Ayşegül Akyüz Yahşi's banner
Ayşegül Akyüz Yahşi's profile picture

Ayşegül Akyüz Yahşi

@aysegulakyuz5017,004 subscribers

Shorts

🚨 SON DAKİKA | Çanakkale Gelibolu'daki yangının boyutu maalesef çok büyük. Yangın böyle ilerlerse şehitliklere sıçrayabilir. Tarihi bir bölgede patlamamış cephanelikler olması da endişeyi artırıyor. #yangın #geliboluyangın #SONDAKİKA

🚨 SON DAKİKA | Çanakkale Gelibolu'daki yangının boyutu maalesef çok büyük. Yangın böyle ilerlerse şehitliklere sıçrayabilir. Tarihi bir bölgede patlamamış cephanelikler olması da endişeyi artırıyor. #yangın #geliboluyangın #SONDAKİKA

10,492 views

Videos

🚨 #İran lideri #Hamaney'in tam yerini ifşa eden general canlı yayında İNTİHAR EDİYOR 👇⚠️ (Hassas İçerik)
0:29

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

🚨 Sanat Değil, TERÖRİZM: "SULTANA" REZİLLİĞİ Üzerine❗️ Ben bu filmi daha önce defalarca izledim, sahnelerin hepsine aşinayım. Yine aynı kirli oyun, GECE KULÜBÜNDE GÜÇ SAVAŞI adı altında 18 Nisan’da vizyona giren film: SULTANA. Filmin daha ilk saniyesinde niyet açıkça ortaya konuyor; "Bir varmış bir yokmuş" Evet, doğru! Onların derdi bu milletin değerlerini "yok etmek" milleti masallarla uyutup, değerlerimizi mezara gömmek belli ki. Kimin aklıyla hareket ettikleri daha o ilk cümleden belli. Bakın, eğer bu vatanın milli ve manevi değerleriyle harmanlanmış bir insansanız; "Sultan" dendiğinde aklınıza gelen ilk şey bellidir. Bu vasfın ağırlığı, feraseti vardır. Bu vasıf cihana hükmeden, tarihimizin köklü ve vakur kadınlarımızın mirasıdır. Peki, bu filmde nasıl işlenmiş? Masal gibi bir girişle maval okunarak. Taksim’in karanlık ve kirli gece kulübünün tabelasına asılarak. Hafızalarımızdaki o asil vasıf, "o direk senin, bu direk benim" diye tepinen iki kadının kapışmasına meze edilmiş. 📍"Turkish Delight" Aşağılaması: Türk Kadını Rezalet, filmin fragmanına belli ediyor kendini "Turkish Delight Meral." (Türk Lokumu Meral). Bu ifade, Batı’nın Türk kadınına baktığı o hastalıklı, oryantalist ve kadını sadece bir "tüketim objesi" olarak gören bakış açısının ta kendisi. Kadını, cinsel içerikli göndermelerle "lokum" diyerek aşağılayıcı etiketlerle birleştirip dünyaya servis etmek, bu milletin haysiyetine açıkça saldırıdır. 📍"Spor" Maskesi Altındaki Pespayelik Daha da ileri gidip, tanıtım galasında bu sahnelerin çekim aşamaları ile övünme söz konusu... Neymiş? Direk dansı aslında bir spormuş! Bu film müsveddesinde acı eşiği yükselen kadınlar acı çekmişler çokça... İfadesine göre yönetmenin zormuş bu sporu(!) yapana... Gece kulüplerinin loş ve kirli ışıkları altında, kadın bedeninin en sefil haliyle metalaştırıldığı bir kapışmaya "spor" kılıfı uydurmak, bu milletin aklıyla alay etmektir. Bunun adı spor değil, sanatsal bir cinayettir! Buna "yozlaşma" deyip geçemezsiniz; bu, düpedüz sanatsal terörizmdir! Ortada bir senaryo falan da yok. Kadın bedeninin en pespaye haliyle pazarlanması ve bunun bir "modernite" maskesiyle yutturulma operasyonu var. 📍Bu Paket Hangi Adrese? Bu filmleri hazırlayan elleri iyi tanıyorum. Cebine para konan, önüne ne koyulursa "ağababalarının" emriyle kağıda döken kiralık kalemlerin işi bunlar. Ahlaki çöküşü senaryoya öyle bir yedirmişler ki; feminizm ve "spor" maskesi altında toplumun değerlerini un ufak etmişler. Her şeyi çok güzel paketlemişler, üzerine de "Sultana" etiketini basıp adrese teslim servis etmişler. Uluslararası arenada "Türk oyuncu" diye boy gösterenlerin, Türk kadınını dünyaya sadece bar köşelerinde sürünen aşağılık bir hayatın içindeymiş gibi göstermesi tek kelimeyle komplodur. 📍Gelelim Asıl Meseleye Tilki tilkiliğini yapacak, akrep akrepliğini; peki bu ülkenin toplumsal değerlerini medya alanlarında korumakla mükellef olanlar yine kurnazlığa yenik mi düşecek! Aynı yerden sokulacak mı yeniden? Başta RTÜK olmak üzere, denetim mekanizmalarını elinde tutan kurum ve kuruluşlara sesleniyorum: Siz ne iş yaparsınız? Kendi evimizde, kendi sahnelerimizde milli kimliğimizin bu denli aşağılanmasına, "Turkish Delight" gibi oryantalist hakaretlerin sergilenmesine bizler nasıl seyirci kalalım? Bırakalım da tüm kırmızı çizgilerimizi çiğneyen kırmızı perdeler sonuna kadar açılsın mı? Artık kimse bize "prosedür" masalı anlatmasın. Kendi benliğimizi koruyamadığımız her saniye, celladımızın yazdığı senaryoda yok olmaya devam edeceğiz. Sözü eğip bükmeye gerek yok: Kral çıplak! Bu kurumlar görevini yapmadığı sürece, bu kokuşmuşluk sadece ekranları değil, geleceğimizi de çürütecek. Ya bu haysiyet cellatlığına "dur" deyin ya da o makamları derhal terk edin! Ayşegül Akyüz Yahşi
1:26

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

aysegulakyuz50's profile picture

🚨 Sanat Değil, TERÖRİZM: "SULTANA" REZİLLİĞİ Üzerine❗️ Ben bu filmi daha önce defalarca izledim, sahnelerin hepsine aşinayım. Yine aynı kirli oyun, GECE KULÜBÜNDE GÜÇ SAVAŞI adı altında 18 Nisan’da vizyona giren film: SULTANA. Filmin daha ilk saniyesinde niyet açıkça ortaya konuyor; "Bir varmış bir yokmuş" Evet, doğru! Onların derdi bu milletin değerlerini "yok etmek" milleti masallarla uyutup, değerlerimizi mezara gömmek belli ki. Kimin aklıyla hareket ettikleri daha o ilk cümleden belli. Bakın, eğer bu vatanın milli ve manevi değerleriyle harmanlanmış bir insansanız; "Sultan" dendiğinde aklınıza gelen ilk şey bellidir. Bu vasfın ağırlığı, feraseti vardır. Bu vasıf cihana hükmeden, tarihimizin köklü ve vakur kadınlarımızın mirasıdır. Peki, bu filmde nasıl işlenmiş? Masal gibi bir girişle maval okunarak. Taksim’in karanlık ve kirli gece kulübünün tabelasına asılarak. Hafızalarımızdaki o asil vasıf, "o direk senin, bu direk benim" diye tepinen iki kadının kapışmasına meze edilmiş. 📍"Turkish Delight" Aşağılaması: Türk Kadını Rezalet, filmin fragmanına belli ediyor kendini "Turkish Delight Meral." (Türk Lokumu Meral). Bu ifade, Batı’nın Türk kadınına baktığı o hastalıklı, oryantalist ve kadını sadece bir "tüketim objesi" olarak gören bakış açısının ta kendisi. Kadını, cinsel içerikli göndermelerle "lokum" diyerek aşağılayıcı etiketlerle birleştirip dünyaya servis etmek, bu milletin haysiyetine açıkça saldırıdır. 📍"Spor" Maskesi Altındaki Pespayelik Daha da ileri gidip, tanıtım galasında bu sahnelerin çekim aşamaları ile övünme söz konusu... Neymiş? Direk dansı aslında bir spormuş! Bu film müsveddesinde acı eşiği yükselen kadınlar acı çekmişler çokça... İfadesine göre yönetmenin zormuş bu sporu(!) yapana... Gece kulüplerinin loş ve kirli ışıkları altında, kadın bedeninin en sefil haliyle metalaştırıldığı bir kapışmaya "spor" kılıfı uydurmak, bu milletin aklıyla alay etmektir. Bunun adı spor değil, sanatsal bir cinayettir! Buna "yozlaşma" deyip geçemezsiniz; bu, düpedüz sanatsal terörizmdir! Ortada bir senaryo falan da yok. Kadın bedeninin en pespaye haliyle pazarlanması ve bunun bir "modernite" maskesiyle yutturulma operasyonu var. 📍Bu Paket Hangi Adrese? Bu filmleri hazırlayan elleri iyi tanıyorum. Cebine para konan, önüne ne koyulursa "ağababalarının" emriyle kağıda döken kiralık kalemlerin işi bunlar. Ahlaki çöküşü senaryoya öyle bir yedirmişler ki; feminizm ve "spor" maskesi altında toplumun değerlerini un ufak etmişler. Her şeyi çok güzel paketlemişler, üzerine de "Sultana" etiketini basıp adrese teslim servis etmişler. Uluslararası arenada "Türk oyuncu" diye boy gösterenlerin, Türk kadınını dünyaya sadece bar köşelerinde sürünen aşağılık bir hayatın içindeymiş gibi göstermesi tek kelimeyle komplodur. 📍Gelelim Asıl Meseleye Tilki tilkiliğini yapacak, akrep akrepliğini; peki bu ülkenin toplumsal değerlerini medya alanlarında korumakla mükellef olanlar yine kurnazlığa yenik mi düşecek! Aynı yerden sokulacak mı yeniden? Başta RTÜK olmak üzere, denetim mekanizmalarını elinde tutan kurum ve kuruluşlara sesleniyorum: Siz ne iş yaparsınız? Kendi evimizde, kendi sahnelerimizde milli kimliğimizin bu denli aşağılanmasına, "Turkish Delight" gibi oryantalist hakaretlerin sergilenmesine bizler nasıl seyirci kalalım? Bırakalım da tüm kırmızı çizgilerimizi çiğneyen kırmızı perdeler sonuna kadar açılsın mı? Artık kimse bize "prosedür" masalı anlatmasın. Kendi benliğimizi koruyamadığımız her saniye, celladımızın yazdığı senaryoda yok olmaya devam edeceğiz. Sözü eğip bükmeye gerek yok: Kral çıplak! Bu kurumlar görevini yapmadığı sürece, bu kokuşmuşluk sadece ekranları değil, geleceğimizi de çürütecek. Ya bu haysiyet cellatlığına "dur" deyin ya da o makamları derhal terk edin! Ayşegül Akyüz Yahşi

Ayşegül Akyüz Yahşi

43,783 views • 2 months ago

aysegulakyuz50's profile picture

🔴 ÖNEMLİ | Tucker Carlson, İsrail'in Türkiye ve Erdoğan'ı Neden Sürekli Karaladığını Net Bir Şekilde Açıklıyor: "Onu Kontrol Edemiyorlar" Dikkatli jeopolitik izleyicilerini aylardır büyüleyen bir örüntü var: İsrail hükümetinin Türkiye’ye yönelik sürdürdüğü saldırgan karalama kampanyası. Eski ve yeni İsrailli üst düzey isimler, buldukları her mikrofonu Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kötülemek ve onu "tehlikeli bir adam" gibi göstermek için kullanıyor. Peki ama bunu neden yapıyorlar? Bağımsız gazeteci Tucker Carlson, bu ikiyüzlülüğü geçtiğimiz günlerde çok keskin bir şekilde analiz etti. Vardığı sonuç, sarsıcı olduğu kadar yalın bir gerçeği yansıtıyor. Bu durumun gerçek bir askeri tehditle hiçbir ilgisi yok; her şey, Türkiye’nin Tel Aviv ve Washington’ın bir vasal devleti (uydu devleti) gibi davranmayı reddeden egemen bir ülke olmasıyla ilgili. 📍En Büyük Günah: Egemenlik Batı diplomasisinde ve Orta Doğu jeopolitiğinde, ABD ve İsrail’in müttefikleri için yazılmamış tek bir kural vardır: Başını sallar, "evet" der ve emirleri yerine getirirsin. Bunu yapmadığın an, anında "tehlikeli" veya "radikal" olarak damgalanırsın. Tucker Carlson, eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in ifadeleri üzerinden bu dinamiği acımasızca ifşa ediyor. Carlson durumu şu şekilde özetliyor: Bennett onun (Erdoğan’ın) tehlikeli olduğunu söylediğinde, aslında demek istediği şey şu: — O egemen bir liderdir. Bu durum, Erdoğan’a bir destek beyanı bile değildir; sadece gerçeğin tespitidir. Carlson burada turnayı gözünden vuruyor. Bennett gibi figürler için, kendi ülkesinin çıkarlarını ön planda tutan bağımsız bir lider, tanımı gereği bir düşmandır. 📍Tel Aviv’den Komut Almıyor Carlson, bu çarpıcı savunmasında bir adım daha ileri giderek İsrail’in hayal kırıklığını en basit haliyle tercüme ediyor. Ankara söz konusu olduğunda Tel Aviv’dekiler neden öfkeden kuduruyor? Carlson’a göre cevap çok basit: "Ona ne yapması gerektiğini söyleyemiyoruz. Onu kontrolümüz altında tutamıyoruz." İşte tüm bu karalama kampanyasının özü budur. İsrail müesses nizamı; Lahey’den Washington’a kadar Batılı liderlerin, kendileri parmak şıklattığı anda hazır ola geçmesine alışmış durumda. Ancak Türk Cumhurbaşkanı’nda bu mekanizma işlemiyor. Türkiye, ne kadar yüksek sesle bağırılırsa bağırılsın, başka bir ülkenin dış politikası tarafından dizginlenmeyi reddediyor ve kendi bağımsız rotasını çiziyor. Geçici Koalisyonlar ve Suriye Gerçeği Bu durum kuşkusuz, çıkarlar tesadüfen örtüştüğünde iki ülkenin asla iş birliği yapmadığı anlamına gelmiyor. Jeopolitik sonuçta dostluklara değil, sert çıkarlara dayanır. Carlson bu karmaşık gerçekliği açıkça kabul ediyor ve Suriye’deki duruma dikkat çekiyor: "Onu etkileyebiliriz; nitekim İsrail ve Türkiye'nin geçen yıl Suriye'de Beşar Esad'ın devrilmesi konusunda bir tür ilişkisi olduğu açıktı." Yani o spesifik anlarda birbirleriyle ortak paydada buluşabiliyorlardı. Ancak bu ortak hedefe ulaşıldığı anda, temel ve köklü uçurum yeniden su yüzüne çıktı. Carlson, analizini şu can alıcı tespitle noktalıyor: "...Ancak Türkiye ile ilgili asıl sorun, kontrol edilememesidir; işte bu yüzden İsrail için bir 'tehdit' olarak adlandırılmaktadır." Dolayısıyla "tehdit" kelimesi, aslında bir zayıflık göstergesinden ve istediğini yaptıramayan bir gücün duyduğu derin hayal kırıklığının kod adından başka bir şey değildir. Kaynak | İçerik : Michael DDC #SONDAKİKA #Iran #IranIsraelWar

Ayşegül Akyüz Yahşi

12,581 views • 3 months ago

No more content to load