin muhatabı değildir, bilakis muarızıdır. ▪ Suriye’nin toprak bütünlüğünün mutlaka ama mutlaka korunması gerekiyor. Suriye; tüm etnik, dini, mezhebi kimlikleriyle Suriyelilerindir. Suriye’nin bugününe de, geleceğine de karar verecek olan Suriye halkıdır. ▪ Komşuları ve kardeşleri olarak bize düşen; Suriye halkının ülkelerini yeniden toparlama, yeniden ayağa kaldırma, yeniden mamur etme çabalarına güçlü bir şekilde destek olmaktır. ▪ Tekrar söylüyorum: Arap, Türkmen, Kürt, Sünni, Alevi, Nusayri, Hristiyan fark etmeksizin Suriyelilerin tamamının sulh içinde yaşadığı bir Suriye, Türkiye’nin en büyük özlemi, hayali ve hedefidir. ▪ Şurası da kesinlikle unutulmamalıdır: İstikrara kavuşmuş bir Suriye, hem kendi vatandaşları hem de bölgedeki diğer ülkeler için güven kaynağı olacaktır. Komşu ülkelerin güvenliği yine Suriye’nin güven içinde, istikrar içinde olmasından geçiyor. ▪ Öte yandan bölücü örgütün Suriye uzantısının, kargaşayı fırsata çevirmeye dönük aşırı heveskar tutumunu da dikkatle takip ediyoruz. Kendi akıllarınca farklı hesap yapanlara şunu hatırlatmak istiyorum: Çakal ne kadar hile bilirse, kurt da o kadar yol bilir. Türkiye, sınırlarının ötesinde yeni terör çıban başlarının ortaya çıkmasına göz yummayacaktır. 13 yıldır her türlü zulme maruz kalan Suriyeli kardeşlerimize yeni acılar, yeni sıkıntılar, yeni dramlar yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur. ▪ Buradan, kardeş Suriye halkına da seslenmek istiyorum: Aziz Suriyeli kardeşlerim… Türkiye ve Türk milleti, dün olduğu gibi bugün de yarın da yanınızdadır. Siz, tüm imkansızlıklara rağmen kanınızla, canınızla, dişiniz, tırnağınızla destan yazdınız. Zulme ve zalime asla boyun eğmediniz. En zor zamanlarda dahi yeise kapılmadınız. İlk günden itibaren hep “Allah büyüktür” dediniz; “O rahman ve rahim olandır” dediniz; “O alemlerin Rabbi’dir” dediniz; yalnız O’na güvendiniz, yalnız O’ndan yardım dilediniz. ▪ Düştünüz yerden çok daha güçlü bir şekilde tekrar ayağa kalktınız. Böylece nesilden nesile gururla aktarılacak muhteşem bir kahramanlık hikayesine imza attınız. Kardeşlerim unutmayın, Men sabera, zafera! “Yenilgi yenilgi büyüyen” bu şanlı zaferin asıl sahibi sizlersiniz. Sizleri, ülkem ve milletim adına saygıyla selamlıyorum. Zaferiniz hayırlı, mübarek olsun diyorum. ▪ Hürriyet ve adalet mücadelenizde sizi nasıl yalnız bırakmadıysak, inşallah kalkınma mücadelenizde de tüm imkanlarımızla sizi destekleyeceğiz. Gönül gönüle verecek, zorlukların, sıkıntıların üstesinden birlikte geleceğiz. Suriye’nin kalıcı barışa, istikrara ve güvenliğe kavuşması için elimizden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu bilmenizi isterim. ▪ Hama katliamından beri Suriye’nin özgürlüğü yolunda can veren şehitleri bugün bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Suriye’nin esaretten kurtulan şehirlerinde sevinç gözyaşları döken, dua eden, şükür secdesine kapanan; yıllar sonra evlerine, yuvalarına, ailelerine, sevdiklerine kavuşmanın mutluluğunu yaşayan tüm kardeşlerime selam ediyorum.

Fahrettin Altun

103,414 görüntüleme • 1 yıl önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın #BüyükFilistinMitingi 'ndeki konuşmalarından... 📌Batı dünyası, Gazze’deki çocuk, kadın, masum katliamını meşrulaştırmak için siyasetçisinden medyasına seferber oldu. İsrail tam 22 gündür açıkça savaş suçu işliyor. İsrail biz de seni savaş suçlusu olarak dünyaya ilan edeceğiz. Şimdi bunun hazırlığı içindeyiz. Bunun çalışmasını yapıyoruz ve savaş suçlusu olarak İsrail’i dünyaya tanıtacağız. 📌Gazze’de savunma değil açık ve alçak bir katliam yürütülmektedir. Gazze halkını, bir silah gibi kullandıkları açlıkla, susuzlukla, yakıtsızla, sağlık hizmetlerini çökerterek topluca yok etme peşindeler. 📌 Ey dünya, bütün bu gerçekleri görüyorsunuz. BM Genel Sekreteri haykırıyor ama duymuyorsunuz. Sağır oldunuz, kör oldunuz, bunlara asla kulak vermediniz. 📌 Hangi kökene, hangi inanca, hangi mezhebe sahip olursa olsun coğrafyamızdaki tüm toplumlar olarak bir olmalı, birlikte olmalı, beraber hareket etmeliyiz. Aksi takdirde, teker teker herkesin aynı akıbete duçar olması kaçınılmazdır. Bölge ülkelerinin ve halklarının tamamını birliğin rahmetinde buluşmaya, ayrılığın azabından uzak kalmaya davet ediyoruz. 📌Dışarıdan yardım getirilmesine izin verilmediği için elektrikten gıdaya, sağlık ve temizlik malzemesine kadar tüm insani ihtiyaçlar karşılanamaz halde. Dün geceden beri yapılanlar ise tam anlamıyla bir cinnet halidir. 📌Tüm bu vahim tabloya rağmen Gazze halkının, sergilediği vakur, kararlı ve inançlı duruş, tarihe şanlı bir direniş destanı olarak yazılacaktır. 📌Bunlar sadece öldürmeyi bilir. Zalimin başına yağdırdığı bombalara rağmen Gazze halkının evini, şehrini terk etmeme kararlılığını, buradan milletim adına saygıyla selamlıyorum. 📌 Kendi evleri yanmaya başladığında, sırtını dayadığı Batılılar çıkıp gidecek ve İsrail bu coğrafyada, 75 yıldır zulmettiği insanlar ve onların kardeşleriyle baş başa kalacaktır. Türkiye, tıpkı 500 yıl önce olduğu gibi, İkinci Dünya Savaşında olduğu gibi, başı dara düşen her mazlumla birlikte bu insanların da umudu olacaktır. 📌 Geçtiğimiz günlerde İsrail yönetimine yaptığım çağrıyı burada bir kez daha ifade ediyorum: Boyunuzu da, çapınızı da, yüreğinizi de aşan zırvalarla, tavırlarla, sözlerle Türk Milletinin merhamet duygularını törpülemeyin. Çünkü emin olun, tıpkı atalarınız gibi, sizler ve sizlerin çocukları da ileride buna ihtiyaç duyacak. Türkiye’ye ihtiyaç duyacak. 📌 Gelin bugün, mazlumlara yardım ulaştırma talebimize, barışı tesis etmek için diyalog kapılarını açma çağrımıza kulak verin. Gelin bugün, kendinizin ve çocuklarınızın geleceği için, belki de hayatınızda ilk defa hayırlı bir adım atın. Biz, “adil bir barışın kaybedeni” olmayacağına olan samimi inancımızla hareket ediyoruz. Muhataplarımızı da aynı anlayış etrafında buluşmaya çağırıyoruz. #United4Palestine

Fahrettin Altun

250,509 görüntüleme • 2 yıl önce

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 görüntüleme • 8 ay önce

“Arı Kovanı” sosyo-kültürel nizamını idrak eden genç dimağlar, elimizde fenerle kuyunun başında bekliyoruz bütün Yusufları. Evvela sizleri kenetlenmiş, diri, dostluğa kıymet veren erdemli ve güçlü karakterler halinde görmek istiyoruz. Bırakın yapsınlar, öfkenizi onlara kızarak enerjinizi boşa harcamayın, çünkü onların istediği tam olarak bu. Duygularınızla alay etmek ve sizi çaresizlik girdabında öğütmek. Çözüm nedir? Zihni disiplin etmek suretiyle modern simyacılıktır. Ahlak yalnız güçlünündür, koyun zararsız olduğu için iyi değildir, onun zarar verecek kabiliyeti yoktur. Kurban öküzden, koyundan, deveden olur. Çünkü güçsüzdür ve ahlakı da yoktur. Oysa arslandan kurban olmaz, bu bağlamda ahlaklı kardeşlerimiz de kendini kurban rolüne sokmayacak, mağduriyete sarılıp teslimiyet göstermeyecektir. Öfkenizi kendinizi inşa etmeyi yönlendirin. Ölüm kapıyı çalana dek bütün mağlubiyetlerin psikolojik olduğunu bilin, kontrolü ve çerçeveyi geri elinize alın. Bir erkek şans onu terk ettiğinde kaybetmez, bir erkek kendi benliğini sosyal onay için terk ettiğinde kaybeder. Uzlaşmaz olun, katı sınırlara sahip olun, toplum yargılarının ötesinde düşünün, para toparlamak, zihninizi disiplin etmek için ilme yönelmek ve vücudunuzu çelik olana kadar geliştirmek ilk gayeniz olsun. Hayatının merkezini dişilerden sevgi görmek üstüne kuran adam zayıf ve omurgasız bir süt oğlanıdır. Modern dünya genç dimağları kandırdı, oysa erkek asla sevgi arayan bir cins değildi. Bizler sportmenliği, saygıyı, centilmenliği ve sadakati bizzat kuvvet ve kudret kazanarak ve bunları yönetme becerisine erişerek hayatı anlamlandırırız. Bizim için saygı, sevgiden önemlidir ve sizlere gereken evvela özsaygıdır. Sakın ama sakın kimseye yalvarmayın. Size yoldaşlık etme kabiliyeti olmayan şımarıklara art arda mesajlar atıp öz saygınızı paspasa çevirmeyin, duygu regülasyonu sağlayamayan böcekten farksız tiplemelerle vakit harcamayın. Hayattaki her şeyin sizin seçiminiz olduğunun farkına varın. Kalitesiz, iffetten uzak, kendi bedenine saygısı olmayan bir kaşmeri yanınıza hanım etmekten utanın, çünkü o kendinden utanıyor ve sen ona haddinden fazla değer verdiğin vakit “beni istismar et annecim” diye ağlayan toksik erkek çocuklara dönüştüğünüzü görüyor. Kendisine, kendi bedenine saygısı olmayan bir hatun size de saygı gösteremeyecektir. Ümitvar olunuz, yerden bir taş alıp atacak kadar gücünüz olduğu sürece zafer her daim bir ihtimal olarak zihninizde yer edinsin. Her an masayı devirecek kadar onur ve haysiyet sahibi olana kadar kendinizle savaşın, her daim bilin ki taviz vermek zayıflıktır, sınır kıyamamak korkaklıktır. Bunlar doğanızda yoktur, modern illüzyonlar genç dimağlara bunu öğütlemiş ve zihin yapımızı bozmuştur. Geçmişinize sadakat gösterip geleceğinize ihanet etmeyi reddedin, eski pasif nihilist karakterinize daha fazla bağlanmayın, yok edin. Kaostan düzen çıkartacağız, yeni nizam avuçlarımızın içindedir. Vesselam.

Yüce Naip | 𝐀𝐫𝐬𝐥𝐚𝐧

19,420 görüntüleme • 1 ay önce

"10 BİN LİRA LÜTFEDİLİRSE..." Necip Fazıl, 1950'lerde CHP ve laik Cumhuriyet karşıtı yayın yapmak gerekçesiyle Demokrat Parti'den örtülü ödenekten para istemiş, bu amaçla Menderes'e yalvaran mektuplar yazmıştı. İşte o mektuplardan bazıları:, 26 Aralık 1956 "HER ŞEYİ UĞRUNUZA RİSK ETTİM" "Müsteşar Bey'den 2500 lira ve 'Mecmuanı çıkar da görelim ve sonra yardım edelim' cevabı aldım. İlk defa bir itimatsızlık sezer gibiyim. Ben parayı alır da mecmuayı mı çıkarmam veya çıkarırım da uygunsuz bir istikamet mi tutarım? Ben ki her şeyi uğrunuza riske etmiş, her defa mükemmel eseri vermiş ve bu kadar tecrübe ve çileden geçmiş bir adamım. Şahsım, kalbim ve kalemim her türlü teminatın üzerindedir." "SÜRÜNMEKTEYİM" "Benim yaptığımı yapanlara hükümetler ve rejimler servetlerini ve nimetlerini yağdırır. Bütün bunlara karşı 15 bin lira zarar çarpıtılmış ve daha nice kasıt ve sabotaja karşı yalnız bırakılmış olarak sürünmekteyim. Haftalardır Ankara'nın bu hücra ve münzevi otelinde cinnet buhranları içinde çırpınmaktayım. Bütün istediğim zarara birkaç bin zamla 20 bin lira temininden ibarettir. Bunca muvaffakiyetten sonra uğratıldığım bu hal ve düştüğüm şeref kırıklığı hayatıma mal olabilir. (...) Artık Necip hakkında olmak mı olmamak mı kararı sizi de üzüntüden kurtaracak şekilde verilmeli ve bu iş bitirilmelidir. Ben kararlıyım ve her şeye razıyım." 14 Haziran 1958 "10 BİN LİRA LÜTFEDİLİRSE" "Reklam ve sair ihtiyaçlarım için 10 bin lira lütfedilirse... Ayda 6 bin lire tahsis olunursa... Akis, Kim, Form gibi mecmuacıklarla bütün muhalefet matbuatını saf fikirle çürütücü, muazzam bir içtimai ve edebi, ideoloji, bina edici kaalara ve yüreklere nüfuz edici bir mecmua kuracağıma emin olunabilir. Bu da olmazsa tam altı aydır bir tek yardım görmeyen beni vazife günüme kadar her ay muayyen ve mukarrer bir mikyas altında kurmaktan ve göz yaşları içende yalnız ibadet ve mücerret eserler kaleme almaya terk etmekten başka iş kalmaz." 19 Kasım 1956 "6500 LİRAYI LÜTFEDERSENİZ BİR DAHA PARA İSTEMEYECEĞİM!" "Pek muhterem bey efendi; Bu sabah huzurunuzda hayatımın ve talimin en garip ve hazin tecellisine şahit oldum. Başvekil nezdindeki teşebbüsüme ve 7000 lira isteğime cevap alamayınca, tarafınızdan da çağrılmayınca alakalarına dair ümidimi kesmiştim. 7-8 bin lirayı yatırdığım ve gerisini teminden âciz bulunduğum bir işin yarı kalmasından donmuş ve idraksiz kalmış haldeyim. Artık sırf yüksek şahsınızdan 500 lira borç isteyerek İstanbula dönmekten ve atımı satarak mecmua parasını denkleştirmekten başka çarem kalmamıştı. […] Beni bu vaziyetten kurtarmanızı ve bakiye 6500 lirayı lütfederek ve bir daha yardım talebi için muhterem kapınızı çalmayacağımı bilerek İstanbuldaki fikri faaliyetime sevk buyurmanızı ellerinizden öperek rica ederim. Otelim Yenişehir palastır." 18 Temmuz 1959 "AYDA BİN LİRAYI BEŞ AYDIR ALAMADIM!" “Muhterem efendim, Mecmua çıkmadan bana tahsis buyurduğunuz ayda bin lirayı beş aydır almadım. Müsteşarınıza uğrayıp dedim ki: Beş aydır tahsisatımı almıyorum ve almayacağım. Fakat kitap neşriyatına başlıyacağım ve müesseseleşmeye doğru gireceğim için mühimce bir meblağa ihtiyacım var… Bu meblağı her taraftan temine bakıyorum. Bu arada bir kerelik ve son olarak bana bu tahsisleri vermenizi rica ederim. […] bu adama, arz ettiğim mevzua medar olmak üzere bu küçük meblağın tesviyesine emir buyurmanızı istirham ederim. [altta not:] Varsın, büyük meselelerim, size açılamadan, içimde heran tesiri artan bir zehir gibi çöreklensin dursun…” Necip Fazıl, Büyük Doğu dergisinde Atatürk'e, İnönü'ye hakaretler etti, laik Cumhuriyete ve CHP'ye saldırdı. Atatürk ve laik Cumhuriyet düşmanlığı ile açıkça tarihi çarpıtan propaganda yazıları ve kitapları yazdı. Yassıada Duruşmalarında Menderes'e, Necip Fazıl'a, örtülü ödenekten aktarılan "147.500 lira fazla değil mi?" diye sorulunca Menderes bu soruya şöyle yanıt vermişti:👇

Sinan Meydan

248,002 görüntüleme • 1 yıl önce

🚨"Fenerbahçe'de gitmesi gereken yabancılar" 🗣️Ataberk Doğan: "Bir kere iki kaleciyi de gönderir. Hem Livakoviç'i hem Ederson'u. Ben iyi bir Berke fanıyım. Çünkü ikisinin zaten maaşlardan çıkabildiğin çıkabildiğin takdirde Berke'nin bonservisi de çok büyük sorun olmaz." 🗣️Umur Afan: "Bonservis kazanmasan bile olur şu iki topçudan." 🗣️Ataberk Doğan: "Livakoviç'ten ufak bir sen daha iyi bilirsin abi ufak bir şey gelecek diyorlar Livakoviç için." 🎙️Levent Ümit Erol: "Hocam Ederson da giderse gelir. Örnek veriyorum yani. Bak Ederson giderse Ederson'dan çok güzel de para gelir Giderse eğer ama bence gitmeyecek." 🗣️Ataberk Doğan: "Ben Osterwolde konusunda da teşekkür etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Osterwolde çok sık sakatlanıyor. İyi dönüyor sakatlıktan." 🗣️Umur Afan: "Sakatlığın durumu ne bu arada onun?" 🗣️Ataberk Doğan: "Bir ay diyorlar. Niyetinden, isteğinden.." 🎙️Levent Ümit Erol: "Bir de rakamlar 20 falan. Çok güzel cazip rakamlar değil mi aslında arkadaşlar?" 🗣️Ataberk Doğan: "Kesinlikle, bir de şöyle bir şey var. Hoca Osterwolde'yi sol bek düşünüyor. Osterwolde yine sol bekte sakatlandı. Yani tamam artık yani bir de denedin Osterwolde ile olmadı. Teşekkür etmek lazım Osterwolde'ye. Diego Carlos, Becoo, Omar Fayet gönderilebilir. Ben Archie Brown konusunda da.. 🎙️Levent Ümit Erol: "Ne diyorsun? Kalsın mı gitsin mi?" 🗣️Ataberk Doğan: "Ben Levent'i Archie'nin önünde görüyorum. Semedo konusunda şüpheliyim yine iyi Dünya Kupası geçirdi. 🎙️Levent Ümit Erol: "Neredeyim biliyor musun? Semedo konusunda oraya bir tane bizi rahat ettirecek hiç tartışılmayacak bir isim alıyorsak hemen Semedo'yu gönderirim. Tamam mı? Ama ben o bölgeye Semedo'yu gönderip Mert'le devam edeyim dersem bu da bana yanlış geliyor." 🗣️Ataberk Doğan: "Ya Mert zaten kanat bek gibi değil biraz daha çakılı bek gibi. Semedo iyi bindiriyor ama Semedo'nun da sürekliliği yok." 🗣️Umur Afan: "Semedo ama Semedo içerideki maçlarda iyi oynuyor." 🎙️Levent Ümit Erol: "Mesela Mimovi'i yok abi Mimovi'i buradan Acun Ilıcalı'dan bir jest bekliyorum. Lütfen Hull City'nin sağ tarafında oynar." 🗣️Ataberk Doğan: "Oynasın abi. Ben Fenerbahçe için yeterli olduğunu düşünmüyorum." 🎙️Levent Ümit Erol: "Mimovi. hocam bak Acun abiyle bir gün oturuyoruz. Bu Mimovi'i bana bir anlattı. Dedim ki ulan böyle bir sağ bek yok." 🗣️Ataberk Doğan: "Cafu geliyor." 🎙️Levent Ümit Erol: "Cafu mu? Cafu getir götürünü yapsın. Bak öyle anlattı ama olmadı bu çocuk. Belki olur ileride bilmiyorum ama onun da bence gitmesi lazım ya. 🗣️Ataberk Doğan: "Gitsin." 🗣️Umur Afan: "Bir de yaşı çok genç değil mi onun? Çok bir de abi sağ bekte 3 kişi ne yapacaksınız ki? Gerek yok." 🎙️Levent Ümit Erol: "İşte kadro şişkinliği bak ne kadar dezavantajlı bir kadro kurmuşuz değil mi baktığın zaman? Yani bunları gönderip yeni transferler yapmak ne kadar zor. O yüzden birazcık sabırlı olmak lazım. Her yayınımda bunu anlatıyorum. Önce bir boşaltacaksın. Ondan sonra elin rahatlayıp alacaksın. Bunları yapmadıktan sonra almanın da bir anlamı yok. Devam edelim. Orta sahaya geldim. Amrabat gitti." 🗣️Ataberk Doğan: "Amrabat gitti. Fred kesinlikle gitmeli. Aziz Fall yani.. Musaba'dan da çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Amara Diouff zaten ocaktan sonrası için düşünülüyor. Oğuz Çetin öyle söylemişti. Ben eğer sol kanada takviye olmayacaksa ben Nene'nin kalması tarafındayım. Ben Nene'nin bir de gereksiz eleştiri aldığını düşünüyorum. Yani ben beğeniyorum Nene'yi. Neneden daha iyi futbolcu olacağını da düşünüyorum. Ama sol tarafa takviye yapılacaksa zaten Kerem ya da neneden biri boşa çıkıyor. Lukaku alınacaksa alınmasın. Sidiki Cheriff'le devam edelim. Ben buna da okeyım. Ben Vedat Muriqi ve Sidiki Cheriff ikilisinin kötü bir rotasyon olduğunu düşünmüyorum." 🎙️Levent Ümit Erol: "Seni yalnız tebrik ediyorum. Neden biliyor musun? Belki benimle aynı görüşte olduğu için mi tebrik ediyorum? Ama şu yorumları sahanın içini bilen adamlar yapar biliyor musunuz?"

Fener Global

219,455 görüntüleme • 1 ay önce

🔴 Ensar Heyeti Alimleri kurumu: Buradan tüm kabilelere ve aşiretlere, özellikle de komşu ülkelerdeki şeref ve hamiyet sahibi insanlara sesleniyoruz: Gazze için seferber olun! Bizler, kardeşlerimizin çağrısına icabet etmeye ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünneti doğrultusunda ön saflarda yer almaya hazır olduğumuzu bildiriyoruz. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” Gazze’nin içinde bulunduğu durum artık her sınırı aşmıştır. Açlıktan ve susuzluktan şehit olanları ekranlarda izliyoruz, ama elimizden bir yudum su ya da bir şişe ilaç ulaştırmak dahi gelmiyor. Bu, çağımızın utancı, tarihin yüz karası, ebedi bir leke hâline gelmiştir. Bu zulüm karşısında hiçbirimiz, ne dinen ne de insanlık adına, kıyamet gününde sorumluluktan muaf olamayız. Gazze halkı, 11 aydır açlıkla, kuşatmayla ve ölümle mücadele ediyor. Milyarı aşan ümmet ise, onları savaş silahları kadar etkili bir şekilde öldüren bu kuşatmayı kıramıyor. Hayat damarı olan sınır kapısı hâlâ kapalı; yiyecek ve ilaç geçişine izin verilmiyor. Sanki bir çocuğun susuzluktan can verişi ya da açlıktan kıvranan bir bebeğini kucaklayan annenin görüntüsü artık normalleşmiş gibi. Ebu Ubeyde’nin konuşması, sadece bir uyarı değil; bir ifşa idi. Suskunları, işbirlikçileri ortaya çıkardı ve hepimizi kıyamet günü için muhatap kıldı. Biz, şehitlerimizi ve mücahitlerimizi Rabbimizin huzurunda bize şefaatçi olmaları için umutla beklerken, üzerimize düşeni yapmazsak, belki de onların davacısı olacağı kişilerden oluruz. Buradan, İslam ülkelerindeki hükümetlere çağrımızdır: Gazze halkına yardım etmek isteyen ümmetin önünü açın! Daha önce Afgan cihadı ve başka cephelerde açtığınız bu kapıyı şimdi neden kapatıyorsunuz? Eğer karar gücünüz yoksa, bari sınır kapılarını açın ki açlıktan ve susuzluktan ölen kardeşlerimizi görebilelim. UNRWA (BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı) zaten açıklama yaptı: Ariş şehrinde bekletilen gıda yardımları, Gazze halkının üç aylık ihtiyacını karşılayacak düzeyde. Kapıları açın ki, bize bahane kalmasın! Hiç olmazsa, Gazze halkıyla birlikte biz de aç kalalım. Gazze halkının bu kadar korkunç bir kuşatma karşısında dimdik durduğunu ve çocuklarının şehadetine sevinirken, onların açlıktan ölmesine asla razı olmadığını gördük. İslam ülkelerinin hükümetlerini ve onların bünyesinde çalışan herkesi uyarıyoruz: Bu savaşta sergilediğiniz siyaset, İslam’daki dostluk ve düşmanlık bağlarını koparmakta ve sizi Allah’ın gazabına yaklaştırmaktadır. Çünkü Gazze’de her an yaşanan acı, açlık ve kuşatma, hem dünyada hem ahirette azabı üzerinize çekebilir. Bu hükümetlere hitabımız, yalnızca Allah katındaki mazeretimizi sunmak içindir. Zira son 700 gün boyunca hiçbir harekette bulunmadınız. Bu nedenle, başta komşu ülkelerdeki kabile ve aşiretlere sesleniyoruz: Suriye halkını destekleyen yiğit Arap aşiretlerinin yaptığı gibi, Gazze’ye de sahip çıkın! Ebu Ubeyde, konuşmasında sorumluluğu herkesin, özellikle de âlimlerin omuzlarına koydu. Biz de kardeşlerimizin çağrısına icabet etmek için ön saflarda olmaya hazırız. El-Ezher’in ilmi ve tarihî ağırlığı, onu bu konuda herkesten daha sorumlu kılıyor. Eminiz ki El-Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib’in atacağı kararlı bir adım, bu kuşatmayı ya kıracak ya da en azından ümmetin liderleri ve âlimleri üzerindeki bireysel farz olan bu görevi yerine getirmiş olacaktır. Tarih, sizi İzzeddin bin Abdüsselam gibi kahramanların yanına yazmak için sayfalarını açmıştır, ey değerli imam. Aksi takdirde, cevabınızı hazırlayın; çünkü Ebu Ubeyde, hepimizi ilahî adaletin mahkemesine şikâyet etti. Allah’tan niyaz ederiz ki kardeşlerimizin üzerindeki bu sıkıntıyı gidersin ve bizleri bu konuda sebep olanlardan kılsın. Allah doğruya yöneltendir. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır. Salat ve selam, Efendimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabına olsun.

Mahfil

50,804 görüntüleme • 1 yıl önce