
Hasan Mert Kaya
@kayamerthasan_ • 170,921 subscribers
Editör | Yazar | Dinler Tarihi | Efemera | Kent Hafızası & İstanbul | Anadolu ve Ortadoğu | Seyyah
Shorts
Videos
0:55
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

Zekâ ve Bilgi Doğru Kullanılırsa Değerli Benim için önemli olan dayak yemen yememen ya da bayrak sallaman, düdük çalman değil. Böyle hocandan aferin alıp uyanıklığını şirinlik muskan altına süpürüp doğan görünümlü şahinlik yapman da değil. Burada iki hanzoluk var: Birincisi; hepten / tümden / alayı / hepsi algısı ile oluşturduğun algı cambazlığı. Ortalığı tozutup karambolden sıyırma taktiği. İki ihtiyar ulu bilge “satmışlardır, satmadı diyen zır cahildir / satıp satıp Beyrut’ta yemişlerdir” derken aslında konuyu “istemeden” cevaplamışlar. Fakat ne senin, ne de seni onaylayan “analitik zeka fukarası” cühelanın görmediği, göremediği bir detay var o cevapta: “Satıp satıp Beyrut’ta yemişlerdir” diyor ya; tam da orada cevap aslında! Allah söyletiyor işte. Nasıl mı? Şöyle: O dönem -ki bugün bile G. Doğu Anadolu’da benzeri çok olan- “Toprak Ağaları” dönemi, bkz: “Landlord” kavramı. Geniş topraklara sahip az sayıda zengin bir azınlığı tarifler “toprak ağalığı” di mi? Hani Şener Şen canlandırır ya bir filminde, “Sataram ha köyü akıllı olun marabalar” der ya işte onun aynısı bir durum o zaman yaşanan. Satılan toprağın %20’si Lübnanlı Maruni Hristiyan bir toprak ağasının mesela… Ama sen bunları hiç bilme. Sen, gariban köylülerin canı sıkıldı “ya satalım şu tarlayı, toprağı varıp gidelim Beyrut’a günü gün edelim” dediklerini san! Devlet otoritesinin zayıflayıp dağıldığı, işgalin ayak seslerinin duyulduğu, insanların gelecek ve güvenlik endişesi taşıdığı, bölgede Latin Amerika’ya göç furyasının yaşandığı, Yahudi yerleşimcilerin akın akın tarım işletmeleri kılıfıyla gelip çoğaldığı bir dönem koşullarını hiç göz önünde bulundurma sen. Bulundurma ki bu pop-boğuntu temelli hinliğine iki ulu bilgenin detaysız genellemeci tespitini de payanda kılıp sırıt pişmiş kelle gibi, bir halt etmiş gibi. Üzerinde yaşadıkları toprağın sahibi olmayan, marabası oldukları toprak ağasının satıp sıvıştığı yüzbinlerce gariban fakir köylünün ahı vursun senin bu şımarık cahilliğini. Bilgi ve zeka analitik değerlendirmelerle anlam ve nitelik kazanır, angutça toptancı yaklaşımlarla düşük zekaları, muhakeme ve mukayese yetisi olmayan okumuş cahilleri keklersin bu tavırla anca o işte. Cürmün kadarsın günün sonunda ama gün cehaletin günü yürü devam et böyle freni patlamış kamyon gibi bilgiye toslayana kadar. Gelelim ikincisine; O toprakları Müslümanlar Yahudilerden almadı. Onları süren Roma’nın devamı Hristiyan Doğu Roma’dan aldılar (Bizans diyim de anla). Aldıklarında Yahudilerin en kutsal alanı olan Süleyman Mabedi’nin olduğu alan bok çukuruydu, Kudüs’ün çöplüğüydü. Müslümanlar orayı temizledi, mescit yapıp “aslına, asli amacı olan bir Allah’a ibadet edilen bir yer haline iade etti”. Haçlılar geldi Yahudi ve Müslümanları kesti. Yahudilerin Kudüs’e girişlerini yasakladı. Pagan Roma döneminde senede bir gün uzaktan gelip Kudüs’ü seyretmelerine izin veriliyordu. Onlar bunu dahi yapmadı. Yahudiler Kudüs’ü ancak yine Haçlılar sonrası İslam egemenliği dönemlerinde gelip görebildiler. Osmanlılar “Kudüs’e gelen Yahudilerden yasa dışı vergi alınmaması” konulu sultan iradeleriyle, fermanlarıyla korudu haklarını. Sayısı bir avuç toprak ağasının “dönem koşullarının” da etkisiyle yediği haltı utanıp sıkılmadan “sattılar işte yhaaa, satıp Beyrut’ta alem yaptılar yhaa” deme bilimsel(!) sığlığını bence aldığın kanalizasyona geri bırak ve bu necaseti daha fazla yayma elverişli bünye. Bak aşağıda bir para var; MS 71 yılında Roma İmparatoru Vespasianus basmış, abisi Titus’un o toprakları fethedip, ikinci Süleyman Tapınağı’nı yıkıp yerle yeksan edişinin “hatırasına”(!). Demek istediğim; Müslümanlar her zaman Kudüs’ü imar edenler, onaranlar ve merhametle davrananlar oldular. Sen yine bayrak salla ama bunları da bil. İyice bir oku, heyecan, rüzgar yapma. Sonra bayrak derken yanlışlıkla şemsiye (metafor olarak, bilgi anlamında) gölgesinde serinleyemeyeceğin bir tatsızlıkta açılır, kapanmaz da maazallah. Ayranımız dökülmesin, tatsız şeyler yaşanmasın, iyice araştır hadi bye.
Hasan Mert Kaya2,600,692 görüntüleme • 2 yıl önce
1:06
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

Ramazan gelse de iftara bir saat kala şunu paylaşsam:)
Hasan Mert Kaya981,895 görüntüleme • 1 yıl önce
0:30
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

New York’ta dün bankta otururken arabanın içinde garip hareketler yapan polisi gördüm. Dikkatli bakınca namaz kıldığını farkettim. Tekabbel Allah/Minna ve minkum inşaallah ve sonrası güzel bir muhabbet oldu. Lübnanlı, adı Hamid. Niyazi isimli Türk polis arkadaşı varmış NYPD’de:)
Hasan Mert Kaya353,182 görüntüleme • 8 ay önce

Uluslararası profesyonellikte kurumsal bir yapıya sahip olan BoschGlobal ve Bosch Türkiye Anneler Günü ile ilgili ürün pazarlama ve marka konumlama stratejilerini uzun toplantılar “set ederek”, alternatif “kv’ler” (key visual) hazırlatıp bunları birimler arasında uzun uzun kritik ederek belirler. Yani bu reklam en az bir 4-5 ay süren yoğun brain stormingler, ajans toplantıları ile oluşturulan bir çıktı. Marka yüzü olan iki kadın oyuncu mesela büyük ihtimalle elli defa elenip kararlaştırılmış, jest ve mimiklerinin “güven verici”, “temiz”, “kentli beyaz Türk”, “orta yaş grubu çalışan” kadın algısına uygun olmasına azami özen gösterilmiştir. Hakkını da vermek lazım; pazarlama stratejisi bakımından Bosch Türkiye çok akıllıca davranmış. Çocuksuz ve çalışan, çocuk yerine de köpeği koyan on binlerce “potansiyel müşteri” olduğunu analiz etmişlerdir. Büyük olasılıkla bu grubun sayısını, kentlere göre dağılımını dahi araştırmışlardır. Reklamda önerdikleri ürün de kedi, köpeğin yem kabından döküp saçtığı kırıntıları, bıraktığı tüyünü vs temizlemede işe yarayacak bir ürün. Dediğim gibi gayet akıllıca ve tam bir Alman ekolü ciddiyetinde planlanmış pazarlama stratejisi: Aslında o günün kapsamına girmeyen bir grubu “olur mu yaa siz de annesiniz, aslansınız, kaplansınız” motivasyonuyla kafesleyip tam bir demassification yaparak müşteri kılmak + “bak biz sizin farkındalığınızı geliştirmiş bir firmayız” mesajıyla marka sadakati yaratmak… Ancak reklam yayınlanınca tüm bu dahice ürün pazarlama stratejisini “develop” ve “set” eden sevgili plaza çalışanı ılık beyaz yakalıların en büyük sorunu olan gerçekliğin yakıcı çölüne ışınlandılar. İçinden çıktıkları toplumun çok önemli bir kesimini oluşturan ve “değerler eksenli” tercih geliştiren insanları göz ardı etmiş olduklarıydı bu gerçeklik. Kamuoyundan tokadı yiyince hemen geri vites yapıp hızla reklamı geri çektiler. Fakat bu böyle geri çektik bitti ile kapanmaz. Böylesi planlı, bile isteye yapılan bir işin Bosch Türkiye yapısı içerisindeki çalışanları ile yolların ayrıldığı, kamuoyundan özür dilenen bir açıklama ile kurumun resmi hesaplarından duyurulmalı. Tüm beyaz eşyasını yenileme aşamasında olan bir müşterinizi net bir biçimde kaybetmiş durumdasınız. Bu ülkede Suudi Arabistan’da, Körfez ülkelerinde takındığınız hassas ve saygılı tavrı, edebi takınmayı öğreneceksiniz. Dingonun ahırı misali, toplumun değer yargılarından kopuk, uçuk akıllarla yapılan marketing strategy ile böyle duvara toslarsınız. “Tam bi zihin fukarası white collar team hikayesi” oldu günün sonunda iş. İnsanların güvenini kaybederseniz, parayı da kaybedersiniz diye öğretmemiş miydi patron size?.. #boykot Bosch Türkiye Not: O hesap adınızı da Bosch Türkiye yapın Turkey değil Türkiye burası.
Hasan Mert Kaya46,850 görüntüleme • 1 ay önce

Dünyanın en güzel şehri İstanbul her gün başka bir masal anlatır. Sirkeci-Harem feribot🌿
Hasan Mert Kaya478,611 görüntüleme • 1 yıl önce
1:28
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

Kalbinde altı stent takılı olan, defalarca anjiyo geçiren, tiroid kanseri tedavisi gören Dr. Mahir Polat şu an yine hastaneye sevk edilmiş durumda. Cezaevi koşulları yaşamı için ciddi risk oluşturuyor. Burada çok bariz insani gerekçeler var. Lütfen tutukluluk hali sona ersin.
Hasan Mert Kaya254,500 görüntüleme • 1 yıl önce

Aynı anda Türkiye’den, Mısır’dan, Libya, Tunus, Cezayir, Fas, Katar, BAE, Umman, Bahreyn ve Irak’tan onlarca, yüzlerce böyle sivil yardım tekneleri kalksa ve yol alsaydı Gazze sahiline doğru. Ancak Sicilya’dan kalktı bir gemi içinde Hz.İsa’nın 12 havarisi gibi 12 güzel insanla. İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca misali kendi insanlık görevlerini yapıyorlar. Bir tane sözde İslam ülkesinin göstermeye cesaret edemediği onurlu duruşu gösteriyorlar. Bir yelkenli tekne kahramanlık dersi veriyor bu suskunluğa ve öğrenilmiş korkaklığa. “Korkağın gözüne uyku girmesin.” -Halid bin Velid(ra) #TürkiyeMadleenİçinAyakta
Hasan Mert Kaya194,035 görüntüleme • 1 yıl önce

Özbekistan Semerkand İmam Buhari kompleksi içinde bulunan İmam Buhari Müzesi içeriklerine ekip arkadaşlarımızla uzun soluklu bir çalışma içinde katkı sağladık. Bu süreç içerisinde arkadaşlarımızla Taşkent ve Semerkant’a gidip geldik. İmam Buhari’nin hayatı, ilim yolculukları, hadis öğrendiği alimler, öğrencileri, farklı dönemlerden Sahih-i Buhari örnekleri, hadisleri ve şerhleri ile ilgili bölümlerin içerikleri Özbek alimlerin kontrolünde hazırlandı. Hayırlı, uğurlu olsun.
Hasan Mert Kaya40,534 görüntüleme • 2 ay önce