
Sırrı Er
@konusmasanati • 84,499 subscribers
TRT Spiker-686 KHK/Uluslararası Basın Kartı (IPC) European Union Accreditation Institute https://t.co/4oeCdjjgxV
Videos

İstanbul'un Fethi'nin 573. yılı kutlu olsun! Büyük komutan Fatih Sultan Mehmet Han'ı saygı ve rahmetle anıyorum. Yüzyıllar önce Fatih Sultan Mehmet’e atfedilen bir söz bugün hâlâ zihinlerde yankılanıyor: “Akılı öldürürsen, ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür.” Bu söz yalnızca geçmişe ait bir nasihat değildir; devletin ve toplumun ayakta kalabilmesi için kurulmuş bir medeniyet ölçüsüdür. Bir ülkede insanlar düşünmekten korkuyorsa, farklı fikirler düşmanlık gibi görülüyorsa, liyâkatin yerini sadakat alıyorsa; orada önce akıl zayıflar. Akıl zayıfladığında vicdan susar. Vicdan sustuğunda ise insanlar birbirine güvenmemeye başlar. Bir devletin gerçek gücü; sert söyleminde değil, vatandaşının adalete olan inancındadır. İnsanlar mahkemeye çıktığında hakkının korunacağına inanıyorsa devlet güçlüdür. Ama "Haklı olsam bile sonuç değişmez" demeye başlamışsa, asıl tehlike işte o zaman başlar. Adalet bir ayrıcalık değildir. Adalet; iktidarda olana da, muhalif olana da, zengine de, fakire de lâzım olan ortak bir güvencedir. Adalet çökerse umut, birlik, gelecek her şey çöker. Bizlere düşen görev; öfkeyi değil vicdanı, korkuyu değil hakkaniyeti, kutuplaşmayı değil ortak aklı büyütmektir. Başını eğme, dimdik yürüyerek yaşa! #FatihSultanMehmet
Sırrı Er10,353 Aufrufe • vor 5 Tagen

Bir zamanlar görev yaptığım #TRT'de seslendirdiğim iftar duası. Sonra bir #KHK ile ihraç edildim. Hakkımda takipsizlik kararı verildi. Ama görevime iade edilmedim. KHK’lı olmaktan utanmıyorum. Çünkü utanması gereken, haksızlığa uğrayanlar değil; haksızlığı yapanlardır. Bugün eski kaydı dinlerken şunu bir kez daha düşündüm: İnsan işinden, makamından, özgürlüğünden, yaşamından olabilir ama değerlerinden ve onurundan asla! Allah kabul etsin. #İftar
Sırrı Er90,293 Aufrufe • vor 3 Monaten

Karar gazetesi köşe yazarı hukukçu Figen Çalıkuşu, yıllardır söylediğim "iktidarın varlığının en büyük teminatı etkisiz ve ilkesiz muhalefettir" gerçeğini makalesinde dile getiriyor. Aklın yolu bir... Buyrun: "AİHM Büyük Daire Yasak kararında bir kez daha dedi ki, Türk mahkemelerinde yapılan yargılamalarda hakimler delillere bakmıyor, "toplulaştırma usulü" ile karar veriyor. Bu toplulaştırma usulünü sadece mahkemede hakimler yapmıyor, maalesef AİHM Büyük Daire Yasak Kararını ya da önceki 15 Temmuz kararlarını konuşmayan belli kesimler de yapıyor. Osman Kavala da böyle Gezi Darbecisi yapılmadı mı? İBB davalarında da kasıt yorumlamasına sıkça rastlanmıyor mu? Gerçek hukuka, herkes için aynı duyarlılıkla sahip çıkmazsan bu halk sana güvenir mi? Toplumsal barışın ve huzurun şifresi hukuk. Gerçek ve etkili muhalefetin anahtarı da hukuk. Muhalefet, gerçek hukuka sahip çıkarsa “gerçek” muhalefet olur. Yoksa o da “oyunun bir parçası” haline gelir ve kimsenin güvenini kazanamaz. İktidara laf anlatacak değiliz ama muhalefet şunu unutmasın: Vurulan başkalarını korumazsan sonunda vurulan sen olursun. Sadece ülkeyi değil kendini de perişan edersin" Figen Çalıkuşu Daha ne desin. Daha ne diyelim. "Bir yargıç: iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." Sokrates
Sırrı Er16,115 Aufrufe • vor 15 Tagen

PanoramaTR’nin "Türkiye’de Adalet ve Yargı Sistemi" araştırmasında ükemizin yüzde 76’sı, "Mahkemelik olursam haksızlığa uğrayabilirim" diye korkuyor. Bu, vatandaşın devletine ve adalete olan güven bağının kopmasıdır. Daha çarpıcısı ne biliyor musunuz? Sadece muhalifler değil… AK Parti seçmeninin yüzde 46’sı iktidarın yargıya müdahale ettiğine inanıyor. Yargıya güvenmeyenlerin oranı bir yılda yüzde 62’den yüzde 72’ye çıkmış. Toplumun yüzde 85’i ise "adalet sisteminde kapsamlı reform şart" diyor. Bir ülkede insanlar mahkemeye giderken hakkını aramayı değil, başına yeni bir haksızlık gelmesini düşünüyorsa; orada çok ciddi bir devlet krizi vardır. Acı olan şu: “Adalet ve Kalkınma” adıyla iktidara gelen bir partinin, 24 yılın sonunda toplumun büyük çoğunluğuna "Beni Türk mahkemelerine emanet etmeyin" dedirttiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Üstelik vatandaşın yerel mahkemelere güveni azalırken, AİHM’e ve Anayasa Mahkemesi’ne güvenin artması da ayrıca düşündürücüdür. "Adalet" vaadiyle başlayan bir siyasî hikâyenin, toplumun yüzde 76’sının yargıya güvenmediği bir Türkiye’ye dönüşmesi; yalnızca bir siyasi başarısızlık değil, aynı zamanda büyük bir tarihî trajedidir. İddia ettiğiniz her ne varsa, gün gelir onunla imtihan olursunuz. #BatılButlan
Sırrı Er12,601 Aufrufe • vor 12 Tagen

Yıllardır nezâket sınırları içinde anlatıyoruz. Ayrım gözetmeksizin mağdur olduğunu söyleyenler birleşmediği ve ‘beyaz atlı prens’ beklentisini bırakmadığı sürece bu işlerin düzelmesi zor. Olana da olacaklara da şaşırmam. Şaşıranlara da karışmam. Kısır döngüyü anlatmaya devam. Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük kırılmalardan biri, olağanüstü hâl sürecinde yüz binlerce insanın bir gecede mesleklerinden ihraç edilmesiydi. Öğretmenler, akademisyenler, doktorlar, mühendisler, askerler, polisler ve yıllarca devletine hizmet etmiş sayısız insan; savunma hakkı bile verilmeden işinden, sosyal hayatından, geleceğinden koparıldı ve toplu cezalandırma anlayışı hâkim oldu. İnsanlar yalnızca işlerini değil; özgürlüklerini, yaşamlarını, çalışma haklarını, sosyal itibarlarını ve ekonomik geleceklerini de kaybetti. Daha ağır olan ise şuydu: Büyük bir sessizlik oluştu. İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük söylemleriyle siyaset yapan birçok kesim, mağduriyet kendisine dokunmadığı sürece yeterince güçlü tepki göstermedi. Muhalefetin önemli bölümü de bu konuda net, cesur ve kapsayıcı bir duruş sergileyemedi. Oysa adalet; sadece kendi mahallesi için değil, herkes için savunulduğunda anlamlıdır. Tüm çaba, insan onuruna yaraşır bir yaşam ve yaşanabilir bir ülke için. #KısırDongu
Sırrı Er10,621 Aufrufe • vor 10 Tagen

Hukuksuz KHK ile TRT'den ihraç oldum diye yıllarca "TRT" okuduğum klâsik iftar duasını okuyamaz mıyım? Meslek erbâbı insanlara karşı kin, nefret, haksızlık ve zulümleri arşa dayandı artık! Gönlü yüce ve su gibi berrak insanlara selam olsun! Şimdiden iyi iftarlar dostlar!
Sırrı Er652,045 Aufrufe • vor 3 Jahren

Vaktin birinde bir yolcu, Atina'dan Megara'ya gitmek için bir eşek kiralar. Eşeğin sahibi de yaya olarak onlara katılır. Yolun yarısında kavurucu bir sıcak bastırınca dinlenmek isterler; ancak etrafta ne bir ağaç ne de bir gölge vardır. Yolcu, serinlemek için eşeğin gölgesine sığınır. Bunu gören eşek sahibi itiraz eder: "Ben sana eşeği kiraladım, gölgesini değil!" der. Yolcu ise, "Eşeği kiraladıysam, ona ait olan her şeyi, dolayısıyla gölgesini de kiraladım!" diye karşılık verir. İkili, gölgenin kime ait olduğu konusunda öyle şiddetli bir kavgaya tutuşur ki, sonunda mesele mahkemeye kadar taşınır. Demosthenes bu hikâyeyi halka anlatırken tam kavga kısmında durur ve kürsüden iner. Halk merakla bağırır: "Sonra ne oldu, anlatsana!" Bunun üzerine Demosthenes geri döner ve şu unutulmaz dersi verir: "Sizin için hayâtî öneme sahip olan devlet meselelerini, özgürlüğünüzü ve geleceğinizi konuşurken beni dinlemiyorsunuz; ama bir eşeğin gölgesi üzerine olan bu saçma sapan olayı ağzınız açık dinliyorsunuz. İşte sizin hâliniz budur!" Antik Yunan'ın en büyük hatiplerinden biri olan Demostenes, MÖ 4. yüzyılda, günümüzden yaklaşık olarak 2350 yıl önce yaşamıştır. O günden bugüne değişen hiçbir şey yok. Toplum hâlâ sığ ve yapay konularla meşgul oluyor. Belki de Keçecizâde Izzet Molla'ya kulak verme vaktim gelmiştir. "Yorulmaktır cihân-ı köhneyi tamire uğraşmak" #EseginGolgesi
Sırrı Er21,643 Aufrufe • vor 1 Monat

Türkiye’de bugün milyonları ilgilendiren çok önemli bir mesele var. Ama gariptir ki bu mesele, başta CHP olmak üzere, muhalif olduklarını iddia edenler tarafından bile dile getirilmiyor ve görmezden geliniyor. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire vermiş olduğu Yasak/Türkiye kararı yalnızca KHK mağdurlarını ilgilendiren teknik bir hukuk kararı değildir. Bu karar; hukuk güvenliğini, adil yargılanmayı, suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlayacağınız toplumun her kesimini, hepimizi ilgilendiriyor. Bugün sustuğunuz haksızlık, yarın kapınızı çalabilir. Çalıyor da... Ama hâlâ ders almıyorsunuz. Bakın… Bir ülkede hukuk kişiye göre uygulanmaya başlarsa; artık orada kanun değil, keyfîyet vardır. Kemâl Tâhir bu durumu yıllar önce şöyle ifade etmiştir: “Kanun kişiye göre değişirse adına adalet denmez, keyfiyet denir.” Selahattin Demirtaş’tan Osman Kavala’ya, Can Atalay’dan Selçuk Kozağaçlı ve Ekrem İmamoğlu’na kadar toplumun çok farklı kesimlerini ilgilendiren ortak bir adalet meselesiyle karşı karşıyayız. Adalet; ekmek, hava, su, güven, huzur ve devlete duyulan inançtır. Adalet çökerse; ekonomi de çöker, siyaset de, vicdan da… Sonunda her şey çöker. Ülkenin en büyük ihtiyacı yeni sloganlar değil, gerçek adalettir. Adalet, bütün değerleri taşıyan lokomotiftir. Lokomotif raydan çıkarsa, hiçbir vagon insanca yaşam hedefine ulaşamaz. Esas olan; sadece yaşamak değil, insana yakışır şekilde ve onurlu yaşamaktır… #AİHM #AİHS
Sırrı Er14,429 Aufrufe • vor 20 Tagen

Merhum Mehmet Âkif'in "Çanakkale Şehitlerine" şiirini yaklaşık 15 yıl önce bir zamanlar 657 ile Spiker olarak görev yaptığım TRT'de okumuştum. Dönemin Genel Müdürü ve yardımcıları ayakta alkışlamış iltifatta bulunmuşlardı. Türk Diline verdiğim katkı sebebiyle (akademik) birçok ödüle lâyık görmüşlerdi. Kitaplarım hâlâ MEB kaynakçada ayrıca Konservatuvar ve İletişim Fakültelerinde de ders kitabı. Bu videoyu paylaşmam şu açıdan önem arz ediyor; Ses, telâffuz, vurgu, tonlama ve duygu. Günümüz TRT'sinde bu şiiri kuralına uygun okuyabilecek biri varsa bütün haklarımdan ferâgat edeceğimi ilân ediyorum! Esasında beni ve benim gibileri iftira ile "KHK sosyal ölüm" ihraç etmeleri bize yapılan hukuksuzluğun çok ötesinde! Sanata, kültüre, edebiyâta, Türk Diline, çocuklarımıza ve ülkeye yapılan en büyük kötülüktür! Uyanın ve liyakâtli insanlara hiç olmazsa bundan sonra sahip çıkın! Kendi yarınlarınız ve çocuklarınızın geleceği için!!! #khlarülkeninyüzkarasıdır
Sırrı Er368,495 Aufrufe • vor 2 Jahren

"Bir ülkede 3 milyon kişi terörist olabilir mi?" Bülent Arınç bu soruyu soruyor ve cevap aradığını söylüyor. Oysa biz 10 yıldır videolarda, röportajlarda aynı gerçeği dile getiriyor ve sözü eğip bükmeden doğrudan söylüyoruz Bir ülkede 3 milyon terörist olmaz. Hem de herkes susarken, kimsenin ağzını bıçak açmazken… Bugün konuşmak kolay. Suretâ Haktan görünmek, hakîkatin yanında durmaktan daha kolay çünkü. Bir ülkede 3 milyon terörist olmaz! Kimse "Bülent Arınç neden konuşuyor, konuşmasın" demiyor. Hukuksuz KHK’larla yüz binlerce kişi işinden, eşinden, yuvasından, özgürlüğünden, hatta yaşamından olurken; intiharlar yaşanırken, çocukların boynu bükük kalırken, kendi arkadaşları kahrından kanser olup yitip giderken, yapılan zulüm karşısında sessiz kalmasını haklı olarak eleştiriyorlar. Bir ülkede 3 milyon terörist olmaz! Bu; mantığa, akla ve vicdana aykırıdır. Yaptıkları takiyeyi; yiten masum canlara, boynu bükük çocuklara, gözü yaşlı anne babalara ve cezaevlerinde çürümeye terk edilen insanlara anlatsınlar. Haksızlığı meşrûlaştıranlardan adalet beklemek, hakka yapılmış en büyük hürmetsizliktir. Mutlak olan adalet önünde sonunda gâlip gelecektir.
Sırrı Er14,977 Aufrufe • vor 23 Tagen

"Utanma ve adalet şehri ayakta tutan iki temel sütundur. Bunlardan biri yıkılırsa şehir de yıkılır." Eflâtun, Yasalar isimli kitabında bunu söyledikten hemen sonra şunu ilâve eder: "İnsanların en büyük cezası, kötülerle bir arada yaşamak zorunda kalmaktır." İnsan kötülük yapmaktan kendi içinde tiksinmezse, onu hiçbir yasa durduramaz. Aynı kitapta şunu söyler: "En iyi bekçi, surlardaki nöbetçi değil, insanın kalbindeki utanç duygusudur." Ve adalet için de şu kesin hükmü verir: "Adaletsiz bir devlet, ne kadar büyük ve güçlü görünürse görünsün, önünde sonunda kendi kendini yok eder." Eflâtun'un asırlar önce insanlık adına yaptığı uyarıları bire bir yaşıyoruz. Utanma duygumuz öldü! Adalet duygumuz ise hâk ile yeksân edildi. Eflâtun’un 2400 yıl önceki teşhisi hâlâ geçerli: "Vicdan susarsa yasa konuşamaz. Adalet çökerse şehir ayakta kalamaz!" Çare bellidir: Çocuklarımıza yeniden utanmayı ve adaleti öğreteceğiz. Kötülük yapana, yasalara uymayanlara ayrımsız aynı hesabı soracağız. Yoksa Platon’un son sözü gerçekleşecek: "Ülke, şehir demirden, betondan değil; vicdan ve adaletten yapılmıştır. Bunları kaybeden ülke, şehir, bir gün mutlaka yıkılır." İşte bu yüzden insan onur ve haysiyeti dokunulmazdır! Onur ve haysiyetini koru! İnsana yaraşır bir yaşam talebini ısrarla tekrar et! Karar elbette sizlerin!
Sırrı Er75,442 Aufrufe • vor 5 Monaten

DEM Kocaeli milletvekili ve 679 sayılı KHK ile devlet memurluğu görevinden 6 Ocak 2017'de ihraç edilen bir doktor olan Ömer Faruk Gergerlioğlu'na af konusunu sordum. "Ben çok kolay olacağını sanmıyorum çünkü Erdoğan'ın öyle bir niyeti yok. Uzun süredir bu soru bana soruluyor müspet bir cevap veremiyorum. Keşke olsa. Biz genel af olsun diye çok uğraşıyoruz. Adil olmayan yargılamalar ve cezaevlerindeki aşırı doluluk genel affı zorunlu hâle getiriyor. Belki kısmî bazı şeyler yaparlar ama genel af düşündüklerini pek sanmıyorum." Ömer Faruk Gergerlioğlu
Sırrı Er145,258 Aufrufe • vor 1 Jahr

#KHK ile TRT'den ihraç edilen, takipsizlik almış olmasına rağmen görevine iâde edilmeyen, başından beri "Ayrımsız Adalet" vurgusu yapan ve KHK'lı olmakla gurur duyan bir arkadaşınız olarak düşüncemi paylaşıyorum. Bülent Arınç #KHKTV’de; "KHK bir faciadır. Artık kucaklaşma olsun. Bütün bunların üstünü örtmek istiyorum; bu, genel afla olur. Genel af zarûrî hâle gelmiştir." diye bir beyânda bulundu. KHK TV 2 Bülent Arınç seversiniz/sevmezsiniz bu ayrı mesele. Geçmişte programlarıma çok konuk olmuştur. KHK ile ihraç edildikten sonra kendisi ile hiç görüşmedim. Bülent Arınç Bir anda göstermelik demokrasinin sahte muhalifleri koro halinde aynı cümleyi kurmaya başladılar: "KHK’lılar için af istedi!" İsteyebilir ne var bunda?! Bazı çevreler sûretâ Haktan görünerek bir anda hem nalına hem mıhına vurmaya başladılar sanki ülkeyi çok düşünüyor, insanını çok seviyormuş gibi. Bu tâbir için takip eden dostlar beni bağışlasınlar. Genetik mühendisliğinin çeşitli teknikler kullanarak yaptığı müdahaleyle kalıtımsal değişikliğe uğrattığı bu organizmalar utanmasalar "darbecilerin avukatı" diye manşet atacaklar. KHK ile ihraç edilen yüz binlerce insan yıllardır şunu haykırıyor: "Beni adil, bağımsız bir mahkemede yargılayın. İsnat ettiğiniz suçun kırıntısı varsa boynum kıldan ince, her türlü cezaya razıyım!" Ama yargılamıyorlar... Varsa yoksa, sendika üyeliği, Bank Asya hesabı, çocuğun okulu vs. Şimdi soruyorum: 3 milyon terörist mi olur Allah aşkına! 3 milyon insan mı darbe yaptı? Bunu sizler de sorun! Bir ailede baba KHK’lı, anne KHK’lı. Bütün apartman, mahalle, şehir terörist mi? İnsan olan erkin ağzıyla konuşup yüz binlerce insanı dört harfe mahkûm etmez! Ediyorsa insanlıktan nasibini almamış demektir. Genel af isteyen de, adil yargılanma talep eden de aynı şeyi söylüyor: "Ya masumiyetimizi iâde edin ya da suçumuzu ispat edin!" Bundan daha haklı bir talep olabilir mi? Adalet ve hakkaniyet bunu gerektirir hariçten gazel okumayı değil. Ağırlaştırımış müebbete mahkûm edilen askerî okul öğrencileri ve erlerden utanın! Yazıktır, günahtır! Meselenin özeti: "Serpuşlar değişti amma ser değişmedi" Mehmet Âkif #KHKİptalEdilsin
Sırrı Er69,772 Aufrufe • vor 6 Monaten

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire, Türkiye’de binlerce davayı etkileyebilecek nitelikte tarihi bir hüküm verdi. Bu karara göre; somut ve bireysel kanıt olmadan verilen cezalar, yalnızca “tanık” beyanlarına dayandırılan mahkûmiyetler ve dolaylı çıkarımlarla kurulan hükümler, adil yargılamanın temel ilkelerini ihlâl ediyor. Mahkeme açıkça diyor ki: Bu tür uygulamalar, kanunsuz cezayı yasaklayan AİHS’in 7. maddesine aykırıdır. Ayrıca cezaevlerindeki kötü koşullar nedeniyle de AİHS’in 3. maddesi, işkence ve kötü muamele yasağı ihlal edilmiştir. Bu karar, sadece hukukî bir metin değildir. Bu karar, yıllardır “kanıtsız suçlama olmaz” diyen binlerce insanın sesi, itirazı ve haklılığıdır. İktidar, hukuk çizgisine dönmeli ve Başta KHK süreçleri olmak üzere, yüz binlerce insana yaşatılan mağduriyetler artık son bulmalıdır. Bu karar bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Hiçbir hukuksuzluk sonsuza kadar gizlenemez. Güç, adaletin yerine geçtiğinde; zarar gören sadece bireyler değil, toplumun tamamıdır. Gücü arkasına alarak insanlara zarar verenler, bağımsız yargı önünde hem maddî hem manevî bedel ödemelidir. Aksi hâlde bu kısır döngü devam eder, adalet duygusu her geçen gün biraz daha aşınır. #AİHM
Sırrı Er13,703 Aufrufe • vor 26 Tagen

Yakup Kadri'nin Sodom ve Gomore isimli romanı üzerinden anlatayım içinde bulunduğumuz durumu belki ders alınır. Zannediyorlar ki ilk defa ve sadece trafik polisi "dört harf"e mahkûm edildi! Nâmuslu, liyâkat sahibi, kendini değil de ülkenin âlî menfaatini önceleyen insanların işi, özgürlüğü, yaşamı "dört harf"e mahkûm edilerek ellerinden alındı! Bu en sade haliyle zırvanın zirvesidir! Önüne gelene "terörist" muamelesi yapan toplum en nihayetinde kendi kendini yok edecektir! Yakup Kadri’nin 1928’de yazdığı Sodom ve Gomore, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, İşgal İstanbul’unda 1918-1922 Türk toplumunun yaşadığı derin ahlâkî çöküntüyü anlatır. Başkahraman Necdet, yedi yıl cephede savaşmış idealist bir subaydır. İstanbul’a döndüğünde, şehir işgâl altındadır ama asıl işgâl, insanların ruhundadır. Beyoğlu’nda balolar, randevuevleri, kokain, şampanya. Türk zenginleri ve aydınları, işgal subaylarıyla aynı masada eğlenmektedir. Vatan Anadolu kanla kurtulurken, İstanbul tam bir ahlâksızlık bataklığına dönmüştür. Necdet önce direnir, sonra o da teslim olur. Batılılaşmış, sınır tanımayan Leyla’ya âşık olur ve hızla dibe vurur. Dün "vatan için ölürüm" diyen, işgâlcilerle bir olur. Yakup Kadri’nin mesajı nettir: Körü körüne Batılılaşma ve işgâlin getirdiği konfor arzusu, bir toplumu içten çökertir. Ahlâkî işgâle boyun eğerseniz, asıl yenilgi odur. Romanın adı bile her şeyi özetliyor: Tevrat’ta ahlâksızlık yüzünden yok edilen Sodom ve Gomore! Yakup Kadri, 1920’lerin İstanbul’unu o şehirler gibi kendi kendini yok ettiğini haykırır. Sodom ve Gomore, hâlâ güçlü bir uyarıdır: En büyük düşman kendi içindeki çürümedir. Gidişat değişmezse, bu toplum kendi kendini yok edecektir. Ve... Ahmaklık Tanrı kahrıdır. Hastalık, körlük, sağırlık kahır değildir, bir iptilâdır. İptilâ acınacak bir şeydir, ona Tanrı da kul da acır. Mesnevî
Sırrı Er67,502 Aufrufe • vor 5 Monaten

ABD Trump, Venezuela Maduro konusunda herhangi bir yorum yapmayacağım. Bildiğim tek şey; Osman Kavala'nın kayınpederi Tarık Buğra’nın 1983’te yayınlanan "Osmancık" adlı romanında Şeyh Edebâli'ye söylettiği şu cümle: "Ey oğul, milleti yaşat ki devlet yaşasın!" Şimdi gelelim Fırıldak Kubi'ye! 2 yıl içinde 6 kez parti değiştiren ve bu durum Der Spiegel dergisine dahi konu olan, hakkında 20'ye yakın dâvâ açılan ve "Fırıldak Kubi" olarak Türk siyasi tarihi'ne geçen, 2021 yılında Kubilay Uygun "Fırıldak Kubi" adlı bir belgesele konu olan ve en nihayetinde 23 Temmuz 2016 tarihinde Kemerburgaz, İstanbul'da bir otelde intihar eden fırıldak Kubi'ye rahmet okutan göstermelik demokrasinin sahte muhaliflerine yazıklar olsun! Bugün yapılan fırıldaklığın boyutları bambaşka. Dün erkin yanında durup susanlar, bugün muhalif maskesi takıp milletin önünde ahkâm kesiyor, fotoğraf çektiriyor, demokrasi havarisi gibi afra tafra yapıyor. İlke yok, vicdan yok, sadece koltuk sevdası var! Fırıldak Kubi'nin fırıldaklığı kendineydi ve en sonunda da intihar etti. Partiler arası transfer borsası hiç kapanmadı. Bugün "muhalif" geçinenler iktidar kapısında sıraya girdi. Onların derdi millet değil, kendi çıkarları. Adalet diye bağıranlar, adaletsizliğin ortağı oldu. Özgürlük diye haykıranlar, bile isteye sessiz kaldı. Kubi'nin fırıldaklığı en azından bir dönemle sınırlı kaldı. Bunlar rüzgâr nereden eserse oraya dönüyor, bindikleri kayığın küreğini çekiyorlar. Gerçek muhalefet ilke ister, cesaret ister, sadâkat ister! Üzgünüm ama bunlarda hiçbirisi yok! Bu ülke hepimizin!
Sırrı Er56,387 Aufrufe • vor 5 Monaten

Barbaros Şansal: "Mücadeleye devam ediyorum ve beni durduramazlar. Siyasetin buna gücü yetmez. Babaannemin sözüdür; 'Lambanı idareli kullanmazsan idare lambası kullanırsın' salondaki lambayı idareli kullanmazsan o b.....klu idare lambasını salona getirmek zorunda kalırsın. Ülkeyi de çok iyi tarif ediyor. Elimizde kala kala bu kaldı. Ampul patladı!" Barbaros Şansal 🇨🇾 Röportajın tamamı bu akşam saat 21.00'de Sırrı Er ile Er Meydanı YouTube kanalımda. Not: Lütfen tüm röportajları seyredin, abone olun, twitter dahil desteği esirgemeyin. #GebzeBelediyesi
Sırrı Er172,643 Aufrufe • vor 1 Jahr

Alparslan Kuytul: "Ben doğruları söylemenin bedelini ödüyorum. Ödemeye devam ederim. Bundan da şeref duyarım. Pişman da değilim. İki milyon insana terör soruşturması. Bir ülkede bu kadar terörist olabilir mi? Kul olarak yaratılmışız ama ilah olmak istiyoruz. 'Benim dediğim olur' demek ne demek? Birçok mazlum var tiwit atmaktan korkuyorlar. Artık atsınlar. Artık yazsınlar. Artık konuşsunlar. Mazlumlar sustukça zalimler azgınlaşır!" Alparslan Kuytul Yakında Sırrı Er YouTube kanalımda. Kaçırmayın ve Rt yapmaktan "korkmayın!" Mazlumlar sustukça zalimler azgınlaşır!
Sırrı Er239,486 Aufrufe • vor 2 Jahren

Adalet Bakanlığı’nın 1 Ekim verilerine göre cezaevlerinde 420.904 hükümlü ve tutuklu bulunuyor. Oysa Türkiye’deki toplam kapasite 304.000. Bu da 117.000 kişilik bir fazlalık olduğu anlamına geliyor. 304.000 "istiâb haddi" sayılarak belirlenmiş. Gerçek şartlar bundan çok daha vahim. Cezaevlerinde barınma, sıcak-soğuk su, yemek, hijyen, doktor ve sağlık hizmeti temel haklarına erişim ciddi problemler oluşturuyor. Devletin temel yükümlülüğü, "cezalandırmak" değil, insan onuruna yakışır şartlarda infazı sağlamaktır. Bu, insan onuruna aykırı ikinci bir cezalandırma anlamına geliyor. "Adaletsizliğin en büyüğü, adil olmayıp adil gibi görünmektir." Eflâtun Zulümle âbâd olunmaz! İnsan onur ve haysiyeti dokunulmazdır! Her bireyin üzerine düşen; mağdurun inancına, diline, mezhebine, cinsiyetine, ideolojisine bakmadan yanında olmak ve "Ayrımsız Adalet" vurgusu yapmaktır! Bu insanlık vazifesidir!
Sırrı Er75,129 Aufrufe • vor 7 Monaten

Bugün size tarihten kısa ama çok derin bir hikâye anlatmak istiyorum. Devletin en güçlü döneminde Kanuni Sultan Süleyman'ın aklına şöyke bir soru takılır: "Bir devlet ne zaman çöker?” Bu soruyu, süt kardeşi ve büyük âlim Yahya Efendi’ye sorar. Gelen cevap sadece bir cümledir: "Neme lazım be Sultanım!" Kanuni bu cevaba şaşırır, hatta kırılır. Bunun üzerine Yahya Efendi’nin yanına gider. Aldığı açıklama aslında yüzyılları aşan bir gerçeği ortaya koyar: "Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık artarsa… Bunu görenler ‘neme lazım’ der geçerse… Koyunu kurt değil de çoban yerse… Bilenler susar, herkes sadece kendi çıkarını düşünürse… İşte o zaman o devletin sonu gelmiştir.” Bu söz sadece bir devleti değil, bir toplumu anlatır. Sessizlikle, duyarsızlıkla, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışıyla başlar. Bugün kendimize sormamız gereken soru şu: Biz bir haksızlık gördüğümüzde ne yapıyoruz? Eğer görüp de susuyorsak… Duyup duymazdan geliyor, konuşabilecekken susuyorsak; o çöküşün dışında kalamayız. Adalet, insanın vicdanında yaşar. "Bana ne" deyip kenara çekilmek değil; "Ben buradayım" diyebilmektir esas olan. Hak, adalete ancak bir orta yol, bir uzlaşma olarak bağlanabilir. Oysa adalet mutlak olanla ilgilidir. Ve... Mutlak olan önünde sonunda gâlip gelecektir. #AynayaBak
Sırrı Er10,859 Aufrufe • vor 22 Tagen