正在加载视频...

视频加载失败

𝐈̇𝐅𝐓𝐈̇𝐑𝐀𝐊 𝐈̇𝐇𝐀𝐍𝐄𝐓𝐓𝐈̇𝐑 Bu sohbet Muhterem Hocaefendi'nin 2010 yılında yapmış olduğu Bamteli sohbetinden alınmıştır. ''Bu dairede bir kişi hesabına bile iftirak çıkaran kara yılandan daha kötüdür. Namaz kılsa da, oruç tutsa da, otuz senedir seninle benimle ....''

26,541 次观看 • 1 年前 •via X (Twitter)

11 条评论

fâlih3M 的头像
fâlih3M1 年前

Kaynana/gelin tartışmalarında sıkışan tarafın WhatsApp/instagram hikâyesinde ayet/hadis paylaşmasına benzedi bu tavrınız. Babanızın malı zaten di mi, kafana göre istediğin yeri seç ve yayınla. Şaşırmıyoruz malesef. Ama bilin ki hiç görmesek de HE’yi tanıyoruz!.

Muhacir 的头像
Muhacir1 年前

Keske herkes bu sohbeti kendine muhatap alarak dinleyebilse. Yok muhatap felan yok filan yok zamanlama manidar. HE bi karakter ciziyor sen bu karakter olma diyor. Herkes kendi hesabini verecek makami mevki kimin ne kadar yillik talebesi oldugu muhim degil.

KJV Cards 的头像
KJV Cards1 年前

Prophecy of the Hissing Curse with Klezmer KJV Song Included John 3:14–15 KJV And as Moses lifted up the serpent in the wilderness, even so must the Son of man be lifted up: That whosoever believeth in him should not perish, but have eternal life.

ömer s. 的头像
ömer s.1 年前

Ortaya konuşmaya gerek yok. HE direk isim vererek anlatıyor. Var mı yüreğiniz; bunu da yayınlayın!

Eşrefzade Ali 的头像
Eşrefzade Ali1 年前

"Şahsımıza ihanet olsa, bir cinayet olsa umursamazlığa girebiliriz. Fakat amme hukuku diyebileceğimiz, İslami hukuk sisteminde amme hakkı Allah hakkı demektir. İşte ona ihanet etmeye, ihanet edilmesine göz yummaya hakkımız yoktur."

tunc 的头像
tunc1 年前

Admin, zamanlaması manidar

Eşrefzade Ali 的头像
Eşrefzade Ali1 年前

" Zira, içinde umumun hukuku bulunan koskoca bir cemaati mahcup edip yere baktırmak öyle büyük bir vebaldir ki, o cürmü işleyen kimseyi Allah affeder mi affetmez mi bilemiyorum!.."

Sss Sss 的头像
Sss Sss1 年前

Arkadaşlar kim hain kim değil haddimize değil böyle bir karar vermek. Ama Türkiye de bu kadar mazlum varken onların problemleri dururken böyle gereksiz olaylarla insanların aşkını şevkini kırmaya kimsenin hakkı yok. Tüm tarafların dikkatli olmalı bu iş iman kurtarma işidir !!!

Adem NYC 的头像
Adem NYC1 年前

Bu konunun muhatabi Osman degil. Mahrem birimlere abilik edenler. Kemalettinler, Ceylanlar....

Anneler,HastaVeYaşlı Tutuklular Serbest Bırakılsın 的头像
Anneler,HastaVeYaşlı Tutuklular Serbest Bırakılsın1 年前

Bu dairede Mustafa Yesil, Mustafa, Cevdet, Osman vs. hesabına iftirak çıkaran iftira atan hain diyen gıybet eden kara yılandan daha kötüdür. Namaz kılsa da, oruç tutsa da diyebilir miyiz? @cinar_medya ne dersiniz? Tekzip de usul aynıyla yapılmasıdır. Osman bey de bunu istiyor.

Adfvghbvv 的头像
Adfvghbvv1 年前

İftira atanlar????

相关视频

Hakan Fener ile anlaşmış. Doğru mu? Burhan Can Terzi: Bunu çok sık tekrar ediyorum. Hakan konusuna çok girmek istemiyorum ama artık bir tabii gereklilik oldu çünkü bugün de Beril Böke yapmış sanırım. Daha önce de yapıldı. Hakan Fenerbahçe ile Hakan'ın Fenerbahçe ile anlaştı. Hakan Fener denilmemiş de Hakan Safi. Evet. Şimdi Enteresan bir durum var. Galatasaray yönetimi, seçilmiş Galatasaray yönetimi görevlendirme yapmadan herhangi bir oyuncu ile anlaştık diye açıklama yapmıyor. Ama Sayın Hakan Safi daha seçilmiş bile değilken o oyuncu ile anlaştım, bu oyuncu ile anlaştım diye sürekli bir haber çıkıyor Hakan Safi tarafından. Bu biraz enteresan bir strateji ama... Fenerbahçe seçimlerinde biraz işler bu şekilde yürüyor. Yani bütün adaylar şununla anlaştık, bununla anlaştık. Ali Bey daha önce Mourinho ile anlaşmıştı biliyorsun. Aziz Yıldırım, Mourinho ismini ortaya atınca. Bunlar seçime yönelik propagandalar. Normal. Ben şunu biliyorum. Merih ve Hakan'a pres olduğunu biliyorum. Şunu da anlatayım. Geçen sene biliyorsun. Fenerbahçe tarafından yine Hakan Çalhanoğlu'na bir pres gelmişti. Hakan Çalhanoğlu tatilini Türkiye'de geçirirken. Hakan Safi yine Hakan Çalhanoğlu'nu aramıştı. Fenerbahçe'ye gelmesi için terkinde bulunmuştu ve önüne gerçekten çok büyük meblalar getirilmişti. Yine benzer bir pres yapılıyor Hakan Çalhanoğlu'na. Hakan Serie A'da şampiyonluk yaşadı. Galatasaray'a 2 senedir gelmek için elinden geleni yaptı. Ben bunları tekrar tekrar anlatmak istemiyorum. İnsanlar yanlış anlıyor. Devre arasında bile Hakan Galatasaray'a gelmek için elinden geleni yaptı. Kendinin paylaşmış olduğu, kendi inisiyatif alarak paylaşmış olduğu, başka takımın formasını giyerken yapmış olduğu Galatasaray formalı paylaşımları var. Yani Hakan Çalhanoğlu'nun Galatasaray'la olduğunu herkes biliyor. Bunu tekrar tekrar anlatmaya gerek yok. Ama Hakan Safi tarafından biraz da bu çalım hikayesi, Kerem Aktürkoğlu olayı gibi böyle bir heves var. Fenerbahçe başkanlığına talip olan kişilerde veya Fenerbahçe taraftarının gönlünü kazanmak isteyen. Aziz Yıldırım'ın böyle bir şeye ihtiyacı yok. 20 yıl başkanlık yapmış ama Hakan Safi... Bu şekilde ilerliyor işte Galatasaray'la ama ben işte Kerem'de de olduğu gibi Fener'e getirdim hevesi var. Hakan'a böyle bir pres olduğu doğru. Ama hani arada da bir inter kulübü var ya hani interin sözleşmeli futbolcusu hani böyle haber giriliyor da yani arada da bir inter var. Ben Hakan'ın yani Fenerbahçe mesela diyelim 10 barem teklif etti. Hakan'ın ben 5 milyon 5 milyon demeyeyim 5 bareme Fenerbahçe'nin teklif ettiğinin yarısına Galatasaray'ı tercih edeceğini düşünüyorum ama Galatasaray tarafında somut bir adım atılmadı Hakan'la ilgili yeni dönemde. Ama ben daha bu köprünün altına çok sular akacağını düşünüyorum. Yani daha Hakan Safi seçilmedi.

Galatasarayultrataraftar

644,425 次观看 • 4 个月前

Kıymetli arkadaşlar, Ekte bir video ve videonun sonunda iki farklı tarihe ait fotoğraflar paylaşacağım. Lütfen tarihlere dikkat etmenizi rica ediyorum. Maalesef Havuz gazetecilerinin taktiklerini kullanıyor kendi dostlarımız, beni özel mektup ve görüntüleri paylaşmaya mecbur ediyorlar. Gazetecilerin (!) kara propagandaya dönüştürdükleri “uzaklaştırma” hadisesi 29 Ocak 2019’da oldu. Bu tarihi oradaki insanları arayarak da teyîd ettim. Ekte arz ettiğim videoda o senenin Haziran ve Temmuz aylarına ait fotoğraf ve Ağustos ayında gerçekleşen bir ziyaret var. Lütfen, bu videoda dargın, kırgın, kızgın, kovulmuş, mütekebbir insanlar görüyor musunuz? Soru soran bir arkadaşa da yazdım: “Sözlerini yalanlayamıyoruz, başka çare yok, vurun abalıya!” dercesine yapılan söz konusu program pek çok yalan ve iftira içermektedir. Dün birisinin yorumunu gördüm; “Herhalde Osman hoca beş vakit namaz da kılmıyor, çünkü M. Yeşilyurt dedi ki: Osman hoca cuma ve bayram namazlarına bile gelmiyordu artık.” Halbuki o şekilde bir uzaklaşma olmadığı gibi katılamadığım Cuma namazlarının da sebebini çok iyi biliyorlar. LinkedIn hesabıma bakarsanız, o tarihlerde iki sene New York’ta imam olarak çalıştığımı görebilirsiniz. Evet, PA’daki son iki senemde New York eyaletine bağlı Rockland Psychiatric Center adlı hastanede haftada iki-üç gün çalışıyordum. Bu çalışmam, muhterem Hocamızın izni ve bilgisi dahilinde idi. Dolayısıyla o iki sene boyunca Cuma ve özel günlerde ben orada Müslüman doktorlara ve hastalara namaz kıldırıyor ve programlar yapıyordum. Ücretli çalışıyordum, hem de eyalet OMH’e kayıtlı bir Muslim Chaplain - imam olarak. Diğer günler kampa gittiğimde merhum Hocamız da sürekli sorardı, ben de güzel hadiselerden ve oradaki olaylardan bilgiler verirdim. Neden olduğunu bilemesem de bu konuda maalesef yalan söyleyen arkadaşımız bunu çok iyi biliyor. Ama “Cumaya bile gelmezdi!” diye konuşuyor. İşte, Hocaefendi’yi sansürlediğim konusu da böyle bir yalan. Oysa 20 sene en büyük ve önemli iş olarak Hocamızın sohbetlerini yayınlamayı bildim. Yayında bahsettikleri gün de yine çalıştığım yerde bir programda idim. İlgili arkadaş arayınca ona şifrelerin kimde olduğunu ve videonun nasıl yükleneceğini de belirttim. Kasdi olarak mani olmak aklımın ucundan bile geçmez. Arkadaşımız bunu neden öyle anlattı anlamış değilim. Buna dair iki arkadaşımın şahitliğini ifade eden iki mesajın resmini paylaşabilirim ama o arkadaşları zor durumda bırakmak istemiyorum. Hasılı, merhum Hocamızla alakalı bir yayını yaptırmamak aklımdan dahi geçecek bir edepsizlik olamaz. Fakat ne diyeyim; öyle bir şey varmış gibi anlatanları da benim kusurlarımı da Allah affetsin. O gazetecilere de açıkladığım gibi, muhterem hocamız bazen cemal bazen de celal ile terbiye ederdi. Kimi zaman iltifat kimi zaman tedip yoluna giderdi. Cevdet Bey’den Mustafa Özcan’a kadar zaman zaman kovmadığı insan yoktur. Bir kısım iftiralar sonrası Harun, Ali ve Recep abileri aylarca kabul etmemesi de böyle bir uygulamadır. Öğrenci arkadaşlarımızdan “kovulma” tecrübesi yaşamayan yoktur. En az on defa “derslere iyi çalışmadıkları, derste ilgisiz davrandıkları ya da manevi dünyalarındaki eksiklikleri” –bunlar hocamızın ifadeleri- gibi sebeplerle bütün halka kovulmuştur. Hatta iki ya da üç defa “Madem siz gitmiyorsunuz, o zaman ben gidiyorum!” diyerek muhterem Hocamızın başka bir binaya muvakkaten taşındığı vakidir. O bahsedilen hadisede Mustafa Özcan ve iki talebe arkadaşın neden kovulduklarını bilmiyorum. 2019 yılında bir gün binaya gittiğimde kapıdaki nöbetçi “Hocaefendi bazı isimleri içeri almamamızı söyledi. Sizin adınız da var!” dediler. Evime gittim, ne hata yapmış olabileceğimi düşündüm, tevbe istiğfar ettim. Diğer üç kişi bir gün sonra gidip girmişler. Bem bir hafta gitmedim. O bir haftanın sonunda “Hocaefendi seni çağırıyor!” dediler, hemen koşup gittim. Salonda yalnızdı. İçeri girdiğimde tebessüm etti. “İnsan Hocasına küser mi?” dedi. “Estağfirullah hocam, kendi hata ve günahımın istiğfarı ile meşguldüm, çağırdığınız için teşekkür ederim!” dedim. Sonra da bu tavrının sebebini -istifsar ve bir daha yapmamk için- sordum Dediler ki: “Beni yalnız bırakıyorsunuz. Son dönemde oturumlara az geliyorsunuz. Geldiğinizde de yüzünüz asık oluyor. Oysa benim için katlanmalıydınız buradaki sıkıntılara. Ben size toz kondurmam; siz de benim için insanların ezalarına katlanmalısınız!” dedi. Hepsi bu kadar. Bütün mukaddesatım üzerien yemin ederim ki bütün hadise bundan ibaret. Fakat birileri bunu her yanda “Hocaefendi onu kovdu!” diye yayıyorlar ve bunu bir iftira kampanyasına çevirdiler. Bu hadiseden sonra üç sene daha orada kaldığımı ve sonrasında da Muhterem Hocamızın vefatından önceki ziyaretlerimi daha önce değişik vesilelerle anlattım. Bu arada, o gazeteciler (!) kendileri ile röportajdan kaçtığımı söylüyorlar. Benim çekindiğim husus kayıtlı röportajdır, çünkü nasıl montaj yapacaklarından emin değilim artık. M. Özcan ve Cevdet Bey’in ya da sadece birinin beraberce çıkacağımız bir canlı yayını, moderator kim olursa olsun, kabul ediyorum. Not: Çoklarının insafsızca saldırdığı bir dönemde, bu videoyu çekip bana gönderen arkadaşıma da minnettarım. Evet, bir bakınız, kırgın ve dargın insanlar mı görüyorsunuz?

Osman Şimşek

218,069 次观看 • 1 年前

O dönem Esad rejimi Askeri İstihbarat Başçavuşu olan Emced Yusuf Şam Tadamon mahallesinde yaptığı katliamı itiraf ediyor: “Ben, birinci sınıf astsubay Amjad Yusuf. İstihbarat şubesinin 227. bölgesinde görev yapıyordum. 2004 yılında askeri hizmete katıldım. Yaklaşık bir yıl süren eğitimden sonra 2006’da çavuş rütbesiyle mezun oldum. Daha sonra başçavuşluğa kadar yükseldim ve ardından astsubay Başçavuş oldum. Sosyal medyada yayılan ve Amjad Yusuf’un göründüğü videodaki kişi benim. Bu olaylar krizden önce, yani devrimin başlangıcına yakın bir dönemde yaşandı. Benimle birlikte olan kişi Necib’di; kendisi Ulusal Savunma’dan bir unsurdu. Yanımızda bir de kameraman vardı ama adını hatırlamıyorum. O dönemde yaklaşık 40 kişiyi getirmiştik. O zaman hepsinin terörist olduğu ya da terörizmi maddi olarak desteklediği söyleniyordu. Askerler açısından orada benden başka kimse yoktu. Onları kazılmış bir çukura götürdük. Çukuru Rikez kazmıştı. Videoda da görüldüğü gibi ateş açtım: Bazen kişinin çukura inmesini bekliyordum, bazen çukura inmeden önce ateş ediyordum, bazen de getirip doğrudan ateş ediyordum. Hepsi bitene kadar bu şekilde devam ettik. Ateş ettikten sonra, altlarına lastikler koyuyorduk, sonra üstlerine de lastik yerleştirip yakıyorduk ki bölgede koku yayılmasın. Daha sonra üzerlerini toprakla örtüyorduk. Ertesi gün tamamen gömülmüş oluyordu. ➕Soru: "Bunu kendi kararınla mı yaptın?" Cevap: Evet, kendi kararımla yaptım. Bana bunu yapmam için emir veren bir askeri amir, subay ya da general yoktu. Olsaydı söylerdim. Aksine, sorumluluk bana ait. Kurbanları ben seçmedim. Sayının 40 kişi olması önceden planlanmış değildi; şartlar böyle gelişti. İsimler genelde şöyle geliyordu: Hakkında bilgi olan kişiler, biri hakkında ihbar yazılması ya da silahlılarla bağlantılı olduğuna dair bilgi gelmesi… Bazen birinin silahlılardan kaçtığı ya da onlara maddi destek verdiği söylenirdi. Bu bilgiler bize bu şekilde ulaşıyordu ve biz de bu bilgilere dayanıyorduk.”

Malik Ejder

26,251 次观看 • 5 个月前

1⃣-) Kemalist görünümlü hesapların dünden beri X'te yaptığı şey aslında tam olarak DAEŞ propagandası. Diğer terör örgütlerinin büyük çoğunluğundan farklı olarak DAEŞ, artık eylemlerini belirgin ve sabit bir amaca yönelik gerçekleştirmiyor. Yıllardır İsrail'in ihtiyacı olduğu zamanlarda alet kutusundan çıkardığı, işi bitince tekrar yerine koyduğu bir aparat olarak varlığını sürdürüyor. Bu örgüt, devlet kurma ya da ideolojisini geniş kitlelere yayma gibi amaçlardan tamamen uzaklaşmış durumda. DAEŞ, Kendi militanları dışındaki herkesi kafir kabul eden, yalnızca Müslümanlara saldıran ve amacı İslam coğrafyasında korku yayarak İslam'a karşı bir tepki oluşturmak olan çok açık bir İsrail organizasyonu. Bu terör örgütü, Türkiye'den toprak istemiyor, rejim değiştirmek ya da siyasi bir takım taleplerinin gerçekleşmesini sağlamak gibi bir amacı da yok. Zaten bu hedefe yönelik bir propagandası ya da üzerinden siyasi talepler geliştireceği bir kitlesi de mevcut değil. Son derece içine kapalı bir hücre yapılanması ile yıllarca bekleyip İsrail'den gelen talimatla anlık olarak harekete geçiyorlar. Nitekim herkesin önceden tahmin ettiği gibi yine İsrail'in tam ihtiyaç duyduğu anda sahneye çıktılar. Belliki bu terör eylemleri marifetiyle, Suriye'deki PKK unsurlarının silah bırakmasını engellemeyi ve Türkiye'de korku yayarak İslam'a karşı bir tepki oluşturmayı hedefliyorlar. Ancak DAEŞ'in Türkiye'de yapacağı herhangi bir eylem, tek başına bir korku ortamının oluşmasına tabiiki yetmiyor. ABD, Avrupa ve hatta Avustralya'nın en büyük şehirlerinde çok daha şiddetli terör eylemlerinin yaşandığı böyle bir dönemde, Türkiye'de gerçekleştirdikleri bu tip eylemlerle amaçlarına ulaşmalarının imkansız olduğunu sanırım herkes kabul ediyordur. Bu yüzden eylemlerinin toplum üzerindeki etkisini artıracak propagandaya ve algı operasyonlarına ihtiyaç duyuyorlar. Tam bu noktada sosyal medyada FETÖ tarafından kurulan yapı yine devreye giriyor ve DAEŞ'in eylemlerinin amacına ulaşması için gereken propagandayı hayata geçiriyor. Bu örgütün övülmeye ya da sempati toplamaya değil daha fazla korku ve nefret yaymaya ihtiyacı var. Bu açıdan bakıldığında dünden beri X platformunda Kemalist görünümlü FETÖ hesaplarının kusursuz bir DAEŞ propagandası yürüttüğünü söyleyebilirim. Tam olarak DAEŞ'in yani aslında İsrail'in hedeflediği şekilde, terör eylemleri üzerinden Müslümanlara ve silahsızlanma sürecine saldırıyorlar. FETÖ yapılanmasının en aktif hesabı @BRCNYLDRM_'ın gece boyunca yaptığı paylaşımların, hem İslam'a karşı tepki oluşturmaya hem de topluma terörizm üzerinden korku vermeye yönelik olduğu son derece açık. Bu aşağıda gördüğünüz son paylaşımında DAEŞ'in Türkiye'de 500 bin hücresi olduğunu iddia ediyor. Kaynak olarak alıntıladığı hesap, Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci isminde birisine ait. Şahıs, 2013 yılında Irak TV'sinde yayınlanan bir videoda EL KAİDE'nin böyle bir açıklama yaptığını iddia ediyor. Videoya dair hiçbir kanıt sunmadığı gibi net bir tarih ve kanal ismi de vermiyor. Bircan Yıldırım da uydurma olduğu her halinden belli olan bu saçmalığı, EL KAİDE'yi IŞİD'e çevirip kendi yalanını da ekleyerek paylaşıyor. Yani Bircan Yıldırım'ın iddiasına göre her hücrede bir kişi bile olsa en az 500 bin terörist şu an Türkiye'de gizleniyor anlamı çıkıyor. (DAEŞ'in zirve dönemindeki toplam militan sayısı bile 100 bin civarındaydı.) Alıntı yaptığı Atabey Kahveci, komplo teorileri uydurmasıyla tanınan bir sosyal medya ünlüsü. Barış Manço'nun reenkarnesinin olduğu ama devletin sakladığını, Papa'nın ziyaret sebebinin gizli bir kara büyü adasını bulmak olduğu gibi deli saçması başka iddiaları da var. (Aşağıdaki videonun devamında görebilirsiniz.) FETÖ yapılanması onun paylaşımına da RT desteği vermiş. İşte Bircan Yıldırım, bir terör saldırısının hemen sonrasında İslam'a kin kustuğu çok sayıda paylaşımla birlikte, topluma korku salmak amacıyla yanlış bilgilerle donattığı bu saçmalığı da paylaşıyor. İşte bu, örgütün Türkiye'de yaptığı bütün terör eylemlerinin amacını karşılayan net bir DAEŞ propagandası ve gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Aynı anda harekete geçen binlerce RT hesabı da @BRCNYLDRM_ gibi hesapların topluma korku ve nefret pompaladığı bu paylaşımları organize şekilde yaymaya başlıyor. -Alttaki paylaşımda devam ediyorum-

Abese İrca

30,709 次观看 • 9 个月前

Bankamatiklerin sadece 200 TL vermediği, cebimizde madeni para taşıdığımız o günlerde, 50 kuruş, sadece bir madeni para değil; Atatürk'ün vizyonuyla yetişmiş, Anıtkabir'in harcında emeği olan, hem bilime hem sanata iz bırakmış öncü bir Türk kadınına, Sabiha Rıfat Gürayman'a gösterilen çok zarif bir saygı duruşuydu. Gürayman, "Mühendis Mekteb-i Âlisi" olan bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi'ne (İTÜ) giren ilk kadın öğrenci oldu. 1933 yılında bu okuldan Türkiye'nin ilk kadın inşaat mühendisi olarak mezun oldu. Sabiha Rıfat Gürayman, Anıtkabir’in yapımı sırasında İnşaat Başmühendisi (Kontrol Şefi) olarak görev yaptı. Gençlik yıllarından itibaren ud çalardı ve klasik Türk müziğine büyük bir tutkusu vardı. Maddi sıkıntılar yaşayan öğrencilere burslar vermiş, adını yaşatacak vakıflar kurdu. ​2009 yılında tedavüle giren madeni 50 kuruşun üzerindeki tasarımda da onun resmi yer aldı. Şimdi ise maden olarak maliyeti 50 kuruşluk değerinden daha yüksek olduğu için elbette basılmıyor. 2010'lu yıllara kadar, tüm eksiklerine rağmen bu ülkede geleceğe dair umut vardı. İnsanlar birbirine daha fazla saygı gösteriyor, ortak değerlerimizi daha güçlü sahipleniyordu. Bugün ise sıradanlaşan, duyarsızlaşan ve birbirine tahammülü giderek azalan bir topluma dönüşmüş durumdayız. Kültürümüze olan saygımız da, birbirimize olan saygımız da ciddi şekilde aşındı. Öyle bir noktaya geldik ki, sağlık çalışanlarına şiddet uygulayan, doktor dövmeyi marifet gibi anlatan ve bunu utanmadan paylaşabilen bir toplumsal iklim oluştu. Bu tablo, yalnızca bireysel bir ahlak sorunu değil; toplum olarak ne kadar büyük bir değer erozyonu yaşadığımızın göstergesidir. Siyasete baktığımda ise manzara daha da üzücü. Bunu hiçbir parti ayrımı yapmadan söylüyorum. Liyakatten uzak, güven vermeyen, sürekli birbirini suçlayan, fırsat buldukça parti değiştiren ve her tartışmanın merkezinde yer alan isimleri gördükçe büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Birçoğunu kendi kurumunuzda en temel sorumluluk gerektiren bir göreve bile emanet etmek istemezsiniz; ama ülkenin geleceği onların elinde şekilleniyor. Sonuç olarak, hep birlikte bu güzel ülkeyi hak etmediği bir noktaya sürükledik. Sorun artık tek bir yanlış kararın ya da tek bir hükümetin ötesine geçmiş durumda. Bu kadar derinleşmiş bir tahribatı, tek bir hamleyle ya da "bir sifon çekerek" temizlemek mümkün görünmüyor. Gerçek bir yeniden inşa, ancak değerleri, kurumları ve toplumsal vicdanı birlikte onararak mümkün olabilir.

Alphan Manas

20,035 次观看 • 3 个月前

"MAVİ ÇARŞI’DA İNSANLARIMIZI DİRİ DİRİ YAKANLARI DA ONLARI ALKIŞLAYANLARI DA AFFETMİYORUZ" Ümit Özdağ: 🎙️Ne yazık ki Ramazanları Ramazan, bayramları bayram tadında kutlayamıyoruz artık. Ramazan oruç ayı ama o kadar ağır bir ekonomik krizden geçiyor ki ülkemiz, 16 milyon emekli dul ve yetim aldıkları maaşla zaten oruç tutmak zorunda kalıyorlar Ramazan dışında da çünkü açlıkla boğuşuyorlar. Asgari ücretliler aldıkları maaşla açlık seviyesindeler. Onunla mücadele ediyorlar. Oruç, sabır ayı, kanaat ayı, şükür ayı ama Ramazan ayı aynı zamanda adalet ayı olmalı, kul hakkının yenilmediği ay olmalı. Ne yazık ki Ramazanlarda da Ramazan dışında da kul hakkının yendiğini, adaletsizliğin zirve yaptığını görüyoruz. Ben geçen sene Ramazan'da Silivri cezaevindeydim. Orada sahuru da tek başıma hücrede yapıyordum ve iftar vakti geldiği zaman da cezaevi çalışanları yemekleri birkaç saat önceden dağıtıyorlar. Bir kettle üzerinde ısıttığım çorbayı ve sonra da yemeği yiyerek orucumu açıyordum. Neden? Çünkü iddia Cumhurbaşkanı'na hakaret etmiştim, Antalya'da Mehmetçik katillerine af yok mitinginde konuşmuştum ve daha önce Karaman'da da ‘Mehmetçik katillerine af yok’ diye bir miting yapmıştık ve bu mitingden hemen önce İl Başkanlarımıza Antalya'da otelde de bir konuşma yaptım ve hazır olmalarını, mücadeleye hazır olmalarını söyledim. Antalya'da yaptığım bu konuşmadan dolayı İstanbul Başsavcılığı tarafından gözaltına alındım. Sonra bir başka suçtan Kayseri'de olayları çıkartma iddiasıyla tutuklandım. Oysa Kayseri Savcılığı benimle ilgili en ufak bir soruşturma yapmamıştı. Kayseri polisi de bütün raporlarda beni ve Zafer Partisi'ni aklamıştı. Sonra Cumhurbaşkanına hakaretle ilgili iddianame hazırlandı. Mahkemeye gitti, mahkeme dedi ki ‘bu konuşma Antalya'da yapılmış, bu benim yetki alanıma girmez Ümit Özdağ Antalya'da yargılanmalı’. Cumhurbaşkanının avukatları dediler ki ‘Cumhurbaşkanı bu konuşmayı İstanbul'da duydu televizyondan onun için davayı İstanbul'da açalım’. Ben de inanın şükrettim dedim ki ‘Cumhurbaşkanı ya Uganda seyahati sırasında bu konuşmayı Uganda'da izleseydi herhalde benimle ilgili davayı Uganda Başsavcılığı açacaktı’. Yüz polisle gözaltına alındığım hakaret davasından beraat ettim. Ben beraat ettim ama içeride hala benim suçsuz olduğuna inandığım birçok insan bulunmaya devam ediyor. Ya da yargılansalar ama tutuksuz yargılanabilirler. Hayır, onlar yargılanmaya devam ederken, onlara rüşvet verdiğini söyledikleri ve 700 seneyle yargılanan adam dışarıda dolaşırken korumalarla. Rüşvet aldığı iddia edilen adamlar ise içeride, hapiste tutulmaya devam ediliyor. Birkaç gün önce de Bolu Belediye Başkanı öğrencilere burs bulmak için yapmış olduğu çalışmalardan dolayı tutuklandı. Ama Mavi Çarşı’da çoğu çocuk olan 14 kişiyi yakarak öldüren PKK'lı terörist, Dem Parti tarafından Türkiye'nin değişik yerlerinde konferanslara götürülüyor. Orada demokrasi havarisi olarak konuşturuluyor ve birileri de onu alkışlıyorlar. Sonra da buna adalet deniyor. Yok böyle adalet. Biz bu adaletsizliğe isyan ediyoruz arkadaşlar. Bebek katillerini de affetmiyoruz. Mavi Çarşı’da insanlarımızı diri diri yakanları da Mehmetçiklerimize pusu kurarak arkadan vuranları da onları alkışlayanları da affetmiyoruz. Onlara affetmeye hazırlananları da affetmiyoruz.

Haberiniz

31,062 次观看 • 7 个月前

Bu çok ilginç bir savunma değil mi? Ekrem İmamoğlu'nun oğlu Selim İmamoğlu, 2022 yılında yani 25 yaşındayken yurtdışında bir şirket kuruyor ve bu şirkete 637 bin Euro para aktarıyor. Para transferleri, MASAK tarafından tespit edilmiş durumda. Yani bu, inkar edilebilecek ya da tartışma götürecek bir konu değil. Hepimizin bankadaki para hareketleri gibi İmamoğlu ailesinin para hareketleri de ortada. Yapılan işlemler, saniyesine ve kuruşuna kadar otomatik olarak kaydedilmiş durumda. Özgür Özel olayı 25 yaşındaki Selim'in evin önünde limonata satıp para kazanma hikayesi gibi anlatıyor. Dikkat ettiyseniz hiç rakamlardan bahsetmiyor. Annesi bir şeyler bozdurmuş, dedesi de biraz harçlık vermiş, o bahsetmediği para da 637 bin Euro değil, dörtte biri yani 159 bin Euro'ymuş. Afacan Selim, babasının gönderdiği bir başka parayla da kendisine yat almış. Savcının iddiası bunun klasik bir kara para aklama yöntemi olduğu ama diyelim ki öyle değil. İmamoğlu ailesi, kara para aklamıyorsa CHP'nin ekonominin çok kötü olduğunu iddia ettiği bu dönemde 25 yaşındaki bir çocuğun eline on milyonlarca lira parayı oynaması için nasıl veriyor? Ekonomi kötüyse ve ortada yolsuzluk yoksa, İmamoğlu son 3 yıl içinde milyarlarca lira değerindeki 117 taşınmazı nasıl elde etti? "Ekonomi kötü, yolsuzluk da yok" ama tutuklanan bütün CHP'liler 150-300 bin lira arasındaki maaşları ile ultra lüks villalarda yaşıyor. Sıvacının bile banka hesabından 600 milyon lira çıkıyor. Hiçbirisi bu matematiği izah edemiyor, banka hesaplarındaki milyarlık para trafiklerini açıklayamıyor, 30 kişi suçunu itiraf etmiş, rüşveti alan aldım, veren verdim diyor. Milyonlar, çoluk çocuğun elinde oyuncak olmuş. Ve Özgür Özel, her gün ekrana çıkıp gözümüzün içine baka baka bu durumun normal olduğunu söylüyor. Ben hayatımda bu kadar kötü bir savunma gerçekten görmedim.

Abese İrca

127,806 次观看 • 1 年前

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ: Amedspor Süper Lig'e çıkarıldığı zaman, bakın “çıktığı zaman” demiyorum, “çıkarıldığı zaman”; çünkü şampiyon olarak çıkmadı, ikincilikten çıktı ve Türkiye'de futbolun ne kadar siyasallaştığını hepimiz biliyoruz. İstenmeseydi çünkü çıkarılmayabilirdi. Arkadaşlarımızla bir değerlendirme yaptık ve şu tespitte bulunduk: Kim bütün bu süreci kurguladıysa Amedspor'un Süper Lig'e çıkarılması da bu kurgunun bir parçası ve amaç, toplumsal gerilimi artırmak, stadyumlar üzerinden Türkiye'de patlamaya hazır bir potansiyeli hazırlamak. Diyebilirsiniz ki, “Ya öyle şey olur mu? Hangi akıl böyle bir şey yapar?” Hangi akıl, Sevr'in 100. uğursuz yıl dönümü olan 10 Ağustos 2026'da PKK affı yasasını Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne getirdiyse, o akılla aynı akıl bu düzenlemeyi yapmıştır diye düşünüyoruz. Bu benim kişisel görüşüm değil. Bu, partimizin ortak görüşü; divanda, konusunda uzman emniyetçiler, askerler, psikiyatristlerle birlikte yapmış olduğumuz tartışmanın sonucunda ulaşmış olduğumuz nokta. Çünkü futbol, her zaman ve hemen her ülkede olağanüstü gerilimlerin çok hızlı ortaya çıkmasını sağlayan bir alandır. Siz de hatırlayacaksınız, Türkiye'de bir futbol maçında iki İç Anadolu şehri arasında çıkan olaylarda onlarca kişi hayatını kaybetmiş, ağır yaralanmıştı. Onun için bunu bilen, futbolun bu gerilim alanını bilen merkezler, Amedspor üzerinden böyle bir gerilimi planlı olarak yaratmak için bunu ortaya çıkarttılar. Peki, Amedspor ne? Amedspor çok açık; yani PKK tarafından desteklenen ve PKK'nın ayrışma aracı, duygusal kopuş aracı, tahrik aracı olarak bilinçli bir şekilde kullandığı bir araç durumunda. Ve şimdi bu araç, bütün Türkiye'yi yıl boyunca bir grup taraftarla dolaşacak ve daha önce görmediğimiz görüntülerin ortaya çıkmasına neden olmaya başladı bile. Trabzon'da... Yani ligin en arkalarında, adı duyulmamış bir spor takımı iken Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası sahip çıktı. STK temsilcileri... Yani bir gizli el adeta talimat verdi. Ve yapılan araştırmaları söylüyorum size: 18 yaş üstü Kürtlerde Amedspor'a olan ilgi, 2023'ten 2025'e yüzde 8,7'den yüzde 27,5'e çıkmış. Yani 4 milyon kişiye ulaşmış bu kadar kısa sürede. Ve oy dağılımına baktığınızda, kulübün taraftarı olarak kendini niteleyenlerin yüzde 57'si DEM Parti'ye, yüzde 18'i CHP'ye, yüzde 12'si AK Parti'ye veriyor. Yani bir gizli el çok ciddi bir finansman sunuyor, bir devlet projesi gibi adeta. Ve daha önemlisi, daha geçen gün Futbol Federasyonu Başkanı hakemlere çağrıda bulundu. Dolayısıyla bunu sadece PKK ile sınırlamak mümkün mü sizce? Hayır, değil. Ama en etkili unsurun o olduğu görülüyor. Devletin yapmış olduğu tespitler var biliyorsunuz. Cemil Bayık, Amedspor'un desteklenmesi için çağrıda bulunuyor. Bu arada şunu da parantez içinde ifade edeyim: Partimizin divan üyesi, genel başkan yardımcısı, GATA'dan emekli Profesör Ali Şehirlioğlu Hoca, Diyarbakır Askerî Hastanesi'nde görevliyken aynı zamanda Diyarbakırspor'un da doktoruydu, gönüllü doktoruydu. Yani biz parti olarak Diyarbakırspor gerçeğinden, sürecin nasıl Amedsporlaştırılarak siyasallaştırıldığını gayet iyi ve gayet yakından biliyoruz. Şimdi bu siyasal pimi çekilmiş psikolojik bombayı Türkiye'nin değişik yerlerine götürüp bir tahrik ve gerilim tuzağı Türkiye'ye kurulmak isteniyor. Bu konuda devlete büyük sorumluluk düşüyor. Şu ana kadar ben devletin bu sorumluluğu yerine getirmediğini ve polisiye önlemlerle sadece durumu yönetmeye çalıştığını görüyorum. Bu da yetersiz. Bakın, bu da yetersiz. Çok daha kapsamlı, çok daha tansiyonu düşürücü psikolojik önlemlere ihtiyaç var. Ve ayrıca Amedspor lehine bir pozitif ayrımcılık yapıldığı duygusunu vermek, bunu güçlendirecek, bu düşünceyi güçlendirecek açıklamalar yapmak da tansiyonu düşürmüyor. Aksine yükseltiyor. Mesela Trabzonlu Futbol Federasyonu Başkanı'nın maçtan önce hakemlere yapmış olduğu çağrı, iyi niyetli bir çağrı olsa bile sonuçları itibarıyla doğru bir çağrı değil. Yani, “Hakemler, kanaatlerinizi Amedspor lehine kullanın.” Niye yani? Niye Antalyaspor lehine değil de Amedspor lehine? Niye Muğla İdman Yurdu için değil de Amedspor lehine? Bakın, bu herkesin kendisine sorduğu ve herkesi öfkelendiren soru hâline geliyor. Yani bir takım var, taraftarı İstiklal Marşı'nızı söylemiyor. Bir takım var, taraftarlarına diyor ki, “Stada İstiklal Marşı'ndan sonra girin.” Bir takım var, Trabzon maçı öncesinde statta örgüte yakın marşların çalınmasına izin veriyor veya çaldırıyor, bilmiyorum. Ben sadece videoda gördüğümü söylüyorum. Şimdi bu süreç böyle devam edemez. Devletin bu konuda üzerine düşen önlemleri alması ve Amedspor'u normalleştirmesi gerekiyor. Yoksa bu lig çok uzar.

Haberiniz

22,800 次观看 • 1 个月前

Osimhen Jakobs Transfer Bilgisi Önemli Detaylar 👀 🗣Kutlu Akpınar: ➡️ Sizlerle paylaşacağım olan Jacobs bilgisi, ona birazdan geçeceğim. Bir diğeri 🔸️Osimhen konusu. Bunu öğlen attığım, sosyal medyada yaptığım paylaşımda akşam detaylandıracağım demiştim. Dün İngiltere Premier Ligi başta olmak üzere ciddi iddialar yakın süreçte ortaya çıkacak dedim. Bugün artık basında daha fazla konuşulmaya başlandı. Şöyle söyleyeyim, Victor Osimhen için kulübe ulaşmış resmi bir teklif yok. Sayın Başkan bir sohbet ortamında da daha önceki dönemlerde 100 milyon eurolar konuşulurken Osimhen gibi bir oyuncu 100 milyon euroya bulabilir misiniz demişti. Yani bu limitte gelebilecek bir teklifi kabul etmeyeceğini de net bir dille sohbet ortamında da seslendirmişti Osimhen için. Kulübe gelen resmi bir teklif yok. Osimhen Galatasaray'da mutlu devam etmek istiyor. Aynı Icardi sürecinde olduğu gibi Icardi ilk yıl kiralığın ardından bonservisi alınacakken çevresinde kurulacak kadro anlatılmıştı. Ona göre bir planlama yapılmıştı. Bunu da Sayın Erden Timur yapmıştı. Şimdi de Osimhen'in çevresi bu şekilde düzenlenecek. Yani Osimhen'in de takımda kalacağı şekilde. Ama 💥Manchester United'ın ciddi şekilde ilgisi var. Hatta yayına girmeden önce aldığım bir bilgiyi de paylaşayım. Geçtiğimiz sezon Manchester United'dan bazı yetkililer Osimhen'le ilgili Galatasaray'da öyle bir sohbet ortamında bazı bilgiler almışlar. Yani bir buçuk. Sezon önce bundan bahsedebilirim. Hani Osimhen'le ilgili bazı bilgiler edinmişler. Hani Osimhen'i sormuşlar. İstanbul'a adapte oldu mu? Nasıl? Buradaki performansı, onun dışında takımla olan uyumu. Hem biraz bir hem araştırma hem sohbet ortamında öğrenmek istemişler. Nasıl ki Galatasaray Juventus'lu yetkililerle maç öncesinde görüştüğünde bazı oyuncuları soruyorsa. Manchester United'da da öyle bir sohbet ortamı oluşmuş. Ben Premier League'den ilgiyi bir kez daha söyleyeyim. Haberleştirmiştim. Ayrılmasını beklemiyorum. Sayın Başkan mutlak takımda tutmak istiyor ama... Gelecek teklif ne kadar yüksek olur? Ve gelecek teklifin ardından Osimhen'in fikri, başkanın düşüncesi nasıl olur? Onu biraz sürece yaymak lazım. Transferde kesin konuşmam ama şu an resmi teklif yok. Osimhen takımda kalmak istiyor. Onun etrafında bir takım kurulacak. İddialı bir kadro. Eklemeler yapılacak Umur Bey'e daha doğrusu. Okan Hoca takımda kalmasını istiyor. Herhangi bir ekstra gelişme yok. iki kulüp ciddi şekilde ilgileniyor. Bunlardan bir tanesi Manchester United. Bunu net şekilde belirtebilirim. İlerleyen süreçte resmi teklif gelirse onu da sizlerle paylaşacağım. Geçelim bir diğer habere. 🔸️Jakobs ve Abdülkerim Bardakçı. Bunlardan bahsedeyim. İsmail Jakobs Galatasaray'da iyi oynadığında müthiş, kötü oynadığında arası olmayan bir oyuncudan bahsediyoruz. Çok bıçak sırtı. Kötü oynadığındaki performansı gerçekten izlemesi bile işkence haline gelebiliyor aslında. Böyle söylemek daha doğru. Trabzonspor maçı çok kötü bir performansı vardı hatırlıyorsunuz. Şimdi İsmail Jakobs'un Sözleşme detayları var. Türkiye Futbol Federasyonu'na belirtilende de İsmail Jakobs'un 2027 yılında bitecek kontratı var. Galatasaray yanlış hatırlamıyorsam 8 milyon euro gibi bir bedelle kadrosuna katmıştı İsmail Jakobs'u. Kiralamanın ardından yani satın alma opsiyonu devreye girmişti. Şunu söyleyeyim ben İsmail Jakobs'un kontratında bir minimum serbest kalma maddesi var. Bu da öğrendiğim gibi 8,5 milyon euroya yakın bir bedel. Ama bir opsiyon bulunuyor kulübün opsiyonu kontratını uzatabilecek şekilde. Ben İsmail Jakobs'un Galatasaray Spor Kulübü'nde bulunan bu kontratını uzatma opsiyonunun kullanılacağını söyleyeyim. Jakobs için bu opsiyon kullanılacak. Bu serbest kalma maddesindeki bedel o da ilerleyen süreçte tekrar değiştirilme ihtimali bulunuyor. Henüz İsmail Jakobs için bir teklif yok. Okan Hoca da kendisinden memnun. Kadroda kalma ihtimali de yüksek ama tekrar edeyim. Kontratı normalde 30 Haziran 2027'de bitiyor. Ama Galatasaray Spor Kulübü'nün uzatabileceği şekilde bir opsiyon var kontratta. Ve ilk imza dağıtılırken burada minimum serbest kalma maddesi 8,5 milyon euroya yakındı. Yanıtmış olmayayım ama aldığım bilgi bu rakama yakında. 8,5 milyon euroya yakın. Bu opsiyonun devreye girmesini bekliyorum. Bir diğer isim Abdülkerim Bardakçı takımı kaptanı. Ben Abdülkerim Bardakçı konusunda da Galatasaray'ın kontrat uzatmasını bekliyorum. Sözleşmesini daha da uzatmasını. Aslında 2027 yılında bitecek ama orada da kontratla zamla beraber bir iyileştirme bekliyorum. 🔸️Uğurcan Çakır performans tartışmasız burada başkandan da bir ödüllendirme gelecektir.

Galatasarayultrataraftar

23,344 次观看 • 4 个月前

Toreira Apar Topar Gitti Ali Naci Küçük: Gitti mi Toreira? Lucas olayına şöyle başlayalım bence Aydın. Çünkü bizim yayından birkaç gün sonra olmuştu olay. Lucas Toreira talihsiz bir olay yaşadı. Ama bu öyle Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti ya da tarafgir bir konu değil yaşanan olay. Yaşanan olay çok talihsiz bir olay. Yaklaşık bir senedir bu saldırıyı yapan şahıs Lucas'ı ve normal çok değer verdiği arkadaşı olan İpek Birolu yaklaşık bir senedir İşte sözlü, sosyal medyadan mesajlar vs. taciz ediyor, tehdit ediyor, hakaret ediyor. Her şeyi yapmış ve bir anlamda hukuki yollara da başvuruyor. Hem Toreira hem de İpek Birol. Uzaklaştırma veriliyor bilim kadarıyla. Uzaklaştırma iki kez veriliyor. Hem Toreri'ye aldırıyor hem İpek Birol'a aldırıyor. Ve akabinde işte padel oynuyorlar sürekli Toreira. O ne demek ki? Kız arkadaşıyla padel bir salon sporu. Çok meşhur. Nitekim de oradaki eğitmenlerden de öğrendim ben. Bir yıldır bu olay varmış yaklaşık. Bir yıldır tazisi hikayesi sürüyor. Orada da Emre Mor'da hatta Galatasaray ve Fenerbahçe'nin eski oyuncusu Emre Mor'da o gün padel oynuyorlar. Ve daha başlangıcında günün başlangıcında bir story atıyor. Hem Toreri hem de Emre Mor. Nitekim de bu şahıs orada olduklarını öğrenince. Hemen Rixos Dershane İstanbul'a gidiyor. Bir anlamda planlı bir şekilde pusu kültürüyle kurgulayarak oraya gidip saldırıyı gerçekleştiriyor. Şimdi bu olay gerçekten oyuncuyu ciddi anlamda korkutmuş durumda. Çünkü Toraria rahat bir adam. Toreira İstanbul'un tadını çıkaran, sahada mücadelesini yapıp sosyalleşen, Bağdat Caddesi'nde de yürüyen, Beşiktaş'ta da yürüyen, Nişantaşı'nda da rahat rahat özgürce yaşayan bir oyuncuydu. Birçok kişi de görmüştür belki oralarda o semtlerde. Şimdi bu yaşanan olay futbolcuyu gerçekten çok korkuttu. Travma yaşattı deyim yerindeyse ve şampiyonluk kutlamasının ertesi günü Toreira İstanbul'dan ayrıldı. Ve normalde röportaj verecekti Lucas Toreira. O kadar korkmuş ki ben kesinlikle mikrofon önüne röportaja çıkmak istemiyorum. Bu olayı konuşmak dahi istemiyorum, unutmak istiyorum deyip... Türkiye'den ayrıldı. Bu çok vahim bir durum ve ben buradan bir kez daha seslenmek istiyorum. Türk yargısına, değerli hakimlerimize, savcımıza bu sağlıksız, bu psikoloji bozuk, takıntılı psikopat adamı lütfen dışarı salmayın. Çünkü bu Türk futbolun marka değerine de çok zarar verecek bir durum. Yarın bir gün Allah korusun pusu kültürüyle gerçekleşmiş bu saldırıda başka bir şey yaşansaydı, yumruk yerine başka bir maddeyle kalkıp saldırsaydı çünkü bu Galatasaray futbolcusu olduğu için yapılmış bir olay değil. Takıntılı. Takıntılı bir adamın saldırısı bu. Tabii şöyle bir durum var maalesef Ordan . Hani çıkarsa bunu yapar ceza suça tabi ya, fiile tabi ya. Yani maalesef hani hukukun da bazen çaresiz kaldığı noktalar var. Çünkü 8 Mayıs'ta Aydın aynı şahsın direkt olarak saldırı yapacağına dair açık açık mesajı var. Çok üzücü bu. Peki devam ediyoruz. Ya bunu söylemek için erken ben 3 ay önce de söylemiştim. Özel hayatında bazı sıkıntılar var Torreira'nın. Annesi vefat etti. Bu yüzden ülkesine dönebilir demiştim. Daha sonra Lucas bana ulaştı. Bu buhranlı günleri aştım ve ben Galatasaray'da kalmak istiyorum dedi. Ama bugün gelinen noktada Lucas tekrar 3 ay öncesine dönüp ya ben ayrılacağım tamam misyonumu tamamladım der mi demez mi onu zamanla göreceğiz. Bu apar topar gidişi ve son olay sanki kafasındaki var olan soru işaretinde ortadan çıkıyor. kaldırmış gibi geldi bana ama hayatta bir göreceğiz. Tabii çünkü röportaja çıkmadı bak. Yani röportaj yapacağı iki kurum vardı. Reddetti ve gitti. Hayır dedi reddetti ve gitti. Hatta Kasımpaşa maçını beklemedi yani Lucas. Onu söyleyeyim.

Galatasarayultrataraftar

113,109 次观看 • 4 个月前

Biraz geç oldu ama yine yazdım. Okuyup beğenen, paylaşan tüm kardeşlerimden Rabbim razı olsun. İsmi Nasuh Mahruki. Şu an bir hücrede hamam böcekleri ve envai çeşit sinek, börtü böcekle savaş veriyordur. Bunu neden mi söylüyorum? İki defa hücreye atıldım. Aynısı bende de yaşandı. Çünkü cezaevine giren her mahkûm ilk geceyi hücrede geçirir. Hücre öyle bir yerdir ki, kısaca şöyle diyeyim: En fazla 10 metrekarelik bir oda. Tuvalet başucunda. O odaya senden önce yüzlerce kişi gelmiş. Aynı yatakta yatıyorsun. Tuvalet leş gibi. Benim şansıma bir boş pet şişe buldum. Tuvalet deliğini tıkadım. O delikten üzerime böcekler çıkıyordu. Montumu kafama doladım. Ayaklarıma kadar geldiler. Sabaha kadar uyumadım. Uyumak da mümkün değil zaten. Diğer hücrelerde yatan onlarca insan var. Alayı bağırıyor, çağırıyor. "Sen kimi kestin lan?", "Ben şunu kestim.", "Ben de dördünü öldürdüm." diyen mi ararsın... Her türden insan var. Bir de ben, bu ülkenin ordusunda yıllarca görev yapmış biri olarak orada bulundum. Haksız yere, hukuksuz yere bulundum. İşte dün attığım tweette, "Sayın Adalet Bakanım, bana bir randevu verirse orada neden bulunduğumu detaylı anlatacağım." dedim. Neyse... Bu Nasuh denilen zat, bu ülkenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bile isteye, kendi çıkarı için 15 Temmuz darbesini yaptığını söylüyor. Hızını alamıyor. 50 yıllık hain FETÖ örgütünü aklamak için, "İki askerin boğazını kestiler." diyor. 253 vatan evladı şehit olmuş, görmüyor. Binlerce vatan evladı gazi olmuş, bunu da görmüyor. Bu hain darbeyi yapan firari FETÖ'cüler bile bile suçlarını itiraf ediyor. Babası masonluğun en üst derecesinden emekli olan bu şahıs, 15 Temmuz günü kalkıp böyle bir tweet atıyor: "Bu darbeyi Erdoğan yaptı." diyor. Bunu bugün alıp kodese sokan devletim var olsun. Bu duruma herkes alışacak. Bir sene evvel hadsiz bir köfteci parçası, "Ben bir elimde Güneş'i, bir elimde Ay'ı tutuyorum." dedi ve devlete meydan okudu. "Hadi gel, erkeksen silkele." dedi. Benim devletim o köfteciyi aldı, Ay'a da Güneş'e de hasret bıraktı. "Ben ne zaman istersem Ay'ı ve Güneş'i o zaman göreceksin ulan." dedi. Konunun özü şu: 100 yıllık planınızı Recep Tayyip Erdoğan yerle bir etti. Akıllı olun oğlum, akıllı. Biz bu ülkenin sahibiyiz. Döneminiz bitti artık. Dokunulmazlığını kullanarak şu an erkeklik taslayanlar da sırasını beklesin. Alayınıza bu devleti tanıtacağız. Akın Gürlek diye bir yiğit çıktı ortaya. Şehit Muhsin Başkan'ın katillerini de bulacak, daha nice katilleri de ortaya çıkaracak inşallah. Onunla birlikte hareket eden tertemiz bir İçişleri Bakanımız, hafız Mustafa Çiftçi'miz var. Bu iki bakanımız tertemiz, gözü kara; bunu da bilesiniz. Milletvekili dokunulmazlığına sığınıp "Lan Akın, haddini bil!" diyenlerin sonu da yakındır, bilesiniz.

Kumandan

45,255 次观看 • 2 个月前

Narin'nin cansız bedeninin günlerce neden bulunmadığını ve delillerin nasıl karartılarak yok edildiğini bu görüntülere bakarak çok rahat anlayabilirsiniz... Salim Güran'ın avukatı Onur Akdağ'ın sosyal medya hesabında yaptığı bu açıklamalar tam bir skandal niteliğinde. Merak ediyorum T.C. Diyarbakır Valiliği'i ve Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı avukatın bu açıklamalarından sonra bir soruşturma açacak mı? Bu toplantıya katılanları gözaltına alacak mı? Kolluğun yapması gereken sorguyu Güran ailesi üyeleri yapmış ve bir de sorguladıkları adamı konuşmasın diye dövüyorlar... Bu gücü nerden alıyor bu adamlar? Salim Güran'ın Avukatı Onur Akdağ bir avukat olarak bu skandal açıklamayı yaparken bile gerçekleri ters düz etmek ve olayı çıkmaz bir hale sokmak için inanılmaz bir algı yapmaya çalışmış ancak bu kez duvara çarpmış... -Onur bey şöyle diyor: görüntüler Erhan Güran'ın evindeki güvenlik kamerasından alınmış. Bu görüntüler zaten dosyada var yeni ortaya çıkmış gibi lanse ediliyor demiş.. -Onur bey gerçekleri yazmak size zor geliyor değil mi? Madem sen yazmadın gerçeği ben sana yazayım herkes öğrensin: Evet bu görüntüler Erhan Güran'ın eve taktırdığı kameradan alınmış. Ama Jandarma 8 Eylül'de evde arama yaparken bu görüntüler Hard Disk'te yoktu silinmişti. Hard Disk içinde görüntüler silindiği için Jandarma bu hard Disk'i TÜBİTAK'a yolladı ve görüntüler orada geri getirildi. Bunu neden söyleme gereği duymadınız. Bu görüntülerde madem bir şey yoktu Erhan Güran bu görüntüleri neden sildi? -Onur Bey birde şunu yazmış; Gizli toplantı diye bazı manipülatif haberler yapılmışsa da bu görüşme jandarma komutanının bilgisi ve bizzat talimatı dahilinde gerçekleşmiştir. -Jandarma size kendi aranızda gizli toplantı yapın delilleri nasıl karartacağınızı mı tartışın dedi_ Jandarma olayı bilen duyan biri varsa çağırıp sorgulayın tehdit edin mi dedi? -Sonra şunu da yazmış Avukat Onur Akdağ; Bir istihbaratçının Nevzat Bahtiyar'ın dayısının oğlu olan çoban Ahmet Akgün'ün çelişkili beyanlarından ve hareketlerinden şüphelenmesi üzerine. Jandarma, Güran ailesini bu şahısla konuşmalarını istemiş. Zaten ayrıca söz konusu şahsın jandarmada ifadesi alınmıştır.. -Onur bey üstteki cümleniz inanılmaz bir skandal. Jandarma istihbarat elamanı size yardım mı ediyor delilleri karartmak için size bilgi mi veriyor. Ahmet Akgün nasıl bir çelişkili ifade vermiş ne demiş bir açıklayın bakalım. Jandarma istihbarattan size bilgi geliyor kişi size bildiriliyor sorgusunu siz yapıyorsunuz yani öyle mi? - Bu görüntüler gerçekten skandal ötesi.. Jandarma komutanı talimat verdi, Jandarma istihbarattan bir askerin verdiği bilgi ile sorgulama yapıldı diyor Onur Akdağ... - Kolluğun, var olduğu yerde, soruşturmayı yürüten 4 Cumhuriyet savcısının var olduğu yerde, türkiye7nin konuştuğu bir gerçek ortada iken Jandarma Ahmet Akgün'ün sorgu işini Güran ailesine mi veriyor... -Şimdi merakla süreci izleyeceğiz. Salim Güran7ın Avukatı Onur Akdağ'ın bu açıklamasından sonra Diyarbakır valiliği nasıl bir tutum alacak, Jandarma komutanlığı bu konuya bir açıklık getirip gerçekleri açıklayacak mı? Cumhuriyet Başsavcılığı bu konunun soruşturulması ve oradaki kişilerin gözaltına alınıp sorgulanması için talimat verecek mi bekleyip göreceğiz...

Ferit Demir

449,381 次观看 • 1 年前

"Ronaldinho'yu 2008'de transfer ettiğimizde hala kariyerinin zirvesindeydi: Yirmi sekiz yaşındaydı. O da Rivaldo gibi Barça'da beş sansasyonel yıl geçirmiş ve benzer bir gol ortalaması yakalamıştı: yüz kırk beş maçta yetmiş gol. Brezilya'yla dünya şampiyonu, Barcelona'yla Avrupa şampiyonu, Ballon d'Or sahibi, Bernabeu'da ayakta alkışlanan bir adam... Roma Senatosu tarafından selamlanan barbar bir general gibi. Ronaldinho soğuk birayı, kızları ve sürekli çaldığı vurmalı çalgıları seviyordu. Varese Gölü kıyısında sakin bir köy olan Galliate Lombardo'da, zamanında Ugo Tognazzi ve eski bir Milan oyuncusu ve spor menajeri olan Riccardo Sogliano gibi zatların yaşadığı güzel bir villada yaşamaya başladı. Neredeyse her gece partiler düzenleyen ve davullar çalan Brezilyalılarımızın gelişiyle köyün huzuru biraz azaldı. Hiçbir şey olmasa bile Galliate Lombardo ulusal üne kavuştu çünkü oyuncumuzun ikametgahı sayesinde İtalya'da kişi başına düşen gelirin en yüksek olduğu İtalyan kasabası haline geldi ve gazeteler bundan bahsetti. Ortalama gelir yirmi dokuz bin avrodan yetmiş üç bin avroya yükselmişti. Ronaldinho, geceleri yapacak başka işleri olduğundan sabahları yarım saatlik uykuya ihtiyaç duyuyordu ve bunun için özel bir teknik üzerinde uzmanlaşmıştı. Yatağa antrenman kıyafetleriyle giriyordu: çoraplar, şortlar, forma, eşofman, hatta belki kramponlar... Genellikle Milanello'ya yarım saat önce varırsınız. Yani 8.30 ya da 9.30'da soyunma odasında, 9 ya da 10 gibi de sahada olursunuz. Ronaldinho bu yarım saati değerlendirmeyi başarırdı. Antrenman için giyinmiş bir şekilde şoförün kullandığı arabasına biner, yolcu koltuğunu indirir, uykusunu çeker ve Milanello'ya varır varmaz doğrudan sahaya çıkardı. Ama o harika bir oyuncuydu. Milan'da geçirdiğim otuz bir yıl boyunca takımın antrenmanlarını en çok takip ettiğim zamanlar Ronaldo ve Ronaldinho'nun orada olduğu zamanlardı. Bu ikisi topla bir insanın hayal bile edemeyeceği şeyler yapardı. Her zaman söyledim ve yine söyleyeceğim, Marco Van Basten'i Milan'da geçirdiğim yıllar boyunca gördüğüm en iyi oyuncu olarak tanımlıyorum ancak üstün bir tekniğe sahip olmasına rağmen Ronaldo ve Ronaldinho'nun ayakları başka bir şeydi. Brezilyalı olmasına rağmen Kaka bile bu ikisinin yaptıklarını yapamadı. Kaka daha modern bir oyuncuydu, hızına çok güveniyordu ve teknik virtüözlükte çok fazla oyalanmadan kaleye doğru gidiyordu. İşte bu yüzden, eğer İtalya işin içinde yoksa her zaman Brezilya'yı destekledim hatta çocukken televizyonda Dünya Kupası finalini izlediğimde bile... Brezilya'nın her zaman en iyi oyunculara sahip olduğuna ve 1930'dan bu yana her Dünya Kupasını kazanması gerektiğine inanıyorum. Eğer sadece beş kez kazanabildilerse bunun nedeni Brezilyalıların çoğunun hayatı futboldan daha çok sevmesidir. Gezegenin geri kalanı için büyük bir şans olan bu durum sayesinde diğer ülkeler de bir şeyler kazanabildiler. Ronaldo ve Ronaldinho iyi yaşamı futboldan, Kaka ve Leonardo ise futbolu iyi yaşamdan daha çok sevdi. Rivaldo ise ikisinin ortasındaydı. 2011 yılında yılbaşını Rio de Janeiro'da kutladım. Ronaldinho'nun Flamengo'ya satışı için pazarlık yapma fırsatını yakaladım. Bana Brezilya'ya dönmek istediğini söylemişti ve bu proje hocası Massimiliano Allegri tarafından heyecanla destekleniyordu. Takım kış antrenmanı için Dubai'deydi. Max neredeyse her gün beni arayıp Ronaldinho'nun antrenmana geç kaldığından, akşamları kulüplere gittiğinden, fazla dinlenemediğinden şikayet ediyordu. Bir gün beni her zamankinden daha da sinirli bir şekilde aradı: —Yeter! Sabrım tükendi! Onu kesinlikle satmak zorundayız! Hem de hemen! Bu sabah antrenmana tam zamanında geldi! —Anlayamadım? Max, bir kez olsun antrenmana zamanında geldi diye onu satmak mı istiyorsun? —Zamanında... Ama eve uğramadan. Doğruca diskodan geldi! Onu Brezilya'ya, Flamengo'ya geri getirmek; güneşe, denize, davullarına geri döndürmek bir müzenin duvarına bir başyapıtı yeniden asmak gibiydi. Orada iyi görünüyordu..." - Galliani

calciolog

944,279 次观看 • 2 年前

RAKAMLAR YALAN SÖYLEMEZ, ÇELİŞKİLER KONUŞUR Recep Tayyip Erdoğan Prof. Dr. Vedat Işıkhan T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Numan Kurtulmuş TBMM “EYT emeklilerinin yaş ortalaması 49–50” denildi. Oysa bakanın kendi ağzından, kameralar önünde gerçek açıklandı: 📌 Yaş ortalaması 48. Bu bir algı değil. Bu bir tahmin değil. Bu, resmî beyandır. Aynı şekilde denildi ki: “38–43 yaş aralığında emekli olanlar çok az.” Ancak aynı bakan, aynı açıklamada şunu da söyledi: 📌 38 yaşında 1.200 kişi emekli edildi. Şimdi soruyoruz: Eğer 38 yaşında 1.200 kişi emekli olduysa; 📌 39 yaşında kaç kişi emekli oldu? 📌 40 yaşında kaç kişi emekli oldu? 📌 41, 42, 43 yaşlarında kaç kişi emekli oldu? Bu rakamlar neden açıklanmıyor? 🟥 Bu nedenle çağrımız nettir: 🟥 38, 39, 40, 41, 42 ve 43 yaşlarında emekli edilen kişi sayıları, 🟥 yıl ve yaş bazlı olarak kamuoyuna açıklanmalıdır. 🟥 Şeffaflık bir tercih değil, kamu yönetiminin zorunluluğudur. Çünkü açıklanırsa görülecek tablo şudur: 👉 Bu yaş grupları söylendiği gibi “az” değildir. 👉 Bugün hâlâ 43 yaşını doldurmayı bekleyen on binlerce emekçi vardır ve bu insanlar emekli olacaktır. ASIL ÇELİŞKİ BURADADIR Bir yandan deniyor ki: “EYT ile kademeli emekliliği kıyaslamayın.” Peki EYT rakamlarını kim açıkladı? 📌 Resmî makamlar. EYT’de ne oldu? ✔ Maximum 5975 gün prim ödenmiş insanlar emekli edildi. ✔ Sistem çökmedi. ✔ SGK bütçesinin güçlü olduğu ve bunu kaldırabileceği açıklandı ✔ 38 yaşında bile emeklilik verildiği resmen kabul edildi. O halde soruyoruz: 📌 43’ten başlayan adil bir kademe neden bu kadar rahatsız ediyor? 📌 Aynı yaşta olan iki kişiden birine hak, diğerine haram mı? 📌 Akranlar arasında 17–20 yıl fark olur mu? 📌 Yaşı küçük olan daha az primle emekli olurken, yaşı büyük olan neden daha fazla primle cezalandırılıyor? Bu hangi akıl, hangi vicdan, hangi adalet anlayışıyla açıklanabilir? 8 EYLÜL 1999 KUTSAL BİR TARİH DEĞİLDİR 8–9 Eylül 1999 bir kader çizgisi değildir. Bir insanın hayatını ikiye bölecek, birine emeklilik, diğerine ömür boyu bekleme verecek kutsal bir tarih hiç değildir. Bizim itirazımız bir rakama değildir. Bizim itirazımız bir yaşa da değildir. Bizim itirazımız; 📌 aynı emeği verenlerin, 📌 aynı primi ödeyenlerin, 📌 tek bir yasa ile ikinci sınıf vatandaş haline getirilmesinedir. SON SÖZ NETTİR Bu bir ayrıcalık talebi değildir. Bu bir lütuf isteği değildir. Bu bir erken emeklilik dayatması hiç değildir. Bu kayıtlarla sabit, resmî beyanlarla doğrulanmış, vicdanla inkâr edilemeyecek bir adalet talebidir. Algı bitti. Masal bitti. Oyalama bitti. 📌 43’ten başlayan, adil ve kademeli emeklilik derhal hayata geçirilmelidir. Çünkü: Aynı yaşta olana hak olan, aynı yaşta olana haram olamaz. Emeklilikte Adalet Derneği AK Parti Recep Tayyip Erdoğan Prof. Dr. Vedat Işıkhan Av. M.Emin AKBAŞOĞLU 🇹🇷 Av. Özlem Zengin 🇹🇷 Yılmaz TUNÇ Ahmet AYDIN Av.Osman Zabun Vedat Bilgin Abdullah Güler Mustafa Elitaş Doç. Dr. Resul Kurt Hüseyin ALTINSOY🇹🇷 Orhan YEGİN EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️ EMADDER RESMİ SOHBET SAYFASI #KademeKırkÜçtenBaşlar

EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️

15,510 次观看 • 9 个月前

Cumhuriyet ilan edilirken mecliste yeteri kadar mebus yokmuş. Cumhuriyet, eksik sayıyla yasalara aykırı şekilde ilan edilmiş. Bu nedenle yasa dışıymış falan filan... Şimdi size çok komik bir cehalet fıkrası anlatacağım. Dikkat buyurunuzzz... Yanlışları nereden düzeltmeye başlasak... 1- 1923'te geçerli olan anayasanın 1876 tarihli anayasa olduğunu iddia ediyor. Yanlış. 1921 anayasası yürürlükte. 2- 1876 anasasının adını Teşkilatı Esasiye Kanunu olarak söylüyor. Yanlış. 1876 anayasasının adı, Kanun-u Esasi'dir. Şimdi, bir kimse bu tip konulara giriyor ve 1876'ya Teşkilatı Esasi'ye diyorsa konu baştan kapanır. Çünkü fahiş hatadır. Ötesi konuşulmaz bile. Zaten bu iki ismi karıştıran, bu mevzuları bilmiyordur. Ama bir seferlik istisna yapalım. Geçelim. 3- 1876 anayasasına göre maddelerin değişmesi için 3'te 2 çoğunluk aranır diyor. Bu bilgi de eksik. Çünkü o anayasaya göre çift meclis var. Mebusan meclisi, ayan meclisi... Evvela mebusandan 3'te 2'yle geçecek. Sonra ayandan aynı şekilde geçecek. Ama bununla kalmıyor. Son olarak padişahın da onayı gerekiyor. Yani bir meclisten geçirmekle anayasa değişmiyor. Tabi, 1876 Anayasasını açıp okumayınca bilemiyor insan. Şimdi, bu maddeye göre elimizde ayan meclisi ve padişah olması gerekir. Var mı? Yok. Zaten, 1921 Anayasası ve saltanatın kaldırılması, artık bu anayasanın uygulanabilirliği olmadığını gösteriyor. Ankara'da yeni bir millet meclisi kurulmuş ve kendi düzenini kurmuş. 4- Mecliste o dönem 333 mebus olduğundan söz ediyor. Yanlış. 1. Meclis, nisan ayında ortak kararla feshedildi ve seçim yapıldı. Yeni meclis Ağustos 1923'te toplandı. 10 Ekim tarihli meclis tutanaklarını okuduğumuzda üye sayısının 287 olduğu ve eski deyimle nisab-ı ekseriyetin 145 olduğu tespit edilmiştir. Yani yarısının bir fazlası... Tabi bu da nisabı müzakere kanununa göre belirleniyor. 1920'de çıkan bir kanun. Bu meselelerin konuşan birinin bunları bilmemesi, bu konulardan hiç anlamıyor olduğunu gösterir. Neyse... Devam edelim. 1923'teki nüfusa göre o dönemin seçim kanunu uyarınca yapılan hesaplamaya neticesinde ülke genelinde 287 kişinin mebus seçilmesi gerekiyordu. Peki bu şahıs 333'ü nereden uydurdu? Orası komik işte. Bunu ben de düşündüm. Sonra aklıma ara seçimler geldi... Efendim, bir sonraki seçime kadar çeşitli nedenlerden ötürü görevi sona eren mebuslar için ara seçimler yapılıyordu. Bu süreçte 47 mebusun meclisle ilişiği kesilmiş. Bu kimselerin yerine 47 kişi seçilmiş. 287 ile 47'yi toplarsanız, 334 yapar. Eh, yine 333 olmuyor. O halde bu şahıs 333 nereden bulmuş olabilir? Çok basit. Çünkü Atatürk hem İzmir hem Ankara'dan seçilmişti. Bu nedenle 287 mebus olması gerekirken 286 mebus meclise girmişti. Buna 47'yi ekledik mi 333 yapar. Şimdi, bu arkadaş palavrayı sıkmadan önce muhtemelen bir kaynak araştırması yapmış. Ama ara seçim nedir, seçim kanunu nedir, meclise gireni çıkanı kaçtır, bilmediği için karşısına çıkan yekün rakamı üye sayısı sanmış. Meselenin özeti budur. Cahillik böyle şey. İnsanı komik duruma düşürür. 5- Mecliste karar almak için 222 mebus olması gerektiğini söylüyor. Burada iyice çorba yapmış. 333 rakamı doğru değil. 3'te 2 çoğunluk aranması doğru değil. Yani hem sayı yanlış hem başvurulan yasal kaynak 1876 değil... O yüzden bu çorbadan 222 sayısını bulmuş. Ama hakkını verelim, bir doğrusu var. O da meclisin 158 kişiyle cumhuriyeti ilan ettiği... O kısım doğru. Ama başka bir gerçek daha var. Kanun çıkarmak için gereken sayı 145 olduğu için mecliste yeterli mebus da var... Son olarak, işin tekniğine girecek olursak şahsa daha çok yanlış bulmak gerekiyor. Mesela 1923'te cumhuriyet ilan edilmedi o yüzden bugün bile cumhuriyet yok demeye getiriyor. İyi de 1924 anayasası ile edildi, sonra iki anayasa daha ilan edildi. Hepsinde cumhuriyet yapısı tekraren kabul edildi. Bu nedenle de facto cumhuriyet demek tam olarak komedidir. Fıkra bu kadar...

Con Sinov

352,009 次观看 • 1 年前