Siyah Kedili Adam's banner
Siyah Kedili Adam's profile picture

Siyah Kedili Adam

@KediKopek2,916 subscribers

Yazar | Sokak hayvanlarının sessiz hikâyelerini anlatan bir adam | Kedi ve köpek sever 🐾

Shorts

Kuşadası'nda bir yer var; konumunu belirtmeyeceğim ama adanın yerlileri orayı çok iyi bilir. Evindeki kediyi veya köpeği sokağa terk eden kişiler, suç mahalli olarak genelde o bölgeyi seçerler. Zannederler ki; hayvan orada güvende olacak, karnı doyacak… Oysa gerçek böyle değildir. Yaz sezonunda orası kalabalık olduğu için birileri o hayvanı besler ama kış geldiğinde, ıssızlığın ortasında, açlıkla baş başa kalacaktır. Bazı insanlar, kış aylarında düzenli olarak o bölgeye gidip etrafı kontrol ederler. Onların adı yoktur, iban numarası yoktur; hiçbir karşılık beklemeden, hayat kurtarmaya çalışırlar. Terk edilen hayvanlar için, o karanlık yerdeki tek umut ışığı onlardır. Bu yavru köpek, orada terk edilmiş olarak bulunmuş ve koruma altına alınmış… Küçücük bedeni soğuktan titrerken, gözlerinde "Beni bırakmayın" diyen sessiz bir yalvarış varmış; şimdi ise sıcak bir yuvanın, temiz bir su kabının ve doymuş bir midenin ne demek olduğunu öğreniyor. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

Kuşadası'nda bir yer var; konumunu belirtmeyeceğim ama adanın yerlileri orayı çok iyi bilir. Evindeki kediyi veya köpeği sokağa terk eden kişiler, suç mahalli olarak genelde o bölgeyi seçerler. Zannederler ki; hayvan orada güvende olacak, karnı doyacak… Oysa gerçek böyle değildir. Yaz sezonunda orası kalabalık olduğu için birileri o hayvanı besler ama kış geldiğinde, ıssızlığın ortasında, açlıkla baş başa kalacaktır. Bazı insanlar, kış aylarında düzenli olarak o bölgeye gidip etrafı kontrol ederler. Onların adı yoktur, iban numarası yoktur; hiçbir karşılık beklemeden, hayat kurtarmaya çalışırlar. Terk edilen hayvanlar için, o karanlık yerdeki tek umut ışığı onlardır. Bu yavru köpek, orada terk edilmiş olarak bulunmuş ve koruma altına alınmış… Küçücük bedeni soğuktan titrerken, gözlerinde "Beni bırakmayın" diyen sessiz bir yalvarış varmış; şimdi ise sıcak bir yuvanın, temiz bir su kabının ve doymuş bir midenin ne demek olduğunu öğreniyor. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

79,820 Aufrufe

Cins köpek ticaretinin kurbanı karşımda duruyor. Sokağa terk edilen bu Fransız Bulldog'dan daha önce de bahsetmiştim. Bugün onu veterinere götürdüm; muayene ettikten sonra, birkaç kez doğum yaptığını söyledi. Kuluçka makinesi gibi kullanılmış, işi bitince de sokağa atılmış. Hayvan düşmanı deyince aklımıza "yaz sıcağında sokak hayvanlarına su verilmesine" tepki gösteren, saçları bol kepekli profesör (?) geliyor ama bu vicdansız tüccarlar da hayvan düşmanlarının başka bir versiyonudur. Bu ufaklık bir daha doğurmayacak. Şimdilik misafirimdir; hiç acele etmeden ona iyi bir yuva bulacağım, bundan sonraki hayatını sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşayacak. #SatınAlmaSahiplen

Cins köpek ticaretinin kurbanı karşımda duruyor. Sokağa terk edilen bu Fransız Bulldog'dan daha önce de bahsetmiştim. Bugün onu veterinere götürdüm; muayene ettikten sonra, birkaç kez doğum yaptığını söyledi. Kuluçka makinesi gibi kullanılmış, işi bitince de sokağa atılmış. Hayvan düşmanı deyince aklımıza "yaz sıcağında sokak hayvanlarına su verilmesine" tepki gösteren, saçları bol kepekli profesör (?) geliyor ama bu vicdansız tüccarlar da hayvan düşmanlarının başka bir versiyonudur. Bu ufaklık bir daha doğurmayacak. Şimdilik misafirimdir; hiç acele etmeden ona iyi bir yuva bulacağım, bundan sonraki hayatını sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşayacak. #SatınAlmaSahiplen

50,090 Aufrufe

Bahçemdeki kedi evinin sakinlerinden Mecnun, deniz kıyısındaki bir villaya iltica etti. Ara sıra oralarda geziyormuş, villadakiler onu sevmişler, "Bizim kedimiz olsun mu?" dediler; yaşam tarzları kedi beslemeye uygun olduğu için "Tamam" dedim. Elime ulaşan görüntülere bakılacak olursa, Mecnun'un sırtı artık yere gelmez. Darısı diğerlerinin başına... #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

Bahçemdeki kedi evinin sakinlerinden Mecnun, deniz kıyısındaki bir villaya iltica etti. Ara sıra oralarda geziyormuş, villadakiler onu sevmişler, "Bizim kedimiz olsun mu?" dediler; yaşam tarzları kedi beslemeye uygun olduğu için "Tamam" dedim. Elime ulaşan görüntülere bakılacak olursa, Mecnun'un sırtı artık yere gelmez. Darısı diğerlerinin başına... #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

42,831 Aufrufe

Hanutçu Cafo heyecanla anlatmaya başladı: "Abeyyy… Kurtla kapıştığında kopmasın diye bu köpeğin kulaklarıyla kuyruğunu kestim." Ardından ekledi: "Boynuna dikenli tasma da taktım ama çalmışlar." Ona sordum: "Sen Kuşadası'na göç edeli kaç yıl oldu?" "10-15 yıl olmuştur" dedi. "10 ile 15 yıl arasında büyük fark var. İyi düşün" dedim. Bir süre durdu. Parmaklarıyla hesap yaptıktan sonra karar verdi: "13 yıl önce gelmişim." "Peki" dedim; "Buralarda kurt olmadığını 13 yıldır anlayamadın mı ki, bu zavallı hayvanın kulaklarını ve kuyruğunu kestin?" Tekrar sustu ve düşünmeye başladı. Bir anda, büyük bir fikir bulmuş olmanın heyecanıyla cevap verdi: "Başka köpeklerle kapışırken kulağı koparsa ne olacak, Abeyyy?.." "Beni iyi dinle" dedim; "Başka köpeklerle kavga ederken kulağı koparsa, bu doğal yaşamın içinde meydana gelen bir olaydır. Ama bir insan tarafından kulağı kesilirse, bunun adı işkencedir." Hanutçu Cafo sustu. Yine düşünmeye başlamıştı ki, oradan ayrıldım. O gece siyah bir kamyonet, kulakları ve kuyruğu kesilmiş köpeği alıp uzaklara götürdü. Şimdi Söke'deki bir narenciye bahçesinde, güvenli bir şekilde yaşamını sürdürüyor. Bu aslında yıllar önce yaşanmış bir hikâyedir. O gece kamyoneti kullanan Yörük Erkan, daha sonra Karadağ'ın Budva şehrine yerleşip bir mekân açtı. Son zamanlarda orada iş yapan Türk turizmcilerin sayısı hızla artıyor, o da arkadaşlarıyla birlikte gitti. Acı haberi bugün öğrendim. Yörük Erkan lenf kanserine yenik düşmüş... Geçen yıl görüşmüştük, hastalığı hakkında tek bir kelime bile etmemişti. Ruhu şad, mekânı cennet olsun... Hayatı boyunca hem insanlara, hem de hayvanlara çok iyilik yapmıştı. Bugün, o köpeğin yaşadığı narenciye bahçesine gittim. Kış mevsimi olduğu için yerini değiştirmişler, depo tarafına almışlar. Gece kapalı bir alanda yatıyor, gündüz de oralarda dolaşıyormuş. Yaşlanmıştı ama hâlâ dimdik duruyordu. O köpeğin hikâyesi, bu dünyadan göçüp giden bir dostuma veda olsun. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

Hanutçu Cafo heyecanla anlatmaya başladı: "Abeyyy… Kurtla kapıştığında kopmasın diye bu köpeğin kulaklarıyla kuyruğunu kestim." Ardından ekledi: "Boynuna dikenli tasma da taktım ama çalmışlar." Ona sordum: "Sen Kuşadası'na göç edeli kaç yıl oldu?" "10-15 yıl olmuştur" dedi. "10 ile 15 yıl arasında büyük fark var. İyi düşün" dedim. Bir süre durdu. Parmaklarıyla hesap yaptıktan sonra karar verdi: "13 yıl önce gelmişim." "Peki" dedim; "Buralarda kurt olmadığını 13 yıldır anlayamadın mı ki, bu zavallı hayvanın kulaklarını ve kuyruğunu kestin?" Tekrar sustu ve düşünmeye başladı. Bir anda, büyük bir fikir bulmuş olmanın heyecanıyla cevap verdi: "Başka köpeklerle kapışırken kulağı koparsa ne olacak, Abeyyy?.." "Beni iyi dinle" dedim; "Başka köpeklerle kavga ederken kulağı koparsa, bu doğal yaşamın içinde meydana gelen bir olaydır. Ama bir insan tarafından kulağı kesilirse, bunun adı işkencedir." Hanutçu Cafo sustu. Yine düşünmeye başlamıştı ki, oradan ayrıldım. O gece siyah bir kamyonet, kulakları ve kuyruğu kesilmiş köpeği alıp uzaklara götürdü. Şimdi Söke'deki bir narenciye bahçesinde, güvenli bir şekilde yaşamını sürdürüyor. Bu aslında yıllar önce yaşanmış bir hikâyedir. O gece kamyoneti kullanan Yörük Erkan, daha sonra Karadağ'ın Budva şehrine yerleşip bir mekân açtı. Son zamanlarda orada iş yapan Türk turizmcilerin sayısı hızla artıyor, o da arkadaşlarıyla birlikte gitti. Acı haberi bugün öğrendim. Yörük Erkan lenf kanserine yenik düşmüş... Geçen yıl görüşmüştük, hastalığı hakkında tek bir kelime bile etmemişti. Ruhu şad, mekânı cennet olsun... Hayatı boyunca hem insanlara, hem de hayvanlara çok iyilik yapmıştı. Bugün, o köpeğin yaşadığı narenciye bahçesine gittim. Kış mevsimi olduğu için yerini değiştirmişler, depo tarafına almışlar. Gece kapalı bir alanda yatıyor, gündüz de oralarda dolaşıyormuş. Yaşlanmıştı ama hâlâ dimdik duruyordu. O köpeğin hikâyesi, bu dünyadan göçüp giden bir dostuma veda olsun. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

31,986 Aufrufe

Elbisenin, ayakkabının, çantanın modası olduğu gibi, kedinin de modası varmış... Bazı kedi cinsleri demode olmuş, bazıları ise son moda imiş... Yeni edindiğim bu bilgileri paylaşmak istiyorum. Dün akşam bir restoranda otururken, yan masadaki çiftin konuşmasına kulak misafiri oldum. Kasten dinlemiş değilim; masalar birbirine yakın olduğu ve yüksek sesle konuştukları için duydum. Kadın şöyle dedi: "Hayatım, kulağı kıvrık kedinin modası geçti, haberin yok mu? O artık ayağa düştü, varoş oldu. Şu anda Bengal kedisi çok moda... Alacaksak, ondan alalım." Adam karşılık verdi: "Tamam aşkım; dediğin kediyi alırız, yeter ki sen iste... Buralarda orijinalini bulamazsak, yurtdışından getirtiriz." Vay be... Sanki bir eşya almaktan bahsediyorlar. Kedinin modası olduğuna göre; Bengal'in de birgün modası geçecek ve başka bir cins moda olacaktır. Bu durumda, onu sokağa atıp, son moda kediyi alacaklarını tahmin etmek zor değil... O anda kafamda bir şimşek çaktı. Acaba ben ne durumdayım; modayı takip ediyor muyum, yoksa geri mi kaldım?.. Siyah kedi besliyorum, siyah rengin modası asla geçmez. Akıllı davranarak iyi bir yatırım yaptığımı anlayınca içim rahatladı. Ama sonra, hafızamda bazı görüntüler canlandı. Sokakta bulduğu gözleri kör olmuş kedi yavrusunu evine alıp, ömür boyu bakan kadın... Kireç kuyusundan çıkardığı kedinin başında günlerce nöbet tutarak, yaşaması için dua eden adam... Harçlığıyla kantinden tost almak yerine, marketten mama alıp sokak kedisine yediren çocuk... Eros ve Cezve'yi katleden canilerin yargılandığı mahkeme salonunun önünde, adaletin tecellisini görmek için bekleyen gençler... Yazın sıcağında, kışın ayazında, her gün mahalleleri dolaşıp, aç kedileri ve köpekleri doyuran gönüllüler... Ve daha niceleri... Hayvanı moda olan veya modası geçen bir "eşya" değil, korunması gereken bir "can" olarak gören o iyi insanlar gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti. O anda bir tiksinti hissettim; yan masadaki çiftin konuşmasını daha fazla duymamak için masamı değiştirdim. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

Elbisenin, ayakkabının, çantanın modası olduğu gibi, kedinin de modası varmış... Bazı kedi cinsleri demode olmuş, bazıları ise son moda imiş... Yeni edindiğim bu bilgileri paylaşmak istiyorum. Dün akşam bir restoranda otururken, yan masadaki çiftin konuşmasına kulak misafiri oldum. Kasten dinlemiş değilim; masalar birbirine yakın olduğu ve yüksek sesle konuştukları için duydum. Kadın şöyle dedi: "Hayatım, kulağı kıvrık kedinin modası geçti, haberin yok mu? O artık ayağa düştü, varoş oldu. Şu anda Bengal kedisi çok moda... Alacaksak, ondan alalım." Adam karşılık verdi: "Tamam aşkım; dediğin kediyi alırız, yeter ki sen iste... Buralarda orijinalini bulamazsak, yurtdışından getirtiriz." Vay be... Sanki bir eşya almaktan bahsediyorlar. Kedinin modası olduğuna göre; Bengal'in de birgün modası geçecek ve başka bir cins moda olacaktır. Bu durumda, onu sokağa atıp, son moda kediyi alacaklarını tahmin etmek zor değil... O anda kafamda bir şimşek çaktı. Acaba ben ne durumdayım; modayı takip ediyor muyum, yoksa geri mi kaldım?.. Siyah kedi besliyorum, siyah rengin modası asla geçmez. Akıllı davranarak iyi bir yatırım yaptığımı anlayınca içim rahatladı. Ama sonra, hafızamda bazı görüntüler canlandı. Sokakta bulduğu gözleri kör olmuş kedi yavrusunu evine alıp, ömür boyu bakan kadın... Kireç kuyusundan çıkardığı kedinin başında günlerce nöbet tutarak, yaşaması için dua eden adam... Harçlığıyla kantinden tost almak yerine, marketten mama alıp sokak kedisine yediren çocuk... Eros ve Cezve'yi katleden canilerin yargılandığı mahkeme salonunun önünde, adaletin tecellisini görmek için bekleyen gençler... Yazın sıcağında, kışın ayazında, her gün mahalleleri dolaşıp, aç kedileri ve köpekleri doyuran gönüllüler... Ve daha niceleri... Hayvanı moda olan veya modası geçen bir "eşya" değil, korunması gereken bir "can" olarak gören o iyi insanlar gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti. O anda bir tiksinti hissettim; yan masadaki çiftin konuşmasını daha fazla duymamak için masamı değiştirdim. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

25,289 Aufrufe

Tuhaf bir olaya tanık oldum. Yaşlı bir adam, bir sokak kedisinin önüne bir avuç kuru mama koydu. Ardından biraz ileride, sokak köpeğine simit veren gençlere çıkıştı. Yani kediye şefkat gösteriyor ama köpeğe düşmanlık besliyordu. Bunun tam tersine de rastlıyoruz. Köpekleri seven ama kedilerden hoşlanmayan insanlar da var. Bu zihniyeti anlamakta zorlanıyorum. Aynı kişi, sokaktaki kedinin tok, köpeğin aç olmasını istiyor... Veya tam tersi... Peki neden?.. Gündelik hayatta herhangi bir konuda ayrımcılığa şahit olduğumuzda hemen tepki veriyoruz, öyle değil mi?.. O hâlde ayrımcılığı sokak hayvanları üzerinde, hem de "açlık" gibi en ağır biçimiyle yapmak neden?.. Bir hayvanı doyurup, diğerinin aç kalmasına göz yummak, sevgi değildir. Vicdan bölünmez; ya vardır, ya yoktur. Sokakta canları türlerine göre ayırarak merhamet etmek insanı iyi yapmaz, sadece çelişkili kılar. Şahsen böyle bir kişiden uzak dururum çünkü bu çelişkinin tüm davranışlarına yansıyacağını düşünürüm. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

Tuhaf bir olaya tanık oldum. Yaşlı bir adam, bir sokak kedisinin önüne bir avuç kuru mama koydu. Ardından biraz ileride, sokak köpeğine simit veren gençlere çıkıştı. Yani kediye şefkat gösteriyor ama köpeğe düşmanlık besliyordu. Bunun tam tersine de rastlıyoruz. Köpekleri seven ama kedilerden hoşlanmayan insanlar da var. Bu zihniyeti anlamakta zorlanıyorum. Aynı kişi, sokaktaki kedinin tok, köpeğin aç olmasını istiyor... Veya tam tersi... Peki neden?.. Gündelik hayatta herhangi bir konuda ayrımcılığa şahit olduğumuzda hemen tepki veriyoruz, öyle değil mi?.. O hâlde ayrımcılığı sokak hayvanları üzerinde, hem de "açlık" gibi en ağır biçimiyle yapmak neden?.. Bir hayvanı doyurup, diğerinin aç kalmasına göz yummak, sevgi değildir. Vicdan bölünmez; ya vardır, ya yoktur. Sokakta canları türlerine göre ayırarak merhamet etmek insanı iyi yapmaz, sadece çelişkili kılar. Şahsen böyle bir kişiden uzak dururum çünkü bu çelişkinin tüm davranışlarına yansıyacağını düşünürüm. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

23,998 Aufrufe

Güm… Güm… Güm… Sert toprağa vurulan kazmanın sesi kafamın içinde yankılanıyor. Henüz 4 yaşındayken uyutulacak olan köpeğin, eskiden neşeyle koştuğu bahçeye mezarı kazılıyor. Vakti zamanında, Cane Corso almaya karar veren komşuya şöyle demiştim: "Bu köpek dikkat ve özen ister. Yetişkin hâle geldiğinde 50–60 kilo olacak; sürekli arka ayakları üzerinde zıplar ve merdiven çıkıp inerse, zamanla kalça displazisi ve eklem dejenerasyonu meydana gelir, sonunda felç olur. Bütün gün evde yoksun, yatalak bir köpeğe bakamazsın; böyle bir durumda ne yapacağını tahmin ediyorum. Eğer köpek alacaksan, küçük ırk tercih etmelisin." Komşu tabii ki beni dinlemedi ve bir Cane Corso yavrusu aldı. Köpek evin içinde yaşıyor, istediği zaman bahçeye çıkıyordu. Alan koruma içgüdüsü çok güçlüydü; müstakil evin üst katında yatarken dışarıdan bir ses duyduğunda koşarak merdivenlerden iner, bahçe duvarının kenarında zıplayıp havlardı. Her gün defalarca tekrarlanan bu hareketler yüzünden 4 yaşına geldiğinde kalçası ve arka bacak eklemleri tamamen çöktü. Ameliyat işe yaramadı, vücudunun arka tarafı felç kaldı. 60 kiloluk felçli bir köpeği yerinden bile kımıldatmak mümkün olmadığından, sonunda uyutmaya karar verdiler. Önce bahçeye mezarını kazıyorlar, sonra veterinere haber verip iğneyi yaptıracaklar. Bir anlık heves + Bilinçsizlik = Ölüm Çok iyi bir köpekti; beni severdi, ben de onu severdim. Gözümün önünde büyüdü. Gerçekten üzgünüm... #BirDostaVeda

Güm… Güm… Güm… Sert toprağa vurulan kazmanın sesi kafamın içinde yankılanıyor. Henüz 4 yaşındayken uyutulacak olan köpeğin, eskiden neşeyle koştuğu bahçeye mezarı kazılıyor. Vakti zamanında, Cane Corso almaya karar veren komşuya şöyle demiştim: "Bu köpek dikkat ve özen ister. Yetişkin hâle geldiğinde 50–60 kilo olacak; sürekli arka ayakları üzerinde zıplar ve merdiven çıkıp inerse, zamanla kalça displazisi ve eklem dejenerasyonu meydana gelir, sonunda felç olur. Bütün gün evde yoksun, yatalak bir köpeğe bakamazsın; böyle bir durumda ne yapacağını tahmin ediyorum. Eğer köpek alacaksan, küçük ırk tercih etmelisin." Komşu tabii ki beni dinlemedi ve bir Cane Corso yavrusu aldı. Köpek evin içinde yaşıyor, istediği zaman bahçeye çıkıyordu. Alan koruma içgüdüsü çok güçlüydü; müstakil evin üst katında yatarken dışarıdan bir ses duyduğunda koşarak merdivenlerden iner, bahçe duvarının kenarında zıplayıp havlardı. Her gün defalarca tekrarlanan bu hareketler yüzünden 4 yaşına geldiğinde kalçası ve arka bacak eklemleri tamamen çöktü. Ameliyat işe yaramadı, vücudunun arka tarafı felç kaldı. 60 kiloluk felçli bir köpeği yerinden bile kımıldatmak mümkün olmadığından, sonunda uyutmaya karar verdiler. Önce bahçeye mezarını kazıyorlar, sonra veterinere haber verip iğneyi yaptıracaklar. Bir anlık heves + Bilinçsizlik = Ölüm Çok iyi bir köpekti; beni severdi, ben de onu severdim. Gözümün önünde büyüdü. Gerçekten üzgünüm... #BirDostaVeda

19,428 Aufrufe

Ben çocukken, mahallede bir köpek doğum yaptığında sevinirdik. Yavrulara isim verirdik, etrafta dolaşıp bizimle oynarlardı. Büyüdüklerini görürdük, yıllar boyunca yanı başımızda yaşarlardı. Bugün ise durum çok farklı… Artık bir köpek doğum yaptığında hayvanseverler sevinmek yerine korkuya kapılıyor ve anneyle yavrularını koruma telaşına düşüyor. Maalesef, böyle hissetmekte ve davranmakta haklılar. Ankara'daki bir arkadaşım, bir anne köpeğin ve yavrularının videosunu gönderdi, sonra da telefon etti. Oturduğu apartmanın karşısındaki yarım kalmış bir inşaata sığınmış hâlde bulduğu bu hayvancağızları bir pansiyona yerleştirmiş. "Bu işleri sen de biliyorsun" dedi; "Yavrular cins olsaydı sahiplendirmek kolaydı ama…" "Ama"dan sonrasını dinlememe gerek yoktu. Sokak köpeği yavrularını sahiplendirmenin zor olduğunu hepimiz biliyoruz. Arkadaşım anne köpeğin ve yavrularının bir süreliğine pansiyonda kalabileceklerini ama onlara bir yuva bulmanın şart olduğunu söyledi. Ege Bölgesi'ndeki narenciye bahçeleri, köpek beslemek için en uygun yerlerdir. Özel mülk statüsünde oldukları için güvenlidirler. Köpek oraya yerleştirilip kimlik çipi taktırıldığında, hukuken sahipli sayılır ve kimse ona dokunamaz. Gözlerden uzak bir şekilde, rahatça yaşar. Ben Kuşadası'ndayım; burası turizm bölgesi olduğu için narenciye bahçeleri ortadan kalktı, yerlerine inşaatlar yapıldı. Ama turistik olmayan komşu ilçelerde hâlâ çok sayıda narenciye bahçesi bulunuyor. Ankara'daki arkadaşımla bu konuda işbirliği yapmaya karar verdik. Anne köpeğin ve yavrularının Ege'ye gönderilmesini o üstlenecek; ben ise onlar için uygun ve güvenli bir yer bulacağım. Sultanhisar İlçesi'nde büyük bir narenciye bahçesi bulunan bir arkadaşım var. Kendisiyle görüştüm, köpekleri beslemeyi kabul etti. Bekçilik yaparak bahçeyi koruyacaklar. Sultanhisar, İstiklâl Savaşı yıllarında Ege Bölgesi Kuvayı Milliye komutanlarından biri olan, yiğitler yiğidi Yörük Ali Efe'nin doğduğu ilçedir. Bugün de orada Yörükler yaşıyor. Örf, adet ve geleneklerinden ötürü doğayı ve hayvanları severler. Şu anda köpeklerin gelmesini bekliyorum. Yeni gelişmeleri paylaşacağım. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

Ben çocukken, mahallede bir köpek doğum yaptığında sevinirdik. Yavrulara isim verirdik, etrafta dolaşıp bizimle oynarlardı. Büyüdüklerini görürdük, yıllar boyunca yanı başımızda yaşarlardı. Bugün ise durum çok farklı… Artık bir köpek doğum yaptığında hayvanseverler sevinmek yerine korkuya kapılıyor ve anneyle yavrularını koruma telaşına düşüyor. Maalesef, böyle hissetmekte ve davranmakta haklılar. Ankara'daki bir arkadaşım, bir anne köpeğin ve yavrularının videosunu gönderdi, sonra da telefon etti. Oturduğu apartmanın karşısındaki yarım kalmış bir inşaata sığınmış hâlde bulduğu bu hayvancağızları bir pansiyona yerleştirmiş. "Bu işleri sen de biliyorsun" dedi; "Yavrular cins olsaydı sahiplendirmek kolaydı ama…" "Ama"dan sonrasını dinlememe gerek yoktu. Sokak köpeği yavrularını sahiplendirmenin zor olduğunu hepimiz biliyoruz. Arkadaşım anne köpeğin ve yavrularının bir süreliğine pansiyonda kalabileceklerini ama onlara bir yuva bulmanın şart olduğunu söyledi. Ege Bölgesi'ndeki narenciye bahçeleri, köpek beslemek için en uygun yerlerdir. Özel mülk statüsünde oldukları için güvenlidirler. Köpek oraya yerleştirilip kimlik çipi taktırıldığında, hukuken sahipli sayılır ve kimse ona dokunamaz. Gözlerden uzak bir şekilde, rahatça yaşar. Ben Kuşadası'ndayım; burası turizm bölgesi olduğu için narenciye bahçeleri ortadan kalktı, yerlerine inşaatlar yapıldı. Ama turistik olmayan komşu ilçelerde hâlâ çok sayıda narenciye bahçesi bulunuyor. Ankara'daki arkadaşımla bu konuda işbirliği yapmaya karar verdik. Anne köpeğin ve yavrularının Ege'ye gönderilmesini o üstlenecek; ben ise onlar için uygun ve güvenli bir yer bulacağım. Sultanhisar İlçesi'nde büyük bir narenciye bahçesi bulunan bir arkadaşım var. Kendisiyle görüştüm, köpekleri beslemeyi kabul etti. Bekçilik yaparak bahçeyi koruyacaklar. Sultanhisar, İstiklâl Savaşı yıllarında Ege Bölgesi Kuvayı Milliye komutanlarından biri olan, yiğitler yiğidi Yörük Ali Efe'nin doğduğu ilçedir. Bugün de orada Yörükler yaşıyor. Örf, adet ve geleneklerinden ötürü doğayı ve hayvanları severler. Şu anda köpeklerin gelmesini bekliyorum. Yeni gelişmeleri paylaşacağım. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

13,025 Aufrufe

Kuşadası'nın en iyi tarafı nedir, biliyor musunuz?.. Neredeyse her dükkânın önünde bir kedi veya köpek vardır. Kimse bu hayvanlardan rahatsız olmaz, korkmaz. Sosyal medyada gördüğümüz ruh hastası hayvan düşmanlarına Kuşadası'nda rastlanmaz. Burada kimse bir hayvanı şikâyet etmez, bir hayvanın öldürülmesini istemez. Belediyemizin sokak hayvanlarına karşı tavrı da son derece olumludur. Hep kötü haberler okuyoruz, hayvanlara yapılan zulüm yüreğimizi sızlatıyor. Bugün size güzel bir manzara göstermek istedim. Kahvaltısını bitiren Sarman, dükkânın önünde müşteri bekliyor. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

Kuşadası'nın en iyi tarafı nedir, biliyor musunuz?.. Neredeyse her dükkânın önünde bir kedi veya köpek vardır. Kimse bu hayvanlardan rahatsız olmaz, korkmaz. Sosyal medyada gördüğümüz ruh hastası hayvan düşmanlarına Kuşadası'nda rastlanmaz. Burada kimse bir hayvanı şikâyet etmez, bir hayvanın öldürülmesini istemez. Belediyemizin sokak hayvanlarına karşı tavrı da son derece olumludur. Hep kötü haberler okuyoruz, hayvanlara yapılan zulüm yüreğimizi sızlatıyor. Bugün size güzel bir manzara göstermek istedim. Kahvaltısını bitiren Sarman, dükkânın önünde müşteri bekliyor. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

13,948 Aufrufe

Denize yukarıdan bakan çam ormanındaki bir kayalığın altında bir köpek mezarı var. Yerini benden başka kimse bulamaz. O gece toprağı kazan üç kişiden sonuncusuyum; diğer ikisi bu dünyadan göçüp gitti. Şimdi yıllar öncesine dönüp, Kaptan ile Mavi'nin hikâyesini anlatacağım. Kaptan'ın mazisini kimse bilmezdi. Adını bilen de yoktu; sorulunca gülümser, geçerdi. Herkes ona "Kaptan" derdi, o da itiraz etmezdi. Ne tam yerliydi, ne de yabancı sayılırdı. Konuşmasından belli bir kültür seviyesinde olduğu anlaşılırdı ama geçmişi hakkında tek bir cümle bile kurmazdı. Bir süre eski, küçük bir motorlu kayıkla balıkçılık yaptı. Sabahları gün ağarmadan denize açılır, akşamüstü dönerdi. Sonra sahilde ufak bir dükkân kiralayıp balık restoranı işletmeye başladı. Restoran dediğime bakmayın; beş tane masa, tahta sandalyeler, duvarlarda kurutulmuş deniz yıldızları, tuz kokusu sinmiş yırtık balıkçı ağları ve kocaman bir pusula… Eski Yeşilçam filmlerinde, Sadri Alışık'ın takıldığı salaş balıkçı meyhanelerinin aynısıydı. O günlerde, sahilde boz renkli bir köpek dolaşırdı. Bir gün restoranın önüne geldi, bir daha da gitmedi. Kaptan ona denizin rengini isim olarak verdi: "Mavi"... İki yalnız kalp birbirine çabucak ısındı. Mavi, mutfakta kalan yemeklerle beslenir, arkadaki kulübede yatardı. Kaptan onu yanından ayırmazdı. Kısa sürede çok iyi dost oldular. O zamanlar lise son sınıftaydım. Okulda bir kız arkadaşım vardı; babasının onu üniversite eğitimi için yurtdışına göndereceğini öğrendiğimde, dünya tepeme çökmüştü. Geceleri evden çıkıp sahilde tek başıma dolaşıyordum. Daha o yaşta hayattan bıkmış gibiydim. Mavi ile o günlerde tanıştım. Sahildeyken bazen yanıma gelir, sessizce durur, yüzüme bakardı. Köpekleri severdim, onu da sevdim. Evdeki yemek artıklarını her gün ona götürmeye başladım. Bir gece Mavi'nin ardından Kaptan da geldi. Uzaktan tanıyordum ama hiç konuşmamıştık... "Senin bir derdin var, anlat hele" dedi. Yıllar süren bir dostluk işte böyle başladı. Ankara'da üniversite okudum. Yaz tatillerinde Kuşadası'na döndüğümde Kaptan'ın restoranı benim mekânım olurdu. Haftada birkaç kez karşılıklı oturur, yer içer, sohbet ederdik. Gençliğinde lise edebiyat öğretmeni olduğunu, 12 Eylül darbesinde cezaevine girdiğini, çıktıktan sonra öğretmenlik yapmasına izin verilmediği için Ege sahiline geldiğini anlattı. Roman gibi bir hayatı vardı. Görmüş, geçirmiş bir adamdı. Bazen gözleri denizde bir noktaya takılırdı. Sanki bir şeyi özler gibi, veya belki de bir şeyi unutmak ister gibi. Üniversite diplomamı almadan birkaç hafta önce Kaptan bu dünyadan göçüp gitti. Diplomayı ona göstermeyi çok isterdim, olmadı. Mavi için dünya, Kaptan'ı kaybettiği gün dağıldı. Aylarca sahilde dolaştı, herkese baktı ama kimse Kaptan değildi. Restoran el değiştirdi. Mavi yine de her gün kapısının önünde yatıp bekledi. Civardaki esnaf ona sahip çıktı, karnını doyurdu ama mutsuzluğu her hâlinden belliydi. Sanki ruhu, Kaptan'la birlikte ölmüştü. Zaman geçti. Askerliğimi yaptım. Döndüğümde Mavi hâlâ oradaydı ama artık yaşlanmıştı, zor yürüyordu. Yağmurun çok şiddetli yağdığı bir kış akşamı telefonum çaldı. Söylenenleri duyunca elimdeki bardak yere düşüp kırıldı. Mavi ölmüştü... Cansız bedenini restoranın karşısında bulduk. Gözleri açıktı, kapıya bakıyordu. Belki hâlâ, Kaptan'ın o kapıdan çıkıp kendisine seslenmesini bekliyordu. Mavi'nin mezarını çam ormanında üç kişi kazdık. Aradan uzun yıllar geçti. Onlar artık yaşamıyor, geriye sadece ben kaldım. Bazen o mezara giderim ama neden gittiğimi tam olarak bilmiyorum. Mavi'yi anmak için mi, yoksa hayatın henüz omuzlarıma ağır yük bindirmediği, her şeyin daha masum olduğu o yıllara duyduğum özlem yüzünden mi?..

Denize yukarıdan bakan çam ormanındaki bir kayalığın altında bir köpek mezarı var. Yerini benden başka kimse bulamaz. O gece toprağı kazan üç kişiden sonuncusuyum; diğer ikisi bu dünyadan göçüp gitti. Şimdi yıllar öncesine dönüp, Kaptan ile Mavi'nin hikâyesini anlatacağım. Kaptan'ın mazisini kimse bilmezdi. Adını bilen de yoktu; sorulunca gülümser, geçerdi. Herkes ona "Kaptan" derdi, o da itiraz etmezdi. Ne tam yerliydi, ne de yabancı sayılırdı. Konuşmasından belli bir kültür seviyesinde olduğu anlaşılırdı ama geçmişi hakkında tek bir cümle bile kurmazdı. Bir süre eski, küçük bir motorlu kayıkla balıkçılık yaptı. Sabahları gün ağarmadan denize açılır, akşamüstü dönerdi. Sonra sahilde ufak bir dükkân kiralayıp balık restoranı işletmeye başladı. Restoran dediğime bakmayın; beş tane masa, tahta sandalyeler, duvarlarda kurutulmuş deniz yıldızları, tuz kokusu sinmiş yırtık balıkçı ağları ve kocaman bir pusula… Eski Yeşilçam filmlerinde, Sadri Alışık'ın takıldığı salaş balıkçı meyhanelerinin aynısıydı. O günlerde, sahilde boz renkli bir köpek dolaşırdı. Bir gün restoranın önüne geldi, bir daha da gitmedi. Kaptan ona denizin rengini isim olarak verdi: "Mavi"... İki yalnız kalp birbirine çabucak ısındı. Mavi, mutfakta kalan yemeklerle beslenir, arkadaki kulübede yatardı. Kaptan onu yanından ayırmazdı. Kısa sürede çok iyi dost oldular. O zamanlar lise son sınıftaydım. Okulda bir kız arkadaşım vardı; babasının onu üniversite eğitimi için yurtdışına göndereceğini öğrendiğimde, dünya tepeme çökmüştü. Geceleri evden çıkıp sahilde tek başıma dolaşıyordum. Daha o yaşta hayattan bıkmış gibiydim. Mavi ile o günlerde tanıştım. Sahildeyken bazen yanıma gelir, sessizce durur, yüzüme bakardı. Köpekleri severdim, onu da sevdim. Evdeki yemek artıklarını her gün ona götürmeye başladım. Bir gece Mavi'nin ardından Kaptan da geldi. Uzaktan tanıyordum ama hiç konuşmamıştık... "Senin bir derdin var, anlat hele" dedi. Yıllar süren bir dostluk işte böyle başladı. Ankara'da üniversite okudum. Yaz tatillerinde Kuşadası'na döndüğümde Kaptan'ın restoranı benim mekânım olurdu. Haftada birkaç kez karşılıklı oturur, yer içer, sohbet ederdik. Gençliğinde lise edebiyat öğretmeni olduğunu, 12 Eylül darbesinde cezaevine girdiğini, çıktıktan sonra öğretmenlik yapmasına izin verilmediği için Ege sahiline geldiğini anlattı. Roman gibi bir hayatı vardı. Görmüş, geçirmiş bir adamdı. Bazen gözleri denizde bir noktaya takılırdı. Sanki bir şeyi özler gibi, veya belki de bir şeyi unutmak ister gibi. Üniversite diplomamı almadan birkaç hafta önce Kaptan bu dünyadan göçüp gitti. Diplomayı ona göstermeyi çok isterdim, olmadı. Mavi için dünya, Kaptan'ı kaybettiği gün dağıldı. Aylarca sahilde dolaştı, herkese baktı ama kimse Kaptan değildi. Restoran el değiştirdi. Mavi yine de her gün kapısının önünde yatıp bekledi. Civardaki esnaf ona sahip çıktı, karnını doyurdu ama mutsuzluğu her hâlinden belliydi. Sanki ruhu, Kaptan'la birlikte ölmüştü. Zaman geçti. Askerliğimi yaptım. Döndüğümde Mavi hâlâ oradaydı ama artık yaşlanmıştı, zor yürüyordu. Yağmurun çok şiddetli yağdığı bir kış akşamı telefonum çaldı. Söylenenleri duyunca elimdeki bardak yere düşüp kırıldı. Mavi ölmüştü... Cansız bedenini restoranın karşısında bulduk. Gözleri açıktı, kapıya bakıyordu. Belki hâlâ, Kaptan'ın o kapıdan çıkıp kendisine seslenmesini bekliyordu. Mavi'nin mezarını çam ormanında üç kişi kazdık. Aradan uzun yıllar geçti. Onlar artık yaşamıyor, geriye sadece ben kaldım. Bazen o mezara giderim ama neden gittiğimi tam olarak bilmiyorum. Mavi'yi anmak için mi, yoksa hayatın henüz omuzlarıma ağır yük bindirmediği, her şeyin daha masum olduğu o yıllara duyduğum özlem yüzünden mi?..

13,592 Aufrufe

Videos

KediKopek's profile picture

2 yıl önce Kuşadası'nda, beyaz bir Husky sokağa terk edilmiş hâlde bulundu. Bizim hayvansever ablalar onu görünce hemen koruma altına aldılar. Bir yerde zor durumda bir hayvan varsa, bu ablalar iki elleri kanda olsa yine koşarlar; hayvan sevgileri kelimelerle anlatılamayacak kadar büyüktür. Husky bir süre misafir edildikten sonra sıra sahiplendirmeye geldi. Ablalar bana, "Senin kalemin iyidir, duygusal bir yazı yaz da sosyal medyada paylaşalım; bu köpeğe bir yuva bulalım" dediler. Yazdım ve gönderdim. O zamanlar sosyal medya kullanmadığım için takip etmedim ama sonradan öğrendiğime göre yazı epey ilgi çekmiş. Velhasıl, Husky sahiplendirildi ve Belarus'un başkenti Minsk'e gitti. Ablalar onu sahiplenen kişiyle iletişimi kesmedi; ara sıra WhatsApp'tan fotoğraflar, videolar geliyormuş. Bu arada, beyaz Husky'e "Prizrak" adını vermişler. Rusça "Hayalet" demek; Game of Thrones'daki beyaz kurttan esinlenmişler. Husky soğuk iklim köpeğidir; Ege kıyılarında mutlu olmaz, Doğu Avrupa onun için daha uygundur. Şimdi orada güzel bir hayatı, güvenli bir yuvası var. Keyfi yerinde… Ablalar, köpeğin ve sahibinin bir videosunu bana gönderdiler; "İstersen sayfanda paylaş" dediler... "Sahibinin izni var mı?" diye sordum, varmış. Sayfamda cins hayvan görselleri paylaşmam, sadece sokak hayvanlarına yer veririm. Ama sonuçta bu Husky de bir zamanlar sokaktaydı. Bu yüzden bir istisna yapacağım. "Prizrak", Belarus, Minsk... Kuşadası sokaklarında başlayan hikayesi, şimdi başka bir ülkede devam ediyor. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

Siyah Kedili Adam

54,676 Aufrufe • vor 7 Monaten

KediKopek's profile picture

Sipariş ettiğim kıymalı pideyi yemeye hazırlanıyordum ki, komşumun 13 yaşındaki oğlu Boğaç'ın bahçeden seslendiğini duydum: "Abi, yeni bir köpek gelmiş…" Dışarı çıkıp baktığımda, sarkık memelerinden yeni doğum yaptığı anlaşılan bir köpek gördüm. O bir anneydi ama yavruları ortalıkta olmayan bir anne... Sitemize girmiş, ürkek adımlarla etrafta dolaşıyordu. İlk anda, doğal bir refleksle ona yiyecek vermeyi düşündüm. Sitedeki köpeklere verdiğim kuru mamadan verdim ama yemedi. Fakat Ege Bölgesi'nin meşhur Karacasu Pidesi'ni pek sevdi... "Köpeğe pide verilir mi?" demeyin; başka bir şey yoktu, kendi yemeğimi verdim. Boğaç'ın yanında da annesinin yaptığı bir sandviç varmış. Sandviçin içindeki salamları köpeğe verdi. Küçücük bedeninde kocaman bir yürek taşıyan bu çocuğun akşama kadar aç kalmasını istemediğim için ona yemek sipariş ettim. Anne köpeğin daha önce insanlar tarafından hiç beslenmediği, kuru mama yememesinden ve kabın içine koyduğum yiyeceği yere dökmesinden anlaşılıyordu. Çok çekingen davranıyordu; sanki bir suç işlemiş, cezalandırılacakmış, canı yakılacakmış gibi sessizce bize bakıyordu. Başını okşamak için elimi uzattığımda gözlerini kapatıp geri çekilmesi, geçmiş hayatında şiddete maruz kaldığını gösteriyordu. Yemeğini yiyince biraz rahatladı, daha sakin davranmaya başladı. İlk kez kuyruğunu salladığını gördük. Eğer yavruları olsaydı, karnı doyduktan sonra mutlaka yanlarına giderdi. Ama gitmedi. Kim bilir, başlarına ne gelmişti?.. Sitemizin bir lokali var; kışın pek gelen giden olmaz. Köpeği oraya yerleştirdik. Yavrularını bulamayacağımızı bilsek de çevreye baktık ama hiçbir iz yoktu. Şimdilik hayvancağızın durumu iyi... Onun geldiğini duyan komşular da yemek verdi. Belki de hayatında ilk kez, güvenli bir yerde, korkmadan, rahat bir uykuya daldı. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

Siyah Kedili Adam

46,415 Aufrufe • vor 6 Monaten

KediKopek's profile picture

Gözlerden uzak bir yerde, kendine ait bir kulübesi olmasına rağmen, insan sevgisine doyamayan beyaz, iri bir sokak köpeği var mahallemizde... Adını bilmeyen çoktur ama onu görüp de gülümsemeyen pek azdır çünkü o, kalabalığı sever. Sabah erkenden ayağa kalkar, kulübesini bırakıp insanların arasına karışmak için hareketli bir noktaya gider. Gün boyu orada, patilerini altına toplayıp sessizce yatar. Kimi yanından geçerken başını okşar, kimi yürür gider; o ise kimseye yük olmadan, sadece varlığıyla sıcaklık katar. O kadar uysaldır ki, bir çocuk yaklaşsa kuyruğunu bile kıpırdatmadan yere çöker; yaşlı bir teyze durup konuşsa sabırla dinler. Onun tek istediği, varlığının bilindiğini, görmezden gelinmediğini hissetmektir. Başka bir ülkede olsa, böyle kocaman ve bembeyaz bir köpek muhtemelen bir parkın maskotu olur, herkes ona sahip çıkardı. Bizde ise kimi zaman korku, kimi zaman bilgisizlik, kimi zaman da kasıtlı olarak yayılan nefret, bu uysal canlıların kaderini belirliyor. O ise bütün bu gürültünün ortasında, kimseye zararı dokunmayan, sadece sevilmek isteyen bir ruh gibi yaşayıp gidiyor. Gün bitip kalabalık çekildiğinde sessizce kalkıp kendi kulübesine döner. Belki bir tas yemek, belki küçük bir sevgi dokunuşu bulur orada... Ama ertesi sabah yine insanlara koşar çünkü onun dünyasında kötülüğün değil, iyiliğin ağır bastığına dair sarsılmaz bir inanç vardır. Ve bu inanç, belki de bizim ondan öğrenmemiz gereken en önemli duygudur. #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil

Siyah Kedili Adam

12,395 Aufrufe • vor 7 Monaten

Keine weiteren Inhalte verfügbar