Hasan Mert Kaya's banner
Hasan Mert Kaya's profile picture

Hasan Mert Kaya

@kayamerthasan_170,921 subscribers

Editör | Yazar | Dinler Tarihi | Efemera | Kent Hafızası & İstanbul | Anadolu ve Ortadoğu | Seyyah

Shorts

Seri güvercin yavrusu besleme

Seri güvercin yavrusu besleme

2,745,280 views

Beykoz Gece Dönercisi %100 Kuzudan. Salı, cuma, cumartesi gece 22:00’den itibaren açık. Önü oldukça yoğun, 10dk kadar bekliyorsunuz sırada ama tadı enfes. Ayran da Özerhisar olunca lezzet katlanıyor. Kuzu döneri en son çocukken Tahtakale Çamaşırcılar Sokak’ta çırakken seyyar dönerciden yerdim öğlenleri. Tulumba kandil ikramı.😊🌿

Beykoz Gece Dönercisi %100 Kuzudan. Salı, cuma, cumartesi gece 22:00’den itibaren açık. Önü oldukça yoğun, 10dk kadar bekliyorsunuz sırada ama tadı enfes. Ayran da Özerhisar olunca lezzet katlanıyor. Kuzu döneri en son çocukken Tahtakale Çamaşırcılar Sokak’ta çırakken seyyar dönerciden yerdim öğlenleri. Tulumba kandil ikramı.😊🌿

1,454,646 views

Çok üzülerek kadim, zengin ve etrafında ciddi bir gelenekli kültür barındıran Anadolu mutfağının dünyada Lübnan mutfağı kadar iyi temsil edilmediğini belirtmek isterim. En son Katar, Doha’da gittiğim Em Sherif (Şerif’in Annesi) mekân tasarımı, aydınlatması, personel kalitesi, sunum malzemelerinin şıklığı ve nihayetinde yemeklerinin lezzeti ile hayran olduğum bir Lübnan restoranı oldu. Yemeklerini bozmayan, saçma, abartılı ve yoz sunumlardan uzak duran özgüvenli tavrı Em Sherif’i daha da beğenmeme yol açmıştı. Edirne’den Tarsus’a, İzmir’den Van’a, Sinop’tan Diyarbakır’a dünyanın en zengin mutfak kültürüne sahip olup, bunu dünya ölçeğinde pazarlayamamak gerçekten çok üzücü. Bu potansiyel nasıl heba edilir akıl alır gibi değil. Sözgelimi sadece Türkiye’nin peynirleri başlı başına baş döndürücü bir gastronomi zenginliği. Konya / Karaman obruk peyniri nasıl tüm dünyada bilinmez? Ezine, Van, Erzincan peynirleri nasıl tanınmaz? Diyarbakır’ın, Malatya’nın, Kayseri ve Sivas’ın muhteşem tencere yemekleri nasıl dünyanın en kaliteli restoranlarında en çok araman yemekler olmaz? Etin, çorbanın, hamur işinin binbir hali bizde, zeytinyağı, Ege’nin otları, Kastamonu’nun mantar dünyası… deniz mahsülleri bizde. Gel gelelim ki kebap ve lahmacuna sıkışıp kalmışız. Onu da hiç olmaması gereken dana kıymayla -şanslıysan koyun kuyruk yağı- ama çoğu zaman ise yine dana gövde yağı katarak sunulan halini kebap diye yemek zorunda kalıyoruz. Şu bir gerçek ki kebap, lahmacun, humus, baklava Levant coğrafyasının Arap yemekleri. Bizim mi bizim, bizden mi bizden, yerli mi yerli. Çünkü imparatorluk bakiyesi bir geçmişe sahibiz. Kültür de siyasi harita çizgileri ile sınırlanmıyor. Halep ile Antep, Urfa, Maraş, Adana, Antakya ile Suriye, Lübnan büyük oranda aynı damak tatlarını taşıyor. Ancak Anadolu mutfağı bu mutfaktan büyük ve zengin. Türkiye gastro-kültür politikalarını ivedilikle gözden geçirip yeniden yapılandırmalı ve hedefler belirleyip kararlılıkla uygulamalı. Dünyanın her yerinde en aranan, en saygı duyulan, prestij algısı en yüksek mutfak bizim mutfağımız olmalı. Çünkü potansiyelimizle bunu hak ediyoruz ama açığa çıkıp değere dönmeli bu potansiyel artık ki çok geç bile kaldık. Sözün özü Lübnan, Yunan, İtalyan, Fransız ve hatta Japon, Rus restoranlarının yanında bizim esamemizin okunmayışı kendi mutfağımıza hak ettiği değeri vermediğimizi ve gereken özeni göstermediğimizi söylüyor bize.

Çok üzülerek kadim, zengin ve etrafında ciddi bir gelenekli kültür barındıran Anadolu mutfağının dünyada Lübnan mutfağı kadar iyi temsil edilmediğini belirtmek isterim. En son Katar, Doha’da gittiğim Em Sherif (Şerif’in Annesi) mekân tasarımı, aydınlatması, personel kalitesi, sunum malzemelerinin şıklığı ve nihayetinde yemeklerinin lezzeti ile hayran olduğum bir Lübnan restoranı oldu. Yemeklerini bozmayan, saçma, abartılı ve yoz sunumlardan uzak duran özgüvenli tavrı Em Sherif’i daha da beğenmeme yol açmıştı. Edirne’den Tarsus’a, İzmir’den Van’a, Sinop’tan Diyarbakır’a dünyanın en zengin mutfak kültürüne sahip olup, bunu dünya ölçeğinde pazarlayamamak gerçekten çok üzücü. Bu potansiyel nasıl heba edilir akıl alır gibi değil. Sözgelimi sadece Türkiye’nin peynirleri başlı başına baş döndürücü bir gastronomi zenginliği. Konya / Karaman obruk peyniri nasıl tüm dünyada bilinmez? Ezine, Van, Erzincan peynirleri nasıl tanınmaz? Diyarbakır’ın, Malatya’nın, Kayseri ve Sivas’ın muhteşem tencere yemekleri nasıl dünyanın en kaliteli restoranlarında en çok araman yemekler olmaz? Etin, çorbanın, hamur işinin binbir hali bizde, zeytinyağı, Ege’nin otları, Kastamonu’nun mantar dünyası… deniz mahsülleri bizde. Gel gelelim ki kebap ve lahmacuna sıkışıp kalmışız. Onu da hiç olmaması gereken dana kıymayla -şanslıysan koyun kuyruk yağı- ama çoğu zaman ise yine dana gövde yağı katarak sunulan halini kebap diye yemek zorunda kalıyoruz. Şu bir gerçek ki kebap, lahmacun, humus, baklava Levant coğrafyasının Arap yemekleri. Bizim mi bizim, bizden mi bizden, yerli mi yerli. Çünkü imparatorluk bakiyesi bir geçmişe sahibiz. Kültür de siyasi harita çizgileri ile sınırlanmıyor. Halep ile Antep, Urfa, Maraş, Adana, Antakya ile Suriye, Lübnan büyük oranda aynı damak tatlarını taşıyor. Ancak Anadolu mutfağı bu mutfaktan büyük ve zengin. Türkiye gastro-kültür politikalarını ivedilikle gözden geçirip yeniden yapılandırmalı ve hedefler belirleyip kararlılıkla uygulamalı. Dünyanın her yerinde en aranan, en saygı duyulan, prestij algısı en yüksek mutfak bizim mutfağımız olmalı. Çünkü potansiyelimizle bunu hak ediyoruz ama açığa çıkıp değere dönmeli bu potansiyel artık ki çok geç bile kaldık. Sözün özü Lübnan, Yunan, İtalyan, Fransız ve hatta Japon, Rus restoranlarının yanında bizim esamemizin okunmayışı kendi mutfağımıza hak ettiği değeri vermediğimizi ve gereken özeni göstermediğimizi söylüyor bize.

223,348 views

Günün birinde Medine’ye bir elçi gelir ve peygamberinﷺ yerini sorar. Mescidi gösterirler. İçeri girer, gözleriyle oradaki mecliste oturanları tarar, bakar ama onu oradaki insanlar içinde ayırt edemez ve “Muhammed hanginiz?” diye sorar. Şimdi bu bilgiyi alın ve kıyaslayın… Gerçek alim kendisine insanların eğilmesini istemez. Gerçek inanan başını kimseye eğmez. Onur ve şerefte eşit bir insan olarak el sıkar, sarılır. Başlar sadece yaratıcıya eğilir.

Günün birinde Medine’ye bir elçi gelir ve peygamberinﷺ yerini sorar. Mescidi gösterirler. İçeri girer, gözleriyle oradaki mecliste oturanları tarar, bakar ama onu oradaki insanlar içinde ayırt edemez ve “Muhammed hanginiz?” diye sorar. Şimdi bu bilgiyi alın ve kıyaslayın… Gerçek alim kendisine insanların eğilmesini istemez. Gerçek inanan başını kimseye eğmez. Onur ve şerefte eşit bir insan olarak el sıkar, sarılır. Başlar sadece yaratıcıya eğilir.

1,327,386 views

Uzun yıllardır aynı tadı hiç değiştirmeden sunan, küçük ama döneriyle önünde her gün uzun kuyruklar oluşan Beşiktaş’ın geleneksel bir lezzet durağı Karadeniz Döner.

Uzun yıllardır aynı tadı hiç değiştirmeden sunan, küçük ama döneriyle önünde her gün uzun kuyruklar oluşan Beşiktaş’ın geleneksel bir lezzet durağı Karadeniz Döner.

47,744 views

Madleen’in Gazze’ye ulaşmasına 150 mil kaldı. Sinyalleri, yön bulma mekanizmaları elektronik perdeleme ile karartılmaya başladı. En kritik saatler başladı.

Madleen’in Gazze’ye ulaşmasına 150 mil kaldı. Sinyalleri, yön bulma mekanizmaları elektronik perdeleme ile karartılmaya başladı. En kritik saatler başladı.

98,870 views

Ortadoğu coğrafyasının başarısızlığa ve yenilmeye mahkum oluşunun görüntüsüdür bu. İki yıl boyunca aynı çıkmaz sokaklara girilerek beklenen farklı sonuçlar alma ahmaklığı, reaksiyonel tavırlarla bir şey elde edilemeyeceğini anlayamamak, düşük frekanslı yürüyüş, şiir, sanat etkinlikleri vs vs… Adına ateşkes denen sözüm ona bir duraksama ve bu küçültücü durum için bile Trump yalakalığında sıraya giren liderlerin utanç verici acziyetleri. Öfkeyle şişen insanların tepkisini, enerjisini iki ayda bir yapılan kötü organizasyonlar eşliğinde Beyazıt-Sultanahmet arası yürütüp kaçış rampasına yönelen kamyon gibi sönümlendirme mühendislikleri… Devrik cümlelerle lirik Gazze paylaşımları yapan gasteciler. Gazze benim kendi dünyamda Müslümanlara olan tüm inancımı yitirmeme yol açtı. Tek bildiğim ve tek inandığım gerçek kendi inancımı ve itikadımı koruyabilmek için mücadele etmek. Herhangi bir dernek, grup, cemaat, oluşum, insiyatiften her zaman uzak olacağım. Şerefli insanların uğruna savaşması gereken değerleri olur. Bu değerleri ayaklar altına alındığında ıslık çalıp havaya bakılıyorsa, konfordan, alışılan koşullardan yoksun kalma endişesi ağır basıyorsa o zaman da bu değerlerden söz etmeyecek, zillet içinde onursuzca yaşamayı kabulleneceksin. Şu an İslam dünyası denen güruhun tercihi bu olmuştur. Savaştan, cihattan, mücadeleden kaçmıştır. Nerede Gazze Gazze diyenler? Neden suskunsunuz? Ne oldu, ne değişti iki ayda?! Mücadele denen şeyi siz yüz metre koşusu mu zannediyorsunuz? Oysa mücadele maraton koşmaktır. Şimdi hepimiz sıcak evlerimizde höpürdeterek içtiğimiz çaylar eşliğinde arada bir leke, bir iz, bir fragman gibi görüyoruz Gazze haberlerini. Bizim için bitti Gazze. Ateşkes oldu ya tamam. -Birinci derece hiç bir yakını kalmayan yüz bin çocuk. -Kolu, bacağı kopup ampute olan on binlerce çocuk. -Her şey yolunda giderse 2032 yılında tamamı kaldırılacak olan enkaz yığını. -Bu enkazın yaydığı pislik, zehirlediği toprak, su. -Gelecek umudu kalmayan, psikolojik desteğe muhtaç 1 milyon insan. -İki sene boyunca taş bile atamayan, bir şişe su sokamayan “güçlü” İslam ülkeleri. Daha alt alta yazılacak çok şey var da bu kadarı yeterli. Ve işte Gazze. Nasıl da güzel yansıtıyor ruhlarımızın sefilliğini ve iki yüzlülüğümüzü:

Ortadoğu coğrafyasının başarısızlığa ve yenilmeye mahkum oluşunun görüntüsüdür bu. İki yıl boyunca aynı çıkmaz sokaklara girilerek beklenen farklı sonuçlar alma ahmaklığı, reaksiyonel tavırlarla bir şey elde edilemeyeceğini anlayamamak, düşük frekanslı yürüyüş, şiir, sanat etkinlikleri vs vs… Adına ateşkes denen sözüm ona bir duraksama ve bu küçültücü durum için bile Trump yalakalığında sıraya giren liderlerin utanç verici acziyetleri. Öfkeyle şişen insanların tepkisini, enerjisini iki ayda bir yapılan kötü organizasyonlar eşliğinde Beyazıt-Sultanahmet arası yürütüp kaçış rampasına yönelen kamyon gibi sönümlendirme mühendislikleri… Devrik cümlelerle lirik Gazze paylaşımları yapan gasteciler. Gazze benim kendi dünyamda Müslümanlara olan tüm inancımı yitirmeme yol açtı. Tek bildiğim ve tek inandığım gerçek kendi inancımı ve itikadımı koruyabilmek için mücadele etmek. Herhangi bir dernek, grup, cemaat, oluşum, insiyatiften her zaman uzak olacağım. Şerefli insanların uğruna savaşması gereken değerleri olur. Bu değerleri ayaklar altına alındığında ıslık çalıp havaya bakılıyorsa, konfordan, alışılan koşullardan yoksun kalma endişesi ağır basıyorsa o zaman da bu değerlerden söz etmeyecek, zillet içinde onursuzca yaşamayı kabulleneceksin. Şu an İslam dünyası denen güruhun tercihi bu olmuştur. Savaştan, cihattan, mücadeleden kaçmıştır. Nerede Gazze Gazze diyenler? Neden suskunsunuz? Ne oldu, ne değişti iki ayda?! Mücadele denen şeyi siz yüz metre koşusu mu zannediyorsunuz? Oysa mücadele maraton koşmaktır. Şimdi hepimiz sıcak evlerimizde höpürdeterek içtiğimiz çaylar eşliğinde arada bir leke, bir iz, bir fragman gibi görüyoruz Gazze haberlerini. Bizim için bitti Gazze. Ateşkes oldu ya tamam. -Birinci derece hiç bir yakını kalmayan yüz bin çocuk. -Kolu, bacağı kopup ampute olan on binlerce çocuk. -Her şey yolunda giderse 2032 yılında tamamı kaldırılacak olan enkaz yığını. -Bu enkazın yaydığı pislik, zehirlediği toprak, su. -Gelecek umudu kalmayan, psikolojik desteğe muhtaç 1 milyon insan. -İki sene boyunca taş bile atamayan, bir şişe su sokamayan “güçlü” İslam ülkeleri. Daha alt alta yazılacak çok şey var da bu kadarı yeterli. Ve işte Gazze. Nasıl da güzel yansıtıyor ruhlarımızın sefilliğini ve iki yüzlülüğümüzü:

52,073 views

En son Halep’te böyle sebzelerin dilimlenip pişirime hazır halde satıldığı Tembel Avrat Pazarı’nı görmüştüm. Taşkent’te de varmış aynısı.

En son Halep’te böyle sebzelerin dilimlenip pişirime hazır halde satıldığı Tembel Avrat Pazarı’nı görmüştüm. Taşkent’te de varmış aynısı.

80,727 views

Toledo’da dikkatli gözlerle gezerseniz bin yıl öncesine ait Medine Tuleytula’nın yani Toledo’nun İslami dönemine ait izleri görebilirsiniz. İnşallah Toledo’nun Tuleytula dönemini yazacağım bilgisel olarak.

Toledo’da dikkatli gözlerle gezerseniz bin yıl öncesine ait Medine Tuleytula’nın yani Toledo’nun İslami dönemine ait izleri görebilirsiniz. İnşallah Toledo’nun Tuleytula dönemini yazacağım bilgisel olarak.

52,751 views

Tokat yemekleri ve özellikle Tokat kebabı İstanbul’da az bilinen damak tatlarından. Çengelköy üstlerinde, Sultan Murat Mah civarındaki Tokat Sofrası’nda yöresel kebabı denemenizi tavsiye ederim. Şişlere üstte kuyruk yağı takılıp tandırda odun ateşinde kuzu eti ve sebze pişiyor.

Tokat yemekleri ve özellikle Tokat kebabı İstanbul’da az bilinen damak tatlarından. Çengelköy üstlerinde, Sultan Murat Mah civarındaki Tokat Sofrası’nda yöresel kebabı denemenizi tavsiye ederim. Şişlere üstte kuyruk yağı takılıp tandırda odun ateşinde kuzu eti ve sebze pişiyor.

46,464 views

Geçtiğimiz günlerde Bangladeş’te ayaklanma olmuş ve yönetim devrilmiş, Hindular öldürülmeye başlamıştı. İki gün önce Hindistan bir barajın kapaklarını açtı ve Bangladeş şu an boğuluyor:

Geçtiğimiz günlerde Bangladeş’te ayaklanma olmuş ve yönetim devrilmiş, Hindular öldürülmeye başlamıştı. İki gün önce Hindistan bir barajın kapaklarını açtı ve Bangladeş şu an boğuluyor:

59,727 views

Katar, BAE ve Suudi Arabistan’da düzenlenen Arap atı açık artırmaları

Katar, BAE ve Suudi Arabistan’da düzenlenen Arap atı açık artırmaları

44,988 views

Üniversite yıllarımızın şaşmaz mekanı Aksaray Horhor’daki Neden Urfa’dan iftariyelikler. Getir baboş kebabı diyen Ahmet Usta’nın kulakları çınlasın.

Üniversite yıllarımızın şaşmaz mekanı Aksaray Horhor’daki Neden Urfa’dan iftariyelikler. Getir baboş kebabı diyen Ahmet Usta’nın kulakları çınlasın.

40,191 views

Granada Camii minaresi ve enfes bir kûfi hat ile yazılmış Kelime-i Tevhid ibaresi. Cami Albayzin’de Elhamra Sarayı’na bakan hakim bir tepenin üzerine kurulu. Sabah ve yatsı hariç günde üç vakit ezan okunmasına izin veriliyor. Yerinin, yapılışının da çok ilginç bir hikayesi var.

Granada Camii minaresi ve enfes bir kûfi hat ile yazılmış Kelime-i Tevhid ibaresi. Cami Albayzin’de Elhamra Sarayı’na bakan hakim bir tepenin üzerine kurulu. Sabah ve yatsı hariç günde üç vakit ezan okunmasına izin veriliyor. Yerinin, yapılışının da çok ilginç bir hikayesi var.

21,248 views

9 yaşındaki bu çocuğu öldürüp acımasızca katleden, insanlığın utancı yaratıkların uluslararası hukuk önünde verebilecek ve bizim de yüreğimizi soğutacak ne gibi bir hesap olabilir?

9 yaşındaki bu çocuğu öldürüp acımasızca katleden, insanlığın utancı yaratıkların uluslararası hukuk önünde verebilecek ve bizim de yüreğimizi soğutacak ne gibi bir hesap olabilir?

38,581 views

Boğazda çok güzel sardalya akını var çapariye patır kütür geliyor balık. Vakti olan kaçırmasın. 15’li çapari / 100-130gr kurşun tavsiye.

Boğazda çok güzel sardalya akını var çapariye patır kütür geliyor balık. Vakti olan kaçırmasın. 15’li çapari / 100-130gr kurşun tavsiye.

25,182 views

Beyazsu / Avaspi Nusaybin - Midyat arasında cennet gibi bir vaha.

Beyazsu / Avaspi Nusaybin - Midyat arasında cennet gibi bir vaha.

17,772 views

Kapalıçarşı’dan bir güzellik✨

Kapalıçarşı’dan bir güzellik✨

13,539 views

An itibarıyla Kuleli sahilde çay:)

An itibarıyla Kuleli sahilde çay:)

13,953 views

Gazze’de iki yıla yaklaşan katliamların soykırıma dönüşmesi, yaşanan unutulması imkansız acılar karşısında Müslümanların korkusu, çaresizliği, umursamazlığı, tepkisizliği ve sürekli aynı çıkmaz sokaklara girerek en ufak bir yol alamayışları ile yaşanabilecek tüm rezil oluşların yaşandığını düşünüyordum. Bu rezil kepaze oluşların, bu onursuzlukların daha ötesi olamaz sanıyordum ama varmış. İsrail televizyonunda konuşan bu siyonist “Düşünün Gazze’de sadece dün gece 100 Filistinli sivili öldürdük. Ne oldu? Kimsenin umurunda olmadı. Onlar artık kimsenin umurunda değil” diyor. Doğru söylüyor. Artık kimsenin umurunda olmadıkları gibi, haber değeri dahi taşımıyor yüz Gazzeli sivil canın katledilmesi. Tersini düşünün, eğer öldürülen yüz Yahudi olsaydı dünya gündemi nasıl olurdu. Yakında 1 milyon Gazzelinin Libya’ya nakli gündeme gelecek. Kalanı da başka bir ülkeye nakledilecek. Gazze kaybedilmiş bir dava olarak tarihe geçmeye çok yakın. Demir demirle dövülebilirdi, bu da cesaret ve şeref isterdi ama yoktu. Bu çağın Müslüman halkları ve liderleri korkaklar olarak çoktan tarihe isimlerini yazdırdı. Halid bin Velid’in sözüyle bitirelim: “Korkağın gözüne uyku girmesin.”

Gazze’de iki yıla yaklaşan katliamların soykırıma dönüşmesi, yaşanan unutulması imkansız acılar karşısında Müslümanların korkusu, çaresizliği, umursamazlığı, tepkisizliği ve sürekli aynı çıkmaz sokaklara girerek en ufak bir yol alamayışları ile yaşanabilecek tüm rezil oluşların yaşandığını düşünüyordum. Bu rezil kepaze oluşların, bu onursuzlukların daha ötesi olamaz sanıyordum ama varmış. İsrail televizyonunda konuşan bu siyonist “Düşünün Gazze’de sadece dün gece 100 Filistinli sivili öldürdük. Ne oldu? Kimsenin umurunda olmadı. Onlar artık kimsenin umurunda değil” diyor. Doğru söylüyor. Artık kimsenin umurunda olmadıkları gibi, haber değeri dahi taşımıyor yüz Gazzeli sivil canın katledilmesi. Tersini düşünün, eğer öldürülen yüz Yahudi olsaydı dünya gündemi nasıl olurdu. Yakında 1 milyon Gazzelinin Libya’ya nakli gündeme gelecek. Kalanı da başka bir ülkeye nakledilecek. Gazze kaybedilmiş bir dava olarak tarihe geçmeye çok yakın. Demir demirle dövülebilirdi, bu da cesaret ve şeref isterdi ama yoktu. Bu çağın Müslüman halkları ve liderleri korkaklar olarak çoktan tarihe isimlerini yazdırdı. Halid bin Velid’in sözüyle bitirelim: “Korkağın gözüne uyku girmesin.”

10,909 views

Videos

Zekâ ve Bilgi Doğru Kullanılırsa Değerli Benim için önemli olan dayak yemen yememen ya da bayrak sallaman, düdük çalman değil. Böyle hocandan aferin alıp uyanıklığını şirinlik muskan altına süpürüp doğan görünümlü şahinlik yapman da değil. Burada iki hanzoluk var: Birincisi; hepten / tümden / alayı / hepsi algısı ile oluşturduğun algı cambazlığı. Ortalığı tozutup karambolden sıyırma taktiği. İki ihtiyar ulu bilge “satmışlardır, satmadı diyen zır cahildir / satıp satıp Beyrut’ta yemişlerdir” derken aslında konuyu “istemeden” cevaplamışlar. Fakat ne senin, ne de seni onaylayan “analitik zeka fukarası” cühelanın görmediği, göremediği bir detay var o cevapta: “Satıp satıp Beyrut’ta yemişlerdir” diyor ya; tam da orada cevap aslında! Allah söyletiyor işte. Nasıl mı? Şöyle: O dönem -ki bugün bile G. Doğu Anadolu’da benzeri çok olan- “Toprak Ağaları” dönemi, bkz: “Landlord” kavramı. Geniş topraklara sahip az sayıda zengin bir azınlığı tarifler “toprak ağalığı” di mi? Hani Şener Şen canlandırır ya bir filminde, “Sataram ha köyü akıllı olun marabalar” der ya işte onun aynısı bir durum o zaman yaşanan. Satılan toprağın %20’si Lübnanlı Maruni Hristiyan bir toprak ağasının mesela… Ama sen bunları hiç bilme. Sen, gariban köylülerin canı sıkıldı “ya satalım şu tarlayı, toprağı varıp gidelim Beyrut’a günü gün edelim” dediklerini san! Devlet otoritesinin zayıflayıp dağıldığı, işgalin ayak seslerinin duyulduğu, insanların gelecek ve güvenlik endişesi taşıdığı, bölgede Latin Amerika’ya göç furyasının yaşandığı, Yahudi yerleşimcilerin akın akın tarım işletmeleri kılıfıyla gelip çoğaldığı bir dönem koşullarını hiç göz önünde bulundurma sen. Bulundurma ki bu pop-boğuntu temelli hinliğine iki ulu bilgenin detaysız genellemeci tespitini de payanda kılıp sırıt pişmiş kelle gibi, bir halt etmiş gibi. Üzerinde yaşadıkları toprağın sahibi olmayan, marabası oldukları toprak ağasının satıp sıvıştığı yüzbinlerce gariban fakir köylünün ahı vursun senin bu şımarık cahilliğini. Bilgi ve zeka analitik değerlendirmelerle anlam ve nitelik kazanır, angutça toptancı yaklaşımlarla düşük zekaları, muhakeme ve mukayese yetisi olmayan okumuş cahilleri keklersin bu tavırla anca o işte. Cürmün kadarsın günün sonunda ama gün cehaletin günü yürü devam et böyle freni patlamış kamyon gibi bilgiye toslayana kadar. Gelelim ikincisine; O toprakları Müslümanlar Yahudilerden almadı. Onları süren Roma’nın devamı Hristiyan Doğu Roma’dan aldılar (Bizans diyim de anla). Aldıklarında Yahudilerin en kutsal alanı olan Süleyman Mabedi’nin olduğu alan bok çukuruydu, Kudüs’ün çöplüğüydü. Müslümanlar orayı temizledi, mescit yapıp “aslına, asli amacı olan bir Allah’a ibadet edilen bir yer haline iade etti”. Haçlılar geldi Yahudi ve Müslümanları kesti. Yahudilerin Kudüs’e girişlerini yasakladı. Pagan Roma döneminde senede bir gün uzaktan gelip Kudüs’ü seyretmelerine izin veriliyordu. Onlar bunu dahi yapmadı. Yahudiler Kudüs’ü ancak yine Haçlılar sonrası İslam egemenliği dönemlerinde gelip görebildiler. Osmanlılar “Kudüs’e gelen Yahudilerden yasa dışı vergi alınmaması” konulu sultan iradeleriyle, fermanlarıyla korudu haklarını. Sayısı bir avuç toprak ağasının “dönem koşullarının” da etkisiyle yediği haltı utanıp sıkılmadan “sattılar işte yhaaa, satıp Beyrut’ta alem yaptılar yhaa” deme bilimsel(!) sığlığını bence aldığın kanalizasyona geri bırak ve bu necaseti daha fazla yayma elverişli bünye. Bak aşağıda bir para var; MS 71 yılında Roma İmparatoru Vespasianus basmış, abisi Titus’un o toprakları fethedip, ikinci Süleyman Tapınağı’nı yıkıp yerle yeksan edişinin “hatırasına”(!). Demek istediğim; Müslümanlar her zaman Kudüs’ü imar edenler, onaranlar ve merhametle davrananlar oldular. Sen yine bayrak salla ama bunları da bil. İyice bir oku, heyecan, rüzgar yapma. Sonra bayrak derken yanlışlıkla şemsiye (metafor olarak, bilgi anlamında) gölgesinde serinleyemeyeceğin bir tatsızlıkta açılır, kapanmaz da maazallah. Ayranımız dökülmesin, tatsız şeyler yaşanmasın, iyice araştır hadi bye.
0:55

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

kayamerthasan_'s profile picture

Zekâ ve Bilgi Doğru Kullanılırsa Değerli Benim için önemli olan dayak yemen yememen ya da bayrak sallaman, düdük çalman değil. Böyle hocandan aferin alıp uyanıklığını şirinlik muskan altına süpürüp doğan görünümlü şahinlik yapman da değil. Burada iki hanzoluk var: Birincisi; hepten / tümden / alayı / hepsi algısı ile oluşturduğun algı cambazlığı. Ortalığı tozutup karambolden sıyırma taktiği. İki ihtiyar ulu bilge “satmışlardır, satmadı diyen zır cahildir / satıp satıp Beyrut’ta yemişlerdir” derken aslında konuyu “istemeden” cevaplamışlar. Fakat ne senin, ne de seni onaylayan “analitik zeka fukarası” cühelanın görmediği, göremediği bir detay var o cevapta: “Satıp satıp Beyrut’ta yemişlerdir” diyor ya; tam da orada cevap aslında! Allah söyletiyor işte. Nasıl mı? Şöyle: O dönem -ki bugün bile G. Doğu Anadolu’da benzeri çok olan- “Toprak Ağaları” dönemi, bkz: “Landlord” kavramı. Geniş topraklara sahip az sayıda zengin bir azınlığı tarifler “toprak ağalığı” di mi? Hani Şener Şen canlandırır ya bir filminde, “Sataram ha köyü akıllı olun marabalar” der ya işte onun aynısı bir durum o zaman yaşanan. Satılan toprağın %20’si Lübnanlı Maruni Hristiyan bir toprak ağasının mesela… Ama sen bunları hiç bilme. Sen, gariban köylülerin canı sıkıldı “ya satalım şu tarlayı, toprağı varıp gidelim Beyrut’a günü gün edelim” dediklerini san! Devlet otoritesinin zayıflayıp dağıldığı, işgalin ayak seslerinin duyulduğu, insanların gelecek ve güvenlik endişesi taşıdığı, bölgede Latin Amerika’ya göç furyasının yaşandığı, Yahudi yerleşimcilerin akın akın tarım işletmeleri kılıfıyla gelip çoğaldığı bir dönem koşullarını hiç göz önünde bulundurma sen. Bulundurma ki bu pop-boğuntu temelli hinliğine iki ulu bilgenin detaysız genellemeci tespitini de payanda kılıp sırıt pişmiş kelle gibi, bir halt etmiş gibi. Üzerinde yaşadıkları toprağın sahibi olmayan, marabası oldukları toprak ağasının satıp sıvıştığı yüzbinlerce gariban fakir köylünün ahı vursun senin bu şımarık cahilliğini. Bilgi ve zeka analitik değerlendirmelerle anlam ve nitelik kazanır, angutça toptancı yaklaşımlarla düşük zekaları, muhakeme ve mukayese yetisi olmayan okumuş cahilleri keklersin bu tavırla anca o işte. Cürmün kadarsın günün sonunda ama gün cehaletin günü yürü devam et böyle freni patlamış kamyon gibi bilgiye toslayana kadar. Gelelim ikincisine; O toprakları Müslümanlar Yahudilerden almadı. Onları süren Roma’nın devamı Hristiyan Doğu Roma’dan aldılar (Bizans diyim de anla). Aldıklarında Yahudilerin en kutsal alanı olan Süleyman Mabedi’nin olduğu alan bok çukuruydu, Kudüs’ün çöplüğüydü. Müslümanlar orayı temizledi, mescit yapıp “aslına, asli amacı olan bir Allah’a ibadet edilen bir yer haline iade etti”. Haçlılar geldi Yahudi ve Müslümanları kesti. Yahudilerin Kudüs’e girişlerini yasakladı. Pagan Roma döneminde senede bir gün uzaktan gelip Kudüs’ü seyretmelerine izin veriliyordu. Onlar bunu dahi yapmadı. Yahudiler Kudüs’ü ancak yine Haçlılar sonrası İslam egemenliği dönemlerinde gelip görebildiler. Osmanlılar “Kudüs’e gelen Yahudilerden yasa dışı vergi alınmaması” konulu sultan iradeleriyle, fermanlarıyla korudu haklarını. Sayısı bir avuç toprak ağasının “dönem koşullarının” da etkisiyle yediği haltı utanıp sıkılmadan “sattılar işte yhaaa, satıp Beyrut’ta alem yaptılar yhaa” deme bilimsel(!) sığlığını bence aldığın kanalizasyona geri bırak ve bu necaseti daha fazla yayma elverişli bünye. Bak aşağıda bir para var; MS 71 yılında Roma İmparatoru Vespasianus basmış, abisi Titus’un o toprakları fethedip, ikinci Süleyman Tapınağı’nı yıkıp yerle yeksan edişinin “hatırasına”(!). Demek istediğim; Müslümanlar her zaman Kudüs’ü imar edenler, onaranlar ve merhametle davrananlar oldular. Sen yine bayrak salla ama bunları da bil. İyice bir oku, heyecan, rüzgar yapma. Sonra bayrak derken yanlışlıkla şemsiye (metafor olarak, bilgi anlamında) gölgesinde serinleyemeyeceğin bir tatsızlıkta açılır, kapanmaz da maazallah. Ayranımız dökülmesin, tatsız şeyler yaşanmasın, iyice araştır hadi bye.

Hasan Mert Kaya

2,600,692 views • 2 years ago

Ramazan gelse de iftara bir saat kala şunu paylaşsam:)
1:06

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

kayamerthasan_'s profile picture

Uluslararası profesyonellikte kurumsal bir yapıya sahip olan BoschGlobal ve Bosch Türkiye Anneler Günü ile ilgili ürün pazarlama ve marka konumlama stratejilerini uzun toplantılar “set ederek”, alternatif “kv’ler” (key visual) hazırlatıp bunları birimler arasında uzun uzun kritik ederek belirler. Yani bu reklam en az bir 4-5 ay süren yoğun brain stormingler, ajans toplantıları ile oluşturulan bir çıktı. Marka yüzü olan iki kadın oyuncu mesela büyük ihtimalle elli defa elenip kararlaştırılmış, jest ve mimiklerinin “güven verici”, “temiz”, “kentli beyaz Türk”, “orta yaş grubu çalışan” kadın algısına uygun olmasına azami özen gösterilmiştir. Hakkını da vermek lazım; pazarlama stratejisi bakımından Bosch Türkiye çok akıllıca davranmış. Çocuksuz ve çalışan, çocuk yerine de köpeği koyan on binlerce “potansiyel müşteri” olduğunu analiz etmişlerdir. Büyük olasılıkla bu grubun sayısını, kentlere göre dağılımını dahi araştırmışlardır. Reklamda önerdikleri ürün de kedi, köpeğin yem kabından döküp saçtığı kırıntıları, bıraktığı tüyünü vs temizlemede işe yarayacak bir ürün. Dediğim gibi gayet akıllıca ve tam bir Alman ekolü ciddiyetinde planlanmış pazarlama stratejisi: Aslında o günün kapsamına girmeyen bir grubu “olur mu yaa siz de annesiniz, aslansınız, kaplansınız” motivasyonuyla kafesleyip tam bir demassification yaparak müşteri kılmak + “bak biz sizin farkındalığınızı geliştirmiş bir firmayız” mesajıyla marka sadakati yaratmak… Ancak reklam yayınlanınca tüm bu dahice ürün pazarlama stratejisini “develop” ve “set” eden sevgili plaza çalışanı ılık beyaz yakalıların en büyük sorunu olan gerçekliğin yakıcı çölüne ışınlandılar. İçinden çıktıkları toplumun çok önemli bir kesimini oluşturan ve “değerler eksenli” tercih geliştiren insanları göz ardı etmiş olduklarıydı bu gerçeklik. Kamuoyundan tokadı yiyince hemen geri vites yapıp hızla reklamı geri çektiler. Fakat bu böyle geri çektik bitti ile kapanmaz. Böylesi planlı, bile isteye yapılan bir işin Bosch Türkiye yapısı içerisindeki çalışanları ile yolların ayrıldığı, kamuoyundan özür dilenen bir açıklama ile kurumun resmi hesaplarından duyurulmalı. Tüm beyaz eşyasını yenileme aşamasında olan bir müşterinizi net bir biçimde kaybetmiş durumdasınız. Bu ülkede Suudi Arabistan’da, Körfez ülkelerinde takındığınız hassas ve saygılı tavrı, edebi takınmayı öğreneceksiniz. Dingonun ahırı misali, toplumun değer yargılarından kopuk, uçuk akıllarla yapılan marketing strategy ile böyle duvara toslarsınız. “Tam bi zihin fukarası white collar team hikayesi” oldu günün sonunda iş. İnsanların güvenini kaybederseniz, parayı da kaybedersiniz diye öğretmemiş miydi patron size?.. #boykot Bosch Türkiye Not: O hesap adınızı da Bosch Türkiye yapın Turkey değil Türkiye burası.

Hasan Mert Kaya

46,850 views • 1 month ago