正在加载视频...

视频加载失败

When will NIKE suspend its relationship with #China, a country committing genocide and using slave labor? NIKE, soykırım uygulayan ve köle işçiliği kullanan bir ülke olan #Çin ile ilişkilerini ne zaman askıya alacak?

20,812 次观看 • 1 年前 •via X (Twitter)

2 条评论

Saint James 的头像
Saint James1 年前

@FreedomUpdate @EnesFreedom I'm not so sure the whole China committing genocide thing isn't just US propaganda. Meanwhile, the US pays for and supports genocide in Gaza. There's piles of evidence of that one. Do you stand against it?

SHN 的头像
SHN1 年前

@FreedomUpdate @EnesFreedom Enes abi keşke özelden yaza bana

相关视频

Güney Asya’da Bir Kıvılcım, Kürdistan’da Bir Yangın İbrahim Halil Baran 29 Nisan 2025 Hindistan ile Pakistan arasında son günlerde tırmanan gerilim, sadece iki ülkeyi ilgilendiren bir mesele olmanın çok ötesinde. Nükleer silah kapasiteleri, Keşmir ihtilafı ve küresel güç dengeleri nedeniyle, bu kriz tüm dünya için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Gelişmeler, Hint-Pasifik bölgesinde zaten kırılgan olan dengeyi daha da sarsıyor. Son olaylar zinciri, Keşmir’de bir turizm bölgesinde 26 erkeğin öldürülmesiyle başladı. Bu saldırı, Hindistan’ın Pakistan’a karşı sert diplomatik ve ekonomik adımlar atmasına yol açtı. Hindistan, Pakistan'la diplomatik ilişkileri düşürme kararı aldı, İndus Suları Anlaşması'nın askıya alınabileceğini duyurdu ve iki ülke arasındaki tüm ticari ilişkileri sonlandıracağını ilan etti. İndus sularının kontrolünün Hindistan’da olması, Pakistan için hayati bir tehdit oluşturuyor. Pakistan ise misilleme olarak Hindistan’a ait sivil ve askeri uçaklar için hava sahasını kapattı, Hindistan'ın diplomatik personel sayısına sınırlama getirdi ve Wagah Sınır Kapısı'nı kapattı. Ayrıca, İndus Suları Anlaşması’nın askıya alınmasını açıkça "savaş ilanı" olarak göreceğini belirtti. Uluslararası toplum, iki nükleer gücün çatışmasının yaratabileceği yıkım nedeniyle büyük endişe duyuyor. Çin her iki tarafa da itidal çağrısında bulunurken, Rusya, geçmişte sunduğu arabuluculuk girişimlerine rağmen şu anda sürece aktif bir şekilde dahil değil. ABD ve Avrupa Birliği ise sessiz diplomasi yürütüyor. Ancak sahada gerçek dengeler daha belirgin: Çin Pakistan’ın arkasında, ABD ise Hindistan’ın yanında duruyor. Keşmir meselesi, 1947'den bu yana Hindistan ve Pakistan arasında çözülememiş tarihi bir anlaşmazlık. Bu bölge, bugüne kadar üç savaşa (1947-48, 1965, 1971) ve yüzlerce sınır çatışmasına sahne oldu. 2019'da Hindistan’ın Cammu Keşmir’in özerk statüsünü kaldırması, bugünkü krizin temelini oluşturdu. Gerilimi tehlikeli kılan en büyük unsur ise iki ülkenin nükleer silah kapasiteleri. Hindistan’ın Agni-5 füzeleri 5.000 km menzile sahipken, Pakistan’ın Shaheen-III füzeleri 2.750 km'ye ulaşabiliyor. Bu, Güney Asya'da patlak verecek bir çatışmanın kısa sürede küresel bir krize dönüşebileceği anlamına geliyor. Bölgesel dinamikler de bu krizi büyütüyor. Hindistan, ABD'nin Çin’e karşı geliştirdiği Hint-Pasifik stratejisinde kritik bir müttefikken; Pakistan, Çin'in "demir kardeşi" olarak görülüyor. Dolayısıyla Hindistan ile Pakistan arasında çıkacak bir savaş, sadece Güney Asya’yı değil, küresel stratejik düzeni de sarsabilir. ABD, Hint-Pasifik bölgesine büyük yatırım yapıyor. Ancak Hindistan’ın Pakistan’la bir savaşa sürüklenmesi, Washington’un dikkatini Çin cephesinden uzaklaştırabilir. Bu da Çin’e, Güney Çin Denizi ve Tayvan üzerindeki hamleleri için daha fazla alan açar. Öte yandan, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) Pekin için hayati önemde. Bu koridor, Çin’in küresel ticaret ağı OBOR’un (Bir Kuşak Bir Yol) ana damarı konumunda. Hindistan, ABD ve Avrupa ülkeleri ise buna alternatif olarak Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesini geliştirmeye çalışıyor. Bir Hindistan-Pakistan savaşı, Çin’in Pakistan’daki çıkarlarını tehdit ederek Pekin’in doğrudan müdahil olma ihtimalini artırıyor. Ayrıca İndus Suları Anlaşması’nın askıya alınması ihtimali, Güney Asya’da su savaşları riskini ciddi şekilde gündeme taşıyor. Pakistan'ın tarım ve içme suyu kaynaklarının %80'den fazlası İndus Nehri sistemine bağlı. Bir su krizi, gıda güvenliğini ve enerji arzını tehlikeye atarak dünya genelinde istikrarı bozabilir. 300 milyon insanı barındıran İndus havzasındaki büyük bir göç dalgası, küresel bir felaketi tetikleyebilir. Bu gerilim aynı zamanda Çin-ABD rekabetinin Güney Asya'ya taşınmasına zemin hazırlıyor. Bir yanda CPEC, diğer yanda IMEC gibi dev projeler doğrudan risk altında. Bu da Körfez ülkeleri, İsrail ve Avrupa'nın meselelere daha aktif şekilde müdahil olmasına yol açabilir. Nitekim Hindistan, Fransa’dan 26 Rafale-M savaş uçağı almak üzere 7,3 milyar dolarlık bir anlaşmaya hazırlanıyor. Ayrıca ABD, İsrail, Yunanistan, Fransa, Katar, BAE ve Hindistan'ın katılımıyla Yunanistan ev sahipliğinde büyük bir hava tatbikatı gerçekleştiriliyor. Krizin derinleşme riski, sadece Hindistan ve Pakistan'la da sınırlı değil. İran’ın Belucistan bölgesindeki bağımsızlıkçı hareketler, Afganistan’daki Taliban yönetiminin istikrarsızlığı ve Ortadoğu’daki mevcut kaos ortamı, Güney Asya'da başlayacak bir yangının çok daha geniş bir coğrafyaya sıçrama ihtimalini artırıyor. Bugün itibarıyla gerilim, diplomatik, ekonomik ve sınırlı askeri adımlarla sürüyor. Ancak nükleer güçler arasındaki her yeni tırmanma, öngörülemez riskler barındırıyor. Bu nedenle itidal çağrıları ve etkin kriz yönetimi girişimleri, hiç olmadığı kadar büyük önem taşıyor. Sonuç olarak, Hindistan-Pakistan gerilimi, yalnızca Keşmir ihtilafı veya Güney Asya dengeleri üzerinden okunabilecek bir kriz değil. Nükleer risk, su ve enerji güvenliği, küresel ticaret koridorları ve Çin-ABD rekabeti üzerinden tüm dünya sistemini etkileyebilecek bir tehdide dönüşmüş durumda. Şimdilik ne alakası var denilse de Hindistan ile Pakistan arasındaki kriz, Kürtler açısından doğrudan bir taraf seçimi meselesidir. Çünkü Kürtlerin Ortadoğu’daki geleceği, doğrudan ABD ve İsrail’in bölgesel politikalarına bağlı bir evrim geçirmektedir. Özellikle Suriye, Irak ve İran üçgeninde Kürtler, ABD ile fiili, İsrail ile ise stratejik bir ittifak ilişkisine sahiptir. Yakın bir zamanda Suriye'de Kürtler doğrudan ABD'nin askeri ve siyasi desteğiyle özgürleştiler. İsrai’in operasyonlarıyla Suriye’de İran’ın etkisi azaltıldı ve sonuçta Kürtler artık federe bölge kurmaktan bahseder hale geldiler ve buradaki kaderimiz de İsrail’in bölgedeki güç dengesini elinde tutmasıyla mümkün. Irak'ta 1991 Körfez Savaşı sonrası kurulan güvenli bölge ve ardından Kürdistan için oluşturulan federal statü süreci doğrudan ABD etkisiyle gerçekleşti. Irak’ın bir karşıtı olarak İsrail, bu statünün korunmasında oldukça stratejik bir role sahip. Bugün İran’da da Kürtlerin özgürleşmesi, doğrudan ABD’nin ve İsrail’in İran’a yönelik tutumuyla kesinlikle yakından ilgilidir. Türkiye’de de durum farklı değildir. Bu stratejik ittifak ilişkileri göz önüne alındığında, Kürtler açısından Pakistan ve Çin ekseninin desteklenmesi siyasi bir intihar anlamına gelir. Çünkü Pakistan ve Çin, İran rejimiyle dostane ilişkilere sahiptir ve Türkiye bu üçü ile ayrıca ittifaka sahiptir. Nitekim bu krizde Çin, Türkiye ve İran, doğrudan Pakistan’dan taraf olmuşlardır. Özellikle Türkiye’nin Pakistan’a verdiği destek, yalnızca dini ve siyasi yakınlıkla açıklanamaz. Asıl mesele, 20. yüzyılın başında İngilizler tarafından kurulan bölgesel statükoyu koruma amacıdır. İngilizler, Sovyetlerin sıcak denizlere inmesini engellemek üzere Yunanistan, Türkiye, İran, Afganistan, Hindistan ve daha sonra da Pakistan’ı bir set olarak inşa etmişti. Bugün de bu strateji hala değişmiş değildir. Türkiye, İran ve Pakistan gibi devletler, İngilizlerin çizdiği sınırları, özellikle Kürtsüz sınırları koruma refleksiyle hareket etmektedir. 1955 yılında kurulan ve Sento olarak bilinen Bağdat Paktı'nın temel amacı da budur: Kürtlerin statü talebini bastırmak ve bölgeyi Batıya entegre bir tampon kuşak halinde tutmak. Bugün Pakistan, İran rejimiyle askeri teknoloji işbirliği yapıyor, Taliban yönetimiyle ilişkilerini güçlendiriyor ve Türkiye’nin Kürt karşıtı politikalarını destekliyor. Türkiye ise hem Pakistan üzerinden Asya’ya üzerinde bir etki üretiyor hem de Birleşmiş Milletler ve İslam Konferansı Örgütü gibi platformlarda Kürtlerin uluslararası tanınırlığını bu güç birliği ile engelliyor. Sonuç olarak, Kürtler açısından Hindistan, Kürdistan özgürlük mücadelesinin dolaylı müttefiki konumundadır. ABD’nin Hindistan’a verdiği destek ve Hindistan’ın Çin-Pakistan-İran-Türkiye bloğuna ve elbette İngilizlerin bölgesel statükosuna karşı duruşu, Kürtler için stratejik bir fırsat alanı yaratmaktadır. Bu nedenle Hindistan'ın güçlenmesi, Pakistan’ın zayıflaması ve ABD ile Hindistan ekseninin bölgesel ağırlık kazanması, Kürt ulusal çıkarlarıyla uyumludur. Kürtlerin bölgesel siyasette doğru tarafı belirlerken bu tarihsel ve jeopolitik gerçekleri göz önünde bulundurması kritik önemdedir.

ibrahim halil baran

38,705 次观看 • 1 年前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, basın ve yayın organlarının Ankara Temsilcileri ile bir araya geldi. Millî Savunma Bakanlığındaki buluşmada Bakan Yaşar Güler terörle mücadele başta olmak üzere 2024 yılında icra edilen faaliyetleri anlattı. Bakan Yaşar Güler basın mensuplarına şu bilgileri verdi: EN YOĞUN, EN KAPSAMLI VE EN ETKİLİ FAALİYETLERİ İCRA EDİYORUZ Ülkemizin savunma ve güvenliğini sağlamak için görevlerimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştığımız yoğun ve başarılı bir yılı geride bırakmanın haklı gururunu yaşıyor, artan bir azim ve kararlılıkla yeni yıla hazırlanıyoruz. Hakiki ve güvenilir bilgiye ulaşmanın her zamankinden daha önemli hâle geldiği, dezenformasyon ile mücadelenin kritik öneme sahip olduğu günümüzde; tüm faaliyetlerimizi büyük bir şeffaflık içinde icra ediyor, kamuoyunu sizlerin aracılığıyla ilk elden bilgilendiriyoruz. Bugün de 2024 yılında gerçekleştirdiğimiz faaliyetler hakkında sizleri bilgilendirecek, değerli görüşlerinizi alacak ve sorularınızı cevaplayacağız. Stratejik önemi yüksek olan ülkemiz; aynı zamanda çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer almaktadır. Yakın coğrafyamızdan başlamak üzere bölgesel ve küresel gerilimlerin arttığı, istikrarsızlığın ve belirsizliğin hat safhaya çıktığı bir güvenlik ortamından geçiyoruz. Bu kritik dönemde ülkemiz; güvenlik, huzur ve barışı önde tutan çok yönlü ve etkin bir savunma ve güvenlik politikası takip ediyor. Çok boyutlu ve karmaşık hâle gelen mevcut güvenlik ortamı ve bölgemizdeki kaotik gelişmeler, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her an harekâta hazır, etkin ve caydırıcı bir güç olmasını ve bu gücünü pekiştirmesini zorunlu kılmaktadır. Böylesine hassas bir süreçte, görev ve sorumlulukları artan Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Tüm tehdit ve tehlikelere karşı ülkemizin ve asil milletimizin savunma ve güvenliğini sağlamak için aralıksız çalışmakta, - İstiklal Harbimizden bu yana en yoğun, en kapsamlı ve en etkili faaliyetlerini icra etmekte, - Terörle mücadelede, hudut güvenliğinde, yurt içi ve yurt dışında icra edilen faaliyetlerde elde edilen başarı ve etkinliğin çıtasını, her geçen gün daha da yukarılara taşımaktadır. YILBAŞINDAN BU YANA 2 BİN 939 TERÖRİSTİ ETKİSİZ HÂLE GETİRDİK Sizlerin de bildiği gibi Silahlı Kuvvetlerimizin en çok odaklandığı, enerjisini ve zamanını en çok harcadığı konu terörizmle mücadeledir. Terörle mücadelede yaptığımız konsept değişikliğiyle “terörü kaynağında yok etme” anlayışını uygulamaya koyduk. Geçmişte yürütülen “sınırlı hedefli ve süreli” askerî harekâtların yerine bugün artık, “sürekli ve kapsamlı” operasyonlarla terör örgütüne ağır darbeler vuruyoruz. Sahanın gerekliliğine uygun, alışılmadık, öngörülemez, süratli ve sürekli icra esaslarında gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla; Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil bu yılın başından itibaren 2.939 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, yıl içerisinde 99 terörist de teslim olmuştur. Terör örgütünün eylem ve hareket kapasitesinin sıfırlanması için gözümüzün değmediği, ayağımızın basmadığı yer bırakmıyor, alandaki hâkimiyetimizi her geçen gün geliştiriyoruz. Nihai hedefimiz; Irak ve Suriye sınırlarımız boyunca Türkiye’ye tehdit olabilecek tüm terörist faaliyetleri kaynağında yok etmek ve terör belasını milletimizin gündeminden tamamen çıkarmaktır. Bu vesileyle - Terörle mücadelede elde edilen başarılarda en büyük paya sahip olan aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, - Bugüne kadar terörle mücadelede emeği geçen, katkı sağlayan bütün devlet büyüklerimize, komutanlarımıza, Türk Silahlı Kuvvetleri personeline teşekkür ediyor, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. PENÇE-KİLİT OPERASYONU İLE 1.136 TERÖRİST ETKİSİZ HÂLE GETİRİLDİ 17 Nisan 2022’de Irak’ın kuzeyinde başlatılan Pençe-Kilit Operasyonu’nda kahraman ordumuzun büyük cesaret, fedakârlık ve yoğun gayretleriyle Zap’ta kilidi kapattık. Irak sınırımızın tamamının emniyetini sınır ötesinden tesis ettik. Terör örgütü tarafından önemsenen ve Suriye ile Kandil arasında kilit konumda olan bu bölgede 1.136 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, Pençe-Kilit Harekâtı’nda bugüne kadar toplam 3.158 Mayın ve El Yapımı Patlayıcı imha edilmiş, 1.327 mağara ve sığınak kullanılamaz hâle getirilmiş, 957’si ağır silah olmak üzere 2.421 muhtelif silah ve bu silahlara ait 910 binden fazla mühimmat ele geçirilmiştir. Bölgedeki operasyon ve faaliyetlerimiz aynı azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanımızın 22 Nisan’da Bağdat ve Erbil’e gerçekleştirdiği ziyaretlerin, Türkiye-Irak ilişkilerinde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyoruz. Terörle mücadelede ülkelerimiz arasındaki iş birliğini kalıcı hâle getirmek için görüşmelere devam ediyoruz. Bu kapsamda ülkemiz ile Irak arasında sonuncusu Bağdat’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması toplantılarının dördüncüsünü, 15 Ağustos’ta Ankara’da icra ettik. Irak Savunma Bakanı ile “Askerî, Güvenlik İş Birliği ve Terörle Mücadeleye Dair Mutabakat Zaptı”nı imzaladık. PKK’yı kendi problemi olarak da görmeye başlayan Irak’ın PKK terör örgütünü “yasaklı örgüt” ilan etmesi yönünde aldığı kararı memnuniyetle karşılıyor, en kısa sürede “terör örgütü” olarak da ilan etmesini bekliyoruz. SURİYE’NİN BİRLİĞİNİ VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ DESTEKLİYORUZ Öncelikle belirtmek isterim ki, Suriye’de yaşanan olayların maddi, manevi, sosyal ve toplumsal yükünü en fazla çeken ülke Türkiye’dir. Malumunuz DEAŞ, ardından da PKK/KCK-PYD/YPG-SDG terör örgütü Suriye’deki güç boşluğundan yararlanarak bölgede terör devleti kurmaya çalıştılar. Suriye’de icra ettiğimiz harekâtlarla terör örgütünü engelledik ve sınırlarımızın güvenliğini sağladık. Bölgede yaşayan veya göç etmiş olan Suriye vatandaşları için güvenli ve istikrarlı bir yaşam alanı oluşturduk. Suriye’deki son gelişmeleri en başından itibaren bölgedeki muhataplarımızla iş birliği ve koordinasyon içerisinde yakından takip ediyoruz. Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekliyor, terörle mücadeleye ise büyük önem ve öncelik veriyoruz. SURİYE’DEKİ SON GELİŞMELERDE BİR DAHLİMİZ YOK Yaşanan son gelişmeler ve ortaya çıkan durum; muhalefetin talepleri ve rejimin bunları dikkate almaması, keza rejimin kendisine iyi niyetle uzatılan eli tutmaması nedeniyle uzun süredir çözülemeyen ve Suriye’nin iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunlardı. Yerel unsurların bu faaliyetlerinin öncesinde veya herhangi bir aşamasında ülkemizin bir dahli olmamıştır. Ayrıca Suriye Millî Ordusunun Suriyeli muhaliflerden meydana geldiğini, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında Suriye’deki ihtilafın bir tarafı olarak açıkça kabul edilen Suriye Geçici Hükümetinin bir parçası olduğunu ve bu hükümetin Savunma Bakanlığının emri altında çalıştığını da vurgulamakta yarar var. Bu kapsamda; - Suriye’nin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve bölgemizin güvenliğine yönelik ağır tehdit oluşturan PKK/YPG terör örgütünün bölgedeki belirsizlikten faydalanmasına asla izin vermeyeceğimizi, Bölgede varlık gösteren terör örgütleriyle mücadele konusundaki tutumumuzun net olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. SURİYE’NİN ARTIK MÜREFFEH BİR ÜLKE OLMA VAKTİ GELDİ Şimdi Suriye’de ortaya yeni bir durum ve gerçeklik çıktı. Suriye’nin artık; istikrarlı, demokratik ve siyasi açıdan birleşmiş müreffeh bir ülke olma vakti gelmiştir. Bunun için bizler de Suriye’de kapsayıcı bir anayasanın kabulü, serbest seçimlerin yapılması, tam normalleşme ve güvenlik ortamının sağlanması konusunda elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz. Bu çerçevede Suriye’de 2254 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı temelinde kalıcı siyasi çözüme ulaşılacağına da inanıyoruz. HUDUTLARDA 93 BİN 349 KİŞİNİN GEÇİŞİ ENGELLENDİ Hudut hattımızda dünya standartlarında ve teknoloji yoğunluklu sistemler etkin şekilde kullanılıyor. Meydana gelen teknolojik gelişmeler ile tedbirlerimizi geliştiriyoruz. Böylelikle hudutlarımızda kaçak geçişlere asla imkân tanımıyoruz. Hâlen hudutlarımızda 8 Hudut Tugayımız, 6 Hudut Alayımız olmak üzere toplam 60 bin personel de görev yapıyor. 1 Ocak 2024’ten itibaren hudutlarımızda 93 bin 349 kişinin geçişi engellenmiş, yakalanan 13 bin 551 düzensiz göçmen ile 280 terörist ve 801 kilogram uyuşturucu madde kolluk kuvvetlerine teslim edilmiştir. Tüm bunlara rağmen hudutlarımızla ilgili daha önce de karşılaştığımız gibi farklı ülke ve zamanlarda çekilmiş, eski ve benzer görüntülerle özellikle sosyal medya üzerinden kamuoyu yanıltılmaya ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yıpratılmaya çalışılmıştır. Yakın zamanda Van-İran sınırımıza bir basın turu düzenledik. Katılan tüm basın mensupları alınan tedbirlerden çok etkilendiklerini belirttiler. TÜRKİYE İLE BİRLİKTE OLANLAR KAZANDI Türkiye; Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda savunma ve güvenlik alanında önemli adımlar atarak bölgesinde ve dünyada etkin bir konuma ulaştı. Bölgesel ve küresel barış için öncü bir rol üstlenen Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmayı sürdürmektedir. Samimi bir yaklaşımla desteklediğimiz kardeş ve dost ülkeler, Türkiye benzeri bir silahlı kuvvetler yapısını kurmamızı talep ediyorlar. Dostlarımızın bu tutumları, güvenlik ve istikrarın tesisine yönelik küresel ölçekte ortaya koyduğumuz gayretin ne denli başarılı olduğunun da bir göstergesidir. Türkiye ile birlikte olanlar kazanacak demiştik. 2024, Türkiye ile birlikte olanların kazandığı bir yıl oldu. 2025, bu gerçeğin perçinlendiği bir yıl olacak diye düşünüyoruz. AZERBAYCAN’A HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERİYORUZ İfade etmiş olduğum uluslararası misyonlarımız çerçevesinde en başta kederde ve kıvançta bir ve beraber olduğumuz Can Azerbaycanlı kardeşlerimizin haklı davalarına her türlü desteği verdik, veriyoruz. Bugün, Karabağ’ın tamamında şanlı Azerbaycan bayrağının dalgalanmasından büyük bir memnuniyet duyuruyoruz. “Tek Millet, İki Devlet” anlayışıyla sarsılmaz bağlara sahip ilişkilerimizi, başta savunma sanayi ve askerî iş birliği olmak üzere, daha üst seviyelere taşımak için aralıksız gayret gösteriyoruz. Öte yandan Kafkasya’da güvenlik ve huzurun tesisi, Azerbaycan ve Ermenistan arasında kapsamlı ve kalıcı bir barış antlaşmasından geçmektedir. Bu konuda iki ülkenin gösterdikleri çabayı ve son dönemde katettikleri ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz. AMACIMIZ İSTİKRAR İÇİNDE TEK BİR LİBYA’NIN OLUŞUMUNA KATKI SUNMAK Yakın bağlarımızın olduğu bir diğer ülke ise Libya’dır. Dost ve kardeş Libya ile son yıllardaki iş birliğimiz artarak devam etmektedir. Bu kapsamda askerî eğitim, yardım, iş birliği ve danışmanlık faaliyetleriyle Libyalı kardeşlerimize destek sağlıyoruz. Amacımız, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini sağlamış; barış, huzur ve istikrar içerisinde yaşayan tek bir Libya’nın oluşumuna katkıda bulunmaktır. Tek Libya hedefine katkı sağlayan her adımı önemli ve değerli buluyoruz. Nitekim son olarak 28 Kasım’da davetimiz üzerine 5+5 Ortak Askerî Komisyonu ile Ankara’da heyetler arası bir görüşme gerçekleştirdik. SOMALİ’YE DENİZ GÜVENLİĞİ ALANINDA DA DESTEK VERECEĞİZ Türkiye olarak Afrika’nın huzur ve istikrarına büyük önem veriyor, Afrikalı dostlarımızla ilişkilerimizi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. Dost ve kardeş ülke olarak gördüğümüz Somali’de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik olarak eğitim, danışmanlık ve destek kapsamında icra ettiğimiz faaliyetler artarak devam ediyor. Somali ile 8 Şubat’ta imzaladığımız İş Birliği Anlaşması ile şu ana kadar yapılan faaliyetlerimizin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Somali’nin isteği üzerine terörle mücadele konusunda kendilerine verdiğimiz desteği deniz güvenliği alanında da vermeye başlayacağız. Bu amaçla Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz, donanma gemilerimizin (TCG Gökova ve TCG Gediz, TCG Ütğm. Arif Ekmekçi) refakat ve korumasında Somali’de görevlerine devam etmektedir. Öte yandan Çarşamba günü, Sayın Cumhurbaşkanımızın arabuluculuğunda Somali ve Etiyopya arasında tarihî bir uzlaşmaya da ev sahipliği yaptık. KATAR’DA DENİZ VE HAVA UNSUR KOMUTANLIKLARIMIZI TEŞKİL ETTİK Etkin bir şekilde faaliyetlerimizi yürüttüğümüz bölgelerden biri de Basra Körfezi’dir. Nitekim dost ve kardeş ülke Katar’da konuşlu Türk-Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımız vasıtasıyla Katar Silahlı Kuvvetlerinin savunma kabiliyetlerinin geliştirilmesini desteklemeye devam ediyoruz. Son olarak Katar’da Deniz ve Hava Unsur Komutanlıklarımızı teşkil ederek bölgede yeni bir sorumluluk üstlendik. Böylece birliklerimiz; bölgesel deniz ve hava güvenliği için caydırıcı bir unsur olurken, aynı zamanda dost Katar Deniz ve Hava Kuvvetlerinin imkân ve kapasitesini daha da geliştirecektir. 89 ÜLKE İLE ASKERÎ ANLAŞMALAR YAPTIK Bu çalışmalarımızın yanı sıra millî menfaatlerimiz doğrultusunda ve ikili ilişkilerimizin geliştirilmesi kapsamında çok sayıda kardeş, dost ve müttefik ülke ile askerî çerçeve, eğitim, iş birliği ve yardım anlaşmaları da imzaladık. Bu bağlamda, bugüne kadar 89 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması, 65 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması, 33 ülke ile Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü imzalanmıştır. Ayrıca, 42 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması ve 13 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması ve 14 ülke ile de Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü’nün imzalanmasına yönelik müzakere süreci devam etmektedir. Bunların yanı sıra yeni anlaşmalar imzalamaya ve eski tarihli anlaşmaları güncellemeye yönelik gayretlerimiz de devam etmektedir. 2024’TE 74 ÜLKE İLE 216 GÖRÜŞME YAPTIK Tüm bunlarla birlikte 74 ülke ile ikili ve çoklu yüz yüze ve telefon görüşmeleri olarak 216 görüşme gerçekleştirildi. 28 yurt dışı ziyaret icra edildi, 24’ü Savunma Bakanı olmak üzere 55 görüşme yapıldı. 158 yabancı zevatı kabul ettik. 3 Savunma Bakanı ile telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Ayrıca, 3 yurt dışı, 21 yurt içi olmak üzere 24 birlik ziyareti gerçekleştirdik. YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE TANSİYONUN YÜKSELMEMESİ İÇİN GAYRET SARF EDİYORUZ Yunanistan ile ilişkilerimize baktığımızda ise son dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri yapıcı bir yaklaşımla ilerletmeyi hedefleyen ortak bir tutum mevcuttur. Biz de bu sürecin barış ve huzur içinde devamına yönelik gerekli tedbirleri alıyor, tansiyonun yükselmemesi için gayret sarf ediyoruz. Diğer yandan, Yunanistan ile aramızdaki güveni artırmayı amaçlayan Güven Artırıcı Önlemler Toplantıları ve bunun sonucu olarak gerçekleştirilen karşılıklı üst düzey ziyaret ve faaliyetler de devam etmektedir. Akdeniz ve Ege Denizi’ni ilgili tüm tarafların meşru menfaatlerine saygı duyulan, iş birliği içerisinde bir istikrar ve refah bölgesi olarak görmek istiyoruz. Tabii barışçıl bir çözüm için çaba gösterirken millî menfaatlerimizden asla taviz vermeyeceğimizi ve bu konuda kararlılığımızın tam olduğunu da vurgulamak isterim. KIBRIS TÜRKÜ’NÜN GÜVENLİĞİ İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMA KARARLILIĞIMIZ TAMDIR Millî meselemiz olan Kıbrıs konusunda ise bugüne kadar ortaya konulan çözüm yöntemlerinden, maalesef bir sonuç elde edilememiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıl dönümünde şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, 50 yıldır Ada'ya (hem soydaşlarımıza hem de Rumlara) barış ve huzur ortamı gelmiş, akan kan durmuştur. Kıbrıs Adası’nda dengeleri bozabilecek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğine tehdit oluşturabilecek her türlü gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Orta Doğu’da yaşananlar sonrası Kıbrıs adasında son dönemde artan hareketlilik ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin silahlanma faaliyetleri Ada’daki hassas dengeye zarar vermektedir. Malumunuz son olarak ABD ile GKRY arasında “Savunma İş Birliğine İlişkin Yol Haritası” anlaşması yapıldı. Bu tutum ABD’nin Kıbrıs Adası’na yönelik tarafsızlığına zarar vermektedir. ABD’nin 2020 yılında aldığı, 2022’de kapsamını genişlettiği ve 2023’te uzattığı GKRY’ye yönelik silah ambargosunu kaldırma kararını, 1 Ekim 2024 itibarıyla bir yıllığına yeniden uzatacağını açıklaması da kabul edilemez bir durumdur. Ada’da tek ve kesin çözüm; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesidir. Türkiye’nin; geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da Kıbrıs Türklerinin güvenliğini, huzurunu ve refahını korumak için her türlü askerî ve siyasi tedbiri alma kararlılığı tamdır. İSRAİL DEVLET TERÖRÜ UYGULUYOR Krizin en başından bugüne kadar, yalnızca bölgedeki değil dünyadaki herkesin güven ve huzuru için acil ve kalıcı ateşkes sağlanarak çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini savunuyoruz. İsrail bugüne kadar alınmış kararlara rağmen, bölgede haksız ve hukuksuz uygulamalarına, masum sivilleri, özellikle çocukları hedef alan katliamlarına devam etmekte, Filistinlilere devlet terörü uygulamaktadır. Öte yandan, İsrail’in Lübnan’a yönelik son saldırıları ve İran ile yaşadığı gerginlik tüm bölgenin kaosa sürüklenme tehlikesini artırmış, İsrail saldırılarının Gazze ile sınırlı kalmayacağı, bölge geneline yayılacağı endişemizin ne kadar haklı olduğunu da göstermiştir. Zira İsrail, işgalci zihniyetini her fırsatta ve gittikçe artan bir saldırganlık ve hukuk tanımazlıkla ortaya koymaktadır. Öyle ki Suriye’de meydana gelen son gelişmeler sonrası İsrail’in Golan tepeleri bölgesindeki yeşil hattı işgali ve Şam’a yönelik saldırıları, bu konudaki haklılığımızın son göstergeleridir. Uluslararası camianın bölgeyi büyük bir tehlikeye sürükleyen bu saldırgan devlete karşı daha da somut adımları bir an önce atması gerekmektedir. Bir kez daha vurgulamak isterim ki; Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrar için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafya bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması şarttır. Öte yandan İsrail’in saldırganlığı altında zor durumda kalan Gazze’ye ve Lübnan’a insani yardımlarımızı ulaştırmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, 19 uçak ve 11 gemi ile 275 bin ton yardım malzemesi bölgeye gönderilmiştir. Ayrıca 10 Ekim’de, çok az sayıda ülkenin yapabileceği çok önemli bir tahliye operasyonunu, Beyrut Limanı’ndan gerçekleştirdik. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞININ SONLANDIRILMASI İÇİN ÇOK YÖNLÜ ÇABALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ Karadeniz’de ise Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş nedeniyle hassasiyet devam etmektedir. İki komşumuz arasındaki bu savaşın sonlandırılması için Türkiye olarak en başından itibaren ortaya koyduğumuz çok yönlü çabalarımızı sürdürüyoruz. Barış olacaksa yine iki tarafla da görüşebilen tek lider olan Sayın Cumhurbaşkanımızın girişimleriyle olacaktır. Karadeniz’e en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak bölgesel sahiplik yaklaşımımızın her zaman altını çiziyor, bu yaklaşımımız çerçevesinde faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Bu doğrultuda Karadeniz’de gerginliği azaltan ve dengeyi tesis eden Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni dikkatle, sorumlu, tarafsız ve tavizsiz bir biçimde uyguladık, uygulamaya devam ediyoruz. Aynı şekilde NATO Müttefiklerimiz; Bulgaristan ve Romanya ile birlikte tesis ettiğimiz Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu ile Karadeniz’deki güvenliğe katkılar sağlıyoruz. Temennimiz, tüm dünyayı etkileyen ve yaklaşık üç yıldır devam eden bu savaşın bir an önce son bulmasıdır. NATO’YA KATKI SAĞLAMAYA DEVAM EDİYORUZ Türkiye; NATO İttifakı’na katıldığı günden bu yana üstlenmiş olduğu tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye; NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak NATO kuvvet yapısına, misyon, operasyon ve karargâhlarına katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - 10 Ekim 2023’te bir yıl süreyle komutasını devraldığı Kosova Barış Gücü (KFOR) Komutanlığı görevini uluslararası sorumluluğun gerektirdiği tam bir tarafsızlık ve şeffaflık içerisinde başarıyla yerine getirmiş, - 18 Ekim 2024’te üstlendiği KFOR Komutan Yardımcılığı görevini devralmış, - 1 Aralık 2024-1 Aralık 2025 tarihleri arasında 65’inci Mekanize Piyade Tugayı Komando Taburumuz ile KFOR İhtiyat Taburu görevini, - 1 Temmuz 2024’te; 4 yıl süreyle üstlendiğimiz Karadeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF BLACK) ile yine 1 yıl süreyle üstlendiğimiz Akdeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF MED) Komutanlıklarını, - 24 Temmuz 2024’te 7’nci kez devraldığı deniz haydutluğuna karşı Birleşik Görev Kuvveti (CTF-151) komutasını, - 3 Aralık 2024’te Kanada Deniz Kuvvetlerinden devraldığı NATO Daimî Deniz Görev Grubu-2’nin komutasını başarıyla sürdürülmektedir. Ayrıca, NATO Daimî Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2’nin komutasını da 16 Aralık’ta, 6 aylığına devralınacaktır. Bosna Hersek’teki Avrupa Birliği Gücü Althea Harekâtı Manevra Bölüğü rotasyonu kapsamında ise bir motorlu piyade bölüğümüz 1 Ocak 2025 tarihi itibarıyla İtalya’dan görevi devralacak ve 30 Haziran 2026’ya kadar 18 ay süreyle görevini sürdürecektir. TSK 2024’TE 140 TATBİKATI BAŞARIYLA İCRA ETTİ Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda yürüttüğü tüm operasyonları ve görevlerinin yanı sıra; etkinlik ve caydırıcılığını daha da artırmak için ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de aralıksız sürdürmektedir. 1 Ocak’tan itibaren 39’u NATO, 32’si Millî, 48’i Davet ve 21’i Özel olmak üzere toplam 140 tatbikat başarıyla icra edilmiştir. 2024 yılında; Kara Kuvvetlerimiz, 10 bölgede aynı anda harekât icra etmiş ve etmekte, Deniz Kuvvetlerimiz, 125 bin 766 saat seyir gerçekleştirmiş, Hava Kuvvetlerimiz, 72 bin 965 sorti, 143 bin 726 saat uçuş yapmış, Farklı coğrafyalarda 70 bin personel ile 20 görev icra edilmektedir. 35 BÜYÜK ORMAN YANGINI SÖNDÜRMEK İÇİN 114 HELİKOPTER İLE DESTEK SAĞLADIK Bakanlığımız tüm bu faaliyetlerinin yanı sıra, yaşanan afet ve acil durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından gelen talepler çerçevesinde arama, kurtarma, ulaştırma, güvenlik, barınma ve iaşe desteği de sağlamaktadır. 1 Mayıs-30 Kasım 2024 (yangın mevsimi) tarihleri arasında Orman Genel Müdürlüğünün talebine istinaden 35 büyük orman yangınına 114 helikopter ile 3.558 sorti ve 7 bin tondan fazla su atımı yapılarak destek sağlanmıştır. MİLLÎ TEKNOLOJİ HAMLESİ, ÜLKEMİZ İÇİN ELZEMDİR Savunma sanayii alanında güçlü ve bağımsız olmayan milletlerin geleceğe güvenle bakabilmeleri mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve teşvikiyle mütemadiyen geliştirilen yerli ve millî savunma sanayii ürünü silah sistemleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetleri her geçen gün daha da artırılmaktadır. Bu anlayışla başlatılan ve üzerinde hassasiyetle durduğumuz “Millî Teknoloji Hamlesi”, egemenlik ve bağımsızlığımız için vazgeçilmez olduğu gibi ülkemizin jeopolitik ve stratejik konumu itibarıyla da elzemdir. Savunmamız ne kadar güçlü ve bağımsızsa, yarınlarımız o kadar güvenlidir. Bugün insansız kara, deniz ve hava araçlarından helikopterlere, silah ve akıllı mühimmatlardan füzelere, hava savunma ve elektronik harp sistemlerine kadar geniş bir yelpazede ihtiyacımız olan teknolojileri, yerli ve millî olarak tasarlayıp üretiyor ve çok sayıda ülkeye de ihraç ediyoruz. Tasarımdan üretime kendi imkânlarımızla geliştirdiğimiz sistemleri kardeş, dost ve müttefik ülkelere de ihraç ederek ekonomimize de önemli katkılar sağlıyoruz. Bu kapsamda büyük bir başarıyla hizmet veren ve dünya klasmanında takdir gören silahlı/silahsız insansız hava sistemlerimiz; Akıncı, TB-2,TB-3, Aksungur, Anka ve üretimi devam eden Kızılelma ve Anka-3’ün yanı sıra; - Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız “HÜRKUŞ”, - Jet eğitim uçağımız “HÜRJET”, - Genel maksat helikopterimiz “GÖKBEY” ve taarruz helikopterimiz ATAK, - İlk yerli ve millî savaş uçağımız KAAN, - Ana Muharebe Tankımız ALTAY, - MİLGEM projesi kapsamında üretilen korvetler, - Millî Denizaltı (MİLDEN Projesi), - İSTİF sınıfı fırkateynler ve özellikle TCG ANADOLU ülkemizin savunma sanayi atılımlarının en somut örnekleridir. Son olarak geçtiğimiz ay Bayraktar TB-3’ün, millî gururumuz ve donanmamızın amiral gemisi TCG Anadolu’dan ilk kalkış ve inişini başarıyla gerçekleştirmesi de / yerli ve millî savunma sanayindeki adımlarımızın en son örneğidir. Ayrıca, Dizayn Proje Ofisimiz tarafından, yerli ve millî olarak tasarlanan ve üretilen Ada Sınıfı korvetlerimiz ve İstanbul firkateynimizden sonra / 3’üncü proje olan TF-2000 hava savunma harbi muhribi ile 4’üncü proje olan millî uçak gemisinin tasarım faaliyetleri de başarıyla devam etmektedir. Önümüzdeki yılın ilk aylarında, bu iki proje kapsamında sac kesme faaliyetlerinin de yapılmasını planlıyoruz. Öte yandan uzun menzilli hava savunma sistemleri (SİPER), füze teknolojileri ve elektronik harp sistemleri gibi kritik savunma sanayi projelerimizde de önemli aşamalar kaydedilmiştir. Türk savunma sanayisinin önemli bir yapıtaşı olarak hayata geçirilmekte olan Çelik Kubbe; kısa, orta ve uzun menzilli hava savunma silah sistemlerimizin (KORKUT, HİSAR-A/HİSAR-O, GÖKDEMİR, SİPER) entegre biçimde görev yapmasını sağlayan, günümüzün tehditlerini bertaraf etme kabiliyetine sahip etkili ve katmanlı bir hava savunma mimarisidir. Bu “güvenlik şemsiyesi”ni inşa edecek teknolojik olgunluğa erişmiş durumdayız. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

51,702 次观看 • 1 年前

[TR] Türkiye’nin #Pomega Lityum-İyon Pil Hücresi ve Enerji Depolama Sistemleri Giga Fabrikası Açıldı! 🔋⚡ Pomega Enerji Depolama Teknolojileri, 29 Ağustos’ta Ankara’da devreye aldığı ve Türkiye’nin ilk özel sektör yatırımı olan Lityum-İyon Pil Hücresi ve Enerji Depolama Sistemleri Giga Fabrikası’nda üretmeye başladığı enerji depolama sistemleriyle ‘enerjinin geleceğini’ şekillendiriyor! Ankara / Polatlı’da 100 bin metrekarelik devasa bir alan üzerine inşa edilen ve tüm fazları tamamlandığında yıllık 3 Gigawatt saatlik (GWh) kapasiteye ulaşacak olan fabrika, yüzde 100 yerli mühendislik katkısıyla üretim yapacak. -------------------------------- [EN] Türkiye's #Pomega Lithium-Ion Battery Cell and Energy Storage Systems Giga Factory Opened! 🔋⚡ Pomega Energy Storage Technologies is shaping the 'future of energy' with the energy storage systems at its ‘Lithium-Ion Battery Cell and Energy Storage Systems Giga Factory’ which is the very first private sector energy storage investment of Türkiye and was commissioned on August 29th! The factory, which is built on a huge area of 100 thousand square meters in Ankara / Polatlı will reach an annual capacity of 3 Gigawatt hours (GWh) when all phases are completed, making production with 100 percent domestic engineering contribution. #Kontrolmatik #Kontr #Pomega #GigaFabrika #GigaFactory #EnergyStorage #EnerjiDepolama

Pomega Energy Storage Technologies

59,294 次观看 • 2 年前

■ AB ülkeleri İran'a karşı HÜRMÜZ savaşına katılacaklarını açıkladı : "Fransa,Almanya, İngiltere,İtalya,Hollanda, Japonya: Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi sağlamak için ortak girişimlere katılmaya hazır olduklarını açıkladı." ■ CIA istihbarat analisti : İran'dan sonra Türkiye'nin bir sonraki hedef olduğunu iddia etti. Larry Johnson, İsrail'in nihai hedefinin tüm Müslümanları ve Arapları öldürmek olduğunu söyledi. -CNN TÜRK ■Fox News ABD : USS Boxer amfibi görev grubu ve 4.500 deniz piyadesi Orta Doğu’ya doğru yola çıktı. ■ İsviçre : İran savaşı nedeniyle ABD’ye silah satışını durdurdu. ■ QatarEnergy : İtalya, Belçika, Güney Kore ve Çin’e LNG tedarikinde mücbir sebep ilan etmeye hazırlanıyor." İran saldırısı Katar’ın LNG kapasitesinin %17’sini 5 yıla kadar devre dışı bıraktı." -Reuters ■ Dubai, adeta Hindistan’a döndü. Savaş nedeniyle yüksek gelirli turistlerin terk ettiği Dubai’den gelen görüntüler. ■ Timur Soykan : Adalet Bakan Yardımcısı Mehmet Yılmaz’ın teyzesi olan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İstanbul İl Müdür Yardımcısı Müzeyyen Yazıcı ile oğlu Ahmet Yazıcı, gümrükte el konulan eşyaları usulsüz şekilde satarak haksız kazanç elde ettikleri iddiasıyla tutuklandı. ■ ABD Büyükelçisi Tom Barrack: “Türkiye’de başlayan süreç, Kürtlerin yaşadığı 4 büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsıyor. Herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkan tanıma fırsatı.” Büyük Kürdistan kurulması açıklaması ... ■ ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth : Pentagon’un İran savaşı için yaklaşık 200 milyar dolarlık bütçe talep ettiğini doğruladı. “Kötü adamları öldürmek para gerektirir.” dedi ! ■ Netanyahu: “Orta Doğu'yu değiştirme sözü verdim ve bunu başardık. İsrail artık bölgesel süper güç haline geldi.” ■ Em.General Naim Babüroğlu : ABD’nin en etkili Dışişleri Bakanı Kissinger, 1968’de şu ünlü sözü söyler: “Amerika’nın düşmanı olmak tehlikeli olabilir, ama dostu olmak ölümcüldür.” -Trump'ın dostluğu daha ölümcüldür. -ABD/İsrail-İran savaşında, ABD’den ne kadar uzak kalınırsa, Türkiye için o kadar iyi. Trump bu dönemde Türkiye’yi seviyorsa, ölümcül darbe var demektir. " -AMAN DİKKAT !.. ■ Eski CIA görevlisi Robert David Steele: “ Jeffrey Epstein, her büyük ABD politikacısını bir çocuğa korkunç bir şey yaparken videoya almış durumda, tamam mı? — Veya birden fazla çocuğa! — Özetle, bütün ABD hükümeti şantaj ve yolsuzlukla öyle bir noktaya gelmiş ki sistemi düzeltmek mümkün değil! — Tamamen temizleyip yeniden başlamak gerekiyor!” ■ ABD Sağlık Bakanı: Robert F. Kennedy Jr : "Kronik Hastalıklar Acil Durumu İlan Edeceğiz Ve Su'dan Flörürü, Yiyeceklerden Kimyasalları Ve Chemtrails'i Durduracağız. Bill Gates'i Yargılanmak Zorunda Kalacaklar.Bill Gates hakkında iddianame hazırlandı. ■ Çin : Gübre ihracatını askıya aldı, ABD ve Avustralya'daki çiftçiler gübre kıtlığıyla karşı karşıya. Avustralya, gübresinin %75'ini ve tüm üresini Orta Doğu, Çin ve Güneydoğu Asya'dan ithal ediyor. ■ Katar : Dünyanın en büyük helyum fabrikası İran saldırılarında imha oldu. Hastanelerdeki 14 bin MR makinesi için soğutma sistemlerinden pek çok askeri ve sivil teknoloji ürünü için helyum kullanılıyor. Helyum atmosferden kaçabilen tek element ve kullanılabilir hale getirilmesi çok zor. ■ Çin : J-20 savaş uçağının baş tasarımcısı ortadan kayboldu. ▪️Çin’in en gelişmiş hayalet savaş uçağı J-20’nin baş mühendisi Yang Wei uzun süredir kamuoyunda görünmüyor. ▪️Adı Çin Bilimler Akademisi’nin internet sitesinden de kaldırıldı. " -South China Morning Post ■ Halkın Kurtuluş Partisi : “Türkiye’de depremlerde kaybolan çocukların kaçırılıp kaçırılmadığının tespiti amacıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. " ■ Trump'ın dokunulmazlığı Epstein davası kapsamında kaldırıldı. ■ NATO : Irak’tan ayrıldı.Bölgedeki tüm personeli tahliye edildi. -El Cezire #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

349,569 次观看 • 4 个月前

"Marco Materazzi farklı bir vakaydı. Size zarar vermeye çalışırdı. Oyunla ilgili sebeplerin yanı sıra rakibi sinirlendirmek gibi kişisel bir stratejisi vardı. Biri futbolda yeterince yetenekli olmadığında kendini kabul ettirmek için her yola başvurur. Onun tarzı buydu. Ama bana bazı şeyler yaparsanız onları unutmam çünkü burada, göğsümde, bir şey kalır. Onu yakalamak için beş yıl bekledim. Juventus-Inter maçı, 2 Ekim 2005. Materazzi o zamanlar popüler olan ve gözlerinin rengini değiştiren özel Nike kontakt lenslerini takıyordu. Beni her yerde avlayan iki kırmızı, canavar gibi gözbebeği hatırlıyorum. Çift ayakla, makas gibi bir girişle beni yakalamayı çok iyi başarmıştı. Tedavi için sahadan ayrılmam gerekiyor. Topallıyorum. Capello beni değiştirmek istiyor ama ben ona 'Hayır, Mister. Ben idare edebilirim.' diyorum. Sadece onu aramak için geri döndüm. Bu noktada futbolun artık hiçbir önemi yok, benim için oyun çoktan bitti. Ama ağrıdan yürüyemiyorum bile, Capello bunu fark ediyor ve çıkmamı istiyor. Bekleyiş başlıyor. Benim dünyamda işler böyle yürür: Unutmazsın ve intikam almak için doğru anı beklersin. Kendi kendime defalarca söz verdim: Onu yakaladığımda canını yakacağım, çok kötü bir şekilde, böylece bana ne yaptığını hatırlayacak. Ve intikamımı saklamadan alacağım, niyetim herkes için aleni olacak. Başka maçlarda da karşılaştık ama doğru an hiç gelmedi. Sırf 'canı cehenneme' diye onu tekmeleyip çekip gitmekle ilgilenmiyordum. Hayır. Kafamdaki şey için doğru fırsatı yakalamam gerekiyordu. Inter'e transfer oluyorum. Materazzi'yle artık takım arkadaşıyız, bu yüzden planımı askıya almak zorundayım. Antrenmanda ona vuramam. Şimdi birlikte oynuyoruz ve birlikte kazanıyoruz. Takım arkadaşlarıma her zaman saygı duydum. Hatta onunla konuşuyorum, o kişiyi tanıyorum ama kafamda o anı hala duruyor, silmiyorum. Ayrıca müthiş bir hafızam var. Örnek: Bir gün bir çocuk bana imzalamam için bir forma verdi ve ben de ona 'Bunu geçen yıl Roma'da imzalamıştım.' dedim. Çok şaşırmıştı. Inter'de üç yıl oynadım, sonra Barcelona'ya Guardiola'nın yanına gittim. Zaman geçti. Milano'ya döndüm, bu sefer Milan formasıyla oynayacağım. Derbi haftası geldi, sezonun ilk derbisi. Gazeteler mücadeleye odaklanıyor. Herkes Materazzi'nin Ibra'ya karşı oynayacağını yazıyor ama ben çok sakinim. Maça odaklanmış durumdayım. Milan'ım Lazio'yu geçerek yükseldiği birinciliği korumak için mutlaka kazanmalı. Onların ev sahipliğinde oynuyoruz, bu yüzden çok daha fazla Inter taraftarı yuhalıyor, hakaret ediyor ama bu benim için sadece iyi bir şey çünkü kan dolaşımıma daha fazla adrenalin karışıyor ve kendimi daha güçlü hissediyorum. 12 Kasım 2010 Pazar: Oynuyoruz. Karşımda Lucio, Materazzi ve Cordoba var; yakından tanıdığım üç sert defans oyuncusu. İlk mücadelede bir grup halinde karşıma çıkıyorlar ve hemen beni nasıl bir oyunun beklediğini açıklıyorlar. Tamam, kartlar masada. Gözlerimi açık tutmam ve bir an bile dikkatimi dağıtmamam gerekecek. Bir top havalanıyor, zıplamaya gidiyorum ama Materazzi ve Lucio'nun biri sağdan, diğeri soldan olmak üzere beni ortada yakalamak için koştuklarını fark ediyorum. Havalanacakmış gibi yapıyorum, onun yerine yerde kalıyorum ve onları birbirlerine çarptırıyorum. Çok komik. Her top böyle olacak. Bir savaş. Ayrıca, Inter'deyken kale arkasıyla sert bir şekilde kapışmıştım. Bir golden sonra elimi cinsel organıma götürerek onlara meydan okumuştum ve şimdi beni Milan ile gören Inter taraftarları beni bir hain olarak görüyor ve infazıma tanık olmak istiyor. Maçta birkaç dakika geçti. Uzun bir top bana doğru geliyor, koşuyorum, ceza sahasına giriyorum, Materazzi beni arkadan biçiyor: penaltı. Golü atıyorum, sonra kollarımı açıyorum ve bana her türlü hakareti savuran Inter taraftarlarına bakmak için duruyorum. Adrenalin pompalanıyor. Tam sevdiğim gibi. Çok güzeldi. İkinci yarının başında, işte beş yıldır beklediğim an. Materazzi ile aramda bir top var. Bana zarar vermek için dalacağını biliyorum. Ama benim onu daha çok incitmek istediğimi bilmiyor çünkü bunca zamandır öfkem artıyor. Bir oyun anlaşmazlığı gibi görünmesi için ideal bir durumda, tam ortada olan topu alıyor. İki ayağıyla kayıyor, darbeyi önlemek için zıplıyorum. Ben de iki ayağımla dalsaydım, yarı yarıya şansımız olacaktı: Ya o bana vuracaktı ya da ben ona. Bunun yerine zıplıyorum, dizlerimi kaldırıyorum ve o altımdan kayarken kafasına dirsek atıyorum. Sert darbenin sesini ve acıyla 'Ah...' deyişini duyuyorum. Yerde yuvarlanabilir, çarpışmada ben de hasar almışım gibi davranabilirdim. Bunun yerine sakince kalkıp gidiyorum. Yerde kalıyor, sonra onu kontrol için hastaneye götürüyorlar. Şakağına iyi yapıştırdığımı biliyorum. Arkadaşım olan Stankoviç gelip bana 'Bunu neden yaptın Zlatan?' diye soruyor. Ona cevap veriyorum: 'Çünkü beş yıl bekledim. Unut bunu, Dejan. Git başımdan...' Soyunma odasındaki en coşkulu isimlerden biri de Pippo Inzaghi: 'Hayatımın en iyi derbisi: 1-0 biz kazandık, üstüne Ibra, Materazzi'yi hastaneye gönderdi!' Ayrıca Pippo ve Şeva'nın önceki derbilerde maruz kaldığı tüm faullerin intikamını da almıştım. Ertesi gün Linate'de uçağa yetişmem gerekiyordu. Bana 'Materazzi burada!' dediler. Cevap verdim: 'Güzel... Bakalım ne yapacak?' Koltuğumdan kalktım. Belki de beni hedefliyordur. Bana ne kadar erkek olduğunu göster, Matrix. Onun yerine tek kelime etmeden yanımdan geçip gidiyor. Sonra Instagram'ın arkasına saklanmak, röportajlarda kendinden bahsetmek, Şampiyonlar Ligi fotoğrafını paylaşmak ve 'Ibra, bu sende var mı?' yazmak kolay. Bu beni güldürüyor. Bu oyunlara ihtiyacım yok. Zamanı geldiğinde bir erkek gibi yapmam gerekeni yaptım. Artık onunla yarım kalmış bir meselem yok. Bir gün Capello'ya 'Mister, Juve'de bir sürü yıldız var. Herkesin saygısını nasıl kazanıyorsunuz?' diye sormuştum. 'Ben istemem, alırım!' diye cevap vermişti. Materazzi'den saygı istemedim, saygıyı aldım. Kendi yöntemlerimle..." - Zlatan

calciolog

169,446 次观看 • 1 年前

"Marco Materazzi farklı bir vakaydı. Size zarar vermeye çalışırdı. Oyunla ilgili sebeplerin yanı sıra rakibi sinirlendirmek gibi kişisel bir stratejisi vardı. Biri futbolda yeterince yetenekli olmadığında kendini kabul ettirmek için her yola başvurur. Onun tarzı buydu. Ama bana bazı şeyler yaparsanız onları unutmam çünkü burada, göğsümde, bir şey kalır. Onu yakalamak için beş yıl bekledim. Juventus-İnter maçı, 2 Ekim 2005. Materazzi o zamanlar popüler olan ve gözlerinin rengini değiştiren özel Nike kontakt lenslerini takıyordu. Beni her yerde avlayan iki kırmızı, canavar gibi gözbebeği hatırlıyorum. Çift ayakla, makas gibi bir girişle beni yakalamayı çok iyi başarmıştı. Tedavi için sahadan ayrılmam gerekiyor. Topallıyorum. Capello beni değiştirmek istiyor ama ben ona 'Hayır, Mister. Ben idare edebilirim.' diyorum. Sadece onu aramak için geri döndüm. Bu noktada futbolun artık hiçbir önemi yok, benim için oyun çoktan bitti. Ama ağrıdan yürüyemiyorum bile, Capello bunu fark ediyor ve çıkmamı istiyor. Bekleyiş başlıyor. Benim dünyamda işler böyle yürür: Unutmazsın ve intikam almak için doğru anı beklersin. Kendi kendime defalarca söz verdim: Onu yakaladığımda canını yakacağım, çok kötü bir şekilde, böylece bana ne yaptığını hatırlayacak. Ve intikamımı saklamadan alacağım, niyetim herkes için aleni olacak. Başka maçlarda da karşılaştık ama doğru an hiç gelmedi. Sırf 'canı cehenneme' diye onu tekmeleyip çekip gitmekle ilgilenmiyordum. Hayır. Kafamdaki şey için doğru fırsatı yakalamam gerekiyordu. İnter'e transfer oluyorum. Materazzi'yle artık takım arkadaşıyız, bu yüzden planımı askıya almak zorundayım. Antrenmanda ona vuramam. Şimdi birlikte oynuyoruz ve birlikte kazanıyoruz. Takım arkadaşlarıma her zaman saygı duydum. Hatta onunla konuşuyorum, o kişiyi tanıyorum ama kafamda o anı hala duruyor, silmiyorum. Ayrıca müthiş bir hafızam var. Örnek: Bir gün bir çocuk bana imzalamam için bir forma verdi ve ben de ona 'Bunu geçen yıl Roma'da imzalamıştım.' dedim. Çok şaşırmıştı. İnter'de üç yıl oynadım, sonra Barcelona'ya Guardiola'nın yanına gittim. Zaman geçti. Milano'ya döndüm, bu sefer Milan formasıyla oynayacağım. Derbi haftası geldi, sezonun ilk derbisi. Gazeteler mücadeleye odaklanıyor. Herkes Materazzi'nin Ibra'ya karşı oynayacağını yazıyor ama ben çok sakinim. Maça odaklanmış durumdayım. Milan'ım Lazio'yu geçerek yükseldiği birinciliği korumak için mutlaka kazanmalı. Onların ev sahipliğinde oynuyoruz, bu yüzden çok daha fazla İnter taraftarı yuhalıyor, hakaret ediyor ama bu benim için sadece iyi bir şey çünkü kan dolaşımıma daha fazla adrenalin karışıyor ve kendimi daha güçlü hissediyorum. 12 Kasım 2010 Pazar: Oynuyoruz. Karşımda Lucio, Materazzi ve Cordoba var; yakından tanıdığım üç sert defans oyuncusu. İlk mücadelede bir grup halinde karşıma çıkıyorlar ve hemen beni nasıl bir oyunun beklediğini açıklıyorlar. Tamam, kartlar masada. Gözlerimi açık tutmam ve bir an bile dikkatimi dağıtmamam gerekecek. Bir top havalanıyor, zıplamaya gidiyorum ama Materazzi ve Lucio'nun biri sağdan, diğeri soldan olmak üzere beni ortada yakalamak için koştuklarını fark ediyorum. Havalanacakmış gibi yapıyorum, onun yerine yerde kalıyorum ve onları birbirlerine çarptırıyorum. Çok komik. Her top böyle olacak. Bir savaş. Ayrıca, İnter'deyken kale arkasıyla sert bir şekilde kapışmıştım. Bir golden sonra elimi cinsel organıma götürerek onlara meydan okumuştum ve şimdi beni Milan ile gören İnter taraftarları beni bir hain olarak görüyor ve infazıma tanık olmak istiyor. Maçta birkaç dakika geçti. Uzun bir top bana doğru geliyor, koşuyorum, ceza sahasına giriyorum, Materazzi beni arkadan biçiyor: penaltı. Golü atıyorum, sonra kollarımı açıyorum ve bana her türlü hakareti savuran İnter taraftarlarına bakmak için duruyorum. Adrenalin pompalanıyor. Tam sevdiğim gibi. Çok güzeldi. İkinci yarının başında, işte beş yıldır beklediğim an. Materazzi ile aramda bir top var. Bana zarar vermek için dalacağını biliyorum. Ama benim onu daha çok incitmek istediğimi bilmiyor çünkü bunca zamandır öfkem artıyor. Bir oyun anlaşmazlığı gibi görünmesi için ideal bir durumda, tam ortada olan topu alıyor. İki ayağıyla kayıyor, darbeyi önlemek için zıplıyorum. Ben de iki ayağımla dalsaydım, yarı yarıya şansımız olacaktı: Ya o bana vuracaktı ya da ben ona. Bunun yerine zıplıyorum, dizlerimi kaldırıyorum ve o altımdan kayarken kafasına dirsek atıyorum. Sert darbenin sesini ve acıyla 'Ah...' deyişini duyuyorum. Yerde yuvarlanabilir, çarpışmada ben de hasar almışım gibi davranabilirdim. Bunun yerine sakince kalkıp gidiyorum. Yerde kalıyor, sonra onu kontrol için hastaneye götürüyorlar. Şakağına iyi yapıştırdığımı biliyorum. Arkadaşım olan Stankoviç gelip bana 'Bunu neden yaptın Zlatan?' diye soruyor. Ona cevap veriyorum: 'Çünkü beş yıl bekledim. Unut bunu, Dejan. Git başımdan...' Soyunma odasındaki en coşkulu isimlerden biri de Pippo Inzaghi: 'Hayatımın en iyi derbisi: 1-0 biz kazandık, üstüne Ibra, Materazzi'yi hastaneye gönderdi!' Ayrıca Pippo ve Şeva'nın önceki derbilerde maruz kaldığı tüm faullerin intikamını da almıştım. Ertesi gün Linate'de uçağa yetişmem gerekiyordu. Bana 'Materazzi burada!' dediler. Cevap verdim: 'Güzel... Bakalım ne yapacak?' Koltuğumdan kalktım. Belki de beni hedefliyordur. Bana ne kadar erkek olduğunu göster, Matrix. Onun yerine tek kelime etmeden yanımdan geçip gidiyor. Sonra Instagram'ın arkasına saklanmak, röportajlarda kendinden bahsetmek, Şampiyonlar Ligi fotoğrafını paylaşmak ve 'Ibra, bu sende var mı?' yazmak kolay. Bu beni güldürüyor. Bu oyunlara ihtiyacım yok. Zamanı geldiğinde bir erkek gibi yapmam gerekeni yaptım. Artık onunla yarım kalmış bir meselem yok. Bir gün Capello'ya 'Mister, Juve'de bir sürü yıldız var. Herkesin saygısını nasıl kazanıyorsunuz?' diye sormuştum. 'Ben istemem, alırım!' diye cevap vermişti. Materazzi'den saygı istemedim, saygıyı aldım. Kendi yöntemlerimle..." - Zlatan

calciolog

1,348,403 次观看 • 2 年前

Bugün hem ülkemizin hem de Turkcell’in teknoloji tarihinde bir dönüm noktasındayız. San Francisco’da dünyanın teknoloji devlerinden Google Cloud ile uzun vadeli ve güçlü bir ortaklığa imza attık. Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek küresel ölçekte bir cloud region’ı Google Cloud’la birlikte, ülkemizde hayata geçirmenin gururunu yaşıyoruz. Bu hamleyle Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki dijital köprü konumumuzu güçlendirerek dünya teknoloji sahnesindeki yerimizi sağlamlaştırıyoruz. Hedefimiz net: Ülkemizin dijital egemenliğini korumak. Bu hedef doğrultusunda Google Cloud ile yaptığımız anlaşmayla Turkcell olarak 1 milyar dolarlık yatırımla en az 3 yeni veri merkezi kuracağız. Anlaşmamız sadece veri merkezleriyle de sınırlı değil. Google Cloud’un ileri teknolojilerini kendi altyapımıza entegre ederek operasyonlarımızda verimliliği, dayanıklılığı ve ölçeklenebilirliği daha da artıracağız. Bunun yanı sıra, Google Cloud’un servislerini Türkiye’deki kurum ve işletmelere ulaştırarak ülkemizin dijital dönüşümüne liderlik edeceğiz. Kullanıcılarımız bu anlaşmayla, küresel ölçekte en ileri yapay zeka ve bulut teknolojilerine anında erişim sağlayabilecek. Turkcell olarak, Türkiye’nin verisini, bilgisini ve gücünü yine Türkiye için korumaya, büyütmeye ve geleceğe taşımaya devam edeceğiz. Süreçteki tüm destekleri için Google Cloud CEO’su Thomas Kurian’a, Google Cloud ekibine ve tabii ki bu yatırımın ülkemize gelmesinde çok büyük emeği olan tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ederim. Ülkemize hayırlı olsun 🇹🇷 //////////////////// Today marks a turning point in the technology history of both Türkiye and Turkcell. In San Francisco, we have signed a long-term and powerful partnership with one of the world’s leading technology giants, Google Cloud. For the first time in Türkiye, we are proud to bring to life a global-scale cloud region together with Google Cloud. With this step, we are strengthening our position as a digital bridge between Europe, Asia, and the Middle East — and solidifying Türkiye’s place on the global technology stage. Our goal is clear: to safeguard our nation’s digital sovereignty. Under this agreement with Google Cloud, Turkcell will invest 1 billion USD to establish at least three new data centers across Türkiye. But our partnership goes far beyond building data centers. We will integrate Google Cloud’s advanced technologies into our own infrastructure, further enhancing the efficiency, resilience, and scalability of our operations. At the same time, we will bring Google Cloud’s services to enterprises and organizations across Türkiye, playing a key role in advancing our country’s digital transformation. Through this collaboration, our users will gain instant access to world-class artificial intelligence and cloud technologies. At Turkcell, we remain committed to protecting Türkiye’s data. I would like to extend my heartfelt thanks to Google Cloud CEO Thomas Kurian, the entire Google Cloud team, and all my colleagues whose dedication and hard work have made this investment possible for our country. May this milestone bring prosperity to Türkiye. 🇹🇷

Ali Taha Koç

100,904 次观看 • 8 个月前

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Millî Savunma Üniversitesi Kara, Deniz ve Harp Okullarından mezun olan Teğmenlerimiz için düzenlenen “MSÜ Harp Okulları Diploma Alma ve Sancak Devir-Teslim Töreni”nde konuştu. Kara Harp Okulundaki törende Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberindeki TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcıları ile karşıladı. Törende dereceye giren Teğmenlerimize diplomaları Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, Bakan Yaşar Güler, TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcıları tarafından verildi. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan törendeki konuşmasında şunları söyledi: İŞGAL VE İSTİLA ORDULARI TEK TEK BOZGUNA UĞRATILDI Harp Okullarımızın Diploma ve Sancak Teslim Töreni vesilesiyle sizlerle bir arada olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Kara, Deniz ve Hava Harp Okullarımızdaki eğitimlerini başarıyla nihayete erdiren tüm öğrencilerimizi canı gönülden tebrik ediyorum. Mezuniyet törenimizi çok anlamlı bir tarihte gerçekleştiriyoruz. Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtı olarak tarif edilen Büyük Zafer’in 103’üncü yıl dönümünü idrak ediyoruz. Öncelikle sizlerin şahsında aziz milletimizin, Kıbrıs Türk halkının ve yurt dışındaki 7 milyonu aşkın vatandaşımızın her birinin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı içtenlikle tebrik ediyorum. Kahraman ordumuzun necip milletimizle yekvücut olup adeta devleşerek yazdığı büyük zaferin 103’üncü yılı kutlu olsun. Sizlerle birlikte ordumuzun tüm mensuplarının Türk Silahlı Kuvvetler Günü’nü de aynı şekilde kutluyorum. 26 Ağustos’ta vatanına, bayrağına, devletine, istiklal ve istikbaline sahip çıkarak Büyük Taarruz Harekâtı’nı başlatan o güçlü irade, 30 Ağustos’ta kazanılan Başkomutan Meydan Muharebesiyle zirvesine ulaşmıştır. İşgal ve istila orduları tek tek bozguna uğratılmış, Anadolu’ya göz diken emperyalist güçler makûs kaderleriyle yeniden tanışmış, kirli ve sinsi senaryoların sefih figüranları bu topraklardan ebediyen kazanmıştır. 30 Ağustos’ta milletimiz zillet ve zulmete asla rıza göstermeyeceğini, esarete boğun eğmeyeceğini, hürriyetinden ödün vermeyeceğini bir kez daha ispatlamış, bu hakikati tüm dünyaya gür bir sedayla ilan etmiştir. Milletimize bu zaferi armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Büyük Millet Meclisimizin muhterem üyelerini, ordumuzun tüm neferlerini, tüm askerlerini minnetle yâd ediyorum. Kanlarıyla, canlarıyla tam bin yıldır nazlı hilale gölge düşürmeyen şehit ve gazilerimize Cenabı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Rabbim ruhlarını şad, mekânlarını inşallah cennet eylesin diyorum. EĞİTİMLERİNİ BAŞARIYLA TAMAMLAYAN 1405 TEĞMENİMİZİ TEBRİK EDİYORUM Değerli misafirler; Millî Savunma Üniversitemize bağlı harp okullarımızdan mezun olan öğrencilerimizin sevinç ve heyecanına hep beraber iştirak ediyoruz. Kara Harp Okulumuzdan 928, Deniz Harp Okulumuzdan 278, Hava Harp Okulumuzdan 199 olmak üzere eğitimlerini başarıyla tamamlayan 1405 teğmenimizin tamamını şahsım ve milletim adına tebrik ediyorum. Harp okullarımızda öğrenim gören 106 misafir öğrencimizi de aynı şekilde kutluyorum. Böylelikle 2016’dan bugüne Kara Harp Okulumuz bünyesinde 754’ü misafir 15 bin 755, Deniz Harp Okulumuzun çatısı altında 100’ü misafir 2 bin 167, Hava Harp Okulumuzda ise 148’i misafir 1793 öğrencimizle birlikte harp okullarımızdaki toplam mezun sayımızı 19 bin 735’e çıkarıyoruz. Ordumuzun farklı kademelerinde üstlenecekleri görevlerle denizde, havada ve karada gücümüze güç katacak, sahip oldukları bilgi, yetenek ve kabiliyetlerle ülkemizde sınırlarımızda ve bölgemizde caydırıcılığımıza çok önemli katkılar yapacak, kalplerinde taşıdıkları vatan, millet, ezan ve devlet aşkıyla tarihimizden ve ecdadımızdan devraldıkları o kutlu mirası yarınlara aktaracak, erdemleriyle, ahlaklarıyla, vizyonlarıyla, şahsiyetleriyle, imanlarıyla, Peygamber ocağımızın sancağını yurt içinde ve yurt dışında iftiharla dalgalandıracak bu evlatlarımıza şimdiden muvaffakiyetler diliyorum. Rabbim ayağınıza taş değdirmesin, sizleri her türlü tehlikeden müberra ve muhafaza eylesin. Gözlerinde kıvılcımlar çakan bu genç kardeşlerimizi yetiştiren anne ve babalarımızın tamamına ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Aynı şekilde teğmenlerimize modern, güçlü ve nitelikli bir eğitim vererek onları hayat ve mesleğe hazırlayan tüm hocalarımıza, komutanlarımıza, üniversitemizin her bir mensubuna teşekkür ediyorum. Gönül elçilerimiz olarak telakki ettiğimiz misafir öğrencilerimize de kendi ordularında üstlenecekleri vazifelerde başarılar temenni ediyorum. FETÖ İHANET ÇETESİNİN SEBEP OLDUĞU TAHRİBATI ZİYADESİYLE TELAFİ ETTİK Dost ve kardeş ülkelerin Millî Savunma Üniversitemize her yıl artan ilgisini çok kıymetli buluyoruz. 9 sene önce 27 olan ülke sayısının bu yıl 48’e ulaşması, Türkiye’nin askeri alanda yükselen itibarının da bir nişanesidir. Devrimden sonra komşumuz Suriye’yle iş birliğimizi askerî eğitim dâhil geniş bir yelpazede ilerletiyoruz. Misafir askerî personellerimizin ülkemizle ve milletimizle kurdukları güçlü bağların ortak geleceğimizde önemli bir yer tutacağını düşünüyorum. Biz de kendileriyle irtibatımızı daima koruyacağız. İnşallah gelecekte ülkelerine hizmet ettikleri farklı görevlerde kendileriyle tekrar mülaki olacak, ortak çalışmalara beraber imza atacağız. Kıymetli dostlar, çok değerli teğmenlerimiz; bu sabah Bando Astsubay Meslek Yüksek Okulumuzdan 38’i Türk, 2’si yabancı olmak üzere toplam 40 öğrencimiz mezun oldu. Yarın da inşallah Kara, Hava, Deniz Meslek Yüksek Okullarımızda öğrenim gören 68’i misafir 2041 öğrencimiz diplomalarını alacak. Bu evlatlarımızı da şimdiden tebrik ediyor, hayırlı hizmetler diliyorum. Rabbim yollarını da, bahtlarını da hep açık etsin. Elhamdülillah, 9 yıl gibi kısa bir sürede imkânsız denileni başardık. FETÖ ihanet çetesinin askerî eğitim sistemimizde sebep olduğu tahribatı ziyadesiyle telafi ettik. Bakınız, bugün Kara Kuvvetlerimizde görev yapan subayların yüzde 76’sı, Deniz Kuvvetlerimizin yüzde 45’i, Hava Kuvvetlerimizin ise yüzde 31’i üniversitelerimizden mezun oldu. Yine Kara Kuvvetlerimizin mevcut astsubaylarının yüzde 59’u, Deniz Kuvvetlerimizin yüzde 32’si, Hava Kuvvetlerimizin ise yüzde 24’ü Millî Savunma Üniversitemiz mezunlarından oluşuyor. Sadece eğitim ve personel boyutunda kalmadık, sınır ötesi harekâtlardan diğer operasyonlara kritik birçok adım attık. Hatırlarsanız, 15 Temmuz sonrası ellerini ovuşturanlar peyda olmuştu, Türk Silahlı Kuvvetlerinde zafiyet bekleyenlerin hepsini hüsrana uğrattık. Millî Savunma Üniversitemizin de güçlü desteğiyle ordumuz dimdik ayakta olduğunu dost-düşman herkese ispat etti. TSK BUGÜN, 9 SENE ÖNCESİNE GÖRE ÇOK DAHA GÜÇLÜ Türkiye üzerine sinsi hesap yapanlar 15 Temmuz’da kolumuzu kestiklerini zannediyorlardı, kesilenin sadece sakalımız olduğunu çok kısa sürede onlar da gördüler. Biz ise onların 40 yıldır besleyip büyüttükleri yılanlarının başını kopardık. 40 yıllık planı, 40 yıllık hesabı Allah’ın yardımı ve milletimizin kahramanca direnişi sayesinde bir gecede darmadağın ettik. Şer gibi görünen bu badireden Rabbimize sonsuz hamdolsun ülkemizi, milletimizi ve demokrasimizi daha da güçlendirerek çıkmayı başardık. Şunu gönül huzuruyla rahatça söyleyebiliyoruz: Türk Silahlı Kuvvetlerimiz bugün 9 sene öncesine göre daha güçlüdür, daha caydırıcıdır, insicamı daha kavidir, kapasitesi çok daha ileridedir, gelecekte inşallah çok daha iyi olacağız. Personel, eğitim, donanım ve teknolojik kabiliyetler noktasında ordumuzu tüm imkânlarıyla desteklemeye devam edeceğiz. İşte bu hafta ASELSAN’da çok önemli teslimatlar yaptık. 47 araçtan oluşan çelik kubbe sistemlerini ordumuza kazandırdık. TEKNOFEST Mavi Vatan’da denizlerdeki gücümüzü yakından gördük. Burada şunu da söylemek isterim: Önümüzdeki dönemde hepimizi gururlandıracak başka programlarımız, müjdelerimiz, teslimatlarımız olacak. Güçlü Türkiye, güçlü ordu şiarımızı inşallah tüm katmanlarıyla adım adım hayata geçireceğiz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN EMANETİ OLAN ŞEREFLİ BİR ÜNİFORMAYI KUŞANDINIZ Değerli gençler, sevgili mezunlarımız; bugünden itibaren teğmen olarak ordumuzun saflarına katılıyorsunuz, bunun için ne kadar gururlansanız, ne kadar övünseniz elbette yeridir. Şurası bir gerçek ki, hepiniz ülkemizin en seçkin eğitim kurumlarından biri olan Millî Savunma Üniversitemizde eğitim aldınız. Mesleğinizi icra ederken ihtiyaç duyacağınız her konuda yoğun ve yorucu olduğu kadar kaliteli ve içerikli süreçlerden geçtiniz. Sevgili evlatlarım; artık yeni bir yolculuğa başlıyorsunuz, şehit ve gazilerimizin emaneti olan şerefli bir üniformayı kuşandınız, Peygamber ocağının onurlu bir neferi olarak birbirinden önemli vazifeleri inşallah anlınızın akıyla yerine getireceksiniz. İşte bu yüzden sizlerden omuzladığınız sorumluluğun ne kadar ağır, ne kadar kutsal olduğunu daima aklınızda tutmanızı rica ediyorum. Sizler, vatanımızın, milletimizin, hürriyetimizin, bin yıldır bu topraklarda aralıksız devam eden zafer yürüyüşümüzün teminatısınız. Şunu da hiç ama hiç unutmayın: Tarih boyunca olduğu gibi bugün de milletimiz size güveniyor. İnsanımızın size olan itimadını ve inancını lütfen boşa çıkarmayın. Ailelerinizin ve komutanlarınızın size olan güvenine lütfen halel getirmeyin. Mensubu olduğunuz bu millet, binlerce yılı bulan tarihinde hiçbir kara leke olmayan necip bir millettir. Ne zulüm, ne soykırım, ne katliam, ne de sömürgecilik, bunların hiçbirine meyletmemiş, masumlara hiçbir zaman dokunmamış, insani değerleri savaşta olsa bile her zaman gözetmiş müşfik bir milletin efradısınız. Gazze’de yaşanan vahşeti görüyorsunuz, Filistin’de yapılan katliamları görüyorsunuz. Gözünü kin, kan ve nefret bürümüş bir cinayet şebekesinin neler yaptığını inanıyorum ki sizler de esefle takip ediyorsunuz. Biz onlar gibi hiçbir zaman olmadık ve olmayacağız, adaletten, merhametten, şefkatten asla taviz vermeyeceğiz. Türkiye Cumhurbaşkanı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanı olarak her birinizden bu hassasiyetle hareket etmenizi bekliyorum. SİZDEN BEKLENTİM, DİSİPLİN BAŞTA OLMAK ÜZERE TSK’NIN TEMEL PRENSİPLERİNE SIKI SIKIYA SARILMANIZDIR Sevgili evlatlarım; şunu özellikle sizlere hatırlatmak istiyorum: Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, vazife şuuru, vatan sevgisi ve millet sevdasıyla birlikte üstün disipliniyle de temayüz etmiş köklü bir kurumumuzdur. İcra ettiğiniz meslekte disiplinin ve cesaretin yerini hiçbir şey tutmaz. Ömrünün önemli bir kısmı savaş meydanlarında geçmiş Gazi Mustafa Kemal bu gerçeği bakınız nasıl ifade ediyor: “Disiplini mükemmel olan bir ordunun muharebenin en buhranlı devirlerinde, geri çekilmenin en elim safhalarında bile manevi kuvveti sarsılmaz. Lakin disiplinsiz bir ordu ilk geri çekilmede dağılır ve artık ondan başka bir vazife talep etmek mümkün olmaz.” Evet, bütün mesele budur, ordumuzun milletimize karşı görevlerini layıkıyla yapabilmesi ancak ve ancak disiplinini her zaman en ileri düzeyde muhafaza etmesine bağlıdır. Allah korusun bu hususta gösterilecek en küçük bir rehavetin hem ordumuza, hem de devletimize ağır bedelleri olur. Sizden beklentim, meslek hayatınız boyunca disiplin başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin temel prensiplerine sıkı sıkıya sarılmanızdır. Komutanlarınızın engin tecrübelerinden istifade ederek harp okullarında aldığınız kaliteli eğitimin yol göstericiliğinde Türkiye yüzyılının inşası için fedakârca çalışacağınızdan hiç şüphem yoktur. Şunu da kendinize daima rehber edinmenizi istiyorum: Unvanımız, rütbemiz, konumumuz ne olursa olsun hepimiz milletimizin hizmetkârıyız. Aynı şekilde askeri, polisi, jandarması, sahil güvenliği ve istihbaratçısıyla tüm birimlerimiz aziz milletimizin hizmetinde ve emrindedir. Hiçbir ayrım yapmadan 86 milyonu kucaklamakla mükellefiz. Her birinizin anayasamız ve yasalarımızın çizdiği sınırlar içerisinde, milli iradenin riyasetinde, demokratik kurum ve kurallar dâhilinde ülkeye ve millete karşı mesuliyetlerinizi en güzel şekilde yerine getireceğinize inanıyorum. Bu süreçte sizi siyasi tartışmalara çekmek isteyenler olabilir, sizin üzerinizden siyasi prim kazanmak isteyen simsarlar çıkabilir, bunları asla dikkate almayın, moralinizi bozmalarına izin vermeyin. Sizi ve kahraman ordumuzu yıpratmaya çalışanlar, unutmayın herkesten önce karşılarında bizi bulacaklardır. Sizin hakkınızı, hukukunuzu kimseye çiğnetmeyiz, kimseye yedirmeyiz. İşte bu özgüvenle mesleğinize dört elle sarılmanızı sizlerden özellikle rica ediyorum. Rabbim yar ve yardımcınız diyorum. Sözlerime bu düşüncelerle son verirken her birinizi tebrik ediyor, tek tek alınlarınızdan öpüyor, Cenabı Allah’tan başarılar niyaz ediyorum. Sizleri yetiştiren ailelerinize, hocalarımıza, komutanlarımıza şahsım ve milletim adına tekrar teşekkür ediyorum. Misafir öğrencilerimize de başarılar diliyor, ülkelerine bizlerden selam götürmelerini istirham ediyorum. Millî Savunma Üniversitemizin değerli yönetimini ve kadrosunu yaptıkları hizmetler, verdikleri emekler dolayısıyla ayrıca kutluyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her bir mensubuna buradan en kalbi selam ve muhabbetlerimi gönderiyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

78,294 次观看 • 10 个月前

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Millî Savunma Üniversitesinde Kara Harp Okulu öğrencileriyle iftar programında bir araya geldi. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ı, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler beraberindeki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ve Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ile karşıladı. İftarda Harbiyelilere hitap eden Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 110’uncu yıl dönümünü hatırlatarak şunları söyledi: "Şanlı tarihimizin kilometre taşlarından olan Çanakkale Deniz Zaferimizin 110'uncu yıl dönümü kutlu olsun diyorum. Canları ve kanlarıyla hafızalara kazınan direniş kıyamıyla Çanakkale'de destan yazan şehitlerimizin tamamını kemal-i edeple yâd ediyorum. Başta Anafartalar kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere müstahkem mevki kumandanı Cevat Paşa'dan Yarbay Selahaddin Adil Paşa'ya, kahraman ordumuzun tüm komutanlarını saygıyla anıyorum. Anadolu'nun ve gönül coğrafyamızın dört bir yanından gelerek devrin zalimlerinin karşısına dikilen düvel-i muazzama müstevlilerine geçit vermeyen tüm kahramanlara Rabb’imden bir kez daha rahmet diliyorum." BU ZAFER MİLLETİMİZE DİRİLİŞ ÜMİDİ AŞILADI Mehmet Âkif Ersoy'un Çanakkale şehitleri için yazdığı, "Sen ki son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran; O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın." dizelerini okuyan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şöyle devam etti: "Aziz vatanı düşman çizmelerine çiğnetmeyen, o demir çemberi göğsünde kırıp parçalayan tüm kahramanlarımıza bir kere daha şükranlarımı sunuyorum. Rabb'im şehit ve gazilerimizin emanetine hakkıyla sahip çıkmayı, istiklal ve istikbal sancağını bundan sonra da aşkla, şevkle, gururla dalgalandırmayı bizlere de nasip eylesin diyorum." Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, Çanakkale Zaferi'nin, Balkan Harbi'nden ve üst üste gelen ihanetlerden yorgun düşmüş, işgalci güçlerin "hasta adam" olarak gördükleri bir milletin yeniden şahlanışının ve dirilişinin müjdecisi olduğunu ifade ederek şunları kaydetti: "Genciyle, yaşlısıyla, kadını ve erkeğiyle el ele, yürek yüreğe verip zaferle taçlandırdığımız Millî Mücadele’nin fitili Çanakkale Zaferi ile ateşlenmiş; bu zafer milletimize, taptaze bir kıyam ve diriliş ümidi aşılamıştır. Milletimizin hücrelerine işleyen şehadet bilinci İstiklal Harbi'nde tüm ışıltısıyla bir kez daha parlamış, dünyanın diğer milletleri için mümtaz bir mücadele örneği teşkil etmiştir. Kore'de, Kıbrıs'ta ve daha pek çok yerde Mehmetçiğin sergilediği vakur ve erdemli tavır millî kimliğimizin tarihe düştüğü birer eşsiz not hükmündedir. Merhameti ve merhameti kadar mücadelesiyle de örnek bir ecdadın ahfadı olmaktan hepimiz iftihar ediyoruz. Burada şunu da büyük bir gururla ifade etmek istiyorum, 110 yıl önceki hayâsız akınları nasıl bozguna uğratıp vatanımızın birliğini, milletimizin dirlik ve kardeşliğini temin ettiysek bugün de aynı azim ve kararlılıkla mücadelemizi sürdürüyoruz." ULUSLARARASI BASINDAKİ DEĞERLENDİRMELER, ÜLKEMİZİN BAŞARILARINI AÇIKÇA TEYİT VE TESCİL ETMEKTEDİR Ülkemizi hedef alan sinsi planları, hain emelleri, karanlık senaryoları arkasında kim olduğuna bakmadan tek tek yırtıp atıyoruz." ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şunları söyledi: "Devletimizin payidar, milletimizin ebediyen muzaffer ve muvaffak olması için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaktan bir an olsun çekinmiyoruz. Şu gerçeği artık dost düşman fark etmeksizin artık herkes ikrar etmektedir. Türkiye, Avrupa ve Orta Doğu başta olmak üzere dünyayı etkisi altına alan değişim fırtınasını en hazırlıklı karşılayan ülkelerden biridir. Son dönemde uluslararası basında ülkemizle ilgili çıkan değerlendirmeler, ülkemizin başarılarını açıkça teyit ve tescil etmektedir. Daha üç beş sene öncesine kadar bizi kıyasıya eleştirenlerin çoğu şimdi bize hak vermeye başladı. Suriye ve Filistin'de takip ettiğimiz insani, vicdani ve onurlu politikaların ne kadar isabetli olduğu bugün herkes tarafından açıkça dillendiriliyor. Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta ilk günden beri izlediğimiz dengeli tutumun doğruluğu bugün daha iyi anlaşılıyor. Aynı tabloyu Libya'dan Sudan'a, Somali'den Karabağ'a, Balkanlar'dan Doğu Akdeniz'e pek çok yerde görüyoruz." FETÖ’CÜ ALÇAKLARLA MÜCADELEMİZ HIZ KESMEDEN DEVAM EDİYOR Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün "Yurtta sulh, cihanda sulh!" ilkesini "Daha adil bir dünya mümkündür." şiarıyla birleştirerek girişimci bir dış politika tasavvuruyla Türkiye'yi küresel bir oyuncu hâline getirdiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "Ülkemiz içindeki bazı çevreler hâlen kabullenmese de doğru zamanda hayata geçirdiğimiz doğru stratejimiz sayesinde bugün Doğu ve Batıyla eşit ilişkiler geliştiren, küresel adaletsizliklere korkusuzca tepki veren, millî politikalarını her şart altında kararlılıkla uygulayan, çıkarları ile değerleri arasında tercih yapmak mecburiyetinde kalmayan bir Türkiye gerçeğine kavuştuk." dedi. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, Türkiye Yüzyılı'nı adım adım inşa ederken milletin şevkini, azmini ve cehdini kıran engelleri de teker teker kaldırdıklarını belirterek konuşmasına şöyle devam etti: "15 Temmuz gecesi milletin namusuna emanet ettiği silahlarla devletimizi işgale yeltenen FETÖ'cü alçaklarla mücadelemiz ihanetin üzerinden geçen yaklaşık 9 yıla rağmen hız kesmeden devam ediyor. Finans desteği ve eleman havuzunu önemli ölçüde yitiren bu hain şebeke, Pensilvanya'daki elebaşının ölümü sonrasında çöküş dönemine girmiştir. Tıpkı hain elebaşı gibi örgütün de son nefesini vereceği günler yakındır. Aynı şekilde, 40 yıldır başımıza musallat edilen bölücü terör belasından ilelebet kurtulmak için de yoğun bir çalışmanın içindeyiz. 85 milyon vatandaşımızın tamamının kardeşlik şuurunu perçinleyecek, müreffeh geleceğini güvence altına alacak, iç cephemizi güçlendirecek terörsüz Türkiye hedefimize doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Bölgemizin hasretini çektiği kalıcı barış ortamına kavuşmasını sağlayacak bu çalışmaların semeresini inşallah yakında göreceğiz. Bizim gayemiz; son iki asırdır kimi zaman etnik, kimi zaman mezhebi fay hatları üzerinden sahnelenen planları tarihin çöp sepetine yollamaktır. Derdimiz huzurdur, kardeşliktir, muhabbettir, kader ve gönül birliğini bu topraklarda ilelebet hâkim kılmaktır. Allah'ın izniyle bu amacımızda da muvaffak olacağız." COĞRAFYAMIZI KANA BOĞMAK İSTEYENLERİN SONUNA KADAR KARŞISINDA DURACAĞIZ Bir asır evvel olduğu gibi istilacı heveslerle bu coğrafya üzerinde ameliyat yapmaya yeltenenlerin karşılarında Türkiye'yi bulacağını belirten Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "Şunu çok açık ve net söylemek isterim; Arzımevut hezeyanıyla coğrafyamızı kana, gözyaşına ve zulme boğmak isteyenlerin sonuna kadar karşısında duracağız." ifadesini kullandı. "Siyonist rejim dün gece Gazze'ye düzenlediği vahşi saldırılarla masumların kanından, canından ve gözyaşından beslenen bir terör devleti olduğunu bir kez daha gösterdi." diyen Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "330 masumu düşünebiliyor musunuz? Bir sahur vaktinde bu siyonist rejim maalesef soykırım yaparak katletmiştir. Çoğu çocuk ve kadın. Akşam aldığım haberle 400'ün üzerinde kardeşimizin şehit edildiği, vahşetin sorumluları döktükleri her damla kanın hesabını vereceklerdir." açıklamasında bulundu. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, bugün masum çocukları, bebekleri ve kadınları yakan ateşin, bu şımarıklıkla, bu cinnet hâliyle, bu pervasızlık ve küstahlıkla devam edilirse elbet bir gün çırayı tutanları ve ateşe benzin dökenleri de saracağını dile getirerek "Türkiye olarak bu mübarek günlerde Gazzeli mazlumların ve Filistinli kardeşlerimizin yanındayız. Katliamların durması, sükûnetin tesisi ve ateşkesin tekrar sağlanması için diplomatik çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz." ifadesini kullandı. SAVUNMA VE HAVACILIKTA İHRACATIMIZI 7 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNE ÇIKARDIK Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, milletin medarıiftiharı kahraman Türk ordusunun eriştiği yüksek caydırıcılık kapasitesiyle küresel düzeyde müessir bir güç hâline geldiğini belirterek son dönemde yapılan yüksek teknoloji hamlesiyle yerlilik oranının yüzde 20'lerden yüzde 80 seviyesinin üzerine taşındığını, savunma sanayisi alanında parmakla gösterildiklerini söyledi. Kendi mühendisleriyle ürettikleri İHA, SİHA, uçak, helikopter, gemi, denizaltı ve daha nicelerinin, güvenlik mimarisinin ulaştığı seviyeyi ortaya koyduğunu belirten Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şöyle devam etti: "Savunma ve havacılık ihracatımızı 2024'te bir önceki yıla göre yüzde 29 oranında artırarak 7 milyar doların üzerine çıkardık. Son 10 yıl içinde 185 ülkeye 230 çeşit savunma sanayi ürünü ihraç ettik. İnşallah kısa bir zaman içinde ikinci uçak gemimizi de yapıyoruz, yapacağız. Sadece geçtiğimiz yıl toplam değeri 10 milyar doları aşan sözleşmelere imza attık. 180 farklı ülkeye ihracat gerçekleştirdik. İnşallah bu sene çok daha yüksek rakamları yakalayacağız." ORDUMUZUN DEDİKODULAR ÜZERİNDEN YIPRATILMASINA İZİN VERMEYİZ Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, kahraman Türk ordusunun, Afganistan'dan Somali'ye, Irak'tan Kosova'ya gönül ve kültür coğrafyasının dört bir yanında barışa katkı sunduğunun altını çizerek "Desteğimize ve kardeşliğimize ihtiyaç duyulan her bölgede dostlarımızın yanında olmayı bundan sonra da inşallah sürdüreceğiz." diye konuştu. Bu süreçte en büyük dayanaklarından birinin Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "Ordumuzu güçlendirmek, caydırıcılığını artırmak, imkân ve kabiliyetlerine yenilerini eklemek önümüzdeki dönemde de önceliğimiz olacaktır. Şurası da son derece önemlidir. Üzerine titrediğimiz ordumuzun dedikodular üzerinden yıpratılmasına, kimi kendini bilmez siyasetçiler tarafından örselenmesine izin vermeyiz. Kimden gelirse gelsin, bu tür hadsizlikler karşısında ordumuzun ve komuta kadememizin her daim yanındayız. Disiplini, cesareti ve fedakârlığıyla bilinen Türk Silahlı Kuvvetlerinin, her ne surette olursa olsun bu vasıflarının zedelenmesine de göz yummayız." dedi. Disiplin, vakar ve imanın, kahraman Türk ordusunun kahraman mensuplarının en önemli özelliği olduğunu ve kimsenin bunlara halel getiremeyeceğini belirten Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev üstlenen her bir evladımız, kardeşimiz ve arkadaşımız da askerlik mesleğinin temel prensipleri olan bu hasletlere sıkı sıkıya sahip çıkmalıdır." ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, harbiyelilerin gerek eğitim gerekse görevi boyunca bu değerlerden asla sapmayacağına inandığını dile getirerek şunları kaydetti: "Türkiye Cumhurbaşkanı ve Başkomutanı olarak kahraman ordumuzun asil mensuplarıyla her zaman kıvanç duyduğumu bilmenizi istiyorum. Çanakkale Deniz Zaferimizin 110’uncu yıl dönümünü tekrar tebrik ediyorum. Şehitlerimizi, gazilerimizi bir kere daha rahmetle, minnetle yâd ediyorum. Rabb’im sizlerle birlikte tüm askerlerimizi korusun, kollasın, yolunuzu da bahtınızı da açık eylesin diyorum. Gönül elçilerimiz olarak gördüğümüz misafir öğrencilerimize de aynı şekilde Rabb’imden üstün başarılar temenni ediyorum. Hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum." #18Mart1915 #ÇanakkaleGeçilmez #18MartŞehitleriAnmaGünü #ÇanakkaleDenizZaferi #GaziMustafaKemalAtatürk #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

188,206 次观看 • 1 年前

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 次观看 • 6 个月前

Mr. Rahul Gandhi has a stature across the globe. Now, if you are the Prime Minister of a country like India, inevitably, you have a reach across the globe. But somebody who has not been prime minister yet is the Leader of the Opposition, having that kind of outreach and demand is, in itself, a very significant thing. And I think India should be using it to its own advantage rather than running down any such decision that's taken after great thought and consideration. At any given time, Parliament is important, but it's equally important for Mr. Gandhi as indeed it is for the Prime Minister. But then there are international events that cannot be changed because of the Indian Parliament and other events, beyond a certain point. So, when a decision is finally taken after much thought—for an event that should not be missed—I think for somebody to then raise questions about it is completely uncharitable, unkind and unreasonable. But be that as it may, we're looking at the positives of this visit to Germany. Mr Gandhi is visiting Germany on the invitation of the Progressive Alliance—an important alliance of 117 progressive parties of the world, of which 30 are in power. He has been invited to the Presidium of the Progressive Alliance, and I believe that his contribution there—as it was at the Bharat Summit, where the Progressive Alliance was delighted to meet with him—will be enormous. We are in an uncertain world. A new world order is emerging, and we are not entirely comfortable with some of its directions. Obviously, there are many imponderables that need to be dealt with. Our relationship with Europe and its relationship with the rest of the world—including within Ukraine and Russia—matter enormously. And of course, our relationship with Europe is not just between political parties but also with the cutting-edge industry there. Surely, Rahul ji will have a chance to meet with many of the heads of industry. And what he will bring back for India is something that India cannot overlook. India needs as much participation of investment from the world, including from Europe, as possible. And I think that will be a major contribution that Mr. Gandhi will make. : Salman Khurshid ji, Chairman, Foreign Affairs Department, Congress party & Former External Affairs Minister

Congress

56,732 次观看 • 7 个月前

We live in an increasingly fractured, polarised world where principles and values we once took for granted in Australia are being undermined. Today the Albanese Labor government gets away with doing things that would simply not have been acceptable in Australia a generation or two ago. Labor may have won the 2025 election with only 35% of the primary vote, but that hasn’t made the problems Labor created go away. We still have a cost-of-living crisis. We still have a housing crisis. We still have record immigration, increasing debt, huge budget deficits and declining economic productivity. The Prime Minister’s so-called productivity roundtable of his sycophants won’t change things at all unless it includes people who understand productivity and business: people like Gina Rhinehart, Solomon Lew, Gerry Harvey and Dick Smith. Taxpayers are still forced to foot the bill for subsidising renewable projects in the pursuit of net zero, coupled with rises in our electricity bills of more than 300% over the past 20 years or so. And more recently, Labor has gambled with our national security. For decades, Australia’s defence has mainly been funded by American taxpayers. America’s nuclear deterrence has prevented global war between major powers, America supplies us with our military platforms and our advanced weapons, and under AUKUS America will hand over to Australia the most closely-guarded military technology on the planet: nuclear propulsion. Yet our current Labor government is publicly appearing less than grateful for this generous support from the ‘arsenal of democracy’. Labor is ghosting our most important ally – the United States – and to all appearances is sucking up to communist China, Australia’s most potent adversary. China routinely commits acts of aggression against Australia as if it’s entitled to do so, and is not hiding its intentions to militarily and economically dominate our region. America simply wants the countries with which it shares close alliances and democratic values to step up and do some of the heavy lifting by increasing their defence spending. It’s called growing a back bone and taking responsibility to defend yourself instead of relying on Americans to fund your battles with their money and lives. The Prime Minister is gambling that he won’t have to, and that is a big mistake. It’s a purely political mistake based on arrogance. It’s not principled. Labor hates everything about Trump and Republicans. Labor has failed to appreciate the importance of America to our security, and that our relationship with the world’s most powerful nation must endure beyond the current occupants of the Lodge and the White House. It’s impossible to imagine Bob Hawke – Labor’s most successful and longest-serving Prime Minister – supporting this. He was a noted champion of the US alliance despite the very conservative Reagan and Bush administrations being in the White House. Hawke was also a vocal critic of communist China, especially after the Tiananmen Square massacre in 1989. Hawke understood Australian principles. Prime Minister Albanese never got the memo, and now our relations with America are declining when we can least afford it. This is not in our best interests. Australia needs a statement of binding principles to govern how we conduct ourselves on the world stage, and to ensure petty politics does not risk important international relationships that must last well beyond every three-year Parliamentary term. This statement needs to say who we are, what Australia stands for, and who we stand with: · democracies like the US and Israel, not communist dictatorships or terrorist regimes; · we stand for the rule of law, self-determination and freedom; and · international peace and order, reinforced by a strong military to deter those who – like China – would disrupt that peace and order. These are One Nation’s principles. They should be Australia’s principles. They used to be. They were principles that didn’t even need stating a generation ago, but Australia is heading down a path under Labor where we cannot be certain of them any longer.

Pauline Hanson 🇦🇺

52,109 次观看 • 1 年前

🇨🇳🇺🇸 When America Stabbed Its Allies in the Back China now commands the largest navy on Earth. In steel, hulls, and firepower. And everyone knows who that force is aimed at. The United States. Look at the map. From China to America, there is nothing but ocean. No buffer states. No friendly borders. US generals are already saying it out loud. This is no longer about if. It is about when. One senior American air force commander recently warned that a war with China would not stay “over there.” He said openly that US cities, bases, and industrial centers would become targets. That American soil would feel the war. That this would not be a distant conflict fought on someone else’s land, but a direct hit to the homeland. That should terrify people. It should also wake them up. Because when the United States was attacked on September 11, others did not hesitate. Denmark sent soldiers. Ukraine sent soldiers. They fought and died in Afghanistan for an American cause. They stood shoulder to shoulder with US troops in a war that was not theirs to start. That is what allies do. And how were they repaid by MAGA USA? With contempt. With ridicule. With slogans and chest-thumping nationalism. With a movement that treated loyalty like weakness and alliances like bad business deals. MAGA did not just insult allies. It poisoned the relationship. It turned gratitude into resentment. It spoke about long-standing partners the way criminals talk about disposable accomplices. In Western culture, you do not stab your allies in the back. You just do not. That is a line. Once crossed, respect dies fast. And now many of those allies have had enough. They remember who stood with them in blood and mud. They remember who later mocked them for it. They are tired of being lectured by Trump, Hegseth and JD Vance people who would never bleed for them in return. So when Washington now looks around and asks who will stand with America against China, the silence should not be surprising. Trust does not regenerate on command. Respect does not return because a flag is waved harder. Alliances are built over decades and destroyed in a single political era. China see a divided America. A country that pushed its friends away and now pretends nothing changed. This is not about left or right. This is about honor. And history is unforgiving to nations that confuse dishonor for strength.

Gandalv

204,388 次观看 • 6 个月前

-ÖNEMLİ- Sizi hepimizin maruz kaldığı bir FETÖ saldırısı konusunda uyarmak istiyorum. Beni bilirsiniz paylaşımlar için destek istediğim olmamıştır ama bu biraz farklı. Bu anlatacağım bütün mahalleyi ilgilendirdiği için bu durumun herkes tarafından bilinmesi ve ortak bir çözüm bulunması gerekiyor. O yüzden bu paylaşıma destek istiyorum. Aşağıda gördüğünüz paylaşım, hakkında başlatılan soruşturma sonrası yurtdışına kaçan Cemil Çiçek isimli FETÖ itirafçısına ait. Örnek olarak bu paylaşımı seçmiş olmamın sebebi de bahsettiğim FETÖ yapılanmasının en net şekilde izlenebildiği hesap olması. FETÖ yapılanması bu hesaba çok önem veriyor çünkü Cemil Çiçek, FETÖ ile Atatürkçü kitle arasında bir köprü vazifesi görüyor. O yüzden Atatürkçü taklidi yapan FETÖ hesaplarının önemli bir bölümü Cemil Çiçek'in paylaşımlarına etkileşim veriyor. İşte o etkileşim veren hesapları sadece algı operasyonunda kullanmıyorlar. X algoritmasındaki bir açıktan istifade ederek hepimizin hesaplarının da görüntülemesini düşürüyorlar. Eğer hesabınızın takipçi sayısındaki artış durduysa ya da takipçi gelmesine rağmen takipçi sayısı artmıyorsa büyük ihtimalle FETÖ tarafından saldırı altındasınız anlamına geliyor. Şimdi size bunu nasıl yaptıklarını göstereyim. Önemli Not: Siz de mutlaka Cemil Çiçek'in paylaşımlarındaki hesapların sizi engelleyip engellemediğini kontrol edin. Cemil Çiçek'in paylaşımını RT'leleyen hesapların büyük çoğunluğu benim hesabımı bloklamış durumda. Ben bu hesapların çoğunu bugüne kadar hiç görmedim, hiçbir iletişimim de olmadı. Meseleyi incelemeye başlayınca çok daha fazlası olduğunu, daha önce karşıma bile çıkmayan binlerce hesap tarafından bloklanmış olduğumu farkettim. Önce bunun FETÖ hesaplarına sorduğum soruların verdiği rahatsızlıktan kaynaklandığını düşündüm ama daha sonra sebebin çok daha farklı olduğunu bunun organize bir saldırı olduğunu anladım. X'in algoritmasında bir açık var ve FETÖ bu açığı kullanarak muhtemelen hepimize farkında olmadığımız ama son derece etkili ve yoğun bir saldırı gerçekleştiriyor. Benim Hesabım şu ana görebildiğim kadarıyla 3 bin civarı FETÖ hesabı tarafından bloklanmış, daha fazlası da var gibi duruyor. Sizdeki durum muhtemelen bu kadar ağır değildir ama 100 hesap tarafından engellenmenin bile, korkunç boyutta negatif etkileri olduğunu bizzat X platformunun kendisini söylüyor. İstediğiniz kadar kaliteli içerik üretin 40 bin hesaba sahip FETÖ, sizi 100 hesapla engellerse işte bunlar oluyor. 🔵100 hesap tarafından bloklanmanın sonuçları nedir? 🔴GROK: X'in kendi dokümantasyonunda da belirtiliyor: Birçok hesap seni bloklarsa veya mute'lerse, bu güçlü bir negatif sinyaldir ve içeriğinin reach'ini sınırlar. X'in algoritması (açık kaynak kodundan da bilinen) engelleme (block) ve sessize alma gibi negatif sinyalleri çok güçlü şekilde dikkate alır. Birçok kişi seni engellerse, sistem bunu "bu içerik istenmiyor" sinyali olarak yorumlar. 🔴Bu, For You akışında (önerilerde) ve arama sonuçlarında içeriğinin daha az gösterilmesine yol açar. 🔴Özellikle koordineli/toplu bloklama (mass block) durumunda algoritma spam, toksik veya düşük kaliteli hesap olarak işaretler. 🔴Instagram / TikTok: Doğrudan "block" sayısına göre algoritma cezası olmayabilir ama koordineli kitle bloklaması (örneğin bir fan kitlesi veya grup) shadowban benzeri etki yaratabilir. İçeriğin keşfedilebilirliği düşer. 🔴Genel olarak sosyal medya algoritmaları engagement ve negatif feedback'e çok duyarlıdır. Pratik Etki 🔴100 blok tek başına çok aşırı bir sayı değilse de görüntülemelerde belirgin düşüş yaşanır. Hesabın genel "güven skoru" düşer, yeni takipçi kazanmak ve viral olma şansı azalır. Algoritmalar negatif kitle tepkisini sevmez. Özellikle X'te bu oldukça net bir mekanizma. 🔵 Yani organize hareket eden bir grup hesap, görüntülemesini düşürmek istedikleri belirli hesapları bu yöntemle etkisiz hale getirebilir doğru mu? 🔴X bu tür manipülasyonlara karşı bazı korumalar ekledi ama çözemedi. Koordineli davranışların tespit edilmesi zor olabiliyor, özellikle bot veya yarı-bot gruplar devreye girerse. 🔴Özetle: Evet, organize bir grup bu yöntemle bir hesabı büyük ölçüde susturabilir. Bu, platformun en büyük zayıf noktalarından biri. İçerik üreticileri de bu yüzden bazen “savaşmadan” düşük profil tutmak zorunda kalıyor. Eğer senin hesabın böyle bir şeye maruz kaldıysa, bir süre kaliteli ve az tartışmalı içerikle toparlanmaya çalışmak en mantıklısı. 🔴Organize hareket eden bir grup hesap, hedefledikleri bir hesabı toplu bloklama ile görüntülemesini (impressions/reach) ciddi şekilde düşürebilir ve hatta uzun vadede etkisiz hale getirebilir. Neden Etkili Oluyor? X’in algoritması (açık kaynak kodundan ve 2025-2026 analizlerinden bilinen) 🔴Block ve mute’ları çok güçlü negatif sinyal olarak değerlendirir (yaklaşık -74 kat ceza katsayısı). 🔴Birçok hesaptan aynı anda blok alırsan, sistem bunu "bu içerik istenmiyor, düşük kaliteli veya toksik" olarak yorumlar. 🔴Bu, For You akışında, arama sonuçlarında ve önerilerde içeriğinin gösterimini azaltır (deboosting / visibility filtering). Koordineli kampanyalar (grup chat’leri, Discord, Telegram grupları vs. üzerinden organize) bu mekanizmayı kötüye kullanmak için biliniyor. 🔴X’in eski CVE-2023-29218 gibi açıkları ve hâlâ var olan zayıf noktaları nedeniyle tam korunamıyor. Gerçekçi Etkisi Ne Kadar? 50-100+ blok bile impressions’larda belirgin düşüş yaratabilir. 🔴Uzun vadede: Sürekli koordineli blok + report gelirse hesap shadowban benzeri duruma düşer (gönderiler takipçilere bile az gösterilir, arama ve keşifte çıkmaz). 🔴Özellikle siyasi, tartışmalı veya hedef alınmış konularda bu taktik sık kullanılıyor. Birçok kullanıcı ve analiz, bunu “silahlaştırılmış negatif feedback” olarak tanımlıyor. Algoritma pozitif etkileşimden (like, rt) daha ağır cezalandırıyor negatif sinyalleri. 🔵 Mesela FETÖ gibi bir terör örgütünün 40 bin hesabı olduğunu varsayalım. Bunlar tamamen siyasi sebeplerle bu tip çalışmalar yapıyorsa X bunu önleyemiyor anlamına mı geliyor? 🔴Evet, büyük ölçüde önleyemiyor — en azından tam ve sürekli olarak. Bu, X’in (ve genel olarak büyük sosyal medya platformlarının) en büyük yapısal zayıflıklarından biri. 🔴Neden Tam Olarak Önleyemiyor? 40 bin hesap gibi devasa bir ölçekte koordineli eylem (toplu blok, report, mute, aynı anda aynı içerikleri yayma) tespit edilmesi zor. Özellikle hesaplar uzun süredir aktif, organik görünümlü ve gerçek kullanıcılar gibi davranıyorsa. 🔴X’in algoritması block/mute’ları güçlü negatif sinyal olarak alıyor. Koordineli bir grup bunu sistematik kullanırsa, hedef hesabın reach’ini ciddi şekilde düşürebilir (visibility filtering ve reputation score düşüşü). Bu, açık kaynak kodda da belgelenmiş bir vulnerability. 🔴Coordinated Inauthentic Behavior (CIB) platformların uzun yıllardır mücadele ettiği bir şey. X, state-linked operations’ları (devlet bağlantılı) tespit edip askıya alıyor ama tam zamanlı, sofistike ve “authentic” görünen ağlar için başarı oranı %100 değil. 🔴X’in Gerçek PerformansıX, terör örgütleri ve şiddet içeren gruplara sıfır tolerans politikası uyguluyor ve her yıl on binlerce hesabı bu gerekçeyle askıya alıyor (örneğin 2024-2025 raporlarında violent & hateful entities için 30-50 bin+ suspension). 🔴Ancak büyük ağlar (özellikle siyasi/ideolojik motivasyonlu) sıklıkla kısmi başarı sağlıyor. Hesaplar ban yiyince yenileri açılıyor. 🔴Türkiye bağlamında FETÖ/Gülen bağlantılı hesaplar konusunda hem Türk hükümeti hem de X tarafında karşılıklı eylemler var (bloklamalar, propaganda suçlamaları). Ama tam temizleme çok zor. 🔴Tarihsel olarak X, Türkiye, Rusya, Çin bağlantılı koordineli ağları tespit edip binlerce hesabı kaldırmıştı. 🔴Gerçekçi Sonuç Evet, 40 bin hesap gibi organize bir yapı, siyasi sebeplerle belirli hesapları hedef alıp onların görüntülemesini ciddi oranda düşürebilir. X bunu tamamen engelleyemiyor çünkü Algoritma negatif feedback’e aşırı duyarlı tasarlandı (kötüye kullanım için açık kapı). 🔴Gerçek kullanıcı kitlesi ile bot/köle hesap ayrımı her zaman net değil. 🔴Platformlar hukuki ve operasyonel sınırlamalara tabi (özellikle uluslararası ağlarda). 🔴X bu konuda diğer platformlardan (eski Twitter’a göre) daha şeffaf olmaya çalışıyor ama sorun hâlâ çözülmedi. Büyük ölçekli koordineli kampanyalar platformların “town square” idealini baltalıyor.Kısaca: Önleyemiyor demek doğru. En iyi ihtimalle gecikmeli ve kısmi müdahale edebiliyor. Bu tür taktikler sosyal medyanın kronik sorunu. 🔵Yani X’in Türkiye için bir milli güvenlik sorunu olabileceğini söyleyebiliriz doğru mu? 🔴Evet, Türkiye açısından makul bir endişe olarak söylenebilir, ama bu "X platformu = milli güvenlik sorunu" diye genellemekten ziyade, sosyal medya platformlarının kötüye kullanım potansiyeli üzerinden değerlendirilmelidir. 🔴Neden Milli Güvenlik Boyutu Var? Koordineli dezenformasyon ve propaganda. FETÖ, sosyal medyayı (X dahil) propaganda, hedef alma, koordineli blok/report kampanyaları ve kamuoyu manipülasyonu için kullanabiliyor. Büyük ölçekli (binlerce hesap) organize faaliyetler, ulusal birliği zedeleyebilir, toplumsal kutuplaşmayı artırabilir ve güvenlik operasyonlarını etkileyebilir. 🔴 Günümüzde istihbarat ve güvenlik uzmanları, sosyal medya platformlarını hibrit savaş araçları arasında sayıyor. Yabancı bağlantılı ağlar üzerinden yürütülen kampanyalar (siyasi istikrarsızlık yaratma, sahte haber yayma, hedefli karalama) birçok ülke için milli güvenlik meselesi haline geldi. Türkiye bu konuda somut tecrübe yaşıyor (2016 sonrası FETÖ faaliyetleri dahil). 🔴Türkiye hükümeti bu nedenle sıklıkla X’ten hesap kapatma, içerik kaldırma taleplerinde bulunuyor ve “milli güvenlik” gerekçesiyle erişim engelleri uyguluyor. Bu talepler hem FETÖ hem de diğer tehdit unsurları için geçerli. Gerçekçi Değerlendirme; 🔴Doğru; Türkiye gibi stratejik öneme sahip, iç ve dış tehditlerle karşı karşıya olan bir ülke için büyük sosyal medya platformlarının kötüye kullanımı potansiyel milli güvenlik riski taşır. Birçok devlet (ABD, Çin, Rusya, AB ülkeleri) de benzer kaygılarla kendi düzenlemelerini yapıyor (Digital Services Act, ulusal güvenlik yasaları vs.)

Abese İrca

354,773 次观看 • 2 个月前

Deputy Spokesperson of the Chinese Embassy Guo Wei: At noon on January 12, 2026, during a routine patrol in the contiguous zone of Huangyan Dao, China Coast Guard vessel 23521 spotted a boat that had no national flag or identifying marks and appeared to be a Philippine fishing boat operating approximately 16 nautical miles from the baseline of China’s territorial sea of Huangyan Dao, and kept heading toward China’s territorial waters. The China Coast Guard vessel approached and hailed the vessel by radio, trying to verify its identity and asking whether it needed any assistance. Here is what the CCG vessel said: “Philippine vessel, this is China Coast Guard, patrolling in the sea area of Huangyan Island of the People’s Republic of China in accordance with the law. You are about to enter the contiguous zone of Huangyan Island of the People’s Republic of China. Please abide by the relevant international laws and Chinese laws and regulations, and indicate the intention of your activities and the information about the cargo on board. Also, state whether you need any assistance from us.” The Philippine vessel ignored the communication, turned away, and departed. China conducted these operations in accordance with the Law of the People’s Republic of China on the Territorial Sea and the Contiguous Zone, acting in a lawful, legitimate and professional manner. Throughout the process, both sides maintained a safe distance, and no incidents, including any collisions, occurred. Jay Tarriela once again rushed in to mislead the public. This time he smeared China’s normal law-enforcement actions in the waters off Huangyan Dao as “harassing” Philippine fishermen and “endangering” peace in the South China Sea. We firmly reject such smearing. The reality is that since the second half of 2023, the Philippines has sent multiple Coast Guard vessels, official vessels and so-called fishing vessels to intrude into the territorial waters off Huangyan Dao, forcing China to take necessary measures to safeguard its rights. When its official vessels and coast guard ships failed to achieve their objectives, the Philippines pushed fishermen to the front line, using them as political tools to intrude into sensitive waters. It is the Philippine side that is provoking trouble and endangering peace in the South China Sea. Everyone knows where the concepts of “transparency initiative” and “rules-based order” come from. That country that claims to uphold so-called “rules and order” went into another sovereign state and even kidnapped its president—so is that what they call “rules”? Even today, some people still wave these banners to blur right and wrong and to stir up tension. Peaceful development—not war or conflict—is the shared aspiration of China, the Philippines, and the peoples of this region. Yet some, driven by ulterior motives, are determined to push China and the Philippines to the brink of conflict. Their schemes, however, will not succeed.

ChineseEmbassyManila

28,036 次观看 • 6 个月前