Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Yürütmenin başının elbette ülkeyi yönetirken söylemlerinde elastikiyet olmalıdır. Ancak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aldığı kararlardaki 180 derecelik fark hem AK Parti seçmeninin kafasını karıştırmakta, hem de büyük Türk milletini uluslararası arenada mahçup etmektedir.

136,085 просмотров • 6 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Öcalan ile müzakereler, PKK’nın yurt içinde tükendiği; kahraman ordumuzun Kuzey Irak’ta PKK’yı Kilit-Pençe Operasyonu ile sınır bölgesinden söktüğü ve Irak-Suriye sınırını kontrol altına aldığı bir aşamada devreye girdi. Bu süreç askeri anlamda PKK için can suyu oldu. Sürecin en büyük hedefi anayasayı Erdoğan’ı iktidarda tutacak şekilde değiştirmektir. AK Parti-MHP-DEM ittifakı bunun için kurulmuştur. Bu yasa tasarısı Bahçeli’nin “Önümüzdeki süreçte çok şey değişecek, her şey değişecek, inşallah Türkiye değişmez” dediği sürecin ilk adımıdır. Bu yasa tasarısı, Öcalan’ın cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli, demokratik Cumhuriyet’e gidişin ilk adımı olarak ifade ettiği; milli, üniter, laik devletten çok uluslu-özerk bölgeli devlete geçişin ilk adımıdır. Bu yasa tasarısına “evet” demek Erdoğan ile ittifak yapmak, AK Parti’ye payanda olmak demektir. Yurttaşlar sizi neden eleştiriyor? 1.Yeni Parti’nin programında bir PKK kavramı olan “eşit yurttaşlık” yazdığı için; (Bütün yurttaşlar Anayasa’nın 10. Maddesine göre yasalar önünde eşitken neden amacı Türk ve Kürt için iki ayrı siyasi kimlik isteyen eşit yurttaşlık kavramının Yeni Parti’nin programına girmesine neden karşı çıkmadınız?) 2.Öcalan’ın “bu bize yeter dediği” Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına Türkiye’nin koyduğu şerhleri kaldıracağınızı söylediğiniz için; 3.Şimdi de PKK’ya af yasasına karşı çıkmadığınız için; 4.Bütün bunları MUHALEFET olduğunuzu söylerken yaptığınız için. Hangi muhalefet iktidarın iktidarda kalma projesine destek olur? Biz iktidarla ve bu yıkım projesi ile zaten mücadele ediyoruz. Bugün anlamaya çalıştığımız şey Atatürk Cumhuriyetini korumak için sizinle de mücadele etmek zorunda kalıp kalmayacağımız: Bizim esas meselemiz; muhalefet gibi görünüp kritik anlarda Ekmelettin operasyonu ile iktidara destek atan, kirli referandum gecesi YSK’nın önüne gitmeyen, seçimden önce çok da fazla Suriyeli’ye vatandaşlık verilmedi diyerek iktidara destek atıp sonra kongrede seçimleri çok fazla Suriyeli’ye vatandaşlık verildiği için kaybettik diyen majestelerinin muhalefet ile. Şimdi bu kritik anda sizin ne yapacağınızı bekliyor, izliyoruz. Karınca gibi tarafım belli olsun diyerek Cumhuriyet yanarken söndürmek için su mu taşıyacaksınız yoksa destek mi olacaksınız? Hem Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni hem de Öcalan’ın sözde demokratik Cumhuriyetini birlikte savunmak mümkün değildir. “Bizi zorla bu işin karşısında durmaya itiyorlar” diyerek mevcut politikanızı eleştiren yurtsever solcu entelektüellere kızıyorsunuz. Oysa CHP’nin de Yeni Parti’nin de yurtsever, Atatürkçü tabanı PKK affına karşı. AK Parti ve MHP tabanları da. Referandum yapılsa “Evet” oyları yüzde 25’i geçmez. Sayın Özel, Atatürk’ün çizgisine gelin. Bu yasaya evet diyerek, yasanın Türk devleti ve Türk milletine karşı bir suç olduğunu zımnen kabul eden bir sürecin parçası olmayın. 24 yıl boyunca iktidarın yanlış yaptığını söyleyip, günün sonunda onun getirdiği yasaya imza atmak muhalefet değil, kendi itirazını inkâr etmektir. Aynı siyasete ortak olup farklı bir sonuç beklemek ise, olsa olsa siyasi bir akıl tutulmasıdır. Özetle, Özgür bey açık olun, net olun, gerçek muhalefet olun. Ve son olarak bu yasa tasarısına evet derseniz, sakın “biz muhalefet partisiyiz” diye ortaya çıkmayın. Kemal Kılıçdaroğlu’da muhalefet olduğunu söylüyordu. Bu yasaya evet derseniz ancak Kemal bey kadar muhalefet olursunuz. Zafer Partisi

Ümit Özdağ

564,514 просмотров • 8 дней назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Bakan Yardımcısı Alpaslan Kavaklıoğlu ile katıldığı Japonya Silahlı Kuvvetler Günü Resepsiyonu’nda bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: ERTUĞRUL FIRKATEYNİ, İKİ ÜLKE İLİŞKİLERİNDE UNUTULMAZ BİR DÖNÜM NOKTASI OLDU Bu anlamlı ve özel günde sizlerle bir arada olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, Japonya Silahlı Kuvvetler Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum. Sözlerimin başında sizlere Sayın Cumhurbaşkanımızın da selamlarını iletiyor, şahsınızda dost Japonya halkına da buradan saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. Türkiye ve Japonya arasındaki dostluk, köklü bir geçmişe sahiptir. Öyle ki diplomatik temelleri 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında atılan ikili ilişkilerimiz, coğrafi uzaklığa rağmen, karşılıklı saygıya dayanan bir seviyede gelişmiştir. Özellikle 1878 yılında Japon askerî gemisi Seiki’nin ilk defa İstanbul’u ziyaretiyle güçlenmeye başlayan münasebetlerimiz, 1887’de Japonya Prensi Komatsu’nun Osmanlı topraklarına gerçekleştirdiği ziyaretle derinleşmiştir. Bu dostane sürecin nişanesi olarak 1889 yılında Ertuğrul Fırkateyni’mizin Japonya’ya gönderilmesi, iki ülke ilişkilerinde unutulmaz bir dönüm noktası olmuştur. Fırkateyni’mizin yurda dönüş yoluna geçtikten kısa süre sonra, fırtınaya yakalanarak batması ve birçok kahraman denizcimizin hayatını kaybetmesi, elbette milletçe derin bir acı yaşamamıza neden olmuştur. Ancak bu trajedi karşısında Japon halkının gösterdiği insani duyarlılık, Türk milletinin hafızasında ve gönlünde silinmez bir yer edinmiş, aramızdaki bugün hâlâ canlılığını koruyan güçlü ve samimi dostluğun temellerini atmıştır. Bugünlere güçlü ve içten bir dostlukla ulaşan ilişkilerimiz, farklı alanlarda ve çok yönlü bir şekilde hayata geçirilen iş birlikleri sayesinde hem Türk-Japon dostluğunu pekiştirmekte, hem de ülkelerimizin refahına katkı sunmaktadır. ASKERÎ VE SAVUNMA SANAYİ ALANINDAKİ İŞ BİRLİĞİMİZ MEMNUNİYET VERİCİ SEVİYEDE İkili münasebetlerimizin geçen yıl idrak ettiğimiz diplomatik ilişkilerimizin 100’üncü yıl dönümü vesilesiyle daha da anlamlı bir boyut kazandığını özellikle vurgulamak isterim. Öyle ki bu önemli dönüm noktasını her iki ülkenin de hak ettiği bir samimiyetle kutladık. Bu çerçevede deniz unsurlarımız arasında karşılıklı liman ziyaretleri yapılırken, her iki ülkede de çeşitli program ve etkinlikler ile kutlama resepsiyonları icra edildi. Öte yandan 2013 yılında “Stratejik Ortaklık” seviyesine yükseltilen ilişkilerimiz kapsamında her alanda olduğu gibi askerî ve savunma sanayi alanındaki iş birliğimiz de memnuniyet verici seviyededir. Şu hususu özellikle vurgulamak isterim ki; Japonya Silahlı Kuvvetlerinin tarihî birikimi, disiplini ve barışçıl yaklaşımı, bizler tarafından saygı ile karşılanmaktadır. Eminiz ki Japon dostlarımız da, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sahip olduğu yüksek imkân ve kabiliyetleri yakından takip etmektedir. Bu karşılıklı anlayış, askerî tatbikat ve eğitimlerden savunma sanayi ve teknolojideki iş birliklerine kadar birçok alanda ortak faaliyetler yürütmemize imkân tanımaktadır. İKİLİ İLİŞKİLERİMİZİN EN ÜST SEVİYELERE ÇIKMASI EN BÜYÜK TEMENNİMİZ Risk, tehdit ve tehlikelerin arttığı, dünya dengelerinin sürekli değiştiği günümüzde yeniden güçlü bir şekilde barışın, güvenliğin ve istikrarın korunması için uluslararası iş birliklerine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir gerçektir. Bu kritik ve hassas süreçte Türkiye olarak ülkemizin hak ve menfaatlerini kararlılıkla korurken, pek çok çatışma ve savaşın sonlandırılması ile türlü sorunların çözümüne yönelik büyük inisiyatifler üstleniyor, uluslararası güvenlik ve barışa katkı sağlıyoruz. Ülkemizin müzakere masalarının vazgeçilmez üyesi hâline geldiği bu dönemde, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de uluslararası güvenlik ve barışa müstesna katkılar sağlamaktadır. Bu noktada dost ve müttefik ordularla askerî iş birliğini derinleştirme, tecrübe paylaşımımızı ve müşterek faaliyetlerin sayısını artırma hedefiyle hareket ediyoruz. Biliyoruz ki güven ilişkisi ve dostluklar ancak gayretlerle büyür ve gelişir. Esasen dost Japonya’nın gerek Asya-Pasifik’te gerekse dünya genelindeki etkin ve barışçıl rolünü takdirle takip ediyoruz. Bu çerçevede küresel ölçekte güven duyulan iki ülke konumundaki Türkiye ve Japonya’nın her alandaki iş birliğini güçlendirip dostluğunu gelecek nesillere taşıyacak irade ve kararlılığa sahip olduğuna yürekten inanıyorum. Hep birlikte göstereceğimiz çabalarla ikili ilişkilerimizin en üst seviyelere çıkması en büyük temennimizdir. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken bu güzel resepsiyonun düzenlenmesinde emeği geçen Japon dostlarımıza teşekkür ediyorum. Japonya Silahlı Kuvvetler Günü’nü bir kez daha tebrik ediyor; sizlerin şahsında dost Japonya halkına selamlarımı gönderiyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Konbanwa, iyi akşamlar. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

56,502 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak ile katıldığı Özel Kuvvetler Komutanlığındaki İhtisas Kursu Mezuniyet Töreni'nde konuştu. Bordo Berelilere seslenen Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: TSK EN KAPSAMLI VE EN ETKİLİ FAALİYETLERİ İCRA EDİYOR “Değerli Misafirler, Kahraman Silah ve Mesai Arkadaşlarım, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin göz bebeği olan Özel Kuvvetlerimizin mezuniyet töreninde sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Sözlerimin başında, aldıkları birbirinden zorlu eğitimleri başarıyla tamamlayarak mezun olmaya hak kazanan Bordo Berelilerimizi yürekten kutluyor; brövelerinin kendilerine, ailelerine ve Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı-uğurlu olmasını diliyorum. Yakın coğrafyamız başta olmak üzere pek çok bölgede ciddi ve hassas gelişmelerin yaşandığı, buna bağlı olarak risk, tehdit ve tehlikelerin arttığı bir süreç içerisindeyiz. Böylesine hassas bir süreçte, görev ve sorumlulukları artan Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, İstiklal Harbimizden bu yana en kapsamlı ve en etkili faaliyetlerini icra etmektedir. Şüphesiz, Özel Kuvvetlerimiz de bu faaliyetlerin icrasında üstlendiği büyük sorumluluklar ve elde ettiği başarılarla müstesna bir yere sahiptir. ÖZEL KUVVETLER KOMUTANLIĞIMIZ HAYATİ KATKILAR SAĞLIYOR Nitekim Silahlı Kuvvetlerimizin terörle mücadelede tarihî başarılar elde ettiği, terör örgütünün girilemez denilen yerlerine girildiği bu süreçte, Özel Kuvvetlerimiz Silahlı Kuvvetlerimizin vazgeçilmez kuvvet çarpanlarından biri olarak bu başarılara hayati katkılar sağlamıştır ve sağlamaya devam etmektedir. Bu vesileyle nice kahramanlık hikâyeleri yazan Bordo Berelilerimizi, yüksek azim, gayret ve cesaretinden ötürü tebrik ediyor; gözlerinden öpüyorum. Dünyadaki emsalleri arasında temayüz eden Özel Kuvvetlerimizin varlığı, şanlı Türk ordusunun gücüne güç katmaktadır. Esasen, her geçen gün gelişen teknolojinin etkisiyle harp doktrinleri ve muharebe konsepti de değişmektedir. Dolayısıyla Özel Kuvvetler gibi kritik ve asimetrik görevleri yapabilecek bir gücün varlığı da büyük önem kazanmaktadır. Ordumuzun en modern araç, silah ve gereçle donanması kadar yüksek nitelikleri haiz personele sahip olması da bir zorunluluktur. Tarihin en güçlü ordularından biri olan kahraman ordumuzun zaferlerle dolu mazisinde; yüksek harp kabiliyeti, disiplini ve başarısıyla övünç kaynağımız olan Özel Kuvvetlerimiz, mümtaz bir konumdadır. Böylesine güzide bir birliğin mensubu olmak elbette ki her biriniz için yüksek bir onur vesilesidir. Ancak sizleri son derece ağır vazifelerin bekliyor olması nedeniyle de sorumluluklarınız büyüktür. Bu çerçevede siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarıma bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum: Bir Özel Kuvvetler personeli hem yüksek fiziki kabiliyetleri barındırmalı hem de bilgi ve becerisiyle zorlu görevlere daima hazır olmalıdır. BORDO BERELİLER, YERİ DOLDURULAMAYAN PERSONEL KONUMUNDADIR Üstleneceğiniz görevlerde bir yandan ekip ruhunu ortaya koymalı diğer yandan bireysel ve mesleki yeteneklerinizi en üst seviyede sergilemelisiniz. Ancak unutmayınız ki ne kadar yetenekli olursanız olun stratejik düşünme, rasyonel davranma, sabır ve sebat ile en önemlisi yüksek irade, kararlılık, azim ve heyecan vazgeçilmeziniz olmalıdır. Çünkü Bordo Bereliler; boşlukları dolduran değil, yeri doldurulamayan personel konumundadır. Bu yüzden bilgi düzeyinizi sürekli yenilemeli, her zaman daha iyisi için çalışmalı ve daima bir adım önde olmalısınız. Vazifelerinizden kazanacağınız her türlü tecrübeye, mutlak surette değer vermelisiniz. Çünkü öğrenmek ve yeterlilik, durağanlık kabul etmeyen ve sürekli geliştirilmesi gereken hususlardır. Öte yandan karşılaştığınız, her engeli yeteneklerinizi gösterecek bir fırsat olarak değerlendirin ve yaşadıklarınızdan ders alın. Tehlike anında akıllı ve cesur, sıkıntı anında sessiz ve kararlı, rahatlık anında tedbirli olun. Bordo bereyi taşıdığınız her an, hatırlamaktan gurur duyacağınız nice anılara vesile olacaktır. Bu yüzden vazifelerinizi yüksek bir aidiyet duygusu, istek ve keyifle yapın. Zira huzurlu, sağlıklı ve mutlu birey olamazsanız ne komutanlarınızın ne de silah arkadaşlarınızın beklentilerini karşılayabilirsiniz. Muhakkak ki omuzlarınızdaki yük ağır, göreviniz hayli meşakkatli, ancak bir o kadar da kutsaldır. Bu büyük mirasın varisleri olarak şanlı Türk sancağı ve aziz vatan toprakları, artık sizlere emanettir. Bunun bilincinde olan siz, kahraman Bordo Berelilerimizin her türlü zorluğu aşabileceğine yürekten inanıyor; vazifelerinizde üstün başarılar diliyorum. ASKERÎ AÇIDAN GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDAYIZ Konumu itibarıyla son derece kritik bir coğrafyada yer alan Türkiye; köklü devlet geleneği ve stratejik yaklaşımı doğrultusunda uluslararası güvenlik, barış ve istikrara önemli katkılar sağlamaktadır. Ülkemiz, bölgemizde meydana gelen krizlerin önlenmesinde gerek ilgili ülkeler nezdinde gerekse uluslararası platformlarda müzakere masalarının vazgeçilmez ve etkin bir aktörü hâline gelmiştir. Dolayısıyla ülkemizin her alanda hak ve menfaatlerini koruyabilmek, aynı zamanda uluslararası etkinliğini sürdürebilmek için en başta askerî açıdan güçlü olmak zorundayız. Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihî dönemde ve 'Türkiye Yüzyılı' hedeflerimiz çerçevesinde, daha büyük daha güçlü bir Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri için azim ve kararlılıkla çalışırken en önemli dayanaklarımızdan biri olan Özel Kuvvetlerimiz de bu tarihî misyonun güzide bir parçasıdır. Ne mutlu sizlere ki desteğinizi hiçbir zaman esirgemediğiniz bu kahramanlar, bugün brövelerini takarak karşınızda birer Özel Kuvvetler personeli olmanın haklı gururuyla duruyorlar. Onlarla ne kadar övünseniz azdır. Başarılarında siz kıymetli ailelerimizin de değerli katkıları bizler için vazgeçilmezdir. Destekleriniz için sizlere teşekkür ediyor, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle; - Özel Kuvvetler İhtisas Kursu’nu başarıyla tamamlayan Bordo Berelilerimizi, - Ayrıca, dost ve kardeş ülke Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Libya’dan gelen ve buradan mezun olan Misafir Askerî Personeli şahsım ve Millî Savunma Bakanlığı adına bir kez daha tebrik ediyorum. Personelimizin yetişmesinde emeği geçen, başta Özel Kuvvetler Komutanımız olmak üzere Komutanlığımızın tüm seçkin eğiticilerine ve personeline canıgönülden teşekkür ediyorum. Sözlerime son verirken Almanya’da düzenlenen ve 19 ülkeden 36 timin katıldığı 8’inci Avrupa en iyi keskin nişancı timi yarışmasında, bizlere şampiyonluğu getiren Özel Kuvvetlerimizi ve Kara Kuvvetlerimizi kutluyorum. Bu vesileyle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Yiğitler Ocağının Kahraman Mensupları, Sevgili Bordo Bereliler, yolunuz ve bahtınız açık, bileğiniz kuvvetli, kılıcınız daima keskin olsun." #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

83,216 просмотров • 2 лет назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Isparta’daki 40’ıncı Komando Eğitim Tugay Komutanlığının Uzman Erbaş Komando Temel Kursu Mezuniyet ve Bröve Takma Töreni’ne katıldı. Beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ile tören alanına giden Bakan Yaşar Güler, mezun olan komandoları selamladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başlayan törende dereceye giren Uzman Erbaşlara mezuniyet belgeleri verilerek bröveleri takıldı. Komandolarımızın gösteriler yaptığı ve Komando Andı ile Cumhuriyetimizin 100’üncü Yıl Marşı’nı okuduğu törende Bakan Yaşar Güler de bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler Komandolara hitaben şunları söyledi: CAYDIRICI VE ÇOK YÖNLÜ HAREKET ETMEK TERCİH DEĞİL, ZORUNLULUK Bugün burada, zorlu eğitim süreçlerini başarıyla tamamlayan siz kıymetli silah arkadaşlarımın mezuniyet töreninde bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Mezuniyetlerinizin sizlere, ailelerinize, Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. İçinden geçtiğimiz dönem, ülkemizi ve tüm dünyayı etkileyen çok boyutlu ve karmaşık güvenlik paradigmalarıyla şekillenmektedir. Bölgesel istikrarsızlıklar, sınır aşan tehditler, terörizm, siber saldırılar, düzensiz göç hareketleri ve enerji güvenliği gibi meseleler başta askerî olmak üzere politik, ekonomik, teknolojik ve sosyal açılardan çok yönlü tehditler oluşturmaktadır. Böylesine kritik bir dönemde, sadece savunmada kalmak değil aksine ön alıcı, caydırıcı ve çok yönlü bir stratejik vizyon ile hareket etmek bizler için bir tercih değil, zorunluluktur. Bu gerçeklikten hareketle Türkiye Cumhuriyeti olarak hem ülkemizin ve asil milletimizin güvenliğini sağlamak hem de bölgesel ve küresel barışa katkıda bulunmak amacıyla çalışmalarımızı büyük bir gayretle sürdürüyoruz. Çok şükür ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, benimsediğimiz etkin politikalar, icra ettiğimiz sonuç odaklı faaliyetler ve hayata geçirdiğimiz kritik projeler ile çok boyutlu ve proaktif bir güvenlik mimarisi inşa etmeyi başardık. Bu mimarinin temel taşı ise; yüksek disiplini donanımı ve eğitim seviyesiyle her türlü göreve hazırlıklı olan kahraman ordumuzdur. TSK ÇEŞİTLİ VAZİFELERİ KARARLILIKLA YERİNE GETİRİYOR Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; başta terörle mücadele ve hudut güvenliği olmak üzere denizlerimizin ve semalarımızın korunması, tatbikatlarla gücünün pekiştirilmesi dâhil çeşitli vazifeleri büyük bir kararlılıkla yerine getirmektedir. Bu çok yönlü faaliyetlerimiz, sadece yurt içinde sınırlı kalmamakta, aynı zamanda kardeş ve dost coğrafyalarda da güvenliği, barışı, huzuru ve istikrarı tesis etmeye yönelik artan bir ivmeyle sürdürülmektedir. Öyle ki bugün; Azerbaycan’da, Libya’da, Somali’de, Katar’da, Kosova’da ve Bosna-Hersek’te görev yapan Mehmetçik, bu stratejik vizyonumuzu ve ülkemizin ulaştığı etkinliği sahada açıkça ortaya koymaktadır. Bu görevleri icra etmemiz, kadim Türk devlet geleneğimiz ile köklü tarih ve medeniyetimizden ilham alan sorumluluk anlayışımızın da bir tezahürüdür. Elbette ki bu büyük başarının ardında Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her biri kendi alanında vazgeçilmez önemdeki unsurlarının ortaya koydukları büyük emek, gayret ve fedakârlıklar vardır. Ancak ordumuzun en güzide birliklerinden biri olan ve başta terörle mücadele olmak üzere pek çok faaliyetimizde stratejik ve operatif gücümüz olan kahraman komandolarımızın mümtaz katkılarını özellikle vurgulamak isterim. KOMANDOLARIMIZ ASİL MİLLETİMİZİN GURUR KAYNAĞI OLMAKTA Nitekim komandolarımız, özellikle terörle mücadele operasyonlarında Türk askerî kudretinin ve cengâverliğinin en önde gelen temsilcileri konumundadır. Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyindeki operasyon sahalarında birçok kritik görevde ve bulundukları uluslararası misyonlarda komandolarımız, hep üstlendiği vazifeleri büyük bir başarıyla yerine getirerek asil milletimizin gurur kaynağı olmaktadırlar. Bugün buradan mezun ettiğimiz siz kıymetli uzmanlarımız da, işte bu seçkin gücün bir parçası birer mensubu olacaksınız. Göğsünüzde taşıyacağınız komando brövesi ve takacağınız mavi bere, sizler için büyük bir sorumluluk ve daima gurur duyacağınız bir onur olacaktır. Bu kapsamda şu tavsiyelerimi daima rehber edinmenizi sizlerden istiyorum: Unutmayınız ki komando olmak; sadece zorlu şartlarda görev almak veya operasyon icra etmek değil aynı zamanda yüksek bir ruh disiplinine sahip olmak ve karakter sağlamlığı demektir. Ayrıca, fiziki yeterliliğin yanında psikolojik dayanıklılığı, yüksek bir iradeyi ve farkındalığı da gerektirir. Bu bağlamda sahada karşılaşacağınız tehlike anında, akıllı ve cesur, - Baskı altında sessiz, kararlı ve sebatlı, - Rahatlık anında ise tedbirli ve ölçülü olmalısınız. Ne kadar yetenekli olursanız olun; irade, sabır ve kararlılık vazgeçilmeziniz olmalıdır. Her şartta hazır, güçlü ve cesur olan komandolar, bu özellikleriyle daima ayaktadır ve vazifesine amadedir. HAKİKİ MÜCADELE YOLUNUZ ŞİMDİ BAŞLIYOR Sizler, burada aldığınız zorlu eğitimleri tamamlayarak, sadece fiziksel değil; zihinsel ve psikolojik olarak da önemli bir eşiği aşmış bulunuyorsunuz. Ancak hakiki mücadele yolunuz, asıl şimdi başlıyor. Gerektiğinde her biriniz; farklı coğrafyalarda yüksek riskli görevler üstleneceksiniz. Bu görevlerde yalnızca kendi başarılarınız değil; silah arkadaşlarınızın güvenliği, asil milletimizin huzuru ve vatanımızın bekasının sizlere emanet edildiğini asla unutmayınız. Öte yandan vazifelerinizden elde edeceğiniz her bir tecrübe çok kıymetlidir. Karşılaştığınız her engeli birer problem şeklinde değil aksine sizleri geliştiren güçlü bir gelişim fırsatı olarak görmelisiniz. Zira askerlik; sürekli yenilenen, gelişen ve öğrenilen bir meslektir. Modern harp, artık yalnızca fiziki üstünlükle değil; zihinsel çeviklik, stratejik öngörü ve teknolojik donanım ile yürütülmektedir. Bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri olarak; eğitim ve doktrin ile harp konsepti ve teknolojiyi ayrılmaz bir bütün olarak görmekte, buna göre çalışmalarımızı icra etmekteyiz. TSK, HER GEÇEN GÜN GÜCÜNE GÜÇ KATIYOR Şanlı ordumuzun bugün ulaştığı bu yüksek seviyede yerli ve millî savunma sanayimizin gelişiminin de müstesna bir payı olduğunu vurgulamak isterim. Öyle ki son yıllarda Silahlı Kuvvetlerimizin hizmetine sunulan millî piyade tüfeklerimiz, fırtına obüslerimiz, farklı çap ve kabiliyette yerli füzeler ve modernize edilmiş zırhlı araçlarımız, İHA ve SİHA’larımız ile deniz harp sistemlerimiz, hem caydırıcılığımızı artırmış hem de operasyonel gücümüzü büyük ölçüde yükseltmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, bunların yanı sıra sahip olduğu nitelikli personeliyle her geçen gün gücüne güç katmaktadır. Sizler de bugün brövelerinizi gururla takarak kıymetli ve tarihî bir adım atıyorsunuz. Ülkemizin bekasını koruma azmimiz ve kararlılığımız ile daha büyük ve güçlü Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda sürdürdüğümüz faaliyetlerde görev alacak bu kutsal misyonun birer parçası olacaksınız. Bunun bilincinde olan sizlerin tüm görevlerinizi yüksek bir aidiyet duygusuyla yerine getirerek Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve ülkemize nice önemli hizmetlerde bulunacağınıza yürekten inanıyorum. Bu vesileyle, siz komandolarımızın yetişmesinde emeği geçen başta 40’ıncı Komando Eğitim Tugay Komutanlığımızın başta Komutanı olmak üzere kıymetli öğretmenlerini ve mümtaz personelini yürekten tebrik ediyor, kendilerine teşekkür ediyorum. Aynı şekilde sizleri yetiştiren bu seviyelere ulaşmanızda en büyük sahip olan ve bugün evlatlarıyla bir kez daha gurur duyan kıymetli ailelerimize de şükranlarımı sunuyorum. Sözlerime son verirken, - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor; - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Kahraman Komandolar! Mezuniyetinizin bir kez daha hayırlı olmasını diliyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. Yolunuz ve bahtınız açık, bileğiniz kuvvetli, gücünüz daim olsun. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

43,131 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler başkanlığında; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ve Bakan Yardımcıları Alpaslan Kavaklıoğlu, Bilal Durdalı ve Musa Heybet ile yurt içindeki ve sınır ötesindeki birlik komutanlarının katılımıyla video telekonferans toplantısı gerçekleştirildi. Bakan Yaşar Güler, toplantıda şunları söyledi: TSK HEM SAHADA HEM MASADA ÜLKEMİZİN ELİNİ GÜÇLENDİRİYOR Bölgemizde ve dünyada çok boyutlu tehditlerin, çatışmaların ve belirsizliklerin yoğunlaştığı bir süreçten geçiyoruz. Bu gelişmeler, bizleri sadece yakın çevremizde değil; küresel düzlemde de daha dikkatli, daha hazırlıklı ve daha dirayetli olmaya mecbur bırakmaktadır. Ülkemizin güvenliği ve bekası, yalnızca sınırlarımızı korumaktan ibaret değildir. Kara, deniz, hava, uzay ve siber alanda etkin, caydırıcı ve hazır bir Türk Silahlı Kuvvetleri, aynı zamanda barış ve istikrarın teminatıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri, bugüne kadar olduğu gibi bugün de görevini büyük bir azim, inanç ve kararlılıkla sürdürmekte, her birinizin bu sorumluluk bilinciyle yürüttüğü görevler hem sahada hem de masada ülkemizin elini güçlendirmektedir. SURİYE’DE TÜRKİYE’NİN YADSINAMAZ BİR TECRÜBESİ VAR Suriye’de istikrarın tesisi, toprak bütünlüğünün korunması ve yeni hükûmetin ülke genelinde meşru otoriteyi tesis etmesi, bölgemizin geleceği açısından kritik önemdedir. Bu kapsamda TSK olarak Suriye’nin güvenlik ve savunma kapasitesinin inşasına destek vermeye devam ediyoruz. DEAŞ başta olmak üzere her türlü terör örgütüne karşı mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu çerçevede bölge ülkeleriyle yürüttüğümüz temaslar ve oluşturulması planlanan ortak harekât merkezi ile bölgesel sahiplenmenin artırılması, uluslararası hukuka uygun şekilde barışa hizmet etmesi hedeflenmektedir. Suriye’deki bazı eylem ve inisiyatiflerin zaman zaman istikrarı zedeleyici bir boyuta ulaştığını gözlemlemekteyiz. Sahada Türkiye’nin yadsınamaz bir tecrübesi vardır ve başta Suriye Yeni Hükûmeti olmak üzere takdir görmekte ve çözüm kaynağı olarak görülmektedir. TSK, KENDİSİNE TEHDİT OLMAYAN HİÇ KİMSEYE TEHDİT DEĞİLDİR Biz bölgede meseleleri diyalogla çözmekten yanayız. Amacımız, bölgede herhangi bir istenmeyen hadisenin yaşanmasını önlemektir. Ancak şu hususun da altını özellikle çizmek isterim; bu gelişmelerin bölgenin olmazsa olmaz ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmasına engel teşkil etmesine müsaade etmeyeceğiz. Türkiye’nin bu pozitif yaklaşımı, hiçbir aktör tarafından istismar edilmemelidir. Bu yaklaşımımız, bölgede istikrar arayışına katkı sağlamak içindir; asla ve asla bazı çevrelerce anlamsız heveslerin, oldubittilerin ya da yeni denge oyunlarının motivasyon kaynağı hâline gelmesine müsaade edilmeyecektir. Her zaman ifade ettiğimiz gibi Türk Silahlı Kuvvetleri kendisine tehdit olmayan hiç kimseye tehdit değildir. Aksine gittiği her yere istikrar, huzur ve barış götürmüştür. Ancak, bu iyi niyetli yaklaşımımızın yanlış yorumlanmasına da göz yummayacağımız bilinmelidir. SÜREÇ DİKKATLE İZLENİYOR Yeni Suriye Hükûmeti ile SDG arasında varılan mutabakat kapsamında belirli bölgelerdeki çekilme ve devir süreci dikkatle izlenmektedir. Bu noktada Türkiye’nin beklentileri ve çekinceleri muhataplara açık bir şekilde iletilmiştir. Bu vesileyle terörle mücadele konusuna da değinmek istiyorum. PKK terör örgütünün temelsiz ve sonuçsuz heveslerinden, aklıselim bir inisiyatifin perspektifine evrilen süreci hassasiyetle takip ediyoruz. Devletin adil ve müşfik eline teslim edilen bu yaklaşım tabii ki en içten ve samimi bir şekilde desteklenecektir. Sahadakiler dâhil bunun yansımalarını bizzat izlemektedir. Son dönemde teslim olup yaptıkları açıklama ve yaklaşımlarla sahanın geleceğini şekillendiren elemanların da ifadelerinde bu durumun yansımaları izlenmektedir. Gelişmeler samimiyet ve kararlılıkla uygulandığında anlam ifade edecektir. Bu süreçte özellikle şu noktayı önemle vurgulamak isterim: Gerçekten barıştan yana olan her girişim desteklenir. Ancak süreci istismar etmeye çalışanlar, zamana oynayanlar, bu zemini propaganda aracı olarak kullananlar karşılarında daima kararlı bir Türkiye bulacaktır. SİLAH BIRAKMAYAN HER YAPI MEŞRU HEDEFİMİZ OLMAYA DEVAM EDECEK Hiçbir açıklama, hiçbir beyan, eğer eylemle desteklenmiyorsa bizim nazarımızda bir kıymet ifade etmez. Terörün her türlüsünün tamamen sona erdirilmesi, sadece ülkemizin değil bölgemizin ve dünyanın barışına da katkı sağlayacaktır. Silahı bırakmamakta ısrar eden, kardeşliği değil ayrılığı körüklemeye çalışan her yapı, dün olduğu gibi bugün de meşru hedefimiz olmaya devam edecektir. Bu konuda devletimizin duruşu nettir: Sürecin sabote edilmesine asla izin verilmeyecek; toplumun güvenliğini tehdit eden hiçbir yapılanmaya müsamaha gösterilmeyecektir. TÜRKİYE, KÜRESEL BİR GÜVENLİK SAĞLAYICISI Libya’da, Somali’de, Karadeniz’de, Doğu Akdeniz’de ve Avrupa güvenlik mimarisi içinde üstlendiğimiz görevler, Türkiye’nin küresel bir güvenlik sağlayıcısı olduğunu göstermektedir. NATO kapsamında yürüttüğümüz faaliyetler ve uluslararası barış misyonlarımız, milletimizin onurlu duruşunu yansıtmaktadır. Bu kapsamda kara, hava ve deniz unsurlarımızla katılım sağladığımız eğitim ve tatbikatların yanı sıra Kosova ve Bosna Hersek’teki unsurlarımız başarıyla görevlerine devam etmektedir. Kosova’nın güvenliğine katkı sağlamak maksadıyla 1 Aralık 2024 tarihinde İtalyan Taburundan görevi devralan İhtiyat Komando Taburumuz, Kosova genel seçimlerinin de icra edildiği kritik bir dönemde vazifesini başarıyla yerine getirerek görevini 1 Nisan 2025 tarihinde Çok Uluslu Tabura devrederek, sorunsuz bir şekilde Türkiye’ye geri intikal etmiştir. Tatbikatlarımızla sahadaki yetkinliğimizi artırırken diplomatik alandaki girişimlerimizle de bölgemizde barışın tesisine öncülük ediyoruz. Ukrayna’dan Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada barışın, istikrarın ve güvenliğin teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetleri, görevlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynı azim ve disiplinle sürdürecektir. Değerli arkadaşlarım, gündemimiz görüldüğü üzere artan bir yoğunlukta devam etmektedir. Aldığınız kararlar, uygulama azim ve kararlılığınız fark yaratmakta, uygulamadaki profesyonelliğiniz başarının anahtarı olmaktadır. Bu vesileyle görev başında olan tüm silah ve mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyor, her birinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Yolunuz, bahtınız açık olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

86,263 просмотров • 1 год назад

Size, Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndan sesleniyorum. Benim burada olmam, hiçbir yurttaşımızın, AKP baskı rejiminde can ve mal güvenliğinin olmadığının en açık kanıtıdır. 18 Ocak Cumartesi günü, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP Mersin İl Kongresinde şu açıklamayı yaptı: ‘’Ülkemizin ilk 80 yılına asırların yorgunluğuyla, Birinci Dünya Savaşı’nın yükü altında kalan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin sancıları damga vurmuştur. Tek parti faşizminin; milletimizin inancına, tarihine, kültürüne yönelik tahrip edici, baskıcı politikalarının ağır bedellerini izledik” 19 Ocak Pazar günü ben de Antalya'da, 4. Zafer Partisi İl Başkanları Toplantısında, Erdoğan'ın bu açıklamasına şu cevabı verdim: ‘’Bu mücadelede, bu politik fikir mücadelesinde Zafer Partisi; PKK gibi, FETÖ gibi, IŞİD gibi terör örgütleriyle mücadele etmektedir. Bütün bunların karşısında Zafer Partisi; Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini, temel ilkelerini, milletimizin ve devletimizin bağımsızlığını ve bölünmez bütünlüğünü kararlılıkla savunmaktadır. Ancak, ne yazık ki Zafer Partisi; ülkemizin bölünmez bütünlüğünü, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bırakmış olduğu değerli mirası sadece terör örgütlerine karşı değil, aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’ye karşı da savunmak durumundadır. Recep Tayyip Erdoğan dün Mersin’de partisinin kongresinde yapmış olduğu konuşmada şöyle söylüyor: “Ülkemizin ilk 80 yılına asırların yorgunluğuyla, Birinci Dünya Savaşı’nın yükü altında kalan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin sancıları damga vurmuştur. Tek parti faşizminin milletimizin inancına, tarihine, kültürüne yönelik politikalarının ağır bedellerini izledik” demiş. Değerli Zafer Partililer, Türk milleti 1000 seneden beri Anadolu’da egemenliğini sürdürüyor. 1000 sene boyunca birçok Haçlı seferine maruz kaldık. Birinci Haçlı Seferi 1095 yılında başladı. Son Haçlı Seferi ise 1914-1922 yılları arasında gerçekleşti. Son büyük Haçlı Seferi’ni, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Anadolu’da mağlup ettik ve Haçlı ordularını Akdeniz’in soğuk sularına gömdük. Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti için yeni bir Ergenekon’dur ve bu yeni Ergenekon’da aziz milletimiz güçlenmiş, silahlanmış ve sanayisini inşa etmiştir. Yıkılış döneminin bırakmış olduğu hastalıkları bertaraf etmiş, Hatay’ı almış ve ardından Kıbrıs’ta devlet kurmuştur. Emin olun ki son 1000 yılda gerçekleşen hiçbir Haçlı Seferi, Erdoğan’ın ve AKP’nin Türk milletine ve Türk devletine verdiği zararı vermemiştir. Hiçbir Haçlı Seferi, Türk devletine casusları sokamamış, Türk milletini Deist, Ateist veya Hristiyan yapamamıştır. Ancak, Erdoğan döneminde, Türk milletinin geniş kesimleri “Allah ile aldatanlar” yüzünden dinlerinden soğumaya başlamışlardır. Erdoğan döneminde Deist ve ateist oranı yüzde 16’yı aşmıştır. Erdoğan bilmelidir ki Cumhuriyet’i kuran kadrolar, Türk milletinin inancını, tarihini ve kültürünü korumuş ve geliştirmiştir. Türk milletinin inancına, tarihine ve kültürüne saldıran, tarihi fesli bir deliden öğrenen Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisidir. Evet, Recep Tayyip Erdoğan, Türk milletinin tarihine ortaklar getirerek, Türk milletinin tarihini çarpıtarak, Türk milletinin tarihine zarar vermektedir. Erdoğan, Türk milletinin devletini; tarikat ve cemaatler arasında dağıtarak, şirk koşanları devlete ortak ederek Türk milletinin inancına zarar vermektedir. Milyonlarca sığınmacı ve kaçağı Anadolu’ya sokarak, Türk milletinin kültürünü tahrip etmektedir. Yaşanan şey aslında bir AKP faşizmidir. Ve Zafer Partisi olarak biz, ana muhalefet gibi bu faşizmle normalleşmeyeceğiz. Biz mücadele edeceğiz ve kazanacağız. Zafer, Türk devletinin ve Türk milletinin olacaktır. Görüldüğü üzere, Erdoğan'a verdiğim cevapta; Erdoğan'ın, Atatürk ile ilgili kullandığı ifadelerin aynıları kullanılmıştır. Ertesi gün, Erdoğan'a, “Atatürk'e hakaretten” soruşturma açmayan İstanbul Başsavcılığı, bana yönelik olarak soruşturma açtığını, daha UYAP'ta dosya olmadan basına açıklamış. Saat 17.30 sularında İstanbul Başsavcılığı'nda görevli bir savcı, “kaçma şüphem olduğu ve gözaltının önünde bir engel olmadığı” ifadelerini kullanarak gözaltına alınmam için talimatı Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bildirmiş. Öncelikle şunu ifade edeyim; beni suçlamak için 1. ve 2. Ergenekon iddianamelerinde onlarca sayfa yalan uyduran FETÖ savcıları kaçtı ama ben kaçmadım. Bir gün Ak rejim savcıları ve Ak rejim hakimleri de kaçacak ancak ben yine kaçmayacağım. Bütün toplumun tanıdığı bir siyasi partinin genel başkanı niye kaçsın? Üzerine atılı olan suç, tutuklamayı bile gerektirmiyor iken neden davet edildiği zaman gidip ifade vermesin? Savcının kullandığı 2. ifade hukukun değil, psikolojinin bir parçasıdır. “Gözaltının önünde bir engel olmadığını” ifade ediyor. Böyle bir hukuk kavramı ve anlayışı yoktur. Bu ifade, savcının, gözaltına alınmamdan, tutuklanmamdan duyduğu sevinci ifade etmektedir. Bu gözaltı talimatı üzerine Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polis ekipleri saat 19.30'da bir lokantada yemek yerken beni gözaltına aldılar. Hastaneye götürdükten sonra başka bir ekibe devrederek İstanbul'a yolladılar. İstanbul'a bir konvoy halinde 180-190 km hızla geldik. Otomobil sürücüsünü 3 kez, “beni ölü mü diri mi teslim edeceksiniz?” diye uyarmama rağmen aynı süratle devam etti. Vatan caddesinde toplanan binlerce vatandaşımızın beni görmesine imkân vermeden binaya sokuldum. Nezarete götürmediler. Avukat ile görüşme odası dedikleri bir odada beklettiler. Gerek Ankara'dan getiren ekibin, gerek İstanbul'daki polis ekibinin nezaketlerinden asla taviz vermediklerini ifade etmek isterim. Ancak, beni görmeye gelen avukatlardan sadece biriyle görüşmeme fırsat verildi. O gece Vatan Caddesi önüne gelen bütün yurttaşlarımıza, sevgili Zafer Partisi Teşkilât Mensuplarına, değerli avukatlara teşekkürlerimi iletiyorum. Geceyi otuz santim genişliğinde, iki metre uzunluğunda bir kalas bankın üstünde geçirmem istendiğinde; polislere “bu gece İmralı'da Abdullah Öcalan daha konforlu uyuyordur” dedim. Bunun üzerine bir koltuk ve battaniye verildi. Battaniyeyi kalas bankın üzerine sererek yattım. Beni sabah 10.00’da Çağlayan adliyesine ifadeye götüreceklerdi. Ancak saat 13.30'da götürüldüm. Neden? Çünkü bir gün önce hakkımda “Cumhurbaşkanı'na hakaretten” soruşturma açan ve gözaltı kararını alan savcılar benim açıklamamda hakaret olmadığını ve beni bu şekilde tutuklayamayacaklarını biliyorlardı. Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlamasıyla alınan gözaltı kararı tam bir hukuk kumpasıdır. Bu konuda Başsavcı ve ilgili savcılar hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Ve bir zamanlar FETÖ savcıları bu tür kumpaslar kurdukları için nasıl ceza aldılar ise şimdi bu kumpasları kuranlar da ceza alacaklardır. Beni tutuklamak için gereken belge, ben gözaltına alındıktan sonra, İstanbul'a getirilmemi takiben, 21 Ocak sabahı erken saatlerde Kayseri Emniyet Müdürlüğü'ne verilen bir talimat ile alelacele hazırlatılan 4 sayfadır. Bu sözde belgede X'te paylaşım yapan 2 eski Zafer Partisi üyesi Murat Kaftar ve Baykal Altay ile “eski Zafer Partisi Kayseri İl Başkanımız” Hacı Ali Demirkaya’nın paylaşımlarıyla ilgili olarak suçlamalarda bulunulmuştur. Oysa bu kişiler ile ilgili soruşturmalarda takipsizlik kararı alınmıştır. Hakkında takipsizlik kararı alınan suç oluşturmayan paylaşımlardan hareketle suç oluşturulamaz. Belgede ayrıca Kayseri olaylarına katılanların “Zafer Partisi'ne müzahir” olduğu ifade edilmiştir. Kayseri Emniyet Müdürlüğü eylemciler arasında anket mi yapmış? Gerçek şudur; Kayseri olayları sırasında ne Kayseri'de ne de diğer illerde bir tek Zafer Partisi üyesi hakkında soruşturma açılmıştır. Zafer Partisi, Kayseri Emniyet Müdürlüğü ile ilgili olarak suç duyurusunda bulunacaktır. Ayrıca, Savcılık soruşturma dosyasında, benim, “olayları yatıştırmak” için attığım 2 X'e hiç yer verilmemiştir. Bu X'lerde şu ifadelerde bulunmuştum: 1) ‘’Yanlış diyebilmek için açık adını buraya yazacaksın. Kayseri’ye gideceksin. Oradan sokaktan fotoğrafını paylaşacaksın. Böyle sahte isimler ile sosyal medyadan Türk milletini sokağa çağırmayacaksın. Halk tepki gösterdi. Bu yol ile kimse yollanmaz, sadece ülke emperyalizmin istediği gibi karıştırılır. Suriyelileri, Afganları yollamak istiyorsan oyunu Zafer Partisi’ne vereceksin ve hukuk içinde gidecekler. Sevgili Kayserililer, polis bizim, devlet bizim, ülke bizim. Şehrinize sahip çıktınız. Artık evinize dönün. Bilinçli, bilinçsiz tahrikçilere izin vermeyin.” 2) KAYSERİ’de Eskişehir Bağları Mahallesi’nde: * Suriyeli bir sığınmacı, 5 yaşındaki başka bir Suriyeli kız çocuğuna tecavüz etti. * Tecavüzcüyü almak isteyen polise karşı, tecavüzcünün yakınları zorluk çıkardı ve olaylar büyüdü. * Mahallede yaşayan Türkler, olayı duyunca polise direnen Suriyelilere tepki gösterdi. Diğer mahallelerden gelen Türkler de sokağa çıktı ve Suriyelilere tepki gösterdi. * Olaylar büyüdü. Polis sayısı yetersiz kalınca valilik tarafından acil görev çağrısı yapıldı. * Valilik, polislere Suriyelileri koruyun talimatı verdi. Suriyeli nüfusun yoğun olduğu Danişmend Gazi Mahallesi’nde, Kayseri halkı sokağa çıkarak gösterilere başladı. O mahalleye de polis sevk edildi. Olayların bu noktaya gelmesinin nedeni, hiç şüphesiz şımartılan Suriyelilerin tecavüzcüyü polise teslim etmeyip direnmesidir. Sevgili Kayserililer, polis güçlerine yardımcı olarak evlerinize dönün. Tepkinizi gösterdiniz. Olayların büyümesi Türkiye’nin düşmanlarının işine yarayacaktır.” Ayrıca, olayların başlamasından sonra 2 Genel Başkan Yardımcımı ve 1 Genel Başkan Başdanışmanımı Kayseri'ye yolladım. Seyit Yücel, Ali Dinçer Çolak ve 15 Temmuz gazisi Emekli Emniyet Müdürü Fatih Eryılmaz'ı Kayseri'ye yolladım. Kendilerinin Kayseri Emniyeti ile yaptığı temaslardan hiç bahsedilmemiştir. Savcı bu alelacele hazırlanan belge dışında bana, büyük bir çoğunluğunu 2020-2021-2022 yıllarında paylaşmış olduğum sığınmacı Suriyeliler ve kaçak Afganlar ile ilgili paylaşımlara ilişkin sorular sordu. Öncelikle hiçbir X paylaşımımda ne sığınmacı Suriyelilere yönelik ne de Afganlara yönelik bir öfke, nefret ifadesi bulunmaktadır. Yaptığım paylaşımların çoğu “alıntı” paylaşımdır. Yani başka bir kaynakta bahsedilen haberi alıntılayarak paylaşım yapmış olduğum görülmektedir. Diğer paylaşımları yalanlamayan resmi makamlar benim paylaşımım üzerinden yalanlamayı yayınlamışlardır. Örneğin eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş; “Hatay'da Suriyelilere toprak, ekilebilir arazi satıldığı” açıklamasını yapmış. Ben de bu açıklamayı alıntılayarak paylaştım. Hatay Valiliği Lütfü Savaş'ı değil beni yalanlamış. Bunun için tutuklandım. Mersin'den bir genç beni aramış. “Kardeşimi Suriyeliler bıçakladı. Ben Mersin'in yerlisi bir ailenin evladıyım. Arkadaşlarımı zor tutuyorum” demiş. Ben de bu gencin ismini vererek “sakin olmalarını, Mersin Emniyetine güvenmelerini, Mersin polisinin suçluları yakalayacağını” ifade etmişim. Ve X paylaşımını Mersin Emniyetini adresleyerek paylaşmışım. Mersin Emniyeti açıklama yaparak bıçaklayanın Suriyeli olmadığını iddia etmiş. Ben ailenin iddiasını açıkladım. Üç saldırganın ikisinin Suriyeli birinin de Türkiye doğumlu Türk vatandaşı olduğu paylaşımda açıklanmıştı. Mersin Emniyet Müdürlüğü'nün açıklamasının doğru olup olmadığı araştırılmalıdır. Çünkü Mersin Emniyet Müdürlüğü daha önce de; artık Şam Caddesi diye anılan, Mersin'in Fasih Kayabalı Caddesi'nde, ön adı ONUR olan bir Türk gencinin, bir Suriyeli tarafından öldürüldüğü haberini gizlemişti. Özetle bu ve benzeri; Kayseri olayları ile hiçbir ilgisi olmayan, herhangi bir nefret ifadesi olmayan, AKP hükümetinin; “açık sınır” ve “yanlış sığınmacı ve kaçak politikasını” eleştiren paylaşımlarım gerekçe gösterilerek tutuklandım. Tutuklama sorgusuna, -üç avukatın dışında- vekalet verdiğim avukatlarım bile alınmadı. Değerli basın mensupları, tutuklanmamın gerçek nedeni; Erdoğan'ın, “tutuklanmamı emretmiş” olmasıdır. Bunun nedeni; Erdoğan ve Bahçeli'nin, “Milli-Üniter-Laik Türkiye Cumhuriyeti”nin, PKK terör örgütü elebaşı ile birlikte, "yeni paradigma" çerçevesinde Türk-Kürt-Arap Federasyonu'na dönüştürme kararına, Ümit Özdağ ve Zafer Partisi'nin, plânı ifşa ederek, aktif şekilde direnmesidir. Ayrıntıları ile hazırlandığı, her detayın konuşulduğu ve ilmek ilmek örüldüğü, eski AKP milletvekili İhsan Aslan tarafından ifade edilen plânın içinde nelerin bulunduğu ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın baş hukuk danışmanı Mehmet Uçum'un X paylaşımlarında açıklanmıştır. Bu plan, öyle büyük bir tehdittir ki; Devlet Bahçeli bile “önümüzdeki dönemde çok şey değişecek, inşallah Türkiye değişmez” demiştir. Türkiye'yi parçalayacak bu plâna muhalefet edeceğiz, direneceğiz. Değerli basın mensupları, Büyük Türk Milleti, binlerce genç Mehmetçik, polis ve korucu kardeşimiz hayatlarının baharında şehit oldular. Binlerce genç Mehmetçik, polis ve korucu gazi oldular. Genç öğretmen kardeşlerimiz şehit edildiler. Gara'da, PKK ininde rehin tutulan 11 asker ve istihbaratçı kardeşimiz alçakça infaz edildiler. Ben de şimdi Silivri'de Öcalan için rehin tutuluyorum. Benim Silivri'deki tutukluluğum, şehitlerimizin aziz anısına saygı duruşudur.

Zafer Partisi

133,742 просмотров • 1 год назад

27 ARALIK 2025 SAAT 14:00’TE, ANITKABİR’DE ATATÜRK’ÜN HUZURUNDA, HAİNSİZ TÜRKİYE BULUŞMASINDA NASUH MAHRUKİ’NİN KONUŞMASI Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, Türkiye’de her birimizin ayrı ayrı yaşadığı demokrasi sorunu vardır, adalet sorunu vardır, yandaşa başka, muhalefete başka işleyen hukukun önünde eşitlik sorunu vardır, üretim sorunu vardır, gelir adaletsizliği ve geçim sorunu vardır, açlık sınırının altıda asgari ücret ve emekli maaşı sorunu vardır, kalitesiz eğitim, denetimsiz devlet, hesap vermeyen hükümet, hesap vermeyen siyasiler ve bürokratlar sorunu vardır, kötü yönetilen devlet sorunu vardır. Bu sorunlar hepimizin ortak sorunlarıdır, Türk’ün de, Kürt’ün de, Laz’ın da, Çerkes’in de, Boşnak’ın da, Arnavut’un da ve Türk milletini var eden 26 etnisitenin tamamının da sorunlarıdır. Çözümü de hepimiz için ortaktır ve bir tanedir. Daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, adil ve tarafsız yargı, hukukun önünde eşitlik, doğru enflasyon hesaplamalarıyla asgari ücret ve emekli maaşının belirlenmesidir, açlık sınırının altında kimseye maaş verilmemesidir, her ailenin en azından yoksulluk sınırının üstünde bir maaşı evine getirebilmesidir, varlıklarımızı satarak değil üretim ekonomisiyle kalkınmanın sağlanmasıdır, eğitimin parasız olması, laik ve çağdaş olmasıdır, devletin açık ve şeffaf yönetilmesi, denetlenebilmesi, devlet kurumları ve siyasilerin, bürokratların hesap verebilmesidir. Ancak Güneydoğu’da Türkiye’nin geri kalanından farklı olarak ağalık sorunu, feodal düzen sorunu vardır, devletin denetleyemediği aşiretler, tarikatlar sorunu vardır, bu düzende köylünün Cumhuriyet’in korumasına erişememesi, eşitsizlik, adaletsizlik ve haksızlığa uğrayarak mağdur edilmesi sorunu vardır. Bunların da çözümü Cumhuriyet’tir, Atatürk Türkiyesi’dir. Biz bütün dertlerimizi kendi içimizde çözeriz, her zaman çözdük, her zaman çözeriz, ölümden gayrı her şeyi çözeriz ama emperyalizmin ajanları, düşmanlarımızın işbirlikçileri etnikçi, bölücü, ayrılıkçı eli kanlı teröristleri hem de Türkiye’den parça koparma hedeflerinden hiç sapmadıklarını Meclis’te de dağda da her konuşmalarında da açıkça, gözümüze soka soka, küstahça bir de üstüne tehdit ederek dile getirdikleri halde muhatap kabul edersek iş karışır. Büyük Türk milleti buna müsaade etmez, kendi Cumhuriyeti için, kendi geleceği için, çocuklarının özgür ve başı dik yaşayabilmesi için asla müsaade edemez ve etmeyecektir. Durumdan vazife çıkararak, Büyük Kurtarıcı ve Büyük Kurucu Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda, Anıtkabir’de buluşan büyük Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne, üniter yapısına, ulus devlete, milli egemenliğe, Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür ilkesine ve tek diline, tek milletine, tek egemenliğine sahip çıkmak için bugün burada. Burada siyasi partiler yok, her siyasi partiden yurttaşlar var, burada siyaset yok burada Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Türk milletini iç ve dış düşmanlardan koruma kararlılığını gösteren Türk milleti var. Türkçe konuşmaktan asla vazgeçemeyiz, ana dil eğitimi zaten var ama ana dilde eğitim asla olamaz, bu konuda da kimse kelime oyunu yapmasın. Güneydoğu bölgemizde belediyelerde Kürtçe konuşulmasına da asla müsaade edilemez çünkü bölücülüktür, iki dilliliğin ilk adımıdır, Anayasa’ya aykırıdır ve sadece Türkiye’ye dönük emelleri olan emperyalizme hizmet eder. Bu konuda bir kez taviz verilirse arkası gelir. ABD, Ortadoğu’da ulus devlet istemiyor ve bunu apaçık İsrail’in güvenliği nedeniyle diye açıklıyor. Türkiye İsrail için bir tehdit değil ki, Türkiye’nin İsrail’in topraklarında gözü yok ki ama görünen o ki İsrail artık Türkiye için bir tehdit ve topraklarımızda gözü var, bunu Cumhurbaşkanı bile söyledi çünkü İsrail bu çağda akıl almaz bir şekilde yahudi şeriatının peşinden gidiyor ve dinsel fanatiklere göre vaadedilmiş topraklarına kavuşmak için konjonktürün çok uygun olduğunu düşünüyor. İsrail bu yüzden ulus devlet istemiyor ve ABD ile birlikte Türkiye’nin üniter yapısına müdahale etmeye çalışıyor. Etnikçi, ayrılıkçı, bölücü PKK’yı güçlendirmeye çalışıyor. İsrail işbirlikçisi PKK ve DEM de ulus devlet istemiyor çünkü Türkiye’nin parçalanmasını istiyorlar Kürt halkını özgürleşeceksiniz diye kandırıyorlar oysa İsrail’in ve işbirlikçilerinin kölesi olmaktan asla öteye gidemezler. PKK’nın ve DEM’in elitleri servetlerine servet, güçlerine güç katacaklar diye koca Kürt halkını İsrail’in desteğiyle kendilerine maraba yapmaya çalışıyorlar, Cumhuriyet’in yıkmaya çalıştığı ağalık düzenini kurumsallaştırmaya çalışıyorlar. Bizim bizden başka dostumuz yok, Türklerin de, Kürtlerin de ve hepimizin de bu coğrafyada kaderi ortaktır. Tek yol Atatürk’ün bizi 100 yıldır özgür ve bağımsız tutan tam bağımsız ve anti emperyalist Türkiye hedefinde birleşmektir. Bugün burada olanlar, bu hedef için buradadır. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de PKK sorunu vardır, terör sorunu vardır, etnikçi, ayrılıkçı, bölücülük sorunu vardır. Ölüm cezasına çarptırılmış, cezası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çevrilmiş Teröristbaşı’nın hapisten çıkarılmaya çalışılması sorunu vardır, hapisten çıkartılarak siyasi aktör yapılmaya çalışılması sorunu vardır, sanki bütün Kürtler PKK’lıymış gibi, bütün Kürtler terör destekçisiymiş gibi Teröristbaşı’nın bütün Kürtlerin lideri konumuna getirilmeye çalışılması sorunu vardır. Öcalan’ın mahkeme kararında şunlar yazar; ''..... Kurduğu silahlı terör örgütü PKK'yı, aldığı kararlar ve verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek , devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf eylemleri gerçekleştirdiği sabit görüldüğünden, eylemine uyan TCK'nun 125. maddesine göre ÖLÜM CEZASI ile Cezalandırılmasına. 2- Sanığın eylemlerinin yoğunluğu ve sürekliliği, bebek, çocuk, kadın, ihtiyar ayırımı gözetilmeden binlerce masum insanın öldürülmüş olması, amaç suç için işlenen vasıta suçlardan yüzlercesinin ölüm cezasını gerektirmesi, bu eylemlerin ülke için ciddi yakın ve büyük tehlike teşkil etmesi'' ...... diye devam eder. Bu profesyonel katil, düşman ajanı, vatan haini teröristin ayağına Gazi Meclis'imizi götürdüler ve umut hakkından yararlanmasını istiyorlar, dahası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası çeken Teröristbaşını çıkarıp Kürt halkının siyasi lideri olmasını hayal ediyorlar. Sanki bütün Kürtler teröristmiş, terör destekçisiymiş gibi. Büyük Türk milleti, emperyalizmin ve ele geçirilmiş yerli işbirlikçilerinin yıkıcı ve bölücü ihanet projesini mutlaka bozacak ve bir kez daha heveslerini kursaklarında bırakacaktır. Anadolu'da kimse Türk milletini yenemez. Türk milleti vatanını kimseye böldürmez, Cumhuriyeti'ni kimseye yıktırmaz ve düşmana asla teslim olmaz. Bugün, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişinin 106. Yılında, O’nun huzurunda bu kararlılığımızı hep birlikte dosta düşmana göstermek için buraya geldik. Türkiye’mizi asla kimseye böldürmeyeceğiz.

Nasuh Mahruki

56,470 просмотров • 7 месяцев назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimiz ile iftar yaptı. Bakan Yaşar Güler’in beraberinde; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları ve Bakan Yardımcıları da yer alırken, Bakan Yaşar Güler yaptığı konuşmada şunları söyledi: HER BİR ŞEHİDİMİZ, TÜRKİYE’NİN GÜÇLÜ YARINLARINI AYDINLATAN BİRER MEŞALEDİR Çok kıymetli Şehit ve Gazi Ailelerimiz, kahraman Gazilerimiz, değerli silah ve mesai arkadaşlarım; sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bu güzel ve bereketli iftar sofrasında sizlerle birlikle olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Her milletin kendine özgü hasletleri vardır. Binlerce yıllık köklü bir geçmişe sahip olan asil milletimizin en büyük özelliklerinden biri de vatanına, bayrağına ve bağımsızlığına olan bağlılığı ile şehitlik ve gaziliği şeref payesi görmesidir. Bu değerler uğrunda canlarını ortaya koyup şehit ve gazilik payesine ulaşan kahramanlarımız; birlik ve beraberliğimizin, istiklal ve istikbalimizin en büyük teminatıdırlar. Vatanımız uğrunda hayatlarını feda eden her bir şehidimiz, Türkiye’nin güçlü yarınlarını aydınlatan birer meşaledir. Onların mücadelesi, cesareti ve fedakârlığı sayesinde bugün bağımsız, onurlu ve güçlü bir devlet olarak varlığımızı sürdürüyoruz. İstiklal Marşı’mızda da ifade edildiği gibi, bu vatanın her karış toprağı, aziz şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış, kahraman gazilerimizin mücadelesiyle korunmuştur. Binlerce yıldır bağımsızlığımızı koruyan, bu topraklara sarsılmaz bir vatan sevgisiyle sahip çıkan kahramanlarımız, asil milletimizin gönlünde en müstesna yere sahip olup büyük bir gurur kaynağıdırlar. SİZLER TÜRK MİLLETİNİN YİĞİTLİĞİNİN EN GÜÇLÜ TİMSALİ OLDUNUZ Cesaret timsali fedakâr Şehitlerimiz ve kahraman Gazilerimiz; sizler, “Ölürsek şehit, kalırsak gazi!” anlayışıyla canınızı ortaya koyan, milletimizin cesaret ve dirayetini en somut şekilde temsil eden kahramanlarsınız. Tarih boyunca nice destanlar yazan ecdadımızın mirasını şerefle taşıyan sizler, Türk milletinin sarsılmaz imanının, tevekkülünün ve yiğitliğinin en güçlü timsali oldunuz. Bugün 86 milyon, vatanımızda özgürce yaşıyorsak, bayrağımız göklerde dalgalanıyorsa, bunu aziz şehitlerimiz ile siz kahraman gazilerimize borçluyuz. Sizlerle ne kadar gurur duysak azdır. Dolayısıyla şehitlerimizin ve sizlerin yazdığı kahramanlık destanları, bugün olduğu gibi tarih boyunca da milletimizin hafızasında yaşamaya devam edecektir. Sizler, bizim için sadece birer kahraman değil, aynı zamanda vatan sevgisinin yaşayan abidelerisiniz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daima sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz. DEVLETİMİZ VE YÜCE TÜRK MİLLETİ SİZLERE MİNNETTARDIR Çok kıymetli Şehit ve Gazi ailelerimiz, kahraman Gazilerimiz; sizler, bu vatan için kelimelerle tarif edilemez büyük fedakârlıklar gösterdiniz. Yaşadığınız acılar karşısında metanetinizi asla kaybetmediniz, vakur duruşunuzdan asla ödün vermediniz ve milletimizin ferasetini dosta düşmana bir kez daha gösterdiniz. Sizler, Türk milletinin baş tacı, Türkiye Cumhuriyeti’nin manevi mimarlarının biricik emanetisiniz. Devletimiz ve yüce Türk milleti, sizlere minnettardır. Devletimizin tüm kurumları, büyük bir koordinasyon içerisinde sizlerin yaşamını kolaylaştırmak, ihtiyaçlarınıza çözüm üretmek, hak ettiğiniz desteği sizlere sunmak için büyük bir gayret içerisindedir. Şunu çok iyi biliyoruz ki acınızı paylaşmak, gözyaşlarınızı dindirmek, sizleri hiçbir zaman yalnız bırakmamak, bizim en büyük sorumluluğumuzdur. Aynı şekilde şehit ve gazilerimizin uğruna mücadele ettiği değerleri koruyarak bu mirasa sahip çıkmak hepimizin en önemli vazifesidir. HİÇBİR ZAMAN ONURLU VE ŞANLI MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEDİK Bildiğiniz üzere uzun yıllar gündemimizin ilk sırasında hep terörle mücadele olmuştur. Bu süreçte nice evladımızı şehit verdik, nice evladımız da gazi oldu. Ancak hiçbir zaman vatan uğruna sergilediğimiz onurlu ve şanlı mücadelemizden vazgeçmedik. Şehit ve gazilerimizden aldığımız cesaret ve kararlılıkla vatanımıza canımız pahasına sahip çıktık. Onların kahramanlık ve fedakârlıkları, gazi ve muzaffer ordumuzun en büyük ilham kaynağı oldu. Hem milletimizin sarsılmaz iradesi, hem de kahramanlarımızın mücadele azmi sayesinde hain planları her zaman boşa çıkardık, terör örgütlerine ve tüm şer odaklarına karşı büyük bir başarı elde ettik. Tüm bu başarılarda en büyük pay elbette aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize aittir. Tarih boyunca üstlendiği tüm vazifelerde olduğu gibi terörle mücadele de kahraman Mehmetçik her türlü gayreti göstererek kanının son damlasına kadar üzerine düşeni yapmıştır, yapmaya da devam etmektedir. TERÖR ÖRGÜTÜ DERHÂL VE KOŞULSUZ OLARAK SİLAHLARINI TESLİM ETMELİDİR Geldiğimiz süreçte yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Silah bırakma talimatı alan terör örgütünün, bir an önce gereğini yapması, artık kaçınılmaz bir gerçeklik olarak ortadadır. Terör örgütü PKK ve farklı coğrafyalarda veya isimlerle faaliyet gösteren tüm uzantıları nerede olduklarından bağımsız olarak bir an önce fesih kararını almalı, derhâl ve koşulsuz olarak silahlarını teslim etmelidir. Aksi yöndeki hiçbir açıklama ve eylemin bir karşılığı yoktur. Süreci ihtiyatlı ve temkinli bir şekilde takip etmekle birlikte şu hususu özellikle vurgulamak isterim: PKK ve uzantılarının mevcut gelişmelerden faydalanarak yeniden yapılanmasına, büyük kayıplarını telafi etmesine ve bu olumlu süreci bozmasına ve sabote etmesine izin vermeyeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde terörsüz bir Türkiye hedefimizi gerçekleştirmek için üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğiz. Kahramanlarımızın ortaya koyduğu gayretlere sıkı sıkıya sahip çıkacak, verdikleri emeğin bir zerresinin dahi yok olmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Aynı şekilde ödediğimiz bedellerin esas yükünü taşıyan şehit ve gazilerimiz ile onların siz saygıdeğer ailelerinin de her zaman yanlarında olacağız. TÜRKİYE, DÜNYADA YÜKSELEN GÜÇ HÂLİNE GELDİ Türkiye; köklü tarihi, stratejik konumu, etkin ve caydırıcı ordusu, gelişmiş yerli ve millî savunma sanayisi ile dünyada yükselen bir güç hâline gelmiştir. Özellikle savunma sanayimiz gıpta ile takip edilen bir seviyeye ulaşmıştır. Kendi imkânlarımızla ve kendi mühendislerimizle ürettiğimiz İHA, SİHA ve TİHA’larımız, uçak ve helikopterlerimiz, gemilerimiz, denizaltılarımız ile daha nice silah ve sistemlerimiz güvenlik mimarimizin geldiği mümtaz noktayı ortaya koymaktadır. Bugün, sadece sınırlarımız içinde değil, sınırlarımız dışında da barış ve istikrara katkı sağlayan bir ülke konumundayız. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin de büyük katkısıyla Türkiye, pek çok kriz ve anlaşmazlığın çözümünde kilit bir rol üstlenerek, uluslararası güvenlik ve diplomasinin vazgeçilmez bir aktörü haline gelmiştir. Bu kritik dönemde, ülkemizi daha büyük ve daha güçlü yapmak için Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize emin ve kararlı adımlarla ilerliyoruz. Bu vesileyle, tüm aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Yarın idrak edeceğimiz Mübarek Kadir Gecesi’nin hayırlara vesile olmasını diliyor, Ramazan Bayramı’nızı da şimdiden tebrik ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

71,085 просмотров • 1 год назад

TÜRK-İŞ BAŞKANLAR KURULU TOPLANDI TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu, 4 Kasım 2025 Salı günü Konfederasyon Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Toplantıda asgari ücret ve vergi başta olmak üzere çalışma hayatının güncel sorunları görüşüldü. Toplantının ardından Genel Başkan Ergün Atalay, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. ATALAY: “Yönetmelik değişmezse biz aynı noktadayız. Biz katılmıyoruz. Ama asgari ücretlilerin problemini, sorunlarını her gün söylemeye devam ederiz. Bir an evvel yönetmelik değişirse gene Başkanlar Kurulunu toplarız. Kurulun alacağı karara göre hareket ederiz.” Atalay'ın açıklamasının tamamını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu Bildirisi: 4 Kasım 2025 Salı, Ankara Konfederasyonumuz yapılan değerlendirmeler sonrasında aşağıdaki hususların kamuoyuna duyurulmasına karar vermiştir: 1. Konfederasyonumuz, Asgari Ücret Tespit Komisyonunda 1974 yılından bu yana “bünyesinde en çok işçiyi bulunduran en üst işçi kuruluşu” olarak görev yapmaktadır. Komisyonda kararlar ağırlıklı olarak işveren ve hükümet kesimi temsilcileri tarafından alınmakta, işçi kesimi çoğu zaman alınan kararlara muhalefet şerhi koymak durumunda kalmaktadır. 2000 yılından bu yana geçen 24 yılda alınan 29 karardan yalnızca 6’sı oybirliği ile alınmıştır. İşçi kesimi hükümetle sadece 2 kez birlikte oy kullanmış, asgari ücreti ise 21 kez hükümet ve işveren tarafı birlikte belirlemiştir. 2025 yılında geçerli olacak asgari ücretin belirlenmesi için toplanan Asgari Ücret Tespit Komisyonunda, TÜRK-İŞ’in teklifine karşılık hükümetten ve işverenden herhangi bir karşı teklif gelmemiş; Komisyon, 24 Aralık 2024 günü akşamı “karar için” doğrudan toplantıya çağrılmıştır. Konfederasyonumuz, asgari ücret teklifi konusunda herhangi bir bilgilendirme yapılmadan düzenlenen bu toplantıya katılmama kararı almış ve Asgari Ücret Tespit Komisyonu demokratik bir yapıya kavuşturulana kadar Komisyon çalışmalarına katılmayacağını beyan etmiştir. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu, Komisyonun yapısında bir değişiklik olmadığı sürece 2026 yılı geçerli olacak asgari ücretin belirlenmesi için toplanacak olan Asgari Ücret Tespit Komisyonuna Konfederasyon olarak katılım sağlanmayacaktır. 2. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu Yüksek Hakem Kurulu’nun mevcut yapısının temsil adaleti ve demokratik katılım ilkeleri bakımından önemli eksiklikler içerdiğini değerlendirmektedir. Yüksek Hakem Kurulu; 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu uyarınca, toplu iş sözleşmesi uyuşmazlıklarında son karar mercii konumundadır. Ancak Kurulun mevcut yapısında işçi tarafının sınırlı temsil edilmesi ve devlet ağırlıklı bir yapıya sahip olması sebebiyle karar alma süreçlerinde taraflar arasında denge ve eşit katılım ilkesi sağlanamamaktadır. Yüksek Hakem Kurulu temsiliyetinde işçiler adına yaşanan sorunların bir an önce çözüme kavuşturulması gerekmektedir. 3. Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün daha da derinleşmektedir. Ekonomik büyümeden elde edilen kazanç, toplumun tüm kesimlerine adil biçimde yansımamakta; zengin daha zenginleşirken, geniş halk kesimleri yoksullaşmaktadır. Çalışanların önemli bir bölümü, açlık sınırının dahi altında olan asgari ücretle geçimini sürdürmek zorunda kalmıştır. Asgari ücret, adeta bir taban ücret olmaktan çıkmış, ülkenin genel ücret standardı hâline gelmiştir. Bu durum, gelir adaletsizliğini yapısal bir soruna dönüştürmekte ve emek kesiminin refah payından giderek daha az pay almasına yol açmaktadır. Bu nedenle, asgari ücretin insan onuruna yaraşır bir düzeyde belirlenmesi gerekmektedir. 4. Ücretli çalışanlar üzerinde, hem doğrudan gelirlerinden hem de dolaylı olarak harcamalarından kaynaklanan ağır bir vergi yükü bulunmaktadır. Ücretlerin vergilendirilmesinde mevcut tarife ve oranlar çalışanları mağdur etmektedir. İşçilerin yılın başında aldığı net ücret, ilerleyen aylarda vergi dilimlerindeki düzenlemeler nedeniyle giderek azalmaktadır. Bu durum, toplu iş sözleşmeleriyle elde edilen ücret artışlarının anlamını yitirmesine neden olmaktadır. İşçilerin vergi nedeniyle uğradıkları gelir kaybının önlenmesi için acilen düzenleme yapılması gerekmektedir. Sosyal devlet olmanın gereği olarak vergide adalet sağlanmalı, gelir vergisi tarifesi ve oranı ücretliler lehine yeniden düzenlenmelidir. 5. Sendikal hakların hayata geçirilmesinin önünde hâlâ ciddi engeller bulunmaktadır. Yasal güvencelere rağmen sendika üyesi oldukları için işçilerin işten çıkarılmaları önlenememekte; bu durum örgütlenme özgürlüğünü fiilen zayıflatmaktadır. Toplu iş sözleşmesi sürecinde karşılaşılan uzun yargı süreçleri, işverenlerin yetki itirazlarını bir oyalama aracı olarak kullanmaları ve yetki tespitlerinin bekletici unsur hâline gelmesi, çalışanların toplu sözleşme hakkından zamanında yararlanmalarını engellemektedir. Öte yandan, grev hakkının kullanımına yönelik yasal ve fiilî sınırlamalar, temel sendikal hakların özünü aşındırmaktadır. Bu nedenle, çalışma mevzuatının Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) normlarıyla uyumlu hale getirilmesi ve sosyal tarafların ortak beklentilerini karşılayacak şekilde yeniden düzenlenmesi zorunludur. Demokrasi ve sosyal diyalog kültürünün güçlenmesi, ancak sendikal hakların tam anlamıyla güvence altına alınmasıyla mümkün olacaktır. 6. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında kadroya geçirilen işçilerin, ücret, ikramiye ve diğer özlük hakları ile çalışma koşulları bakımından hâlen önemli eksiklikler bulunmaktadır. Bu eksiklikler, hem çalışanların yaşam standartlarını olumsuz etkilemekte hem de işyerlerinde çalışma barışını ve verimliliği zedelemektedir. Kamu kurum ve kuruluşlarında kalıcı bir huzur ortamı ve adil bir çalışma düzeni tesis edilebilmesi için, söz konusu sorunların ivedilikle giderilmesi ve gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca kamuda hâlen taşeron işçisi olarak çalışanlar bulunmaktadır. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) düzenlemesi dışında bırakılan işçilerin bir an önce kamuda kadroya alınmasını ve kamuda taşeron işçisi sorununun tamamen çözüme kavuşturulması gerekmektedir. 7. 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programında Tamamlayıcı Emeklilik Sisteminin (TES) kurulacağı belirtilmektedir. TES uygulaması, sosyal güvenliğin finansman sorunlarını çözmekten ziyade kamusal sosyal güvenlik yükümlülüğünü bireylere devretme riski taşımaktadır. Türkiye’nin mevcut ekonomik koşulları, gelir seviyesi ve işgücü piyasasının yapısı dikkate alındığında, sosyal güvenliğin bireyselleştirilmesi yönünde atılacak bu adımlar son derece risklidir. Bu yaklaşım, gelir eşitsizliklerini derinleştirme ve çalışan kesimi gelecekteki belirsizliklere karşı korumasız bırakma tehlikesi taşımaktadır. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu, kamusal emeklilik sisteminin güçlendirilmesi ve devletin sosyal güvenlik alanındaki sorumluluğunun artırılması yönünde adımlar atılmasını talep etmektedir. 8. Çırak ve stajyerlerden yalnızca iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık sigortası primleri alınmakta, emeklilik açısından belirleyici olan uzun vadeli sigorta primleri ise mevzuat gereği yatırılmamaktadır. Bu nedenle, çıraklık ve stajyerlik döneminde yapılan sigorta girişleri emeklilik koşullarının belirlenmesinde dikkate alınmamakta ve bu durum erken yaşta çalışma hayatına adım atan gençlerin emeklilik haklarını olumsuz etkilemektedir. Çalışma hayatına fiilen katılan bu kişilerin emeklerinin karşılığını alabilmesi ve sosyal güvenlik sisteminde adaletin sağlanabilmesi için, çıraklık ve stajyerlik dönemlerinin emeklilik hesabında başlangıç olarak kabul edilmesini sağlayacak yasal bir düzenleme yapılması gerekmektedir. 9. 2023 yılında yürürlüğe giren Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi, 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olan çalışanlara yaş şartı aranmaksızın emeklilik hakkı tanıyarak önemli bir sorunu çözmüştür. Ancak bu tarihten yalnızca bir gün sonra sigorta girişi yapılan çalışanlar, mevcut mevzuata göre kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaş koşuluna tabi olmaya devam etmektedir. Bu durum, aynı dönemde çalışma hayatına katılmış işçiler arasında ciddi bir adaletsizlik duygusu yaratmakta; “bir gün farkla” emeklilik hakkından mahrum kalan yüz binlerce emekçiyi mağdur etmektedir. Yasal düzenleme yapılarak bu mağduriyetin bir an önce giderilmesi gerekmektedir. 10. Banka promosyonları, işçilerin maaş ödemelerinin belirli bir banka aracılığıyla yapılması karşılığında, banka tarafından işyeri adına ödenen maddi katkılardır. Özel sektörde ve kamuda bulunan alt işverenlerin büyük bölümü, promosyon bedellerini kendi uhdesinde tutarak çalışanlara yansıtmamaktadır. Bu uygulama, eşitlik, hakkaniyet ve dürüstlük ilkelerine aykırı olduğu gibi, işçinin emeğinden doğan mali haklarının da ihlali anlamına gelmektedir. Bu nedenle, özel sektör işyerlerinde yapılan banka promosyon anlaşmalarından doğan tutarların, tamamının çalışanlara aktarılması gerekmektedir. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu olarak, yukarıda belirtilen tüm sorunların takipçisi olacağımızı, çalışanların haklarını koruma ve emek dünyasında adaletin sağlanması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.

TÜRK-İŞ

44,516 просмотров • 9 месяцев назад

Bayram namazını Hatay’ın tarihî Habib-i Neccar Camii’nde kılan Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberindeki TSK Komuta Kademesi ile İskenderun’a geçerek Deniz Er Eğitim Alayındaki Bahriyelilerle bayramlaştı. Bayramlaşmada ayrıca 2’nci Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanlığı, İskenderun Deniz Üs Komutanlığı ve 39’uncu Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı personeli de yer aldı. CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN, MEHMETÇİKLERİN BAYRAMINI KUTLADI Bayramlaşmanın ardından konuşma yapmak üzere kürsüye gelen Bakan Yaşar Güler, ilk olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak TSK Komuta Kademesi ve Mehmetçiklerimizle birlikte olduklarını belirterek Cumhurbaşkanımızın bayramını tebrik etti. Bakan Yaşar Güler daha sonra emirlerini almak üzere sözü Sayın Cumhurbaşkanımıza bıraktı. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan da Mehmetçiklerimizin bayramını kutlayarak şunları söyledi: “Ben de şuanda görevleri başında bulunan gerek subay, gerek er, erbaş, tüm kahraman ordumuzun mensuplarını en kalbi duygularla selamlıyorum ve Ramazan Bayramı’nın ordumuza ayrı bir güç katmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Ve bütün ordu mensuplarımızı gözlerinden öpüyorum. Rabbim yâr ve yardımcınız olsun diyorum. Sağ olun, var olun.” Cumhurbaşkanımızın konuşmalarını tamamlamasının ardından Bakan Yaşar Güler Mehmetçiklere hitap ederek şunları söyledi: MİLLETİMİZ GÜÇLÜ BİRLİK RUHUNA SAHİP Kahraman silah ve mesai arkadaşlarım, kahraman Bahriyeliler; Ramazan Bayramı vesilesiyle Deniz Er Eğitim Alay Komutanlığımızda Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte, sizlerle bir arada bulunmakta büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bu güzel günlerin başta sizler ve kıymetli aileleriniz olmak üzere aziz milletimize sağlık, huzur ve bereket getirmesini temenni ediyorum. Bayramlar; köklü tarihimizden süzülüp gelen, millî ve manevi değerlerimizin yeniden hatırlandığı, kardeşliğimizin daha da kuvvetlendiği anlamlı zamanlardır. Millî kimliğimizi ve karakterimizi oluşturan bu kıymetli mirası koruyarak gelecek nesillere aktarmak her birimize düşen önemli bir sorumluluktur. İşte bu değerler sayesinde milletimiz en zor zamanlarda dahi bir arada durmayı başaran, güçlü bir birlik ruhuna sahiptir. Aziz vatanımızın bekası ve güvenliğinin en güçlü teminatı olan sizler de vatandaşlarımızın bayramları huzur içerisinde geçirmesi için sevdiklerinizden uzakta, fedakârlıkla görev yapmaktasınız. Yüksek görev bilinci ile ortaya koyduğunuz üstün gayretleriniz her türlü takdirin üzerindedir. Sizlerin şahsında şu anda yurt içinde ve sınır ötesinde özveriyle görev yapan tüm kahraman silah ve mesai arkadaşlarımı canıgönülden tebrik ediyor, her birinin gözlerinden öpüyorum. BÖLGEMİZİN ATEŞ ÇEMBERİNE DÖNDÜĞÜ BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ Küresel güvenliği sarsan jeopolitik gelişmelerin yaşandığı, uluslararası düzenin zayıfladığı, güç ve nüfuz mücadelelerinin arttığı, bölgemizin ise adeta ateş çemberine döndüğü bir süreçten geçiyoruz. Ülkemiz, tüm bu gelişmeler karşısında; sorunların çözümünde yapıcı ve barıştan yana tutumuyla müzakere masalarının ve uluslararası güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi olarak ön plana çıkmakta, bir istikrar adası ve güven merkezi olma vasfını korumaktadır. Türkiye’nin böylesine etkin olduğu bir ortamda kahraman ordumuz da; hudutlarımızın güvenliğinin sağlanmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin kararlılıkla korunmasından küresel barış ve istikrara katkılar sunmaya kadar İstiklal Harbi’mizden bu yana en yoğun ve en etkili faaliyetlerini icra etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ifa ettiği bu çok yönlü faaliyetler ve sahip olduğu yüksek hazırlık seviyesi, giderek sertleşen güvenlik ortamında ülkemizin en büyük teminatı olmaya devam etmektedir. TSK GEREKLİ TÜM ÖNLEMLERİ ALMAKTADIR Nitekim yakın çevremizdeki jeopolitik gerginlikler, özellikle 28 Şubat’tan itibaren İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan savaş, başta yakın coğrafyamız olmak üzere tüm dünyanın güvenliğini riske atacak niteliktedir. Bu hassas ortamda kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ülkemizin güvenliğini teminat altına almak amacıyla hiçbir ihtimali göz ardı etmeden sınır hattımızda, karada, denizde ve havada müttefiklerimizle yakın bir koordinasyon içerisinde gerekli tüm önlemleri almaktadır. Şu bir gerçek ki şanlı ordumuz, sahip olduğu caydırıcı güç ve çok yönlü operasyonel kabiliyetiyle, ülkemizi ve asil milletimizi her koşulda korumaya muktedirdir. Şüphesiz tüm tehditlere karşı koyabilecek güçlü bir savunma kapasitesi kadar iç cephemizin sağlamlığı ve milletçe ortaya koyduğumuz birlik ve beraberlik de güvenliğimizin en temel dayanaklarından biridir. TÜRKİYE KURGULANAN SENARYOLARI ÖNGÖREREK GEREKLİ ADIMLARI ATTI Türkiye köklü devlet aklıyla, yakın coğrafyamızda kurgulanan senaryoları ve planlanan hain emelleri öngörmüş, kriz ve çatışma ortamı bugünkü seviyeye gelmeden gerekli iradeyi göstererek bu yönde kararlı adımlar atmıştır. Bu stratejik yaklaşımın sahaya yansıması özellikle güvenlik alanında elde edilen somut başarılarla açıkça ortaya çıkmıştır. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, kahraman güvenlik güçlerimizin ve kahraman güvenlik korucularımızın eşgüdüm, cesaret ve fedakârlıkla yürüttüğü mücadeleler neticesinde terör örgütlerinin hareket alanı büyük ölçüde daraltılmıştır. Elde edilen bu kazanımlar, ülkemizin geleceğine dair hedeflerimizi daha güçlü ve kararlı bir şekilde ortaya koymamıza imkân sağlamıştır. Nihai hedefimiz terörün her tür ve tezahüründen tamamen arındırılmış, birliği ve huzuru daim kılınmış güçlü bir Türkiye’ye ulaşmaktır. Nitekim son dönemde bölgemizde yaşanan gelişmeler bu hedefin ne denli isabetli ve gerekli olduğunu açıkça teyit etmektedir. TÜRKİYE, KKTC’NİN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMA KONUSUNDA GEREKLİ İRADE VE GÜCE SAHİPTİR Ülkeler arasındaki kriz ve sorunların çözülmesi için uluslararası hukuku ve barışı esas aldığımızı her fırsatta dile getiriyoruz. Bu çerçevede Ege’de ve Doğu Akdeniz’de de barış, istikrar ve hakkaniyet temelinde bir düzenin tesis edilmesini amaçlıyoruz. Elbette ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarının korunması da Türkiye için vazgeçilmez bir sorumluluktur. Ancak Yunanistan’ın bölgedeki hassas ortamdan faydalanarak Kıbrıs meselesinde yeni oldubittiler oluşturma ve Ege’deki adaları silahlandırma yönündeki girişimlerine de şahit olmaktayız. Bu tür adımların bölgesel barışa hizmet etmediği açıktır. Bu konuda muhataplarımızın yaptığı ve esasen hiçbir karşılığı bulunmayan provokatif açıklamaları da dikkate almadığımızı özellikle belirtmek isterim. Türkiye uluslararası hukuka dayalı meşru haklarını ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğini koruma konusunda gerekli irade ve güce sahiptir. Son çatışmalardan kaynaklanan füze ve drone tehdidi sonrası hava sahasının güvenliğini desteklemeye ve muhtemel tehditler karşısında hızlı reaksiyon kabiliyetimizi güçlendirmeye yönelik Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne hava ve hava savunma unsurlarımız sevk edilmiştir. Herkes bilmelidir ki Türkiye hem Ege’de ve Doğu Akdeniz’de hem de Kıbrıs’ta uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatlerini korumaya kararlılıkla devam edecektir. BAŞARI BİR VARIŞ DEĞİL, SÜREKLİLİK İSTEYEN BİR YOLCULUKTUR Yaşanan son gelişmeler yerli ve millî savunma sanayimizin de ülkemizin bekası açısından hayati önemde olduğunu bir kez daha teyit etmiştir. Millî Savunma Bakanlığı olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın direktifleri çerçevesinde imkân ve kabiliyetlerimizi sürekli geliştirip, caydırıcılığımızı artırmak maksadıyla çalışmalarımızı artan bir şevk ve gayretle sürdürüyoruz. Elbette ki gelişmiş savunma sanayi kapasitesi kadar bu imkânları etkin şekilde kullanacak donanımlı ve yüksek nitelikli personel gücüne sahip olmak da güvenliğimiz açısından hayati önemdedir. Sizlerin bugüne kadar üstlendiğiniz görevlerde ortaya koyduğunuz yüksek vazife şuuru, kutsal bir görevin ifası olmanın ötesinde nesilden nesile aktarılan Türk askerî geleneğinin her birinizde vücut bulan güçlü bir tezahürüdür. Unutmayınız ki başarı bir varış değil, süreklilik isteyen bir yolculuktur. Aynı zamanda başarı disiplinle yoğrulmuş bir iradenin, kararlılıkla sürdürülen bir mücadelenin ve görev bilinciyle şekillenen bir karakterin neticesidir. Sizler de şartlar ne olursa olsun verilen görevi yerine getirmek için sonuna kadar gayret gösteren ve asil milletimize güven veren şanlı Mehmetçiklersiniz. Bu anlayışla hareket ettiğiniz sürece üstlendiğiniz her görev, şanlı ordumuzun gücünü ve itibarını daha da ileriye taşıyacaktır. Bu inançla Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkemizin bekası ve milletimizin güvenliği için her türlü görevi kararlılıkla yerine getirmeyi sürdürecektir. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor; cennet vatanımızda bu mutlu bayram günlerini huzur içinde geçirmemizde en büyük pay sahibi olan aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Hayatta olan fedakâr gazilerimiz ile şehit ve gazi ailelerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizlerin ve kıymetli aile bireylerinizin Ramazan Bayramı’nı bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, kıymetli ailelerinize selamlarımı gönderiyorum. Kahraman Bahriyeliler; denizleriniz sakin, pruvanız neta; yolunuz ve bahtınız açık olsun. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

52,628 просмотров • 5 месяцев назад

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimlerine ilişkin açıklamalarından… ▪ 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerini, demokrasimize yakışır bir olgunlukla hamdolsun, tamamladık. ▪ Milletin kararının, hiçbir baskıyla, dayatmayla, yönlendirmeyle karşılaşmadan sandıkta tebarüz etmesi, demokrasimiz için başlı başına büyük bir kazançtır. ▪ 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinde de Türk Milleti, yine sandığı vesile kılarak mesajlarını siyasetçilere ulaştırmıştır. Sonuçlardan bağımsız olarak bu seçimin galibi öncelikle demokrasimizdir, milli iradedir, hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun 85 milyonun tamamıdır. ▪ Seçim maratonunda kazanan; adaylardan önce Türkiye olmuş, milletimiz olmuş, uğruna ağır bedeller ödediğimiz demokrasimiz olmuştur. Bugün, AK Partiye ve Cumhur İttifakına oy verenlerle birlikte, demokratik haklarını kullanarak sandığın gücüne güç katan herkes kazanmıştır. ▪ Buradan, siyasi parti fark etmeksizin iradesini serbestçe sandığa yansıtan tüm vatandaşlarıma içtenlikle teşekkür ediyorum. ▪ 31 Mart seçimleri, son 22 yılda girdiğimiz 18’inci sandık imtihanımız oldu. Hep başardık, başararak geldik. Evelallah bundan sonra da başararak yola revan olacağız. Ben sizlere inanıyorum ve bu yolda sizlerle inşallah bizler kazanarak yine devam edeceğiz. ▪ 14-28 Mayıs seçimlerindeki zaferimizden 9 ay sonra maalesef yerel seçim imtihanından istediğimiz, umduğumuz neticeyi alamadık. ▪ AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak, daha öncekiler gibi, bu seçim sınavına da yoğun bir şekilde hazırlandık. Seçim takvimi işlemeye başladığı günden itibaren AK Parti kadroları gece gündüz demeden sahadaydı. Teşkilat mensuplarımız, İttifak ortaklarımız uyum içerisinde olağanüstü bir özveriyle çalıştı, koşturdu, emek verdi. ▪ Buradan bizi muhabbetle bağrına basan tüm illerimize teşekkür ediyorum. Genel merkezimizden il başkanlıklarına; ilçe başkanlıklarından belde, mahalle, köy temsilciliklerine; son dakikaya kadar nöbet yerlerini terk etmeyen sandık görevlilerimizin her birini ayrı ayrı tebrik ediyorum. ▪ Cumhur İttifakında beraber hareket ettiğimiz Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, tüm Milliyetçi Hareket Partili kardeşlerime aynı şekilde şükranlarımı sunuyorum. ▪ Biz, siyasi hayatımız boyunca milletle yol yürümüş, milletin çizdiği istikametten ayrılmamış bir kadroyuz. Bugüne kadar hep sağduyunun, sabrın ve vakarın yanında olduk. Her zaman demokrasinin, milli iradenin, sandığın tarafında yer aldık. ▪ Bugün de aynı sorumluluk duygusuyla hareket ediyoruz. Milletin muazzez iradesinin üstünde hiçbir güç tanımıyoruz. Şimdiye kadar milletimizin takdirini baş tacı etmekten, tebrik etmekten, kabul etmekten, milletin iradesine boyun eğmekten geri durmadık. ▪ Bugün de milletimiz tarafından seçilen büyükşehir belediye başkanlarını, il, ilçe, belde belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini, il genel meclisi üyelerini, muhtarları ve azaları ayrı ayrı kutluyorum. ▪ Elbette her siyasi parti kendi bünyesinde seçim sonuçlarını analiz edecektir. Biz de partimizin organlarında 31 Mart seçimlerinin neticelerini açık yüreklilikle değerlendireceğiz, özeleştirimizi cesaretle yapacağız. ▪ Henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte sandık sonuçları bize ülkemiz genelinde mahalli idarelerde irtifa kaybı yaşadığımızı gösteriyor. Elbette yerel bazda yaşanan bu gerilemenin sebeplerini ayrıca masaya yatıracağız. Kaybettiğimiz, geriye düştüğümüz her yerde, sebepleri çok iyi tespit edecek ve gerekli müdahalelerde bulunacağız. ▪ Milletimizin teveccühüne mazhar olduğumuz yerlerde ise bu güveni boşa çıkarmamak için her zamankinden daha fazla çalışacağız. Ama hiçbir surette milletimizin kararına hürmetsizlik etmeyeceğiz. Milletle inatlaşmaktan, milli iradeye rağmen hareket etmekten, milletin takdirini sorgulamaktan bugüne kadar olduğu gibi yine uzak duracağız. ▪ Milletin sandıkta verdiği mesajları en isabetli, en objektif bir şekilde akıl ve vicdan terazimizde tartarak, gerekli adımları mutlaka atacağız. Bunun için önümüzde yaklaşık 4-5 yıllık bir süre var. Bu süre zarfında yanlışımızı düzelteceğiz. Eksiklerimizi muhakkak tamamlayacağız. Doğrularımızın sayısını artıracağız. ▪ Bir sonraki seçimlere kadar olan dönemi, her açıdan kendimizi yenilediğimiz, hatalarımızı telafi ettiğimiz kapsamlı bir muhasebe zeminine oturtacağız. ▪ Geçen sene bu zamanlar başlayan genel ve yerel seçim maratonu bugün artık tamamlanmıştır. Son bir yıldır ülkemizi, milletimizi ve ekonomimizi yoran seçim defterinin bugün itibarıyla kapanması bile büyük bir kazançtır. ▪ Türkiye’nin önünde hazine değerinde 4 yıldan fazla bir süre vardır. Bu zamanı hep birlikte çok iyi değerlendirmemiz önemlidir. Milletin ve ülkenin vaktini çalacak tartışmalarla bu dönemi heba edemeyiz. ▪ İktidardaki 21’inci yılını tamamlamış bir siyasi parti olarak, hem hükümette, hem de yerel yönetimlerde mesuliyetlerimizin farkındayız. ▪ Deprem bölgesinin yeniden ihyası ve ekonomideki sıkıntılarımızın giderilmesi başta olmak üzere ülkemizin acil meselelerine daha fazla eğileceğiz. ▪ Ekonomide yol haritamız olan Orta Vadeli Program ve 12’inci Kalkınma Planımızı bugüne kadar kararlılıkla uyguladık. Enflasyon başta olmak üzere uyguladığımız ekonomi programımızın olumlu sonuçlarını yılın ikinci yarısında görmeye başlayacağız. ▪ İş dünyamızdan bürokrasiye, esnafımızdan çiftçimize, tüccarımıza, işçimize, öğrencilerimize kadar herkes kendi asıl gündemine odaklanabilecekler. Başarılı operasyonlarımız sayesinde iyice köşeye sıkıştırdığımız bölücü terör örgütüne, ölümcül darbeyi mutlaka indireceğiz. ▪ Bir kez daha altını çizerek söylüyorum. Güney sınırlarımızın ötesinde bir “teröristan” kurulmasına izin vermeyeceğiz. ▪ 15 Temmuz darbe girişiminin faili FETÖ ihanet şebekesinin son kalıntılarını da temizlemekte kararlıyız. ▪ Seçim sürecinin geri plana ittiği konuları süratle gündemimize alarak, gerekli adımları hızlı bir şekilde atacağız. ▪ Türkiye’nin uluslararası rolünü; sözünün ağırlığını, küresel barışın tesisindeki anahtar konumunu güçlendirecek hamleleri devam ettireceğiz. ▪ Buradan bir kez daha milletimize ve tüm Türkiye’ye söz veriyoruz. 85 milyonun her bir ferdinin refahını, huzurunu, güvenliğini ve umutlarını artırmak için durmadan, dinlenmeden koşturacağız. Mazlumlara sahip çıkacak, ihtiyaç sahiplerinin imdadına koşacak, nerede bir zulüm varsa zalimlerin karşısında dimdik duracağız. ▪ Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da eser ve hizmet siyasetimizle farkımızı ortaya koyacağız. Milletimizin yetki verdiği yerlerde “gerçek belediyecilik” vizyonumuzu inşallah başarıyla hayata geçireceğiz. Milletimizin farklı tasarrufta bulunduğu yerlerde de çok daha güçlü bir şekilde gönülleri fethetmenin yollarını arayacağız. ▪ Son 21 yıldır nasıl reformlarımızla, icraatlarımızla, yatırımlarımızla, projelerimizle konuştuysak inşallah önümüzdeki 5 sene boyunca da bu çizgimizden sapmayacağız.

Fahrettin Altun

784,855 просмотров • 2 лет назад

İşte 23 yılın ağır sonuçları Dolar: 1.45 TL - 39.12 TL Euro: 1.5 TL - 45.72 TL Benzin litre: 1.48 TL - 53 TL Çeyrek Altın: 30 TL - 7.113 TL Dış borç 130 Milyar$- 515 Milyar$ (Aralık 2024 ) İç borç 200 Milyar TL- 7.5 Trilyon TL Bunun dışında olan ödemeler KKM ödemeleri ( zararı 2 yılda 1.1 Trilyon TL ) Döviz garantili ödemeleri (157 Milyar dolar 2021 ) Ve bunun yanında harcanan rakamlar Bedelli gelirleri, Özelleştirme gelirleri, Merkez Bankası Rezervi, Merkez Bankası yedek akçesi, Deprem vergisi, işsizlik sigorta fonu, 2b arazi gelirleri, gayrimenkul satışları, maden ruhsat gelirleri 30 Mayıs 2025 Sadece sizin aldığınız kararlarla onlarca trilyon TL zarardan bahsediyoruz -Dört yılda faize ödenen 4 trilyon TL İki yılda Merkez Bankası’nın 1,5 trilyon TL zarar etmesi, -Yap İşlet devlet projelerindeki zararlar -Kamu özel arasındaki mahsuplaşma da kur hesaplamalarının kamu aleyhine hesaplanması -devletin elektriği özel şirketten pahalıya alıp, özel şirkete ucuza satmasından doğan kamu zararı bu listeye dahil değil Bir ülke ekonomik krizdeyken, yurtdışından yüksek faiz ile dış politikada taviz vererek dış borç bulurken, halkı ucuz gıda kuyruğunda beklerken, döviz, enerji, gıda fiyatları çok yüksekken, halk vergi yükü altında ezilirken bir ülke yönetimi halkın parasını böyle dağıtır mı? Ve bunları yapan Erdoğan, ekonomi muhalefet yüzünden bozuldu diyor... -12 Ocak 2024 Azerbaycan'a 250 Milyon TL hibe -62.3 Milyon Dolar Kırgızistan borcunun silinmesi -kırgızistan vatandaşların Türkiye’de ücretsiz tedavi hizmeti -10 Mayıs 2024 yılda 7000 yabancının Türkiye’de tedavi edilmesi -Suriyeliler için 40 milyar $ harcadık. (Mart 2020 rakamı) -Somali’ye son 10 yılda 1 milyar doların üzerinde hibe yaptık. -9 Aralık 2020, Nijer, Nijerya, Kongo sağlık hibe yardımı -9 Aralık 2020, Tunus’a 5 Milyon dolar hibe -TİKA, Nepal ve Afganistan'da gıda kolisi dağıtması. -34 ülkeye ekipman hibe,156 ülke ve 9 kuruluşa destek." Erdoğan -Sırbıstan ve Bosna Hersek'e destek için sıfır gümrük bedelli ithalat kararları " -4 bin Suriyeli sağlık çalışanı istihdam ettik. -754 bin Suriyeli bebeğimiz doğdu. -Suriyelilere 97 milyon poliklinik hizmeti. -Suriyelilere 3 milyondan fazla yataklı tedavi. -Suriyelilere 2 milyon 600 bin ameliyat." Fahrettin Koca Mart 2022 - Hariri'ye, Türk Telekom’un özelleştirmesi için 4.75 Milyar $ bankalarımızdan kredi verdiler. ( bugünün kuruyla 185 milyar TL ) Telekom’u borçlandırdı. Telekom’un içini boşalttı aldığı krediyi de ödemeden kaçtı gitti. -Pandemi dönemi hiç kimse sokağa çıkamıyor, seyahat edemiyor, yollar bomboş ama AKP’nin döviz üzerinden gelir garantisi verdiği şirketler bomboş yollara rağmen tıkır tıkır gelirlerini alıyorlar. Dönüp diyorlar ki Pandemi var ekonomik sıkıntımız var kira borçlarımızı ödeyemeyeceğiz. AKP, merak etmeyin diyor 2036’ya kadar borçlarını erteliyor.Devletin resmi kurumu belediyelere yapmadığını yandaş ve yabancı şirketlere yapıyor hem de tıkır tıkır döviz üzerinden gelirini ödediği şirketlerin borçlarını erteliyor. Her şey yasal sonuçta. Her şey dava için sonuçta -Yine cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde olan Çaykur, dünyada yıllık kuru çay tüketimi kişi başına sadece 500 gram Türkiye’de ise bu rakam 3,5 kg. Tabii ki şaşırmıyoruz cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminde Çaykur zarar etmeye başlıyor. Olsun her şey yasal. Zarar ediyorsa halk ödüyor sonuçta -Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde olan varlık fonu bünyesine giren Botaş, devletten destek alıyor, yurtdışından borç alıyor, ödediği gazın parasını tahsil ediyor buna rağmen Rusya’dan aldığı gazın parasını ödeyemiyor. Devletten alınan, tahsil edilen ve borç alınan para nerede diye sormak yasa dışı faaliyet sonuçta her şey yasal Tabii ki bunlar olurken ülkemiz sürekli doğal gaz keşfediyor. Ama ne hikmetse Botaş aldığı gazın parasını ödeyemez hale geliyor. -Varlık fonu kuruluyor başkanı cumhurbaşkanı Erdoğan oluyor. Özelleştirilmeyen tüm varlıklar, varlık fonu bünyesinde toplanıyor. Varlık fonu yönetimi ayrı borçlanıyor fonun bünyesindeki tüm şirketler ayrı ayrı borçlanıyor sonuçta her şey yasal. Örneğin geçen hafta vakıfbank 555 milyon $ Çin’den borç aldı. Sonuçta her şey yasal. -Devletin tabii ki belli özel şirketlere ödediği parayı döviz ile öde, yine belli şirketlerin devlete olan ödemelerini TL’ye çevirerek tahsil et. Böylelikle kamu büyük zarara uğrasın Sorun değil her şey yasalara uygun sonuçta Biz buna dava diyoruz dava uğruna her şey mübah diyoruz. -Özel şirketten elektriği pahalıya al, yandaş ve yabancı dağıtım şirketine ucuza sat. Aradaki farkı halkın cebinden öde! sonuçta her şey yasal değil mi ? Ya halkın cebinden trilyonlar gitmiş ha bunlar ufak detaylar. Sonuçta halkın cebinden trilyonlar uçuyorsa her şey yasalara uygun olarak uçuyor. Biz buna dava diyoruz. -Tabii ki yine yandaş ve yabancı şirketler döviz ödeme garantileri var. Pandemi de dahil tıkır tıkır döviz üzerinden gelirlerini öde, bu arada tabii ki onlar için döviz kurunu 6-7 kat arttır. Ama onların vergi borçlarını ötele, borçlarını ötele, vergi borçlarını sil, verilen işletme sürelerini arttır, verilen garanti miktarlarını arttır. Böylelikle halkın trilyonları yandaş ve yabancıya uçsun gitsin ama sorun değil sonuçta her şey yasal. Biz buna dava diyoruz. -Tayyip Erdoğan olarak faizsiz ekonomi özlemimi Gürsesle haykıracağım derken, cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı 2018 yılında 70 milyar TL faiz ödeyen Türkiye 2023 yılında 600 milyar TL faiz ödedi 2024 yılında 1.2 Trilyon TL faiz ödedi 2025 yılının ilk 4 ayında 684 milyar TL faiz ödedi ( 2025 yılında 2 trilyon TL ödeyecek) Her şeyi planlı şekilde yaptılar. İç borcu döviz ile aldılar. Önce döviz kuru arttı sonra faiz arttı. 2018 yılında 1 trilyon TL olan merkezi bütçe borçu 2025 Nisan ayı itibari ile 10.7 trilyon TL’ye çıktı. Artan döviz kuru ile borç arttı. Sonra faizi arttırıp artan borç miktarına yüksek orandan faiz ödenmeye başlandı. Bu planlı bir şekilde halkın cebinden belli bir sermaye çevresine kaynak transferidir. Ortada bir ekonomik kriz yoktur. Yap İşlet devlet projeleri de düşünüldüğünde döviz üzerinden gelir garantisi verildiği düşünülürse onların Aldığı para TL bazında artmış durumda bu şekilde trilyonlarca rakam belli bir gruba aktarılıyor. Bir yıla mahsus değil yıllara mahsus şekilde bu para aktarılma devam ediyor. -Ne güzel değil mi ben faize karşıyım deyip dört yılda 4 trilyon TL faize para ödüyorlar. 86 milyonla dalga geçmek değil mi bu? Ya bu faizi alanlar kim ? İki yılda Merkez Bankası 1,5 trilyon TL zarar ediyor bu para kime gitti? Tabi burada her şey yasalara uygun değil mi? -Sokaktan geçen birisini çeviriyorsunuz bak şurada büyük bir arazim var. buraya devasa bir bina yap bana, ben de senden metrekaresini döviz üzerinden kiralıyım diyorsunuz. işte şehir hastaneleri böyle başlıyor. Şahıs diyor ki yaparım ama benim param yok. Devlet olarak alıyorsunuz bu Vatandaşı finans şirketine götürüyorsunuz, kredi buluyorsunuz. Bulduğunuz krediye kefil oluyorsunuz bir de bu şahsa gelir garantisi veriyorsunuz. Devlet olarak şahsa araziyi verdiniz. Krediyi temin ettiniz, özellikle çok çok büyük bina yaptırıp, metre karesini döviz üzerinden bu şahıstan kiralıyorsunuz. Yetmiyor, Yatakhane, görüntüleme, laboratuvar hizmetlerini ve temizlik hizmetlerini bu şahıstan satın alıyorsunuz. Yetmiyor kafeterya, lokanta, otopark ve otel işletmesini de bu şahsa veriyorsunuz İşte size şehir hastaneleri. Olsun her şey yasal. Halka diyorsunuz ki cebimizden bir kuruş çıkmadan yaptırdık. 2024 yılında 90 milyar TL’nin üzerinde rakam ödendi. Olsun her şey yasal sonuçta. Sonuçta dava meselesi. -Ne güzel değil mi biz bu ülkeyi döviz belasına sokanlara hesap sorup bu ülkeyi döviz belasından kurtaracağız deyip döviz üzerinden ödeme garantisi verip döviz üzerinden iç borç aldılar. Olsun her şey yasal sonuçta. yetmedi dövizi 6-7 katına çıkardılar halkın cebinden büyük parayı yandaş ve yabancıya akıttılar. dediler ki bu kazanç size yetmez bir de faizi arttıralım size ödediğimiz parayı faize yatırın bir de oradan kazanın dediler. Olsun biz faize karşıyız diyeceğiz nas var diyeceğiz sorun çözülecek. çözüldü de -Türk telekom, Hariri’ye Türk telekom’u sana satalım dediler.Hariri‘i param yok dedi. O zaman gel sana devletin bankalarından 4,75 milyar $ kredi verelim dediler. Parayı biz verdik Hariri Türk telekom’u satın aldı. Harari Türk Telekom’un kasasını boşalttı. Faturaları tahsil etti. Borcu ödemeden kaçtı gitti. AKP ne yaptı dersin Hariri’yi kırmızı halııyla karşıladılar. Zarar için sorun değil her şey yasal sonuçta. Halk ödüyor. -Türkiye F - 35 projesinden tek taraflı çıkarıldı. Verdiği 1.4 milyar $ parayı alamadı. Akp’li bakan Varank, ABD verdiği sözlere uymak zorunda değil diye ekranda açıklama yaptı. Çıkarıldığımız projeye geri dönebilmek için lobi faaliyetler için AKP yine para harcadı. Kendi paramızı geri alamadık. alamadıgımız paranın karşılığı F-16 alalım veya F- 16 modernizasyonu yaptıralım dendi. Bunun için dahi taviz vermeyi kabul ettiler. tavizin kabulü için bile ABD’ye üç defa heyet gönderdiler. Ne oldu ?

Nasuh Bektaş

99,046 просмотров • 1 год назад

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün yaptığı açıklamada terörist başı Öcalan'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuşup DEM grubuna seslenmesi gerektiğini söylemiştir. Devlet Bahçeli'nin bu çağrısı Recep Tayyip Erdoğan ve Özgür Özel tarafından da desteklenmiştir. Bu çağrıya çözülme ortakları DEM, CHP, AKP'nin açık desteğinin olduğunu görüyoruz. Artık Türkiye'de Cumhur İttifakı ve CHP'den oluşan yeni adıyla Cumhur Halk Partisi vardır. Cumhur Halk Partisi, DEM'le koalisyon içerisindedir. Artık Erdoğan, Özel, Bahçeli ve Öcalan'ın el ele yürüdüklerini görüyoruz. Devlet Bahçeli'nin ‘terörist başı Öcalan TBMM'de DEM grubuna konuşsun’ ifadesi tam bir siyasal cinnettir. Devlet Bahçeli belli ki terör örgütünü hiç tanımamış. Terör örgütünün sözde başkanlık konseyi yapmış olduğu edepsiz açıklamada, ‘Savaşa biz karar veririz’ mealinde açıklamalar yaptı. Terör örgütünde terörist başı Öcalan'ın artık fiili bir otoritesi yok. Ancak kurucu olmasından kaynaklanan simgesel bir otoritesi var. Öcalan'ın ne demesini bekliyorsunuz? ‘Hadi silahlarınızı gömün, barış yapalım.’ Böyle mi demesini istiyorsunuz? Siz önce Türk milletine itiraf edin. Öcalan'a bu konuşmayı yapması için ne verdiniz? Özgür Özel, ‘El yükseltiyorum. Devlet Bey, Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Tam olarak kendilerine ait hissetmeyen bütün Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahibi olmayı teklif ediyorum’ diyor. Erdoğan'a, Bahçeli'ye, Özel'e soruyorum; Öcalan'a Türk Milletine ait olan neyi teklif ediyorsunuz? Neyi vermeye karar verdiniz? Türkiye'nin bir bölgesinin Kürdistan olmasına mı karar verdiniz? Devletin resmi dilini değiştirmeye mi karar verdiniz? Federal bir Türkiye kurmaya mı karar verdiniz? Güneydoğu'da, Doğu Anadolu'da özel bir Kürdistan kurmaya mı karar verdiniz? Öcalan size ne karşılığında ne veriyor? Bunu Türk Milletine açıklamak zorundasınız. Bu iş öyle Meclis’te yapılacak konuşmalarla halledilecek bir iş değil. Öcalan'a hangi tavizleri verdiniz? Öcalan, Suriye PKK'sı PYD'nin 140 bin kişiden oluşan yapısını dağıtacak mı? Yoksa Öcalan'a sadece Türkiye'de değil Suriye'de de mi devlet kurma izni veriyorsunuz? Öcalan'ın terör örgütünü lağvetme gücü yoktur. İlginç olan çözüm süreci faciasını bu ülkeye yaşatan AKP'nin DEM ve ardılı partilerin ve terör örgütünün aklına bile gelmeyen terörist başını Meclis’te konuşturması teklifi Türk Milliyetçiliğini temsil iddiasındaki Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den gelmiştir. Terörist başı Öcalan'a olmayan payeler sunmak Devlet Bahçeli'ye düşmez. Devlet Bahçeli'nin bu ifadelerinden dolayı ortaya haklı bir infial çıkmıştır. Vatanseverler, Türk Milliyetçileri derin bir hayal kırıklığı içerisindedirler. Şehitlerimiz, Gazilerimiz kendilerine hakarete uğramış hissetmektedirler. Devlet acziyet içine sokulmuştur. Türk Devleti'nin terörü durdurmak için terörist başının desteğine ihtiyacı yoktur. Bahçeli'nin bu ifadeleri, Erdoğan'ın destek açıklamaları, Özgür Özel'in destek açıklamaları terör örgütü ile can siperane mücadele eden kahraman ordumuzu, kahraman jandarmamızı ve kahraman polisimizi demoralize etmektedir. ‘Biz ne uğruna şehit oluyoruz’ sorusunu sormalarına neden olmaktadır. Türk ordusunun ve polisinin en seçkin evlatlarından 793 tanesi, jandarma ve polis özel harekat mensupları Hendek Çatışmalarında şehit düşmüşlerdi. Binlerce yaralımız vardı. Sizin siyasette yaptığınız hataların bedelini onlar aziz kanlarıyla düzeltmeye çalıştılar. Ülkemiz terörle mücadele bulunduğu konumdan daha geriye düşürülmeye çalışılmaktadır. Bahçeli böyle bir sürece alet olmaktadır. Bahçeli'nin terörist başını Meclis’te konuşturma fikri kendisine mi aittir? Yoksa yerli ve milliliği elden bırakmayan AKP tarafından mı kendisine söyletilmiştir? Bahçeli bir süre önce ‘Çok şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez’ demişti. Sayın Bahçeli Türkiye'yi değiştirmeye karar vermişsiniz anlaşılan. Nereye kadar değiştireceksiniz? Öcalan'a neler vereceksiniz? Türk halkına, Türk Milletine ait olan neleri Öcalan’a devretmeye karar verdiniz? Bahçeli bunu kimin söylettiğini Türk Milletine açıklamak zorundadır. Kendi fikri midir yoksa Erdoğan böyle söylediği için mi söylemiştir? Biz, Zafer Partisi olarak bu çağrıya verilen desteklere hiç şaşırmadık. Çünkü bu çağrının sahibi Bahçeli, zamanında ortağı olduğu koalisyon hükümetini bozdu ve erken seçimle AKP'yi iktidara taşıdı. Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olabilmesi için Meclis oturumuna katıldı, ön ayak oldu. Parlamenter sistemden tek adam rejimine geçişin ve sonrasındaki çöküşün mimarlarından birisi oldu. Ne zaman sıkışsa AKP'nin stepnesi olduğu, koltuk değneği olduğu, destek olduğu ayakta kalmasını sağladı. Şimdi de görüyoruz ki Bahçeli, Öcalan'a koltuk değneği olmaya karar vermiş. Terörist başını Meclis’e çağırmak sadece kahraman gazilerimiz ve aziz şehitlerimize değil, büyük Türk Milletine Gazi Meclisimize ve Cumhuriyetimize hakarettir. Bu hakareti yapan kişi Devlet Bahçeli'dir. Şimdi tekrar soruyorum; Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörist Öcalan Meclis’te konuşursa terörün bitmeyeceğini, sona ermeyeceğini bilmez mi? Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörün arkasında Batılı emperyalist güçler olduğunu ve onların Türkiye Sevr koşullarına gelmedikçe, terörü vekil güç olarak kullanmaya devam edeceğini kestiremez mi? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, PKK'yı Öcalan'ın yönettiğini mi zannediyorlar? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, terör örgütü alanda yenilip silah bırakmaya zorlanmadıkça kendiliğinden silah bırakmayacağını bilmez mi? 10 yıl önceki çözüm sürecinin memlekete ne ağır maliyetler ödettiğini bilmezler mi? Dün lideri ölen FETÖ terör örgütü Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni bombalamıştı. Çok aşağılık bir eylemdi bu bombalama eylemi. Bir başka ülkenin ordusu bile bizim parlamentomuzu bombalamaz, bizim ordumuz da başka bir ülkenin parlamentosunu bombalamaz. Ama terör örgütü FETÖ, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni Gazi Meclisimizi bombalatmıştı. Şimdi Bahçeli, Öcalan’ı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin içine sokup vicdanını, manevi şahsiyetini meclisin bombalatmaya hazırlanıyor. Bahçeli Türkiye'de bozulma, çözülme ve çöküşlerin daimi işaret fişeği olarak kullanıldı. Bahçeli attığı siyasi adımlarla AKP'yi bu milletin başına musallat etti, tek adam sistemiyle parlamenter demokrasiyi değiştirdi ve şimdi Öcalan ve DEM'le işbirliği yaparak kalanı da yok etmek istiyor. Bahçeli'nin yolu yıkım yoludur. Onunla olan veya destek verenler de bu yıkıma ortaktırlar. Şimdi buradan Milliyetçi Hareket Partisi'ne gönül vermiş bütün kardeşlerime seslenmek istiyorum. Lider bildiğiniz kişinin terör seviciliği yapması sizi kızdırıyorsa, parti içindeki emeklerinizin değişik klikler tarafından keyfi menfaatlerine kurban edilmesinden bıktıysanız, sizleri Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkeleri ve Alparslan Türkeş’in ülküleri doğrultusunda vatan uğruna mücadele etmeye ve terörün karşısında duran, dimdik duran Zafer Partisi’ne gelmeye davet ediyorum. Gün, devletimiz, milletimiz ve bayrağımız için mücadele günüdür. Sizlere düşen bu kutlu mücadele de bizi yalnız bırakmamanız, yanımızda olmanızdır. Bu vesileyle sevgili Cumhuriyet Halk Partililere de seslenmek istiyorum. Gerçek Atatürkçülere seslenmek istiyorum; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu devleti Öcalan'a vermeyi teklif eden Özgür Özel'in arkasından gitmeyin. Atatürk'ün kurduğu genç Cumhuriyete ihanet eden bir başka terörist başı Şeyh Said'e vatan haini diyemeyen adamlar Atatürkçü olamazlar, Atatürk'ün partisine genel başkanlık edemezler. Onun için bütün gerçek Atatürkçü Cumhuriyet Halk Partilileri Zafer Partisi'ne davet ediyorum. Sevgili AK Partililere de seslenmek istiyorum; sevgili vatansever, AKP'li kardeşlerim: PKK ile ilk müzakere sürecinde Dolmabahçe'de ulaşılan ve halka duyurulan mutabakat terörle mutabakat sürecini Haziran 2015 seçimlerinde siz oylarınızla sandığa gömerek durdurdunuz. Erdoğan'ı siz iktidardan düşürdünüz. ‘Allah devlete ve millete zeval vermesin’ diyorsunuz. Evet, Allah devlete ve millete zeval vermesin Cumhur İttifakı ve CHP şimdi devlete ve millete zeval vermeye hazırlanıyorlar. Buna izin vermeyelim sevgili kardeşlerim. Bütün vatansever AK Partilileri de Zafer Partisi'nin çatısının altına davet ediyorum. Devletimize ve milletimize zeval gelmesini birlikte engelleyelim diyorum. Biz Zafer Partisi olarak, Atatürk'ün bize emanet olan Cumhuriyeti ve devletimizi, kurucu ilkeler ve değerler ışığında ve hukuk devleti esaslarına göre korumaya oluşan tehditleri milletimize anlatmaya ve bunlara kararlılıkla karşı koymaya devam edeceğiz. Bu rezil gidişe Yunanistan'ın önünde diz çökerek Doğu Akdeniz ve Ege'de verilecek tavizlere, Kıbrıs'ta verilecek tavizlere karşı çıkıyoruz. Biz bu rezil gidişle terör örgütüne teslim olup Öcalan'a verilen tavizlere karşı çıkıyoruz. Bunun için de artık Türk milletine gitmenin zamanı geldiğini düşünüyoruz. Hodri meydan! Siz yanınıza Öcalan’ı alın, biz Türk Milletini alalım. Erken seçimde sandığa gidelim. Ne mutlu Türk’üm diyene!

Ümit Özdağ

2,269,218 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanlığının faaliyetleri başta olmak üzere gündemdeki konulara ilişkin olarak Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı gerçekleştirildi. Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk tarafından icra edilen toplantıda şu bilgiler paylaşıldı: 1 MAYIS EMEK VE DAYANIŞMA GÜNÜ KUTLU OLSUN Öncelikle, destansı bir mücadele olan “Kûtu’l-Amâre Zaferi”nin 110’uncu yıl dönümünde (29 Nisan 1916) aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. Ayrıca, gece gündüz demeden özveriyle çalışan personelimiz başta olmak üzere tüm işçi kardeşlerimizin “1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü”nü şimdiden kutluyoruz. TERÖRLE MÜCADELEMİZ SÜRÜYOR Ülkemizin savunma ve güvenliği için var gücüyle çalışan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, kalıcı güvenliği tesis etmek amacıyla gerçekleştirdiği görev ve faaliyetleri kapsamında hafta boyunca; ▪️ 6 PKK’lı terörist daha teslim olmuş, ▪️ Operasyon bölgelerinde mayın ve el yapımı patlayıcı ile mağara, sığınak ve barınak tespit ve imha çalışmalarına devam edilmiş, ▪️ Suriye Harekât Alanlarında imha edilen tünel uzunluğu, Menbic’de imha edilen 8 kilometre tünel ile birlikte, 785 kilometreye ulaşmıştır. HUDUTLARDA 198 ŞAHIS YAKALANDI 7 gün 24 saat esasıyla en üst seviyede güvenliğin tesis edildiği hudutlarımızda son bir haftada; ▪️ 198 şahıs yakalanmış, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 2 bin 430 olmuş, ▪️ Engellenen 1.449 şahıs ile birlikte bu yıl içerisinde sınırlarımızda engellenen kişi sayısı da 25 bin 618’e ulaşmıştır. Ayrıca; keşif, gözetleme ve devriye faaliyetlerini aralıksız sürdüren hudut birliklerimiz tarafından Van ve Hatay hudut hatlarında gerçekleştirilen arama tarama faaliyetlerinde toplam 388 kilogram (388.046 gram) uyuşturucu madde ile 3 bin 485 adet uyuşturucu hap ele geçirilmiştir. SAYIN BAKANIMIZ, SAVUNMA SANAYİİ DEĞERLENDİRME TOPLANTISI’NA BAŞKANLIK ETTİ Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; yüksek caydırıcılık kapasitesiyle millî güvenliğimizi teminat altına alırken, dost ve müttefik ülkelerle yürüttüğü iş birlikleri, eğitim-danışmanlık faaliyetleri ve çok uluslu görevlerdeki etkin rolüyle bölgesel ve küresel güvenlik, barış ve istikrara güçlü katkılar sunmayı sürdürmektedir. 23 Nisan’da, Ulus’taki Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisinde düzenlenen törene ve Meclis’teki özel oturum ile resepsiyona katılan Sayın Bakanımız, 28 Nisan’da, Nijer Büyükelçimizi kabul etmiştir. Sayın Bakanımız, dün (29 Nisan); TSK Komuta Kademesi, Savunma Sanayii Başkanı ve savunma sanayi şirketlerimizin Genel Müdürlerinin katılımıyla Bakanlığımızda gerçekleştirilen “Savunma Sanayii Değerlendirme Toplantısı”na başkanlık etmiştir. Sayın Genelkurmay Başkanımız; 25-26 Nisan’da Katar’a resmî bir ziyaret gerçekleştirmiş, Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığında inceleme ve denetlemelerde bulunmuş, Katar Genelkurmay Başkanı ile ikili ve heyetler arası görüşmeler yapmış, Katar Savunma Bakanı tarafından kabul edilmiştir. Sayın Kara Kuvvetleri Komutanımız; 27-29 Nisan tarihleri arasında Azerbaycan’a resmî bir ziyaret gerçekleştirmiş, çeşitli temas ve görüşmelerde bulunmuştur. Sayın Donanma Komutanımız, 6-8 Mayıs tarihleri arasında Madrid/İspanya’da düzenlenecek Avrupa Deniz Kuvvetleri Komutanları (CHENS 2026) Toplantısı’na katılacaktır. EFES-2026 TATBİKATI 45 ÜLKEDEN KATILIMCI İLE DEVAM EDİYOR Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, yüksek hazırlık seviyesini muhafaza etmek amacıyla eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de kesintisiz olarak sürdürmektedir. Ege Ordusu Komutanlığımızın sevk ve idaresinde, dost ve müttefik ülke unsurlarının katılımıyla 20 Nisan-21 Mayıs tarihleri arasında icra edilen EFES-2026 Tatbikatı; Batı Anadolu, Orta Ege, İzmir Körfezi ve Doğanbey Atış ve Tatbikat Bölgesi’nde başarıyla devam etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin en büyük birleşik ve müşterek tatbikatlarından olan EFES-2026’ya millî unsurlarımız ile birlikte 45 ülkeden gözlemci, birlik ve unsur katılmaktadır. Estonya’da bulunan NATO Siber Savunma Mükemmeliyet Merkezi koordinatörlüğünde, 20-24 Nisan tarihleri arasında, yerinden katılımla icra edilen NATO Kilitli Kalkan (Locked Shields) Tatbikatı başarıyla tamamlanmıştır. Tatbikatın Seçkin Gözlemci Günü’ne; Sayın Genelkurmay Başkanımız, Sayın Kara Kuvvetleri Komutanımız ile birlikte Ankara’da bulunan TSK Siber Savunma Komutanlığımızdan iştirak etmiştir. ▪️ 27 Nisan-2 Mayıs tarihleri arasında Azerbaycan’da TURAZ Kartalı Hava Savunma Tatbikatı icra edilmekte, ▪️ 13-30 Nisan tarih aralığında Libya ve Fildişi Sahili’nde düzenlenen Flintlock ile ▪️ 27 Nisan-8 Mayıs tarihleri arasında İspanya ev sahipliğinde Batı Akdeniz’de icra edilen Spanish Minex Mayın Harekâtı tatbikatlarına katılım sağlanmaktadır. Spanish Minex Tatbikatı’na iştirak eden NATO Daimî Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2’de (SNMCMG-2) görevli TCG Amasra mayın avlama gemimiz, 1-3 Mayıs tarihleri arasında Alicante/İspanya’ya liman ziyareti yapacaktır. 5-13 Mayıs tarihleri arasında; ▪️ Norveç’te Steadfast Deterrence ile ▪️ Paris/Fransa’da gerçekleştirilecek Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu Bilgisayarlı Destekli Komuta Yeri tatbikatlarına iştirak edilmesi planlanmaktadır. 27-30 Nisan tarihleri arasında Türkiye-Mısır Hava Kuvvetleri 3'üncü Karargâh Görüşmeleri için Türkiye’de bulunan Mısır Hava Kuvvetleri heyeti, 29 Nisan’da Sayın Hava Kuvvetleri Komutanımız tarafından kabul edilmiştir. Türk Yıldızları Akrobasi Timimiz, 3 Mayıs’ta “Mevlana’yı Karşılama Törenleri” kapsamında Konya’da gösteri uçuşu yapacaktır. Coğrafi bilgi üretimi ve haritacılık alanında sahip olduğu kurumsal kapasiteyi sürekli geliştirerek; doğru, güncel ve güvenilir veriyi kamuoyunun hizmetine sunmaya yönelik çalışmalarını sürdüren Harita Genel Müdürlüğümüz tarafından 1/1.000.000 ölçekli; ▪️ Türkiye Nüfus Dağılışı ve Yoğunluğu Haritası (2025) güncellenmiş, ▪️ Türkiye Nüfus Değişimi Haritası (2024-2025) hazırlanmış ve ▪️ Türkiye Yapı Yoğunluğu Haritası yayımlanmış, böylece üç kıymetli çalışma daha kamuoyunun istifadesine sunulmuştur. Diğer yandan; ▪️ 19 - 27 Nisan tarihleri arasında Berlin/Almanya’da gerçekleştirilen ve 22 ülkeden 450 sporcunun yer aldığı “Lapua Berlin 2026 Uluslararası Atıcılık Yarışması”na ilk kez katılarak Havalı Tüfek Karışık Takım kategorisinde şampiyon olan TSK Spor Gücü Atış Takımımız ile ▪️ 25-26 Nisan’da Türkiye Triatlon Federasyonu tarafından Zonguldak’ta düzenlenen “Çaycuma Duatlonu Türkiye Kupası Finali”ni birincilikle tamamlayarak hem Elit hem de Yaş Grupları kategorilerinde 2026 yılı Türkiye Şampiyonu olan TSK Spor Gücü Triatlon Takımımızı ve derece elde eden tüm sporcularımızı bir kez daha tebrik ediyoruz. GÖKBEY’İN İLK TESLİMATI GERÇEKLEŞTİRİLECEK Türk Silahlı Kuvvetlerimizin modern ve etkin savunma gücünün, yerli ve millî savunma sanayimizin ileri teknoloji ürünleriyle güçlendirilmesi çalışmaları da kararlılıkla devam etmektedir. Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca muhtelif miktarda, KARAOK Tanksavar Silah Sistemi, muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanarak envantere alınmıştır. Bugün de (30 Nisan), TUSAŞ tarafından yerli ve millî imkânlarla üretilen Gökbey Genel Maksat Helikopterinin Kara Kuvvetleri Komutanlığımıza ilk teslimatı gerçekleştirilecektir. Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Anonim Şirketimiz tarafından hafta içerisinde; ▪️ Muhtelif adet ve çapta silah ve mühimmatın teslimatı tamamlanmış, ▪️ HAR-66 Hafif Anti-Tank Roketlerinin Malezya’ya ihracı kapsamındaki teslimatlara devam edilmiş, ▪️ 20-23 Nisan tarihleri arasında Malezya’da düzenlenen, Asya Savunma Hizmetleri Fuarı ve Konferansı’nda (Defence Services Asia Exhibition and Conference-DSA 2026) şirketimiz ile Malezya kamu şirketi “Melaka Corporation” arasında savunma sanayi alanında ortak üretim ve satışı gerçekleştirilen savunma ürünlerinin bakım, onarım ve teknik destek süreçlerini kapsayan Mutabakat Zaptı (MoU) imzalanmıştır. İmza töreni; Millî Savunma Bakan Yardımcımız Sayın Musa Heybet, Malezya Savunma Bakanı ve Malezya Melaka Eyaleti Başbakanı’nın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. SAHA-2026 FUARI’NDA BAKANLIĞIMIZIN ÜRÜN VE PROJELERİ DE SERGİLENECEK 5-9 Mayıs tarihleri arasında Cumhurbaşkanlığı himayelerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek SAHA-2026 Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı'nda, Bakanlığımız ve bağlı kuruluşlarımızın ürün ve projeleri sergilenecektir. SAHA-2026’ya; Deniz Kuvvetleri Komutanlığımıza ait TCG Anadolu ve TCG İstanbul gemilerimiz ile TCG Piri Reis denizaltımız da katılacak ve halkımızın ziyaretine açılacaktır. Dost ve müttefik ülkeler ile çeşitli alanlarda anlaşmalar imzalanması planlanan Fuar boyunca; Mehteran Birlik Komutanlığımız ile 1’inci Ordu, Kuzey Deniz Saha ve Hava Harp Okulu bando komutanlıklarımız tarafından konserler icra edilecektir. ÖĞRENCİ VE PERSONEL TEMİNİ FAALİYETLERİ SÜRÜYOR Personel ve askerî öğrenci alım/temin işlemleri kapsamında; 2026 Yılı Millî Savunma Üniversitesi Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksekokulları Askerî Öğrenci Aday Tercih İşlemleri, 24 Nisan’da tamamlanmıştır. Önceki yıla göre 7 bin 20 adayın daha fazla başvuruda bulunmasıyla toplam başvuru sayısı 119 bin 189’a ulaşmış; Millî Savunma Üniversitemize yapılan başvurularda kayda değer bir artış gözlemlenmiştir. Avrupa genelinde askerî okulların öğrenci temininde güçlük yaşadığı bir dönemde Millî Savunma Üniversitemize gösterilen yoğun ilgi; ▪️ Milletimizin Türk Silahlı Kuvvetlerimize duyduğu güvenin, ▪️ Gençlerimizin bu şanlı göreve olan yüksek teveccühünün ve ▪️ Türk milletinin köklü “ordu-millet” anlayışının açık ve güçlü bir tezahürüdür. Yüreğindeki vatan ve millet aşkıyla, Al Bayrağımızın izinde şanlı ordumuzda görev almayı hedefleyen tüm gençlerimize başarılar diliyor, bu bilinç ve sorumlulukla yetişmelerinde emeği geçen kıymetli ailelerine şükranlarımızı sunuyoruz. 2026 Yılı Millî Savunma Bakanlığına Sözleşmeli Bilişim Personeli Temini başvuruları, 4 Mayıs’ta sona erecektir. Bölgesel Kariyer Fuarları çerçevesinde; ▪️ Dün ve bugün (29-30 Nisan) Erzurum’da, Kuzeydoğu Anadolu Kariyer Fuarı’na iştirak edilmekte, ▪️ 7-8 Mayıs’ta Tekirdağ’da, Trakya Kariyer Fuarı’na katılım sağlanması planlanmaktadır. Sonuç olarak yüksek teknolojiye dayalı imkân ve kabiliyetleri, nitelikli personeli ve üstün harekât yeteneğiyle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; ▪️ Karada, denizde ve havada ülkemizin savunma ve güvenliğini sağlamaya, ▪️ Bölgesel ve küresel barış ve istikrarın korunmasına önemli katkılar sunmaya, ▪️ Üstlendiği tüm görevleri büyük bir azim ve başarıyla yerine getirmeye devam edecektir. BASIN MENSUPLARININ GÜNDEME DAİR SORULARI CEVAPLANDIRILDI Basın Bilgilendirme Toplantısı’nın ardından basın mensuplarının gündeme dair soruları cevaplandırıldı. Sorulara verilen cevaplar şu şekilde: AVRUPALI YÖNETİCİLERİN ÜLKEMİZİ HEDEF ALAN AÇIKLAMALARI Son dönemde bazı Avrupalı yöneticilerin ülkemizi hedef alan açıklamaları dikkatle takip edilmektedir. Türkiye’nin bölgesel rolü ve Avrupa güvenlik mimarisi içindeki konumuna ilişkin ifadeler, müttefiklik hukuku ve dayanışma ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Yine, NATO üyesi Fransa ve Yunanistan’ın birtakım senaryolar üzerinden yaptığı açıklamalar gerilimi artırmakta, bölgesel barış ve istikrara zarar verme riski taşımaktadır. Bölgemizde oluşturulmaya çalışılan herhangi bir askerî ittifakın, Türkiye’ye karşı başarı şansı bulunmadığı gerçeğini hatırlatıyoruz. Sayın Bakanımızın daha önce de ifade ettiği gibi önümüzdeki dönemde de güvenlik ve istikrarın söz konusu olduğu her durumda, Türkiye’yi karşısına alanlar değil, Türkiye ile birlikte olanlar kazanacaktır. GKRY’E FRANSIZ ASKERLERİNİN KONUŞLANDIRILACAĞINA İLİŞKİN HABERLER Türkiye, uluslararası hukuka bağlı, bölgesinde barış ve istikrarın korunmasını önceleyen bir anlayışla hareket etmektedir. Ancak bu yaklaşımımız, hem ülkemizin hem de KKTC’nin millî hak ve menfaatlerinden taviz verileceği anlamına gelmemektedir. Kıbrıs Adası’nın güvenliği ve istikrarına ilişkin düzenlemeler uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş olup Türkiye garantör ülkelerden biridir. Fransa tarafından Güney Kıbrıs’a asker gönderileceğine yönelik açıklamaların hangi somut güvenlik ihtiyacına dayandığı belirsizliğini korurken bu tür girişimlerin mevcut hassas dengeyi bozma ve gerilimi artırma riski bulunmaktadır. Bu tür girişimlerin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi açısından da gelecekte güvenlik riskleri doğurabileceğini ve bölgesel istikrarı zedeleyebilecek adımlardan kaçınılması gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz. İSRAİL’İN KÜRESEL SUMUD FİLOSU’NA SALDIRISI Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla oluşturulan Küresel Sumud Filosu’na, uluslararası sularda İsrail güçlerince gerçekleştirilen müdahale, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir. Bu eylem, yalnızca insani değerleri değil, aynı zamanda uluslararası sularda seyrüsefer güvenliğini de hedef almaktadır. Doğu Akdeniz’de en uzun kıyıya sahip ülke olarak, bölgede meydana gelen gelişmeler yakından ve hassasiyetle takip edilmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz tarafından daha önce de yaptığımız gibi insani yardım ve destek çerçevesinde gerekli tüm tedbirler alınmaktadır. ASTSUBAY TEMİN ŞARTLARININ DEĞİŞTİRİLECEĞİNE İLİŞKİN İDDİALAR Bakanlığımız, personelimizin özlük haklarının geliştirilmesine yönelik çalışmalarını, günümüzün değişen şartlarına uygun şekilde ve ihtiyaçlar doğrultusunda, ilgili mevzuat çerçevesinde titizlikle sürdürmektedir. Son günlerde kamuoyuna yansıyan hususlara ilişkin olarak Bakanlığımızda yapılan bir çalışma yoktur. ÜLKEMİZDEN LİBYA’YA GİDEN ASKERÎ UÇAKLARIN ROTASI Uçuş rotaları; hava sahası kullanım kuralları, meteorolojik şartlar, uçuş emniyeti, acil durumlarda iniş yapılabilecek uygun havalimanlarının konumu, yakıt verimliliği ve Dünya’nın küresel yapısı gibi hususlar dikkate alınarak planlanmaktadır. Ülkemizden Libya’ya gerçekleştirilen askerî uçuşlarda, 2023 yılına kadar ülkemizin güneyinden geçen rota kullanılırken aynı yıl itibarıyla uçuş rotalarının yeniden değerlendirilmesi sonucu yakıt verimliliği ve uçuş süresi açısından daha avantajlı olan kuzey rota kullanılmaya başlanmıştır. Söz konusu kuzey rota, güney rotaya kıyasla yaklaşık 225 km daha kısa olup sorunsuz şekilde kullanılmaya devam edilmektedir. 3’ÜNCÜ ANA JET ÜS KOMUTANLIĞINDA GÖREV DEĞİŞİMİ Türk Silahlı Kuvvetlerinde müesses disiplinin muhafazası ve idamesi olmazsa olmazdır. Daha önce de vurguladığımız gibi Türk Silahlı Kuvvetlerimiz tüm olaylara disiplin anlayışı içerisinde bakmakta ve işlemleri de ilgili mevzuat çerçevesinde yerine getirmektedir. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

17,118 просмотров • 3 месяцев назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Bordo Berelilerin mezun olduğu 18’inci Dönem Özel Kuvvetler Komutanlığı İhtisas Kursu Kapanış Töreni’ne katıldı. Beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile Özel Kuvvetler Komutanlığına giden Bakan Yaşar Güler, törende bir konuşma yaparak şunları söyledi: BORDO BERELİLER, TERÖRÜN BİTME NOKTASINA GETİRİLMESİNDE ÖNEMLİ ROL OYNADI Şanlı ordumuzun en güzide birliklerinin başında gelen Özel Kuvvetlerimizin mezuniyet töreninde sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sözlerimin başında aldıkları birbirinden zorlu eğitimleri başarıyla tamamlayarak mezun olmaya hak kazanan Bordo Berelilerimizi yürekten kutluyor; brövelerinin kendilerine, ailelerine ve Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Bölgesel ve küresel ölçekte güvenlik ortamının giderek daha karmaşık ve öngörülemez olduğu kritik bir dönemden geçiyoruz. Özellikle ABD-İran arasında yaşanan savaşın bölge geneline yayılan etkileri, İsrail’in Gazze’ye ve diğer bölge ülkelerine yönelik saldırıları, Rusya-Ukrayna Savaşı, ayrıca farklı coğrafyalarda devam eden çatışma ve krizler, tehdit dinamiklerini her zamankinden daha karmaşık ve çok boyutlu hâle getirmiştir. Böylesine hassas bir süreçte Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, yurt içinde ve sınır ötesinde tüm kuvvet unsurlarıyla birlikte etkin, caydırıcı ve saygın bir şekilde vazifelerini icra etmektedir. Şüphesiz Özel Kuvvetlerimiz de bu faaliyetlerin icrasında üstlendiği kritik görevlerle kahraman ordumuzun etkinliğinde ve başarılarında büyük pay sahibi olmaktadırlar. Bordo Berelilerimiz yıllardır sürdürdüğümüz terörle mücadelede destanlar yazmış, görevlerini kahramanca ve fedakârca icra ederek terörün bitme noktasına getirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Terörle mücadelenin yanı sıra üstlendiği diğer vazifelerde de üstün bir başarı gösteren Bordo Berelilerimizi yüksek azim, gayret ve cesaretlerinden ötürü tebrik ediyor, gözlerinden öpüyorum. ÖZEL KUVVETLER, YENİ SAVAŞ KONSEPTİNİN EN STRATEJİK UNSURLARINDAN BİRİDİR Günümüz harp ortamında başarı artık yalnızca sayısal üstünlükle değil çok yönlü ve donanımlı personel ile mümkündür. Özellikle hızla gelişip dönüşen teknolojiler, muharebe sahasının doğasını değiştirirken, bu değişime en hızlı şekilde uyum sağlayabilen görev alanı geniş, etkisi derin ve manevra kabiliyeti yüksek birlikler, modern orduların en kıymetli kuvvet çarpanları hâline gelmiştir. Özel Kuvvetler de bu yeni savaş konseptinin en stratejik unsurlarından biridir. Türk Özel Kuvvetleri sahip olduğu yüksek fiziki yeterlilik, zihinsel dayanıklılık, taktik derinlik ve teknik kapasite gibi çok boyutlu yetenekleriyle dünyada en elit birliklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Sizleri farklı ve değerli kılan asıl hususiyetler, imkân ve kabiliyetlerinizin ötesinde cesaretiniz, fedakârlığınız, vatana adanmışlık duygunuz ile sarsılmaz disiplin ve mutlak görev bilincinizdir. Özel Kuvvetlerimizin taşıdığı bordo bere de bir simge olmanın ötesinde sahip olduğunuz millî ve manevi değerlerin güçlü bir sembolüdür. Şanlı tarihimizdeki nice dönüm noktası sizler gibi vatan sevdalısı nice yiğidin adanmışlıkları ve gayretleriyle şekillenmiştir. Bugün sizler de o büyük mirasın izinden giderek tarihî sorumluluğu devralan ve göreve hazır bekleyen kahraman neferlersiniz. BORDO BERELİLER, YERİ DOLDURULAMAYAN PERSONEL KONUMUNDADIR Bu çerçevede siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarıma bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum: Meslek hayatınızda karşınıza birbirinden zorlu ve meşakkatli vazifeler çıkacaktır. Ancak biliniz ki Özel Kuvvetler mensubu olmak her an ve her şartta vazifeye hazır ve nazır olmak demektir. Şüphesiz ki sahip olduğunuz hasletler ve kabiliyetlerinizin bilinciyle hareket ettiğinizde aşamayacağınız hiçbir engel, erişemeyeceğiniz hedef yoktur. Sizler aldığınız eğitimler neticesinde sadece mesleki birikimle değil, çelikten bir irade, vazgeçilmez disiplin anlayışı, yüksek bir özveri ile donanmış olarak bu kutsal ocağın saflarına katılıyorsunuz. Biliniz ki bir Özel Kuvvetler mensubu sadece iyi olmakla değil, her zaman en iyisi olmakla mükelleftir. Zira Bordo Bereliler boşlukları dolduran değil, yeri doldurulamayan personel konumundadır. ÜLKEMİZİN GÜVENLİK VE İSTİKBALİNİN SORUMLULUĞUNU DA SIRTINIZDA TAŞIYORSUNUZ Bunun için fiziksel gücünüz ile cesaretinizi, stratejik zekânızla harmanlamalı ve vazifelerinizi en iyi şekilde icra etmelisiniz. Sizlerden beklediğimiz yalnızca verilen emirleri uygulamanız değildir. Bunun yanında çok yönlü analitik düşünebilmeniz, öngörülü olmanız, operasyon sahasında ve görev icrasında hızlı karar verebilmeniz ve gerektiğinde tek başınıza büyük zorlukların üstesinden gelebilmenizdir. Bu çerçevede her bir arkadaşım tüm beşerî şartlara hükmedebilen, çetin koşulları dahi lehine çevirebilen ve gerektiğinde inisiyatif kullanma becerisini ustalıkla yöneten bir profile ulaşmalıdır. Diğer yandan üstleneceğiniz görevlerde hem ekip ruhunu ortaya koymalı hem de bireysel ve mesleki yeteneklerinizi en üst seviyede sergilemelisiniz. Bu yüzden bilgi düzeyinizi sürekli yenilemeli, her zaman daha iyisi için çalışmalı ve daima bir adım önde olmalısınız. Gerçek şu ki öğrenmek ve yeterlilik asla durağanlık kabul etmeyen ve sürekli geliştirilmesi gereken hususlardır. Unutmayınız ki sizler sadece bir silah veya üniforma değil aynı zamanda ülkemizin güvenlik ve istikbalinin sorumluluğunu da sırtınızda taşıyorsunuz. Bordo bereyi taşıdığınız her an hatırlamaktan gurur duyacağınız nice anı biriktireceksiniz. Dolayısıyla vazifelerinizi yüksek bir aidiyet duygusu, büyük bir motivasyon ve keyif alarak yapın. Tüm bunların bilincinde olan siz kahraman Bordo Berelilerimizin her türlü zorluğu aşabileceğine yürekten inanıyor görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİMİZE ULAŞMAYA YÖNELİK TARİHÎ BİR ADIM ATILDI Güçlü ordumuz dün olduğu gibi bugün de yarın da ülkemizin güvenliğinin, asil milletimizin huzurunun ve bölgemizde tesis etmek istediğimiz barış ve istikrar ortamının en güçlü güvencesidir. Bu amaç doğrultusunda terörle mücadelede geldiğimiz nihai nokta yaklaşık kırk yıldır büyük fedakârlıklarla sürdürülen çok boyutlu mücadelenin ve özellikle son yıllarda sahada elde edilen tarihî başarıların bir sonucudur. Sınırlarımızın güvenliğinin sağlanmasından Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde terör örgütlerinin hareket kabiliyetlerinin ortadan kaldırılmasına kadar elde ettiğimiz kazanımlarda kahraman personelimizin alın teri, cesareti ve fedakârlığı vardır. Bu mücadelede canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, kahraman gazilerimize bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Bugün geldiğimiz noktada Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen Terörsüz Türkiye süreci de işte bu mücadeleyle elde edilen güvenlik kazanımlarını kalıcı hâle getirmeyi, terörü bir daha geri dönmemek üzere ülkemizin ve milletimizin gündeminden tamamen çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu sürecin en büyük hedefi bin yıllık kardeşliğimizi daha da pekiştirmek, toplumsal bütünlüğümüzü güçlendirmek, huzur ve güven ortamını kalıcı kılmak ve ülkemizin bütün imkânlarını kalkınmaya, üretime ve refaha yöneltmektir. Şunu da özellikle ifade etmek isterim ki bu süreçte atılan tüm adımlar, şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Bu çerçevede Gazi Meclisimiz de sürecin ihtiyaç duyduğu hukuki zeminin tesis edilmesine yönelik çalışmalarını titizlikle sürdürmüştür. Bu çalışmalarının sonucunda meclisimizin ezici bir çoğunlukla kabul ettiği ilgili kanunla, milletimizin arzu ettiği Terörsüz Türkiye hedefimize ulaşmaya yönelik tarihî bir adım atılmıştır. Böylece terör belasından tamamıyla kurtulmayı, yüzyıllara dayalı kardeşliğimizi tahkim etmeyi ve ülkemizin her alanda önünü açmayı hedefliyoruz. İçeride toplumsal barış ve huzurunu kalıcı hale getiren bir Türkiye elbette ki uluslararası alandaki güçlü etkisini daha da artıracak ve milletimize ve umudunu Türkiye’ye bağlamış mazlumlara nice gururla yaşatacaktır. MEKKE ANLAŞMASI DA ÜLKEMİZİN ULUSLARARASI ARENADAKİ ETKİSİNİ GÖSTERDİ Küresel güvenlik mimarisinin temellerinin sarsıldığı, belirsizliklerin arttığı bir ortamda benimsediğimiz çok yönlü politikalar ve üstlendiğimiz çözüm odaklı inisiyatifler sayesinde ülkemiz, müzakere masalarının ve uluslararası güvenlik mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline gelmiştir. En son Mekke’de imzaladığımız Ortak Savunma Anlaşması da ülkemizin uluslararası arenadaki etkisini ve geliştirdiği güçlü iş birliklerini açık bir şekilde göstermiştir. Birbirinden kritik geniş imkân ve kabiliyetlere sahip olan ve kolektif caydırıcılığı benimseyen üç kardeş ve dost ülkenin ortaya koyduğu bu güçlü irade, bölgesel ve küresel güvenlik, barış ve istikrarın tesis edilmesi ve sürdürülmesi açısından son derece önemlidir. Attığımız tüm adımlarda ülkemizin ve milletimizin hak ve menfaatlerini en etkin şekilde korumak için büyük bir gayretle çalışıyor, Türkiye Yüzyılı hedeflerimize emin adımlarla yürüyoruz. Bu kutlu yürüyüşte Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ve elbette ki Özel Kuvvetlerimiz de daha güçlü ve daha büyük Türkiye vizyonumuzun temel dayanaklarından biri olmaya devam edecektir. Bu duygu ve düşüncelerle Özel Kuvvetler İhtisas Kursu’nu başarıyla tamamlayan Bordo Berelilerimizi, ayrıca dost ve kardeş ülkeler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Azerbaycan ve Libya’dan gelerek mezun olma başarısı gösteren Misafir Askerî Personeli yürekten tebrik ediyor, burada kurdukları bağların ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesine katkılar sağlamasını temenni ediyorum. Bu vesileyle tüm personelimizin yetişmesinde emeği geçen başta Özel Kuvvetler Komutanımız olmak üzere Komutanlığımızın tüm seçkin eğiticilerine ve personeline canı gönülden teşekkür ediyorum. Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Yiğitler Ocağının Güzide Mensupları, Kahraman Bordo Bereliler! Yolunuz ve bahtınız açık, bileğiniz kuvvetli, gücünüz daim olsun. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

130,731 просмотров • 3 дней назад

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenlenen SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı'nın kapanış töreninde konuştu. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler de beraberinde TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcıları ile katıldığı törende Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan şunları söyledi: FUARIMIZI YENİ REKORLARLA TAÇLANDIRMANIN KIVANCI İÇİNDEYİZ Ülkemizin savunma, havacılık ve uzay sektörlerinin yıldızlarının bir araya geldiği SAHA 2026’nın bu anlamlı programında sizlerle beraber olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. SAHA 2026’ya dünyanın farklı yerlerinden iştirak eden değerli Bakanlara, Bakan Yardımcılarına, Genelkurmay Başkanlarına, Kuvvet Komutanlarına, heyet üyelerine ve tüm ziyaretlerimize hoş geldiniz diyorum. Himayelerimizde gerçekleştirilen ve alanında artık bir markaya dönüşen fuarımızın savunma sektörümüz ve bütün katılımcı firmalarımız için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Dünyanın 120 ülkesinden 1700’den fazla firmanın iştirak ettiği fuarın icrasında emeği geçen tüm kurumlarımızı, firmalarımızı, sponsorlarımızı ayrı ayrı tebrik ediyorum. Kara, deniz, havacılık, uzay ve güvenlik alanlarında geliştirdikleri ürünlerle fuarda boy gösteren tüm şirketlerimize en kalbi tebriklerimi iletiyorum. 1300'ü aşkın üye firması ve bünyesindeki 30 üniversitenin etkin katılımı ile Avrupa'nın en büyük savunma ve havacılık kümelenmesi olan SAHA İstanbul ailesini yürekten kutluyorum. Sektördeki 4500'ü aşkın firmamızın uyum ve koordinasyon içinde faaliyetlerini sürdürmesini sağlayan Savunma Sanayi Başkanlığımızı, kolektif çabaların hasılası olan bu başarı hikâyesinin altında imzası bulunan şirketlerimizi, üniversitelerimizi, kuruluşlarımızı içtenlikle tebrik ediyor, mühendisinden yazılımcısına, işçisinden teknisyenine savunma sanayimizin tüm emektarlarına aynı şekilde şükranlarımı sunuyorum. Rabbim sizlerin başarılarınızı daim eylesin. Bu gayretlerinizi hem ülkemiz hem dost ve kardeşlerimiz, hem de insanlık için hayırlara vesile kılsın. Bu sene beşincisi tertiplenen fuarımızı hamdolsun yeni rekorlarla, yeni anlaşmalarla, yeni iş birlikleriyle taçlandırmanın haklı kıvancı içindeyiz. 8 MİLYAR DOLARLIK İŞ HACMİNE ULAŞILDI SAHA 2026'ya 1500'ü yerli, 263'ü yabancı olmak üzere 1763 firma katıldı. Fuarda sahip oldukları yeni özelliklerle göz dolduran 203 ürün ilk kez görücüye çıktı. 192 resmî heyet ve 108 alım heyeti, sektörümüzle doğrudan temas kurma imkânı buldu. İmzalanan 182 anlaşmayla toplam 8 milyar dolarlık iş hacmine ulaşıldı. Bu rakamın 6 milyar dolarlık kısmını doğrudan ihracata dönük mutabakatlar oluşturdu. Resmin bütününe baktığımızda karşılaştığımız manzara tam olarak şudur: Türk savunma sanayi artık yalnızca bölgesinde değil, dünya ölçeğinde rağbet gören, güven veren, dikkatle izlenen ve tercih edilen bir ekosistem hâline gelmiştir. Türkiye, savunma, havacılık ve uzay alanında küresel düzeyde yıldızı ışıl ışıl parlayan ülkeler arasına adını gururla yazdırmıştır. Bu başarı tablosunun gerisinde şüphesiz on yılların emeği, gecesini gündüzüne katarak adanmış bir ruhla çalışan yüz bini aşkın vatan evladının gayreti, milletimizin desteği ve devletimizin iradesi vardır. İnşallah daha iyi yerlerde olacak, daha büyük başarı hikâyelerini birlikte yazacak, savunma sanayinde tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşıncaya kadar durmadan, duraksamadan çalışacağız. GÜVENLİK HER YÖNÜYLE BÜTÜNCÜL BİR KONSEPTİR Dünyamız hızla değişirken, harp sanayimiz köklü bir dönüşüm sürecinden geçerken, bundan elbette güvenlik kavramı da nasibini alıyor. Bir defa şunu hepimiz görebiliyoruz: Bugün geldiğimiz noktada güvenlik artık yalnızca tek bir alana, tek bir sahaya, tek bir sanayi koluna hapsedilemez. Fabrikadan test sürecine, veri merkezinden akademiye, tedarik zincirinden geri bildirime güvenlik her yönüyle bütüncül bir konsepttir. Aynı şekilde bugün bir ülkenin caydırıcılığı sahip olduğu platformların sayısıyla ölçülecek eşiği de çoktan aşmıştır. Envanterinizdeki platformları hangi yazılımla yönettiğiniz, bunlarda hangi sensörleri kullandığınız, bu ürünler için hangi motorları geliştirdiğiniz ve hangi mühimmatı ne kadar sürede üretebildiğiniz önemlidir. Siber saldırılara, elektronik harp tehditlerine, insansız sistemlere ve hibrit savaş yöntemlerine karşı ne denli hazırlıklı olduğunuz belirleyicidir. Bölgemizde ve dünyada son dönemde meydana gelen savaş ve çatışma ortamlarında bu gerçeklere bir kere daha şahitlik ettik. Yapay zekâdan insansız araçlara, otonom sistemlerden karar destek mekanizmalarına uzanan geniş bir yelpazede muharebe sahasının nasıl dönüştüğüne hep birlikte tanık olduk, olmaya da devam ediyoruz. YENİ DÖNEMİN KURUCU AKTÖRLERİNDEN BİRİ TÜRKİYE’DİR Şunu bugün büyük bir gururla ifade etmek isterim: Konvansiyonel güç unsurlarının yerini çok katmanlı ve entegre sistemlerin aldığı bu yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri hiç kuşkusuz Türkiye'dir. Bugün Türkiye yeni nesil millî muharip uçağını, insansız savaş uçağını, helikopterini, İHA’sını, SİHA’sını üreten, elektronik harp sistemlerini, uydu teknolojisini, harp savunma sistemini, radarını geliştiren, tankını, roketini, füzesini, zırhlı araçlarını, savaş gemisini, insansız deniz araçlarını imal ve inşa eden, velhasıl denizin derinliklerinden uzayın boşluğuna kadar her kademede kendi imzasını taşıyan yazılım, platform ve sistemleri kendi yapabilen bir ülkedir. Türkiye, istiklal ve istikbaline kastetme cüretini gösterecek her muhasım unsurun bileğini bükecek kudrete ve kuvvete ziyadesiyle sahip bir devlettir. HEDEFİMİZ İLK 10 ÜLKE ARASINA ADIMIZI YAZDIRMAK Gerek SAHA 2026'da sergilenen gurur verici ürünlerimiz, gerekse geçen hafta açıklanan ihracat rakamlarımız ne demek istediğimizi çok net anlatırken aynı zamanda ülkemizin ulaştığı seviyeyi de ortaya koyuyor. Burada tek tek isimlerini saymaya kalksak değil saatler, günler sürecek ürünleri, projeleri, tasarımları ve çalışmaları sizler zaten gördünüz. İnanç, irade, cesaret, gayret, adanmışlık ve vizyon bir araya geldiğinde nelerin başarılabileceğine bizzat tanıklık ettiniz. Aynı iftihar tablosuyla ihracat tarafında da karşılaşıyoruz. Bakınız, biz göreve geldiğimizde savunma ve havacılık ihracatımız yılda sadece 248 milyon dolardı, Türkiye savunma sanayinde yüzde 80 oranında dışa bağımlı bir ülkeydi. Dışa bağımlılığımızı yıllar içerisinde azaltarak biz bunu tersine çevirdik, 2025 yılında savunma ve havacılık ihracatında tarihimizde ilk defa 10 milyar doların üzerine çıktık, Nisan ayı ihracat rakamları geçen yılki ivmenin devam ettiğini gösteriyor. Savunma ve havacılık ihracatımız Nisan'da 962 milyon dolara yükseldi. 2026'nın ilk 4 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 artış oldu, böylece ilk 4 ayda 2 milyar 871 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Yani bundan 23 yıl önce senede 248 milyon dolar ihracat yapan Türkiye bugün bu rakamı aşağı yukarı bir haftada gerçekleştiriyor, Cenabıallah'a sonsuz şükürler olsun. Kısa vadede hedefimiz 11 milyar doları aşarak bu alanda dünyada ilk 10 ülke arasına adımızı yazdırmaktır. İnşallah genişleyen uluslararası iş birliklerimiz, derinleşen ekosistemimiz ve artan üretim kapasitemiz ile bu hedefimize de vasıl olacağız. NİCE ENGELLERLE KARŞILAŞTIK Tabi burada şu gerçeğin de altını önemle çizmek istiyorum: Milletimizin göğsünü kabartan, dost, kardeş ve müttefiklerimize güven veren bu başarı hikâyesini yazmamız elbette öyle kolay olmadı. Görünür, görünmez nice engelle karşılaştık, ambargolarla, kısıtlamalarla önümüz kesilmek istendi, parasını ödediğimiz sistemlerin verilmediği günler oldu. Sadece dışarıdan, sadece dost bildiklerimizden değil, içeriden de ihanete, kumpasa, umutlarımızı kırmaya dönük operasyonlara maruz kaldık. İçimize yerleşmiş ve yerleştirilmiş, kimi zaman da sureti haktan görünen Truva atlarının sabotajlarıyla mücadele ettik. Şurası son derece dikkat çekicidir: Türkiye, savunma sanayinde ne zaman kabuğunu kırsa, ne zaman büyük bir adım atsa birileri hemen devreye girdi, başımıza yeni icat çıkarmayın dediler, dışarıdan almak daha kolay dediler, ekonomik olarak fizibıl değil dediler savunma sanayi yatırımları verimsiz dediler. Kimi zaman ekonomik verileri eğip bükerek, kimi zaman millî şirketlerimizi hedef alarak, kimi zaman küçümseyerek, kimi zaman da balıklar ürküyor gibi komik argümanlarla savunma sanayi hamlelerimizi engellemeye çalıştılar, biz bunların hiçbirine kulak asmadık. Balıklar ürküyor diyenler gelip fuarımızı ziyaret ettiler, ama balıkların herhâlde ürkmediğini gördüler. Öğrenilmiş çaresizlik sendromuyla malul karakterlerin bizi de kendi ruhsuz, umutsuz, ufuksuz dünyalarına çekmelerine müsaade etmedik. Yapamazsınız diyenlere cevabımızı işte bugün SAHA 2026'da olduğu gibi yaptığımız, tamamladığımız, harp sahalarında başarıyla test edilmiş ürünlerle verdik. Nuri Killigil’lerin, Şakir Zümre’lerin, Vecihi Hürkuş’ların, Nuri Demirağ’ların canlarını koruyarak ortaya koydukları, sabırla yürüyerek savunma sanayinde hamdolsun bugünkü seviyelere ulaştık. Aralarında merhum Özdemir Bayraktar ağabeyimizin de olduğu Türk savunma sanayinin öncülerini bugün bir kez daha rahmetle yad ediyor, Cenabıallah hepsinden razı olsun diyorum. Vecihi Hürkuş’un havacılıkta yıllar önce yükselttiği bayrağı, rahmetli Özdemir Bayraktar insansız hava araçlarında doruklara çıkarmış, göklerde büyük bir gururla dalgalandırmıştı. İnanıyorum ki, onun izinden gidenler bu emanete hakkıyla sahip çıkacak, Türk savunma sanayinin şanını yüceltmeye devam edeceklerdir. MİLLÎ BÜNYE NE KADAR SAĞLAM OLURSA ÜLKENİN GÜVENLİĞİ DE O KADAR KUVVETLİ OLUR Savunma sanayi ve caydırıcılığın yanı sıra ulusal güvenliğin bir diğer kritik halkası, bizim iç cephe olarak tarif ettiğimiz milletin birlik ve beraberliğidir. Şurası bir hakikat ki, millî bünye ne kadar sağlam olursa bir ülkenin güvenliği de o derece kavi ve kuvvetli olur. Kader ve istikbal birliği yapmış, ortak değerler etrafında kenetlenmiş, aynı ideallere gönül vermiş bir halkı dışarıdan müdahalelerle teslim almak, böyle bir millete diz çöktürmek kolay değildir. Fakat içeride sızıntı varsa, iç cephede gedik açılmışsa, içerisi fokur fokur kaynıyor ve kanıyorsa, böyle bir durumda da millet ayakta kalamaz. Bunu istikbal ve İstiklal Harbimizin en hararetli günlerinde merhum Mehmet Akif, Nasrullah Camisinde yaptığı konuşmada şöyle dile getirmişti: Milletler topla, tüfekle, zırhlıyla, ordularla, tayyarelerle yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki rabıtalar çözülerek kendi başının derdine, kendi havasına, kendi menfaatine, kendi menfaatini temin etmek kaygısına düştüğünde yıkılır. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da meselenin nirengi noktası işte budur. TERÖRSÜZ TÜRKİYE, BARIŞIN EGEMEN OLDUĞU BÜYÜK BİR VİZYONUN ADIDIR Bizim binlerce yıllık tarihimizin neredeyse her devri mücadele ile geçmiştir. Hem devlet hem de millet olarak verdiğimiz her mücadeleyi iç cephemizi tahkim ederek kazandık. Yeri geldi top seslerini yavrularımıza ninni yaptık. Yeri geldi aç kaldık, susuz kaldık, silahsız kaldık, mühimmatsız kaldık, ama hiçbir zaman inancımızı yitirmedik, yeise kapılmadık, birlik ve bütünlüğümüzden ödül vermedik, harimiismetimize uzanan kirli ellere teslim olmadık. Biz de iktidarlarımız boyunca maruz kaldığımız nice saldırıyı, nice darbe girişimini, bekamızı hedef alan nice kuşatmayı işte bu ruhla püskürttük. Burada şunu büyük bir kararlılıkla ifade etmek durumundayım: Bugün iç kalemizi tahkim etme yolunda attığımız en stratejik adım, 18. ayını dolduran Terörsüz Türkiye süreci ve terörsüz bölge hedefidir. Terörsüz Türkiye süreci, Türkiye'yi ve komşu ülkeleri iç cepheleriyle birlikte güçlendirerek huzurlu, güvenli, müreffeh ve barışın egemen olduğu bir geleceğin inşasını hedefleyen büyük bir vizyonun adıdır. Terörsüz Türkiye, bölgemizde yürütülen paylaşım kavgası karşısında milletimizin bilincinde ve kalbinde kurulan müstahkem bir mevzidir. Bu mevziinin fikrî ve siyasi müşterek karargâhı elbette Cumhur İttifakı'dır. Terörsüz Türkiye menziline giden yolun mihmandarı aynı şekilde Cumhur İttifakı'dır. Sürecin katalizörü ise Türk milletinin ulaşmayı çoktan hak ettiği hedeflerdir. Bu hedefe ezber kalıplarla değil, basiretli, cesaretli, büyük millet ve devlet olmanın sağladığı özgüvenli yaklaşım ile kararlı adımlarla varılabilir. Türkiye, devleti ve milletiyle yaklaşık yarım asırlık başarılı mücadelesinin ardından terörden kurtulma iradesini ortaya koymuş, terörsüz Türkiye için çok net bir duruş sergilemiştir. Bu iradenin temelinde, vatanı ve milleti için canlarını feda eden kahramanların aziz hatırası, kutlu emaneti vardır. BU İRADENİN TEMELİNDE ŞEHİT AİLELERİMİZ VAR Bu iradenin temelinde, vatan sağ olsun diyerek evlatlarını kara toprağın bağrına veren, acısını kalbine gömen anne ve babaların metaneti vardır. Bu iradenin temelinde, şehit eşleri, şehit çocukları, şehit yakınlarımız vardır, gazilerimizin fedakârlıkları vardır. Allah'ın izniyle bundan geriye dönüş yoktur ve olmayacaktır. Muhabbet iklimini çok sağlam bir şekilde tesis edip kardeşlik bilincini güçlendirerek, husumet duvarlarını tek tek yıkıp fitnelerin kökünü kurutarak, terörün kanlı ve karanlık gölgesini sebepleriyle birlikte bu toprakların üstünden tamamen kaldırarak, aziz şehit ve gazilerimizin fedakârlıklarının boşa gitmediğini tüm dünyaya inşallah hep birlikte göstereceğiz. İnanıyoruz, Allah'ın izniyle başaracağız. Kararlıyız, inşallah hedefimize ulaşacağız. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum. Bu düşüncelerle SAHA 2026'nın bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum. Fuarın düzenlenmesinde emeği geçen tüm kurumlarımızı, katkı veren herkesi tekrar tebrik ediyor, katılımcı firmalarımıza teşekkür ediyorum. Sizleri bir kez daha saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

34,155 просмотров • 3 месяцев назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Ramazan ayının son iftarını Hatay’da şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleri ile yaptı. Hataylı kanaat önderlerinin, sporcuların, öksüz ve yetim evlatlarımızın, yaşlı vatandaşlarımız ile engelli vatandaşlarımızın da yer aldığı iftarda bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLUYORUM Medeniyetlerin buluşma noktası, hoşgörünün, sevginin ve saygının şehri Hatay’ımızda huzur ve bereketle geçen mübarek Ramazan ayının bu son iftarında sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Sözlerimin başında yarın idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını da sizlere iletmek istiyorum. Hatay’ımız tarih boyunca kardeşlik ikliminin egemen olduğu, çeşitli inanç ve kültürler ile toplumsal unsurların yan yana ve huzur içinde yaşadığı müstesna bir ilimizdir. Bu yönüyle Hatay’ımız Türkiye’nin mozaiğini en zarif biçimde yansıtan şehirlerimizin başında gelmektedir. Hatay’ımız Anavatan’a katılma mücadelesinde de devletiyle ve milletiyle kader birliği yaparak millî bütünlüğümüzün tamamlandığı bir yer olmuştur. HATAY, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE AĞIR BİR İMTİHANDAN GEÇTİ Ne yazık ki Hatay’ımız yaklaşık 3 yıl önce, 6 Şubat’ta meydana gelen büyük deprem felaketinde ağır bir imtihandan geçmiştir. Hatay’ımız tarifsiz acılar yaşasa da mayasındaki birlik ve beraberlik ruhuyla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimizin tüm imkânlarının seferber edilmesiyle, yaralarını hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır. Şehrin sahip olduğu eşsiz mirası çok iyi bilen devletimiz, bir dünya şehri olan Hatay’ımızı tarihî ve kültürel zenginliklerine yakışır şekilde yeniden inşa etmiştir. Bu kapsamda başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediyelerimiz ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız şehrin imarı ve ihyası için emsalsiz gayretler ortaya koymuşlardır. Hatay’ımızın ayrılmaz parçası olan değerli kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız da Hatay’ın kadim ruhunun korunması, yaraların sarılması ve sağduyu içinde zorlukların üstesinden gelinmesi için büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu vesileyle Hatay’ın yeniden mamur hâle gelmesi için gayret gösteren Bakanlıklarımıza, Valiliğimize, Belediyelerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, kanaat önderlerimize ve tüm Hataylı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. MİLLET OLMANIN GEREKLİLİĞİNİ EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE ORTAYA KOYDUK Bugün geldiğimiz noktada Hatay’ın; hafızası olan tarihî mimarisinin ayağa kalktığını ve eskisinden daha güvenli ve modern bir yerleşim merkezi hüviyetiyle geleceğe emin adımlarla ilerlediğini, memnuniyetle takip ediyoruz. Esasen bu zorlu süreçte Hataylı kardeşlerimizin sergilediği yüksek dirayet, devletine olan inanç ve dayanışma ruhu, milletimizin en zor zamanlarda dahi nasıl kenetlenebildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bir olmanın ne demek olduğunu ve millet olmanın gerekliliğini en güçlü şekilde ortaya koyduk. Hataylı kardeşlerim şundan emin olmalıdır ki Hatay asla yalnız değildir ve olmayacaktır. Yılmadan, pes etmeden hep birlikte Hatay’ımızı daha güzel günlere kavuşturacağız. Attığımız tüm bu adımlar ve yapılan çalışmalar da bunu temin etmek içindir. Bizler; Hatay’ın kardeşliği esas alan manevi iklimine, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek ferasetine ve çalışkanlığına inanıyoruz, güveniyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN HAKKINI ÖDEYEMEYİZ Çok kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz, kahraman gazilerimiz; bugün burada sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizim için çok büyüktür. Aziz şehitlerimiz, canlarını vatan uğruna feda ederek kahraman gazilerimiz, cesaret ve fedakârlıklarıyla bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir istikbal, şerefli bir bayrak bırakmışlardır. Onlar yiğitliğin ve vazife aşkının yaşayan nişaneleri olarak milletimizin gönlünde her daim müstesna bir yere sahip olacaklardır. Şair Mithat Cemal Kuntay’ın dediği gibi; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Şehitlerimizin aziz hatırası, gazilerimizin fedakârlığı bizim için sadece bir minnet konusu değil aynı zamanda büyük bir emanet ve sorumluluktur. Siz değerli ailelerimiz de yaşadığınız acılara rağmen metanetin ve vakur duruşun en güzel örneğini gösterdiniz. Sizler başımızın tacısınız ve asil milletimizin ortak vicdanında ve gönlünde çok özel bir yere sahipsiniz. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım aziz şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin ve siz değerli ailelerimizin fedakârlıklarının karşılığını ve haklarınızı asla ödeyemeyiz. Ancak yine de sizlerin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Her daim yanınızda durmaya ve sizlere destek olmaya devam edeceğiz. TERÖR TEHDİDİ SINIRLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRILDI Aziz şehitlerimizin kutsal emanetinin ve kahraman gazilerimizin onurlu hatırasının sarsılmaz taşıyıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; hudutlarımızın korunmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifesini sürdürmektedir. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlarla terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, terör tehdidi sınırlarımızdan uzaklaştırılmıştır. Bu destansı başarının arkasında aziz şehitlerimizin fedakârlığı, kahraman gazilerimizin cesareti, yiğit Mehmetçiğimizin azim ve kararlılığı, kahraman güvenlik güçlerimizin ve kahraman güvenlik korucularımızın gayretleri ve elbette aziz milletimizin desteği vardır. Bugün gelinen noktada terörle mücadelede sağlanan bu önemli seviye, ülkemiz için yeni bir fırsat penceresi oluşturmuştur. İşte Terörsüz Türkiye süreci, tam da bu tarihî zeminde yükselmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, İÇ CEPHEMİZİN TAHKİMİ ANLAMINA GELİYOR Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen bu süreç güvenliğin kalıcı hâle gelmesiyle birlikte iç cephemizin tahkimi, kardeşliğimizin güçlenmesi ve çocuklarımızın terörün gölgesinden uzak bir geleceğe kavuşması anlamına da gelmektedir. Son dönemde bölgemizde yaşanan kaotik gelişmeler de bu hedefin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Çevremizde krizler büyüyüp çatışma alanları genişlerken Türkiye’nin içeride birliğini sağlam tutması, kardeşliğini daha da güçlendirmesi bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Bu meselede devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüde yer yoktur. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. TÜRKİYE, SAVAŞIN GENİŞLEMEMESİ İÇİN YOĞUN VE YAPICI ÇABALARINI SÜRDÜRÜYOR Yakın coğrafyamız, gerçekten hassas bir dönemden geçmektedir. İran ile İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalar ve bölge ülkelerine sirayet eden saldırılar, Orta Doğu’daki kırılganlığı daha da artırmıştır. Türkiye, böylesine ateş çemberine dönen bu ortamda savaşın genişlememesi ve diplomasinin yeniden işletilmesi için yoğun ve yapıcı çabalarını sürdürmektedir. Bununla birlikte her ihtimale karşı hazırlıklı hareket ediyor, tüm risk ve tehditleri bertaraf edebilecek tedbirleri, büyük bir azim ve kararlılıkla alıyoruz. Bu konuda en büyük dayanağımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin sevk ve idare kabiliyetiyle bu coğrafyanın en güçlü ordularından biridir ve ülkemizin ve milletimizin güvenliği için üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki ülkemiz; jeopolitik konumunun getirdiği sorumluluğun farkında olan, barışın yanında duran, ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda da gerekli tüm adımları atmaktan asla tereddüt etmeyen güçlü bir devlettir. Bundan sonra da köklü ve güçlü devlet geleneğimiz etkin, caydırıcı ve saygın ordumuz ve sarsılmaz millî birlik-beraberliğimizle bu coğrafyada barışın teminatı, güvenliğin de en sağlam dayanaklarından biri olmaya devam edeceğiz. GENÇLERİMİZİN SPORLA BULUŞMASINI SAĞLAYACAK YATIRIMLARI KIYMETLİ GÖRÜYORUZ Şüphesiz güçlü bir devlet yalnızca güvenliğini sağlamaz; aynı zamanda geleceğini de inşa eder. Geleceğin en sağlam temeli ise iyi yetişmiş, sağlıklı ve yarınlara umutla bakan gençlerdir. Bu nedenle şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırırken gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımlara da büyük önem veriyoruz. Bugün Hatay’ımız yaralarını sarmış, daha güvenli, daha dirençli bir şehir olarak geleceğe yürürken bu inşa sürecinde gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımları da son derece kıymetli görüyoruz. Başta Gençlik ve Spor Bakanlığımızın güzide çalışmalarıyla yapılan spor yatırımları, Hatay’ın yalnızca konutlarla değil sosyal ve sportif altyapısıyla da yeniden ayağa kalktığını göstermektedir. Bu çalışmalar aynı zamanda gençlerimizin sporla daha fazla buluşmasına, sağlıklı bir hayat sürmesine ve şehir hayatının yeniden canlanmasına önemli katkılar sağlayacak olması bakımından bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir. Bir kısmı aramızda bulunan Hataylı gençlerimizin de son dönemde elde ettiği sportif başarılar da hepimiz için ayrı bir gurur vesilesidir. Bu noktada anne ve babasını kaybetmiş kıymetli evlatlarımız başta olmak üzere bütün çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi şekilde yetişmesini, eğitimle, kültürle, sporla geleceğe hazırlanmasını oldukça önemli görüyoruz. Gençlerimizin olduğu gibi başımızın tacı olan yaşlılarımız, engelli veya bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın da yanındayız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bu konuda yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran hizmetler sunulması da sosyal devlet anlayışımızın güçlü bir yansımasıdır. NİCE GURUR VERİCİ HİZMETLERE İMZA ATACAĞIZ Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda attığımız tüm bu adımlar ve yaptığımız çok yönlü çalışmalar; hem ülkemizi, hem de Hatay’ımızı çok daha güçlü ve çok daha gelişmiş kılmak içindir. İnşallah hep birlikte geleceğe güvenle yürüyecek, ülkemizin yükselişine imkân tanıyacak nice gurur verici hizmetlere imza atacağız. Bu konuda Hatay’ımızın kardeşliği esas alan manevi iklimi, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek feraseti ve çalışkanlığı, bu kutlu yolculuktaki en önemli güvencelerimizden biridir. Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden gazilerimizi, şükran ve minnetle yâd ediyor, depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize de sağlıklı ve huzurlu bir ömür temennisiyle her birinizin mübarek Ramazan Bayramı’nızı bir kez daha kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

30,846 просмотров • 5 месяцев назад

Güney Asya’da Bir Kıvılcım, Kürdistan’da Bir Yangın İbrahim Halil Baran 29 Nisan 2025 Hindistan ile Pakistan arasında son günlerde tırmanan gerilim, sadece iki ülkeyi ilgilendiren bir mesele olmanın çok ötesinde. Nükleer silah kapasiteleri, Keşmir ihtilafı ve küresel güç dengeleri nedeniyle, bu kriz tüm dünya için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Gelişmeler, Hint-Pasifik bölgesinde zaten kırılgan olan dengeyi daha da sarsıyor. Son olaylar zinciri, Keşmir’de bir turizm bölgesinde 26 erkeğin öldürülmesiyle başladı. Bu saldırı, Hindistan’ın Pakistan’a karşı sert diplomatik ve ekonomik adımlar atmasına yol açtı. Hindistan, Pakistan'la diplomatik ilişkileri düşürme kararı aldı, İndus Suları Anlaşması'nın askıya alınabileceğini duyurdu ve iki ülke arasındaki tüm ticari ilişkileri sonlandıracağını ilan etti. İndus sularının kontrolünün Hindistan’da olması, Pakistan için hayati bir tehdit oluşturuyor. Pakistan ise misilleme olarak Hindistan’a ait sivil ve askeri uçaklar için hava sahasını kapattı, Hindistan'ın diplomatik personel sayısına sınırlama getirdi ve Wagah Sınır Kapısı'nı kapattı. Ayrıca, İndus Suları Anlaşması’nın askıya alınmasını açıkça "savaş ilanı" olarak göreceğini belirtti. Uluslararası toplum, iki nükleer gücün çatışmasının yaratabileceği yıkım nedeniyle büyük endişe duyuyor. Çin her iki tarafa da itidal çağrısında bulunurken, Rusya, geçmişte sunduğu arabuluculuk girişimlerine rağmen şu anda sürece aktif bir şekilde dahil değil. ABD ve Avrupa Birliği ise sessiz diplomasi yürütüyor. Ancak sahada gerçek dengeler daha belirgin: Çin Pakistan’ın arkasında, ABD ise Hindistan’ın yanında duruyor. Keşmir meselesi, 1947'den bu yana Hindistan ve Pakistan arasında çözülememiş tarihi bir anlaşmazlık. Bu bölge, bugüne kadar üç savaşa (1947-48, 1965, 1971) ve yüzlerce sınır çatışmasına sahne oldu. 2019'da Hindistan’ın Cammu Keşmir’in özerk statüsünü kaldırması, bugünkü krizin temelini oluşturdu. Gerilimi tehlikeli kılan en büyük unsur ise iki ülkenin nükleer silah kapasiteleri. Hindistan’ın Agni-5 füzeleri 5.000 km menzile sahipken, Pakistan’ın Shaheen-III füzeleri 2.750 km'ye ulaşabiliyor. Bu, Güney Asya'da patlak verecek bir çatışmanın kısa sürede küresel bir krize dönüşebileceği anlamına geliyor. Bölgesel dinamikler de bu krizi büyütüyor. Hindistan, ABD'nin Çin’e karşı geliştirdiği Hint-Pasifik stratejisinde kritik bir müttefikken; Pakistan, Çin'in "demir kardeşi" olarak görülüyor. Dolayısıyla Hindistan ile Pakistan arasında çıkacak bir savaş, sadece Güney Asya’yı değil, küresel stratejik düzeni de sarsabilir. ABD, Hint-Pasifik bölgesine büyük yatırım yapıyor. Ancak Hindistan’ın Pakistan’la bir savaşa sürüklenmesi, Washington’un dikkatini Çin cephesinden uzaklaştırabilir. Bu da Çin’e, Güney Çin Denizi ve Tayvan üzerindeki hamleleri için daha fazla alan açar. Öte yandan, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) Pekin için hayati önemde. Bu koridor, Çin’in küresel ticaret ağı OBOR’un (Bir Kuşak Bir Yol) ana damarı konumunda. Hindistan, ABD ve Avrupa ülkeleri ise buna alternatif olarak Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesini geliştirmeye çalışıyor. Bir Hindistan-Pakistan savaşı, Çin’in Pakistan’daki çıkarlarını tehdit ederek Pekin’in doğrudan müdahil olma ihtimalini artırıyor. Ayrıca İndus Suları Anlaşması’nın askıya alınması ihtimali, Güney Asya’da su savaşları riskini ciddi şekilde gündeme taşıyor. Pakistan'ın tarım ve içme suyu kaynaklarının %80'den fazlası İndus Nehri sistemine bağlı. Bir su krizi, gıda güvenliğini ve enerji arzını tehlikeye atarak dünya genelinde istikrarı bozabilir. 300 milyon insanı barındıran İndus havzasındaki büyük bir göç dalgası, küresel bir felaketi tetikleyebilir. Bu gerilim aynı zamanda Çin-ABD rekabetinin Güney Asya'ya taşınmasına zemin hazırlıyor. Bir yanda CPEC, diğer yanda IMEC gibi dev projeler doğrudan risk altında. Bu da Körfez ülkeleri, İsrail ve Avrupa'nın meselelere daha aktif şekilde müdahil olmasına yol açabilir. Nitekim Hindistan, Fransa’dan 26 Rafale-M savaş uçağı almak üzere 7,3 milyar dolarlık bir anlaşmaya hazırlanıyor. Ayrıca ABD, İsrail, Yunanistan, Fransa, Katar, BAE ve Hindistan'ın katılımıyla Yunanistan ev sahipliğinde büyük bir hava tatbikatı gerçekleştiriliyor. Krizin derinleşme riski, sadece Hindistan ve Pakistan'la da sınırlı değil. İran’ın Belucistan bölgesindeki bağımsızlıkçı hareketler, Afganistan’daki Taliban yönetiminin istikrarsızlığı ve Ortadoğu’daki mevcut kaos ortamı, Güney Asya'da başlayacak bir yangının çok daha geniş bir coğrafyaya sıçrama ihtimalini artırıyor. Bugün itibarıyla gerilim, diplomatik, ekonomik ve sınırlı askeri adımlarla sürüyor. Ancak nükleer güçler arasındaki her yeni tırmanma, öngörülemez riskler barındırıyor. Bu nedenle itidal çağrıları ve etkin kriz yönetimi girişimleri, hiç olmadığı kadar büyük önem taşıyor. Sonuç olarak, Hindistan-Pakistan gerilimi, yalnızca Keşmir ihtilafı veya Güney Asya dengeleri üzerinden okunabilecek bir kriz değil. Nükleer risk, su ve enerji güvenliği, küresel ticaret koridorları ve Çin-ABD rekabeti üzerinden tüm dünya sistemini etkileyebilecek bir tehdide dönüşmüş durumda. Şimdilik ne alakası var denilse de Hindistan ile Pakistan arasındaki kriz, Kürtler açısından doğrudan bir taraf seçimi meselesidir. Çünkü Kürtlerin Ortadoğu’daki geleceği, doğrudan ABD ve İsrail’in bölgesel politikalarına bağlı bir evrim geçirmektedir. Özellikle Suriye, Irak ve İran üçgeninde Kürtler, ABD ile fiili, İsrail ile ise stratejik bir ittifak ilişkisine sahiptir. Yakın bir zamanda Suriye'de Kürtler doğrudan ABD'nin askeri ve siyasi desteğiyle özgürleştiler. İsrai’in operasyonlarıyla Suriye’de İran’ın etkisi azaltıldı ve sonuçta Kürtler artık federe bölge kurmaktan bahseder hale geldiler ve buradaki kaderimiz de İsrail’in bölgedeki güç dengesini elinde tutmasıyla mümkün. Irak'ta 1991 Körfez Savaşı sonrası kurulan güvenli bölge ve ardından Kürdistan için oluşturulan federal statü süreci doğrudan ABD etkisiyle gerçekleşti. Irak’ın bir karşıtı olarak İsrail, bu statünün korunmasında oldukça stratejik bir role sahip. Bugün İran’da da Kürtlerin özgürleşmesi, doğrudan ABD’nin ve İsrail’in İran’a yönelik tutumuyla kesinlikle yakından ilgilidir. Türkiye’de de durum farklı değildir. Bu stratejik ittifak ilişkileri göz önüne alındığında, Kürtler açısından Pakistan ve Çin ekseninin desteklenmesi siyasi bir intihar anlamına gelir. Çünkü Pakistan ve Çin, İran rejimiyle dostane ilişkilere sahiptir ve Türkiye bu üçü ile ayrıca ittifaka sahiptir. Nitekim bu krizde Çin, Türkiye ve İran, doğrudan Pakistan’dan taraf olmuşlardır. Özellikle Türkiye’nin Pakistan’a verdiği destek, yalnızca dini ve siyasi yakınlıkla açıklanamaz. Asıl mesele, 20. yüzyılın başında İngilizler tarafından kurulan bölgesel statükoyu koruma amacıdır. İngilizler, Sovyetlerin sıcak denizlere inmesini engellemek üzere Yunanistan, Türkiye, İran, Afganistan, Hindistan ve daha sonra da Pakistan’ı bir set olarak inşa etmişti. Bugün de bu strateji hala değişmiş değildir. Türkiye, İran ve Pakistan gibi devletler, İngilizlerin çizdiği sınırları, özellikle Kürtsüz sınırları koruma refleksiyle hareket etmektedir. 1955 yılında kurulan ve Sento olarak bilinen Bağdat Paktı'nın temel amacı da budur: Kürtlerin statü talebini bastırmak ve bölgeyi Batıya entegre bir tampon kuşak halinde tutmak. Bugün Pakistan, İran rejimiyle askeri teknoloji işbirliği yapıyor, Taliban yönetimiyle ilişkilerini güçlendiriyor ve Türkiye’nin Kürt karşıtı politikalarını destekliyor. Türkiye ise hem Pakistan üzerinden Asya’ya üzerinde bir etki üretiyor hem de Birleşmiş Milletler ve İslam Konferansı Örgütü gibi platformlarda Kürtlerin uluslararası tanınırlığını bu güç birliği ile engelliyor. Sonuç olarak, Kürtler açısından Hindistan, Kürdistan özgürlük mücadelesinin dolaylı müttefiki konumundadır. ABD’nin Hindistan’a verdiği destek ve Hindistan’ın Çin-Pakistan-İran-Türkiye bloğuna ve elbette İngilizlerin bölgesel statükosuna karşı duruşu, Kürtler için stratejik bir fırsat alanı yaratmaktadır. Bu nedenle Hindistan'ın güçlenmesi, Pakistan’ın zayıflaması ve ABD ile Hindistan ekseninin bölgesel ağırlık kazanması, Kürt ulusal çıkarlarıyla uyumludur. Kürtlerin bölgesel siyasette doğru tarafı belirlerken bu tarihsel ve jeopolitik gerçekleri göz önünde bulundurması kritik önemdedir.

ibrahim halil baran

38,705 просмотров • 1 год назад