Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

فَـَٔاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ ٱلْءَاخِرَةِ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ Allah da onlara hem dünya nimetlerini, hem de âhiret mükâfatının en güzelini verdi. Çünkü Allah, böyle iyilik ve ihsân sahiplerini sever. (Âl-i İmrân / 148. Ayet)

65,479 Aufrufe • vor 2 Jahren •via X (Twitter)

7 Kommentare

Profilbild von canerzeydan
canerzeydanvor 2 Jahren

Allah rahmet eylesin mekanı cennet olur inşallah🤲🤲

Profilbild von 🄴🅈🄼🄴🄽 🅈🄸🄻🄳🄸🅉
🄴🅈🄼🄴🄽 🅈🄸🄻🄳🄸🅉vor 2 Jahren

Allah rahmet eyllesin mekanı cennet olsun nur içinde uyusun inşallah 🤲🤲🤲

Profilbild von Mehmet şah
Mehmet şahvor 2 Jahren

Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun Amca Nur içinde yat 🤲🤲🤲🌹❤️

Profilbild von Mehmet Emin GÜLTEKİN .Garibanın Tekiyim.🇹🇷
Mehmet Emin GÜLTEKİN .Garibanın Tekiyim.🇹🇷vor 2 Jahren

Allah Rahmet Eylesin Mekanı Cennet Olsun inşaAllah. Sizlere Sabırlar Diliyorum Başınız Sağolsun.🤲

Profilbild von Adem Yaşar
Adem Yaşarvor 2 Jahren

Mekânı cennet olsun Nur içinde yatsın

Profilbild von İNSAN
İNSANvor 2 Jahren

Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun

Profilbild von Sadem
Sademvor 2 Jahren

@ydinhamidi defalarca aradım kaza geçirdim whatsap engelini kaldır inanmıyorsan tekrar engellersin acil ulaşmam gerekiyor sana

Ähnliche Videos

Hazreti Resul-u Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem henüz daha doğmadan önce; yahudiler ve hristiyanlar son peygamberin geleceğini biliyorlardı. Bu İncil'de de, Tevrat'ta da bir müjde şeklinde yazılıydı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin vasıflarını o kadar iyi biliyorlardı ki ayet-i kerimede buyrulduğu üzere, "Onlar, Hazreti Resul-u Ekrem'i kendi çocuklarını tanır gibi tanırlardı." O kadar vasıflarını biliyorlardı, en ince detayına kadar... Allah-u Zülcelal, onlara hem imtihan hem de bir iyilikte bulunmuştu ama onlar kıskançlık yaptılar! Şeytanlaştılar! Şeytanın, Hazreti Adem'e haset ettiği gibi Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme haset ettiler. Onlar hep karşı tarafı hor görmelerinden dolayı Allah-u Zülcelal böyle bir lütfu onlara nasip etmedi. Hep karşı tarafı rencide etmelerinden, hor görmelerinden, kendilerini büyük görmelerinden dolayı mel'un oldular. Halâ da öyleler... Bakın halâ yahudiler dünyada kendilerini seçilmiş kavim olarak görürler ve hep başkasını köle olarak görürler, hakir görürler. İşte bunun için yine bu kavim Allah-u Teala'nın izniyle mağlup olacak. Yine yok olmaya mahkûm olacak. Yine Benî Kureyza'nın yaşadığı akıbeti yaşayacaklar, Hayber'in yaşadığı akıbeti yaşayacaklar. Allah-u Taala'nın izniyle... Ancak bu sancak herkese nasip olmayacak! Bu sancağı kaldırmaya ve taşımaya, kim layıksa Allah-u Zülcelal ona nasip edecek. Allah azze ve celle hepimizi bu sancağı yüceltmeye, kaldırmaya ve taşımaya layık kılsın.

Seyda Feyzullah Konyevi

12,983 Aufrufe • vor 2 Jahren

Geceye Mutlaka Okunması Gereken Bir Yazı Bırakıyorum! 👇 Yıl 1055 idi. İslam topraklarının sesi kısıldığı Allah’ın adının kılıçla gölgelenmeye çalışıldığı o karanlık yıl… Kâbe susmuştu. Mescid-i Nebevî’de yankılanan tek ses artık ezan değildi. Zulüm, kıbleye yönelmişti. Mekke, Medine… Fatımî Şiîlerin eline geçmişti. Suriye Ukaylîlerdeydi. Bahreyn, Kuveyt, Arabistan Karmatîlerin kanlı gölgesine teslimdi. Ehl-i Sünnet, haritadan siliniyordu. Bir tek şehir kalmıştı. Bağdat.. Ve orada da ümitsiz bir adam vardı Abbâsî Halifesi. Sığınacak ne ordusu vardı ne de ümmetin nefesi. Ve o vakit, göğe dönüp bir ses yükseltti; “Allah’ım! Ya bir kavim gönder ya da bizi yok et.” Ve o an… Doğu’dan nallarından kıvılcımlar çakan bir ordu belirdi. Başlarında Tuğrul Bey ve Çağrı bey Ellleri kılıçta, kalbleri Kur’an’da. Çünkü onlar bir çağrıydı; "..Ey iman edenler Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah öyle bir kavim getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever. Müminlere karşı mütevazı, Kâfirlere karşı izzetlidirler. Allah yolunda cihat ederler Ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar." (Maide, suresi 54. ayet) O kavim Türklerdi, Secdeden doğrulan askerlerdi. Yürekleri siper, Dizleri kıbleydi, Ehl-i Sünnetin son kale kapısını ileri taşıyacak Zulmü toprağa gömecek, ve Allah adına savaşacak olanlardı. Tuğrul Bey yürüdü, ve ardından Alparslan Kudüs, Mekke, Medine yeniden Ehl-i Sünnet sancağıyla tanıştı. Suriye, Şam, Dımaşk, Tek tek alındı, Zulmün karanlığı söndü Şiiler geri çekildi, Bir tek Mısır kaldı. Sultan Alparslan oraya da yöneldi Ama yoluna bir ordu çıktı; Bizans.. Ve Haç'ı kırıp, Hilal sancağını dikti Malazgirt meydanına. Belki Mısır o gün alınamadı ama ALLAH o işaret bayrağını Nurettin Mahmut Zengi'ye ve Selahaddin Eyyubi’ye verdi. Ve onların eliyle Şii Fatımî Devleti tarihten silindi. Bitti mi? Hayır... Zulüm başka surette yeniden doğdu. Safevî Şah İsmail diye çıktı karşımıza. Göklerden gelen bir gür ses vardı; ALLAH'ın kılıcı, Yavuz Sultan Selim han'da tecelli etti bu sefer. Ve bir kez daha o ayet haykırıldı; “Allah onları sever, onlar da Allah’ı" Ve Bugün... Yıl 2025, Gazze yanıyor, Mescid-i Aksa kuşatma altında. Kudüs bir kez daha gözyaşıyla yıkanıyor. Yine bir Halife yok. Yine bir birlik yok. Yine bir kavim aranıyor. İslam suskun. Şii ittifak, bir kez daha Sünnî kanın üstüne basmıştı.. Ve hepsinin üzerinde kirli bir gölge; Siyonist İsrail.. Mızrak artık cepheden gelmiyor, İçimizden saplanıyor. Ama gök, bir kez daha kararıyor, Çünkü Allah’ın sünneti değişmez. Bir millet yükseliyor yeniden, Sancağında Tevhid, Teknolojisinde ayet, Niyetinde İslam. Bu kez tanklarla değil, Sürü zekâsıyla uçan İHA’larla, ama aynı ayetle yürüyorlar; "Onlar Allah’ı sever, Allah da onları sever." (Maide 54) Ve bu millet, bir ekranın başında dua eder gibi yazılım kodluyor. Bir namlunun ucuna Bismillah yazıyor. Bir düğmeye basarken, kalbinden “ALLAH” geçiyor. Siyonist İsrail bunu anladı. ABD bunu saklıyor. Ama dünya, yeniden o kavmin ayak seslerini işitiyor. Ve Gelecek… Haritalar çizilecek, Yeni sınırlar planlanacak. Birileri yine orta doğu diye dursun Ama Allah, kendi planını çoktan yazdı. "Ve onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır." (Âl-i İmrân, 54) Gelecekte suni devletçikler yıkılacak, Sözde müttefikler Birbirini boğacak, Ama içinden bir millet çıkacak ki, Ne doğuya ait olacak ne batıya, Zeytin ağacının gölgesinde, Secde eden bir millet.. Ve onları tanıyacaksın; Çünkü; "Attığında onu sen atmadın” diyen bir ayeti taşıyacak. Her ses sustuğunda, Bir Sancaktar kalkacak. "ALLAH'ın kelamı hak, Vaadi muhakkaktır." diyecek Firavun'un İtibarına, Kârun'un malına, Câlut'un Gücüne tapanları helak eden KUDRET, Zulmün, Küfrün, Putperestliğin de sonunu getirecektir ELBET. "La Galibe İllallah" "ALLAH'tan Başka Galip Yoktur.." Ölümüne Yanındayız Cumhurbaşkanım Sayın Tayyip Erdoğan #HodriMeydan

Kumandan

12,625 Aufrufe • vor 1 Jahr

Seninleyiz İRAN Hayber Denince Akla Bu Söz Gelir! Hz. Muhammed şöyle der: "Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki; Allah ve Resûlü onu sever." Hayber ile ilgili bu söz, islam tarihinin en çok anlatılan ve en dikkat çekici rivayetlerinden biri olarak kabul edilir. Rivayete göre Hayber Seferi sırasında Müslümanlar kalelerin önünde günlerce mücadele eder ancak fetih hemen gerçekleşmez. Bu sırada Hz. Muhammed askerlerin moralini yükselten ve tarih boyunca çok konuşulan şu ifadeyi kullanır: "Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki; o Allah'ı ve Resâlünü sever, Allah ve Resulü de onu sever. Allah fetih kapısını onun eliyle açacaktır." Bu söz, sahabeler arasında büyük bir merak ve heyecan oluşturur. Rivayetlerde anlatıldığına göre o gece birçok sahabe sancağın kendisine verilmesini umut eder. Çünkü Peygamberin bu sözünde hem büyük bir övgü hem de önemli bir görev vardır. Ertesi gün olduğunda Hz. Muhammed sancağı Hz. Ali'ye verir. O sırada Hz. Ali'nin gözlerinde rahatsızlık olduğu da bazı hadis kaynaklarında anlatılır. Peygamberin dua etmesiyle iyileştiği ve ardından sancağı alarak Hayber'e doğru ilerlediği rivavet edilir. Hayber'in fethi islam tarihinde önemli dönüm noktalarından biri olarak görülür. Çünkü bölgedeki kalelerin düşmesiyle birlikte Medine çevresindeki güvenlik büyük ölçüde sağlanmış ve Müslümanlar için yeni bir dönem başlamıştır. Bu nedenle Peygamberin söylediği bu söz sadece bir savaş anı değil, aynı zamanda cesaret, sadakat ve inanç vurgusu olarak da yorumlanır. islam alimleri bu rivayeti genellikle Hz. Ali'nin cesareti, Peygamber'e olan bağlılığı ve İslam tarihindeki rolünü anlatırken örnek olarak aktarır. Aynı zamanda bu söz. Müslüman toplumlarda "Allah'ın yardımı samimiyet ve sadakatle gelir" düşüncesinin de sembollerinden biri haline gelmiştir. Bugün Hayber ile ilgili anlatılan olaylarda en çok hatırlanan şeylerden biri işte bu söz ve ardından gelen fetih hikâyesidir. Bu nedenle tarih kitaplarında, hadis kaynaklarında ve dini sohbetlerde Hayber denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak bu rivayet ve Hz. Ali'ye verilen sancak gelir. Bu söz hem tarihi bir anı hem de inanç, cesaret ve sadakatin sembolü olarak yüzyıllardır anlatılmaya devam etmektedir. ✋️ #LebanonIsBecomingGaza SİYONİZM CANAVARI #İran

Özgün

24,763 Aufrufe • vor 6 Monaten

İslam Âleminin Liderlerine! Ey karar vericiler! Gücün emanet edildiği makam sahipleri; Gazzeli bir çocuğun boş bir tencereye umutla su koyduğunu gördünüz mü hiç? Gazze'de sabahlar ta geceden beri aç başlar. Tencereler boş, gözler ise dolu ve dünyanın gözü önünde yardım konvoyları durduruluyor. Un, pirinç, ekmek, bebek maması, ilaç engelleniyor. Su var, içemiyorlar. Çeşmenin başındalar ama çeşmenin başında bir zalim var. Gaddar, merhametsiz, insanlığından yoksun birileri çeşmeden su içmesini engelliyor Gazze'nin. Bizim onlara böyle bir durumda yardım etmemiz; su, un götürmek değildir. Ey Müslümanların liderleri! Un göndererek, pirinç göndererek yardım ettiğinizi zannetmeyin! Onu halk da yapıyor, daha güzelini yapıyor. Su var orada aslında. Pirinç de var, un da var ama engelleniyor. Çeşmenin başında zalimin, vahşinin biri varken siz oraya ne diye su götürüyorsunuz? Mazluma yardım etmek için çeşmeye su mu götürülür? Sen çeşmenin başındaki zalimi oradan def et. Senin yardımın böyle olur. Sen o çeşmenin başındaki zalimi kovarsan, onun yüzüne bir Osmanlı tokadı çakarsan o zaman o mazluma yardım etmiş olursun. Gerisi hikaye… Hepsi hikaye. 3,5 tane ses çıkıyor dünyada. O da bir işe yaramıyor. Diğerleri hepsi sus pus zaten. Ey İslam aleminin liderleri! Gazze'de her yetimin gözyaşında, 'Ey ümmet neredesiniz?' çığlığı vardır. Onun için Allah-u Zülcelal'in hesabından kaçamazsınız. Yusuf aleyhisselam Mısır'da kıtlık günleri için buğday stokladı. Niçin? O kıtlık günlerinde insanlığa dağıtmak için. Bugün ise ambarlar dolu, limanlar dolu. Kapılar sonuna kadar kuyruk oluşmuş tırlarla, gıda konvoylarıyla ancak insanlar o buğdaya hasret. Bir zalim, bir vahşi kapının önüne geçmiş, limanın önüne geçmiş bırakmıyor, içeriye girsin. İşte ey dünya liderleri! İsterseniz siz de Yusuf olun. Gazze'nin Yusuf'u olun. İsterseniz Firavun'un bir veziri olun. Bu sizin tercihinizdir. Bugün ve tarih böyle yazacak yine. Tarih bunu da bunu da yazacak. Bugün Gazze'de dökülen her gözyaşı yarın hepimizin insanlık karnesine siyah bir leke olarak düşecek. Her bir gözyaşı, her bir şehit... Müslüman ülkelerin liderleri diplomasi güçlerini zulmü durdurmak için kullanmalılar. İsrail'le bütün ilişkilerini kesmeleri gerekir. Endonezya ve Malezya gibi bütün ilişkiler kesilmeli... Bu yetmez. İsrail'le ilişki kuranlarla da ilişkilerini kesmeleri gerekir. Böyle yapılırsa bir hafta sürmez bütün savaş durur. Bugün bunu yaptınız olmadı mı? Bütün İslam ülkeleri aslında hepsi de güçlüdür. Yaparlarsa Allah'ın izniyle muvaffak olurlar. Sadece Türkiye bile yapsa İsrail’i etkiler. Sadece Türkiye Azerbaycan'dan gelen petrolü oraya akıtmazsa, durdurursa İsrail kolay kolay nefes alamaz. Bunun dışındaki diğer ilişkiler de hepsi durdurulsa diğer ülkeler de aynı şeyi yapsa Allah'ın izniyle çok şey değişir. Konsolosluklarını, elçiliklerini kapatın; adamlarını gönderin bu topraklardan. Sınırdışı edin bir defa. Halâ bu ayıp hepimizin üzerinde var ve bu tarihe geçecek. Herkes bunları yazacak. Oradaki her bir şehit, her bir annenin bedeni, bir çocuğun bedeni bizim insanlık karnemize siyah bir leke olarak yazacak, düşecek. Bir şeyler yapalım ki cevabımız hazır olsun. Allah katında mazeretimiz olsun ve aynı zamanda cevabımızı hazırlayalım ki biz Allah-u Zülcelal'den beraatimizi alabilelim. Liderler için de böyle halk için de böyle. Allah-u Zülcelal hepimizi mü'mince yaşatsın. Allah azze ve celle bizi Müslümanların yardımcısı kılsın. Allah-u Zülcelal bizi mü'min kardeşlerimizi kurtarmadan önce kendimizi kurtaranlardan eylesin. Sonra mü'min kardeşlerimizi kurtaranlardan eylesin. Biz aslında onlarla kurtuluşa ermek için bir fırsat yakalamışız. Gazze ile kurtuluşa ermek için bir sınavdayız, bir imtihandayız. Allah-u Zülcelal hepimizi kurtarsın. Allah azze ve celle bize vermiş olduğu fırsatları en iyi şekilde değerlendirmemizi nasip eylesin.

Seyda Feyzullah Konyevi

26,032 Aufrufe • vor 1 Jahr

ŞARİ’, MEŞRU’ ve ŞER’İYYET KAVRAMLARI ÜZERİNDEN KURANNI TAHRİF ÇALIŞMASI. Bir profesörün bahsettiği “Şer‘î” ile “meşru” kavramlarını birbirinden ayırarak geliştirilen söylem, ilk bakışta yenilikçi bir usul arayışı gibi sunulsa da, fıkıh usulünün sarsılmaz temelleri ve nassın bağlayıcılığı açısından bakıldığında son derece tehlikeli, lafızların ıstılahî anlamlarını tahrif eden ve tarihselci zihniyetin kelimelere takla attırma çabasından ibaret bir yaklaşımdır. İslam hukukunda Hüküm Sahibi (Şâri‘) Yüce Allah’tır. O’nun koyduğu bir hükmün, bir emrin veya bir nassın “şer‘î olduğu halde gayrimeşru” sayılması teklif dahi edilemez. Allah’ın ve Resulü’nin vahyettiği bir hüküm doğası gereği hem şer‘îdir hem de katıksız bir şekilde meşrudur. İlahi bir hükme “şer‘îdir ama meşru değildir” demek, kelimelerin sözlük ve ıstılah anlamlarını altüst etmek, en nihayetinde nassı itibarsızlaştırıp devre dışı bırakmaktır. 1. “Müellefe-i Kulûb” İddiası ve Hz. Ömer’e Atılan İftira Tarihselci anlayışların sıklıkla sığındığı “Hz. Ömer Müellefe-i Kulûb’a zekât vermeyi iptal etti” iddiası, Oryantalist ve batılı bakış açısının fıkıh tarihine enjekte ettiği büyük bir çarpıtmadır. Nassın İptali Söz Konusu Değildir: Tevbe Suresi 60. ayette zekâtın verileceği sekiz sınıf sayılmıştır. Ayette “zekâtı sadece Müellefe-i Kulûb’a vereceksiniz” şeklinde mutlak bir zorunluluk yoktur. İslam toplumu güçlendiğinde, bu gruba zekât verme ihtiyacı ve illeti (gerekçesi) ortadan kalkmıştır. Şartların Oluşmaması ve Öncelik Hiyerarşisi gereği ve Kur’an-ı Kerim’de “Cenâb-ı Hak adaleti ve “akrabaya, yakınlara vermeyi” emreder.” Ayeti kerimesi hükmü gereğince Hz. Ömer, o günkü şartlarda Müellefe-i Kulûb’a ihtiyaç kalmadığı ve kendi Müslümanlarının, yoksullarının önceliği bulunduğu için zekâtı onlara tahsis etmiştir. Burada bir ayetin ilga edilmesi veya “şer‘î nassın meşru sayılmaması” değil; aksine ayetin içerdiği şartların (illetin) gerçekleşmemesi sebebiyle hükmün tatbik edilmemesi vardır. Hz. Ömer’in bu tutumunu “ayet iptali” veya “nassın üstünde meşruiyet arayışı” olarak sunmak, hem Hz. Ömer’e, hem şeriata, hem de doğrudan ayet-i kerimeye atılmış açık bir iftiradır. 2. Kavram Karmaşası ve Laik Hukuk Mantığının İslam’a Taşınması. Meşru kelimesini Türkçedeki “yasal” kelimesinin yerine ikame ederek fıkıh terminolojisini bozmak, kafaları karıştırmaktadır. Laik hukuk sistemlerinde veya pozitif hukukta metin ile adalet arasında çelişki olabilir; yasal olan bir düzenleme vicdanen ya da ahlaken kabul görmeyebilir. Ancak bunu İslam fıkhına taşımak ve Kur’anî hükümleri seküler hukukun mantığıyla yargılamak kabul edilemez. Bu durumun en somut örneği modern hukuktaki “Kadının beyanı esastır” ilkesidir: Laik Türk hukukunda bu ilke kanunen “yasal” kabul edilebilir, fakat ne İslam şeriatında ne de hakkaniyetli bir hukuk düzeninde bir tarafın tek taraflı beyanını mutlak hakikat sayan ayrımcı bir hüküm yer almaz. Pozitif hukuktaki bir yasallık (meşruiyet) mantığını alıp, İslam’ın değişmez şer‘î esaslarının üzerine bir süzgeç gibi oturtmaya çalışmak, meşruiyet süzgecini Şâri‘in elinden alıp beşerî heveslere teslim etmektir. Hasılı kelam, bu hezeyanlarda Akıbeti Tehlikeli Bir Yöneliş söz konusudur. Yüce Allah bir hüküm koymuşsa, o hüküm mutlak manada meşrudur. Bunun aksini iddia etmek, Şâri‘in koyduğu hükmü gayrimeşru ilan etmek anlamına gelir ki bu doğrudan nassı ve dini reddetme riskini taşır. Fıkıh usulündeki terimleri asli mecrasından çıkararak, “şer‘î olan her şey meşru değildir” kılıfı altında Kur’an ayetlerinin uygulama alanını daraltmaya çalışmak; tarihsellik kılıfıyla nassı devre dışı bırakma misyonunun bir devamıdır. Bu yaklaşım, Cenâb-ı Hakk’ın “Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” (Bakara, 85) ayet-i kerimesindeki ikazın tam bir tecellisi ve tezahürüdür. Tüm bunlardan anlaşılmalıdır ki; Burada tek bir gayri meşru varsa o da, bu zihniyete sahip insanların fikirleridir.

Masum Efendi hz.

124,810 Aufrufe • vor 13 Tagen

ŞİA AKİDESİNDEN NEFRET EDİYORUZ DİYE İSRAİL'İN ONLARI VURMASINA GÜLECEK MİYİZ? İran ile akidevi olarak her ne kadar birbirimize ters isek de, onlar sahabe-i kirama saygısız ise de, karşılarında yahudiler, hristiyanlar var. Yahudiler, ‘Hazreti Üzeyir Allah’ın oğludur’ derler -haşa-. Hristiyanlar, ‘Hazreti İsa Allah’ın oğludur’ derler -haşa-. Onların söylediklerinden gökler titrer, Arş-ı Âlâ titrer. Bunun için yahudiler İran’dan daha şiddetlidir. Biz burada zalim-mazlum şeklinde bakmak zorundayız. Yine içlerinde birçok ehl-i kıble Müslüman var. Küfre gitmemiş olanlar vardır. Küfre gitmemiş olanlardan maksat, akidevi anlamdadır. Sapkın olmayanlar da var. Yani çok aşırı derecede gidenler de var, arada olanlar da var. Dolayısıyla aşırı derecede olanları zaten insan bir şey diyemiyor, Allah’a bırakıyor. Ancak diğerlerine insan gerçekten üzülüyor. Bir de bunların içerisinde çoluk çocuklar vardır. Allah-u Zülcelal bunun için İran’ı da yahudiye karşı, İsrail’e ve Amerika’ya karşı muzaffer kılsın. İran’la ilgili bazı insanlar, onların mezheple ilgili sıkıntıları olduğundan dolayı, akidevi sıkıntıları olduğundan dolayı, Suriye’de yaptıkları zulümlerinden dolayı onlara sanki dua etmek istemiyorlar gibi davranıyorlar. Bu yanlış bir şeydir. Çünkü Suriye’de yaptıkları zulmün cezasını sen kafirden bekleme. Cezasını vermek istiyorsan, o zaman kendin verseydin! O zaman verseydin! Madem bu kadar adalet istiyorsun… Devletler olarak söylüyorum. Halk olarak kimse bir şey yapamaz. Devletler olarak bunu isteseydiniz! İran’ın Suriye’de yaptıklarına biz de o zamanlar tepki gösteriyorduk, itiraz ediyorduk. Fakat bunlar yetmedi, yetmiyordu. Devletler bir şeyler yapmalıydı o zaman. Suriye’de 1 milyondan fazla insan katledildi. Bütün devletler izledi. Şimdi de İran, o izleyen devletlerdeki amerika üslerini vuruyor. Bütün Müslüman ülkelerinde -biz de dahil- bu üsler var. O zulüm ise o zulüm ile bu mazlumiyeti karıştırmamak lazım. Şimdi bir insan dün bir suç işledi. Bugün başka bir suç işlemişse ya da bugün suç işlememiş… Dün birini döven bir kişi bugün; bir başkasından dayak yiyor. Siz bunu kısas yerine sayabilir misiniz? Sayamazsınız. Çünkü henüz o mahkemeye çıkmadı. Bu ayrı bir olaydır. Burada zalim ile mazlum da farklı olabilir. Dünkü zalim, bugün mazlum da olabilir. Dolayısıyla bugün İran mazlumdur. Amerika ona direkt geliyor, vuruyor. İsrail kendisi geliyor, vuruyor. İşte böyle bir durumda o zamanki suçları ile bu zamanki mazlumiyetleri birbirine karıştırmamak gerekiyor. Yanlıştır bu. Kaldı ki şu anda amerika onların sivil yerlerini de vuruyor. Bu da yazık. O çocukların ne suçu var? Suriye’deki katliamda İran’daki okulların ne suçu var? Orada okullar bombalanıyor ve küçücük, minnacık çocuklar ölüyor. Hiç haberleri bile yok. Belki Suriye olaylarını bile duymamışlardı. İran için, İran’ın galibiyetini istemek bizim imanımızın gereğidir. Onlar ehl-i kıbledir diyoruz, Müslümandır diyoruz. Kafire karşı Müslümanları desteklemek farzdır. Ayet-i kerimede dahi Rumlar ile Farslar zikredilir. Rum Suresi’nde geçer. Orada dahi ehl-i kitabın mecusilere galibiyetinden dolayı mü’minlerin sevineceği buyurulmuştur. Bu bizim için bir yoldur. Mecusi ateşe tapandır. Ehl-i kitap ise hristiyan veya yahudilerdir. Bakın, mecusilere karşı ehl-i kitabın kazanmasıyla mü’minlerin sevinmesi isteniyor. Şimdi burada da Müslüman ile ehl-i kitap var. Müslüman, ehl-i kitaptan Allah’a daha yakındır. Müslümanın galip olmasını sevmen gerekir. Az önce dediğimiz gibi bunların da akidesi bozuk. Biliyoruz. Ama onların akidesi ile yahudinin akidesini bir tutabilir miyiz? Sahabeye saygısızlık yapmaları, küfür etmeleri ayrı; “Hazreti Üzeyir Allah’ın oğludur” demek ayrı. Birisi kuldur, sahabedir; diğeri Allah celle celalühü... Bazı Müslüman kardeşlerimizde şöyle bir korku var: 'Eğer onlara dua edersek, sanki onlara meyil etmiş, onların tarafına geçmiş oluruz. E yapalım mübarek! Madem yarın bir gün böyle bir propaganda yapmalarından, bu durumu kullanmalarından korkuyoruz; o zaman gel, biz de onlarla birlikte amerikayı, israili durduralım. Saldıralım o zaman! Madem böyle bir çekincen var, o halde biz de destek verelim ki yarın bir gün onlara verecek bir cevabımız olsun. Biz Sünniyiz elhamdülillah! Şiayı sevmeyiz, Şia akidesini sevmeyiz! Hatta nefret ederiz. Ancak Şiaya karşı diye kalkıp Yezid’e “Hazreti Yezid” de demeyiz. Çünkü o Yezid ki Allah belasını vermiştir deriz. Ehl-i beyti öldürmüştür. Biz Sünniyiz elhamdülillah. Fakat vasatı korumak zorundayız. Ama bazıları sırf şiaya inat olsun diye Yezid’i yüceltmeye kalkıyor. Böylelerine “siz de Yezidiniz de yerin dibine batsın” denilir. Sünnilik, Şiiliğin karşıtlığı değildir. Sünnilik İslam’ın ta kendisidir. Sahabe-i kiramın tamamını kuşatan bir akidedir. Hepsine saygı gösterir, hiçbirine dil uzatmaz. Biz deriz ki Hazreti Ali haklıydı. Ama Hazreti Muaviye’ye de dil uzatmayız. Çünkü o da sahabeydi. İçtihad etti, hatalıydı ama biz burada susarız. Haddimizi biliriz. İşte Şiiler burada durmuyor, devam ediyor. Bizim farkımız haddimizi bilmemizdir. Haddini bilmek her zaman güzeldir. Ama Yezid sahabe değildir, ona söz söylenir. Allah onu kahretsin. Allah-u Zülcelal ehl-i beytin hakkını ondan alsın. Kim Yezid’e “hazret” diyorsa Allah ona hidayet versin, basiret versin. Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede buyuruyor ya: “Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” Biz şia akidesini sevmiyoruz diye onların mazlumiyetine gülecek miyiz? Gülemeyiz. Bu bize yakışmaz. İnsanlığa da yakışmaz, bizim akidemize de yakışmaz. Doğru değildir.

Seyda Feyzullah Konyevi

35,039 Aufrufe • vor 5 Monaten

Nihat Kahveci: Kaç yıldır yayın yapıyorum. Bu sene bir ara baktım 310'u geçmişim, maç önü, maç sonu, diğer yayınlar. Çok zor. Evet. Ya bilmiyorum ya. Hem üzülüyorum. Hem de sinirleniyorsun değil mi? Hem sinirleniyorum. Çocuklara da üzülüyorum. Allah Kur'an çarpısın. Hani giyindik abi bu formayı, temsil ettik. Allah başarıyı nasip etti, yaşadık, öldük. Bu çocukların geleceğini etkileyecek bu akşam. O yüzden üzülüyorum. Arda şimdi Real Madrid'e gol atacak, bana ne denilecek? Kenan Yıldız uçacak, ne yapayım denilecek. Hani Abdulkerim... Hani hepsi için şu an. Mesela Uğurcan, değil mi? MVP'lik bir sezon. Bundan sonra tuttukları eskisi kadar kıymet görmeyecek. Maalesef böyle. Bak, maalesef. Ben de öyle olacak demiyorum. Hani karizma çizmek diye bir laf vardır ya, gerçekten öyle bir şey. Karizmamız çizildi. 1 milyon pas yaptık. 500.000 tane şut çektik. Topu ağlarla buluşturamadık, Nebil. Bu çok acı. Brezilya'ya, Fransa'ya, ne bileyim Hollanda'ya, İngiltere'ye, İspanya'ya yenilerek elenmedik. Giderken bir hayal kurduk, yola çıktık. Böyle olmasını beklemiyorduk. Bak, çok acı. Turnuva 19 Temmuz'da bitecek, turnuvadan 20 Haziran'da ayrıldık, bir ay önce ayrıldık. Nebil, böylesi olamaz. Olmamalı, olmamalıydı. Biri bana gerçekten... Evet. 2026 FIFA Dünya Kupası'nda hep. İşte bu olmayacak desin, bir daha oynama şansı olsun desin, bir şey desin, bu kadar olmaz. Bak, hele 10 kişi kaldıktan sonra... Ya bir gol atarsın berabere kalıp, yine bir Amerika'yı... Aynen. Ya bir taş kuşa çarpar, bir şey olur, yeneriz diye umutlanırız. Onu da bıraktık bugün. 10 kişi kalmış, rakibe net pozisyonları son dakikada bulduk. Ya milli takımımızın böyle kritik maçta en iyi orta keseni Abdulkerim olmalı mı ya? En iyi şut atanı Merih mi olmalı? Çocuk iki tane şut attı, neredeyse gol oluyordu. Ya düşün. Kafası var en son dakikada. Eren oyuna giriyor, ilk pozisyon faul, sarı kart. Ferdi beklediğimiz Ferdi değil. Kenan bütün topları ezdi, vurdu ve her top rakipten döndü. Barış, Can Uzun'a çok güzel pas verdi, çocuk vurdu, kaleci çıkardı. Sorumluluk alması gerekenler, sahanın içinde sorumluluk almazsa, ben görürüm o kaçak oynamaları. Kim onlar? Ben görürüm.

Galatasarayultrataraftar

15,601 Aufrufe • vor 3 Monaten

Sultan Muhammed Saki Hz'lerinin bu hafta köylülere yaptığı sohbet; Her ailenin bir başı vardır. Gavsı Kasrevi ks vefat ettiğinde 10 yaşındaydım. O gitti başımıza Sultan Muhammed Raşid hz geldi. Gökçeada'ya sürgün gitti, fitne başladı. O tarla senin, o hayvan senin, o benim bu benimle (fitne) başladı. Sultan mustarip oldu. ve İzmit ve Afyon’daki yerlere gitti. Babam (Gavs ks) geldi. Ve en büyüğümüz oydu, babam çorbanın kaşığına kadar saydırdı, ben şahidim hepsini amcalarıma taksim etti. Fitneyi kesti. Ve Babam ks da dünyasını değişti. VE KULAĞINIZI İYİ AÇIN VE İYİ DİNLEYİN BENİ, VE HERKESE SÖYLEYİN BU SÖZÜMÜ Ben Seyyid Saki, bütün amcalarımı ailemi ve evlatlarını yeğenlerimi topladım. Seyyid Abdulhalim’e dedim Amca en büyüğümüz sensin, ne emredersen o dedim. Ama o hasta olduğunu ve sen (Seyyid Saki) başımız olduğunu emretti.. Ve şimdi iyi dinleyin beni Ben bu ailenin de, köyün de ağası (büyüğü) Seyyid Saki’yim bunu herkes böyle bilsin. Benim bir çalışanımı bırak işten çıkarmayı dokunamazlar bile. Bu köyün %51 benim ben ne dersem o. İster kabul etsinler. İster etmesinler bu böyle olacak. hiçbir sofimden kira almayacağım. Ben biliyorum ki siz burda dünya için değil Allah için buradasınız ve bu hep öyle olacaktır.. Siz bizi seviyorsunuz bu yüzden bizim hatırımıza onlara (kardeşlerime) dil uzatmayın... Şu konuda hemfikiriz evet onlar babamın halifesidir. Buna kimse bir şey diyemez. Ama bana yok bilmem ney Gavs olmuş diğeri bilmem ne Gavs olmuş buna beni kimse ikna edemez... Bunu sadece Allah cc bilir biz diyor muyuz, bizim makamımız budur diye? Şunu unutmayın bunlar daha tüyleri bile daha terlememişken ben Babamın halifesiydim. Amele başlamıştım, bunların daha tüyü terlememişti.. Onlar beni ne kadar büyük görmese abi yerine koymasalar da ben onların da köyünde AĞASIYIM (büyüğüyüm) bu böyle biline ve herkese de söyleyin; Köydeki diğer personellere de söyleyin, korkmasınlar onlar maaş vermese ben veririm size maaşınızı, onlar çıkarsa ben çıkarmam, ben istemeden hiçbir şey yapamazlar. Biri girecekse de çıkacaksa da buna ben karar veririm o kadar.. Bunlar bazı konularda da fetöden de daha tehlikeli oldular. Benim doğru dediğime yalan demeye başladılar... Bunlar kuran ve sünnete şeriata uymazsa şeytanın maskarası olacaklar. Hatta size şimdi bir şey daha diyeyim bir yerde gördüm diyorlar ki Seyyid Saki Gavsın öz evladı değildir, diyorlar bunlar bu hale gelmiş. Bana diyorlar orda şuan içtiğimiz çayı bile bana haram ilan etmişler. Bunları sizlere anlatıyorum ki ne çektiğimizi nelerle mücadele ettiğimizi bilin. Biz sizin yanındayız merak etmeyin hakkımızı hem hukuken hem manen mücadelesini veriyoruz.. Hak yerini bulacak, Allah’ın cc dediği olacak. Merak etmeyin, benim diyeceklerim bu kadar hadi Allah'a cc emanet olun. ziyaretinizi edin şekerinizi alın inşallah...
2:31

Sensitive content

Sultan Muhammed Saki Hz'lerinin bu hafta köylülere yaptığı sohbet; Her ailenin bir başı vardır. Gavsı Kasrevi ks vefat ettiğinde 10 yaşındaydım. O gitti başımıza Sultan Muhammed Raşid hz geldi. Gökçeada'ya sürgün gitti, fitne başladı. O tarla senin, o hayvan senin, o benim bu benimle (fitne) başladı. Sultan mustarip oldu. ve İzmit ve Afyon’daki yerlere gitti. Babam (Gavs ks) geldi. Ve en büyüğümüz oydu, babam çorbanın kaşığına kadar saydırdı, ben şahidim hepsini amcalarıma taksim etti. Fitneyi kesti. Ve Babam ks da dünyasını değişti. VE KULAĞINIZI İYİ AÇIN VE İYİ DİNLEYİN BENİ, VE HERKESE SÖYLEYİN BU SÖZÜMÜ Ben Seyyid Saki, bütün amcalarımı ailemi ve evlatlarını yeğenlerimi topladım. Seyyid Abdulhalim’e dedim Amca en büyüğümüz sensin, ne emredersen o dedim. Ama o hasta olduğunu ve sen (Seyyid Saki) başımız olduğunu emretti.. Ve şimdi iyi dinleyin beni Ben bu ailenin de, köyün de ağası (büyüğü) Seyyid Saki’yim bunu herkes böyle bilsin. Benim bir çalışanımı bırak işten çıkarmayı dokunamazlar bile. Bu köyün %51 benim ben ne dersem o. İster kabul etsinler. İster etmesinler bu böyle olacak. hiçbir sofimden kira almayacağım. Ben biliyorum ki siz burda dünya için değil Allah için buradasınız ve bu hep öyle olacaktır.. Siz bizi seviyorsunuz bu yüzden bizim hatırımıza onlara (kardeşlerime) dil uzatmayın... Şu konuda hemfikiriz evet onlar babamın halifesidir. Buna kimse bir şey diyemez. Ama bana yok bilmem ney Gavs olmuş diğeri bilmem ne Gavs olmuş buna beni kimse ikna edemez... Bunu sadece Allah cc bilir biz diyor muyuz, bizim makamımız budur diye? Şunu unutmayın bunlar daha tüyleri bile daha terlememişken ben Babamın halifesiydim. Amele başlamıştım, bunların daha tüyü terlememişti.. Onlar beni ne kadar büyük görmese abi yerine koymasalar da ben onların da köyünde AĞASIYIM (büyüğüyüm) bu böyle biline ve herkese de söyleyin; Köydeki diğer personellere de söyleyin, korkmasınlar onlar maaş vermese ben veririm size maaşınızı, onlar çıkarsa ben çıkarmam, ben istemeden hiçbir şey yapamazlar. Biri girecekse de çıkacaksa da buna ben karar veririm o kadar.. Bunlar bazı konularda da fetöden de daha tehlikeli oldular. Benim doğru dediğime yalan demeye başladılar... Bunlar kuran ve sünnete şeriata uymazsa şeytanın maskarası olacaklar. Hatta size şimdi bir şey daha diyeyim bir yerde gördüm diyorlar ki Seyyid Saki Gavsın öz evladı değildir, diyorlar bunlar bu hale gelmiş. Bana diyorlar orda şuan içtiğimiz çayı bile bana haram ilan etmişler. Bunları sizlere anlatıyorum ki ne çektiğimizi nelerle mücadele ettiğimizi bilin. Biz sizin yanındayız merak etmeyin hakkımızı hem hukuken hem manen mücadelesini veriyoruz.. Hak yerini bulacak, Allah’ın cc dediği olacak. Merak etmeyin, benim diyeceklerim bu kadar hadi Allah'a cc emanet olun. ziyaretinizi edin şekerinizi alın inşallah...

Câliyetü'l-Ekdâr

58,131 Aufrufe • vor 2 Jahren

Abilerim, Ablalarım, Kardeşlerim selamlar. Sizler ile çok heyecanlı bir haberi paylaşmak istiyorum. Biraz önce yayın evi Simon and Schuster dan hepimizin beklediği haber geldi ve Elhamdulillah, “In The Name Of Freedom” kitabımızın New York Times ın en çok okunan ve satanlar listesine girdiğinin müjdesini bizlere verdi. Bu ne mi demek? Allah’ın izniyle, kitabımız milyonlara ulaşacak ve başta Türkiye’deki masum kardeşlerimiz olmak üzere, dünya çapında yapılan tüm Hizmetler ve Hocaefendi hazretlerinin o kutsal mesajı tüm dünyaya bir kez ulaşacak. - Böylelikle, tüm Türkiye cumhuriyeti tarihinde, dünyanın en büyük gazetesi New York Times ın en çok okunan ve satanlar listesine giren 4. Türk olduk. - Gelmiş ve geçmiş 80 yıllık tüm NBA tarihinde ise New York Times listesine giren 13. NBA oyuncusu olduk. Ve yine biraz önce başka sevindirici bir haber daha aldık. - New York Times gazetesinden ayrı olarak, yine Amerikanın en önemli gazetelerinden USA TODAY yaptığı listede, “In The Name Of Freedom” kitabımızı Amerika’da ki en çok okunan ve en iyi kitaplar listesine koyuldu. - Son olarak da kitabımız Elektronik Kitap versiyonu ile yine New York Times ın en çok satanlar listesine girdi. Hepinizin ellerinden öpüp teşekkür etmek istiyorum. Son 2 ayda yaşadıklarımı bir Allah bilir, bir de ben. - Türkiye’de Medrese-i Yusufiye den daha yeni çıkmış arkadaşlarımız, “Abi, aramız da birşeyler biriktirdik, sana göndermek istiyoruz, bu da bizim bir katkımız olsun, bu para ile bizim içinde kitap al.” diyenleremi teşekkür edeyim, - Yoksa sohbetlerimize harçlıklarını biriktirip te kumbaraları ile gelen ve “Abi bir tane kitapta bizim için alabilir misin.” diyen minik kardeşlerime mi! - Kermes yapıp o para ile kitap alan fedakar ablalarıma mı teşekkür edeyim, - Yoksa benim ile beraber uykusuz kalıp her gün, her gece kitap takibi yapan abilerime mi! Allah hepinizden razı olsun, Enes Kanter sizler için ne yaparsa yapsın, hiçbir şekilde sizlerin hakkınızı ödeyemez. Çoğu arkadaşımızın merak ettiği bir konuyada açıklık getirmek istiyorum. Bu kitap gelirlerinin nereye gideceğini zaten burda konuşmamıza gerek yok. Tahmin ediyorsunuzdur diye ümit ediyorum. Bizler bu yola o masum kardeşlerimiz için çıktık, yine onlar için koşturmaya devam edeceğiz. Buradan da eğer beni izliyorlar ise, kendi anne, babama be kardeşlerime çok teşekkür ederim. Dualarınızı lütfen eksik etmeyin. Son olarak eklemek istediğim mesele şu, Bu kitap hepimizin kitabı, Bu hikaye hepimizin hikayesi, Bu başarı hepimizin başarısı, Bu mücadele hepimizin mücadelesi, Bu ses hepimizin sesi, Bu özgürlük hepimizin hakkı. Bu yolda benim ile tek bir yürek olup bana inandığınız ve güvendiğiniz için hepinize sonsuz teşekkür ediyorum. Rabbim bizi birbirimizden hem bu dünya da hem de diğer dünya da ayırmasın. Canımız, Hocamız ile Haşr eylesin. Hepinizi çok seviyorum. Durmak Yok, Hizmete Devam…❤️ Selamlar ve Hürmetler.

Enes Kanter FREEDOM

110,323 Aufrufe • vor 11 Monaten

Yeni yılbaşı bir kez daha kapımızı çaldı ve Miladın üzerinden tam 2024 yıl geçti. Milat sonrası yüzyıllar da Milat öncesi yüzyıllar gibi hak ve batıl mücadelesine yakınen tanık oldu. İnsanoğlunun yaradılışından bu yana yüzyıllar birbirini takip ederken Allah’ın kulları çok çetin sınavlar ile imtihan edildi. İnsanoğlu ne zaman cahiliyenin karanlık dehlizlerinde yolunu kaybetmiş bir şekilde arayıştayken, Rahman’ın elçileri insanoğlunun imdadına yetişti ve Allah’ın yardımıyla zulüm ehline galip gelerek insanların korkularını güvene çevirdi. Onlara hem dünya hayatının saadetini hem de ahiret hayatının saadetini sundu. Firevun ve Nemrut gibi zalim müstekbirler birbiri ardına gelirken, Musa (as) ve İbrahim (as) gibi elçiler de onlara yetişiyor ve insanoğlunun yardımına koşuyorlardı. Ta ki Allah, son elçisi Muhammed’i (sav) gönderene kadar... Allah(svt), bütün insanlığı onun şeriatı altında topladı ve tevhid sancağını kıyamete kadar göklerde dalgalandıracak bir devleti ona nasip etti. Rasulullah (sav) ve onun Halifeleri geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi bozgunculuk çıkaran müstekbirlere karşı hakkıyla mücadele ettiler ve insanlığı cahiliyenin karanlığından İslam’ın aydınlığına çıkardılar. Yüzyıllar biribirini takip ederken takvimler 3 Mart 1924 gününü gösterdi. Halife, batılı sömürgeciler ve yerli işbirlikçler eliyle sürgün edildi ve Hilafet kaldırıldı. O günden bu güne tam yüzyıl geçti. Geçen bu yüzyıllık süreçte Firevun ve Nemrut gibi ne kadar ceberrut zalim varsa Allah’ın kullarının üzerine üşüştü. İslam coğrafyasında karşılanan her yeni yıl yeni bir işgale kapı araladı. Fransızlar Cezayiri, İtalyanlar Libyayı, Hindular Arakan ve Keşmiri, İngilizler Güney Sudanı, Kıbrısı ve Hindistanı, Sırplar Bosnayı, Sovyetler Afganistanı ve Türkistan coğrafyasını, Rusya Çeçenistan ve Kırımı, Amerika Afganistan ve Irakı, Çin Doğu Türkistanı, Amerika, İngiltere, Rusya ve onlarcası Suriyeyi, Ve Gasıp Yahudi varlığı İsrail, ilk kıblemiz olan mübarek Aksa topraklarını işgal etti. Her yeni yıl ile birlikte topraklarımız bir bir işgal edilirken en büyük işgal ise zihinlerimizde yaşanmaktadır. Batılı fikirler ve duygularla işgal edilmiş zihinlerimiz, topraklarımızın işgal edilmesine zemin hazırlayan en büyük etkendir. Son yüzyıldır topraklarımız karış karış işgal ediliyor ve bizler ise sadece üzerinde yaşadığımız toprak parçasını namus meselesi olarak görüyor ve sadece içinde bulunduğumuz milletin maslahatlarını gözetiyoruz. Batılı sömürgecilerin bize aşıladığı Milliyetçi-Vatancı fikirler ile binlerce yıllık hak ve batıl davamızı unutup aslen namusumuz olan, şerefimiz olan ve en önemlisi de Allah katında şer’an güvenliğinden sorumlu olduğumuz İslam topraklarının işgaline göz yumuyoruz. Emri altında güçlü ordular bulunan ve zulmü, eliyle düzeltmesi gereken yetki sahibi yöneticiler ise işgalleri sonlandırmak ve Müslümanların güvenliğini sağlamak için orduları harekete geçirmek şöyle dursun aksine bu işgallere destek vermekten geri durmamaktadır. Öyleyse ey Rabbine iman etmiş ve hak batıl mücadelesinde hakkın yanında bulunan gençler! Önce zihinlerdeki işgale bir son verin. Milliyetçilik ve Vatancılık gibi bizi suni sınırlar içine hapseden gayriislami fikirlerden kurtulup yetki sahiplerine sorumluluklarını hatırlatın. Ardından İslam topraklarının bir karışından ve Müslümanların bir damla kanından dahi vazgeçmeyecek olan Hilafet’i, yıkılışının yüzüncü yılında ilan edin! #yeniyıl #YILBAŞI

Köklü Değişim Gençlik Kolları

16,403 Aufrufe • vor 2 Jahren

Müslümanların; zalimlerden kurtarıp Halep'i fethetmeleri bizim için sevindiricidir. Çünkü orası şimdiye kadar hep zalimlerin elindeydi. Bu zulmü sonlandırmak adına hangi gruplardan olursa olsun Müslümanların oraya bir fetih hareketi düzenlemiş olmaları güzeldir. Müminleri sevindiriyor, insanın ümidini artırıyor. Oradaki hem halk için hem de zindandakiler için bir kurtuluş vesilesi olacaktır Allah'ın izniyle. Bizim buradaki temennimiz orada Allah-u Zülcelal'in emir ve nehiylerinin uygulandığı bir sistemle yaşamaları ve hareket etmeleridir. Müslüman olan halkı küfrün kanunlarıyla değil, İslam'ın kanunlarıyla yönetmek tek şereftir. Bundan başkası, ötesi yoktur. Kim ne yaparsa, ne derse desin Allah'ın katında mesul olur. Bunun dışında bunun tersine birisi bir şey savunsa, birisi orada bir teklifte bulunsa, İslam dışında bir teklifte bulunsa, kıyamet gününde onun cezasını çekecektir. Azabını çekecektir. Şimdi burada böyle bir durum ortaya çıkmış olması, şöyle bir tedirginliği getiriyor beraberinde. Bu dönemde Hizbullah ile İsrail’in arası düzeldi gibi. Ateşkes imzaladılar. Peki Hizbullah ne yapacak? Buradaki korktuğumuz şey Hizbullah’ın oradan direkt Halep'e saldırması. En büyük tehlikelerden bir tanesi gerek İran, gerekse Rusya'nın hava saldırılarında bulunup Halep'i de Gazze'ye çevirmeleri. Oradaki halkın içinde oturduğu binalarıyla beraber kalkıp bombalayabilirler. Ki daha önce bunu yaptılar, onlardan beklenir bu. Zaten şimdiye kadar da 500 bin insan öldürdü bunlar. Bu 3 ortak 500 bin insan öldürdü orada. Dolayısıyla bunu da yapmazlar gibi görmemek lazım. Bunu da yapabilirler Allah korusun. Öyle bir durumda bu grupların arkasında eğer Türkiye varsa, Müslümanlar varsa yani. Bizim Türkiye'ye de tavsiyemiz: Bunlara bir an önce hava savunma sistemi vermeleri gerekir. Yoksa orada uçaklar onların başında cirit atarlar ve oradaki bebekleri, kadınları, çoluk çocuğu katledebilirler. Bu vahşet onlardan beklenir. Bunun için hava savunma tedbiri alınması lazım acilen.

Seyda Feyzullah Konyevi

22,788 Aufrufe • vor 1 Jahr