Deepcosmoss's banner
Deepcosmoss's profile picture

Deepcosmoss

@Deepcosmoss7,665 subscribers

Yapay zeka, uzay hızı.| Evrenin sırları ve dijital geleceğin en net haber kaynağı. | Bilginin yeni yörüngesi. https://t.co/zVMS5ALekX

Shorts

Halfetide bir gül var, rengi siyaha çalıyor. Dünyada başka hiçbir yerde o rengi tutturamıyorsun. Aynı tohumu al İzmire dik kırmızı açıyor, Antalyaya dik kırmızı açıyor, Halfetiye dik siyah açıyor. Sebep şu: Fıratın o bölgedeki pH değeri, topraktaki demir oranı ve gecelerin ani soğuması gülün antosiyanin pigmentini aşırı üretmeye zorluyor. Yani gül aslında karanlığı seçmiyor, zorlu koşulda hayatta kalmak için kendini koyulaştırıyor. Rengi stresin kimyasal imzası. Şimdi burada işler tuhaflaşıyor çünkü insanlar aynı mekanizmayla çalışıyor. Bir insanın neden derin göründüğünü merak ettin mi hiç. Rahat büyümüş biriyle zorlu büyümüş birini yan yana koy, ikincisi her zaman daha koyu konuşur, daha az gülümser, odaya girince fark edilir. Bunu karizma sanıyoruz ama karizma değil, pigment. Psikolojik antosiyanin. Ve burada kimsenin itiraf etmediği şey şu: o koyuluğa hayran olan insanlar aslında o koşullarda yaşamayı asla kabul etmez. Halfeti gülünü herkes ister, Halfetinin yazında 48 derecede toprakla uğraşmayı kimse istemez. Koyu insana hayran olanlar da onun geçtiği yerden geçmeyi kabul etmez, sadece çıktısını koklamak ister. Yani en karanlık görünen en özeldir cümlesi yarım. Tamamı şu: o karanlık bedava değil, birinin orada kalıp ödediği bir fatura. Gülün kendisi bile bilmiyor neden siyah açtığını, sadece toprak ne verdiyse onu renge çevirmiş. Belki de özel olmak seçim değil, kalamadığın yerden kaçamamanın rengi.

Halfetide bir gül var, rengi siyaha çalıyor. Dünyada başka hiçbir yerde o rengi tutturamıyorsun. Aynı tohumu al İzmire dik kırmızı açıyor, Antalyaya dik kırmızı açıyor, Halfetiye dik siyah açıyor. Sebep şu: Fıratın o bölgedeki pH değeri, topraktaki demir oranı ve gecelerin ani soğuması gülün antosiyanin pigmentini aşırı üretmeye zorluyor. Yani gül aslında karanlığı seçmiyor, zorlu koşulda hayatta kalmak için kendini koyulaştırıyor. Rengi stresin kimyasal imzası. Şimdi burada işler tuhaflaşıyor çünkü insanlar aynı mekanizmayla çalışıyor. Bir insanın neden derin göründüğünü merak ettin mi hiç. Rahat büyümüş biriyle zorlu büyümüş birini yan yana koy, ikincisi her zaman daha koyu konuşur, daha az gülümser, odaya girince fark edilir. Bunu karizma sanıyoruz ama karizma değil, pigment. Psikolojik antosiyanin. Ve burada kimsenin itiraf etmediği şey şu: o koyuluğa hayran olan insanlar aslında o koşullarda yaşamayı asla kabul etmez. Halfeti gülünü herkes ister, Halfetinin yazında 48 derecede toprakla uğraşmayı kimse istemez. Koyu insana hayran olanlar da onun geçtiği yerden geçmeyi kabul etmez, sadece çıktısını koklamak ister. Yani en karanlık görünen en özeldir cümlesi yarım. Tamamı şu: o karanlık bedava değil, birinin orada kalıp ödediği bir fatura. Gülün kendisi bile bilmiyor neden siyah açtığını, sadece toprak ne verdiyse onu renge çevirmiş. Belki de özel olmak seçim değil, kalamadığın yerden kaçamamanın rengi.

171,568 Aufrufe

1982 yılında Sovyetler Venüs yüzeyine Venera 14 uzay aracını indirdi ve o araç sadece birkaç dakika hayatta kalabildi ama erimeden önce bize bir şey gösterdi. O sarımtırak fotoğraflara baktığında sadece buruşuk çatlamış bir çöl görüyorsun ama orada gördüğün şey kelimenin tam anlamıyla ezilmekte olan bir gezegenin derisi. Yüzey sıcaklığı 465 derece yani kurşunu bile saniyeler içinde eritecek bir cehennem ama değil korkunç olan kısım basınç. Venüsün atmosferi o kadar kalın ve ağır ki yüzeydeki basınç Dünyadakinin tam 92 katı. Şimdi şunu düşün okyanusun 900 metre dibindesin ve tonlarca su üzerine çöküyor kemiklerin sızlıyor işte Venüste ayakta durmak tam olarak böyle hissettiriyor. O gördüğün buruşuk yüzey zamanın veya rüzgarın nazik bir aşındırması falan değil milyarlarca yıldır o devasa atmosferin ağırlığı altında nefes alamayan bükülen ve fiziksel olarak ezilen kayaların çığlığı. Biz burada günlük hayatta görünmez streslerin altında ezildiğimizi sanıp uzay boşluğuna düşmüş gibi hissediyoruz ama orada baskı soyut bir his değil doğrudan bir fizik yasası. O buruşuk kayalar bize evrenin en acımasız kuralını gösteriyor yeterince uzun süre ve yeterince yüksek bir baskı altında kalırsan sadece şeklin değil tüm varoluşun değişir ve evrenin umurunda bile olmaz.

1982 yılında Sovyetler Venüs yüzeyine Venera 14 uzay aracını indirdi ve o araç sadece birkaç dakika hayatta kalabildi ama erimeden önce bize bir şey gösterdi. O sarımtırak fotoğraflara baktığında sadece buruşuk çatlamış bir çöl görüyorsun ama orada gördüğün şey kelimenin tam anlamıyla ezilmekte olan bir gezegenin derisi. Yüzey sıcaklığı 465 derece yani kurşunu bile saniyeler içinde eritecek bir cehennem ama değil korkunç olan kısım basınç. Venüsün atmosferi o kadar kalın ve ağır ki yüzeydeki basınç Dünyadakinin tam 92 katı. Şimdi şunu düşün okyanusun 900 metre dibindesin ve tonlarca su üzerine çöküyor kemiklerin sızlıyor işte Venüste ayakta durmak tam olarak böyle hissettiriyor. O gördüğün buruşuk yüzey zamanın veya rüzgarın nazik bir aşındırması falan değil milyarlarca yıldır o devasa atmosferin ağırlığı altında nefes alamayan bükülen ve fiziksel olarak ezilen kayaların çığlığı. Biz burada günlük hayatta görünmez streslerin altında ezildiğimizi sanıp uzay boşluğuna düşmüş gibi hissediyoruz ama orada baskı soyut bir his değil doğrudan bir fizik yasası. O buruşuk kayalar bize evrenin en acımasız kuralını gösteriyor yeterince uzun süre ve yeterince yüksek bir baskı altında kalırsan sadece şeklin değil tüm varoluşun değişir ve evrenin umurunda bile olmaz.

43,775 Aufrufe

en çok zaman harcadığım AI aracını söyleyeyim ChatGPT değil Claude değil Perplexity değil Readwise Reader bu araç ne yapıyor internette kaydettiğin her şeyi bir yerde topluyor makaleler bültenler Twitter thread leri PDF ler hepsi bir arada ve AI ile özetliyor benim sorunum şuydu ilginç bir şey görüyorum kaydediyorum ama bir daha açmıyorum yüzlerce kayıtlı içerik var hiç okumadım Readwise bunu çözdü çünkü her sabah kaydettiğim içeriklerin özetini gönderiyor 5 dakikada geçen haftanın en önemli fikirlerini görüyorum okuma alışkanlığı olmayan biri için bile işe yarıyor çünkü okumayı değil özeti sunuyor

en çok zaman harcadığım AI aracını söyleyeyim ChatGPT değil Claude değil Perplexity değil Readwise Reader bu araç ne yapıyor internette kaydettiğin her şeyi bir yerde topluyor makaleler bültenler Twitter thread leri PDF ler hepsi bir arada ve AI ile özetliyor benim sorunum şuydu ilginç bir şey görüyorum kaydediyorum ama bir daha açmıyorum yüzlerce kayıtlı içerik var hiç okumadım Readwise bunu çözdü çünkü her sabah kaydettiğim içeriklerin özetini gönderiyor 5 dakikada geçen haftanın en önemli fikirlerini görüyorum okuma alışkanlığı olmayan biri için bile işe yarıyor çünkü okumayı değil özeti sunuyor

22,572 Aufrufe

Videos

Deepcosmoss's profile picture

5 milyar yıl sonra Güneşin bizi yutacağını duyduğunda beynin bunu çok uzak bir ihtimal, sadece bir astrofizik detayı gibi algılıyor ama işin yüzleşmesi zor kısmı gezegenin yanması değil. Güneşin çekirdeğindeki hidrojen yavaş yavaş tükeniyor. Şu an her saniye milyonlarca ton kütleyi enerjiye dönüştürüyor ve sen bunu sabah yüzünü ısıtan tatlı bir ışık olarak hissediyorsun. Ama bu yakıt bittiğinde, çekirdek kendi içine çökecek ve dış katmanlar akıl almaz bir boyuta ulaşarak dev bir kırmızı yıldıza dönüşecek. Güneş o kadar genişleyecek ki, Merkür ve Venüsü rahatça yuttuktan sonra Dünyanın yörüngesine kadar ulaşacak. O noktada okyanuslar saniyeler içinde kaynayıp uzaya karışacak, dağlar sıvılaşacak, atmosfer tamamen soyulup atılacak. Ama varoluşsal kriz bu fiziksel yıkım değil. Kısım şu; insanlık tarihi boyunca inşa ettiğimiz, üzerine titrediğimiz, anlam yüklediğimiz her şeyin mutlak silinişi gerçekleşecek. Piramitlerden en gelişmiş kuantum bilgisayarlarına, Mona Lisadan ilk aşk mektuplarına, devasa veri merkezlerindeki petabaytlarca bilgiden yazılmış tüm kitaplara ve şu an attığın tüm tweetlere kadar her şey. Hepsi sadece yanıp kül olmayacak, kelimenin tam anlamıyla temel parçacıklarına, atomlarına kadar eriyip dağılacak. Biz hep tarihe iz bırakmaktan, gelecek nesillere bir şeyler aktarmaktan bahsederiz ama evrenin böyle bir hafıza kaydı yok. Milyarlarca yıl sonra evrenin başka bir köşesinden buraya bakan herhangi bir gözlemci için, burada Shakespearein yaşadığına, Roma İmparatorluğunun kurulduğuna veya senin bu ekranı kaydırırken bir şeyler hissettiğine dair tek bir kanıt bile kalmayacak. Tüm o savaşlar, devrimler, keşifler ve kişisel hırslar tek bir atomik çorbaya dönüşecek. Şu an hayatın boyunca unutulmamak, kalıcı bir şeyler yapmak için çabalıyorsun ama günün sonunda evren, burada hiç var olmadığımızı söyleyen o kusursuz sessizliğine geri dönecek. Gerisi sadece yıldız tozu.

Deepcosmoss

234,910 Aufrufe • vor 2 Tagen

Deepcosmoss's profile picture

13.8 milyar yıl önce başlayan bu hikayede inanılmaz derecede tuhaf bir zaman dilimine denk geldik. Şu an gökyüzüne baktığımızda milyarlarca galaksi görüyoruz, evrenin genişlediğini ölçebiliyoruz ve Büyük Patlamanın yankılarını dinleyebiliyoruz. Ama sarsıcı olan kısım şu, evren bu bilgileri sonsuza dek açık tutmayacak. James Webb verileri ve modern kozmolojik modeller bize evrenin genişleme hızının yerçekiminden çok daha güçlü bir şekilde arttığını kanıtlıyor. Her saniye, diğer galaksiler bizden hızla uzaklaşıyor. Ve o genişleme hızı milyarlarca yıl sonra o kadar kritik bir eşiği aşacak ki, galaksiler arası boşluk ışık hızından daha hızlı bir şekilde birbirinden kopmaya başlayacak. Şimdi şunu düşün, trilyonlarca yıl sonra Samanyolu ve Andromeda birleşmiş devasa tek bir galaksi haline gelmiş olacak. O dönemde yepyeni bir yıldız sisteminde zeki bir yaşam formu ortaya çıkıp gökyüzünü incelemeye başladığında, evrenin gerçek doğasına dair en ufak bir ipucu bile bulamayacak. Teleskoplarını ne kadar uzağa çevirirlerse çevirsinler sadece zifiri bir karanlık görecekler. Büyük Patlamaya dair hiçbir radyasyon kalıntısı olmayacak. Başka galaksilerin varlığına dair hiçbir kanıt bulamayacaklar çünkü o galaksilerden yola çıkan ışık, aradaki uzay ışıktan hızlı genişlediği için onlara asla ulaşamayacak. O geleceğin dahi bilim insanları, evrenin yaşının sonsuz olduğunu ve başlangıçsız tek bir galaksiden ibaret olduğunu kanıtlayan kesin fizik yasaları yazacaklar. Ve yazdıkları her şey tamamen yanlış olacak. Bizler, evrenin geçmişine dair ipuçlarının henüz silinmediği o incecik kozmik zaman aralığında yaşıyoruz. Doğanın en büyük paradoksu da burada başlıyor zaten. Evren şu an bize kendi sırlarını açığa vuruyor gibi görünüyor ama milyarlarca yıl sonraki nesillere tarihin en kusursuz yalanını söylemek için hazırlanıyor. Işık bir gün pes edecek ve o gün evrenin tüm hafızası sıfırlanacak.

Deepcosmoss

82,356 Aufrufe • vor 1 Tag

Deepcosmoss's profile picture

Kuantum fiziğindeki en büyük baş ağrısı gözlemci etkisidir bir elektrona bakmadığın sürece o bir olasılık dalgasıdır ama ona baktığın an tek bir noktada belirir yani evren sadece sen ona baktığında render edilir tıpkı şu an oynanan açık dünya oyunlarındaki gibi işlemci gücünden tasarruf etmek için sadece oyuncunun baktığı yön çizilir arkanı döndüğünde orası bir matematiksel potansiyele dönüşür Şimdi şunu düşün evren neden işlemci tasarrufu yapsın ki eğer her şey rastgele bir patlamanın sonucuysa neden fizik yasaları devasa bir bilgisayarın kaynak yönetimi gibi davranıyor simülasyon teorisi eskiden felsefe bölümlerinin eğlencesiydi ama şimdi teorik fizikçiler evrenin temel yapıtaşlarının madde değil bilgi olduğunu tartışıyor her şey bir bit ve o bitler çok katı kurallara bağlı Çoğu insan bir mimar fikrini duyunca bizi izleyen bizi test eden birini hayal ediyor ama konuşulan senaryo bu değil mimar var ama bizimle hiç ilgilenmiyor o sadece kusursuz bir fizik motoru yazdı kütleçekimini termodinamiği ve kuantum potansiyelini kodladı sistemi başlattı ve kendi işine döndü Kısım şu hepimiz o kodun içinde hayatta kalmaya çalışan ve kendi kendine bilinç geliştiren bir anomaliyiz dokunma diye bir şey yok sadece elektromanyetik itim var gerçeklik diye bir şey yok sadece beyninin işlediği veri var ve o mimar muhtemelen bizim varlığımızdan bile haberdar değil biz sadece muazzam bir simülasyonun içindeki çok ilginç bir yan etkisiyiz

Deepcosmoss

167,318 Aufrufe • vor 5 Tagen

Deepcosmoss's profile picture

Arkadaşlar varoluşun üzerine inşa edildiği matematiğin bize fısıldadığı korkunç bir ihtimal var ve o ihtimal şu an senin var olmanı sağlayan her şeyin geçici bir enerji anomalisi olabileceği gerçeği. Kuantum alan teorisine göre evrenimiz şu an sahte vakum adı verilen tamamen kararlı olmayan geçici bir enerji seviyesinde bulunuyor. Bunu zihninde canlandırabilmek için suyu düşün. Su sıfır derecenin altında donar değil mi ama bazen saf suyu çok yavaş ve dışarıdan hiçbir etki olmadan soğutursan eksi derecelere düşmesine rağmen sıvı kalmaya devam eder. Buna aşırı soğumuş sıvı denir ve bu durum tamamen kararsızdır. O suyun içine minicik bir toz tanesi düşürürsen veya bardağı hafifçe sarsarsan su saniyeler içinde aniden donup katı bir buza dönüşür. İşte evrenimiz 13.8 milyar yıl önce büyük patlamadan sonra hızla genişleyip soğurken tam olarak böyle bir evrede takılı kalmış olabilir. Biz şu an o kararsız sıvı halin içinde yaşayan ve etrafındaki her şeyin sonsuza dek sıvı kalacağını evrensel bir kanun sanan balıklar gibiyiz ama gerçeklik o değil gerçeklik o potansiyel buz hali. Bizim yıldızlarımız galaksilerimiz biyolojimiz ve hatta zaman algımız bu geçici sahte vakumun kurallarına göre işliyor. Eğer evrenin herhangi bir yerinde kuantum tünellemesi adı verilen bir mekanizma çalışırsa ve uzayın minicik bir noktası enerji seviyesine yani gerçek vakuma düşerse o ilk toz tanesi suya düşmüş olacak. O noktada yeni ve bizimkine hiç benzemeyen fizik kurallarına sahip bir gerçeklik balonu oluşacak. Işık hızında her yöne doğru genişleyen bu balon içinden geçtiği her galaksiyi anında yeni fizik kurallarına zorlayacak. Bu yeni kurallarda çekirdek kuvvetleri farklı olacağı için protonlar dağılacak atomlar bir arada duramayacak bildiğimiz kimya tamamen çökecek. Ve işin en tuhaf tarafı bu yıkım dalgası ışık hızında ilerlediği için gökyüzüne baktığında hiçbir şey yaklaşmıyor sanacaksın. Sen sabah ekranı kaydırıp bir mesaja gülerken evrenin silinme tuşuna basılacak ve beynin o silinme anını algılayacak zamana bile sahip olmayacak. Biz yüzyıllarca maddeyi fethedilecek bir kale gibi gördük en küçük parçayı bulup evrenin tapusunu alacağımızı sandık evrenin tapusu falan yok. Sadece ne zaman çökeceği belli olmayan fizik yasalarının geçici bir bugı üzerine inşa edilmiş kırılgan bir sahne var.

Deepcosmoss

39,453 Aufrufe • vor 2 Tagen

Deepcosmoss's profile picture

Fizikçilerin sana söylemediği çok rahatsız edici bir sır var evrenin her şeyini açıklayacak o kusursuz tek denklemi asla bulamadılar ve yıllarca süren çıkmazların ardından işin içinden sıyrılmak için çoklu evrenleri icat ettiler. Matematik tıkandığında sonsuzluğu masaya sürmek en kolay kaçış yoludur. Sicim teorisi veya popüler astrofizikçilerin dilinden düşürmediği bu konsept bir çaresizlikten doğdu ama sarsıcı olan kısım şu son yıllarda bunun sadece bir kaçış teorisi olmadığına dair sinyaller artıyor. Eğer çoklu evren teorisi doğruysa senin sabah verdiğin o basit karar yeni bir evren yaratmıyor zaten var olan sonsuz olasılık denizinde senin hangi gerçekliğe geçiş yaptığını belirliyor. Biz her seçişimizde bir şeylerden sonsuza dek vazgeçtiğimizi sanıyoruz ama kuantum fiziğine göre hiçbir şeyden vazgeçmiyorsun. O yapmadığın seçim o söylemediğin söz o gitmediğin şehir şu an başka bir gerçeklikte senin tam bir kopyan tarafından saniyesi saniyesine yaşanıyor. Evren bizim doğrularımızı ya da yanlışlarımızı umursamıyor o sadece bütün ihtimalleri aynı anda çalıştıran devasa ve kayıtsız bir makine. Karar verdiğini sandığın her an sadece o sonsuz sayıdaki trenlerden birine bilet alıyorsun. Geri kalan bütün senaryolar kendi raylarında ilerlemeye devam ediyor. Sen hayatını kontrol ettiğini sanıyorsun ama sadece evrenin sana sunduğu sonsuz sayıdaki kanaldan birini izliyorsun ve kumanda sandığın şey hiçbir zaman senin elinde değildi.

Deepcosmoss

57,301 Aufrufe • vor 7 Tagen

Deepcosmoss's profile picture

Kafanı kaldırıp gökyüzüne bakıyorsun ve aklının bir köşesinde hep o klasik soru var uzaylılar ne zaman gelecek ama olayı tamamen kaçırıyorsunuz çünkü hikayenin yanlış tarafındayız biz o uzaylılarız dünyadan milyonlarca kilometre uzakta eksi 60 derece soğukta incecik bir atmosferin altında devasa bir çöl var o çölde dev bir krater tam 3 milyar yıldır mutlak bir sessizlik içinde duruyordu ta ki biz gelene kadar boşluğu aştık o gezegenin yörüngesine girdik ve hiçbir canlının görmediği o paslı kayaların arasına pille çalışan nükleer bir gözlemci indirdik düşünün milyarlarca yıldır sıfır hareket olan bir yere aniden gökyüzünden metal bir kutu iniyor kollarını açıyor üzerinden sensörler ve kameralar çıkıyor ve etrafı taramaya başlıyor kendi varoluşumuz bize o kadar sıradan geliyor ki bu yaptığımızın ne kadar korkutucu derecede uzaylıca olduğunu fark etmiyoruz bile bizler o kadar sessiz ve soğuk bir evrende yaşıyoruz ki sadece var olmakla kalmadık o iğrenç yerçekimini yenip başka bir gezegenin kapısını çaldık yaşam arıyoruz sinyal bekliyoruz radyoteleskoplarla karanlığı dinliyoruz ama kısım şu güneş sisteminin geri kalanı için o sinyalleri gönderen o karanlıkta mekanik aletler yüzdüren yabancı tür sadece biziz yani yukarı bakıp birilerinin gelmesini beklemeyi bırakın o çok merak ettiğiniz ilk temas anı şu an marsta dev bir kraterin içinde bizim gönderdiğimiz bir kameranın sessizce yüzeyi izlemesiyle bizzat yaşanıyor

Deepcosmoss

22,932 Aufrufe • vor 23 Tagen

Keine weiteren Inhalte verfügbar