正在加载视频...

视频加载失败

"𝐆𝐄𝐋 𝐀𝐍𝐋𝐀 𝐃𝐈𝐊𝐄𝐍𝐈𝐌𝐃𝐄𝐍.."

17,316 次观看 • 2 年前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

Devletimizi elimizden alıp tarikat ve cemaatlere paylaştırdılar. Bankalarımızı, limanlarımızı, fabrikalarımızı özelleştirme adı altında sattılar. Ülkemize 13 milyon sığınmacı doldurup ülkemize ortak getirdiler. Ve şimdi kentsel dönüşüm için REZERV ALAN yasası ile oturduğumuz evlere göz diktiler. Kentsel dönüşüm yasası aslında bir mülksüzleştirme planı. Ne yazık ki öyle. Afet riski bulunan bölgelerde kentsel dönüşümün hızlandırılması adı altında hazırlanan bu yasanın 21 maddesinin de alt metinlerinde başka niyetler gizli. Kentsel dönüşümde vatandaşı mağdur etmeden yeni bir yaşam alanı kurmak ve dönüşüm süresince vatandaşların barınmasını sağlamak yerine hükümet 21 maddede polisin müdahalesine izin vermiş, eve çilingirle girme hakkı tanımış, masrafların maliklerden alınmasını düşünmüş, rezerv alanı keyfi bir rant gözüyle seçme hakkı vermiş ama tırnak ucu kadar vatandaşını düşünmemiş! Her şey bununla da bitmiyor. Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’da yer alan “rezerv yapı alanı” tanımı da değiştirildi. Yasayla birlikte yerleşim yerlerinde yer alan parsellerin de rezerv yapı alanı olarak belirlenebilmesinin yolu açıldı. Bu da şu demek oluyor, zamanında ev sahibi olabilmiş insanların artık kent içinde yaşama şansı olmayacak. Ciddi bir mülksüzleştirme hamlesi yapılacak. Bütün kıymetli alanların ve kent içinde potansiyel olarak yüksek değere sahip olanlar artık rezerv alanı olarak ilan edilebilecek. İnsanlar başka yerlere gönderilecek ve yeniden borçlandırılacak. Borcunu ödemeyenlerin mülkleri de hazineye geçecek. Kentsel dönüşüm kılıfına bürünmüş "rantsal" dönüşüm ile, sizin çıkarıldığınız bölgeye lüks binalar yapılacak. Belki bu kez yandaşlara dahi peşkeş çekilmeden, direkt olarak Körfez ülkelerinin vatandaşlarına göz kırpılacak! Tam anlamıyla mülksüzleştirme süreci başlayacak. Bu dağınık sistem, iktidarın vatandaşı umursamadığı ve sadece kendi çıkarlarını düşündüğü bir anlam taşıyor. Devlet, kendi yetersizliklerini vatandaşın cebinden doldurarak, aslında kentsel dönüşüm adı altında bir soygun düzenine dönüşüyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın lisanslandırdığı kamu kurumları ve üniversiteler, sermayesinin yüzde 40'ını kamuya ait olan şirketlerle birlikte riskli yapı tespitini yapıyor. Ancak, tespit edilen riskin faturası sadece mülk sahiplerine kesiliyor. Yani devlet, görevi sadece lisans vermekmiş gibi davranıp, mülk sahiplerini kendi riskleri ile baş başa bırakıyor. Vatandaşlar ise risk denetimi adı altında attıkları ilk adımda 50-100 bin TL’lik masrafla karşılaşıyor. Devletin kendi denetim sürecinden doğan maliyeti, vatandaşın sırtına yükleniyor. Adeta devlet, "Kendi evini güvenli yapmak istiyorsan cebinden öde" diyor. İktidar, halkın çıkarlarını hiçe sayarak kendi çürük politikalarını dayatıyor ve vatandaşı kendi kaderine terk ediyor. Bütün bunların sonunda ne mi oluyor? 10 ay önce yaşadığımız ihmal vahşeti, ‘kader’ oluyor…

Ümit Özdağ

986,140 次观看 • 2 年前

Türkiye-Yunanistan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin (YDİK) 5’inci toplantısı Atina’da 7 Aralık 2023’de gerçekleştirildi. Bu toplantıyla birlikte “Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde yumuşama meydana geldi” gibi değerlendirmeler ve gündemler oluşturuldu. Gerçekten öyle mi? Yunanistan, Türkiye’ye yönelik hangi hukuksuzluğa son vermiş midir ki bir yumuşama ortamı meydana gelmiş olsun? Yunanistan gayri askeri statüdeki adaları askerileştirmeyi durdurmuş, asker ve silahlarını geri mi çekmiştir? 176 adet EGAYDAAK’a sahiplenmeyi mi bıraktı? 21 Kasım 2023’te “Zürafa Adası bizimdir” diyen Yunan Dışişleri Bakanı sözünü geri mi aldı? Karasuları 6 mil iken 10 mil hava sahası uygulamasına mı son verdi? Batı Trakya’daki Türklere zulmetmeyi ve Lozan’ı yok saymayı mı bıraktı? Karasularını 6 milin üzerine çıkartma emelinden mi vazgeçti? Bunlar gibi gelişmeler mi yaşandı? Hayır yaşanmadı. Yunanistan görüşmelerin ardından 7 Aralık 2023’de adeta bir lütufta bulunurcasına Türk vatandaşlarına 10 adada 7 günlük vize muafiyeti uygulayacağını duyurdu. Bu adaların ekonomisi özellikle kış döneminde Türk turistler ile dönmektedir. Yunanistan yine kendi menfaati için anakara ve diğer adaları hariç tutarak bir lütuf gibi kendi çıkarını bu konuda da maksimize etmektedir. Üstelik Yunanistan vatandaşları ülkemize yıllardır vizesiz ve hatta pasaportsuz sadece kimlik kartı beyanıyla girmektedir. Doğu Akdeniz'de Yunanistan ile bizim paylaşım yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur. Yunanistan bir takımada devleti değildir ki Yunanistan'ın Doğu Akdeniz'de bir hakkı olsun. Yunanistan ana karası Doğu Akdeniz'de paylaşım yapılabilecek mesafede değildir. Yunanistan'a Doğu Akdeniz'de pay vermeyi kabul etmek demek asla kabul edilemez! Yunanistan'ın D. Akdeniz'de bir pay alması hukuken mümkün değildir çünkü Yunanistan bir takım ada devleti değildir. Sınırları adaların ucundan geçmez. Ana karasından geçer. Yunanistan’ın Libya’ya bakan adaları ise Türkiye’nin kıta sahanlığı içerisindedir. Ayrıca anakaradan 200 milden daha az uzaklıktaki adalar MEB üretmezler, yani bir diğer deyişle anakaranın MEB alanına dâhillerdir, üzerinde MEB oluşturamazlar. Buradan hareketle Yunanistan’ın Girit ve Rodos arasında deniz yokmuşçasına düz esas hat çizerek karasuları sınırı oluşturması ve bu hattan itibaren MEB belirlemesi Türkiye’nin deniz hak ve menfaatleri bakımından asla kabul edilebilir olmadığı gibi, uluslararası deniz hukukuna da aykırıdır ve hukukun ihlalidir. Kaldı ki eğer D.Akdeniz'de bir takımada devleti olmayan Yunanistan ile bir paylaşım söz konusu olursa Libya Antlaşması çöp olur. Yunanistan'a Doğu Akdeniz'de pay vermek demek, Türkiye'nin D.Akdeniz'deki bütün zeminini kaybetmesi demektir. Libya anlaşması mevcutken, Yunanistan'a Doğu Akdeniz'de müzakere edilemez. D. Akdeniz'de hakça paylaşım mümkündür demek Libya anlaşmasını rafa kaldırıyorum demektir. Türk-Libya MEB Antlaşması Yunanistan’ın Ana Dış Politikası Kaldı ki 27 Kasım 2019’da İstanbul’da “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükümeti Arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanları Sınırlandırmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” şeklinde imzalan antlaşmanın ardından Yunan Dışişleri Yunanistan’ın dış politikasını iki temel noktaya oturtmuştur; Libya-Türkiye Anlaşmasının iptal edilmesi, Türkiye'nin Libya'daki varlığına son verilmesi. Yunanistan bu iki temel politikaya gütmektedir. Yunanistan Savunma Bakanı Dendias, “Yunanistan’ın Türkiye-Libya anlaşmasını feshedeceğini” ilan etmiştir. Libya ile yaptığımız anlaşmayı başta Yunanlılar/Avrupalılar, Türk kalkanı' olarak nitelemişlerdir. Şuanda kurgulanan denklemde Gazze açıklarında bulunan ve Filistin’in deniz yetki alanında yer alan zengin hidrokarbon yataklarını İsrail ele geçirmeye çalışmaktadır. Türkiye-Filistin Antlaşması Bu strateji çerçevesinde Filistin’e ait deniz ülkesi tamamen İsrail’in kontrolüne geçecek geri kalan bölge ise Yunan-Rum ikilisine bırakılarak D. Akdeniz 1 İsrail-Yunan denizine dönüştürecek, Sevilla Haritası da pratiğe dökülecektir

Ümit Özdağ

295,876 次观看 • 2 年前