
PSİKOLOGROZA
@psikologroza • 6,055 subscribers
Flood yazmayı sever ✨
Shorts
Videos

“Birbirlerinin yarasıydılar, yine de şifayı birbirlerinde aradılar..” Konuşmanın en dikkat çekici yeri başlangıç, Ben senin için dünyanın öbür ucuna gelirim. Bu cümle Harvard konuşmasının gölgesinde kalıyordu. Aslında sahnenin duygusal merkezlerinden biri bile olabilirdi. Çünkü dünyanın öbür ucu mesafe değil, fedakarlığın ölçüsü olarak kullanılıyordu. “Nereye gidersen git, gelirim” anlamı taşıyordu.. Konuşmanın görünen konusu olan Harvard’a gitme kararı ile alttaki asıl konu olan ayrılık korkusu arasındaki fark. Eleni’nin tarafında konuşma oldukça netti. “Ben kendi geleceğimi düşünmeliyim.” “Harvard’a gidiyorum ben.” “Sağlık ocağı beni kesmiyor.” Bunlar mantıklı gerekçeler gibi görünse de aslında Eleni kendini ikna etmeye çalışıyordu. Çünkü konuşmanın başında, “Ben annemi arıyordum. Biliyorsun.” diyerek hayatında yaşadığı kırılmaları hatırlatıyordu. Annesini bulma süreci, kaçırılma travması ve yaşadığı belirsizlikler onu artık kendi yolunu çizmeye itmiş gibi duruyordu. Harvard burada sadece bir okul değil; kendi hayatını sahiplenme arzusu. Oruç’un tarafı ise farklı. O, Harvard’ın kendisini tartışmıyor. Sürekli geride kalacak insanları konuşuyor. Onlar sensiz yapamaz, dayanamaz. Bu önemli. Çünkü bazen bir insan gitmesini istemediği kişiye doğrudan “Gitme” diyemez. Bunun yerine başkalarını öne sürer. Oruç’un cümlelerinde biraz bu hissediliyor. Sanki “Ben sensiz ne yaparım?” demek yerine “Onlar sensiz ne yapar?” diyordu.. Gidecek mi gitmeyecek mi?” sorusundan çok, gitme kararını ilk kiminle paylaştığıydı dikkatimi çeken. Eleni gerçek ailesini bulmuş. Bunu Oruç’a söylememiş. Ama Harvard’a gitme fikrini de anne babasına değil, Oruç’a söylemiş. Eleni ne kadar kırgın olursa olsun, hayatındaki en önemli kararları hala Oruç’un bilmesini istiyor. Çünkü insan gerçekten kopardığı kişiye önce gidip geleceğini anlatmaz. Özellikle ailesine söylemeden gidip ona söylemesi, Oruç’un hala hayatındaki en özel kişilerden biri olduğunu gösteriyordu. Ben bu köyde bir doktora aşık oldum.. Çok büyük bir an aslında. Çünkü Eleni ilk kez duygusunu saklamıyordu. Üstelik bunu bir başkasına anlatmıyor; doğrudan o duygunun sahibinin karşısında söylüyor. Oruç’un adını anmıyor ama aslında herkesin bildiği gerçeği dile getiriyor. Bu cümlede beni etkileyen şey aşkın kendisi değil, sadeliği. Sanki Eleni uzun zamandır içinde taşıdığı bir şeyi sonunda masanın üzerine bırakıyor. Ve hemen ardından o aşkın karşılık bulmayacağına inandığını söylüyor. İşte orada insanın içi burkuluyor. Çünkü Eleni’nin derdi “Acaba beni seviyor mu?” değil artık. O aşamayı geçmiş.. Sanki kendini çoktan ikna etmiş, “Ben sevdim ama o beni seçmeyecek.” Bu yüzden sözlerinde umut değil, kabulleniş vardı. Eleni’nin istediği şey küçüldükçe aslında trajedi büyüyordu.. Bir insan sevdiği adamdan ömür istemeyi bırakıp bir gün istemeye başlamışsa, umudunun ne kadar azaldığını anlarsın. Eleni o gün Oruç’tan aşk istemedi. Çünkü aşkın zaten orada olduğunu biliyordu. Sorun buydu. Oruç’un onu sevmediğinden korkmuyordu. Oruç’un onu sevip de seçmeyeceğinden korkuyordu. Ve insanın kalbini kıran şey çoğu zaman sevgisizlik değildir. Sevilip seçilmemektir.. Eleni’nin istediği şey, Bir ömür değil, bir gelecek değil, bir gün. Sadece bir gün.. Bu sahneyi izlerken insanın boğazını düğümleyen yer burası. Çünkü bir kadın sevdiği adamdan sadece bir gün istiyorsa O adamdan umudunu yavaş yavaş kesmiş demektir. Eleni’nin “bir gün” istemesi sıradan bir romantik istek gibi durmuyordu. Çünkü burada mesele sadece sevdiği adama kavuşamamak değil. Aynı zamanda sevdiği adam tarafından derinden hayal kırıklığına uğramış olmak.. #orel
PSİKOLOGROZA28,188 Aufrufe • vor 5 Tagen

“Balon gitmekle ilgiliydi. Eller ise kalmakla..” Sahilde yürüdükleri an, dışarıdan bakınca sıradan bir yürüyüştü. Ama aslında iki insanın birbirine tutunma biçimiydi. Eleni’nin Oruç’un elini tutuşunda bir sahiplenmeden çok, kaybolmaktan korkan bir çocuğun son ışığa uzanışı vardı.. O sahneyi bir aşk sahnesinden çok, kaderin iki insanı son kez sınadığı bir eşik gibi görünüyordu.. Kırmızı balon taşıyan küçük kız çocuğu, onların arasından geçerken sanki zamanın kendisi geçiyordu. Geçmişten bugüne taşıdıkları bütün yaralar, saklanan gerçekler, söylenemeyen cümleler ve yaklaşan ayrılıklar o küçücük bedenin içine sığmış gibiydi. Kırmızı balon gökyüzüne ait bir şeydi. Yeryüzünde tutulmaya çalışılan ama doğası gereği yükselmek isteyen bir şey. Tıpkı mutluluk gibi. Tıpkı aşk gibi. Tıpkı Eleni ve Oruç’un o an ellerinin arasında tutmaya çalıştıkları hayat gibi. Kırmızı balonlu kız çocuğu, sanki sahneye yanlışlıkla girmiş biri değil de kaderin kısa süreliğine görünür olmuş hali gibiydi. Bazı aşklar birbirine kavuşarak değil, araya giren her şeye rağmen tutunarak anlatılır. Sanki bölüm boyunca kurulan bütün metaforlar o birkaç saniyede düğümlendi. Deniz onları ayırmaya çalışıyordu, sırlar onları ayırmaya çalışıyordu, geçmiş onları ayırmaya çalışıyordu. Ama o an, iki avuç içi bütün dünyaya karşı küçük bir direniş ilan ediyordu. Bu yüzden teknedeki fotoğraf da, Eleni’nin gözünden düşen o tek damla yaş da, evin önünde söylediği hüzünlü “hoşça kal” da aynı hikayenin parçaları gibi duruyordu. Bazı anlar vardır; insan tam mutlu olduğu anda korkmaya başlar. En çok sahip olduğu şeyi kaybetmekten. Balon bu yüzden önemliydi. O sahnede aşkın kendisi değildi. Aşkın geçiciliği ihtimaliydi. Ama sahnenin kalbi yine ellerde atıyordu. Çünkü kader onların arasından bir işaret gönderiyor gibiydi. “Bakın,” diyordu sanki, “hayat bazen en sevdiğiniz şeyi sizden alır. Her şey elinizden kayabilir.” Ve onlar o uyarıyı görmelerine rağmen ellerini ayırmıyorlardı. Bu yüzden o sahne bana iki nehrin hikayesini hatırlatıyordu. Aralarına kayalar düşüyor, fırtınalar giriyor, yönleri değişiyor ama su yine birbirini buluyor. Çünkü bazı bağlar temasla kurulmaz; kaderin derinliklerinde zaten çoktan düğümlenmişlerdir. Kırmızı balon göğe ait bir semboldü. Ayrılmayan eller ise köklere. Biri gitmenin ihtimalini taşıyordu, diğeri kalmanın inadını. Ve o birkaç saniyelik görüntüde sanki bütün ilişkileri özetleniyordu.. Aralarından geçen şey bir çocuk değildi. Kaybolabilecek bütün ihtimallerdi. Ellerini bırakmayan şey ise aşk değildi yalnızca. Birbirlerinin kaderine dönüşmüş iki insanın, henüz kopmayı öğrenememiş ruhlarıydı. Sahnenin bütün hüznü ve güzelliği de tam bu iki şeyin arasında asılı kaldı. Kırmızı balon yukarıya doğru çekiliyordu, eller ise birbirine doğru. Sanki biri onları ayırmaya çalışan kaderdi, diğeri ise buna direnen sevgi. Dünyaları değişse de, aralarından ne geçerse geçsin, birbirlerine tutunmaya devam etme arzusu. Sahnenin en güçlü tarafı da burada. Kırmızı balon uzaklaşabilecek bir şeyi temsil ederken, birleşik kalan eller uzaklaşmak istemeyen iki insanı temsil ediyordu. Bu yüzden sahne aslında tek bir cümleye dönüşüyordu.. Kader aralarından geçiyordu; ama onlar o an için kaderden çok birbirlerini seçiyorlardı.. #orel
PSİKOLOGROZA32,653 Aufrufe • vor 6 Tagen

Çok beğendim bol dram ve bol intikamlı bir bölüm geliyor. Özellikle aile kavuşması uzun süredir beklediğim sahneydi🥹 Eleni’nin tepki vermemesi bir noktada bana tuhaf geldi ters köşe yapmıştılar ya da intikam için ertelemiştir gerçek tepkisini geç öğrenmesini.. Daha öncede demiştim Eleni kendince Oruc’a savaştan önce son hediyesini vermiş. Korktuğum Eleni geliyor.. Koçari- Fırtına savaşı başlıyor.. #TaşacakBuDeniz
PSİKOLOGROZA24,273 Aufrufe • vor 10 Tagen

İlk odaya gelince ne yapacağını bilmiyor sonra Eleni’nin dikkatini çekmek için gururla onun yaptıklarını anlatıyor. Eleniyi o kadar iyi tanıyor ki bakayım aciz duruyorsun deyip hemen tepki vereceğini biliyor. Usulca yanına oturup ağlaması için kollarını açıyor. Orucun varlığından güç alan ve onun yanında kendini güvende hisseden Eleni.. #OrEl
PSİKOLOGROZA27,668 Aufrufe • vor 15 Tagen

Sana gelmek için zamandan vazgeçtim, çünkü sensiz geçen zamanın zaten bir değeri yok”. Eleniye geç kalmamak için kendi zamanını satıyor aslında. Oruc’un saatini satması aslında para bulmaya çalışmaktan çok daha fazlası. Saat, insanın bileğinde taşıdığı bir eşya gibi görünür ama içinde geçmişi, bekleyişi, anıları ve zamanı vardır. Bileğinden saatini çıkarırken aslında şunu söylüyor “Senin yanına ulaşabilmek için geçen zamanın, sahip olduklarımın, hatta kendime ait olan şeylerin hiçbir önemi yok.” Saat aynı zamanda geçen zamanı temsil eder. Oruc’un saatini satması, sanki Eleni’ye ulaşmak uğruna kendi zamanından vazgeçmesi gibi. Onsuz geçen saatlerin bir anlamı kalmamış gibi… Bileğinde zamanı taşımak yerine, o zamanı Eleni’ye giden yolda harcamayı seçmesi gibi.. Bu yüzden bu sahnede fedakarlıktan da öte bir şey anlatılıyor. Sevginin, insanı en kıymet verdiği şeylerden bile vazgeçirecek kadar derinleştiği bir anı. Oruç aslında saatini değil, Eleni’ye geç kalmamak için kendi zamanını satıyor… #taşacakbudeniz #OrEl
PSİKOLOGROZA28,619 Aufrufe • vor 19 Tagen

“Dünya aşıklar için bir imtihan yeri değildi dünya Eşref ve Nisan aşkı için bir imtihan yeriydi..” Ömer her Eşref ve Nisan aşkını anlatmaya başladığında benim için aşklarının ne kadar imkansız, zor ve hatta yarım kalmış olduğunu hatırlatıyor.. Eşref, Ömer’e bir gün bana bir şey olursa Nisan ile dillere destan olan aşkını anlatma görevini vermiş gibi anlatmaya başlıyordu Ömer.. Eşref abisine söz vermişti o destansı aşkı nesilden nesile aktaracaktı yıllardır aradığı Rüyanın Nisan olduğunu herkes duyacaktı.. Eşref, kendi dünyasında yaşayan Nisan’a aşık olduğu için kendini suçlu hissediyordu koruyamaz bir şey olur diye her defasında kaçmak istiyordu, vicdanıyla debelenip duruyordu bu yük onu ne kadar yoruyordu.. Eşref bu karanlık dünyada kendi sonunu biliyordu fakat Nisan’ın sonunu bilmiyordu daha önce çocukluktan ikiside kendi sonunu yazdığını aynı sona doğru gideceklerini bilmiyordu.. Aşk bazen fedakarlık isterdi Eşref ve Nisan hiç düşünmeden fedakar bir şekilde severdi sonlarını düşünmeden artlarına bakmadan.. Eşref, Nisan’a karşı hep mahçuptu bambaşka bir hayattan gelen Nisan’ı bu karanlığa sürüklemek çok zordu bir bilse Nisan’ın nasıl karanlık yollardan geldiğini bir bilse aynı karanlık yollara sahip olduğunu..
PSİKOLOGROZA252,987 Aufrufe • vor 7 Monaten
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

Orucun kıskanma şekline bayılıyorum.. Eleni’nin yanında çocuk yönünü gösterdiği için suratını düşürüp sadece önündeki yemeğe küsüp naz yapıyor ve asla Eleniye karşı bağırıp çağırmıyor onun sınırlarını aşmıyor onu paylaşamadığı için kıskanıyor çok doğru bir karaktersin Oruç🫠 #OrEl
PSİKOLOGROZA23,995 Aufrufe • vor 17 Tagen

Eşref, Ömer’e bir gün bana bir şey olursa Nisan ile dillere destan olan aşkını anlatma görevini vermiş. Eşref abisine söz vermişti o destansı aşkı nesilden nesile aktaracaktı yıllardır aradığı Rüyanın Nisan olduğunu herkes duyacaktı.. Her detayı anlatmış Ömer’e her detayı 🥹
PSİKOLOGROZA234,496 Aufrufe • vor 7 Monaten

“Bazı insanlar hayatına geç kalır ama kalbine hep zamanında gelir.” Zamanın yanlış yerde buluşturduğu iki insan var.. Psikolojik olarak sahne çok güçlüydü çünkü ikisi de birbirine “gitme” diyemedi. Bu çok gerçek bir detaydı. Gerçek hayatta en derin bağlar zaten dramatik cümlelerle değil, söylenemeyenlerle anlaşılır. İkisi de birbirinin yükünü biliyor. Bu yüzden bencilce davranamıyorlardı. Seviyorlar ama sevgiyi sahip olmak sanmıyorlardı. Eleni aslında o an sadece Oruç’a veda etmiyordu. Kendi içinde kurduğu ihtimallere, “belki olurduk” dediği hayale de veda ediyordu. İnsanın en çok canını yakan şeyin yaşanmışlık değil, yarım kalmışlık olduğunu gösterdiği sahneydi.. Sahnenin en vurucu tarafı, Ortada büyük bir kavga yoktu, İhanet yoktu, Nefret yoktu sadece zamanın yanlış yerde buluşturduğu iki insan vardı. Bazen en acı hikayeler, birbirini hala seven insanların ayrılığıdır. “Her istediğimiz olmuyor Doktor Bey…” Bu cümle dışarıdan sakin geliyordu ama içinde koca bir kabulleniş vardı. Hayal ettiği şeyin olmayacağını anlamış bir kadının teslimiyetiydi. Çünkü Eleni aslında Oruç’la bir hayat istemişti. Ama o hayatın ortasına öyle büyük bir kırılma girmişti ki, artık sevgileri bile o yarayı kapatamıyordu. “Arada arar mısın?” Diye sordu Oruç, sahnenin en can acıtan tarafıydı aslında bir umut arıyordu hala.. Çünkü bu bir sevgili cümlesi değildi aslında. Tam anlamıyla kopamayan insanların cümlesiydi. Tam vedalaşamayan insanların… İnsan tamamen bittiğine inandığı birine “ara beni” demezdi. Bu cümle umutla vazgeçiş arasında sıkışmış insanların cümlesiydi.. İşte Oruç’un gerçekten çözüldüğü an buydu. Çünkü bütün sahne boyunca güçlü durmaya çalışan adam, ilk defa gitmenin gerçek olduğunu hissedince çocuk gibi kaldı Eleni’nin karşısında. “Aramam.” dedi Eleni. Kendini korumaya çalışıyordu. Çünkü biliyordu; sesini duyarsa kalbi yine dayanamayacaktı.. “Ararsam açar mısın?” Bu bir soru değildi aslında. Tam anlamıyla “Beni tamamen bırakma” demekti. İnsan gerçekten vazgeçtiği birine bunu soramazdı. Oruç’un sesi orada ilk kez korkuyordu. Çünkü Eleni’yi kaybetmekle, onsuz kalmak arasındaki farkı yeni anlamış gibiydi. Oruç “helallik” istediğinde Eleni’nin cevabı yerle bir etmişti Orucu.. Oruç’un Eleni’den helallik istediği sahne, klasik bir veda sahnesi değildi güveni kırılmış iki insanın son hesaplaşmasıydı. “Buram sana çok kırgın… çok kızgın.” Eleni, kalbini göstererek söylemişti bunu Oruca. Çünkü bazı acılar düşüncede değil, bedende yaşardı. İnsan sevdiği kişiye kırılınca göğsünde fiziksel bir ağırlık taşırdı.. Bu sahnede Eleni’nin kalbi hala Oruç’a bağlıydı ama güveni ondan çoktan kopmuştu. Bu yüzden vedaları bu kadar ağırdı. Çünkü bazen insan sevdiği kişiden değil, onun sende kırdığı güven duygusundan ayrılırdı. Oruç’un helallik istemesi de aslında suçluluğunun itirafı gibiydi. Belki geç de olsa Eleni’nin kalbinde açtığı yarayı gördü. Ama bazı pişmanlıklar, gerçeği zamanında söylemenin yerini tutmazdı. Bu sahnede aşk vardı, evet. Ama aşkın üstüne çökmüş büyük bir kırgınlık da vardı. Oruç orada sadece Eleni’den helallik istemedi. Kendi sakladığı gerçeğin, kendi kurduğu yalanın, Eleni’nin kalbinde bıraktığı en kazın helalliğini de istedi. Çünkü insan bazen sevdiği kişiyi kaybetmez sadece; onun gözündeki yerini kaybeder. Oruç’un korktuğu şey tam olarak buydu. Helallik bazen “beni affet” değildir. Biraz da “Ben kendimi affedemiyorum” demektir. #orel
PSİKOLOGROZA13,612 Aufrufe • vor 10 Tagen

Nisan’ın yaşadığı durumu kısaca anlatayım.. Dissosiyatif Amnezi; Normal unutkanlıktan daha ilerisi yani hafıza kaybıdır. Hayatını etkileyen önemli bilgileri hatırlamaz onu üzen ve korkutan duygularından kaçıp hafızasından siler. Bu silme uzun yıllar sürer tetiklenmedikçe ortaya çıkmaz. Uzun süreli travmalara bağlı bastırıldığı için ortaya çıkmasıda uzun sürer. Kendi kimliğini dahi unutabilir. Tetiklendiğinde kabus veya rüya yoluyla hatırlamaya başlar. Umarım Nisan’ın psikoterapi sahnelerinide izleriz.. #eşrefrüya
PSİKOLOGROZA197,451 Aufrufe • vor 7 Monaten

Nasip.. “Ben zorlasam bile bazı şeylerin zamanı, yolu ve bedeli vardı.” Oruc’un içinde taşan duygu o kadar büyük ki onu açık söyleyemiyor. “Nasip” kelimesi onun için tek bir kelime değil içine saklandığı dünya.. Ve Nasip bazen çaresizlik değil, duygunun büyüklüğünü temsil eder. Onun Nasibine düşen Eleniydi.. Kader onları yine bir araya getirsin diye Nasipten beklentisi vardı onca imkansızlıklara rağmen hala umudu vardı.. Onun için nasip; korku, umut, dua, bekleyişti... Oruç, nasip derken bastırılmış çaresizliğini taşıyordu.. Nasip; kader değildir, seçimde değildir. İnsan ister, uğraşır, bekler ama sonunda bir şeyi kendi gücünün ötesine bırakır Oruc’un nasip demesi de bu yüzdendi.. “Nasip” derken aslında sevgiyi kadere havale ediyordu, çünkü kendi eliyle kurmaya cesaret edemiyordu.. Bu yüzden ‘nasip’ bir umut cümlesi değildi sadece aynı zamanda bir kaçıştı. Kendini kaderin arkasına saklıyordu çünkü aşkın ağırlığını sırlarıyla taşıyamıyordu.. Oruç, Eleni’yi kaybetmekten çok korkuyordu. İnsan bazen kendini o kadar suçlu hisseder ki sevildiğinde bile içinden beni tanısa sakladıklarımı öğrense böyle sevmezdi düşüncesi vardı.. Oruc’un uzaklığı ‘Ben seni kalbimin en güzel yerine koydum.. ama ellerim sana değecek kadar temiz değildi uzaklığıydı.. Bu yüzden nasip diyip susmayı tercih ediyordu.. Duymak istemediği her şeyi Eleni’den duymuştu en ağırı ise ‘bana kendimden nefret etmeyi öğrettin cümlesiydi o lafın altında ezilip kalmıştı.. Oruc’un Eleni’den uzak durmasının en büyük sebeplerinden biriydi. Işık saçan Eleni’nin o karanlığına girmesinden çok korkuyordu korktuğu başına gelmişti oda artık nefret duygusuna bulaşmıştı.. Sen benim sevdiğim kızdan nefret edemezsin demişti Oruç onun için Eleni bütün güzel duyguların toplamıydı Elenide kötü olan hiçbir duygu yoktu onun sayesinde oluşmaya başlamıştı bir kere daha anlamıştı Eleni’den uzak durması gerekiyordu..Uzaktan sevecem demişti Eleni’yi dokunmadan.. Ben sevmeye devam edecem demekti gerisi Nasipti onun için.. Nasip dedi Oruç bunu söylerkende Eleni’nin payına düşmesini niyet etmişti.. Bu sahnede; tartışma bir kopuş sahnesi gibi görünsede altında çok yoğun bir bağ vardı. İkiside birbirini bırakmaya çalışmıyordu, sadece korkularıyla farklı şekilde baş ediyorlardı.. Nasipti ikisinin bir araya gelmesi, nasipti bu kadar ağır sevdayı yüreğinde taşıması.. #OrEl
PSİKOLOGROZA18,275 Aufrufe • vor 16 Tagen

Bu sahnede Eşref, adamı omuzundan bıçaklıyor bu öldürücü bir darbe değil adam ölmüyor yaralanıyor. Nisan, pencereden Eşref’in bıçakladığını görüyor gelip adama bakıyor yaşadığını anlıyor ve Eşref’in orada bıraktığı bıçakla o öldürüyor adamı çünkü adamın ölmesi pek mümkün değil bence öldürdükten sonra suçu Eşref’e yıkanda Rüya. Adamı öldürdüğü için geçmişine dair hiçbir iz kanıt görmek istemiyor ve sanırım Nisan her şeyi bastırma yoluyla yani travmalarını bilinçdışına gömmüş gibi duruyor. #EşrefRüya #EşSan
PSİKOLOGROZA277,829 Aufrufe • vor 11 Monaten

Oruç.. “Sana iyi bir hikaye veremem ama acında yanında olurum.” Suçluluk, bağımlılık ve kendini inkâr etme döngüsü.. “Duygu yokluğu” değil, duygunun var olup da yönetilememesi sahnesi.. Oruç’un durduğu yer çok net bir iç çatışma sahnesiyle başlıyor.. Bir yanda Eleni’ye karşı bastırdığı ama sürekli içinde büyüyen durduramadığı hisleri.. Eleni’ye yönelmek onun için sadece sevgi değil aynı zamanda geçmişte yaşanan zararların da yüzeye çıkması demek. Yani Eleni, Oruç için hem çekim hem de hesaplaşma alanı. Eleni Oruc’un düşmanının kızı. Yani ilişki baştan itibaren “temiz” bir yerden başlamıyor. Eleni’nin gelişi bir tesadüf değil, bir geçmişin devamı gibi. Eleni’nin düşmanın kızı olması da bu aşkı daha da sıkıştırıyor. Çünkü Oruc’un aşkı sadece duygusal değil aynı zamanda yasak, yüklenmiş ve geçmişle bağlı bir şey. Bu yüzden her yakınlık anında araya geçmiş giriyor. Oruc’un içindeki en sessiz çöküşün sevdiği kızı seçemiyor olması oluyor. Oruc’un Eleni’ye karşı duruşu bu sahnede sadece sevgi gibi görünmüyor daha çok yarım kalmış bir duygunun sürekli geri çekilmesi gibi duruyor. Eleni’yi biliyor ne hissettiğini biliyor hatta yaşanan zararın da farkında. Ama buna rağmen içinde net bir yönelme yok. Çünkü Oruc’un Eleni’ye karşı hissettiği şey sadece çekim değildi aynı zamanda hesaplaşma korkusuydu. Eleni onun için yaklaşmak istediği biri değil sadece aynı zamanda kaçtığı gerçekle yüzleşme noktası. Bu yüzden her adımında bir geri çekilme var. Yakınlaşma anında bile zihni onu durdurmaya başlıyor. En belirgin bastırma şuradan geliyor Oruç duyguyu kabul ederse bunun geri dönüşü olmayacağını düşünüyor. Yani Eleni’ye yönelmek, sadece bir seçim değil eski düzenin tamamen dağılması gibi algılanıyor. Bu yüzden Eleni’ye karşı tutumu net değil ne sahiplenebiliyor, ne de tamamen bırakabiliyor hep bir Araf’ta. Bakışlarında bile bir kararlılık yok daha çok içeride süren ama dışarıya sızmayan bir çatışma var. Konuşmaları eksik, davranışları gecikmeli, tepkileri yarım. Ve en önemli şey Oruç Eleni’yi reddetmiyor, ama kabul etmeyi de başaramıyor. Bu da onu bir noktada “araf”ta bırakıyor. Ne içinde olduğu duygudan çıkabiliyor, ne de tam olarak içine girebiliyor. Sahnenin ağırlığı da buradan geliyor zaten bir seçim yapılmıyor, ama seçimsizlik de artık bir kaçış gibi durmuyor. Oruç, Eleni’ye karşı hissettiği şeyi inkar etmiyor ama onu tam yaşarsa kaybedeceğini düşünüyor. Oruç içten içe Eleni’yi hayatına alırsa bir gün ayrılırız korkusuyla tamamen kaybetmek istemiyor.. Bu yüzden duyguyu doğrudan yaşamak yerine koşullara bağlamaya çalışıyor. Ama aşkın en kırılgan noktası burada Duygu pazarlıkla yönetilmeye çalışıldığında, karşı tarafta sevgi değil değerinin ölçüldüğü hissi oluşuyor. Eleni’nin öfkesi de bundan çıkıyor Oruc’un onu sevip sevmediğinden çok onu hangi şartla seveceğini tartmasıyla başlıyor. O aslında Eleni’yi kaybetmek istemiyor. Ama kaybetmemek için seçtiği yöntem onu daha hızlı uzaklaştırıyor. Bu sahne o yüzden bir aşk tartışması değil duygunun kontrol edilmeye çalışıldığı anda kırılması gibi.. #taşacakbudeniz #OrEl
PSİKOLOGROZA23,177 Aufrufe • vor 22 Tagen

Rüya için son nefesini fıstığın yanında verdi.. İkiside Burdur’dan kalan son hatıraydı.. #eşrefrüya
PSİKOLOGROZA138,752 Aufrufe • vor 6 Monaten

Eleni.. “Hayatıma girdiğin gün her şeyin değişeceğini anlamıştım..” Bu sahnenin özü Oruç ile Eleni artık “birbirlerini sevip sevmediklerini” değil, birbirlerinin hayatında neye dönüştüklerini konuşuyorlar. Eleni’nin yurtdışına gitmem lazım, kendimi geliştirmem lazım demesi aslında bir kaçış planı gibi görünse de, daha derininde bu bir kendini geri kazanma refleksi. Çünkü Eleni’nin Oruc’a karşı hissettiği şey artık saf bir aşk değil içinde kırılma, güvensizlik ve sürekli tetikte olma hali var. Ve insan bir ilişkide sürekli kendini savunmak zorunda kalıyorsa, orada “gitmek” bir seçenek değil, bir zorunluluk gibi doğar. Oruc’un Trabzon’a dön demesi burada çok kritik. Çünkü bu cümle romantik bir çağrı gibi duruyor ama alt metinde şu var Benden uzaklaşma, aynı yerde kalalım. Yani Oruç çözüm önermiyor, yön öneriyor. Ama bu yön Eleni’nin özgürleşme yönü değil, Oruç’un kontrol edebildiği bir alan. Eleni’nin buna karşı verdiği sen de varsın ve Oruc’un varım demesi, ilk bakışta karşılıklı bir kabul gibi görünür. Ama burada aslında iki farklı gerçeklik çarpışıyor. Oruç “varım” derken ilişkiyi sürdürülebilir bir şey olarak düşünüyor, Eleni ise “varım”ı artık güvene çeviremiyor. Yani aynı kelime, iki farklı dünyada iki farklı anlam taşıyor. Ve Eleni’nin “olmaman lazım” demesi, sahnenin duygusal kırılma noktası. Bu cümle basit bir reddediş değil. Bu, duyguyu kabul edip sonucu reddetme hali. Eleni şunu söylüyor Seni hissediyorum ama senin hayatımdaki yerin beni yıkıyor Burada aşk ilk defa romantik olmaktan çıkıyor ve bir seçim problemi haline geliyor. Oruc’un sebep demesi ise onun hala çözüm mantığında kaldığını gösteriyor. O, her şeyin bir açıklaması varsa düzeltilebileceğine inanıyor. Yani Oruc’un dünyasında ilişki hala tamir edilebilir bir sistem gibi çalışıyor. Ama Eleni artık sistemde değil sonuçta. Ve Eleni’nin en sert cümlesi sahneyi tamamen yere indiriyor. Annemi bile pazarlık konusu yapan, beni sırtımdan vuran bir adama aşık olmamam lazım.. Sahnenin en ağır çelişkisi burada başlıyor. Oruç hala olabilir tarafında Eleni olsa bile doğru değil tarafında. Bu yüzden bu konuşma bir ayrılık sahnesi değil, bir gerçeklik çatışması.. #taşacakbudeniz #OrEl
PSİKOLOGROZA20,834 Aufrufe • vor 22 Tagen

Biz Nisan’ın Rüya olduğunu biliyoruz ama Nisan bilmiyor bu durum onun için çok zor bu yüzden sürekli kafasının içinde bir gün Rüya gelir Eşref beni terk eder diye korkuyor haklı olarak. Defalarca bunu Eşref’e dile getirdi fakat Eşref’te o çıkıp gelirse ne olur bilmediği için kendine güvenmiyor ve bu sonuç İkisinide tedirgin ediyor içten içe.. Eşref’in Rüya’yı unutması bir noktada iyiyken bir noktada Nisan için kötü.. Eşref’in Nisan’ın konusuna gereksiz konular demesi detayı güzeldi fakat Nisan o noktaya odaklanmıyor çünkü karşısında Rüya’nın adı geçince gözleri parlayan Eşref’i görüyor ve bu durum onu üzüyor..
PSİKOLOGROZA119,355 Aufrufe • vor 6 Monaten
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

Eleni benimleyken mutsuz mu oluyor cümlesinin ağırlığı.. Her şeyin farkındaydı.İmkansızlıklarını zarar göreceğini ama yine de kalbine söz geçiremiyordu..Her şeyden koruyacağını sadece ailesinden koruyamayacağını ışığını alacaklarını farkında olması paramparça ediyordu Orucu.. Kendini bir saniye bile düşünmeden önceliği her zaman Eleni oldu.. Eleniyi anlatırken gözlerinin içi gülüyordu o gülüşü almamak için uzak durmayı istiyordu.. Her uzak durmak istediğinde o yüreğinden taşan Sevda daha çok bağlıyordu onu Eleniye.. Adilden sevdayla nasıl başa çıkacağını öğrenmek için çırpınıp duruyordu.. yıllarca dokunmadan uzaktan nasıl izleyeceğini nasıl bununla başa çıkacağını bilmiyordu belki de öğrenmek istemiyordu.. Ah be Oruç teslim olmamak için verdiğin çaba, sevdanı anlatırken nasılda o sevdanın içinde kayboluyorsun.. #taşacakbudeniz
PSİKOLOGROZA13,694 Aufrufe • vor 18 Tagen

Nisan, Eşref’in şüphelendiğini biliyor ama geri adım atmıyor bence gidişat Nisan’ın kendi itiraf etmesine doğru gidiyor bölüm aksiyonlu geliyor fakat bence tekrara düşmeye başladı muhbirlik patlamalı tek sorun bu takılıp duruyoruz bu konuya. Eşref artık gücünü tam anlamıyla geri almalı İhtiyar kim mesela buda artık ortaya çıkmalı ilerlemek lazım artık. Herkes beklentiyi muhabirliğe odakladığı için yoruldu tek sorunumuz bu. #EşrefRüya
PSİKOLOGROZA95,084 Aufrufe • vor 6 Monaten

Muhbirlik olayı belki bu videoyla patlar yada patladıktan sonra bu videoda ortaya çıksın boşuna çekilmedi
PSİKOLOGROZA102,075 Aufrufe • vor 6 Monaten
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

İzetti öldürdüğünü söylediği ses kaydıysa otelde olmuştu olay tekrar fragmanda otelde yakalanıyor #eşrefrüya
PSİKOLOGROZA81,984 Aufrufe • vor 6 Monaten