Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

𝐆𝐈̇𝐙𝐋𝐈̇ 𝐆𝐔̈𝐂̧: 𝐂𝐄𝐍𝐊 𝐄𝐑𝐆𝐔̈𝐍. Sabri Sarıoğlu: 'Prandelli seninle konuşmak istiyor' dediler çıktım odasına. Bende yalan yoktur ne eksik ne fazla söylerim. Prandelli kalktı ayağa ‘Hoşgeldin kaptan’ dedi. 'Hoş bulduk' dedim. Direkt konuya girdi ve 'Bu konu benden bağımsız bir karar' dedi. 'Ben sözleşme imzalarken bana bir liste verdiler. Bunlarla...

65,125 views • 20 days ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

DUAYEN GAZETECİ YILMAZ ÖZDİL’DEN BOMBA AÇIKLAMA: PARA TEKLİF ETMİŞLER! İLK KEZ AÇIKLADI! Duayen gazeteci Yılmaz Özdil: Özgür Özel'in sağ kolu Burhanettin Bulut bizzat bana teklif etti. Evet. Bu yılbaşından hemen sonraydı sanıyorum. Henüz Sözcü'deydim. İşte bizi ziyarete geldi. Hatta ben, işte beni tanıyanlar bilir, ben siyasetçilerle oturup çay içmeyi bile sevmem. Örneği yoktur yani. Dedim, "Siz ağırlayın arkadaşlar, bana ne abi?" dediler, "İlla seni istiyor. Seninle görüşmek istiyor." Peki, Sözcü Televizyonu'nun genel müdürünün odasında oturduk. Bizzat bana söyledi. Dedi ki, "Şu şu yayınları yapmadınız" dedi. Dedim, "Evet, yapmadık. Sana mı soracağız? Nasıl yani?" Çok yani misafirsin. Kusura bakma. Rahatsız şey yapma, rencide etmeyelim de nasıl yayın yapacağımızı size mi soracağız? "Ama sizden önce yapılıyor" dedi. Dedim, "Kusura bakma, benden sonra böyle." Ve dedi ki bana, "Bakın sizinle çalışmak istiyoruz" dedi. "Ne demek çalışmak?" diye sordum. "İşte çalışmak istiyoruz" dedi. Dedim, "Kardeşim ne demek yani, para mı vermek istiyorsunuz? Sözleşme yapalım." Bakın açık açık söyledi. "Sizinle sözleşme yapalım" dedi. "Yayın karşılığında hangi televizyonlara bu şekilde para ödüyorsunuz?" dedim. Biliyorum aslında ama sorayım yani. Çünkü ortada söylüyor. Yani bir tanesinin ismini söyledi. Hatta, "Yeni sözleşme yeniledik" dedi. Ben birini daha sordum. "Evet" dedi. "İnternet sitelerine de para veriyor musunuz?" diye sordum. "Ya bazılarına destek oluyoruz. Biliyorsunuz medyada çok yer bulamıyoruz. Bunun için destek oluyoruz" dedi. "Sosyal medyada troll ağlarınız var mı?" dedim. "Parayla troll ağları kurmuşsunuz" dedim. "Hayır öyle değil ama sosyal medyada bazen çalışma yaptırıyoruz" dedi.

Haber Filesi

19,412 views • 1 month ago

BARIŞ YARKADAŞ: "Peki abi dedim, siz naptınız bu pavyon işini bana bi anlat dedim ya. Biz dedi gece yemekten kalktık, Balıkhan restorandan, bizim dedi bu il başkanı aldı bizi pavyona götürdü dedi. Yemekten çıkmışlar, Ulus tarafında bi yere gitmişler. Ankara’dalar, Ankara’da. Bana dedi il başkanı beni dışarı çağırdı, 'Abi senle özel bir şey konuşacağım' diye. Çıktım diyor, içeri gürültülüydü. 'Yusuf abi' demiş, 'Bize 4 imza daha lazım. 4 imza daha lazım.' Başkan da demiş ki; 'Ya arkadaşlar vermiyorlar' demiş, 'Onlar Kemal Bey’e imza veriyorlar.' Hani Özgür Özel için imza toplamak istiyor başkan. Bunun üzerine dedi, il başkanı tuttu bizim delege Yüksel Atabay’ın yerine de imza attı dedi kağıda. Sonra bu belgeyi de dedi gece saat üçte Şaban Sevinç’e yolladı dedi. Şaban Sevinç de tuttu bunu yayınladı gece 02:30-3 gibi. 'Ama ben' dedi 'imza atmadım çünkü atmak istemedik. Biz çünkü gönlümüz Kemal Bey’den yana.' Çıkarttı dedi bize pavyonun önünde gece bazılarımıza 1000 dolar, bazılarımıza 1500 dolar verdi. Hatta bana dedi 1500 verdi, 500’ünü de dedi bir arkadaşa 'Abi sen yarın verirsin' dedi. 'Ben' dedi 'bu parayı aldım cebime koydum' dedi. 'Bak' dedi 'itiraf ediyorum aldım cebime koydum' dedi. Ve dedi bize bu parayı verirken Erzurum İl Başkanı, 'Kurultay günü' dedi 'Özgür Özel’e oy verin, onların da fotoğraflarını çekin, fotoğrafları da bana yollayın' dedi. Biz dedi paraları aldık. Seçim hücre derler ona biliyorsunuz kabine; hücreye girdik, Özgür Özel’e oy verdik, fotoğrafını da çektik, fotoğrafını da yollattık. Tamam mı, yolladık dedi hepimiz. Hepsini savcıya teslim ettim dedi. Bizim dedi HTS’imiz, bazımız... Dedi ki; 'Ben' dedi 'polis olduğum için, ulan arkadaş bu işin içinde bir iş olur, başımıza bir iş gelir, bu paranın nereden geldiği belli değil. Dolarlar havada uçuşuyor duyuyoruz; 100k dolar geldi, 130k dolar gitti, bilmem ne oldu falan oldu filan oldu. Biz diyor böyle paralar görmüş adam değiliz. Bir tane benim Lada otomobilim var diyor satsam satamam, zaten kirada oturuyorum evim bile yok' dedi. 'Ben' dedi 'bu parayı sakladım Gürkan' dedi. 'Sakladım. 1000 dolar bende, bunu sakladım harcamadım.' 'Peki' dedim, 'Siz şimdi ne yapıyorsunuz? Bu parti ne oluyor, nereye gidiyor?' 'Ben' dedi 'Kemal Bey’in geri gelmesini istiyorum' dedi. 'Çünkü Kemal Bey’in genel başkanlığı bizim gözümüzün önünde çalındı' dedi."

CZR HBR

122,694 views • 3 months ago

“Ankara’ya her geldiğimde halkıyla sorun yaşıyorum” diyen kadın, yaşadığı olayı anlattı: • Ben şu an Ankara Otogarı'ndayım. Yaklaşık yarım saat önce indim. • ⁠İner inmez bir tuvalete gittim ve ihtiyaçlarımı giderdim. Ancak oradaki tuvalette kıyafetimi değiştirecek kadar uygun bir alan olmadığı için üzerimi değiştiremedim. • ⁠Ben de arkadaşımı beklerken bir kafeye gidip oturayım dedim. Bir kafe buldum ve oturmak istedim. • ⁠Girer girmez üst katında WC işareti olduğunu gördüğüm için direkt üst kata çıkmaya başladım. Oradaki çalışan kadın bana direkt “WC'yi kullanmayacaksın değil mi? Bir şeyler yiyeceksin değil mi? Buraya gelenler WC'yi kullanıp gidiyor, bir şey de ödemiyorlar” dedi. • ⁠Ben de “WC'yi kullanmaya ihtiyacım yok, ihtiyacımı zaten giderdim de geldim. Sadece kıyafetimi değiştireceğim, bu yüzden yukarı çıkmaya çalışıyorum” dedim. • ⁠Sonra aşağı indim. “Neyse uğraşmayayım, başka yere de gitmeyeyim” diye düşünerek bir masaya oturdum. • Oturduğum masada üç sandalye vardı. Kadına “Sipariş verebilir miyim?” diye sordum. • ⁠Kadın bana “Siz tekli masaya geçebilir misiniz, o masadan kalkabilir misiniz?” dedi. • ⁠Neden? Benim çantam var, eşyalarım var... Niye yere bırakayım? Müşteri kovalayacaksın diye resmen beni kovuyorsun! • ⁠Ben Ankara'ya ne zaman gelsem illa böyle şeyler yaşıyorum. Oldum olası sevemedim bu memleketi. • Umarım düzelirsiniz ya. İçimden geldi, böyle paylaşmak istedim. • ⁠Sonuç itibariyle simitimi, içeceğimi aldım; dışarıda yiyorum, içiyorum. • Kadına “Ben böyle ayrım yapılan bir yerde oturmam. Sizin tuvaletinizi de kullanmadım” dedim ve çıktım.

🎙️ Muhbir

1,195,312 views • 1 month ago

Sosyal medyadan kendisine mesaj atan genç bir kızı, ailesine nasıl ifşaladığını anlatan şahıs: • Bir gün bir kız o ünlü mesajı yazdı “Canım bir bakar mısın?" • ⁠Ben de "Efendim" yazdım. "Şu çocuğu nereden tanıyorsun?" dedi, ben de "Tanımıyorum” dedim. • Bunun üzerine kız "Neden takipleşiyorsun o zaman?" yazınca "Pardon canım, sana mı soracaktım?" yazdım. • ⁠Çocuğun hesabında sevgilisi olduğuna dair hiçbir bilgi de yok bu arada. • ⁠Bir bit yeniği olduğunu anladım ve "Ben sadece beğendiğim kişilerle takipleşirim" dedim. • Kız "Sen ne diyorsun? O benim sevgilim!" dedi. "E bu benim problemim mi? Sevgilin bana istek atmış, beni takip etmiş. Ben buna geri döndüğüm için sorun bende mi yani? Bana ne, beni niye karıştırıyorsun?" deyince kız “Benim sevgilimi takipten çıkacaksın!" diyerek bana küfürler etmeye başladı. • Ben de gayet sakince profilinden takipçilerine baktım. Bütün sülalesinin soyadını buldum. • ⁠Sonra kıza "Ben sizin sevgili olduğunuza inanmıyorum, kanıtla” dedim. • ⁠Tabii ki hemen ağıma düştü; bana çocukla olan fotoğraflarını, ekran görüntülerini atmaya başladı. • ⁠Bazıları samimi, bazıları değildi. Hepsini tek tek ekran kaydı aldım. • Sonra kıza "Sen benimle bu şekilde mi konuşuyorsun?" dedim. • ⁠Yine küfürler edince "O zaman ailen de öğrensin, bir sıkıntı yok. Demek ki sen birine güveniyorsun" dedim. • ⁠Bütün o sövdüğü ses kayıtlarını, ekran görüntülerini tak tak aynı soyadlı bütün ailesine attım! Sonra da engelledim. • ⁠Ardından ailesinden birkaç kişi döndü. "Bu ne? Sen nereden biliyorsun?" falan dediler. • ⁠Ben de "Bana böyle böyle yazdı" diyerek olayı anlattım. Sen beni orada rezil edeceksin, kendince bana bağırıp çağıracaksın, ben de "Ay canım tamam" mı diyeceğim?Anlatırken bile tekrar keyiflendim! • Bir gün sonra falan çocuğun kendisi yazdı. "Ben şunun eski sevgilisiyim. Bana uzun süredir takıntılıydı, takip ettiğim herkese yazıyordu. Teşekkür ederim, kusura bakma" tarzı bir şey söyledi. Onu da direkt engelledim. • ⁠Sonra kızın bir arkadaşı yazdı, tehditvari mesajlar attı. Ona da "Beni bu şekilde taciz edersen aynısının daha beterini yaşatırım sana, senden şikayetçi olurum. Hakaret ediyorsun farkındaysan" dedim. • ⁠O da beni engelledi. Kime niyet, kime kısmet... Yani bana gelip nazikçe "Ya ben onu seviyorum, takipleşmeseniz olur mu?" dese, "Başım gözüm üstüne" der çıkarım. • Ama sen bana "Neden takipleşiyorsun, seni mahvederim!" dersen cevabını alırsın.

🎙️ Muhbir

1,672,759 views • 23 days ago

🎙️ Yunanistan'daki 19 Mayıs paylaşımı? 🗣️Samet Akaydın: Yunanistan'da 19 Mayıs... O zaman Olympiakos maçımız vardı. Fatih Hoca'nın gittikten iki gün sonraydı maç. Biz kampa girmiştik. Ben de ilk 11 oynuyordum o maçta. Fatih Hoca gitti, ilk 11 oynatıyorlardı beni. Taktik antrenmanlarda falan hep ilk 11'deydim. Sabah kahvaltıya kalktık, 19 Mayıs sabahı. Öğleden sonra paylaşımı yaptım. Paylaşımı yaptıktan sonra maç yemeği vardı, maç yemeğinden sonra toplantı vardı. Ben paylaşımı yaptıktan sonra yemeğimi yedim, toplantıya bir girdim; baktım ilk 11'de değilim. Çıkarmışlar beni ilk 11'den. Sonra toplantıdan çıkınca sportif direktörleri geldi bana, konuştuk. "Böyle bir paylaşım yapmışsın" dediler, "Bunu kaldırmak zorundasın" dediler. "Çok büyük bir tepki var sana karşı" dedi. Bununla ilgili bazı kesimler ama, her kesim değil tabii ki. Bazı kesimler bana aşırı tepkili olduğunu söylediler, "Bunu kaldırman lazım" dediler. Dedim ki; "Bu bizim ülkemizin milli bayramı" dedim yani. "Sizle bir alakası yok bunun" dedim. Ama bunu böyle algılamıyorlar falan, "Silmek zorundasın, silmezsen sıkıntı çıkacak" dediler. "Ben silmiyorum" dedim. "Silmem" dedim. "Niye sileyim? Türk'üm" dedim. "Benim milli bayramım ve onu kutlayacağım" dedim yani. "Sizi ilgilendiren bir şey yok burada" dedim. Neyse dediler, üstünü kapattılar. Sonra arkadan tabii mesajlar falan atıyorlar; "Ne olur sil" falan... Soyunma odasına girdik, sonra baktım bu sefer formam da yok. Formamı da kaldırmışlar. Yanına çağırdı; "Biz seni kadroya alamayacağız. Şu an statta sana çok büyük tepki var" dediler. "Seni burada koruyamayız, sen maç bitene kadar soyunma odasında kalmalısın" dediler. "Siz ne anlatıyorsunuz ya?" dedim. Ben menajerimi aradım direkt tabii. "Gel beni al buradan" dedim. Ben direkt stattın çıktım, kalmadım. Ben daha dönmedim ondan sonra geri zaten. O ara Panathinaikos'ta yani belki de bonservisimi alacaklardı yani Fenerbahçe'den yani... Öyle bir durumdaydı, konuşuluyordu. Fatih Hoca gittikten sonra da konuşuldu ama o olaylardan sonra zaten yollar ayrıldı. (Kafa Sports)

Beyefendi

548,829 views • 6 months ago

Bir Türk gezgin, Mısır’da nasıl gasp edildiğini anlattı: • Öncelikle otelimi “Piramit manzaralı meşhur otellerden biri olsun” düşüncesiyle Giza bölgesinden seçtim ama büyük bir hata yaptım. • Otelden çıkış yaptığım gün metro durağına gitmek istedim. • ⁠Metroya gitmek için otobüs beklerken yanıma bir çocuk geldi ve saati sordu. • ⁠Arap olmadığımı ve anlamadığımı söyledim. Ardından çocuğun babası olduğunu söyleyen bir adam “Ben aslında İngilizce öğretmeniyim, Kahire'de yaşamıyorum.” • ⁠“Oğlumu buraya tatile getirdim. İstersen sana yardımcı olabilirim, nereye gideceksin?” diyerek yaklaştı. • Metroya gideceğimi söyleyince “Gel, bu dolmuş gidiyor. Beraber gidelim” dedi ve beni dolmuşa bindirdi. • ⁠Dolmuşta paramı kendi ödedi. Ben ödemek istediğimde “Sen misafirsin, Türksün, oğluma çok benziyorsun” diyerek kesinlikle kabul etmedi. Ben de saf gibi bunlara inandım. • ⁠Sonra bana Kahire'deki amacımı sordu. Gezmek istediğimi söyleyince “Ben oğlumu Sakkara denen bir yere götüreceğim, daha önce duydun mu? Gel beraber gidelim, sen benim oğlumsun, sen de gör” diyerek beni ikna etti. • ⁠Tekrardan bir tuktuka bindik. Yola çıktık fakat gittiğimiz yer daralmaya başladı, sadece ara sokakların olduğu bir yere geldik. • ⁠Olduğumuz yer inanılmaz derecede sıkıntılıydı. Doğduğum, büyüdüğüm semtler de tehlikelidir ama burası gerçekten çok kötüydü. • ⁠Bir elinde palayla çıkan vardı, öbürünün kolu veya bacağı kesikti, biri çöpten yemek yiyordu. İnanamayacağınız garip bir ortamdı. • Araç durdu. Adam “Sakkara'ya geldik” diyerek cebinden 2.000 Mısır Lirası çıkarıp şoföre verdi. • ⁠Bana da “Giriş parası için sen de 2.000 vereceksin” dedi. Bunun çok fazla bir para olduğunu ve vermeyeceğimi söyledim. • ⁠Adam “Vermek zorundasın. Burası çok sıkıntılı bir yer, şoförün oturduğu yer burası. Başına bir iş gelir. Ben Mısırlıyım, kurtulurum ama sen kurtulamazsın” diye tehditvari konuştu. • ⁠Zar zor parayı benden aldılar, şoföre verdim. Şoför “Tepeye çıkıp bakabilirsin” dedi. “Bari parayı verdim, çıkayım” diyerek şoför ve oğluyla tepeye çıktım. • Beni getiren adam gelmedi. Çekinip tekrar aşağı indim. Bu sefer arabanın başında 7-8 tane yüzü kesik, eli kesik, elinde bıçak olan adamlar vardı. • ⁠Elinde bıçak olan biri sırt çantama yöneldi. Adamı boğazından tutup geriye doğru ittim. Karmaşa olunca beni buraya getiren adam araya girip olayı sakinleştirdi. Tekrardan araca bindik. • ⁠Geri dönerken bana “Havuza gitmek ister misin? Seni başka yerlere götüreyim” dedi. • ⁠Kesinlikle istemediğimi söyleyince adamın suratı değişti, beni terslemeye başladı. • ⁠Cebinden 800 Mısır Lirası çıkarıp şoföre verdi ve “Bu şoför parası, bunu şoföre vermelisin” dedi. • ⁠Vermeyeceğimi söyleyince bayağı tartıştık. Arabayı durdurup “Şoför seni burada bırakacak. Birazdan o 7-8 kişi de gelecek. Başına ne gelir biz sorumlu değiliz, ne halin varsa gör” dediler. • İndiğim zaman direkt kaybolacağım, caddesi sokağı olmayan, labirent gibi iç içe bir yerdeydik. • ⁠Zar zor yine bu parayı kendilerine verdim. Bir caddeye çıktığımızda “İnmek istiyorum” diyerek arabayı durdurdum. “Karşıki arabalar metroya gidiyor” dediler. • ⁠Karşıki arabaya gidip metroya gidip gitmediklerini sorduğumda adam “Hayır” dedi. • ⁠Arkamı döndüğümde ise bizimkiler çoktan yok olmuştu. Sağlam, çok güzel bir tuzağa düşmüştüm. • ⁠Bu olaydan sonra konsoloslukla iletişime geçtim, polis karakoluna gittim ama kimseden herhangi bir yardım veya ilgi görmedim.

🎙️ Muhbir

384,783 views • 22 days ago

Bir kadın, Inditex mağazasında başına gelen hırsızlık olayını anlattı. • Ben şimdi Bakırköy Zara mağazasından çıktım. • Çocuk bölümünde iki tane kabin var, bilen bilir. • Biz birincisine girdik, ikincisinde bir kadın var. • Ben çocuk reyonundan giyinmiyorum ama kendime bir tişört buldum, çok güzel bir şey. • Onu giyeceğim, deneyeceğim, kabine girip bakacağım, inceleyeceğim, fotoğraf çekeceğim. • Bir çanta gözüme çarptı, 'Güzel' dedim ama bayağı şişti. • Normalde reyon çantalarında karton falan olur ama kartondan daha fazlaydı. • Reyon çantası olmadığını gördüm. • Baktım içinde eşya var; 'Gideyim güvenliğe, danışmaya teslim edeyim' dedim. • Baktım; bez gibi bir şey var, 'Tamam, reyon çantası' dedim. • Biraz daha açtım, içine bakarken hap gördüm zaten. • Tam kapatacakken kadın geldi içeriye, 'Pardon' dedi. • Ben 'Bu başka birinin çantası' demeye kalmadan beni kabinden çıkardı. • Arkadaşımın tişörtleri olmadı, ben de ona tişört bakmaya gittim, çantam da yanımda. • Tişörtleri alırken kadın 'Gözlüklerimi ver' diyerek yanıma geldi. • 'Pardon, çantama bakabilirsiniz' dedim. • Aldı, karıştırdı çantamı, berbat etti. • Zaten düzenli değildi, daha da karıştırdı. • Kabinde bekliyorum; 'İsterseniz polis çağırabilirsiniz, benim bir şüphem yok. • Güvenliği de polisi de çağırabilirsiniz, hatta ben de çağırabilirim şu an, hiç şüphe etmeyin' dedim. • 'Gözlüklerim yok, onlar ne kadar pahalı gözlükler haberin var mı?' dedi. • Arkadaşımı bekliyorum; 'Ne kadar doğru böyle yaptığınız?' falan dedi. • O sırada benim olaydan haberim yok. • Kadın kabinimi bir anda açıyor. Kabindeyim, üstüm giyinik ama olmayabilirdi de. 'Sen onun arkadaşısın, çantanı aç bana' diyor. • Çantam açık duruyor zaten. • Sonra kadına 'Siz beni hırsız yerine koydunuz' diye bağırdım. • Çalışanlar geldi, 'Burada bağıramazsınız, sizi dışarı alalım' dediler. • 'Çıkmıyorum dışarıya, bu kadın bana hırsız dedi; polisi veya güvenliği çağırabilirsiniz' dedim. • Kadın gözlüklerini bulmuş bu arada, ne hikmetse bulmuş. • Ben 'Çalmadım' diyorum. • Düzgün bir insan ne yapar? • Çalmayacaktım zaten, gidip güvenliğe teslim edecektim adamakıllı. • Kadın gelmeseydi seslenecektim oradan. 'Özür dileyin, ben de bağırdığım için sizden özür dileyeceğim' diyorum; 'Ben niye senden özür dileyeyim?' diyor. • Yaşın kaç başın kaç, 60 yaşında bir kadınsın; gelmişsin küçük bir çocukla benimle uğraşıyorsun. İşin gücün mü yok? • Gözlüğünü buluyorsun; hırsız yerine koyduğun için insan gelip bir özür diler, değil mi? • Çalışanlar kadını haklı buldu. • Çantam kabinde kaldı, gidip açarken buluyorum. • Karıştırmıyorum, sadece açıyordum. • Çantanı bırakmasaydın, unutmasaydın. • Çalacak olsam cüzdanını çalardım; gözlüğünü ne yapayım, ne yapabilirim? • Tamam, pahalı bir gözlük olabilir ama benim de var pahalı gözlüğüm; kaybolsa 'Eyvallah, canın sağ olsun' derim, üstelemem. • Ben çalmamışım; geliyor çantamı karıştırıyor, arkadaşım kabindeyken kabini açıp çantasını karıştırıyor ve benden özür dilemiyor. • Sonra küfrederek çıktım zaten. • Yaşlılarınıza sahip çıkın, lütfen insanlık nedir öğrenin. • Tamam, Türkiye kötü bir yer olabilir ama herkes kötü olmak zorunda değil. • Ben orada iyilik yapmaya çalışıyorum, gelip bana hırsız damgası vuruluyor. • Hoş bir durum değil.

Jurnal

240,428 views • 12 days ago

Victor Osimhen'in hayat hikayesinden🥹 ​"15 yaşımda arkadaşlarımla maç yaparken içlerinden biri, 'Nijerya milli takımının haftaya Lagos'a geleceğini duydunuz mu?' dedi. 'Nerede? Bana hemen adres verin' diye çıkıştım. Söyledikleri yer otobüsle 90 dakikalık mesafedeydi Bu yüzden mecburiyetten otostop çekecektim. ​Nihayet stadyuma vardığımda orada sırf 17 yaş altı takımının antrenörlerine kendini göstermeye çalışan en az 300 çocuk vardı. Kalabalık o kadar korkunçtu ki topa hiç dokunamadık. Seçmelerde herkesi sadece koşturdular ve yavaş kalanları da acımadan elediler. Ben var ya ben, can havliyle koştum! Ve gün bitimi biri bana, 'Yarın tekrar gel' dedi. Ertesi gün yine can havliyle koştum. Bu durum aylarca böyle devam etti ve en sonunda topla oynamamıza izin verdiler. O kadar iyi oynuyordum ki gerçekten başardığıma inanmıştım. ​Üç ay sonra sadece 30 kişi kalmıştık ve bize 'Yarın son seçmeler için gelin' dediler. Antrenman sonrası hepimizi topladılar; 30 kişiden 27'sinin adını okudular. Sadece 3 tanesi elendi. Elenen o 3 kişiden biri bendim. Antrenörlerden bir cevap almak için yalvardım ancak bana 'Bu sadece teknik bir karar, üzgünüm' dediler. Eve dönüş yolunda birinin kucağında minibüsle giderken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığımı hatırlıyorum. Adam 'Sorun ne?' diye sordu. 'Uzun hikaye' dedim. 'Ama neden ağlıyorsun?' 'Şey... Ben bir futbolcuyum. Yani... Olmaya çalışıyordum.' ​Milli takım iki hafta içinde Lagos'a geri dönüyor' dedi. Vakit geldiğinde oradaydım Emmanuel Amuneke mikrofonu eline alıp şöyle dedi: 'Bugün hepinizi izleyebilmem imkansız. İki hafta sonra Abuja'da olacağız. Eğer iyi olduğunuzu biliyorsanız ve gerçekten iyiyseniz, o zaman Abuja'ya gelin ve beni bulun.' ​Abuja arabayla 9 saat uzaklıktaydı ve benim bir arabam yoktu. 'Bu iş bitti, buraya kadarmış' dediysem de iki hafta sonra bir yolunu bulup Abuja'daki stadyumun kapısına dayandım. İlk gün sahaya adımımı bile atamadım. İkinci gün antrenörlerden biri nihayet parmağıyla beni işaret etti: 'Yeşilli! Sahaya geç, 15 dakikan var.' ​Vay be! Hayatımı değiştirebilmek için epi topu 15 dakika... Onları etkilemenin tek yolunun durmadan koşmak olduğunu biliyordum. Ben de adeta kan ter içinde kalana kadar koştum. O 15 dakikaya iki gol sığdırmayı başarmıştım. Bu kez muhtemelen başardım diye düşünmüştüm. Ama sonra antrenörler mikrofonu alıp seçilen isimleri okudular ama o isimlerin arasında benim adım yoktu. Hayallerim bir kez daha yıkılmıştı. ​Yavaş adımlarla oradan ayrılırken otoparktan insanların bana bağırdığını duydum: 'Hey! Hey! Yeşilli çocuk!' Ne oluyor? Arkamı döndüm, birkaç çocuk bana el sallıyordu. Tıpkı filmlerdeki gibi parmağımla kendimi işaret ettim: 'Ben mi?' E arkama da baktım, başka yeşilli çocuk yoktu. Koşarak yanlarına gittim. 'Hey, hoca seni görmek istiyor. Takım doktoru o iki golü atan çocuğun sen olduğunu söylemiş. O çocuk sen misin?' ​'O çocuk benim' diye haykırdım. 'O çocuk benim lan!' Stadyuma geri döndüm, doktor beni parmağıyla işaret ediyor ve iki parmağını havaya kaldırmış gösteriyordu: 'İki gol atan çocuk bu!' Eğer takım doktoru o gün bunu yapmasaydı bugün bir futbolcu olamazdım. Biliyor musun, o iki parmak hayatımı kurtarmıştı."

İbrahim Karadeniz 🌟 🌟 🌟 🌟🌟

41,472 views • 5 months ago

Erkek arkadaşının ailesi ile tanıştığı geceyi anlatan kadın. • Ben de elim boş gitmeyeyim dedim, hani daha özenli gözüksün diye evde kendi ellerimle şekerpare yapmaya karar verdim. • Yanına da güzel bir buket çiçek aldım. • Yani kısacası, annesi beni sevsin diye elimden geleni yaptım. • Hani gerisi daha kolay oluyor, annelerle biraz daha zor oluyor bu iş diye düşünüyordum. • Masaya oturduk, yemekler yendi. • Akşam çok güzel başladı, çok güzel gidiyordu. • Annesiyle çok güzel sohbetler ediyorduk. • Mutfağa gittim; yaptığım şekerpareleri tek tek tabaklara koydum, tek tek verdim. • O sırada da hani odak noktam annesi; hani beğenecek mi, yüz ifadesi falan, mimiklerinden bir şeyler anlamaya çalışıyorum. • Annesi tabağa baktı, işte şekerpareden bir çatal aldı. • Sonra çiğnerken böyle gözlerini kıstı, sonra tabağa baktı, bana döndü ve dedi ki: • "Eline sağlık kızım ama keşke şerbetini bir tık az tutsaydın, biraz ağır olmuş. Bizimki böyle şerbetli tatlılara hiç gelemez, midesi hemen ekşir." • O an içimden bir şey koptu ama belli edemiyorum. • Gülümsedim çok sakin bir şekilde, "Açıkçası şerbetini tam çekti diye düşünmüştüm. Bir dahakine sizin damak tadınıza göre ayarlarım artık." dedim. • O sırada da tabii erkek kardeşi atladı, pis pis sırıtarak böyle. • Ve bana aynen şunu söyledi: • "Abla boşuna çabalama, abim annemin yaptığı yemeklerin üzerine tek laf ettirmez. Kimsenin yaptığı hiçbir şeyi annesininkiyle de kıyaslamaz. Yani ağzına kolay kolay bir şey beğendiremezsin." • O an erkek arkadaşıma baktım. • Çünkü kardeşinin söylediklerinden sonra onun vereceği tepki benim için her şeyden önemli yani. • Aynen annesinin gözünün içine bakıp çocuksu bir sesle şunu söyledi: • "Zaten annemin şerbetlisinin yerini tutamaz hiçbir şey. Hatta dolapta baklava vardı, anne sen bize senin baklavandan koysana, hem de tadına bakmış olur." dedi. • Yemin ederim o an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. • Koskoca adam gözümün önünde sırf annesine yaranmak için beni tek kalemde sildi. • Annesi en başından beri tabağındaki şekerpareyi çatalla bir sağa bir sola itip oynuyordu zaten. • Yüzünde tam olarak "seni teftiş ediyorum" ifadesi de vardı. • Bana bakıp, "E, yıllardır anne eline alışınca şimdi bir anda damak tadının değişmesi zor tabii. Hamurun kıvamından şerbetin ayarına kadar her şeyde benim elimin lezzetini arıyor her çocuk gibi. Ben sana zamanla öğretirim kızım, benim elimi tutarsın." diyerek beni resmen stajyer gelin kılığına sokmaya çalıştı. • Kardeşi de zaten tabağındaki şekerpareye bakıp kendi kendine kıkırdıyor. • Ben de çaresizce erkek arkadaşıma bakıp "Lütfen bir yetişkin gibi davran ve beni koru." diye içimden yalvarıyordum. • Annesi zafer kazanmış edasıyla gülüyordu ki, kalktı oğluna baklava koymaya gitti. • Erkek arkadaşım ise tabağını kenara iterken bana dönüp ne dedi biliyor musunuz? • "Hayatım kusura bakma ama annemin yanında 'Yok, ben bunu yiyeceğim.' desem kadının kalbi kırılırdı, sen beni idare et artık."

Jurnal

1,576,731 views • 15 days ago

YAZININ KONUSU ÇOK ÖNEMLİ ... OKUYALIM İNŞALLAH. 80 yaşlarında bir amca gelip masamın önünde durdu, doğu şivesiyle, "Sıkıntı olmayacaksa biraz oturayım" dedi. Buyur ettim! Selam, kelam, hoş sohbet derken, "Sen beni tanımazsın ama ben seni tanıdım. Zaman zaman televizyonlarda bir şeyler anlatıyorsun, dinliyorum" dedi. Aldık çayları, karşılıklı içmeye başlarken, ben hiç sormadan kendini anlatmaya başladı. "Benim adım Muhammed. Bingöllüyüm. Refah Partisi'nin Bingöl Teşkilatı'nı kuran kişiyim. O zamanlar durum başkaydı tabi. Ben Türkiye'nin altın toptancısıydım. Koç'u, Sabancı'sı hikâye yani. Erbakan Hoca'nın yüzünü yere düşürmemek için, dava sancağını yukarıda tutmak için çok emek verdim o dönemde. Anlatmak ayıp olacak gerçi ama, partinin yükü bizim omuzlarımızdaydı. Her ay bugünün serveti sayılacak meblağı partiye aktardığımı bilirim. Sonra yaşımız ilerledi ve haliyle AK Parti'nin kuruluş döneminde geri çekildim. "Desteğimiz tam ama artık siyasette olmayalım" dedim. Allah biliyor, kenara çekildiğimiz dönemde de destek vermeye devam ettik. Şimdi İstanbul'da öyle böyle geçiniyoruz ama Allah'a şükürler olsun, aç değiliz açıkta değiliz" diyerek hikayesini bir çırpıda anlattı. Anlatırken öyle bir iç çekiyor, öyle bir dertleniyor ki anlatamam. Allah adına yemin olsun ki ben Muhammed amcanın yüzündeki kedere, gözlerinde beliren o acı bakışa bir başka insanda rastlamadım. Partinin bazı teşkilatlarında ve belediyelerinde şahit olduğu akla ziyan olayları anlattı sonra. "Parti bu durumlara düşmemeli, bu adamlara kalmamalıydı" diye hayıflandı. Sonra, "Beni yıldırım gibi çarptı" dediğim sözler döküldü ağzından... "Bak, Allah benim canımı Recep Tayyip Erdoğan'a kurban etsin. Hem vallahi, he billahi bunu gönülden söylüyorum, çünkü ben onu canımdan çok sevdim. Ama bir konu var ki ben o konuda hakkımı ona helal etmeyeceğim" dedi. "Yahu kurban olayım Muhammed amca, bu söylenecek laf mı şimdi? Hem canından çok seviyorsun hem hakkımı helal etmem diyorsun. Bu olacak iş mi?" diye elini tuttum. 80 yaşında adam ağladı ağlayacak! Çenesi titriyor, gözleri doluyor, belli etmemek için yüzünü sıvazlıyor, ama bir türlü rahatlamıyor. İçinden, kendisini tüketen bir ur çıkarırcasına "Bak sana bir hikâye anlatayım Süleyman Efendi oğlum" dedi ve anlatmaya başladı. Vakti zamanında adamın birinin bir devesi varmış. Sahibinin her isteğine boyun eğen, onun git dediği yere giden, sırtına vurduğu her yükü taşıyan bir deve işte. Günün birinde adam yine devesinin sırtına binmiş, "Yürü ey deve" diye seslenmiş. Rivayet odur ki deve Allah'ın izniyle dile gelmiş: "Bunca yıldır seni sırtımda taşıyorum, bir kez bile sözünden çıkmadım. Ne dediysen yaptım. Beni incittiğin, hırpaladığın zamanlar da oldu. Bunlar için benden bir helallik almadan Allah'ın huzuruna gitmeye korkmuyor musun?" diye sormuş sahibine... Adamın beti benzi atmış. Devenin sırtından inmiş, karşısına geçmiş ve "Eğer sana bir haksızlığım olduysa, seni incittiysem bana hakkını helal et" diye yalvarmaya başlamış. Edersin, etmem pazarlığı epey sürdükten sonra deve ikna olmuş ve sahibine "Sana her hakkımı helal ederim ama bir hakkımı helal etmem" demiş. Adam şaşırmış, "Helal etmeyeceğin kusurum nedir ki?" diye sorunca deve canını en çok yakan olayı anlatmaya başlamış. "Zaman zaman benim yularımı eşeğe bağladın, eşeği bana rehber ettin ya hani. İşte o hakkımı helal etmem" demiş. "Sen ne yaptın Muhammed amca!" demeye fırsat vermeden, eliyle dur işareti yaparak anlatmaya devam etti: "Benim meselem, benim gibilerin meselesi de o devenin meselesidir. Allah canımı Cumhurbaşkanıma kurban etsin amma, partinin içindeki beş para etmez bazı adamları görüyorum ya hani. Kahrımdan ölüyorum. Benim yularımı bu eşeklere bağladığı için Tayyip Erdoğan'a helal etmiyorum." dedi. Yemin ediyorum, dinlerken nefes almayı unuttum. Bildiğim kelimeler beni terk etti gitti, ne diyeceğimi bilemedim. Tam bir şeyler geveleyecekken, yine susturdu: "Bak sen gazetecisin. Sana vebal bırakıyorum. Cumhurbaşkanı'na ulaşabilir misin ondan pek emin değilim ama ulaşamazsan bunu yaz. Yaz ki bu hakkın altında kalmasın! Milletinden helallik alsın" dedi. Cumhurbaşkanım duyar mı duymaz mı bilemem. Lakin şunu bilirim ki Muhammed amca gibi pek çok insan "Yularının bağlandığı isimlerden" şikayetçi ve Cumhurbaşkanı'nın bu meseleye çözüm bulmasını istiyor. Benden duyurması… ( Süleyman Özışık- 2019) Allah'ım gani gani rahmet eylesin Süleyman Özışık kardeşime. Mekanı Cennet olsun. Rabbim Peygamber efendimize komşu eylesin.

Kumandan

39,124 views • 5 months ago

İzmir Katip Çelebi (Yeşilyurt) Hastanesi'nde güvenlik görevlileri üzerime saldırdı, tehdit etti! 22 Aralık 00.00 sularında iri yapılı bir güvenlik, hastaneye sığınmış (hava çok soğuk olduğu için) evsiz vatandaşın yanına giderek sesli bir şekilde hadi kalk dışarı yürü dedi. Evsiz adam muayene olacağım diyerek dışarı çıkmak istemedi. Ardından iri yapılı güvenlik, yanına 3 güvenlik arkadaşını alarak evsiz adamı bağıra çağıra yaka paça dışarı atmak istediler. Turkuaz Basın Kartlı bir basın mensubu olduğum için durumda haber değeri gördüm ve bu olayı kayda almaya başladım. Kayıt aldığımı gören güvenlikler üzerime çullandı ve kamera kaydımı kapattı. Daha sonra buna hakları olmadığını, bunun bir kamu görevi olduğunu, basın kartım olduğunu (anında ibraz ettim) söylememe rağmen beni memur odasına 5 kişi etrafımı sararak götürdüler. Daha sonra memur içeri geldi. Ve aslında her şey burada başladı. Memur odasına ben ve 5 tane güvenlik görevlisi girdi. Eşim de girmek istedi ancak memur odasına giren ve evsiz vatandaşı yaka paça dışarı atmak isteyen güvenlik görevlisi eşimi ittirerek çık dışarı giremezsin dedi. Ardından ben içeride 5 güvenlik görevlisi 1 polis ve 1 jandarma eşliğinde alenen sorguya çekildim. İçeride bana bağıra çağıra hep bir ağızdan bir şeyler söylediler. Ben sakinliğimi koruyarak. Basın kartımı çıkardım. Siz şuanda bana görevimi yaptirmiyorsunuz dedim. İçlerinden bir tanesi (sıska, esmer) polis memurunun odasında üzerime yürüdü. Ben de dışarı çık. Ben haklarımı bilen birisiyim. Bu odaya girip memuru etkileme hakkınız yok dedim. Çıkmak istemeyip bana sen dinliceksin biz de boş değiliz o görüntüleri sileceksin dediler. Ben de jandarmaya dönüp lütfen işinizi yapın memur bey, burada baskı altında ifade etkilemeye çalışıyorlar derhal dışarı çıkartın lütfen dedim. Daha sonra sıska, esmer olan güvenlik görevlisi odadan parmak sallayarak ve biz boş adam değiliz ha diyerek odadan polis eşliğinde çıktı. Avukatım şikayet dilekçelerini hazırladı, yarın sabah hastane yönetimi ve ilgili güvenlik memurundan şikayetçi olacağız. Soruyorum! -Evsiz insanları bu soğukta devletin hastanesinden yaka paça dışarı atma emrini kim verdi? -Ben haklarını bilen bir vatandaş veya basın mensubu olmasam bir vatandaş bağırarak, tehdit edilerek susturulmuş mu olacaktı? -Yeşilyurt Hastanesi'nin korudorlarını bok götürüyor. Hastane yönetimi koridorlardaki sidik kokusunu ne zaman gidermeyi düşünüyor? -Devletin hastanesinde eşkiyalık taslayan sözde güvenlik görevlileri işlerine devam edecekler mi? -Hastane Yönetimi sözde bu güvenlik görevlilerinin basın kanunu hakkında bilgilendirmedi mi? Olay sonrası güvenlik görevlileri benden video çektiğim için şikayetçi olmak istediler, hastanedeki görevlerini bırakıp karakola gittiler ancak komiser bey yaptığım işin yasal olduğunu ve güvenlik görevlilerinin şikayetçi olamayacağını söyledi. Yarın hem hastane yönetimi hem de eskiyalar hakkında şikayetçi olacağız! T.C. Sağlık Bakanlığı Yarın dilekcemizi sunacağız..!

Aykut Metehan

59,972 views • 8 months ago

Kıymetli arkadaşlar, Ekte bir video ve videonun sonunda iki farklı tarihe ait fotoğraflar paylaşacağım. Lütfen tarihlere dikkat etmenizi rica ediyorum. Maalesef Havuz gazetecilerinin taktiklerini kullanıyor kendi dostlarımız, beni özel mektup ve görüntüleri paylaşmaya mecbur ediyorlar. Gazetecilerin (!) kara propagandaya dönüştürdükleri “uzaklaştırma” hadisesi 29 Ocak 2019’da oldu. Bu tarihi oradaki insanları arayarak da teyîd ettim. Ekte arz ettiğim videoda o senenin Haziran ve Temmuz aylarına ait fotoğraf ve Ağustos ayında gerçekleşen bir ziyaret var. Lütfen, bu videoda dargın, kırgın, kızgın, kovulmuş, mütekebbir insanlar görüyor musunuz? Soru soran bir arkadaşa da yazdım: “Sözlerini yalanlayamıyoruz, başka çare yok, vurun abalıya!” dercesine yapılan söz konusu program pek çok yalan ve iftira içermektedir. Dün birisinin yorumunu gördüm; “Herhalde Osman hoca beş vakit namaz da kılmıyor, çünkü M. Yeşilyurt dedi ki: Osman hoca cuma ve bayram namazlarına bile gelmiyordu artık.” Halbuki o şekilde bir uzaklaşma olmadığı gibi katılamadığım Cuma namazlarının da sebebini çok iyi biliyorlar. LinkedIn hesabıma bakarsanız, o tarihlerde iki sene New York’ta imam olarak çalıştığımı görebilirsiniz. Evet, PA’daki son iki senemde New York eyaletine bağlı Rockland Psychiatric Center adlı hastanede haftada iki-üç gün çalışıyordum. Bu çalışmam, muhterem Hocamızın izni ve bilgisi dahilinde idi. Dolayısıyla o iki sene boyunca Cuma ve özel günlerde ben orada Müslüman doktorlara ve hastalara namaz kıldırıyor ve programlar yapıyordum. Ücretli çalışıyordum, hem de eyalet OMH’e kayıtlı bir Muslim Chaplain - imam olarak. Diğer günler kampa gittiğimde merhum Hocamız da sürekli sorardı, ben de güzel hadiselerden ve oradaki olaylardan bilgiler verirdim. Neden olduğunu bilemesem de bu konuda maalesef yalan söyleyen arkadaşımız bunu çok iyi biliyor. Ama “Cumaya bile gelmezdi!” diye konuşuyor. İşte, Hocaefendi’yi sansürlediğim konusu da böyle bir yalan. Oysa 20 sene en büyük ve önemli iş olarak Hocamızın sohbetlerini yayınlamayı bildim. Yayında bahsettikleri gün de yine çalıştığım yerde bir programda idim. İlgili arkadaş arayınca ona şifrelerin kimde olduğunu ve videonun nasıl yükleneceğini de belirttim. Kasdi olarak mani olmak aklımın ucundan bile geçmez. Arkadaşımız bunu neden öyle anlattı anlamış değilim. Buna dair iki arkadaşımın şahitliğini ifade eden iki mesajın resmini paylaşabilirim ama o arkadaşları zor durumda bırakmak istemiyorum. Hasılı, merhum Hocamızla alakalı bir yayını yaptırmamak aklımdan dahi geçecek bir edepsizlik olamaz. Fakat ne diyeyim; öyle bir şey varmış gibi anlatanları da benim kusurlarımı da Allah affetsin. O gazetecilere de açıkladığım gibi, muhterem hocamız bazen cemal bazen de celal ile terbiye ederdi. Kimi zaman iltifat kimi zaman tedip yoluna giderdi. Cevdet Bey’den Mustafa Özcan’a kadar zaman zaman kovmadığı insan yoktur. Bir kısım iftiralar sonrası Harun, Ali ve Recep abileri aylarca kabul etmemesi de böyle bir uygulamadır. Öğrenci arkadaşlarımızdan “kovulma” tecrübesi yaşamayan yoktur. En az on defa “derslere iyi çalışmadıkları, derste ilgisiz davrandıkları ya da manevi dünyalarındaki eksiklikleri” –bunlar hocamızın ifadeleri- gibi sebeplerle bütün halka kovulmuştur. Hatta iki ya da üç defa “Madem siz gitmiyorsunuz, o zaman ben gidiyorum!” diyerek muhterem Hocamızın başka bir binaya muvakkaten taşındığı vakidir. O bahsedilen hadisede Mustafa Özcan ve iki talebe arkadaşın neden kovulduklarını bilmiyorum. 2019 yılında bir gün binaya gittiğimde kapıdaki nöbetçi “Hocaefendi bazı isimleri içeri almamamızı söyledi. Sizin adınız da var!” dediler. Evime gittim, ne hata yapmış olabileceğimi düşündüm, tevbe istiğfar ettim. Diğer üç kişi bir gün sonra gidip girmişler. Bem bir hafta gitmedim. O bir haftanın sonunda “Hocaefendi seni çağırıyor!” dediler, hemen koşup gittim. Salonda yalnızdı. İçeri girdiğimde tebessüm etti. “İnsan Hocasına küser mi?” dedi. “Estağfirullah hocam, kendi hata ve günahımın istiğfarı ile meşguldüm, çağırdığınız için teşekkür ederim!” dedim. Sonra da bu tavrının sebebini -istifsar ve bir daha yapmamk için- sordum Dediler ki: “Beni yalnız bırakıyorsunuz. Son dönemde oturumlara az geliyorsunuz. Geldiğinizde de yüzünüz asık oluyor. Oysa benim için katlanmalıydınız buradaki sıkıntılara. Ben size toz kondurmam; siz de benim için insanların ezalarına katlanmalısınız!” dedi. Hepsi bu kadar. Bütün mukaddesatım üzerien yemin ederim ki bütün hadise bundan ibaret. Fakat birileri bunu her yanda “Hocaefendi onu kovdu!” diye yayıyorlar ve bunu bir iftira kampanyasına çevirdiler. Bu hadiseden sonra üç sene daha orada kaldığımı ve sonrasında da Muhterem Hocamızın vefatından önceki ziyaretlerimi daha önce değişik vesilelerle anlattım. Bu arada, o gazeteciler (!) kendileri ile röportajdan kaçtığımı söylüyorlar. Benim çekindiğim husus kayıtlı röportajdır, çünkü nasıl montaj yapacaklarından emin değilim artık. M. Özcan ve Cevdet Bey’in ya da sadece birinin beraberce çıkacağımız bir canlı yayını, moderator kim olursa olsun, kabul ediyorum. Not: Çoklarının insafsızca saldırdığı bir dönemde, bu videoyu çekip bana gönderen arkadaşıma da minnettarım. Evet, bir bakınız, kırgın ve dargın insanlar mı görüyorsunuz?

Osman Şimşek

217,030 views • 1 year ago

Fenerbahçe Cezası Daha fazla olacak Olayların perde arkası 🗣Sercan Hamzaoğlu: UEFA geldi, İngiliz iki tane müfettiş. Fenerbahçe'nin tüm sözleşmenini kontrol ettiler şikayetlerden sonra. Burada Kerem, biliyoruz Diago Carlos, Mourinho. Artı limit aşımı. Şimdi bu dosyaları burada derlediler, topladılar. Gittiler. 🗣İbrahim Seten : Çok özür dilerim. Diego Carlos ne var ki? 🗣Sercan Hamzaoğlu: Diago Carlos'un da bir şeyinde yanlış bir şey görmüş. Öyle çok böyle bariz bir şey değil ama bu böyle olması lazım. 🗣İbrahim Seten: Ben Ali Gürbüz'e Ali Gürbüz Beyefendi'ye sordum. Bu Fenerbahçe'nin hukuktan sorumlu yöneticisi değil mi? O 6 tane sözleşmeye bakıldı dedi. Yani bence belki de rastgele 6 tane seçip de bakmış olabilirler. 🗣Sercan Hamzaoğlu: O da olabilir ama 3 tane. 3 tane. Kerem, Diego Carlos, Mourinho. 3'ü müfettişler tarafından not alınıyor. Artı limit aşımı. Sonra aradan zaman geçiyor ve benim aldığım bilgi fena başı kesinlikle dedi limit aşımından bir cezası var. Bu onaylandı kesinleşti. Öbür tarafla alakalı da evet o da bir inceleniyor. Onunla alakalı da bir ceza çıkabileceğini ama net bir bilgiye o gün ulaşmadığım için ben özellikle elimde şunu söyledim. O konuyla alakalı kesin bir bilgiye sahip değilim. Evet şu an dosya UEFA'nın elinde. Eğer onu da içine katarak bir ceza da gönderebilirler. Göndermeye de bilirler. Çünkü ne dedi Sayın Hakan Safi? Dedi biz dedi UEFA'yla görüştük federasyon olarak canlı yayında. Biz bu konuyu aramızda kapattık dedi. Artık dedi bundan sonra dedi Kerem Akturkoğlu konusu olmayacaktır. Hatta Beyaz TV'ye bu açıklamaları yaptı. Bu konuyu konuşanlar da olursa art niyetlidir. Fenerbahçe'ni sorgulayın dediler. Şimdi Sayın Başkan Adayı'nın bu açıklamasından sonra ben üzerine daha yorum yapma gereği duymadım. Benim için kapanmıştır o zaman. 🗣İbrahim Seten: Biraz böyle seçime dönük zaten şey yapılıyormuş gibi de geliyor. Bir Hakan safi'yi bir itibarsızlaştırma çabası da görüyorum bunun içinde. İkincisi de şey Saadettin Saran yönetiminin hiç suçu yok. Bütün suç Ali Koç'un Ali Koç yönetiminin deme çabası da görüyorum açıkçası. Tam bir konuyu bütün boyutuyla ele alırsak bence orada bir şüphede bırakmayız. Doğrusu nedir tam bir konuşalım istiyorum sende. Bende de bazı bilgiler var çünkü. Onları karşılıklı istiyorsan konuşalım. 🗣Sercan Hamzaoğlu: Valla abi sendeki o bilgiler daha nettir ama iki tarafta bizle alakası yok diyor. Yani Ali Koç tarafından şimdi birine sordum, mesaj attım. Bunun bizimle alakası yok diyor ama aslında şurada şöyle bir alaka olabilir. %100 olabilecek alaka. Eğer oyuncu kontratları üzerinden de Fenerbahçe bir ceza alırsa bu %100 Ali Koç'u bağlıyor. Çünkü bu 3 isim de Ali Koç yönetiminde Fenerbahçe'ye geldi. Ama bu isimler dışında sadece limit aşımı olursa Bence gelecek mevcut yönetimi de şu anki yönetimi bağlıyor. O yüzden bu UEFA cezayı göndermeden %100 bunda bir şey dememiz mümkün değil. Ama şu da bir gerçek. Hani dediler ya kontrat biz düzelttik ettik. Şimdi benim elimden aldığım bir liste var içeriden. Ve şu an kere maktuk oldu. Mesela maaşı yıllık 222 bin TL. Yani vurduğun zaman aylık 22. Şimdi bu kontrat fesiye edilip yeni baştan yapıldı mı? Ali Gürbüz Bey'e sordum. Yok yapılmadı dedi. Peki federasyonla nasıl ilişkileri düzelttiniz dedim. Onlar bizim Türkiye Futbol Federasyonu biz UEFA konunun nasıl çözülmesi gerektiği anlattık diyor. Bu konuyu yazışmalarımız yaptık bitirdik diyorlar. Şimdi bu onların nezdinde ondan açıklamasına göre bitti bu konu. 🗣İbrahim Seten: Biraz daha açalım. Şimdi niye yapılmadığını söyleyeyim. Yeni mukavele yapabilmen için transfer döneminin başlaması lazım. Şu anda transfer dönemi değil. Transfer dönemi Ocak'taydı. Ocak'taydı ama. Ocaktaydı bu konu. Hayır sonradan geldi UEFA baktı ve değiştir dediği bölüm zaten hiç kimsenin bir hamle yapamayacağı bölümden bahsediyoruz. Şimdi transfer Ağustos'ta mı başlıyor? Diyelim ki liglerin transfer dönemi Temmuz'da başlıyor diyelim. Temmuz'da beraber 5 yıllık 4 artı 1 yıllık bir mukavelesi var bildiğim kadarıyla. O 4 artı 1 yıllık mukaveleyin ilk senesini pas geçecekler. İlk senesi böyle olmuş olacak. Bununla ilgili bana sorarsan Fenerbahçe'ye bir İnce bir yaptırım olabilir. Bununla ilgili bir para cezası da olabilir. Veya uyarı da olabilir. Ama sonrasında yeni 4 yıllık mukaveleyi şey yapacaklar. 222 bin liradan değil hayatın olağan akışına uygun daha evvel bu adamın Benfica'da aldığı maaşa toplam maaşına uygun şekilde artık çünkü bütün rakamlar da biliniyor. Onun bir bölümünü Fenerbahçe verecek. İmaj hakkı bölümü de ayrıca olacak. Ama bunların neredeyse birbirine eşit veya orantılı olması lazım. Parayı da benim bildiğim kadarıyla bunu soruyorlar. Karadaşım Fenerbahçe'nin bu işten zararlı çıkmaması için sen bunu kulübe sponsorluk olarak verecek misin diye soruyorlar. Evet diyor. Bağış veya sponsorluk olarak Hakan Safi bunu vermeyi kabul ediyor. Vergisi dahil hepsini bütün şeyleri kulübe bağışlayacak. Kulüp ödeyecek.

Galatasarayultrataraftar

58,878 views • 3 months ago

Pastane sahibine küçük yalanlar söylüyorum. 38 yaşındayım. Balıkesir’de yaşıyorum. Sabah hep aynı saatte işe giderim. Kasayı eksik bırakmam, fişi atlamam, gramla oynadığım görülmemiştir. Ama yıllardır, çarşıya yakın bir fırının tezgâhında, kimsenin bilmediği bir düzen kurdum. Yakalasalar belki işten çıkarırlar Umurumda mı Değil Çünkü bu hayatta insanı en çok açlık değil, utandırılarak yaşamak yoruyor İşim basit Simit dizerim Poğaça dizerim Peynirli açmaları dizerim Kekleri keserim Akşamüstü olunca “bayatlar” ayrılır Ama bayat dediğim her şey gerçekten bayat değildir Bazen “ücretsiz” derim Bazen “beşte biri fiyat” yazarım Bazen de sadece gözümle anlatırım “Alabilirsin” Görünmez olmak iyidir Fırında çalışan kadınlar Balıkesir’de kimsenin dikkatini çekmez Ama biz herkesi görürüz Görürüm Sabah pazardan dönerken filesi ve cebi hafif anneleri Emekli maaşıyla hem çay içip hem simit düşünen amcaları Asgari ücret ile çalışan yorgun babaları Geliri olmayan ev hanımlarını Yok gerek yok deyip vitrinden hızlıca uzaklaşan gençleri Ve hep, o kızı hatırlarım Kıştı Balıkesir ayazı Ankara gibi sert değildir derler ama insanın içini sessiz sessiz üşütür Kapıdan içeri girdi Üzerinde ince bir mont vardı Ayakkabılarının ucu ıslaktı Eller cebindeydi ama cebinde bir şey yoktu belli Yirmi yaşında bile değildi Tezgâha yaklaştı Kakaolu keklere baktı Bir tanesinin üstü hafif çatlamıştı Fiyatı gördü Başını eğdi Sağ olun dedi, dönmek üzereyken Dayanamadım Bu bayat, dedim 1 lira Bir an durdu Korktu önce Gerçekten mi Gerçek, dedim Bugün çok çıktı Keki aldı Tezgâhın önünde yemedi Poşete koydu Sanki bir şeyi saklar gibi Çıkarken arkasından seslendim, istersen iki tane al Gözleri doldu Ama ağlamadı Çünkü yardım almıyordu Bayat ürün alıyordu İşte mesele buydu O günden sonra başladı bu düzen Emekli bir amcaya simitleri “dünkü” diye verdim Çocuklu bir anneye pastayı “şekli bozuk” diyerek yarı fiyatına kestim Okuldan çıkan bir gence, kapanıştayız, almazsan çöpe gider dedim Bazen gerçekten çöpe gittiğini sandılar Bazen anladılar ama Balıkesir insanı gibiydi; fazla konuşmadılar Kasayı bazen cebimden tamamladım Bir gün, birinin beni izlediğini fark ettim Saçları toplu, temiz giyimli bir kadındı Bir anneye pastayı üçte bir fiyatına verdiğimi gördü Eyvah, dedim içimden Şimdi şikâyet edecek Yanıma geldi .Göz kırptı. Sessizce kasanın yanına 500 lira bıraktı, bir sonraki bayatlar için dedi Gitti O günden sonra kimse konuşmadı. Ama herkes anladı 10 liralık simide 100 lira uzatan oldu Para üstü kalsın, sizin ekmek bereketli, diyen oldu. Fırın kendi içinde başka bir düzen kurdu. Adı konmayan bir düzen: Onur ekonomisi Geçen ay kapı açıldı. İçeri üniformalı genç bir kadın girdi. Sağlıkçıydı. Tezgâha yaklaştı. Siz…dedi Bana yıllar önce kek veren abla mısınız Yutkundum Bir sürü kek verdim, dedim Muzipce gülümsedi Hiç de bayat değildi, taptazeydi. Mis gibiydi Ben onu yurda götürmüştüm, üç kişi paylaşmıştık. O gün ilk kez kimseye muhtaç hissetmemiştik Cebinden küçük bir zarf çıkardı. Bugün ben çalışıyorum, dedi. Bir sonraki öğrenci için zarfı bıraktı, çıktı Ben 38 yaşındayım Belim ağrıyor Sabahları erken kalkıyorum Ama şunu çok iyi biliyorum Bu ülkede insanı yoksulluk değil, yoksulun utandırılması çürütür O yüzden yalan söylemeye devam edeceğim Bayat Şekli bozuk Ücretsiz Çünkü önemli olan kekin fiyatı değil Onu alırken eğilen baştır Bence patron, çaktırmadi ama o da anladı. Ne yapiyorsan devam et kızım bugünlerde bereket var, herhalde derdi. Nasıl olduğunu hiç bir zaman bilemedi. Veren elin daima bereketi artar…

Melón Şapka...

773,863 views • 7 months ago

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 views • 7 months ago

Dünya Sağlık Soykırım Örgütü😡 1-2 / 1 . Bölüm ❗️SORUYORUZ ❗️ Bu Hayat kimsenin tekelinde değil Onlar değil , Biz karar veririz . ☝🏽 Bizler sistemin verisi değiliz. Biz nefes alan, hisseden, düşünen Kutsal Varlıklarız İnsanız 😡 Ve bu kez, tek yalanlarınızı değil, tüm gerçekleri ifşa edicez 👊🏼 #WakeupWorld #Roma #Baal #NWO En az 20 -30 milyon insanın hayatını kaybetmesine ❗️ Ülkelerin ekonomilerinden 10 trilyon dolardan fazla para silinmesine ❗️ Sayısız insanın geçim kaynaklarına zarar verilmesine ❗️ Milyonlarca insanı yoksulluğa sürüklenmesine ❗️ Milyonlarca öğrencinin eğitiminin aksamasına ❗️ Hastalık korkusu ya da izolasyonun getirdiği yalnızlık yüzünden acı çeken sayısız kişinin ruh sağlığı üzerinde ağır bir etki yaratmasına ❗️ Neden olan Organize Sağlık Terör Örgütü #WHA 😡 2025 Mayıs ayında yine yeni bir #Plandemi #Saglık #Soykırım #Plan ‘yapmak için Cenevrede #WHA78 bir araya geldi … ❗️ Küresel Sataniklerin Toplantı Linki: Bu seneki Mottoları , “Tek Bir Dünya, Tek Bir Sağlık” “Tek Yalan , Tek Müşteri “ ❗️Soruyoruz Size #WHA78 ❗️ Tek Bir Yalanmı, Tek Bir Sistemmi Tek Bir Kurgumu, Tek Bir Pazarmı Tek Bir Oyunmu, Herkes Oyuncumu Tek Bir Komutmu, Küresel İtaatmi Tek Hakikatmı, Milyonlarca Maskeli Yüzmü Tek Senaryomu, Ortak Figüranlarmı Tek Sağlık mı, Tek Kontrol mü? Tek Bir Krizmi, Tüm Ortak Korkularmı Tek Bir Aşımı, Tek Bir Ajandamı Tek Gerçeklikmi, Dijital Bir Hapishanemi Tek Bir Dünyamı, Tek Bir Emirmi Herkes İçin Sağlıkmı,:) Ama Kimin İçin Gerçek? Tek Bir Sistemmi, Sonsuz Bağlılıkmı Tek Bir Gelecekmi, Seçimsiz Kalabalıkmı Birlikte Bu Sistemle Sağlıklımıyız (!) Global Sağlıkmı, Global Gözetimmi Bütüncül Sağlık mı, Bütünleşik Denetim mi? İnsanlık için Sağlık mı, Veri için İnsan mı? Teklik Masalımı, Çokluk Deneyimi bu daha çokça cevap arayan, soru var yanan yüreklerde ,kaybedilen canlarda… 😔 Sorgusuz Sualsiz yıkılan hayatlarda…! ❗️UNUTMADIK HEP HATIRLADIK ❗️ Tek bir dünya dediler. Haritayı sildiler. Tek bir sağlık dediler. Zihinlere kilit vurdular. Sınırlar kalktı, kafesler geldi. Bu bir küresel ‘bakım’ değil, küresel bir ‘kapan’dı. 🪤 Pandemi değil, plandemi,Yalandı dimi Biyolojik bir virüs değil, psikolojik bir komut zinciriydi. Hastalığın adı: Korku. Aşısı: İtaat. Kaynağı: Medya + Devlet + Tıp lobisi. “Beni entübe etmeyin.” Dedi. Dinlemediler. Protokol öyle yazılmıştı. Hastayı kurtarmak değil, veriye uygun öldürmek gerekiyordu. Ya “ölümsüz hasta” olacaktı, ya “rakam.” 8 + 8 + 8 Hatırladın mı bu formülü? İlaçların kombinasyonuydu. Yan etkiler ölümcül, “zorunluluk” yasal. Bir ‘deney faresi’ için fazla konuşuyorsun dediler. Sustular, Öldüler,Susmadık 😡 BURADAYIZ 😡 #CovidScam ❗️ Hastaneye girdin, insan olarak. Çıktın… ya sayıya dönüştün ya cesede. Kodu girildi, protokol aktı, makine çalıştı. Oksijen verildi mi? Hayır. Kayıt girildi mi? Evet. “Pozitif çıktınız.” Ne testi, ne doğruluğu hiç tartışılmadı. Sadece “etiket” yapıştı. Ve etiket, kimliğinin yerini aldı. Sen artık hasta değildin. Sen “veri”ydin. #İDControl Medya ne dedi? “Bilim böyle diyor.” Ama o bilim, Pfizer’in, Moderna’nın, Gates’in fonladığı bilimdi. Gerçeği söyleyen doktorlar ne oldu? Linç. Meslekten atılma,men edilme Sessizlik. 🤐 “Sağlık için kapanıyoruz.” Ama AVM’ler açıktı. “Maskesiz çıkma!” Ama kameralar hep açıktı. “Aşı ol!” Ama ölüm raporları sessizdi. Salgın değildi bu. Resmen #Algı ‘ydı. Çin’den gelen veriye göre Dünya karantinaya alındı. 🧾:) Bir algoritma karar verdi, Tüm Dünya buna uydu! Seni durduran polis değil, QR koduydu. “Hasta değilsen bile tehlikelisin.” Bu yeni suç: Potansiyel hasta olmak. DSÖ ne dediyse devletler emretti. Demokrasi değil, direktif vardı. Seçilmişler sustu, atanmışlar konuştu. Ve tıp, halkın değil, kartelin tarafına geçti. ❗️😡 2 Canda Benden Aldılar 😡❗️ ❗️ DURMAYACAGIZ ❗️ Lütfen Okuyun ,Hatırlayın , #Aklet ⤵️. ⤵️. ⤵️

Hakim Aydın

23,257 views • 1 year ago

“Merhaba arkadaşlar. Size sıfır araba alırken başıma gelen bir olayı anlatacam. İstanbul Ümraniyedeki yetkili bir bayiden Renault Megane 1.3 Benzinli icon ( full ) paket sıfır araç aldım. Daha doğrusu sıfır araç aldığımı zannediyordum. Aracım 1.3 benzinli (full) paket bir araba. Arabayı aldığım günden beri bitmek bilmeyen sıkıntıları var. Şimdi size bunları anlatacam. Arabayı aldıktan sonra şöför kapısı çamurluğa değiyordu yetkili servise götürdüm ayar işlemi yapıp vidalarla oynamadan halledeceklerini söylediler yapıp verdiler çok önemsemedim neyse olur dedim. Sonrasında klimanın çalışmadığını farkedip tekrar servise götürdüm, gazı olmadığını söylediler gaz bastılar yine çok önemsemedim olur dedim. Aradan geçen bir süre sonra yine klima çalışmadı bu seferde gaz kaçağı olduğunu söylediler tekrar gaz basıp beni gönderdiler ama yine aynı sıkıntıyı yaşadım klima hala çalışmadı. Bende biraz araştırma yapınca zaten bu modellerin kronik sıkıntısı olduğunu öğrendim bu seferde serviste farklı parçalarını değiştirdiler. Şimdiii İlerleyen zamanlarda bakacam aynı sıkıntı çıkacak mı acaba ? Neyse gelelim ennn önemli sıkıntıya gel zaman git zaman ben bu aracı satmaya karar verdim. Aracı satmaya çalışırken yapılan experde aracın bir parça ön cam direğinde boya çıktı.Halbuki karşılığı olan sağ tarafta ki parça gibi komple 110 çıkması gereken boya değeri 110dan başlayarak 360 dereceye kadar git gide artıyor.Ayrıca ön kapı ile çamurluktada sök tak olduğunu öğrendim. Tabi sıfır araba alıyorsun inanmadım. Ustaya tekrar bakar mısınız bir yanlışlık olacak. Ben bu Arabayı sıfır bayiden aldım nasıl boya ve sök tak olabilir dedim. Usta yanlışlık yok isterseniz sizde bakabilirsiniz dedi. Bu sıkıntılar sıfırda olsa bizim devamlı başımıza gelen şeyler dedi. Tabi başımdan aşağı kaynar su döküldü. Kendimi çok kötü hissettim o an sanki bir dolandırıcı gibi hissettim alıcıya karşı kendimi. Arabayı satamadım ve bütün exper masrafları ödemek zorunda kaldım.Hemen servisi aradım aracı servise götürdüm. Servistede tekrardan boya expertizi yapıldı araç boyalı çıktı. Servisin fabrika ile görüşeceğini ve dönüş yapacaklarını söylediler. Yaklaşık 10 gün sonra beni genel müdürlükten aradılar.Arayan kişi evet arabanızda boya var sök tak yok fabrika kayıtlarında bu bilgiler mevcut dedi. Ben nasıl olabilir bu Arabayı sıfır aldım nasıl boya çıkabilir dedim itiraz ettim. Onlarsa bana dalga geçer gibi beyefendi aracınız fabrikada boyandığı için orijinal hiç bır sıkıntı yok ama size müsteri memnuniyeti olarak 20.000 TL verelim dediler kabul etmedim. Sonrasında 25.000 TL verelim konuyu kapatalım dediler. Sanki dilenciye para veriyorlar, ben sıfır araba alıyorum neden hasarlı araç alayım ki sonuçta benim mağduriyetim var ortada sizin verdiğiniz çerez parasınada ihtiyacım yok bunun çözümü bu değil bana neden hasarlı araç satıyorsunuz dedim. Kabul etmedim dava açağımı söyledim ve dava açtım. Siz bilirsiniz dediler başından sağdılar. Halbuki Arabayı satarken çok güzel ilgileniyorlar hatta yorumlarla internette bizi övün beş yıldız verin demeyi biliyorsunuz. Fiyat faturası keserken o zamanın parasına göre 6.000 TL eksik fatura kesmeyi biliyorsunuz. İnsanlar zar zor kredi çekip çoçuğunun, evinin rızkından kesip yatırım yapmak için yıllarını veriyor. Size 25.000 TL iyi vermişler normalde bir yıllık bakım sadece hediye ediyorlar diyen satıcı bayi Hangi ticarette var insanları kandırarak birşeyler satmak sonrasınnda arkasında durmamak Koskocaaa marka nasıl böyle bir şey yapabilir. Bu gücü nerden anlıyorsunuz? Vicdanınız rahat mı ? Taktirini size bırakıyorum. Sözüm o ki sıfırda araba da alsanız dikkatli olun.”

Serkan Tanyildizi

38,983 views • 11 months ago

Sıfır araç alan bir takipçimiz, aracında bitmek bilmeyen sorunları çektiği video ile anlattı: ''İstanbul Ümraniyedeki yetkili bir bayiden sıfır araç aldım. Daha doğrusu sıfır araç aldığımı zannediyordum. Aracım Renault Megane 1.3 tce 3 (full) paket bir araba. Arabayı aldığım günden beri bitmek bilmeyen sıkıntıları var. Şimdi size bunları anlatacağım. Arabayı aldıktan sonra şöför kapısı çamurluğa değiyordu, yetkili servise götürdüm, ayar işlemi yapıp vidalarla oynamadan halledeceklerini söylediler, yapıp verdiler, çok önemsemedim, neyse olur dedim. Sonrasında klimanın çalışmadığını farkedip tekrar servise götürdüm, gazı olmadığını söylediler, gaz bastılar yine çok önemsemedim, olur dedim. Aradan geçen bir süre sonra yine klima çalışmadı bu seferde gaz kaçağı olduğunu söylediler tekrar gaz basıp beni gönderdiler ama yine aynı sıkıntıyı yaşadım klima hala çalışmadı. Bende biraz araştırma yapınca zaten bu modellerin kronik sıkıntısı olduğunu öğrendim bu seferde serviste farklı parçalarını değiştirdiler. Şimdi ilerleyen zamanlarda bakacağım aynı sıkıntı çıkacak mı acaba? Neyse gelelim en önemli sıkıntıya. Gel zaman git zaman ben bu aracı satmaya karar verdim. Aracı satmaya çalışırken yapılan experde aracın bir parça ön cam direğinde boya çıktı. Halbuki karşılığı olan sağ taraftaki parça gibi komple 110 çıkması gereken boya değeri 110'dan başlayarak 360 dereceye kadar git gide artıyor. Ayrıca ön kapı ile çamurluktada sök tak olduğunu öğrendim. Tabi sıfır araba alıyorsun inanmadım. Ustaya tekrar bakar mısınız bir yanlışlık olacak. Ben bu Arabayı sıfır bayiden aldım nasıl boya ve sök tak olabilir dedim. Usta yanlışlık yok isterseniz sizde bakabilirsiniz dedi. Bu sıkıntılar sıfırda olsa bizim devamlı başımıza gelen şeyler dedi. Tabi başımdan aşağı kaynar su döküldü. Kendimi çok kötü hissettim o an sanki bir dolandırıcı gibi hissettim alıcıya karşı kendimi. Arabayı satamadım ve bütün exper masrafları ödemek zorunda kaldım.Hemen servisi aradım aracı servise götürdüm. Servistede tekrardan boya expertizi yapıldı araç boyalı çıktı. Servisin fabrika ile görüşeceğini ve dönüş yapacaklarını söylediler. Yaklaşık 10 gün sonra beni genel müdürlükten aradılar.Arayan kişi evet arabanızda boya var sök tak yok fabrika kayıtlarında bu bilgiler mevcut dedi. Ben nasıl olabilir bu Arabayı sıfır aldım nasıl boya çıkabilir dedim itiraz ettim. Onlarsa bana dalga geçer gibi beyefendi aracınız fabrikada boyandığı için orijinal hiç bır sıkıntı yok ama size müsteri memnuniyeti olarak 20.000 TL verelim dediler kabul etmedim. Sonrasında 25.000 TL verelim konuyu kapatalım dediler. Sanki dilenciye para veriyorlar, ben sıfır araba alıyorum neden hasarlı araç alayım ki sonuçta benim mağduriyetim var ortada sizin verdiğiniz çerez parasınada ihtiyacım yok bunun çözümü bu değil bana neden hasarlı araç satıyorsunuz dedim. Kabul etmedim dava açağımı söyledim ve dava açtım. Siz bilirsiniz dediler başından sağdılar. Halbuki Arabayı satarken çok güzel ilgileniyorlar hatta yorumlarla internette bizi övün beş yıldız verin demeyi biliyorsunuz. Fiyat faturası keserken o zamanın parasına göre 6.000 TL eksik fatura kesmeyi biliyorsunuz. İnsanlar zar zor kredi çekip çoçuğunun, evinin rızkından kesip yatırım yapmak için yıllarını veriyor. Size 25.000 TL iyi vermişler normalde bir yıllık bakım sadece hediye ediyorlar diyen satıcı bayi Hangi ticarette var insanları kandırarak birşeyler satmak sonrasınnda arkasında durmamak Koskoca marka nasıl böyle bir şey yapabilir. Bu gücü nerden anlıyorsunuz? Vicdanınız rahat mı? Taktirini size bırakıyorum. Sözüm o ki sıfırda araba da alsanız dikkatli olun.''

denetle!

202,596 views • 10 months ago