Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

#VİDEO - Rojavalı Ferhat ile evli olan Arnavut Diran, akıcı Kürtçesiyle dikkat çekiyor Çiftin sosyal medyada paylaştıkları Kürtçe hikâyeler büyük ilgi görüyor Ferhat ve Diran’ın başkent Erbil’de çektikleri video ise kısa sürede çok sayıda beğeni topladı

101,222 просмотров • 9 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Çölde Kum Banyosu: Geleneksel Bir Terapi Yeniden Gündemde: Çöl ortasında üç arkadaşın gerçekleştirdiği sıra dışı bir deneyimle büyük ilgi topladı. Görüntülerde, arkadaşlardan birinin altın renkli sıcak kumlara gömüldüğü, dakikalar sonra ise vücudundan bol miktarda ter aktığı görülüyor. Deneyimi yaşayan kişi, kumdan çıktığında vücudunun belirgin biçimde hafiflediğini ve cilt renginin bile tazelendiğini ifade etti. “Kum Banyosu” Nedir? Bilimsel literatürde psammoterapi olarak geçen kum banyosu, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yüzyıllardır uygulanan geleneksel bir doğal terapi yöntemi. Güneş altında ısınan kumun vücut ısısını yükselterek ter bezlerini tam kapasiteyle çalıştırdığı, bu sayede vücutta biriken atık maddelerin terle birlikte atılmasına yardımcı olduğu öne sürülüyor. Yöntem, geleneksel tıpta özellikle romatizma şikayetleri ve kronik yorgunluk tedavisinde tercih ediliyor. Deneyimi Yaşayanın İzlenimleri Kuma gömülen kişi, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Gömüldüğüm an oldukça sıcaktı, ancak çıktığımda vücudumun gerçekten hafiflediğini hissettim. Eklem ağrılarım bile azalmış gibiydi.” Arkadaşların paylaştığı video kısa sürede milyonlarca izlenmeye ulaşarak sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Modern Hayatın Doğal Çözümü mü? Yoğun şehir yaşamının getirdiği stres ve birikmiş yorgunluk göz önüne alındığında, doğanın sunduğu bu basit yöntem birçok kişinin ilgisini çekiyor. Belki de aradığımız en etkili “detoks”, binlerce yıldır çölün altın kumlarında bizi bekliyordu.

Gusholder Haber Bülteni

22,005 просмотров • 3 месяцев назад

MKE BORAN HAKKINDA SOSYAL MEDYADA YER BULAN İDDİALAR VE GERÇEKLER X MKE Boran Test Edilmemiş Bir Ürün ✓ MKE Boran, NATO’nun en büyük ikinci ordusu Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak 2’si NATO üyesi, muhtelif sayıda ülkenin kalite testlerini başarıyla tamamladı. X MKE Boran’ın Namlusu Sallanıyor ✓ İddialarda kullanılan görüntülerde MKE Boran ile hedef gözetmeksizin atışlar yapılmıştır. Ayrıca barut hakkı vekullanılan mühimmat hakkında bilgi sahibi olmadan bir obüs atışını video üzerinden yorumlamanın bir gerçekliği yoktur. X MKE Boran Fazla Geri Tepiyor ✓ MKE Boran, kıyaslandığı obüslere göre hızlı kurulumu ve her araziye uyumlu olması ile ön plana çıkıyor. Kıyaslandığı LG1 Obüsü’nün (KNDS – Eski Adıyla NEXTER Üretimi) hidrolik krikolarla ayaklarını açıp kundağını yerleştirip mevzilenmesi için gereken sürede MKE Boran ile atışı tamamlayıp mevziyi terk edebilirsiniz. X MKE Boran Malezya’daki Testleri Geçemedi ✓ MKE Boran için Malezya ile yapılacak testler ilki Malezya ikincisi Türkiye’de olmak üzere iki aşamalı planlanmıştı, Malezya’daki atışların ardından Türkiye’de gerçekleştirilen atışlar Malezya Kara Kuvvetleri Komutanı tarafından bizzat takip edilmiş ve başarıyla tamamlanmıştır. X MKE Boran’ın Malezyada Namlusu Patladı ✓ Obüs, şuanda MKE Çankırı Silah Fabrikası’nda, test ve atışlarda aktif olarak kullanılıyor. Malezya kaynaklı bir takım ölçüm cihazlarının yetersizliği dışında MKE Boran, kendisi kaynaklı bir sorun yaşamadı. Kıyaslandığı Fransız Ürünü (LG1) • Ayaklarını açıp tam kurulumu yapması uzun sürüyor • Ayaklarını açması için çok daha geniş alana ihtiyaç duyuyor • Her zemine yerleşemiyor Üretim Amacı “Hızlı Mevzilenmek” olan MKE BORAN • Daha basit bir kurulum • Çok daha dar ve eğimli alanlarda kullanım • Çok daha geniş zeminde hizmet verebilme kabiliyeti

SavunmaSanayiST.com

40,618 просмотров • 7 месяцев назад

Twitter henüz yeni açılmış, Instagram ve TikTok yok, Facebook ise sınırlı kullanıma sahip… 15 Eylül 2006 Cuma akşamı, bir dizi başlıyor: #Sıla Daha önce başrol oynadığı Metropalas ve Güz Yangını dizileri kısa sürede yayından kaldırılan, güzelliğiyle dikkat çeken Cansu Dere ile birkaç projede yer aldıktan sonra Hacı dizisiyle adından söz ettiren, karizmatik ve yakışıklı Mehmet Akif Alakurt bu yapımda başrollerde yer alıyor. İkisi de mankenlikten oyunculuğa geçiş yapan isimler. Sıla ve Boran karakterleri ise döneminin en çok konuşulan ekran figürlerinden biri haline geliyor. Senaryo Sema Ergenekon ve Eylem Canpolat’a ait. Dizinin hikayesi ise yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlenen Gül Oğuz’un imzasını taşıyor. Gerçi daha sonra hikâyeyle ilgili bir telif davası gündeme geldi ve Yargıtay, dizinin hikâyesinin çalıntı olduğuna hükmederek yapım şirketini tazminat ödemeye mahkûm etti. Bu arada, Sema Ergenekon ve Eylem Canpolat, o dönem Gümüş dizisini de kaleme alıyor. Henüz yalnızca 4 bölüm izledim. Devam eder miyim emin değilim. Dikkatimi çeken bir diğer konu ise dizi süresi. Bölümler yaklaşık 80-85 dakika. 2000’lerin başında prime time dizilerinin reklam gelirlerinin cazibesiyle uzamaya başlayan dizi süreleri, zamanla içi boş sahnelerle, müzik eşliğinde klip gibi montajlarla, uzun bakışmalarla ve yan hikâyelerin detaylandırılmasıyla dolmaya başladı. Bu dizinin de eleştirilerine baktığımda, 85 dakikalık süresi için benzer serzenişler göze çarpıyor. Yerli dizi, yersiz uzun… Özellikle 2005’ten itibaren Türk dizilerinin yurt dışına pazarlanmaya başlamasıyla, bir bölümün dış pazarda iki bölüme bölünebilmesi adına süreler 90 dakikaya çıkarıldı. Bugün ise bu süre ortalama 140 dakikaya ulaşmış durumda ve ne kadar gereksiz sahneyle dolduğunu net bir şekilde görüyoruz. Ama Sıla dizisine dair en çarpıcı söylentiler, yıllar sonra magazin gündemine düştü. Başrollerdeki Cansu Dere ve Mehmet Akif Alakurt’un, 79 bölümün büyük kısmında birbirleriyle konuşmadıkları iddia edildi. Ekranda çok beğenilen ve anketlerde “en yakışan çift” seçilen bu ikilinin, sette defalarca kavga ettikleri söylendi. Dizi bittikten sonra her iki taraf da bir daha asla birlikte çalışmayacaklarını ifade etti. Sosyal medyada bu diziye dair birçok iddia dolaşıyor, hangileri doğru bilemiyorum; fakat birbirleriyle konuşmayan iki oyuncunun böylesine etkileyici bir ekran çifti yaratmış olması gerçekten ilginç. Bugün olsa, sosyal medya bu kadar etkinken benzer bir başarının yakalanması pek mümkün görünmüyor. Dizinin ikinci sezon sonunda final yapmasının nedeninin de başrol oyuncularının artık birlikte çalışmak istememesi olduğu iddia ediliyor. Ancak dizinin senaryosundaki bazı ahlaki ve etik sorunları bugün geriye dönüp baktığımızda göz ardı etmek mümkün değil. Henüz 17 yaşındaki bir kız çocuğu olan Sıla, öz babası tarafından erkek kardeşinin ameliyat masrafları karşılığında bir aileye evlatlık olarak veriliyor; ailesine ise “öldü” deniyor. Yıllar sonra, abisinin aşkı yüzünden berdel kararı verilince ve evdeki diğer kız 12 yaşında olunca akıllara Sıla geliyor ve “annesi hasta” bahanesiyle sözde köye geri çağrılıyor. Gerçek ailesini tanımaya çalışan Sıla, abisinin düğününe giderken nikâhın kendisine de kıyılacağı son anda ortaya çıkıyor ve abisi tarafından silah zoruyla imza attırılıyor. Ne ailesi ne de çevresi bu zorlamaya ses çıkarıyor. Kız çocuğunun rızası dışında, tehditle bir evliliğe sürüklenmesi, ardından bu evlilik içinde âşık olması, Boran ile olan ilişkisinin “büyük aşk” gibi sunulması, bugün bakıldığında ciddi şekilde tartışılması gereken konular. Bu aşk hikâyesi aslında bir travmanın, şiddetin ve ataerkil düzenin üstüne kuruluyor. O dönem çok sevildi belki ama bugün böyle bir hikâye aynı şekilde çekilse büyük bir toplumsal tartışmaya neden olurdu. Kadınların iradesi dışında hayatlara mahkûm edilmesi üzerine inşa edilen bir hikâyenin bu kadar romantize edilmesi, izleyicide neyi normalleştirdi, neyi gözden kaçırttı, düşünmek gerek.

Televizyoncu Adam

49,138 просмотров • 1 год назад

Bugün biraz sizlere içimi dökmek istiyorum. İki dakikanızı ayırırıp beni okursanız çok mutlu olurum. Biraz önce İsrail Somaliland'ı tanıyan ilk ülke oldu. Tanıma kararına Türkiye, Mısır ve Cibuti'den kınama geldi. Olan biteni birçoğunuz anlamamış olabilirsiniz. Oysa ben olacakları tam 11 gün önce YouTube kanalımda duyurdum ve uzun uzun İsrail'in, Somali'de olağanüstü bir strateji izleyen Türkiye'yi Somaliland ile köşeye sıkıştırmaya hazırlandığını anlattım. Tabii ki ben müneccim değilim. Peki bunu nasıl yapıyorum? Bu büyük bir emeğin sonucu. Kanalımdaki yayınları hazırlarken ülkemiz için en önemli konuları seçiyorum. Bazen istihbari bilgi/uyarılar içerdiğini düşündüğüm yazıları tercüme edip her kelimesini analiz ediyorum. Buna Fransızca "décryptage" (derinlemesine inceleme, çözümleme) deniliyor. Yani ben bu içerikleri rastgele seçmiyorum ve okuduğum/özetlediğim metinler Türkiye açısından büyük anlam içeriyor. Yüzlerce bilgi arasından nokta atışı yapmayı amaçlıyorum. Bu da çok fazla zaman, enerji ve emek gerektiriyor. Ama ben yaptığım işi hakkıyla yapmak istiyorum. Hatta bu işi o kadar önemsiyorum ki umarım devlet yetkililerimiz de yayınlarımı takip ediyordur çünkü meydana gelecek birçok hamleyi bu sayede haftalar öncesinden öngörebiliyorum. Kanalım artık bunlarla dolu. Gel gör ki bugün vardığım noktada içeriklerim popülist olmadığı ve "hassas içerik" sayıldığı için hem yeterli değeri görmüyor hem de algoritma tarafından kısıtlanıyorum. Bu da bende "acaba bunu gerçekten yapmalı mıyım?" tarzında bir soru işareti oluşturuyor, cesaretimi ve şevkimi kırıyor. Özellikle sosyal medyada son dönemde maruz kaldığım sistematik sansür artık çok ağır gelmeye başladı. Yazdığım, anlattığım hiçbir şey görünmüyor. Tam da istedikleri gibi görünmez, duyulmaz oldum! Ülkemizde haftalardır bazı medya mensuplarının yatak odası ve uy*şt*rucu hikayelerini dinlerken kendince köşesinde bir şeyleri düzgün yapmak için çabalayan insanların da yeterince ilgi ve destek görmediklerine inanıyorum. Büyük ihtimalle skandal ve popülizm daha çok ilgi çekiyor. Uzun lafın kısası İsrail'in Somaliland hamlesini neden şimdi yaptığını anlamak isterseniz Somali hakkındaki yayınımı seyredebilirsiniz. Bunu yaptıktan sonra kanalıma abone olup beni cesaretlendirebilirsiniz. İçinde bulunduğumuz sistem/düzenin doğru, dürüst, ilkeli, çalışkan insanları hiç olmadığı kadar dışladığını düşünüyorum. Gerçeği söyleyen, anlatan dokuz köyden kovuluyor. Bütün platformlar artık bomboş, saçma sapan içeriklerle dolu ve işin kötüsü içerikler saçmalaştıkça daha da rağbet görüyor. Şu ana kadar yanımda duran herkese minnettarım. Durmayanları da beni desteklemeye davet ediyorum çünkü sevdiğim/eğitim aldığım işi sizler için her gün daha da iyi yapmak için uyanıyorum. Bir anda böyle içimi döktüğüm için özür diliyorum. Ama bir şeyleri düzgün yapıp bu kadar ağır sansüre maruz kalmak, devletimiz için faydalı olduğuna inandığım sesimi duyuramamak gerçekten de ağır geliyor. En büyük dileğim bu ülkenin bağımsız ve özgür bir sesi olarak sizler için faydalı olabilmek. Bu yolda benimle yürür müsünüz? 👉YouTube kanalıma abone olmak için: 👉Somali hakkındaki yayınım:

Öznur Küçüker Sirene

250,775 просмотров • 7 месяцев назад

UĞRADIĞIM SALDIRI İLE İLGİLİ TÜM DETAYLARI AÇIKLIYORUM: Akıllarınca beni küçük düşürmek için beş kişinin saldırısından kaçtığım videoyu paylaşarak, kaçmış olmamla alay ediyorlar. Oysa aklı olan ve strateji bilen biri beş kişiyle kavgaya girmek yerine kaçması gerektiğini bilir. Akiller buna mantık, aptallar korkaklık der. Dün o meydanı çeken kameraları aramak için aynı mekana gitmiştim fakat alanı çeken kamera bulamamıştım. Allah'ın sevgili kuluyum ki bizatihi kendi elleriyle çektiği videoyu paylaşarak aradığım delili tam da onlar bana sağladılar. Benim çekmiş olduğum videoyla bunu birleştirdiğimde bütün taşlar yerine oturuyor. Bu saldırının planlı, örgütlü ve organize bir şekilde yapıldığı çok net bir şekilde görülüyor. Savcının tespitini kolaylaştırmak adına altın değerinde bir video kaydı. Şimdi akıl ve mantıkla düşünülebilen herkese önce videoyu izlemelerini sonra şu soruyu sormalarını istiyorum: - Tam da bana saldırdıkları o 30 saniyede, herhangi biri neden tuvaletin giriş kapısını tam da bizim olduğumuz kısmı tam da o an gizlice video kaydına alır? Emir aldığı yere saldırının başarıyla tamamlandığını bildirmek için mi? Kendi çektikleri ve paylaştıkları videoyu bile net idrak edemeyenler ve avaneleri videoda sadece 1 kişinin bana saldırdığını iddia ediyor ama yavaşlatılmış kısımda net bir şekilde görüyorsunuz ki biri beni ısrarla tutup tuvaletin içine çekmeye çalışıyor. Benim bizatihi çektiğim videoda hepsinin yüzü net. Amaçları sessiz ve ıssız olan o kısımda grup halinde beni orada linç etmek idi. Tam kaçtığım sırada önümü kesip dizime tekme atan ikinci kişide çektiğim videolarda çok net görünüyor. Kameraya çeken kişi ve olası kaçma ihtimalini hesap ederek sağ taraftaki merdiven çıkışında iki kişi hazır bekliyordu. Zaman, mekan, plan, senaryo ve kamera herşey önceden hazırlanmıştı. Şimdi yapılan saldırıyı meşrulaştırmak ve duyarlı insanların bu saldırı karşısında bana olan desteğini kırmak için bugün aşağılıkça bir dezenformasyon uydurdular: "Azad evli bir kadının fotoğrafını çektiği için, kocası tarafından saldırıya uğradı" şeklinde. Tam da bu zihniyetin IQ seviyesinde ve ahlaksızlıkta bir argüman. Şayet anlattıkları gibi ise bahsi geçen o kadın kim? Neden hâlâ ismi ve resmiyle ortaya çıkmıyor? Bana saldıran kocası kim, ismi, resmi ikameti neresi ? Newroz alanında birinin karısını rahatsız ediyorsunuz, sosyal medyada herkes onun karısı üzerinden bir olay konuşurken adam olan ortaya çıkıp konuşmaz mı? Hikayenin senaristi bunamış bir Yeşilçam Klasikleri emeklisi olsa gerek. İşte bunlardaki senaryo mantık ilişkisi ancak bu kadar. Hayatlarında hiç kitap okumadıkları için hikaye akışı ve mantık ilişkisinden bihaberler. "Biz bir yalan uydurur ortaya atarız herkes de sorgulamadan buna inanır düşüncesi ile uydurulmuş bir zırva. Seviye bu. Önemli nokta: Kapıda bana saldıran esas kişinin kimliğini gizlemek istiyorlar, çünkü bir piyon gibi şiddet eylemi için kullandıkları o şahsın İsviçre'ye yaptığı iltica başvurusu red edildi ve sınır dışı kararı verilip kelepçelenerek Hırvatistan'a gönderilmişti. Nedenini yazmayacağım. Dava süreci bittiğinde açıklarım. Yani bana ilk saldıran ve olayı başlatan şahıs büyük ihtimalle İsviçre yargı sistemini hiçe sayarak, gruptakilerden birinin evinde illegal bir şekilde saklanıyor ve kaçak kalıyor. İsviçre'de bir resmiyeti olmadığından saldırı için kapı önüne özellikle onu koymuşlar. Bu şahıslar hakkındaki tüm detaylı bilgileri de, yapılan bu saldırının ahlaksızlık ve vandallık olduğunu idrak eden en yakınındaki arkadaşları ve dostları bana ulaştırdı. Kötünün dostu yoktur.

Azad Penaber

188,724 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK komuta Kademesi ile gittiği Samsun’da 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Tütün İskelesi'nde düzenlenen törene katıldı. TCG ANADOLU gemisi ile Samsun’a çıkan gençlerin karşılandığı törene, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da katıldı. Törende konuşan Bakan Yaşar Güler gençlere hitaben şunları söyledi: 19 MAYIS, BİR KEZ DAHA ŞAHA KALKIŞIN BAŞLANGICIDIR 19 Mayıs gibi tarihî bir günde donanmamızın gözbebeği TCG ANADOLU ile kutlu bir yolculuk yapan siz kıymetli gençlerimizle Millî Mücadele’mizin ilk adımının atıldığı Samsun’da birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Sözlerimin başında asil milletimizin bağımsızlık aşkıyla verdiği mücadelenin sembolü olan 19 Mayıs’ın 106’ncı yıl dönümünde Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutluyorum. 19 Mayıs, asil milletimizin yüksek onur ve asaleti ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde tarih sahnesinde bir kez daha şaha kalkışının başlangıcıdır. Öyle ki bütün umutların tükenmeye başladığı bir dönemde Mustafa Kemal Atatürk “Türk milleti için esaretle yaşamaktansa ölmek daha iyidir.” diyerek ülkemizin bu güzide şehri Samsun’a çıkmış, bağımsızlık ve özgürlük mücadelemizin meşalesini de burada yakmıştır. Bu kutlu meşalenin ışığında kısa sürede ülkemizin dört bir yanında milletimizin topyekûn direnişi ortaya çıkmış, cesaret ve fedakârlıkla yürütülen Millî Mücadele’miz, Cumhuriyetimizin ilanıyla taçlanmıştır. ÇOK ANLAMLI VE MÜSTESNA BİR FAALİYET Böylesine eşsiz bir fedakârlığı ortaya koyan atalarımızın torunları olan siz gençlerimizin 19 Mayıs gibi kutlu bir günün yıl dönümünde İstanbul’dan Samsun’a gelmeniz de çok anlamlı ve müstesna bir faaliyettir. Zira 19 Mayıs “Bütün ümidim gençliktedir.” diyen Atatürk’ün aydınlık geleceğimiz ile Türkiye Cumhuriyeti’nin teminatı olan genç nesillere duyduğu güven ve inancın da simgesidir. Bugün bizler Samsun’da ortaya konan azim ve kararlılıktan ilham alıyor, yarınlarımızın güvencesi olan siz gençlerimizle birlikte “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize ulaşmak için sarsılmaz bir iradeyle yolumuza devam ediyoruz. Küresel sorunların ve devletlerarası gerginliklerin had safhaya çıktığı günümüzde, her alanda büyük değişim ve dönüşümler yaşanmaktadır. Risk ve tehditlerin öngörülemez olduğu bu kaotik süreçte, özellikle savunma ve güvenlik teknolojilerinin yerli ve millî imkânlarla elde edilmesi ve geliştirilmesi, bekamız açısından bir zorunluluk hâlini almıştır. Bu stratejik yaklaşım ile ülkemiz Sayın Cumhurbaşkanı’mızın kararlı tutumu ve liderliğinde savunma sanayinde yaptığı yatırımlarla büyük bir sıçrama yakalamış, sahip olduğu imkân ve kabiliyetleriyle dünya çapında övgü ve gıptayla takip edilen bir seviyeye ulaşmıştır. SİLAH SİSTEMLERİMİZ PEK ÇOK ÜLKE TARAFINDAN TAKDİR GÖRÜYOR Nitekim bugün sizler; 19 Mayıs’ın izinde yerli ve millî savunma sanayimizin en güçlü sembollerinden biri ve millî gururumuz olan TCG ANADOLU gemisiyle bir seyahat gerçekleştirdiniz. TCG ANADOLU gibi kendi klasmanının lideri bu gemimizin yanı sıra karada, denizde ve havada ihtiyacımız olan silah sistemlerimiz operasyonel başarılarıyla pek çok ülke tarafından takdir görmekte ve satın alınmaktadır. Bu sistemlerimiz, terörle mücadele başta olmak üzere çok boyutlu tehditler karşısında ülkemizin güvenliğinin korunmasında ve ordumuzun caydırıcı gücünde çarpan etkisi sağlamaktadır. EN BÜYÜK PAY ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİNDİR Terörle mücadelede elde ettiğimiz başarılarda ve “Terörsüz Türkiye” hedefimize doğru ilerlememizde şüphesiz en büyük pay vatan, millet ve bayrak uğruna canları pahasına mücadele eden aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz ile onların fedakâr ve cefakâr ailelerine aittir. Bu vesileyle kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm seçkin personeline kahraman jandarma ve polis teşkilatımıza, gözü pek güvenlik korucularımıza, ülkemizin birliği ve dirliği için gösterdikleri gayretlerden dolayı teşekkür ediyorum. Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımızı sunuyorum. Elbette ki gençlerimize de önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, gençliğe hitaben söylediği “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” sözünden ilham alan siz gençlerimiz bilmelisiniz ki; birliğimizin özgürlüğümüzün ve geleceğimizin teminatı sizlerin bu ülkeye olan inancı ve gayretiyle mümkündür. Şurası muhakkaktır ki ülke olarak sahip olduğumuz eşsiz mirası ayrım gözetmeden, hep birlikte yaşatmak zorundayız. Sevgi, saygı, hoşgörü ve uzlaşma ortamı içinde üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorunumuz yoktur. Dolayısıyla artık birlik ruhuna, kardeşliğe ve aydınlık dolu ortak bir geleceğe doğru güçlü bir adım atıyoruz. Bu yolculukta siz değerli gençlerimizi ve ülkemizin her köşesinde yaşayan vatandaşlarımızı, bizi biz yapan değerler etrafında daha sıkı kenetlenmeye ve ülkemizi daha güçlü yarınlarına hep birlikte taşımaya davet ediyorum. TÜRK SAVUNMA SANAYİSİNİ DAİMA ÖNDE TUTMAYI HEDEFLİYORUZ Ülkemizin başta savunma güvenlik olmak üzere her alanda elde ettiği birbirinden kıymetli başarıların daha da geliştirilmesi ve geleceğin ihtiyaçlarına göre bu alandaki üretim imkânlarımızın en üst seviyelere çıkarılmasına yönelik çalışmalarımızı büyük bir gayretle sürdürüyoruz. Bugün ve gelecek için; uzay tabanlı teknolojilerden yapay zekâ sistemlerine sürü algoritmalarından otonom platformlara kadar pek çok alanda kapasitemizi geliştirerek ve derinleştirerek Türk savunma sanayisini daima bir adım önde tutmayı hedefliyoruz. Biliyoruz ki tüm bu çalışmaların merkezinde artık sizler varsınız ve sizler olacaksınız. Bunun için de kabiliyetlerinizi, ilgi alanlarınızı ve potansiyelinizi keşfedin. Başarıya ulaşmanızın ilk ve en önemli adımı bu olacaktır. Eğitim, sizi istediğiniz hedeflere ulaştıracak en önemli unsurdur. Çalışmak ise başarmanın yarısıdır. Çünkü başarı; her gün uygulanan birkaç basit disiplinden başka bir şey değildir. Sabırlı olun ve uzun vadeli başarı için sürekli çaba gösterin. Unutmayınız ki taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. Size şunu da hatırlatmak isterim ki; Türkiye’nin hayalleri, sizin hayallerinizle örtüştüğü zaman ülkemiz daha da güçlü olacaktır. BİRLİKTE YÜRÜDÜĞÜNÜZDE GÜÇLÜSÜNÜZ Her birinizin farklı bir disiplinden geliyor olması, işte bu yüzden çok kıymetli. Çünkü teknoloji dediğimiz şey artık tek bir alana ait değil. Yani siz sadece alanınızda değil, birbirinizle birlikte yürüdüğünüzde güçlüsünüz. Bu yüzden farklı bakış açılarını büyük bir merakla takip edin. Şu bir gerçek ki bilim ve teknoloji ile ilgilenen ve yeni proje ve buluşlara imza atan siz gençlerimiz, her şeyin baş döndürücü bir hızla değiştiği bu teknoloji çağında, ülkemizin geleceğinin de teminatısınız. Elde edeceğiniz bilgi birikimi, enginlere ulaşacağına inandığım ufkunuz ve yeteneklerinizi birleştirdiğinizde ortaya çıkacak proje ve ürünlerin, ülkemize ve ordumuza müstesna katkılar sağlayacağından asla şüphem yok. CUMHURİYETİMİZİ DAHA DA YÜKSELTECEKSİNİZ Geçmişle gelecek arasında kurduğumuz bir hatıra mahiyetindeki bu yolculuk sırasında “ben yokum, biz varız” diyen kahraman atalarımızın fedakârlığını ve 19 Mayıs ruhunu bir kez daha anladığınıza inanıyorum. Bakın, bugün sizler ülkemizin 81 şehrinden geldiniz, ama şu anda aynı gemidesiniz ve ortak bir ülküyle hareket ediyorsunuz. Yakın bir gelecekte de ülkemizin yönetiminde söz sahibi olacak ve Cumhuriyetimizi daha da yükselteceksiniz. Asla unutmayın ki binlerce şehit ve gazi vererek türlü sıkıntı ve yokluklar içinde büyük özveriyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti sizlere emanettir. Bu değerli emaneti yaşatarak sonsuza kadar korumak ve gelecek nesillere en iyi şekilde aktarmak en önemli görev ve sorumluluğumuzdur. Dolayısıyla bu yolculuktan sadece anılarla değil ifade etmiş olduğum esaslar çerçevesinde büyük bir sorumluluk duygusuyla döneceğinize yürekten inanıyorum. Bu vesileyle başta Millî Mücadele’mizin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere şanlı ecdadımızı, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum. Bu güzide projenin hayata geçirilmesi ve farklı branşlardan siz gençlerimizin bir araya getirilmesinde emeği geçen başta Sayın Gençlik ve Spor Bakanımız olmak üzere katkıda bulunan herkese teşekkür ediyor; siz kıymetli gençlerimize de sağlık, başarı ve esenlikler diliyorum. TCG ANADOLU’nun kahraman personeline de diyorum ki “Denizleriniz sakin, pruvanız neta, yolunuz ve bahtınız açık olsun.” Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

44,797 просмотров • 1 год назад

Yıllarca CHP’ye Oy Veren Vatandaş: “Beni Affedin, Bir Daha Oy Vermeyeceğim” Yıllarca Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) oy verdiğini ifade eden bir vatandaşın sosyal medyada paylaştığı video gündem oldu. Duygusal bir tonla konuşan vatandaş, CHP’ye yönelik ağır eleştirilerde bulunarak artık bu partiye oy vermeyeceğini net sözlerle dile getirdi. Videoda yer alan ifadelerde, CHP’nin bazı çevreler tarafından “meşrulaştırılamayacak” davranışlara göz yumduğunu iddia eden vatandaş, şu sözleri sarf etti: Özgür Özel @ozgurcelikchp Ali Mahir Başarır Ekrem İmamoğlu “Hırsızlık yapacaksan CHP’ye oy ver. Yolsuzluk yapacaksan CHP’ye oy ver. Sokağa dökülmek istiyorsan CHP’ye oy ver. Camileri yıkacaksan CHP’ye oy ver. Mezar taşlarını yıkacaksan CHP’ye oy ver. Camilerin havasını kirleteceksen CHP’ye oy ver.” Konuşmasına öfke dolu cümlelerle devam eden vatandaş, önümüzdeki seçimlerde CHP’ye kesinlikle oy vermeyeceğini belirterek şöyle dedi: “Ben yıllarca CHP’ye oy verdim. Ama artık beni affedin. Bu zihniyete bir daha oy vermeyeceğim. Eğer cami duvarlarını yıkarsanız, mezar taşlarını hedef alırsanız, devlete karşı gelirseniz, taşkınlık yaparsanız; Allah bu millete bir daha sizinle yol yürümeyi nasip etmesin.” Açıklamasında 14-16 yaşlarındaki çocukların Saraçhane gibi meydanlarda toplanmasına da tepki gösteren vatandaş, bu tür eylemlerin arkasında duran siyasilerin ülkeyi yönetemeyeceğini belirtti: “14-16 yaşında çocukları sokaklara toplayarak, gençlik hareketiymiş gibi gösterilen taşkınlıklarla neyi kazanacaksınız? Mezarları yıkıp, camileri tahrip edip, polise saldırarak mı kazanacaksınız? Emniyete karşı gelip de arka çıkanlarla mı iktidar olunacak? Hayır, asla kazanamayacaksınız!” Son olarak seçmenlere çağrıda bulunan vatandaş, AK Parti ve MHP’nin devletin, milletin ve inançların yanında durduğunu, Kürt vatandaşların da bu gerçekleri artık daha iyi gördüğünü söyledi: “Kürtler uyanıyor, artık gerçeği görüyor. Eğer AK Parti ve MHP’den oy almayacaksanız, kimden alacaksınız? Bu millet size bu gidişle bir daha asla itibar etmeyecek.” Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Ali Yerlikaya T.C. Jandarma Gn. K Mahmut Demirtaş Cevdet Yılmaz ABBAS GÜNDÜZ 🇹🇷 Mehmet Nuri Ersoy Numan Kurtulmuş Tuncay Akkoyun Ahmet Yiğit Yıldırım Video, kısa sürede sosyal medyada geniş yankı bulurken, çok sayıda kullanıcı vatandaşın düşüncelerine destek verdi. Bazı kesimler ise ifadeleri “sert ve genelleştirici” bularak eleştirdi

Abdurrahim Avcıoğlu

32,972 просмотров • 1 год назад

10 yıl Google CEO'su olarak görev yapan ve 33 milyar dolar kişisel serveti olan Eric Schmidt, zenginlik ve mutluluk ilişkisini yanıtlıyor. Soru: Zenginlik arzusuyla yönlendirilen bu dürtü hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu sorunun tam çevirisini sona ekledim. Cevap: Görece az mutlu insanların daha yüksek mutluluk düzeyine erişmek için paranın etkili bir araç olacağına inanması gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü paranın mutluluk üzerinde doğrudan bir etkisi yoktur. Bu konuda çok sayıda bilimsel araştırma vardır (az sonra değineceğim) ve mutluluğu parayla ilişkili değerlendirerek örneğin, dünyayı gezeceğiniz ve güzel bir eve sahip olacağınız kadar çok paraya sahip olmayı (materyalist ve tüketim anlayışı) gerçek anlamda anlam ve amaçla ilişkili olan aile duygusu ve etki duygusu ile bağlantılı değerlendirmezseniz mutluluğu yakalayamazsınız. Bu da başkalarına hizmet eden bir amaca bağlanmakla ilgilidir. Bu açıklamaya çok yakın bir düşünceyi (hizmetkar liderlik modeli) Atatürk de açıklamıştır. "Zamanında kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. “Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki geçici ömür sırasında sevinç ve mutluluğa yer bulunmaz” diyorlardı. Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: “Mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, hiç olmazsa yaşadığımız sürece şen ve neşeli olalım.” Ben kendi karakterim bakımından ikinci hayat görüşünü beğeniyorum, fakat şu sınırlar içinde: Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar zavallıdır. Besbelli ki, o adam birey sıfatı ile yok olacaktır. Herhangi bir kişinin, yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Anlayışlı bir adam, ancak bu şekilde hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir..." Atatürk burada açıkça belirtiyor ve bunlar çok uzun yıllar sonra davranışsal psikoloji, sosyal psikoloji vb. bilim dallarının görgül araştırmalarıyla kanıtlanıyor ki, bir insanın yalnız kendi istek, ihtiyaç ve hazlarını tatmin etme peşinde koştuğu ve bunları çoğu zaman para karşılığı satın aldığı (diploma, makam, unvan, seks, güç vs.) üzere tatmin etme çabası ve bunu bir gösteriş ve takdir görmek için dışarıya sunma hastalığı hiçbir şekilde o kişilere mutluluk getirmeyecektir. Bu kişiler açıkça söylüyorum ki görebileceğiniz en zengin ama aynı zamanda en aciz, zavallı ve yapayalnız kimselerdir. O kadar fakirdirler ki sadece ömürleri boyunca harcayamayacağı kadar çok paraları ve etraflarında dalkavuklar, şarlatanlar, sahte arkadaşlar ve fırsatçılar vardır. Böyle bir takipçi kitlesi sosyal medyada da olabilir veya gerçek hayatta da olabilir. Ancak, böyle olacağına zaman zaman fikir ayrılığı yaşasanız dahi saygı, sevgi ve nezaketin olduğu az ama öz insan ilişkileriyle en azından güvenin mutlak olduğu ve tüm insanlığın ortak iyiliğine çabalayan bir iradenin hakim olduğu yaşamın idame edilmesi çok daha iyidir. Davranışsal finans araştırması olarak "para ve mutluluk ilişkisi" üzerine çok önemli bulgular ortaya koyan birkaç araştırmayı Danışman isimli kitabımın 165. sayfasında sundum. Özeti şu ki, ABD'de Ticaret Bakanlığı'nın resmi verisi, 6 bin Dolar aylık gelirin zorunlu temel ihtiyaçları karşılamak için gerekli olduğu, bunun altındaki gelire sahip olanların kesine yakın düzeyde mutsuz olacağı (yetersiz beslenme, yaşam koşullarının sağlanamaması, sağlık hizmetlerinin karşılanamaması vs.) ama bunun üzerinde bir gelire sahip olunduğunda ise örneğin, aylık 10 bin dolar, 100 bin dolar veya 1 milyon dolar gelir elde edildiğinde mutluluğun pozitif yani somut olarak artamadığı görülmüştür. Bu da daha fazla seyahat, tatil, seks, yeme içme, lüks tüketim, gösterişli bir yaşam vs. olsa dahi (bunlara sahip olan insanlarla mülakatlar yapılıyor) bu kişilerin gerçek anlamda mutlu, huzurlu, sağlıklı, harika insan ilişkileriyle çevrili vs. olmadığını tam aksine bunların ciddi psikolojik sorunlar yaşadığı, kalabalıkta ama yalnız hissettiklerini, alkol, uyuşturucu vs. sorunlarının olduğunu, irrasyonel kararlar ve davranışlarla başlarını belalara soktuklarını vs. söylüyor. Daha da ötesi şu ki, bu imkanları olan insanların köyde sade bir yaşam süren yani iyi bir eşi, birkaç çocuğu, hayvanlarıyla doğal bir yaşam süren ve düğünde ve cenazede sarılabileceği yakın komşuları, dostları, akrabaları olduğunda çok daha güvende ve huzurda hissettiğini ortaya koyuyor. Gönül arzu eder ki Türkiye'de saçma sapan içeriklerin öne çıkarılması yerine, bunun üzerinden gençlerin onlyfans, şöhret, uyuşturucu, fuhuş, örgütlü suçlar, borsa manipülasyonu, hızlı zenginlik için aklı, ahlakı, hukuku vs. terk ettiği, beyin göçünün özendirildiği, üniversitenin kötülendiği, sanayide usta olmanın daha hızlı iş ve para imkanı sunduğu gibi saçmalıkların video içeriklerle milyonlarca kişinin beynine sokulduğu organize cehalet ve sapkınlık yerine burada açıkladığım kimilerine göre sıkıcı ve çekici gelmeyen ama gerçek, doğru, bilimsel ve ortak iyi olan çözümün akıllara kazınmasıdır. Lütfen buna yardımcı olmak için bu notları paylaşın. Buna çabalayın. Yoksa bireysel anlamda kendinizi kurtarma çabanız yani çok para kazanmanız, yüksek tahsil veya sertifikalar toplama merakınız vs. hiçbirisi işe yaramaz meğer ki toplumu da sizinle birlikte yukarı çekin. DİPNOTLAR: Sorunun uzun versiyonu: Dünyanın en zengin insanlarından birisiniz ve yine de paranın tutkularınızın sadece bir yan etkisi olduğu ve içsel bir hedef olmadığı anlaşılıyor, toplumumuzun büyük bir kısmı, bireysel düzeyde, şirket düzeyinde ve uluslar, zenginlik arzusuyla yönlendiriliyor, bu kadar çok boyutta başarıya ulaşmış olmanız hakkında ne düşünüyorsunuz? Cevabın uzun versiyonu: İnsan mutluluğunun birçok boyutunda ve bu konuşma için genellikle nispeten düşük olan bir eşiğin üzerinde başarıya ulaşmış olmak parayla ilgili mutlulukta hiçbir fark yaratmaz. Mutluluk, anlam ve amaçla ilişkilidir; aile duygusu ve etki duygusu ile bağlantılıdır. Hayatınızı, etrafta dolaşacak kadar paranızın olduğu ve güzel bir evinizin olduğu varsayımı üzerine kurarsanız, bunun üzerinde çalışıyorsanız, insanların başkalarına hizmet ettiklerinde ve kendilerine hizmet etmediklerinde en mutlu olduklarına dair çok sayıda kanıt vardır. Bu düşünce, güçlü ve zengin liderler hakkındaki basın kaynaklı heyecana aykırıdır. Benim durumumda özellikle yapay zeka ve makine öğrenimi araçlarını kullanarak toplumu daha iyi hale getirmekle ilgileniyorum. Ne yaptığınızın bir önemi yok, buna inanmanız önemlidir; bu sizin için değerli ise ve hayatınızı bunu yaparak geçirirseniz hayatınız çok daha tatmin edici olacaktır. Danışman isimli kitabım:

Dr. İbrahim Can, CPA

30,679 просмотров • 1 год назад

#GÜLLÜ #SONDAKİKA #güllü GÜLLÜ'NÜN CENAZESİNE KİMLER KATILMADI? O 2 DAKİKADA NELER OLDU? PARKE DETAYI DİKKAT ÇEKTİ! Arabesk müziğin kraliçesi olarak bilinen Güllü, gerçek adıyla Gül Tut, Yalova’daki evinin penceresinden düşerek hayatını kaybetti. Sanatçının ölümü birçok soru işaretini beraberinde getirirken, düştüğü odadan paylaşılan fotoğraf ve olay gecesi evde bulunan kızının arkadaşının cenazede yer almaması dikkat çekti. Sahne adıyla Güllü olarak bilinen şarkıcı Gül Tut, evinin çatı katından düşerek 51 yaşında hayatını kaybetti. Sanatçının ani ölümü sevenlerini yasa boğarken, olay günü yaşananlar merak konusu oldu. Gece 01.28 sıralarında Yalova’nın Harmanlar Mahallesi Vali Akı Caddesi üzerindeki evinin 6’ncı katındaki terastan düşen Güllü’nün yanında, o akşam kızı Tuyan Ülkem ve kızının arkadaşı da bulunuyordu. Peki Güllü nasıl düştü? Merak edilen detayları Ekol TV muhabiri Eren Coşkundili aktardı. EN KRİTİK NOKTA... Coşkundili'nin aktardığı bilgilere göre; Evdeki güvenlik kamerası görüntülerinin ortaya çıkmasıyla birlikte Güllü’nün ölümüyle ilgili bazı detaylar da aydınlandı. Arabesk müziğin kraliçesi olarak anılan ve 51 yaşında hayata veda eden sanatçının, ölümüne dair birçok soru işareti hâlâ gündemde. Özellikle Güllü’nün son görüntüsü ile bağırış ve panik anlarının yaşandığı kayıtlar arasında geçen iki dakikalık süre, yanıt bekleyen en kritik nokta olarak öne çıkıyor. 2 DAKİKADA NELER OLDU? Güllü'nün ölümüne dair detayları aktaran Eren Coşkundili "26 Eylül’e ait kayıtlarda saat 18.11’de Güllü’nün gündelik kıyafetleriyle evine giriş yaptığı görülüyor. Yaklaşık yarım saat sonra 18.43’te ise kızı Tuyan Ülkem ve kızının arkadaşı apartmana girerek asansörle 6. kata çıkıyor. Evde birlikte vakit geçirdikleri anlaşılıyor. Saat 01.23’te Güllü’nün lavabodan çıktığı, “Herkes tamam mı?” diyerek evde olağan dışı bir durum hissettirdiği görülüyor. Ancak yalnızca iki dakika sonra büyük bir gürültü duyuluyor. 01.26’daki bu sesin düşme sesi olduğu değerlendiriliyor. Ardından evden bağırışlar yükseliyor, kızı ve arkadaşı panikle apartmandan dışarı koşuyor. 01.28’de ise ihbarın yapıldığı kayıtlara geçiyor. Komşuların da sesleri duyup dışarıya çıktıkları anlar kameralara yansıyor" dedi. 'EVDEKİ PARKELER OLDUKÇA KAYGAN' Coşkundili "Valilik tarafından yapılan açıklamaya göre, ekipler hızla olay yerine yönlendirildi ancak Güllü altıncı kattan düşmüş ve hayatını kaybetmişti. Sanatçının evinin bulunduğu çatı katındaki odanın oldukça alçak korkuluklara sahip olduğu, bitişik nizam binaların birbirine çok yakın konumlandığı dikkat çekiyor. Ayrıca evde kısa süre önce tadilat yapıldığı ve parkenin oldukça kaygan olduğu bilgisi soruşturma dosyasına girdi. Bu ayrıntının, düşme ihtimaliyle bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor. OLAY GÜNÜ EVLERİNDE OLAN KIZ ARKADAŞ CENAZEYE KATILMADI Olay gecesi kızı ve arkadaşının evde olduğu, komşuların müzik ve dans sesleri duyduklarını aktardığı öğrenildi. Buna karşın sosyal medyada farklı iddialar da gündeme geldi. Ancak sanatçının oğlu, annesinin dengesini kaybederek düştüğünü vurgularken, asistanı da başka bir ihtimali reddetti. Cenazeye sanatçının kızı katılırken, görüntülerde yer alan arkadaşının törende bulunmaması dikkat çeken bir başka ayrıntı oldu. Sonuç olarak Güllü’nün ani ölümü hâlâ pek çok soru işaretini barındırıyor. Güvenlik kamerası kayıtlarındaki iki dakikalık belirsizlik, kaygan parke detayı ve evdeki son anlara dair iddialar soruşturmanın seyrini belirleyecek kritik noktalar arasında yer alıyor" şeklinde konuştu.

Haber Filesi

223,905 просмотров • 10 месяцев назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, basın ve yayın organlarının Ankara Temsilcileri ile bir araya geldi. Millî Savunma Bakanlığındaki buluşmada Bakan Yaşar Güler terörle mücadele başta olmak üzere 2024 yılında icra edilen faaliyetleri anlattı. Bakan Yaşar Güler basın mensuplarına şu bilgileri verdi: EN YOĞUN, EN KAPSAMLI VE EN ETKİLİ FAALİYETLERİ İCRA EDİYORUZ Ülkemizin savunma ve güvenliğini sağlamak için görevlerimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştığımız yoğun ve başarılı bir yılı geride bırakmanın haklı gururunu yaşıyor, artan bir azim ve kararlılıkla yeni yıla hazırlanıyoruz. Hakiki ve güvenilir bilgiye ulaşmanın her zamankinden daha önemli hâle geldiği, dezenformasyon ile mücadelenin kritik öneme sahip olduğu günümüzde; tüm faaliyetlerimizi büyük bir şeffaflık içinde icra ediyor, kamuoyunu sizlerin aracılığıyla ilk elden bilgilendiriyoruz. Bugün de 2024 yılında gerçekleştirdiğimiz faaliyetler hakkında sizleri bilgilendirecek, değerli görüşlerinizi alacak ve sorularınızı cevaplayacağız. Stratejik önemi yüksek olan ülkemiz; aynı zamanda çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer almaktadır. Yakın coğrafyamızdan başlamak üzere bölgesel ve küresel gerilimlerin arttığı, istikrarsızlığın ve belirsizliğin hat safhaya çıktığı bir güvenlik ortamından geçiyoruz. Bu kritik dönemde ülkemiz; güvenlik, huzur ve barışı önde tutan çok yönlü ve etkin bir savunma ve güvenlik politikası takip ediyor. Çok boyutlu ve karmaşık hâle gelen mevcut güvenlik ortamı ve bölgemizdeki kaotik gelişmeler, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her an harekâta hazır, etkin ve caydırıcı bir güç olmasını ve bu gücünü pekiştirmesini zorunlu kılmaktadır. Böylesine hassas bir süreçte, görev ve sorumlulukları artan Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Tüm tehdit ve tehlikelere karşı ülkemizin ve asil milletimizin savunma ve güvenliğini sağlamak için aralıksız çalışmakta, - İstiklal Harbimizden bu yana en yoğun, en kapsamlı ve en etkili faaliyetlerini icra etmekte, - Terörle mücadelede, hudut güvenliğinde, yurt içi ve yurt dışında icra edilen faaliyetlerde elde edilen başarı ve etkinliğin çıtasını, her geçen gün daha da yukarılara taşımaktadır. YILBAŞINDAN BU YANA 2 BİN 939 TERÖRİSTİ ETKİSİZ HÂLE GETİRDİK Sizlerin de bildiği gibi Silahlı Kuvvetlerimizin en çok odaklandığı, enerjisini ve zamanını en çok harcadığı konu terörizmle mücadeledir. Terörle mücadelede yaptığımız konsept değişikliğiyle “terörü kaynağında yok etme” anlayışını uygulamaya koyduk. Geçmişte yürütülen “sınırlı hedefli ve süreli” askerî harekâtların yerine bugün artık, “sürekli ve kapsamlı” operasyonlarla terör örgütüne ağır darbeler vuruyoruz. Sahanın gerekliliğine uygun, alışılmadık, öngörülemez, süratli ve sürekli icra esaslarında gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla; Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil bu yılın başından itibaren 2.939 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, yıl içerisinde 99 terörist de teslim olmuştur. Terör örgütünün eylem ve hareket kapasitesinin sıfırlanması için gözümüzün değmediği, ayağımızın basmadığı yer bırakmıyor, alandaki hâkimiyetimizi her geçen gün geliştiriyoruz. Nihai hedefimiz; Irak ve Suriye sınırlarımız boyunca Türkiye’ye tehdit olabilecek tüm terörist faaliyetleri kaynağında yok etmek ve terör belasını milletimizin gündeminden tamamen çıkarmaktır. Bu vesileyle - Terörle mücadelede elde edilen başarılarda en büyük paya sahip olan aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, - Bugüne kadar terörle mücadelede emeği geçen, katkı sağlayan bütün devlet büyüklerimize, komutanlarımıza, Türk Silahlı Kuvvetleri personeline teşekkür ediyor, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. PENÇE-KİLİT OPERASYONU İLE 1.136 TERÖRİST ETKİSİZ HÂLE GETİRİLDİ 17 Nisan 2022’de Irak’ın kuzeyinde başlatılan Pençe-Kilit Operasyonu’nda kahraman ordumuzun büyük cesaret, fedakârlık ve yoğun gayretleriyle Zap’ta kilidi kapattık. Irak sınırımızın tamamının emniyetini sınır ötesinden tesis ettik. Terör örgütü tarafından önemsenen ve Suriye ile Kandil arasında kilit konumda olan bu bölgede 1.136 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, Pençe-Kilit Harekâtı’nda bugüne kadar toplam 3.158 Mayın ve El Yapımı Patlayıcı imha edilmiş, 1.327 mağara ve sığınak kullanılamaz hâle getirilmiş, 957’si ağır silah olmak üzere 2.421 muhtelif silah ve bu silahlara ait 910 binden fazla mühimmat ele geçirilmiştir. Bölgedeki operasyon ve faaliyetlerimiz aynı azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanımızın 22 Nisan’da Bağdat ve Erbil’e gerçekleştirdiği ziyaretlerin, Türkiye-Irak ilişkilerinde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyoruz. Terörle mücadelede ülkelerimiz arasındaki iş birliğini kalıcı hâle getirmek için görüşmelere devam ediyoruz. Bu kapsamda ülkemiz ile Irak arasında sonuncusu Bağdat’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması toplantılarının dördüncüsünü, 15 Ağustos’ta Ankara’da icra ettik. Irak Savunma Bakanı ile “Askerî, Güvenlik İş Birliği ve Terörle Mücadeleye Dair Mutabakat Zaptı”nı imzaladık. PKK’yı kendi problemi olarak da görmeye başlayan Irak’ın PKK terör örgütünü “yasaklı örgüt” ilan etmesi yönünde aldığı kararı memnuniyetle karşılıyor, en kısa sürede “terör örgütü” olarak da ilan etmesini bekliyoruz. SURİYE’NİN BİRLİĞİNİ VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ DESTEKLİYORUZ Öncelikle belirtmek isterim ki, Suriye’de yaşanan olayların maddi, manevi, sosyal ve toplumsal yükünü en fazla çeken ülke Türkiye’dir. Malumunuz DEAŞ, ardından da PKK/KCK-PYD/YPG-SDG terör örgütü Suriye’deki güç boşluğundan yararlanarak bölgede terör devleti kurmaya çalıştılar. Suriye’de icra ettiğimiz harekâtlarla terör örgütünü engelledik ve sınırlarımızın güvenliğini sağladık. Bölgede yaşayan veya göç etmiş olan Suriye vatandaşları için güvenli ve istikrarlı bir yaşam alanı oluşturduk. Suriye’deki son gelişmeleri en başından itibaren bölgedeki muhataplarımızla iş birliği ve koordinasyon içerisinde yakından takip ediyoruz. Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekliyor, terörle mücadeleye ise büyük önem ve öncelik veriyoruz. SURİYE’DEKİ SON GELİŞMELERDE BİR DAHLİMİZ YOK Yaşanan son gelişmeler ve ortaya çıkan durum; muhalefetin talepleri ve rejimin bunları dikkate almaması, keza rejimin kendisine iyi niyetle uzatılan eli tutmaması nedeniyle uzun süredir çözülemeyen ve Suriye’nin iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunlardı. Yerel unsurların bu faaliyetlerinin öncesinde veya herhangi bir aşamasında ülkemizin bir dahli olmamıştır. Ayrıca Suriye Millî Ordusunun Suriyeli muhaliflerden meydana geldiğini, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında Suriye’deki ihtilafın bir tarafı olarak açıkça kabul edilen Suriye Geçici Hükümetinin bir parçası olduğunu ve bu hükümetin Savunma Bakanlığının emri altında çalıştığını da vurgulamakta yarar var. Bu kapsamda; - Suriye’nin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve bölgemizin güvenliğine yönelik ağır tehdit oluşturan PKK/YPG terör örgütünün bölgedeki belirsizlikten faydalanmasına asla izin vermeyeceğimizi, Bölgede varlık gösteren terör örgütleriyle mücadele konusundaki tutumumuzun net olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. SURİYE’NİN ARTIK MÜREFFEH BİR ÜLKE OLMA VAKTİ GELDİ Şimdi Suriye’de ortaya yeni bir durum ve gerçeklik çıktı. Suriye’nin artık; istikrarlı, demokratik ve siyasi açıdan birleşmiş müreffeh bir ülke olma vakti gelmiştir. Bunun için bizler de Suriye’de kapsayıcı bir anayasanın kabulü, serbest seçimlerin yapılması, tam normalleşme ve güvenlik ortamının sağlanması konusunda elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz. Bu çerçevede Suriye’de 2254 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı temelinde kalıcı siyasi çözüme ulaşılacağına da inanıyoruz. HUDUTLARDA 93 BİN 349 KİŞİNİN GEÇİŞİ ENGELLENDİ Hudut hattımızda dünya standartlarında ve teknoloji yoğunluklu sistemler etkin şekilde kullanılıyor. Meydana gelen teknolojik gelişmeler ile tedbirlerimizi geliştiriyoruz. Böylelikle hudutlarımızda kaçak geçişlere asla imkân tanımıyoruz. Hâlen hudutlarımızda 8 Hudut Tugayımız, 6 Hudut Alayımız olmak üzere toplam 60 bin personel de görev yapıyor. 1 Ocak 2024’ten itibaren hudutlarımızda 93 bin 349 kişinin geçişi engellenmiş, yakalanan 13 bin 551 düzensiz göçmen ile 280 terörist ve 801 kilogram uyuşturucu madde kolluk kuvvetlerine teslim edilmiştir. Tüm bunlara rağmen hudutlarımızla ilgili daha önce de karşılaştığımız gibi farklı ülke ve zamanlarda çekilmiş, eski ve benzer görüntülerle özellikle sosyal medya üzerinden kamuoyu yanıltılmaya ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yıpratılmaya çalışılmıştır. Yakın zamanda Van-İran sınırımıza bir basın turu düzenledik. Katılan tüm basın mensupları alınan tedbirlerden çok etkilendiklerini belirttiler. TÜRKİYE İLE BİRLİKTE OLANLAR KAZANDI Türkiye; Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda savunma ve güvenlik alanında önemli adımlar atarak bölgesinde ve dünyada etkin bir konuma ulaştı. Bölgesel ve küresel barış için öncü bir rol üstlenen Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmayı sürdürmektedir. Samimi bir yaklaşımla desteklediğimiz kardeş ve dost ülkeler, Türkiye benzeri bir silahlı kuvvetler yapısını kurmamızı talep ediyorlar. Dostlarımızın bu tutumları, güvenlik ve istikrarın tesisine yönelik küresel ölçekte ortaya koyduğumuz gayretin ne denli başarılı olduğunun da bir göstergesidir. Türkiye ile birlikte olanlar kazanacak demiştik. 2024, Türkiye ile birlikte olanların kazandığı bir yıl oldu. 2025, bu gerçeğin perçinlendiği bir yıl olacak diye düşünüyoruz. AZERBAYCAN’A HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERİYORUZ İfade etmiş olduğum uluslararası misyonlarımız çerçevesinde en başta kederde ve kıvançta bir ve beraber olduğumuz Can Azerbaycanlı kardeşlerimizin haklı davalarına her türlü desteği verdik, veriyoruz. Bugün, Karabağ’ın tamamında şanlı Azerbaycan bayrağının dalgalanmasından büyük bir memnuniyet duyuruyoruz. “Tek Millet, İki Devlet” anlayışıyla sarsılmaz bağlara sahip ilişkilerimizi, başta savunma sanayi ve askerî iş birliği olmak üzere, daha üst seviyelere taşımak için aralıksız gayret gösteriyoruz. Öte yandan Kafkasya’da güvenlik ve huzurun tesisi, Azerbaycan ve Ermenistan arasında kapsamlı ve kalıcı bir barış antlaşmasından geçmektedir. Bu konuda iki ülkenin gösterdikleri çabayı ve son dönemde katettikleri ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz. AMACIMIZ İSTİKRAR İÇİNDE TEK BİR LİBYA’NIN OLUŞUMUNA KATKI SUNMAK Yakın bağlarımızın olduğu bir diğer ülke ise Libya’dır. Dost ve kardeş Libya ile son yıllardaki iş birliğimiz artarak devam etmektedir. Bu kapsamda askerî eğitim, yardım, iş birliği ve danışmanlık faaliyetleriyle Libyalı kardeşlerimize destek sağlıyoruz. Amacımız, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini sağlamış; barış, huzur ve istikrar içerisinde yaşayan tek bir Libya’nın oluşumuna katkıda bulunmaktır. Tek Libya hedefine katkı sağlayan her adımı önemli ve değerli buluyoruz. Nitekim son olarak 28 Kasım’da davetimiz üzerine 5+5 Ortak Askerî Komisyonu ile Ankara’da heyetler arası bir görüşme gerçekleştirdik. SOMALİ’YE DENİZ GÜVENLİĞİ ALANINDA DA DESTEK VERECEĞİZ Türkiye olarak Afrika’nın huzur ve istikrarına büyük önem veriyor, Afrikalı dostlarımızla ilişkilerimizi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. Dost ve kardeş ülke olarak gördüğümüz Somali’de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik olarak eğitim, danışmanlık ve destek kapsamında icra ettiğimiz faaliyetler artarak devam ediyor. Somali ile 8 Şubat’ta imzaladığımız İş Birliği Anlaşması ile şu ana kadar yapılan faaliyetlerimizin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Somali’nin isteği üzerine terörle mücadele konusunda kendilerine verdiğimiz desteği deniz güvenliği alanında da vermeye başlayacağız. Bu amaçla Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz, donanma gemilerimizin (TCG Gökova ve TCG Gediz, TCG Ütğm. Arif Ekmekçi) refakat ve korumasında Somali’de görevlerine devam etmektedir. Öte yandan Çarşamba günü, Sayın Cumhurbaşkanımızın arabuluculuğunda Somali ve Etiyopya arasında tarihî bir uzlaşmaya da ev sahipliği yaptık. KATAR’DA DENİZ VE HAVA UNSUR KOMUTANLIKLARIMIZI TEŞKİL ETTİK Etkin bir şekilde faaliyetlerimizi yürüttüğümüz bölgelerden biri de Basra Körfezi’dir. Nitekim dost ve kardeş ülke Katar’da konuşlu Türk-Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımız vasıtasıyla Katar Silahlı Kuvvetlerinin savunma kabiliyetlerinin geliştirilmesini desteklemeye devam ediyoruz. Son olarak Katar’da Deniz ve Hava Unsur Komutanlıklarımızı teşkil ederek bölgede yeni bir sorumluluk üstlendik. Böylece birliklerimiz; bölgesel deniz ve hava güvenliği için caydırıcı bir unsur olurken, aynı zamanda dost Katar Deniz ve Hava Kuvvetlerinin imkân ve kapasitesini daha da geliştirecektir. 89 ÜLKE İLE ASKERÎ ANLAŞMALAR YAPTIK Bu çalışmalarımızın yanı sıra millî menfaatlerimiz doğrultusunda ve ikili ilişkilerimizin geliştirilmesi kapsamında çok sayıda kardeş, dost ve müttefik ülke ile askerî çerçeve, eğitim, iş birliği ve yardım anlaşmaları da imzaladık. Bu bağlamda, bugüne kadar 89 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması, 65 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması, 33 ülke ile Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü imzalanmıştır. Ayrıca, 42 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması ve 13 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması ve 14 ülke ile de Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü’nün imzalanmasına yönelik müzakere süreci devam etmektedir. Bunların yanı sıra yeni anlaşmalar imzalamaya ve eski tarihli anlaşmaları güncellemeye yönelik gayretlerimiz de devam etmektedir. 2024’TE 74 ÜLKE İLE 216 GÖRÜŞME YAPTIK Tüm bunlarla birlikte 74 ülke ile ikili ve çoklu yüz yüze ve telefon görüşmeleri olarak 216 görüşme gerçekleştirildi. 28 yurt dışı ziyaret icra edildi, 24’ü Savunma Bakanı olmak üzere 55 görüşme yapıldı. 158 yabancı zevatı kabul ettik. 3 Savunma Bakanı ile telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Ayrıca, 3 yurt dışı, 21 yurt içi olmak üzere 24 birlik ziyareti gerçekleştirdik. YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE TANSİYONUN YÜKSELMEMESİ İÇİN GAYRET SARF EDİYORUZ Yunanistan ile ilişkilerimize baktığımızda ise son dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri yapıcı bir yaklaşımla ilerletmeyi hedefleyen ortak bir tutum mevcuttur. Biz de bu sürecin barış ve huzur içinde devamına yönelik gerekli tedbirleri alıyor, tansiyonun yükselmemesi için gayret sarf ediyoruz. Diğer yandan, Yunanistan ile aramızdaki güveni artırmayı amaçlayan Güven Artırıcı Önlemler Toplantıları ve bunun sonucu olarak gerçekleştirilen karşılıklı üst düzey ziyaret ve faaliyetler de devam etmektedir. Akdeniz ve Ege Denizi’ni ilgili tüm tarafların meşru menfaatlerine saygı duyulan, iş birliği içerisinde bir istikrar ve refah bölgesi olarak görmek istiyoruz. Tabii barışçıl bir çözüm için çaba gösterirken millî menfaatlerimizden asla taviz vermeyeceğimizi ve bu konuda kararlılığımızın tam olduğunu da vurgulamak isterim. KIBRIS TÜRKÜ’NÜN GÜVENLİĞİ İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMA KARARLILIĞIMIZ TAMDIR Millî meselemiz olan Kıbrıs konusunda ise bugüne kadar ortaya konulan çözüm yöntemlerinden, maalesef bir sonuç elde edilememiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıl dönümünde şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, 50 yıldır Ada'ya (hem soydaşlarımıza hem de Rumlara) barış ve huzur ortamı gelmiş, akan kan durmuştur. Kıbrıs Adası’nda dengeleri bozabilecek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğine tehdit oluşturabilecek her türlü gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Orta Doğu’da yaşananlar sonrası Kıbrıs adasında son dönemde artan hareketlilik ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin silahlanma faaliyetleri Ada’daki hassas dengeye zarar vermektedir. Malumunuz son olarak ABD ile GKRY arasında “Savunma İş Birliğine İlişkin Yol Haritası” anlaşması yapıldı. Bu tutum ABD’nin Kıbrıs Adası’na yönelik tarafsızlığına zarar vermektedir. ABD’nin 2020 yılında aldığı, 2022’de kapsamını genişlettiği ve 2023’te uzattığı GKRY’ye yönelik silah ambargosunu kaldırma kararını, 1 Ekim 2024 itibarıyla bir yıllığına yeniden uzatacağını açıklaması da kabul edilemez bir durumdur. Ada’da tek ve kesin çözüm; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesidir. Türkiye’nin; geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da Kıbrıs Türklerinin güvenliğini, huzurunu ve refahını korumak için her türlü askerî ve siyasi tedbiri alma kararlılığı tamdır. İSRAİL DEVLET TERÖRÜ UYGULUYOR Krizin en başından bugüne kadar, yalnızca bölgedeki değil dünyadaki herkesin güven ve huzuru için acil ve kalıcı ateşkes sağlanarak çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini savunuyoruz. İsrail bugüne kadar alınmış kararlara rağmen, bölgede haksız ve hukuksuz uygulamalarına, masum sivilleri, özellikle çocukları hedef alan katliamlarına devam etmekte, Filistinlilere devlet terörü uygulamaktadır. Öte yandan, İsrail’in Lübnan’a yönelik son saldırıları ve İran ile yaşadığı gerginlik tüm bölgenin kaosa sürüklenme tehlikesini artırmış, İsrail saldırılarının Gazze ile sınırlı kalmayacağı, bölge geneline yayılacağı endişemizin ne kadar haklı olduğunu da göstermiştir. Zira İsrail, işgalci zihniyetini her fırsatta ve gittikçe artan bir saldırganlık ve hukuk tanımazlıkla ortaya koymaktadır. Öyle ki Suriye’de meydana gelen son gelişmeler sonrası İsrail’in Golan tepeleri bölgesindeki yeşil hattı işgali ve Şam’a yönelik saldırıları, bu konudaki haklılığımızın son göstergeleridir. Uluslararası camianın bölgeyi büyük bir tehlikeye sürükleyen bu saldırgan devlete karşı daha da somut adımları bir an önce atması gerekmektedir. Bir kez daha vurgulamak isterim ki; Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrar için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafya bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması şarttır. Öte yandan İsrail’in saldırganlığı altında zor durumda kalan Gazze’ye ve Lübnan’a insani yardımlarımızı ulaştırmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, 19 uçak ve 11 gemi ile 275 bin ton yardım malzemesi bölgeye gönderilmiştir. Ayrıca 10 Ekim’de, çok az sayıda ülkenin yapabileceği çok önemli bir tahliye operasyonunu, Beyrut Limanı’ndan gerçekleştirdik. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞININ SONLANDIRILMASI İÇİN ÇOK YÖNLÜ ÇABALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ Karadeniz’de ise Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş nedeniyle hassasiyet devam etmektedir. İki komşumuz arasındaki bu savaşın sonlandırılması için Türkiye olarak en başından itibaren ortaya koyduğumuz çok yönlü çabalarımızı sürdürüyoruz. Barış olacaksa yine iki tarafla da görüşebilen tek lider olan Sayın Cumhurbaşkanımızın girişimleriyle olacaktır. Karadeniz’e en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak bölgesel sahiplik yaklaşımımızın her zaman altını çiziyor, bu yaklaşımımız çerçevesinde faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Bu doğrultuda Karadeniz’de gerginliği azaltan ve dengeyi tesis eden Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni dikkatle, sorumlu, tarafsız ve tavizsiz bir biçimde uyguladık, uygulamaya devam ediyoruz. Aynı şekilde NATO Müttefiklerimiz; Bulgaristan ve Romanya ile birlikte tesis ettiğimiz Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu ile Karadeniz’deki güvenliğe katkılar sağlıyoruz. Temennimiz, tüm dünyayı etkileyen ve yaklaşık üç yıldır devam eden bu savaşın bir an önce son bulmasıdır. NATO’YA KATKI SAĞLAMAYA DEVAM EDİYORUZ Türkiye; NATO İttifakı’na katıldığı günden bu yana üstlenmiş olduğu tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye; NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak NATO kuvvet yapısına, misyon, operasyon ve karargâhlarına katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - 10 Ekim 2023’te bir yıl süreyle komutasını devraldığı Kosova Barış Gücü (KFOR) Komutanlığı görevini uluslararası sorumluluğun gerektirdiği tam bir tarafsızlık ve şeffaflık içerisinde başarıyla yerine getirmiş, - 18 Ekim 2024’te üstlendiği KFOR Komutan Yardımcılığı görevini devralmış, - 1 Aralık 2024-1 Aralık 2025 tarihleri arasında 65’inci Mekanize Piyade Tugayı Komando Taburumuz ile KFOR İhtiyat Taburu görevini, - 1 Temmuz 2024’te; 4 yıl süreyle üstlendiğimiz Karadeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF BLACK) ile yine 1 yıl süreyle üstlendiğimiz Akdeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF MED) Komutanlıklarını, - 24 Temmuz 2024’te 7’nci kez devraldığı deniz haydutluğuna karşı Birleşik Görev Kuvveti (CTF-151) komutasını, - 3 Aralık 2024’te Kanada Deniz Kuvvetlerinden devraldığı NATO Daimî Deniz Görev Grubu-2’nin komutasını başarıyla sürdürülmektedir. Ayrıca, NATO Daimî Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2’nin komutasını da 16 Aralık’ta, 6 aylığına devralınacaktır. Bosna Hersek’teki Avrupa Birliği Gücü Althea Harekâtı Manevra Bölüğü rotasyonu kapsamında ise bir motorlu piyade bölüğümüz 1 Ocak 2025 tarihi itibarıyla İtalya’dan görevi devralacak ve 30 Haziran 2026’ya kadar 18 ay süreyle görevini sürdürecektir. TSK 2024’TE 140 TATBİKATI BAŞARIYLA İCRA ETTİ Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda yürüttüğü tüm operasyonları ve görevlerinin yanı sıra; etkinlik ve caydırıcılığını daha da artırmak için ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de aralıksız sürdürmektedir. 1 Ocak’tan itibaren 39’u NATO, 32’si Millî, 48’i Davet ve 21’i Özel olmak üzere toplam 140 tatbikat başarıyla icra edilmiştir. 2024 yılında; Kara Kuvvetlerimiz, 10 bölgede aynı anda harekât icra etmiş ve etmekte, Deniz Kuvvetlerimiz, 125 bin 766 saat seyir gerçekleştirmiş, Hava Kuvvetlerimiz, 72 bin 965 sorti, 143 bin 726 saat uçuş yapmış, Farklı coğrafyalarda 70 bin personel ile 20 görev icra edilmektedir. 35 BÜYÜK ORMAN YANGINI SÖNDÜRMEK İÇİN 114 HELİKOPTER İLE DESTEK SAĞLADIK Bakanlığımız tüm bu faaliyetlerinin yanı sıra, yaşanan afet ve acil durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından gelen talepler çerçevesinde arama, kurtarma, ulaştırma, güvenlik, barınma ve iaşe desteği de sağlamaktadır. 1 Mayıs-30 Kasım 2024 (yangın mevsimi) tarihleri arasında Orman Genel Müdürlüğünün talebine istinaden 35 büyük orman yangınına 114 helikopter ile 3.558 sorti ve 7 bin tondan fazla su atımı yapılarak destek sağlanmıştır. MİLLÎ TEKNOLOJİ HAMLESİ, ÜLKEMİZ İÇİN ELZEMDİR Savunma sanayii alanında güçlü ve bağımsız olmayan milletlerin geleceğe güvenle bakabilmeleri mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve teşvikiyle mütemadiyen geliştirilen yerli ve millî savunma sanayii ürünü silah sistemleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetleri her geçen gün daha da artırılmaktadır. Bu anlayışla başlatılan ve üzerinde hassasiyetle durduğumuz “Millî Teknoloji Hamlesi”, egemenlik ve bağımsızlığımız için vazgeçilmez olduğu gibi ülkemizin jeopolitik ve stratejik konumu itibarıyla da elzemdir. Savunmamız ne kadar güçlü ve bağımsızsa, yarınlarımız o kadar güvenlidir. Bugün insansız kara, deniz ve hava araçlarından helikopterlere, silah ve akıllı mühimmatlardan füzelere, hava savunma ve elektronik harp sistemlerine kadar geniş bir yelpazede ihtiyacımız olan teknolojileri, yerli ve millî olarak tasarlayıp üretiyor ve çok sayıda ülkeye de ihraç ediyoruz. Tasarımdan üretime kendi imkânlarımızla geliştirdiğimiz sistemleri kardeş, dost ve müttefik ülkelere de ihraç ederek ekonomimize de önemli katkılar sağlıyoruz. Bu kapsamda büyük bir başarıyla hizmet veren ve dünya klasmanında takdir gören silahlı/silahsız insansız hava sistemlerimiz; Akıncı, TB-2,TB-3, Aksungur, Anka ve üretimi devam eden Kızılelma ve Anka-3’ün yanı sıra; - Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız “HÜRKUŞ”, - Jet eğitim uçağımız “HÜRJET”, - Genel maksat helikopterimiz “GÖKBEY” ve taarruz helikopterimiz ATAK, - İlk yerli ve millî savaş uçağımız KAAN, - Ana Muharebe Tankımız ALTAY, - MİLGEM projesi kapsamında üretilen korvetler, - Millî Denizaltı (MİLDEN Projesi), - İSTİF sınıfı fırkateynler ve özellikle TCG ANADOLU ülkemizin savunma sanayi atılımlarının en somut örnekleridir. Son olarak geçtiğimiz ay Bayraktar TB-3’ün, millî gururumuz ve donanmamızın amiral gemisi TCG Anadolu’dan ilk kalkış ve inişini başarıyla gerçekleştirmesi de / yerli ve millî savunma sanayindeki adımlarımızın en son örneğidir. Ayrıca, Dizayn Proje Ofisimiz tarafından, yerli ve millî olarak tasarlanan ve üretilen Ada Sınıfı korvetlerimiz ve İstanbul firkateynimizden sonra / 3’üncü proje olan TF-2000 hava savunma harbi muhribi ile 4’üncü proje olan millî uçak gemisinin tasarım faaliyetleri de başarıyla devam etmektedir. Önümüzdeki yılın ilk aylarında, bu iki proje kapsamında sac kesme faaliyetlerinin de yapılmasını planlıyoruz. Öte yandan uzun menzilli hava savunma sistemleri (SİPER), füze teknolojileri ve elektronik harp sistemleri gibi kritik savunma sanayi projelerimizde de önemli aşamalar kaydedilmiştir. Türk savunma sanayisinin önemli bir yapıtaşı olarak hayata geçirilmekte olan Çelik Kubbe; kısa, orta ve uzun menzilli hava savunma silah sistemlerimizin (KORKUT, HİSAR-A/HİSAR-O, GÖKDEMİR, SİPER) entegre biçimde görev yapmasını sağlayan, günümüzün tehditlerini bertaraf etme kabiliyetine sahip etkili ve katmanlı bir hava savunma mimarisidir. Bu “güvenlik şemsiyesi”ni inşa edecek teknolojik olgunluğa erişmiş durumdayız. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

51,702 просмотров • 1 год назад