Mehmet Dağcı's banner
Mehmet Dağcı's profile picture

Mehmet Dağcı

@Dagci_Dagci36,660 subscribers

İnsan, Asker, Devlet Adamı

Shorts

15 Temmuz’a ilişkin rejimin kullandığı en önemli argümanlardan birisi, “uçaklar ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bombalanması” iddiası idi! Öylesine ki yurtdışından gelen heyetlere dahi, Meclis’te oluşan hasarlar gösterildi! Bu kurgu ile iki ana mesaj veriliyordu! 1) Meclis’i bombalayacak kadar hainler 2) Meclis’i değil, Millet’i hedef aldılar! Ancak çok geçmeden askeri uzmanlar tarafından bunun aksi kanıtlandı. Benim de yakinen tanıdığım ve birlikte görev yaptığım, Hava Kuvvetleri’nin yetiştirdiği en tecrübeli pilotlardan birisi olan Yüksel Akkale; gösterilen hasarın uçaktan atılan bomba ile olamayacağını, gerçek bir bombalamanın oluşturacağı tahribat, ses şiddeti ve yangının çok daha büyük olacağını dile getirdi! TSK’dan tasfiye edilen pek çok tecrübeli pilot da, bu görüşü doğrulayan paylaşımlar yaptı. Ancak tüm bu teknik açıklamalara rağmen, bu konu halkımız tarafından sorgulanmadı. Kendilerine anlatılan kumpas söylemlerine kulak verildi. Rejim tam da herkesi bu masala inandırdığını düşünürken, umulmadık bir gelişme yaşandı! İsrail-Hamas arasında yaşanan savaşta, İsrail’in Gazze’ye yaptığı hava saldırıları tüm dünyanın gündemine oturdu. Türkiye’de de halkımız televizyon ekranlarından uçaklardan atılan mühimmatlar ile Gazze’nin yerle bir edilmesine şahit oldu! Yıkım korkunçtu! Devasa binalar tek bir saldırıda yerle bir oluyordu! Bugün Turhan Bozkurt tarafından paylaşılan aşağıdaki görsel, aslında durumu çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Eğer 15 Temmuz’da Hava Kuvvetleri’nden tasfiye edilen binlerce pilot, gerçekten darbe yapmak istese idi “taş üzerinde taş kalmaz, şehirler yerle bir olur, onbinlerce masum insan hayatını kaybederdi.” Bilakis o kahramanlar, bu kumpası yapanların planlarını altüst edip, böyle bir katliamın önüne geçtiler! Kumpasçıların kaldırdığı bir kaç uçak dışında hiç bir uçağı kaldırmadılar, birliklerini bu kirli ve kanlı kumpasa dahil ettirmediler! O yüzden Şamil Tayyar’ın beyan ettiği gibi; gerçekler halkımız tarafından görüldüğünde “bugün hain denilenler kahraman, kahraman geçinenlerin ise asıl hain olduğu” ortaya çıkacaktır!

15 Temmuz’a ilişkin rejimin kullandığı en önemli argümanlardan birisi, “uçaklar ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bombalanması” iddiası idi! Öylesine ki yurtdışından gelen heyetlere dahi, Meclis’te oluşan hasarlar gösterildi! Bu kurgu ile iki ana mesaj veriliyordu! 1) Meclis’i bombalayacak kadar hainler 2) Meclis’i değil, Millet’i hedef aldılar! Ancak çok geçmeden askeri uzmanlar tarafından bunun aksi kanıtlandı. Benim de yakinen tanıdığım ve birlikte görev yaptığım, Hava Kuvvetleri’nin yetiştirdiği en tecrübeli pilotlardan birisi olan Yüksel Akkale; gösterilen hasarın uçaktan atılan bomba ile olamayacağını, gerçek bir bombalamanın oluşturacağı tahribat, ses şiddeti ve yangının çok daha büyük olacağını dile getirdi! TSK’dan tasfiye edilen pek çok tecrübeli pilot da, bu görüşü doğrulayan paylaşımlar yaptı. Ancak tüm bu teknik açıklamalara rağmen, bu konu halkımız tarafından sorgulanmadı. Kendilerine anlatılan kumpas söylemlerine kulak verildi. Rejim tam da herkesi bu masala inandırdığını düşünürken, umulmadık bir gelişme yaşandı! İsrail-Hamas arasında yaşanan savaşta, İsrail’in Gazze’ye yaptığı hava saldırıları tüm dünyanın gündemine oturdu. Türkiye’de de halkımız televizyon ekranlarından uçaklardan atılan mühimmatlar ile Gazze’nin yerle bir edilmesine şahit oldu! Yıkım korkunçtu! Devasa binalar tek bir saldırıda yerle bir oluyordu! Bugün Turhan Bozkurt tarafından paylaşılan aşağıdaki görsel, aslında durumu çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Eğer 15 Temmuz’da Hava Kuvvetleri’nden tasfiye edilen binlerce pilot, gerçekten darbe yapmak istese idi “taş üzerinde taş kalmaz, şehirler yerle bir olur, onbinlerce masum insan hayatını kaybederdi.” Bilakis o kahramanlar, bu kumpası yapanların planlarını altüst edip, böyle bir katliamın önüne geçtiler! Kumpasçıların kaldırdığı bir kaç uçak dışında hiç bir uçağı kaldırmadılar, birliklerini bu kirli ve kanlı kumpasa dahil ettirmediler! O yüzden Şamil Tayyar’ın beyan ettiği gibi; gerçekler halkımız tarafından görüldüğünde “bugün hain denilenler kahraman, kahraman geçinenlerin ise asıl hain olduğu” ortaya çıkacaktır!

1,732,367 просмотров

Ülkenin içinde bulunduğu enkaz halinin ana sebebi, gittikçe derinleşen ahlaki ve hukuki boşluktur! video kaynak: abdullah_ygn49

Ülkenin içinde bulunduğu enkaz halinin ana sebebi, gittikçe derinleşen ahlaki ve hukuki boşluktur! video kaynak: abdullah_ygn49

1,456,904 просмотров

15 Temmuz’a ilişkin sanık ifadelerinin pek çoğunda “terör ihbarı alındığı ve bu maksatla birliklerine çağrıldığı” bilgisi var. Bu emri alır almaz karargaha, birliğinin güvenliğini sağlamaya koşan askerler tutuklanıyor, işkence ediliyor ve sekiz yıldır hücrelerde çürütülüyor! Bunların arasında erler, kursiyer ve askeri öğrenciler de var! O gece yaptıkları tek şey “verilen emre itaat etmek”!!! Emre itaat askerliğin olmazsa olmazı, adeta DNA’sıdır! Bir asker gerçek bir savaşa göre yetiştirilir! Savaş ya da sabotaj anında yanlış verilecek bir karar, bir anlık tereddüt, bir anlık gecikmenin bedeli ölümdür! Bir askeri birlik en alt rütbedeki erinden, en üstteki komutanına kadar senkronize hareket etmek zorundadır. Bu senkronizasyon emir komuta birliği ve emre tereddütsüz itaat ile sağlanır! O yüzden gerçek durumda verilmesi gereken her reaksiyon, tam bir reflekse dönüşene kadar, haberli, habersiz tatbikatlar yapılır, ter dökülür, uykusuz kalınır! Gelin size bir örnekle bu durumu açıklayayım. Benimde komutanlığını yaptığım bir fırkateynin personel sayısı 200-300 kişi civarındadır. Bu gemiye yönelik bir saldırıda, havada güdümlü mermi tespit edildiğinde, reaksiyon süresi 3-5 dakika civarındadır! Eğer en yüksek hazırlık durumunda değilseniz, bu kadar kısa bir sürede personelin savaş yerini donatması, hava savunma sistemleri ve silahların ateşlemeye hazır olması, makinaların tam sürat hıza erişmesi gerekir! Komutan birbiri ardına onlarca emir verir ve o emirlerden bir tanesinin dahi yerine getirilmemesi, güdümlü merminin hedefi vurmasına, yüzlerce can kaybına ve dahi geminin batmasına sebep olur! Bu nedenle bir emrin sorumluluğu o emri verene aittir, emrin gereğini yerine getirene değil!!! Şimdi kendinizi bir kaç saniyeliğine “terör ihbarı alan ve birliğine koşan” askerlerin yerine koyun! Böyle bir durumda siz ne yapardınız? Komutanınızdan gelen emri mi uygulardınız, yoksa o gece kumpasın içinde yer alan ve şimdilerde kahramanım diye dolaşanlar gibi “otoparkta, orduevinde, akrabanızın evinde” saklanır mıydınız! Maalesef o gece bir askerin göstermesi gereken refleksi ortaya koyanlar hain ilan edilmiş, bu kumpası planlayanlar ve Ordu’muzun tasfiye edilmesinin önünü açanlar kahraman diye lanse edilmiştir! Ancak halkımız eninde sonunda gerçeklere uyanacak, bu kumpası planlayanların maskeleri birer birer düşecektir!

15 Temmuz’a ilişkin sanık ifadelerinin pek çoğunda “terör ihbarı alındığı ve bu maksatla birliklerine çağrıldığı” bilgisi var. Bu emri alır almaz karargaha, birliğinin güvenliğini sağlamaya koşan askerler tutuklanıyor, işkence ediliyor ve sekiz yıldır hücrelerde çürütülüyor! Bunların arasında erler, kursiyer ve askeri öğrenciler de var! O gece yaptıkları tek şey “verilen emre itaat etmek”!!! Emre itaat askerliğin olmazsa olmazı, adeta DNA’sıdır! Bir asker gerçek bir savaşa göre yetiştirilir! Savaş ya da sabotaj anında yanlış verilecek bir karar, bir anlık tereddüt, bir anlık gecikmenin bedeli ölümdür! Bir askeri birlik en alt rütbedeki erinden, en üstteki komutanına kadar senkronize hareket etmek zorundadır. Bu senkronizasyon emir komuta birliği ve emre tereddütsüz itaat ile sağlanır! O yüzden gerçek durumda verilmesi gereken her reaksiyon, tam bir reflekse dönüşene kadar, haberli, habersiz tatbikatlar yapılır, ter dökülür, uykusuz kalınır! Gelin size bir örnekle bu durumu açıklayayım. Benimde komutanlığını yaptığım bir fırkateynin personel sayısı 200-300 kişi civarındadır. Bu gemiye yönelik bir saldırıda, havada güdümlü mermi tespit edildiğinde, reaksiyon süresi 3-5 dakika civarındadır! Eğer en yüksek hazırlık durumunda değilseniz, bu kadar kısa bir sürede personelin savaş yerini donatması, hava savunma sistemleri ve silahların ateşlemeye hazır olması, makinaların tam sürat hıza erişmesi gerekir! Komutan birbiri ardına onlarca emir verir ve o emirlerden bir tanesinin dahi yerine getirilmemesi, güdümlü merminin hedefi vurmasına, yüzlerce can kaybına ve dahi geminin batmasına sebep olur! Bu nedenle bir emrin sorumluluğu o emri verene aittir, emrin gereğini yerine getirene değil!!! Şimdi kendinizi bir kaç saniyeliğine “terör ihbarı alan ve birliğine koşan” askerlerin yerine koyun! Böyle bir durumda siz ne yapardınız? Komutanınızdan gelen emri mi uygulardınız, yoksa o gece kumpasın içinde yer alan ve şimdilerde kahramanım diye dolaşanlar gibi “otoparkta, orduevinde, akrabanızın evinde” saklanır mıydınız! Maalesef o gece bir askerin göstermesi gereken refleksi ortaya koyanlar hain ilan edilmiş, bu kumpası planlayanlar ve Ordu’muzun tasfiye edilmesinin önünü açanlar kahraman diye lanse edilmiştir! Ancak halkımız eninde sonunda gerçeklere uyanacak, bu kumpası planlayanların maskeleri birer birer düşecektir!

1,268,975 просмотров

15 Temmuz’la ilgili görüntüler servis edildikçe, kumpasın detayları ve kirli planın açıkları da bir bir ortaya çıkıyor! 15 Temmuz gecesi, Tümgeneral Yavuz Türkgenci, Tuğgeneral Ahmet Hacıoğlu, Emniyet Müdürü Murat Çelik gibi asker ve emniyet mensuplarının ortak teçhizatları olmamasına rağmen, aynı tür beyaz çelik yeleği giymeleri; adeta pazılın kayıp parçası gibi resmî birleştiriyor! Pek çok kez ifade ettiğimiz üzere o gece sokağa çıkan halk açık hedefti. Kumpasçılar halk ve askeri karşı karşıya getirmek için, önceden yerleştirdikleri keskin nişancılar ile masum insanları nişan almıştı. Böylece çıkan kargaşada binlerce insanın ölümü planlanmıştı. Ancak rejim tarafından hain ilan edilen kahraman askerler, bu oyuna gelmemiş, kendi canları ve özgürlükleri pahasına millete silah çekmemişti. O sırada halkın arasına karışan beyaz çelik yelekli bu asker ve emniyet mensuplarının rolü neydi? Bunun gibi pek çok soru akla geliyor!!! 1) Keskin nişancılara “beyaz çelik yelekli kimse hedef alınmayacak” emri mi verildi? 2) Bu teçhizatları nereden aldılar? Beyaz çelik yelekler kimin envanterindeydi? 3) O gece herşeyin aniden geliştiğini iddia ettikleri dikkate alındığında; bu hazırlığı ne zaman yaptılar? 4) Beyaz çelik yeleğin hiçbir kamuflaj özelliği yokken, hedef ayrımı yapmak için mi bu teçhizat seçildi? 5) Herbiri yakın çekimden yapılan bu kayıtlar; kendilerini daha sonra kahraman ilan etmek için mi arşivlendi? 6) 15 Temmuz’a ilişkin tüm kayıtlar kimin elinde? Neden parça parça servis ediliyor? Neden bir bütün değil, kırpılmış olarak paylaşılıyor? 7) O gün beyaz çelik yelekler ile sahada olan bu kişiler, hangi terfi ve makamlar ile ödüllendirildi? 8) Bu kişilerin ifadesi alındı mı? Çapraz sorguları yapıldı mı?

15 Temmuz’la ilgili görüntüler servis edildikçe, kumpasın detayları ve kirli planın açıkları da bir bir ortaya çıkıyor! 15 Temmuz gecesi, Tümgeneral Yavuz Türkgenci, Tuğgeneral Ahmet Hacıoğlu, Emniyet Müdürü Murat Çelik gibi asker ve emniyet mensuplarının ortak teçhizatları olmamasına rağmen, aynı tür beyaz çelik yeleği giymeleri; adeta pazılın kayıp parçası gibi resmî birleştiriyor! Pek çok kez ifade ettiğimiz üzere o gece sokağa çıkan halk açık hedefti. Kumpasçılar halk ve askeri karşı karşıya getirmek için, önceden yerleştirdikleri keskin nişancılar ile masum insanları nişan almıştı. Böylece çıkan kargaşada binlerce insanın ölümü planlanmıştı. Ancak rejim tarafından hain ilan edilen kahraman askerler, bu oyuna gelmemiş, kendi canları ve özgürlükleri pahasına millete silah çekmemişti. O sırada halkın arasına karışan beyaz çelik yelekli bu asker ve emniyet mensuplarının rolü neydi? Bunun gibi pek çok soru akla geliyor!!! 1) Keskin nişancılara “beyaz çelik yelekli kimse hedef alınmayacak” emri mi verildi? 2) Bu teçhizatları nereden aldılar? Beyaz çelik yelekler kimin envanterindeydi? 3) O gece herşeyin aniden geliştiğini iddia ettikleri dikkate alındığında; bu hazırlığı ne zaman yaptılar? 4) Beyaz çelik yeleğin hiçbir kamuflaj özelliği yokken, hedef ayrımı yapmak için mi bu teçhizat seçildi? 5) Herbiri yakın çekimden yapılan bu kayıtlar; kendilerini daha sonra kahraman ilan etmek için mi arşivlendi? 6) 15 Temmuz’a ilişkin tüm kayıtlar kimin elinde? Neden parça parça servis ediliyor? Neden bir bütün değil, kırpılmış olarak paylaşılıyor? 7) O gün beyaz çelik yelekler ile sahada olan bu kişiler, hangi terfi ve makamlar ile ödüllendirildi? 8) Bu kişilerin ifadesi alındı mı? Çapraz sorguları yapıldı mı?

1,107,321 просмотров

Adaletin tecelli edeceğini anlayan bir suçlunun ruh halini yansıtan tablo ⚖️

Adaletin tecelli edeceğini anlayan bir suçlunun ruh halini yansıtan tablo ⚖️

493,403 просмотров

Normalde bu türlerin seviyesine düşüp, yanıt vermekten kaçınıyorum. Ancak derin devletin bayraktarlığını yapan birinin, meydanı boş bulmasına da izin veremem! Birincisi, daha bir kaç ay önce milletin iradesini pazarlık konusu yapmış, başka partilerin oyları üzerinden, alavere dalavere ile gizlice makam garantisi almış birinin, hala siyaset yapabiliyor olması bu toplumun ayıbıdır! İkincisi, paylaştığı videoyu montajlarken en önemli bölümü unutmuş! Türkan Saylan’ın bu milleti aşağılayan ve “Biz asılız dolayısıyla bizim istemediğimiz bir şeyin, bu ülkede olması mümkün değil” dediği ve devamında “herkesi Menderes’in sonu” ile tehdit ettiği video! “Kimin katil olduğu, kimin bu ülkenin kaynaklarını sömürdüğü, kimin bir Başbakan’ı dahi ölüme götürebilecek kadar devletin içine sızdığının” itirafı olmadan yarım kalır montajları! Üçüncüsü, Saylan’ın gururla söylediği üzere, eğer bu ülkede onlardan habersiz bir şeyin olması mümkün değil ise; Madımak katliamının, Uludere katliamının, faili belirsiz cinayetlerin, darbelerin, 28 Şubat’ın, 15 Temmuz’un ve daha nice kanlı olay ve kirli projenin de hesabının bunlardan sorulması gerekmez mi? Son olarak, öyle masum insanlara kirli iftiralar atmakla olmuyor! İlla ben ağzımdakini kusacam diyorsan, muhatabın “Ben Ergenekon, Balyoz davalarının savcısıyım” diyen ve sonra sizinle pazarlık masasına oturanlardır! Yürü var git sarayın kapısına!!!

Normalde bu türlerin seviyesine düşüp, yanıt vermekten kaçınıyorum. Ancak derin devletin bayraktarlığını yapan birinin, meydanı boş bulmasına da izin veremem! Birincisi, daha bir kaç ay önce milletin iradesini pazarlık konusu yapmış, başka partilerin oyları üzerinden, alavere dalavere ile gizlice makam garantisi almış birinin, hala siyaset yapabiliyor olması bu toplumun ayıbıdır! İkincisi, paylaştığı videoyu montajlarken en önemli bölümü unutmuş! Türkan Saylan’ın bu milleti aşağılayan ve “Biz asılız dolayısıyla bizim istemediğimiz bir şeyin, bu ülkede olması mümkün değil” dediği ve devamında “herkesi Menderes’in sonu” ile tehdit ettiği video! “Kimin katil olduğu, kimin bu ülkenin kaynaklarını sömürdüğü, kimin bir Başbakan’ı dahi ölüme götürebilecek kadar devletin içine sızdığının” itirafı olmadan yarım kalır montajları! Üçüncüsü, Saylan’ın gururla söylediği üzere, eğer bu ülkede onlardan habersiz bir şeyin olması mümkün değil ise; Madımak katliamının, Uludere katliamının, faili belirsiz cinayetlerin, darbelerin, 28 Şubat’ın, 15 Temmuz’un ve daha nice kanlı olay ve kirli projenin de hesabının bunlardan sorulması gerekmez mi? Son olarak, öyle masum insanlara kirli iftiralar atmakla olmuyor! İlla ben ağzımdakini kusacam diyorsan, muhatabın “Ben Ergenekon, Balyoz davalarının savcısıyım” diyen ve sonra sizinle pazarlık masasına oturanlardır! Yürü var git sarayın kapısına!!!

156,527 просмотров

Gaflet uykusu öyle sinsidir ki “uyursan ölürsün, halk uyursa herkes ölür!!!” #nefes

Gaflet uykusu öyle sinsidir ki “uyursan ölürsün, halk uyursa herkes ölür!!!” #nefes

19,072 просмотров

Videos

Dagci_Dagci's profile picture

Yer: Moda Deniz Klübü Tarih: 16 Temmuz 2016 Saat: 00:27 AM 15 Temmuz gecesi, Moda Deniz Klübü’nde düğüne katılan amiral ve generallerin, darbe yaptığı iddia edilen MAK timi tarafından eterne edilme görüntüleri! Defalarca izledim! Aldığım tüm askeri eğitim, katıldığım tüm harekatlar, izlediğim tüm filmler, çocukken şahit olduğum 1980 darbesinin tüm kareleri, o gece yapılan tüm işkenceler, vahşet gözümün önüne geldi! Gel gör ki bu görüntülerde bunlardan eser yok! Darbe yapacak, amiral, generalleri derdest edecek kadar gözü dönmüş bir tim; olabildiğince sakin, nazik, kelepçe takmaya götürürken sanki yanındaki refakatçi, yere yatırırken “aman kılına dahi zarar gelmesin” titizliği ile yardımcı, sanırsınız ki darbeci değil figüran hepsi! Öte yandan derdest edilen askerler, moda sahilinde yürür gibi rahatlar! Yüzlerinde tek bir telaş yok! Direnme, hesap sorma, “kendinize gelin, siz kim oluyorsunuz da bir komutanı derdest ediyorsunuz” tarzı bir hareket yok! Sanki asker değil de okul müsaderesinde rolünü oynayan liseli gibiler! Hiçbirinde akibeti hakkında telaş hali yok! Oysa gerçek bir darbe durumunda; ortalık birbirine girmiş, işkence ve silah zoruyla yerlerde sürünmüş, kelepçe takarken, yere yatırırken tekme tokat girilmiş, amiral, general korumaları ile darbeciler arasında çıkan arbede ve çatışmada her yer darmadağın edilmiş olurdu!!! Hal böyle olunca aklıma şu sorular geliyor! 1) Başta Abidin Ünal olmak üzere, düğüne katılan amiral/generaller kumpas planından haberdar mıydı? 2) Onları eterne etmeye gelen MAK timi, 15 Temmuz’a bir darbe süsü vermek için mi görevlendirilmişti? Kumpas planının bir parçası mıydı? 3) O gece bu kareye giren MAK timi çapraz sorguya alındı mı? Bu görüntülerdeki MAK timinden kimler, şu anda müebbet hapis cezası ile tutuklu? 4) Hava Kuvvetleri Komutanı, Donanma Komutanı dahil, Or seviyesinde bunca askerin biraraya geldiği yerin korumasını yapanlar ile MAK timi arasında neden tek bir çatışma çıkmadı? 5) 15 Temmuz günü planlanan bu düğün kumpasın bir parçası mıydı? 6) Darbeye ilişkin ilk görüntüler bir kaç saat öncesinden ortada iken, her birinin emrinde helikopterden, makam arabasına kadar vasıtalar varken, bunlar neden derhal vazifesinin başına dönmedi? O kanlı gecede bir komutan olarak neden birliğinin başına koşmadı da, MAK timi gelinceye kadar beklediler? 7) Aniden gelişecek bir kriz ve harp durumu için komuta kademesindeki askerler yanlarında daima üniforma bulundururken, hatta sırf bunlarla ilgilensin diye herbirisi emir subayı, emir astsubayı ile dolaşırken; neden birkaç saat geçmesine rağmen herbiri grant tuvalet takım elbiseli? Neden bir askerin ilk refleksi olan, üniformasını giyip, komutayı alıp, duruma müdahale etmemişler? 7) 15 Temmuz gecesi bu düğündeki en kıdemli komutan olarak bulunan Abidin Ünal, kendi beyanlarına göre MAK timi tarafından Akıncı Üssü’ne götürülürken dahi telefonuyla konuşabildiği, bir zorlama olmadığı ortada iken; neden diğerlerinin derdest edilmesine seyirci kaldı? 8) 15 Temmuz’da düğün adı altında, vazifeden kaçan, emrindeki personeli pusuya çeken subayların, kaç tanesi terfi aldı, komuta kademesinde kilit görevler ile ödüllendirildi? Tüm bu soruları sorup, yanıtlarını düşünüp, hür iradenizle siz karar verin. 15 Temmuz bir darbe miydi yoksa milletimize ve ordumuza kurulmuş bir kumpas mı?

Mehmet Dağcı

2,141,849 просмотров • 2 лет назад

Dagci_Dagci's profile picture

15 Temmuz’a ilişkin sanık ifadelerinin pek çoğunda “terör ihbarı alındığı ve bu maksatla birliklerine çağrıldığı” bilgisi var. Bu emri alır almaz karargaha, birliğinin güvenliğini sağlamaya koşan askerler tutuklanıyor, işkence ediliyor ve sekiz yıldır hücrelerde çürütülüyor! Bunların arasında erler, kursiyer ve askeri öğrenciler de var! O gece yaptıkları tek şey “verilen emre itaat etmek”!!! Emre itaat askerliğin olmazsa olmazı, adeta DNA’sıdır! Bir asker gerçek bir savaşa göre yetiştirilir! Savaş ya da sabotaj anında yanlış verilecek bir karar, bir anlık tereddüt, bir anlık gecikmenin bedeli ölümdür! Bir askeri birlik en alt rütbedeki erinden, en üstteki komutanına kadar senkronize hareket etmek zorundadır. Bu senkronizasyon emir komuta birliği ve emre tereddütsüz itaat ile sağlanır! O yüzden gerçek durumda verilmesi gereken her reaksiyon, tam bir reflekse dönüşene kadar, haberli, habersiz tatbikatlar yapılır, ter dökülür, uykusuz kalınır! Gelin size bir örnekle bu durumu açıklayayım. Benimde komutanlığını yaptığım bir fırkateynin personel sayısı 200-300 kişi civarındadır. Bu gemiye yönelik bir saldırıda, havada güdümlü mermi tespit edildiğinde, reaksiyon süresi 3-5 dakika civarındadır! Eğer en yüksek hazırlık durumunda değilseniz, bu kadar kısa bir sürede personelin savaş yerini donatması, hava savunma sistemleri ve silahların ateşlemeye hazır olması, makinaların tam sürat hıza erişmesi gerekir! Komutan birbiri ardına onlarca emir verir ve o emirlerden bir tanesinin dahi yerine getirilmemesi, güdümlü merminin hedefi vurmasına, yüzlerce can kaybına ve dahi geminin batmasına sebep olur! Bu nedenle bir emrin sorumluluğu o emri verene aittir, emrin gereğini yerine getirene değil!!! Şimdi kendinizi bir kaç saniyeliğine “terör ihbarı alan ve birliğine koşan” askerlerin yerine koyun! Böyle bir durumda siz ne yapardınız? Komutanınızdan gelen emri mi uygulardınız, yoksa o gece kumpasın içinde yer alan ve şimdilerde kahramanım diye dolaşanlar gibi “otoparkta, orduevinde, akrabanızın evinde” saklanır mıydınız! Maalesef o gece bir askerin göstermesi gereken refleksi ortaya koyanlar hain ilan edilmiş, bu kumpası planlayanlar ve Ordu’muzun tasfiye edilmesinin önünü açanlar kahraman diye lanse edilmiştir! Ancak halkımız eninde sonunda gerçeklere uyanacak, bu kumpası planlayanların maskeleri birer birer düşecektir!

Mehmet Dağcı

1,268,975 просмотров • 2 лет назад

Dagci_Dagci's profile picture

15 Temmuz’un bir kumpas olduğunun en önemli kanıtlarından birisi de keskin nişancılar. Köprüye önceden yerleştirilen keskin nişancılar, askerle halkı karşı karşıya getirmek için kullanılmıştı. 15 Temmuz gecesi eşi ve oğlu öldürülen Nihal Olçok, “keskin nişancıları gören gaziler tehditle susturuldu, orduda keskin nişancı birimi olmadığı için devlet mağdur olur dediler ve susturdular” demişti! 20 Temmuz tarihli T24’ün haberine göre de, o gece özel harekat sube müdürüne eslik eden Kemal Tosun da arkasından vurularak sehit edilmişti. Aynı haberde halka köprü üzerinden ateş açıldığı da belirtiliyor. O gece beyaz çelik yelekler giyen istihbarat, askeri personel ve emniyet mensuplarının amacının da, bu keskin nişancıların hedefi olmamak ve hedef ayrımına yardımcı olmak için, bu teçhizatı kullandığı da ortaya çıkmıştı! 15 Temmuz’a ilişkin rejim söylemini alt üst eden bu gerçeği gizlemek için bugüne kadar yapılmayan kalmadı. Birincisi; köprüde şehit edilenlerin otopsisi yapılmadı, mermilerin balistik incelemesi yapılmadı ve raporlar yok edildi. İkincisi; Nihal Olçok’un da beyan ettiği üzere keskin nişancıları gören ve duruma şahitlik edenler tehdit ve şantaj ile susturuldu! Üçüncüsü; aradan bir yıl geçtikten sonra yandaş medyada yalan haberler yapılarak, köprü üstünde görülen keskin nişancıların aslında üstü branda serili bir vinç olduğu söylendi. Diğer bir ifade ile keskin nişancı gerçeği tamamen inkar edildi! Dördüncüsü, bu konu hiç bir savcı tarafından incelenmedi. Mahkemelerden ve kamuoyundan kaçırılmaya çalışıldı! 15 Temmuz’un aydınlatılması için, keskin nişancı dosyasının açılması, otopsi ve balistik incelemeler yapılarak, envanter kayıtları ile karşılaştırılması, susturulan tanıkların ifadelerinin alınması yeterli olacaktır! Yargı mensupları, milletvekilleri ve vicdan sahiplerini görevlerini yapmaya, bu karanlık geceyi aydınlatmaya davet ediyorum. Video Kaynak: ozgurmedya_tr

Mehmet Dağcı

715,081 просмотров • 2 лет назад

Dagci_Dagci's profile picture

Erdoğan Cumhurbaşkanı olduktan sonra, 18 Mart 2015’te Harp Akademileri’ni ziyarete gelmiş ve tüm personele bir konuşma yapmıştı! Konuşmasında 17-25 Aralık hırsızlık ve yolsuzluk operasyonlarını ülkeyi ele geçirme girişimi olarak nitelendirmiş, Ergenekon-Balyoz sürecine ilişkin “kandırıldıklarını” ifade etmiş ve sonrasında davaları bir anda nasıl kapattıklarını anlatmıştı! Konuşma sonunda; dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Kara Kuvvetleri Komutanı Hulusi Akar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Bostanoğlu Erdoğan’ı ayakta alkışlamışlardı. Ordu aslında tüm bu olanlara tepkiliydi. Ancak bu tepkiyi ifade etmek, ordunun tavrını ortaya koymak yerine, yolsuzluk ve hırsızlıkları normalleştirmişlerdi! Ergenekon-Balyoz sürecinde savcılığa soyunmuş, 17-25 Aralık’ta yolsuzluk dosyaları çarşaf çarşaf çıkmış, diploması dahi tartışmalı durumdaki birini ayakta alkışlamak, tüm bu yapılanlara dolaylı destek vermek anlamına geliyordu. Bu ülkemiz açısından da bir kırılma noktasıydı. Ordunun başındakilerin bu tavrından güç alan Erdoğan, derin devletle de anlaşarak, bu konuşmadan bir yıl sonra, 15 Temmuz kumpası ile o salonda bulunan ve bu manzaraya şahit olan subayların neredeyse tamamını tasfiye etti. Başta Suriye politikası olmak üzere rahatsızlığını açıkça dile getiren dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk önce Kuvvet Komutanlığı’ndan alındı, sonra da 15 Temmuz’un bir numaralı sanığı ilan edildi! Ergenekon-Balyoz Davası sanıkları ise terfi ettirildi. Hırsızlıklar, yolsuzluklar, derin devletin suçları el birliği ile kapatıldı! Bugün Meclis’te CHP sıralarından yansıyan görüntüler ve Özgür Özel’in konuşmayı ayakta alkışlaması aklıma şu soruyu getiriyor! Ülkedeki hukuksuzluklara ve enkaz haline rağmen; bu vaziyetin mimarı Erdoğan’ı ayakta alkışlamanızın getirisi ne? Ana muhalefet partisi olarak sorgulamanız gereken bu rejim verdiğiniz dolaylı destekle muhalefet sırasında oturanlara, benzer haksızlık ve hukuksuzlukları yapma cesareti almaz mı? Daha da önemlisi, “verdiğiniz bu desteğe karşılık sizler neleri kapatıyorsunuz” sorusu akla gelmez mi?

Mehmet Dağcı

104,835 просмотров • 1 год назад

Dagci_Dagci's profile picture

İkinci dünya savaşının sonlarına doğru, Pasifik Okyanusu’nun semaları, kamikaze pilotları ile tanışmıştı! Japonya, ABD donanması gemilerini batırabilmek için, kamikaze olarak bilinen intihar saldırıları yapmaya başladı! Bu taktikle 2000’den fazla savaş pilotu hayatını kaybetti. Japon savunma sanayisi için, kaybedilen binlerce uçağı yerine koyması çok zor değildi. Çünkü bir uçağı bir kaç haftada operasyonel hale getirebiliyorlardı. Ancak ölen savaş pilotlarının yerine yenisini koymak, en temel eğitimle dahi aylar hatta yıllar alıyordu. Bu savaş yetişmiş personelin önemini, bir kez daha gözler önüne sermişti. Son dönemlerde Kaan savaş uçağının uçuşu sonrası, büyük sevinç gösterileri yapılıyor. Hava Kuvvetleri için milli bir kabiliyete kavuşma ihtimali heyecanla anlatılıyor. Ancak 15 Temmuz’dan sonra binlerce pilot ve uçuş teknisyenini kendi eliyle tasfiye edenlerin bu durumu, bana Japonya’nın tarihi hatasını hatırlattı! Günümüzde F-35 gibi en üst düzey bir uçağın üretimi dahi, bir haftadan daha kısa bir sürede tamamlanıyor! Ancak o uçakları uçuracak, muharebe taktiklerini ve harekat planlarını uygulayacak bir pilotun yetişmesi, neredeyse 8-10 yılı buluyor! Bu nedenle TSK’dan tasfiye edilen personeli yerine koymak, onlarca yıl ve milyarlarca dolarlık bir yatırım gerektiriyor! Üçüncü bir dünya savaşının konuşulduğu bir dönemde, bir kez daha herkesi bu tarihi hatadan dönmeye davet ediyorum! Bir harp durumunda böylesine donanımlı ve yetişmiş insan kaynağını hapiste ve sürgünde çürütmenin, telafisi olmayan sonuçları ve ağır bedelleri olacaktır!

Mehmet Dağcı

42,443 просмотров • 2 лет назад

Dagci_Dagci's profile picture

Bazen bir türkü bin duyguya tercüman olur…

Mehmet Dağcı

20,090 просмотров • 2 лет назад