正在加载视频...

视频加载失败

#Yeditepe Üniversitesi’nde tartışma konusu olan iftar programı İslam ve Medeniyet Topluluğu tarafından gerçekleştirildi. O iftar sofrasını organize eden, bir tane bile hurma taşıyan ve davete icabet eden herkesten Allah razı olsun. Allah ilimlerini ve gayretlerini artırsın.

50,635 次观看 • 4 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

#ProjeÇocuğuAliKoç Kayıtlara da geçtiği gibi; maç bitiminden 70 dakika sonra stada gelen, arbede çıkartan, küfürlerle insanları tahrik ve tehdit eden, hatta kullandığı maddenin etkisiyle kendi yöneticisinin gırtlağına yapışan PROVOKATÖRE ve bunlara göz yumarak PROVOKATÖRÜN KORUMALIĞINA SOYUNAN devletimizin memurları hakkında nasıl bir işlem başlatıldığı konusunda AÇIKLAMA BEKLİYORUZ! Bir kaç Emniyet mensubunu arkasına alarak stad basma ve organize saldırı girişimlerinin gerçekleştirilmesi spontane bir spor müsabakası olayı gibi gösterilemez. Valilik tarafından yapılan bu açıklama bir durum tespiti özeti olup kamuoyu baskısını yatıştırmak için paylaşıldığını düşünüyor, bu olayı organize eden, alet olan, çanak tutan herkese gereğinin yapılmasını SABIRLA BEKLEDİĞİMİZİ YİNELİYORUZ. Bu provokasyon alenen “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik” suçu işlenerek kitleleri harekete geçirmek için özel olarak kurgulanmış bir projedir! Bu projeye giden yollara taşlar, başkanlığı döneminde 6 yılda ilmek ilmek döşenmiş ve artık meyveleri almak istediği için vites yükseltmiştir! Daha önce TCK maddeleriyle bir videoda işlediği suçları yazmış, yetkilileri yine uyarmıştık! (Video 1) Maçtan polis koruması eşliğinde stat basmamış, hiçbir arbede yaşanmamış, hukuksuzluğa direnenler darp edilmemiş ve milyonlarca insan tahrik edilmemiş gibi PROVOKATÖRÜN MAÇTAN HEMEN SONRA HIZINI ALAMAYARAK YAPTIĞI O KONUŞMADAN BİR KESİT! (Video 2) #ultrAslanBH

ultrAslan BH

18,372 次观看 • 2 年前

Tekvir suresi, 29. ayette şöyle buyurur Allah: “Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince, siz dileyemezsiniz.” Gerçekte insanın doğruya ermeye muvaffak olabilmesi için cüzi ihtiyarı ile dilemesi bir şarttır. “Fakat bütün şart ve sebepler ondan ibaret değil, onun da bir şartı vardır.” der ayet… Bu da Allah’ın sonsuz ilmi ile O’nun kalbine bakması ve kalbin samimiyetine göre onun dilemesini de dilemiş olmasıdır. Diğer türlü Allah’ın dilemesine de “Dilersek gökten üzerlerine bir âyet indiriveririz de ona boyunları eğilekalır.” (Şuara, 26/4) gibi zorlayıcı ve mecbur bırakıcı bir dileme mânâsı verilmiş olurdu. Buradaki “ve ma teşeuna” hitabı çok net bir şekilde “O dilemedikçe dilemez, dileyemezsiniz” yasasını ortaya koyuyor. Yani diyor ki “siz istediğiniz kadar ritüel yapın, manifest yapın, dua edin önce Allah’ın bunu sizin için dilemiş olması gerekiyor… Hakkınızda bir şeyi Allah dilemişse kalbinizden geçirmeniz bile yeterli oluyor… onu sizin için yaratıyor.” Burası öyle huzurlu bir yer ve öyle bir sonsuz kudrete ilticaadır ki O’nun verdiği vereceği her şeye razı olarak onun sultanlığında güven ve teslimiyet (islam) içinde yaşamaktır… Kaderi idrak etmede kalpte tefekkür edilmesi gereken sırlı ve güzel iki ayettir… Allah’ın matmah-ı nazarı müminin kalbi, dilemenin gerçekleşeceği yer de kalp olduğu için, o kalbin çok iyi muhafaza edilmesi gerekiyor… Şu hayatta başımıza ne gelirse gelsin kalbin mümin kalması ve kalp pusulasının daima Allah’ı göstermesi gerekiyor… Allah’ım bizim hakkımızda bir şeyi dilemesi işte tamamen kalbimizdeki bu bozulmamış fıtri halde kalan ihlasa bakıyor… Peygamber (s.a.v.) Efendimizin sıklıkla okuduğu “Yâ mukallibe’l-kulûb! Sebbit kalbî alâ dînik” duasını ezberleyip kalpten ve bolca yapmak yerinde olur… “Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah’ım, kalbimi dinin üzere sabit kıl.” (Tirmizî, “Deavât”, 124) (amin) Allah bir kulunu sevdiği zaman onu diğerlerine sevdiriyor. Allah bir kuluna dost olduğu zaman, onun işini kolaylaştırıyor… Allah bir kuluna hidayet vermek istediği zaman o kulunun kalbine hidayet yollarını açıyor. Allah bir kuluna aşık olduğu zaman, onu kendisine aşık ediyor… Ve bazı sırlarını da bildiriyor… Sevgilerimle ~Akaşa~

Oku/yorum

18,553 次观看 • 1 年前

Khodanoor Lajaei; • Gadir-i Hum, Ali, İmamet, Hüseyin, İmamet, Gaybûbet, Vekâlet, Mehdiyet, ve Velayet ile taassuba sürükleyerek helâk ettiği yığınlar marifetiyle 1345 yıldır her asırda tefrika, cehalet ve nefret üreterek İslâm'ın itikadî esaslarını ve kültürel/siyasî birliğini imha eden; • 1345 yıldır her asırda Müslümanlarda Hz. Hüseyin'in katilini arayan, İslam'dan paralel bir din devşirerek Müslümanlara dayatan, Hz. Muhammed (sav)'in dinini bu paralel dine tercih edenleri tekfir eden, her Muharrem ayında Allah nezdinde hiçbir karşılığı olmayan mâtem seanslarıyla ürettikleri nefreti tahkim eden, • İdari/siyasî/politik liderlik makamının yegâne sahipliği üzerinden 1393 yıldır ihdas ettikleri paralel din lehine iktidar dilenen, • Muharrem ayının her 10. günüyle, yani Kerbela ve Aşura şantajı ile Hüseyin sever olma yarışına Sünnî Müslümanları rüştünü ispat etmeye mecbur kılan, • Şehid edildiği günden bugüne kadar tam 1364 yıldır Hz. Ali (Ra) efendimiz ve 1345 yıldır da Hz. Hüseyin (Ra) efendimiz için anlamsız, gereksiz ve karşılıksız bir iktidar ve intikam arayışıyla ihtilaf, çatışma, şiddet ve kaos üreten, • Fâtımîler, Büveyhiler, Karmatiler, İdrisîler, Zeydîler, Hamdanîler, Safeviler, Kaçarlar, Zendîler ve İran İslam Cumhuriyeti adıyla günümüz İran'ı dahil kurdukları her devlet döneminde insanlığı ahlâk ve adâletle buluşturma esasına dayalı bir nîzâm-ı âlem inşa etmeyi mutlak varlık nedenine dönüştürmeyen, • Güçle buluştuklarında Abbasiler başta olmak üzere tarihin en görkemli İslâm Devletleri olan Büyük Selçuklu, Babürler ve Devlet-i Âliye'yi yıkıma uğratmak üzere istilâ, kıyım/soykırım ve imha teşebbüsünden zerre kadar çekinmeyen bir İtikadî Kimya'ya kurban edilmişti.

Mustafa Doğan

12,319 次观看 • 1 年前

POLİS MEMURU HACI KENGER ​Yakinen tanıdığım, vatanına ve milletine sadakatiyle bilinen, Şehit ve Gazi ailelerimizin her daim yanında olan Polis Memuru Hacı Kenger abimiz, geçmişte Bingöl Vali Yardımcısı koruması olarak görev yapmış, ömrünü bu topraklara adamış Vatanı ve Türk Milleti'nin refahı için canını siper etmiş bir Polisimizdir. Bingöl'de tüm Şehit Gazi Ailelerimizin tanıdığı ve çok sevdiği biri olarak hafızalara kazınmıştır. ​Hatırlanacağı üzere, kendisinin aracı Konya’da PKK sempatizanları tarafından kundaklanmıştı. O günlerde adeta bugünleri işaret ederek şu tarihi uyarıyı yapmıştı: ​"Eğer devlet kendi polisini koruyamazsa, yarın çok geç olabilir; sokaklarda çocuklarımız ve insanlarımız huzur içinde gezemez." ​Maalesef bugün gelinen noktada, hainlerin günden güne hadlerini aşarak bölücülük ve provokasyon peşinde koştukları bir süreci hep birlikte müşahede ediyoruz. ​Cevap Bekleyen Sorularımız: ​Aracı yakılan, terör örgütlerinin hedefi olan Hacı Kenger abimize devletimiz tarafından hak ettiği destek sunulması gerekirken, tam aksine bu olaydan dolayı kendisine soruşturma açılıp maaş cezası verildi mi? ​Devletimizin bekası, milletimizin huzur ve refahı için canını siper eden bu vatan evlatlarını ezmeye ve sindirmeye çalışanlara karşı gereken adımlar atıldı mı? ​Daima Yanlarındayız ​Gerçekleri haykıranların cezalandırılmaya çalışıldığı bu zorlu zamanlarda, eğilmeden dimdik duran tüm kahramanlara selam olsun. Emniyet teşkilatımızın her bir ferdinin daima yanında ve en büyük destekçisi olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. ​Kutsal görevlerini ifa eden tüm polislerimize Rabbimden kolaylıklar ve muvaffakiyetler diliyorum. Recep Tayyip Erdoğan Cevdet Yılmaz Mustafa ÇİFTÇİ T.C. İçişleri Bakanlığı Türk Polis Teşkilatı #PolisiminYanındayım #HainsizTürkiye #TeröreBoyunEğmeyeceğiz #eğrisopalıdoğruadamlar #NEMUTLUTÜRKÜMDİYENE

İdris Tugunmus🇹🇷

15,437 次观看 • 3 个月前

İhsan Hoca'nın "Sünnete-Sirete gidelim" çağrısına ithafen paylaşıyorum. Acaba İhsan Hoca'nın Yusuf (as) hakkındaki değerlendirmeleri mi daha bütüncül ve usule uygun, yoksa aşağıda her iki peygamberin (Muhammed sav. ve Yusuf as.) uygulamasını-sünnetini toplayan, her uygulamayı yerli-yerinde ele alan değerlendirme mi? "Kureyş, Allah Resûlü’ne (sav), başlarına yönetici olmasını veya onlarla birlikte yönetime iştirak etmesini teklif etti. Allah Resûlü (sav) bu teklifi reddetti. Teklifleri şuydu: “Ey Muhammed, biz sana haber gönderdik ki, seninle konuşa­lım. Vallahi biz Araplardan bir adam bilmiyoruz ki senin kavminin başına getirdiğin şeyi kendi kavminin başına getirmiş olsun. And ol­sun ki sen babalara hakaret ettin, dini ayıpladın, ilahlara sövdün, akılları sefihliğe nispet ettin ve toplumu dağıttın. Yapmadığın hiçbir çirkin şey kalmadı. Eğer bu yeni getirdiklerinle mal talep ediyorsan sana mallarımızdan toplarız, öyle ki bizim en zenginimiz olacaksın. Eğer onunla içimizde şeref talep etmekteysen biz seni bize efendi/başkan kılarız. Eğer onunla bir saltanat murad ediyorsan seni melikimiz yaparız. Eğer bu, gördüğün ve sana galip gelen bir cin ise tedavi olman için, sen iyileşinceye kadar mallarımızı harcarız veya seni mazur görürüz." Allah Resûlü de (sav) buyurdu ki: ‘Ben nerede, sizin dedikleriniz nerede? Kendisiyle size geldi­ğim şeyle (davetimle) mallarınızı talep etmiyorum. Ne içinizde şeref talebi için ne de sizin üzerinize meliklik için gelmedim. Fakat Allah beni size resûl/elçi ola­rak gönderdi ve bana bir kitap indirdi. Bana emretti ki, sizin için müjdeleyici ve korkutucu olayım. Böylece Rabbimin risâlâtını/gön­derdiği mesajları size tebliğ ettim. Size nasihat ettim. Eğer size getirdiğim şeyi kabul ederseniz o, sizin dünyada ve ahirette nasibinizdir. Eğer onu reddederseniz Allah’ın emri için sabrederim, tâ ki Allah benimle sizin aranızda hükmünü versin.” (Siret-i İbn-i Hişam, 1/392) Yûsuf’a (as) verilenin bir benzeri Allah Resûlü’ne verilmesine rağmen, neden kabul etmedi? Allah Resûlü’ne yapılan teklif bir bütün olarak okunduğunda şu anlaşılır: Kureyş, “Şayet bu davetten amacın yönetici olmaksa, daveti bırak seni yönetici yapalım.” demek istiyor. Aslında Kureyş, davetin tamamına değil, Allah Resûlü’nün onların dinine dil uzatmasına karşı. Diyorlar ki “Sen bize karışma; atalarımızın sapık olduğunu, ilahlarımızın batıl olduğunu söyleme, yeter.” Sırf bunun için ona yöneticilik teklif ediyorlar. Allah Resûlü şiddetle reddediyor. Neden? Çünkü ondan tevhidî ilkelerden taviz vermesini, Mekke’de var olan çoğulculuk sistemini onaylamasını istiyorlar. Allah Resûlü (sav) teklifi kabul etse İslam da Mekke’de meşru kabul edilen dinlerden olacak, sahabe eziyet görmeyecek, Allah Resûlü ve ashabı rahatça dinlerini yaşayacak… Ancak o zaman meşru kabul edilen bu din, Allah’ın indirdiği İslam olmayacak. Çünkü içinden “Lâ”sı, kötülüğü inkârı ve şirkten beraati çıkmış olacak. İslam bir bütün olarak Allah’ın dinidir. Tek bir ilkesi bile çıkarılırsa geriye kalan şey, Allah’ın indirdiği din olmaktan çıkar. Yûsuf da (as) Allah Resûlü de (sav) bizim imamımız ve en güzel örneklerimizdir. İkisinin davranışını bir araya getirince şunu anlıyoruz: Kâfirlerin teklif ettiği iktidar, taviz vermeyi gerektiriyorsa reddedilir. Şayet kâfirler mutlak iktidar teklif ediyor ve hiçbir şekilde taviz söz konusu olmayacaksa o zaman kabul edilebilir. Örneğin bugün gayri İslami bir düzen, müminlere dese ki: “Alın, eğitim bakanlığını istediğiniz gibi yönetin.” Müslimler İslami ilkelere göre bakanlığı dönüştürüp ıslah edeceklerse yapabilirler. Fakat günümüzde olduğu gibi göreve başlarken, görev esnasında ve atılan her adımda karşılarına bir yasa, tüzük, yönetmelik koyarak onlardan taviz vermeleri ve batılı onaylamaları istenirse kabul edemezler. Ederlerse ne olur? Sistemi veya bakanlığı kurtaralım derken kendi iman ve ahlaklarını kaybederler. Dünyanın hangi ülkesine bakarsanız bakın; Yûsuf’un (as) görev talebini delil alarak gayri İslami sistemlerde yer alanlar, kaybetmişlerdir. Sistem onları dönüştürmüş; inanç ve ahlaka dair hassasiyetlerini kaybetmiş, sistemin sair aparatlarından farksız hâle gelmişlerdir. Hatta bazı ülkelerde, mustazaf halk, İslamcılardan(!) önceki dönemi arzular olmuştur. Sistem onları dönüştürürken yalnızca onlara zarar vermemiştir. Onlarla birlikte, temsil ettikleri değerlere de zarar vermiştir. İnsanlar X partisini veya Y bakanını değil, onun kendini nispet ettiği dini eleştirmeye başlamıştır." 🖊️Vahyin Rehberliğinde Yusuf Suresi Tefsiri, Halis Bayancuk Hoca, s. 336-337 Şimdi, sorayım, İhsan Hoca ( İhsan Şenocak ) yaptığı değerlendirmeyle Kur'an'a, Sünnete-Sirete mi gitti, yoksa ideolojik yorumlar mı yaptı? Bir de Mahmud Efendi'den nakil yapalım:

Enes Doğan

12,302 次观看 • 1 年前

Başta Kur’an olmak üzere İslam kaynaklarına göre; yedinci yüzyılda Mekke’ye egemen olan Kureyş kabilesi ve Hicaz bölgesinde yaşayan Araplar, “Allahsız, dinsiz imansız” değildiler. Müslümanların “müşrik, kafir, putprest, sapkın” dediği Araplar, tıpkı bu çağın dindarları gibi atalarının dinindendiler! Onlar Allah’a inanıyor, İbrahim ve İsmail gibi peygamberlere de inanıyor, Kâbeyi kutsal kabul ediyor; namaz, oruç, hac, zekat ve kurban gibi ibadetleri yapıyorlardı! Hz. Muhammed peygamber olduğunu açıklayınca, başta kendi ailesi ve kabilesi olmak üzere Arapları, atalarının dininden vazgeçip kendisine inanmaya çağırınca ve kendisine inanmayanları “müşrik, kafir, putprest ve sapkın” olmakla suçlayınca, kavga başladı! Araplar, yüzyıllardan beri inanageldikleri atalarının dininden vazgeçmek istemediler, “müşrik, kafir, putperest, sapkın”suçlamalarına tepki gösterdiler: “Biz Allah’a inanıyor, ona tapıyor, ona ibadet yapıyoruz; Lat, Menat ve Uzza gibi şeylere Allah demiyoruz, onları Allah’a ortak koşmuyoruz, onların Allah’ın evliyası olduğuna, bize şefaat edeceklerine inanıyoruz” dediler! Muhammed’i, dinden çıkmış, mürted olmuş, cinlenmiş, büyülenmiş, sapıtmış ilan ettiler! O peygamber değil, Onu şeytan konuşturuyor dediler; “Deli, kafir, sahte peygamber” dediler; sakın ona inanmayın, onunla birlikte siz de sapıtmayın, dinden imandan çıkmayın”dediler! Bazı aile ve kabileler, Muhammed’e inananları vazgeçirmek için dışladılar, aile ve kabile baskısı yaptılar. Bazı efendiler, Muhammed’e inanan köle ve cariyelerine şiddet uyguladı! Muhammed’e inananlar kırk kişiye ulaşınca toplu yürüyüşler yapmaya ve inanmayanlara meydan okumaya başlayınca, kavga şiddetlendi; anne, baba, evlat, karı koca, gelin, kaynana, kardeş, akraba ve hısımlar birbirlerine düşman olmaya başladılar! Doğrusu, Mekke’de yaşanan kavga, Allah’a inanıp inanmama kavgası, din-iman kavgası değildi; Muhammed’e inanıp inanmama kavgasıydı! Çünkü Muhammed’e inanmayanlar Allahsız, dinsiz, imansız değildiler, onlar da tıpkı bu çağın müslümanları gibi atalarının dinindendiler! Doğrusu, Müslümanların müşrik dediği Araplar, Muhammed’e ve inananlara aile ve kabile baskısı yaptılar, ancak baskınlar yapmadılar; Seriyye denilen çeteler oluşturup hür müslümanları öldürmediler, evlerini, mallarını, mülklerini gaspedip yağmalamadılar; esir, köle, cariye yapmadılar! Hz. Muhammed ve ashabı muhacir olarak sığındıkları Medine’de, Seriyyeler oluşturup çevredeki Arap kabilelerine ve kervanlara baskınlar yapmaya başlayınca, savaş başladı! Bunlar, başta Kuran olmak üzere İslam kaynaklarında, tek taraflı ve karşı tarafı suçlayan bir uslupla anlatılır! İslam tarihinde savaşı başlatan kim; İslamı savaş, işgal, ganimet ve yağma dini; esir, köle, cariye, cizye va haraç alma dini haline getiren kim? Peygamberle birlikte Medine’ye sığınan muhacirler, dinlerini anlatsa ve yaşasaydı, seriyyeler oluşturup çevredeki kabilelere ve kervanlara baskınlar yapmasa, yağmalamasaydı Bedir, Uhud, Hendek savaşları olur muydu; İslam savaş dinine döner miydi? İslam kaynaklarına göre, Seriyye baskınlarıyla başlayan ve Bedir savaşıyla devam eden savaşlar silsilesi, din- iman savaşı mıydı, hükümranlık savaşı mıydı? İslam tarihi, baştan sona tek taraflı ve yalnız müşrikleri değil, başta Yahudi ve Hristiyanlar olmak üzere, diğer dinleri inananları da tekfir etme, suçlama, ötekileştirme ve düşmanlaştırma söylemi üzerine kurulu, yalan, yanlış bir tarih öğretisidir!
0:19

Sensitive content

Başta Kur’an olmak üzere İslam kaynaklarına göre; yedinci yüzyılda Mekke’ye egemen olan Kureyş kabilesi ve Hicaz bölgesinde yaşayan Araplar, “Allahsız, dinsiz imansız” değildiler. Müslümanların “müşrik, kafir, putprest, sapkın” dediği Araplar, tıpkı bu çağın dindarları gibi atalarının dinindendiler! Onlar Allah’a inanıyor, İbrahim ve İsmail gibi peygamberlere de inanıyor, Kâbeyi kutsal kabul ediyor; namaz, oruç, hac, zekat ve kurban gibi ibadetleri yapıyorlardı! Hz. Muhammed peygamber olduğunu açıklayınca, başta kendi ailesi ve kabilesi olmak üzere Arapları, atalarının dininden vazgeçip kendisine inanmaya çağırınca ve kendisine inanmayanları “müşrik, kafir, putprest ve sapkın” olmakla suçlayınca, kavga başladı! Araplar, yüzyıllardan beri inanageldikleri atalarının dininden vazgeçmek istemediler, “müşrik, kafir, putperest, sapkın”suçlamalarına tepki gösterdiler: “Biz Allah’a inanıyor, ona tapıyor, ona ibadet yapıyoruz; Lat, Menat ve Uzza gibi şeylere Allah demiyoruz, onları Allah’a ortak koşmuyoruz, onların Allah’ın evliyası olduğuna, bize şefaat edeceklerine inanıyoruz” dediler! Muhammed’i, dinden çıkmış, mürted olmuş, cinlenmiş, büyülenmiş, sapıtmış ilan ettiler! O peygamber değil, Onu şeytan konuşturuyor dediler; “Deli, kafir, sahte peygamber” dediler; sakın ona inanmayın, onunla birlikte siz de sapıtmayın, dinden imandan çıkmayın”dediler! Bazı aile ve kabileler, Muhammed’e inananları vazgeçirmek için dışladılar, aile ve kabile baskısı yaptılar. Bazı efendiler, Muhammed’e inanan köle ve cariyelerine şiddet uyguladı! Muhammed’e inananlar kırk kişiye ulaşınca toplu yürüyüşler yapmaya ve inanmayanlara meydan okumaya başlayınca, kavga şiddetlendi; anne, baba, evlat, karı koca, gelin, kaynana, kardeş, akraba ve hısımlar birbirlerine düşman olmaya başladılar! Doğrusu, Mekke’de yaşanan kavga, Allah’a inanıp inanmama kavgası, din-iman kavgası değildi; Muhammed’e inanıp inanmama kavgasıydı! Çünkü Muhammed’e inanmayanlar Allahsız, dinsiz, imansız değildiler, onlar da tıpkı bu çağın müslümanları gibi atalarının dinindendiler! Doğrusu, Müslümanların müşrik dediği Araplar, Muhammed’e ve inananlara aile ve kabile baskısı yaptılar, ancak baskınlar yapmadılar; Seriyye denilen çeteler oluşturup hür müslümanları öldürmediler, evlerini, mallarını, mülklerini gaspedip yağmalamadılar; esir, köle, cariye yapmadılar! Hz. Muhammed ve ashabı muhacir olarak sığındıkları Medine’de, Seriyyeler oluşturup çevredeki Arap kabilelerine ve kervanlara baskınlar yapmaya başlayınca, savaş başladı! Bunlar, başta Kuran olmak üzere İslam kaynaklarında, tek taraflı ve karşı tarafı suçlayan bir uslupla anlatılır! İslam tarihinde savaşı başlatan kim; İslamı savaş, işgal, ganimet ve yağma dini; esir, köle, cariye, cizye va haraç alma dini haline getiren kim? Peygamberle birlikte Medine’ye sığınan muhacirler, dinlerini anlatsa ve yaşasaydı, seriyyeler oluşturup çevredeki kabilelere ve kervanlara baskınlar yapmasa, yağmalamasaydı Bedir, Uhud, Hendek savaşları olur muydu; İslam savaş dinine döner miydi? İslam kaynaklarına göre, Seriyye baskınlarıyla başlayan ve Bedir savaşıyla devam eden savaşlar silsilesi, din- iman savaşı mıydı, hükümranlık savaşı mıydı? İslam tarihi, baştan sona tek taraflı ve yalnız müşrikleri değil, başta Yahudi ve Hristiyanlar olmak üzere, diğer dinleri inananları da tekfir etme, suçlama, ötekileştirme ve düşmanlaştırma söylemi üzerine kurulu, yalan, yanlış bir tarih öğretisidir!

MESİH

74,129 次观看 • 2 年前

Polisimize kurşun sıkan herkes ölmeyi haketmiştir! İzmir - Seferihisar'da gözaltı işlemi sırasında silahlı saldırıya uğrayan 3 Polis memurumuz yaralandı. Polislerimizden 2'sinin durumunun ağır olduğu bildirildi. Silahlı kavga anonsuna giden araştırma ekibi iki Polis bir Komiserimiz ateşli silahla yaralandı birinin durumu ağır. Şuan hastanede ilk müdahaleler yapılıyor. Seferihisar'da, polis ekiplerinin gözaltı işlemi yapmak üzere durdurdukları şüpheli şahıslar tarafından silahlı saldırıya uğradığı bildirildi. Çatışmanın ardından, olay yerine çok sayıda güvenlik ekibi ve sağlık ekibi sevk edildi. Yaralı polisler, 9 Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırıldı. İki polis memurunun durumunun ağır olduğu belirtiliyor, ancak üçüncü yaralı polis memurunun durumunun daha stabil olduğu aktarıldı. Olayın ardından Seferihisar Emniyet Müdürlüğü, İzmir İl Emniyet Müdürü, Kaymakam ve Başsavcı olay yerinde incelemelerde bulundu. Güvenlik güçleri, çatışmanın yaşandığı bölgedeki güvenlik önlemlerini artırırken, olayla ilgili geniş çaplı bir soruşturma başlatıldı. Edinilen ilk bilgilere göre, mahallede meydana gelen silahlı kavga ihbarı üzerine adrese intikal eden polis ekiplerine M.S.Ç. isimli şüpheli tarafından silahlı saldırı gerçekleştirildi. Saldırıda komiser F.H.A., polis memuru M.T.B. ve polis memuru İ.G. yaralandı. Öte yandan olayın yaşandığı mahallede vatandaşlar sokağa döküldü ve polisleri yaralayan şahsın dükkanını taşladı. Ayrıca olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma kapsamında M.S.Ç. isimli bir şüpheli yakalandı. Allah sizleri Ailelerinize, sonra bizlere bağışlasın. Allah şifa versin. #polis #olay #izmir

Asli36

519,448 次观看 • 1 年前

İsim bir yönü ile o kişi için duadır. Uyumlu ise hayra vesile olur. Değil ise riske hizmet eder. Bir ismin anne babasının hoşuna gitmesinin zerre kadar önemi yoktur. İsim, bir insanı çağırmak için kullanılan bir araçtır. Onu önemli kılan şey anlamı, harf ve o bütünlüğün etkileri. Birçok anne baba, evladının ismi farklı olsun istiyor. Buna gerek yok. Evlatlar bizim malımız mülkümüz değil, emanet. Farkında olmadan nefsi davranılıyor. Ve çok vahim isimler veriliyor. (Videodan ayrı olarak söylüyorum) Son 14-15 yılda gelen isimlerde çok ciddi sıkıntılı veriler var. Sırf farklı olsun diye anne baba ısrar ediyor illa bu isimler olsun diyor.. Belki çocuk ileride ismini sevmeyecek. Belki o isimden zarar görecek... Ki, bunun çokça örneği mevcut. Farklı olsun diye ısrar etmemeli. Misal, anne baba verdikleri ismi seviyorlar. Ama o arkadaş zarar görüyor. Ve en önemlisi, bir süre sonra çoğu zaman o anne baba için ismin bir önemi de artık kalmıyor. Zira önemli olan o kişinin hal, karakter, anlayış, davranış ve ahlakı. Çocuğun ismi mükemmel bir isim olur ama çocuk problem ise..ki, birçok örneğini var..o güzel isim o problemler karşısında hükümsüz kalıyor. Ama isim uyumlu ve normal bir isim ve çocuk muhteşem bir karakter… önemli olan bu… İsimleri verirken elden geldikçe kalp ehli birisi var ise ona sormalı. O yoksa anne baba ismin ilhamı için bol bol dua etmeli. Ve ismi sadece anne baba vermeli. Ehil değillerse eş dost akrabaya isim verdirtmemeli. Aile’de o ismi verecek kişinin hayatı itikadi olarak sağlam değilse o ismi o çocuğa vermemeli. Farkında olmadan bir yönüyle aynı niyet yükleniyor... (Genç yaşta ölen abisinin ismini doğmuş olan yeni kardeşe verip, aynı yaşta ölenler, intihar eden akrabasının ismini verip, aynı yaşa gelip intihar edenler...vs.. çokça örnekleri var) Sahabe ve hak ehlinden isim verileceksede, anne baba o itikatte çocuk yetiştirebileceğine güveniyorsa o ismi vermeli. Misal, 'oğlum Hazreti Ömer gibi olsun' deyip oğluna Ömer ismi vermek, adaletli olsun adaletle hareket etsin demeye gelebilir. Bu sahada çok öyle olmuyor. Ömer bir yönüyle ekonomi/iktisat demektir. Anne baba ismi uyumlu olmaz ise o da ayrı bir süreç olur. Ve bu isim para ile çok ciddi imtihanlar yaşayabilir. Çok kazanabilir ama çokta kaybedebilir.. (Anne baba ismi vs.. de önemli tabi) Veya 'oğlum Hz. Hüseyin gibi olsun' deyip Hüseyin ismini yüklemek. O çocuğun illa şehit olmasını gerektirmez.. Ama eş dost akraba vs. tarafından çok ciddi darbeler yemesine işaret edebilir. (Ki, birçoğunu bunu yaşıyor) Örnekleri çoğaltmak mümkün. Yıllar içerisindeki gelen verilere bakarak, ,simde çok iddialı olmaya gerek yok düşüncesindeyim. Riski minimize edecek şekilde hareket edilmesi en sağlıklı isim verme stratejisi olur. Not: Bu yazdıklarımız %100 mutlaklık-doğruluk ifade etmez. Bugüne kadar yıllar içinde gelen isimlerden oluşan bir verinin değerlendirilmesi gibi düşünülebilir. Bir veridir, kişisel yorumdur. Bunun dışında herhangi bir iddia içeren bir yazı değildir. Alınganlık yapmaya gerek yok😉

Rauf Atilla Polat

10,230 次观看 • 1 年前

Öğrencisinin derdiyle dertlenen, onun geleceği için yüreğiyle mücadele eden Kübra Öğretmen’e başarı belgesi takdim ettik. Öğretmen, yalnızca bilgi aktaran değil; vicdanıyla, şefkatiyle, merhametiyle yoğrulmuş bir hayatı öğrencilerine rol model olarak sunan kişidir. Bu değerli an aslında bir vicdan aynasıydı. Müdürler toplantısından sonra bir öğretmenin adımlarındaki telaş, bir öğrencisinin derdine sevdalanmasının göstergesiydi. Kübra Öğretmen’in elleri titriyordu, sesi titriyordu ama kalbi sevgiyle atıyordu, çünkü O, bir çocuğun umudu, bir ailenin duası, bir şehrin vicdanıydı. Öğretmenlik, yalnızca sınıfta müfredat anlatmak değildir. Öğretmenlik; bir öğrencinin dertlerini kendi derdi bilmek, evladının geleceğini kendi evladının geleceği gibi sahiplenmektir. İşte o anda Kübra Öğretmen bize şunu hatırlattı: Şefkat bir ders konusu değil, bir yaşam biçimidir. Merhamet bir ünite başlığı değil, nefesin her anında var olması gereken bir ruh halidir. Bu olay, bir öğretmenin aslında topluma en büyük rol model olduğunu hepimize haykırıyordu. Sınıfta anlattıklarını sokakta da yaşayan, kitap sayfalarındaki bilgiyi hayata taşıyan, vicdanıyla örnek olan bir insan portresi… Öğrencisinin derdini çözmek için titreyen eller, aslında samimiyetin bütün yüreklere sirayet etmesinin habercisiydi. Ve belki de Kübra Öğretmen’in o samimi hali, herkese en çok şunu düşündürdü: İnsan olmak, kalbe dokunmakla başlar. Öğretmen, kalpten kalbe yol açandır. Kübra Öğretmen’in koşusu bir şehri, bir ülkeyi duygulandırdı; çünkü o koşu, iyiliğe koşan bir insanın, insanlık adına attığı en kıymetli adımlardan biriydi. Bizim bu insani olaydan çıkarabileceğimiz en değerli derslerden birisi de şudur: İnsanı değerli kılan her yürek aslında değerli olandır ve bu millet o değerli olana değer vermeyi bilen necip ve irfan sahibi bir millettir. Bir öğretmenin bütün toplumun samimi duygularını nasıl ortaya çıkardığını görünce, her şeyin bir insanla başladığını ve bir öğretmenin her şeyi değiştirebileceğini birlikte yaşayarak gördük. İyiler ve iyilikler hep var olsun inşallah… Teşekkürler Kübra Öğretmen.

Hamza Aydoğdu

745,463 次观看 • 11 个月前

Video kaydı mutlaka izleyelim izlettirelim kardeşlerim. Cenabı Allah'ın "Ahseni Takvim" dediği Suret-i İnsan ile alay ediliyor. Yahu bunun şeyhlikle, halifelikle ne alakası var ? Bu Şeriatsizliktir, edebsizliktir, ahlaksızlıktır. Bu Şeriatsizliklere göz yummayı, hesap kitap yapıp sessiz kalmayı reddediyorum, kınıyorum. İnsanlık bitti mi ? Nerde Şerîat ahlakı ? Nerde tarikat edebi ? Bırakın ahlakı, edebi ; Fasıklıktır bu! Zalimliktir bu! İşte Ayet-i Kerimeler, İşte Hadis-i Şerifler, İşte Meşayihın Sözleri, "Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın; olur ki, alay edilenler kendilerinden daha hayırlı bulunurlar" "Hem birbirinizi ayıplamayın ve kötü lâkablarla atışmayın" "İmandan sonra fâsıklıkla adlanmak ne kötü isimdir! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir." (el-Hucurât, 49/11) "İnsanlarla alay edenleri, onların suçlarını araştırıp yayanları, iyi kimselere suç isnad eden koğucuları Allah (c.c.) köpek suretinde haşredecektir." (Tergib ve Terhib, c.5/391) "Eğer bir kimsenin -amellerini küçümseyerek- 'insanlar helak oldu' dediğini işitirseniz, işte o -kendisini beğendiği için- daha kötü bir şekilde helak olmuştur." (Tergib ve Terhib, c.5/513) "Bir adam kısa boyluysa "Süpürge boylu," başka bir adam uzun boyluysa ona da, "Kavak" demek doğru olmaz, biz onun dışını görüyoruz, belki de o kimse Allah'ın velisidir veya ileri de veli olacaktır. Allah bizi aldanmaktan muhafaza eylesin" Efendi Hazretlerimiz Kuddise Sırruhu "Mısrî'ye sövsün ol ağız, Allah demek bilmez ola." Niyazi Mısrî Kuddise Sırruhu

Muhittin ÖDEMİŞ

141,153 次观看 • 2 年前

BAĞIMSIZ FİLİSTİN DEVLETİ Mİ? Batılı devletlerin Filistin'i Bağımsız Devlet olarak tanıma kararından sonra Gazze ve Batı Şeria dahil Filistin topraklarının %1'i daha İsrail tarafından işgal edildi. İsrail Batı Şeria'da; √ Elektrik iletim hatlarını kesiyor, √ İletişim sistemini tahrip ediyor, √ Köy yollarını Dozerle söküyor, √ Cadde ve kaldırımları söküyor, √ Hayvanlara el koyuyor, √ Zeytinlikleri ateşe veriyor, √ Kanalizasyon ağını imha ediyor, √ Sebepsiz tutuklamalar yapıyor, √ 11 yaşındaki çocukları da tutukluyor. İsrail Gazze'de; √ 721 gündür soykırım uyguluyor, √ Yaklaşık 700.000 insanı katletti, √ Yük taşımaması için Katırları, √ Doğurmaması için Kadınları, √ Tedavi yapmaması için Doktorları, √ Savaşçı olmasınlar diye Çoçukları, √ Savaşmamaları için Erkekleri katlediyor. ACI ama GERÇEK; • Yahudiler üstelik katır, kadın, doktor, çocuk ve erkekleri katlederken ibadet ettiğine inanıyor. • İnsanlık İki Devletli Çözüm yalanıyla aldatılırken Filistin adım adım tasfiye edilerek sonsuza dek haritadan siliniyor. • Silahtan İlâh devşiren ve öldürmeyi ibadete dönüştüren alçak, ahlâksız ve aşağılık bir topluluğa silahla cevap vermek yerine milyarlarca Müslüman Epstein şantajıyla Yahudilerin rehin aldığı ve Mayın Eşeği olarak kullandığı ABD Başkanı Trump'tan ve Siyonizm'in kontrol yörüngesi olan BM'den çözüm bekliyor. • Bu aşağılayıcı zillet karşısında örgütlü bir alternatif Cihad hattı kurmak yerine mezhep, mesreb, tarikat, cemaat, parti ve liderleri lehine itibara; aidiyetleri lehine iktidara ve grupları lehine çıkara tâlip olan İslam Milletleri ise acziyet içinde vakit geçiriyor. • Trump Erdoğan görüşmesi gibi BM Genel Kurulu toplantıları da bitti. Filistin'e isabet eden bir iyilik vukû bulmadığı gibi Filistin'in sözde Devlet olarak kabulü de işe yaramadı. • Bunca yalan içinde tek doğru var: Filistin adım adım yok ediliyor, Gazze tasfiye ediliyor ve masum çocuklar katlediliyor. Allah'ın lâneti İsrailoğulları üzerine olsun.

Mustafa Doğan

31,455 次观看 • 10 个月前