Selçuk Tepeli's banner
Selçuk Tepeli's profile picture

Selçuk Tepeli

@selcukktepeli335,840 subscribers

Resmi Hesap (Official Account)

Videos

Ama ağlamayın! Gerçek cesareti beklenmedik yerlerde görmeyi ümit edin. Bizde cesaret kırıcı çok şey var; başında herkesin kendinden menkul alınganlığı gelir. Elbette sebepleri vardır var olmasına; da bu alınganlık iktidar tutumlarından bile cesaret kırıcıdır aslında. 🌻 Herkes her şeyi yanlış anlamaya müsait olduğundan, bizden örnek vermeyeyim. 1964’te, Amerikalı fotoğrafçı Dorothea Lange’e, 1930’larda kuraklık ve kıtlıktan kaçan Amerikalıların fotoğrafını çekerken onlar hakkında öğrendiği en önemli şeyin ne olduğu soruldu. Cevabı şöyleydi: “Pek çok kez cesarete şahit oldum, gerçek cesaret.” Bunun “en umulmadık yerlerde” sergilendiğini görmüştü. Bu cesareti başka yerlerde de aramaya çalıştı tabii: Mesela, ağırbaşlı göçmen tarım işçilerinde, yıkılmayan annelerde, sinekler ısırdıkça daha hızlı yürümeye başlayan bebeklerde, bir deri bir kemik ortakçıları konu alan siyah beyaz fotoğraf karelerinde. Bu fotoğrafçı, fotoğraflarına konu olan insanların acılara nasıl göğüs gerdiğini göstererek, Büyük Bunalım sırasında malını mülkünü kaybetmiş insanlara haysiyetini yeniden kazandırdı. Yoksulluğun da bir haysiyeti vardır. 💐 On yıllar sonra, Linda Gordon, “Dorothea Lange: Sınırların Ötesinde Bir Hayat” adlı biyografik bir eser yazdı. Lange’in çektiği fotoğrafların New Deal’ın mimarlarını etkilediğini savundu. New Deal ne? Yeni Düzen; eski ABD Başkanı Franklin Roosevelt’in Büyük Bunalım döneminde yürürlüğe koyduğu reform paketi... Bu yeni yaklaşım sefaletin yaygınlaşmasının sorumlusu olarak yoksul insanları değil, kötü mali yönetimi görmüştü. Şimdi bizdekinin tersine! Roosevelt, “Ahlaki bir reforma ihtiyacı olan insanlar değil ekonominin kendisi” diyordu. Lange’in kadrajına girenler yoksuldu, fakat aynı zamanda disiplinli, çalışkan ve başı dik insanlardı. Ayrıca güzeldiler. 🌺 Ağlamak, çok düşünceli olmak işe yaramaz. Düşünmek işe yarar. Düşününce; ülkenin şu an içinde bulunduğu halin sürdürülmez olduğunu yetkililer de, aşırı yetkililer de, bir nebze yetki arayanlar da görür. Biz de görsünler diye usanmadan fotoğraf çekeriz. Görmeseler de fark etmez, yine de sürdürülemez. #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #neolduşimdi Müzik: Meral Tekçi, Çûka Lı Serê Darê
2:14

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Ama ağlamayın! Gerçek cesareti beklenmedik yerlerde görmeyi ümit edin. Bizde cesaret kırıcı çok şey var; başında herkesin kendinden menkul alınganlığı gelir. Elbette sebepleri vardır var olmasına; da bu alınganlık iktidar tutumlarından bile cesaret kırıcıdır aslında. 🌻 Herkes her şeyi yanlış anlamaya müsait olduğundan, bizden örnek vermeyeyim. 1964’te, Amerikalı fotoğrafçı Dorothea Lange’e, 1930’larda kuraklık ve kıtlıktan kaçan Amerikalıların fotoğrafını çekerken onlar hakkında öğrendiği en önemli şeyin ne olduğu soruldu. Cevabı şöyleydi: “Pek çok kez cesarete şahit oldum, gerçek cesaret.” Bunun “en umulmadık yerlerde” sergilendiğini görmüştü. Bu cesareti başka yerlerde de aramaya çalıştı tabii: Mesela, ağırbaşlı göçmen tarım işçilerinde, yıkılmayan annelerde, sinekler ısırdıkça daha hızlı yürümeye başlayan bebeklerde, bir deri bir kemik ortakçıları konu alan siyah beyaz fotoğraf karelerinde. Bu fotoğrafçı, fotoğraflarına konu olan insanların acılara nasıl göğüs gerdiğini göstererek, Büyük Bunalım sırasında malını mülkünü kaybetmiş insanlara haysiyetini yeniden kazandırdı. Yoksulluğun da bir haysiyeti vardır. 💐 On yıllar sonra, Linda Gordon, “Dorothea Lange: Sınırların Ötesinde Bir Hayat” adlı biyografik bir eser yazdı. Lange’in çektiği fotoğrafların New Deal’ın mimarlarını etkilediğini savundu. New Deal ne? Yeni Düzen; eski ABD Başkanı Franklin Roosevelt’in Büyük Bunalım döneminde yürürlüğe koyduğu reform paketi... Bu yeni yaklaşım sefaletin yaygınlaşmasının sorumlusu olarak yoksul insanları değil, kötü mali yönetimi görmüştü. Şimdi bizdekinin tersine! Roosevelt, “Ahlaki bir reforma ihtiyacı olan insanlar değil ekonominin kendisi” diyordu. Lange’in kadrajına girenler yoksuldu, fakat aynı zamanda disiplinli, çalışkan ve başı dik insanlardı. Ayrıca güzeldiler. 🌺 Ağlamak, çok düşünceli olmak işe yaramaz. Düşünmek işe yarar. Düşününce; ülkenin şu an içinde bulunduğu halin sürdürülmez olduğunu yetkililer de, aşırı yetkililer de, bir nebze yetki arayanlar da görür. Biz de görsünler diye usanmadan fotoğraf çekeriz. Görmeseler de fark etmez, yine de sürdürülemez. #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #neolduşimdi Müzik: Meral Tekçi, Çûka Lı Serê Darê

Selçuk Tepeli

21,470 просмотров • 9 дней назад

Bak, sonra demedi demeyin! Giderek Yunanlara mı benzetiliyoruz ne? Antik Yunanlara, onların küçücük bir azınlığa mahsus sözde demokrasilerine... Malum, demokrasi Eski Yunanca’nın demos ve kratos kelimelerinden türetildi. Eski Yunan’da demos, yurttaş demek. Ama orada yurttaş, ülkede yaşayan herkes değil bazılarıydı. Atina tiranı, yani emirleri kanun sayılan yönetici Demetrios Phalereos’un emriyle MÖ 317-307 arası Atina’da yapılan nüfus sayımına göre, 21 bin demos (yurttaş), 10 bin meteikos (yabancı) ve 400 bin köle vardı. Yani yurttaşlar, nüfusun ancak yüzde 5’i kadardı. Kadın ve çocuklar da demos’tan sayılmadığı için, demos’un yani yurttaşların nüfusa oranı yüzde 2’yi geçmiyordu. Bu demos da kendi içinde servet farklarına göre dört sınıfa ayrılırdı ve yönetme işleri için ancak bunlardan ilk ikisi uygun görülürdü. Kaldı mı sana nüfusun binde beşi... Bugün endişe etmemiz gereken de böyle feci bir şey sanki: Ancak bazılarımızın bazılarının hakları, yetkileri, imkânları, kararları olsun, gerisi başının çaresine baksın filan gibi bir durum. 😤 Oysa aradan binlerce yıl geçmiş, modern demokrasi bambaşka bir şeye dönüşmüştü. Onun Antik Yunan ile falan alakası yok. Yurttaşlar arasında ayrım yapmayan modern demokrasi, 18 ve 19’uncu yüzyılda şekillendi. İçinde 1800’lerin ortalarından itibaren biz de vardık. 🧐 Değerli hocam, Princeton’dan Prof. Miguel Centeno “Madem savaşta biz ölüyoruz kiminle savaşılacağına biz karar veririz, diyen halk kontrolü ele geçirdi ve bunu sorumluluklarını belirleyerek yaptı” diyor. Modern demokrasi böyle, üretenlerin, vergileri ödeyenlerin, savaşlarda ölenlerin söz hakları ve oylarıyla, kimseyi ayırmadan, sosyal eşitlik ve vatandaşlık ekseninde gelişti. Şimdi de elimizden alınmaya çalışılıyor. Bunu kimler yapıyor, kimler buna hizmet ediyor takip edin. Vatandaş sorumluluğu bunu gerektiriyor. Bugün müzik, Engin Nurşani’den “Adına Bir Çizik Çektim”. Çok kabiliyetliydi, 36 yaşında aramızdan ayrıldı. 😞 Yurttaşların başka sorumlulukları da var: Havalar ısınıyor, budaylar sararıyor... Orman yangınlarına sebep olunmasın. Mücadele eden kardeşlerimize yardımcı olunsun! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #nereyeböyle
1:43

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Bak, sonra demedi demeyin! Giderek Yunanlara mı benzetiliyoruz ne? Antik Yunanlara, onların küçücük bir azınlığa mahsus sözde demokrasilerine... Malum, demokrasi Eski Yunanca’nın demos ve kratos kelimelerinden türetildi. Eski Yunan’da demos, yurttaş demek. Ama orada yurttaş, ülkede yaşayan herkes değil bazılarıydı. Atina tiranı, yani emirleri kanun sayılan yönetici Demetrios Phalereos’un emriyle MÖ 317-307 arası Atina’da yapılan nüfus sayımına göre, 21 bin demos (yurttaş), 10 bin meteikos (yabancı) ve 400 bin köle vardı. Yani yurttaşlar, nüfusun ancak yüzde 5’i kadardı. Kadın ve çocuklar da demos’tan sayılmadığı için, demos’un yani yurttaşların nüfusa oranı yüzde 2’yi geçmiyordu. Bu demos da kendi içinde servet farklarına göre dört sınıfa ayrılırdı ve yönetme işleri için ancak bunlardan ilk ikisi uygun görülürdü. Kaldı mı sana nüfusun binde beşi... Bugün endişe etmemiz gereken de böyle feci bir şey sanki: Ancak bazılarımızın bazılarının hakları, yetkileri, imkânları, kararları olsun, gerisi başının çaresine baksın filan gibi bir durum. 😤 Oysa aradan binlerce yıl geçmiş, modern demokrasi bambaşka bir şeye dönüşmüştü. Onun Antik Yunan ile falan alakası yok. Yurttaşlar arasında ayrım yapmayan modern demokrasi, 18 ve 19’uncu yüzyılda şekillendi. İçinde 1800’lerin ortalarından itibaren biz de vardık. 🧐 Değerli hocam, Princeton’dan Prof. Miguel Centeno “Madem savaşta biz ölüyoruz kiminle savaşılacağına biz karar veririz, diyen halk kontrolü ele geçirdi ve bunu sorumluluklarını belirleyerek yaptı” diyor. Modern demokrasi böyle, üretenlerin, vergileri ödeyenlerin, savaşlarda ölenlerin söz hakları ve oylarıyla, kimseyi ayırmadan, sosyal eşitlik ve vatandaşlık ekseninde gelişti. Şimdi de elimizden alınmaya çalışılıyor. Bunu kimler yapıyor, kimler buna hizmet ediyor takip edin. Vatandaş sorumluluğu bunu gerektiriyor. Bugün müzik, Engin Nurşani’den “Adına Bir Çizik Çektim”. Çok kabiliyetliydi, 36 yaşında aramızdan ayrıldı. 😞 Yurttaşların başka sorumlulukları da var: Havalar ısınıyor, budaylar sararıyor... Orman yangınlarına sebep olunmasın. Mücadele eden kardeşlerimize yardımcı olunsun! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #nereyeböyle

Selçuk Tepeli

34,763 просмотров • 18 дней назад

İlker kardeşim, “Açıklanan buğday fiyatına bakılırsa 2026’da seçim yok galiba” dedi ama; ekmeğe, una, piyasaya yansımasın diye çiftçiyi zarara itiyor da olabilirler. Böyle düşününce analiz değişebilir. Yine de sonuç değişmez. Bir çuval incir üretmek, o bir çuval inciri berbat etme hakkını insana verir mi? Hayır. Ama buna ürettiklerini bazen şuraya buraya öfkeyle döken, ekili tarlayı süren çiftçiler dahil değil. Amaçları bir şeyleri berbat etmek değil. Berbat edenlerin cezasını çekmek de görevleri değil. Pek çok çiftçi emeklerinin karşılığında zarar etmenin değil, onurlarının hırpalanmasının da acısını yaşıyor. Kimse ne zor ve önemli bir iş yaptıklarının farkında değil. Ne çok “değil” dedik. Neredeyse kimsenin tarımın “t”sinden haberi yok gibi geliyor bana, ondandır. 🌺🌺 Bu sadece çiftçinin, köylünün sorunu da değil. Maaşları, alım gücünü düşürdükçe pahalılığın da düşmesini bekliyorlar. Ekonomi, insanlar yokmuş gibi davranarak dönmez. Bunun dışında ne üretim ne yapısal değişiklik ne de doğru dürüst bir plan var gibi görünüyor. 🌾🌾 Benim anladığım, bizdeki model şöyle bir şey: Yoksullar zenginlere sürekli bedava borç veriyor. Zenginler giderek zenginleşirken yoksullar giderek yoksullaşıyor. Yoksullaştıkça daha azına daha çok çalışıyorlar. Ve bu utanç verici finansman modelinde sürdürülebilirlik de böyle bir çaresizlikle sağlanıyor. Sanki! Bir de buna “Bütün bu fiyatları makul göstermek için gerekçe üretmede başvurulan kimi finansçıların akıl almaz entelektüel çarpıtmalarını” ekleyin. Daha da utanç verici... Bunu söyleyen ben değilim, Londra’da sabit getirili menkul kıymet piyasası uzmanı George Cooper. Gidin sorun! 🌻🌻 Londra demişken... Tarihçi Barbara Tuchman, I. Dünya Savaşı öncesi dönemin sonunu Britanya Kralı 7’nci Edward’ın cenazesinden gösterişli bir sahneyle aktarır: “Dokuz hükümdar geçit resmindeydi ve görkemli tören nefesleri kesti. Fakat tören sona erdiğinde, bir İngiliz soylusu ‘Hayatta bize yol gösteren, ışık tutan tüm eski deniz fenerleri sönmüş gibi görünüyor’ dedi.” Ümitsizlik; aristokrat, günahkâr ya da aziz tanımaz. Bir gün onu büyütenleri de pençesine alabilir. NOW Ana Haber 19.00’da. Etiket #vayarkadaş
1:08

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

İlker kardeşim, “Açıklanan buğday fiyatına bakılırsa 2026’da seçim yok galiba” dedi ama; ekmeğe, una, piyasaya yansımasın diye çiftçiyi zarara itiyor da olabilirler. Böyle düşününce analiz değişebilir. Yine de sonuç değişmez. Bir çuval incir üretmek, o bir çuval inciri berbat etme hakkını insana verir mi? Hayır. Ama buna ürettiklerini bazen şuraya buraya öfkeyle döken, ekili tarlayı süren çiftçiler dahil değil. Amaçları bir şeyleri berbat etmek değil. Berbat edenlerin cezasını çekmek de görevleri değil. Pek çok çiftçi emeklerinin karşılığında zarar etmenin değil, onurlarının hırpalanmasının da acısını yaşıyor. Kimse ne zor ve önemli bir iş yaptıklarının farkında değil. Ne çok “değil” dedik. Neredeyse kimsenin tarımın “t”sinden haberi yok gibi geliyor bana, ondandır. 🌺🌺 Bu sadece çiftçinin, köylünün sorunu da değil. Maaşları, alım gücünü düşürdükçe pahalılığın da düşmesini bekliyorlar. Ekonomi, insanlar yokmuş gibi davranarak dönmez. Bunun dışında ne üretim ne yapısal değişiklik ne de doğru dürüst bir plan var gibi görünüyor. 🌾🌾 Benim anladığım, bizdeki model şöyle bir şey: Yoksullar zenginlere sürekli bedava borç veriyor. Zenginler giderek zenginleşirken yoksullar giderek yoksullaşıyor. Yoksullaştıkça daha azına daha çok çalışıyorlar. Ve bu utanç verici finansman modelinde sürdürülebilirlik de böyle bir çaresizlikle sağlanıyor. Sanki! Bir de buna “Bütün bu fiyatları makul göstermek için gerekçe üretmede başvurulan kimi finansçıların akıl almaz entelektüel çarpıtmalarını” ekleyin. Daha da utanç verici... Bunu söyleyen ben değilim, Londra’da sabit getirili menkul kıymet piyasası uzmanı George Cooper. Gidin sorun! 🌻🌻 Londra demişken... Tarihçi Barbara Tuchman, I. Dünya Savaşı öncesi dönemin sonunu Britanya Kralı 7’nci Edward’ın cenazesinden gösterişli bir sahneyle aktarır: “Dokuz hükümdar geçit resmindeydi ve görkemli tören nefesleri kesti. Fakat tören sona erdiğinde, bir İngiliz soylusu ‘Hayatta bize yol gösteren, ışık tutan tüm eski deniz fenerleri sönmüş gibi görünüyor’ dedi.” Ümitsizlik; aristokrat, günahkâr ya da aziz tanımaz. Bir gün onu büyütenleri de pençesine alabilir. NOW Ana Haber 19.00’da. Etiket #vayarkadaş

Selçuk Tepeli

30,895 просмотров • 16 дней назад

“Gel, ne olursan ol yine gel” ile olmaz kardeşim! Kaynağı belirsiz paraların sekizinci varlık barışı girişimiyle ülkeye davet edilmesi, ülke içinde yeni finansal imtiyazlar yaratılması, ekonomiyi yine zehirler. Faize ne demeli? İktidardakiler “faiz yüksek, düşsün” diyor şimdi. Kim yükseltti? Hangi hatalarla yükseldi? Kim ekonomist? Bu açıklama, seçime doğru kredi musluklarının açılacağı sinyali. Hep aynı döngü, aynı algı ekonomisi. Peki milli gelir huzuru, mutluluğu ölçer mi? Christopher Dickey’nin cevabı kısa ve net: “Milli gelir her şeyin ölçüsü olabilir, hayatı değerli kılan şeyler hariç.” 40’tan fazla ülkede araştırma ve haberler yapan, 7 kitabı yayımlanan Dickey benim çalışma hayatımda önemli bir arkadaş, çok önemli bir editördü. 2020’de Paris’te hayata veda edene kadar kafa açıcı şeyler öğrendiğim bir meslektaşımdı. Milli gelir hesaplarından da yıllar önce şüphe etmeme yol açan kişiydi. 🌺🌺🌺🌺🌺 Üretim ve tüketimin çok genel bir görünümü olan “Gayri Safi Yurtiçi Hasıla” (GSYİH, 1930’lardaki Büyük Depresyon civarında öteberi rakamların toparlanması için önemli bir hesaplama olabilir. Sorun, Nobel ödüllü Simon Kuznets’in de dediği gibi sadece piyasa faaliyetlerine odaklanan tek bir rakama, çok fazla siyasi önem atfedilmesinde. Haydi popülizme yelken açmış iktidarları ve herkesin kafasına göre hesaplarla göz boyamaya çalışmasını bir kenara bırakalım. Peki alınıp satılmayan şeylerin bu hesaba katılmamasını ne yapacağız? Örneğin ev işlerine ya da kendi çocuklarınızın bakımına bu hesaplarda yer yok. Sınırlı kaynakların tükenmesi veya çevresel hasarlar da hesaba katılmıyor. Ayrıca bu hesaplar utanç verici şekilde felaket seviyor. Doğal afetler milli geliri artırıyor gibi görünüyor çünkü yeniden yapılanma yeni harcama demek. Milli gelir hesaplarında, daha fazla hapishanesi olan ülkeler daha az olanlardan daha iyi görünüyor mesela. Bazı zenginlerin işleri iyi gidiyorsa, aslında çoğunluk için bu geçerli olmasa bile, herkes zenginleşiyormuş gibi göstermek için ortalamalar kullanılıyor. Olmuyor efendiler, olmuyor. #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #gitgide
1:06

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

“Gel, ne olursan ol yine gel” ile olmaz kardeşim! Kaynağı belirsiz paraların sekizinci varlık barışı girişimiyle ülkeye davet edilmesi, ülke içinde yeni finansal imtiyazlar yaratılması, ekonomiyi yine zehirler. Faize ne demeli? İktidardakiler “faiz yüksek, düşsün” diyor şimdi. Kim yükseltti? Hangi hatalarla yükseldi? Kim ekonomist? Bu açıklama, seçime doğru kredi musluklarının açılacağı sinyali. Hep aynı döngü, aynı algı ekonomisi. Peki milli gelir huzuru, mutluluğu ölçer mi? Christopher Dickey’nin cevabı kısa ve net: “Milli gelir her şeyin ölçüsü olabilir, hayatı değerli kılan şeyler hariç.” 40’tan fazla ülkede araştırma ve haberler yapan, 7 kitabı yayımlanan Dickey benim çalışma hayatımda önemli bir arkadaş, çok önemli bir editördü. 2020’de Paris’te hayata veda edene kadar kafa açıcı şeyler öğrendiğim bir meslektaşımdı. Milli gelir hesaplarından da yıllar önce şüphe etmeme yol açan kişiydi. 🌺🌺🌺🌺🌺 Üretim ve tüketimin çok genel bir görünümü olan “Gayri Safi Yurtiçi Hasıla” (GSYİH, 1930’lardaki Büyük Depresyon civarında öteberi rakamların toparlanması için önemli bir hesaplama olabilir. Sorun, Nobel ödüllü Simon Kuznets’in de dediği gibi sadece piyasa faaliyetlerine odaklanan tek bir rakama, çok fazla siyasi önem atfedilmesinde. Haydi popülizme yelken açmış iktidarları ve herkesin kafasına göre hesaplarla göz boyamaya çalışmasını bir kenara bırakalım. Peki alınıp satılmayan şeylerin bu hesaba katılmamasını ne yapacağız? Örneğin ev işlerine ya da kendi çocuklarınızın bakımına bu hesaplarda yer yok. Sınırlı kaynakların tükenmesi veya çevresel hasarlar da hesaba katılmıyor. Ayrıca bu hesaplar utanç verici şekilde felaket seviyor. Doğal afetler milli geliri artırıyor gibi görünüyor çünkü yeniden yapılanma yeni harcama demek. Milli gelir hesaplarında, daha fazla hapishanesi olan ülkeler daha az olanlardan daha iyi görünüyor mesela. Bazı zenginlerin işleri iyi gidiyorsa, aslında çoğunluk için bu geçerli olmasa bile, herkes zenginleşiyormuş gibi göstermek için ortalamalar kullanılıyor. Olmuyor efendiler, olmuyor. #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #gitgide

Selçuk Tepeli

21,577 просмотров • 12 дней назад

Bugünün buhranlarının en çok kaybedenleri yine olağan kaybedenler! Zaten ellerinde avuçlarında bir şeyleri olmayanlar, işçiler, köylüler. Dışarıdan yüksek faizli borçla ekonomi döndürmeye çalış, biraz parası olan insanları arada bir kredi musluklarını açarak borçlandır, enflasyonist ortamda bu borçların asıl maliyetini hiç parası olmayanların sırtına yükle ve emeklerine, hayallerine, istikballerine kadar elde kalan ne değer varsa zamanla al, her defasında toplanan parayı da en zenginler ile yabancılara bas... Hemen hiçbir değer ve demokrasi kalmayana kadar... Bu manzarada en çok sorulan soruysa şu: Tamam da o halde bu insanlar neden sorgulamıyor, demokrasi filan aramıyor, aynı insanlara oy vermeyi sürdürüyor? Şundan olabilir mi mesela: Kaybedecek fazla şeyleri olmadığı ve küresel mali sisteme zaten entegre olmadıkları için bu kesimler mali bir krizden dolayı mutat acılarından fazlasını çekmiyor. Yaşamları sıkıntı dolu olabilir. Ama acı gerçek şu ki onların hayatları hep sıkıntılıydı. Onlar adına kendilerine benzemeyenleri azarlayabilen siyasetçileri de hep sevdiler. Gerçekler genellikle eğlenceli değildir. 🧐🌻🤨🌺 Kaybedenler kulübünde orta sınıf da var tabii. Konunun uzmanlarından Joshua Kurlantzick, demokrasinin gerilemesinin failleri arasında orta sınıfı da sayıyor: “Bir zamanlar diktatörlüğe karşı duran orta sınıfın erkek ve kadınlarının çoğu, şimdi demokrasiyi tesis etmenin ne kadar güç olduğunu düşünerek otokrasi özlemiyle yanıp tutuşuyor” diyor. Neden böyle oldu? Kurlantzick’e göre çoğu örnekte bunun nedeni aynı: “Gelişmekte olan ülkelerin ve 1990’larda ortaya çıkan genç demokrasilerin ilk liderleri, güçlü kurumların ve uzlaşma kültürünün önemini anlamadı. İktidara geldiklerinde ellerindeki bütün araçları ülkelerine hâkim olmak ve iktidarın meyvelerini müttefiklerine dağıtmak için kullandılar. Demokrasinin bu dar yorumu sadece kelimenin gerçek anlamını saptırmakla kalmadı, pek çok ülkede vatandaşların demokrasiye yabancılaşmasına da neden oldu. Onlar için artık önemli olan demokrasi değil bir haftalık tatildi, evdi, arabaydı...” #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #bildiğinizgibideğil Müzik: Sade, Smooth Operator
1:37

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Bugünün buhranlarının en çok kaybedenleri yine olağan kaybedenler! Zaten ellerinde avuçlarında bir şeyleri olmayanlar, işçiler, köylüler. Dışarıdan yüksek faizli borçla ekonomi döndürmeye çalış, biraz parası olan insanları arada bir kredi musluklarını açarak borçlandır, enflasyonist ortamda bu borçların asıl maliyetini hiç parası olmayanların sırtına yükle ve emeklerine, hayallerine, istikballerine kadar elde kalan ne değer varsa zamanla al, her defasında toplanan parayı da en zenginler ile yabancılara bas... Hemen hiçbir değer ve demokrasi kalmayana kadar... Bu manzarada en çok sorulan soruysa şu: Tamam da o halde bu insanlar neden sorgulamıyor, demokrasi filan aramıyor, aynı insanlara oy vermeyi sürdürüyor? Şundan olabilir mi mesela: Kaybedecek fazla şeyleri olmadığı ve küresel mali sisteme zaten entegre olmadıkları için bu kesimler mali bir krizden dolayı mutat acılarından fazlasını çekmiyor. Yaşamları sıkıntı dolu olabilir. Ama acı gerçek şu ki onların hayatları hep sıkıntılıydı. Onlar adına kendilerine benzemeyenleri azarlayabilen siyasetçileri de hep sevdiler. Gerçekler genellikle eğlenceli değildir. 🧐🌻🤨🌺 Kaybedenler kulübünde orta sınıf da var tabii. Konunun uzmanlarından Joshua Kurlantzick, demokrasinin gerilemesinin failleri arasında orta sınıfı da sayıyor: “Bir zamanlar diktatörlüğe karşı duran orta sınıfın erkek ve kadınlarının çoğu, şimdi demokrasiyi tesis etmenin ne kadar güç olduğunu düşünerek otokrasi özlemiyle yanıp tutuşuyor” diyor. Neden böyle oldu? Kurlantzick’e göre çoğu örnekte bunun nedeni aynı: “Gelişmekte olan ülkelerin ve 1990’larda ortaya çıkan genç demokrasilerin ilk liderleri, güçlü kurumların ve uzlaşma kültürünün önemini anlamadı. İktidara geldiklerinde ellerindeki bütün araçları ülkelerine hâkim olmak ve iktidarın meyvelerini müttefiklerine dağıtmak için kullandılar. Demokrasinin bu dar yorumu sadece kelimenin gerçek anlamını saptırmakla kalmadı, pek çok ülkede vatandaşların demokrasiye yabancılaşmasına da neden oldu. Onlar için artık önemli olan demokrasi değil bir haftalık tatildi, evdi, arabaydı...” #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #bildiğinizgibideğil Müzik: Sade, Smooth Operator

Selçuk Tepeli

17,250 просмотров • 11 дней назад

Tane tane anlatayım. Memleketteki kargaşa malum. Olayları ayrı ayrı görenler sebebini anlayamıyor. Bütünün görülmesini, çözülmesiniyse besbelli karar vericiler pek istemiyor. İlk meselemiz bu. Demek ki başka bir gaye var. O gaye ne? İşte sorulması gereken ilk soru... Sonra o bütünün parçalarına bakalım. O parçalar; bazı yargı kararları, bunların icrası ve siyasi, iktisadi, insani sonuçları... Ve bunlara dair karar vericilerin siyasi tutumları... Uzmanların hukuki tenkitlerine bakıldığında, eleştirilerin bir noktada toplandığı görülüyor: Yasalarda ve Anayasa’da bulunmayan, onlara uymayan yetkiler ve gerekçeler... Bir ilçe tarım müdürü nikâh kıyabilir mi? Bir kaymakam bir çiftin boşanmasına karar verebilir mi? Yasalara bakarsanız, cevap kesin olarak “hayır”. Ama yaşananlar bunun gibi... Asıl mutlak butlan olayı, hukuki tarifine, hukukçuların mütalaasına bakıldığında burada olabilir. Bu da tam bir ironidir; ne kelime, görülmemiş bir trajedi. 🧐 Uzmanlar derken; kastettiğim sadece üniversitelerden ve yüksek yargıdan gelen, yaşayan hukukçular değil; Sokrates’ten Descartes’e, Montesquieu’den Ahmet Cevdet Paşa’ya, Ferrando Mantovani’den Kayıhan İçel’e... Ve dahi pek çok isme merak edenler bakabilir. Bundan öte söylenecek, tartışılabilecek bir şey yok. Ötesi hiç! Ancak sonuçlar konuşulabilir; çünkü tahribat doğrudan sizi, cebinizi, hakkınızı, huzurunuzu, istikbalinizi ilgilendirir. Bu husustaysa benim tarifime zaten ihtiyacınız yoktur herhalde, her an birebir yaşıyorsunuz. 🤨 Yine de en çok sorulan “şimdi ne olacağız”. Efendim, ben bilmem beynim bilir. Aklın yolu da bir. Ama onları kimsenin dinlemiyor; belki siz de dahil. “Predictably Irrational” kitabının yazarı Prof. Dan Ariely gibi bilim insanları kafayı beyne takmış, darboğazların beynimizdeki etkilerinin MR’ını çekmişler. Ve maalesef bilhassa finansal kararlarda insanların akılcı davrandıklarını hemen hiç görüntüleyememişler. Claremont Graduate Üniversitesi’nden Prof. Dr. Paul Zak’a göre “Bilhassa zor zamanlarda başkalarının, kalabalıkların davranışlarını takip etmeye meyilliyiz”. Hele beyne gelen bilgiler belirsizse... Ya kalabalıklar da yanlış davranıyorsa? #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #bellideğil
2:51

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Tane tane anlatayım. Memleketteki kargaşa malum. Olayları ayrı ayrı görenler sebebini anlayamıyor. Bütünün görülmesini, çözülmesiniyse besbelli karar vericiler pek istemiyor. İlk meselemiz bu. Demek ki başka bir gaye var. O gaye ne? İşte sorulması gereken ilk soru... Sonra o bütünün parçalarına bakalım. O parçalar; bazı yargı kararları, bunların icrası ve siyasi, iktisadi, insani sonuçları... Ve bunlara dair karar vericilerin siyasi tutumları... Uzmanların hukuki tenkitlerine bakıldığında, eleştirilerin bir noktada toplandığı görülüyor: Yasalarda ve Anayasa’da bulunmayan, onlara uymayan yetkiler ve gerekçeler... Bir ilçe tarım müdürü nikâh kıyabilir mi? Bir kaymakam bir çiftin boşanmasına karar verebilir mi? Yasalara bakarsanız, cevap kesin olarak “hayır”. Ama yaşananlar bunun gibi... Asıl mutlak butlan olayı, hukuki tarifine, hukukçuların mütalaasına bakıldığında burada olabilir. Bu da tam bir ironidir; ne kelime, görülmemiş bir trajedi. 🧐 Uzmanlar derken; kastettiğim sadece üniversitelerden ve yüksek yargıdan gelen, yaşayan hukukçular değil; Sokrates’ten Descartes’e, Montesquieu’den Ahmet Cevdet Paşa’ya, Ferrando Mantovani’den Kayıhan İçel’e... Ve dahi pek çok isme merak edenler bakabilir. Bundan öte söylenecek, tartışılabilecek bir şey yok. Ötesi hiç! Ancak sonuçlar konuşulabilir; çünkü tahribat doğrudan sizi, cebinizi, hakkınızı, huzurunuzu, istikbalinizi ilgilendirir. Bu husustaysa benim tarifime zaten ihtiyacınız yoktur herhalde, her an birebir yaşıyorsunuz. 🤨 Yine de en çok sorulan “şimdi ne olacağız”. Efendim, ben bilmem beynim bilir. Aklın yolu da bir. Ama onları kimsenin dinlemiyor; belki siz de dahil. “Predictably Irrational” kitabının yazarı Prof. Dan Ariely gibi bilim insanları kafayı beyne takmış, darboğazların beynimizdeki etkilerinin MR’ını çekmişler. Ve maalesef bilhassa finansal kararlarda insanların akılcı davrandıklarını hemen hiç görüntüleyememişler. Claremont Graduate Üniversitesi’nden Prof. Dr. Paul Zak’a göre “Bilhassa zor zamanlarda başkalarının, kalabalıkların davranışlarını takip etmeye meyilliyiz”. Hele beyne gelen bilgiler belirsizse... Ya kalabalıklar da yanlış davranıyorsa? #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #bellideğil

Selçuk Tepeli

21,867 просмотров • 17 дней назад

Sonsuz sayıda dönüşüme uğrayabilen genler sayesinde tek bir patojen; yani virüs, bakteri filan, canlı dünyanın tamamını ölümcül bir kuşatma altına alabilir. Bunun henüz olmamasının nedeni, öldürmek için farklı yollar icat etmede çok iyi olan doğanın, onlarla başa çıkma ve hayatta kalma konusunda da başarılı olması. Bu, tabiatın, hemen her canlının kaderini şu ya da bu oranda birbirine bağlamasıyla ilgili. 🌺 Kendini başkalarıyla beraber resmettiği portreleriyle ünlü Avusturyalı ressam Maria Lassnig, 1982’de, “Bir insan portresinin hikâyesi yoktur. İki kişinin portresi ortaya bir hikâye koyar” diye yazmış. 🌻 Bizim karar vericilerinse biyolojiden, sanattan falan pek haberi yok tabii. Onlar yalnızlığın, tekliğin imkânsızlığından bihaber, kendi eserleri olan bir tuzağın pençesindeler. Ekonomide de aynı. Mantıklı yaratıklar olduğumuzu kim söylüyorsa, son derece mantıksız davranıyor demektir. Maaşları ve alım gücünü düşürdükçe pahalılığın da düşmesini bekliyorlar. Ekonomi böyle, insanlar, tabiat hiç yokmuş gibi davranarak dönmez. Bunun dışında ne üretim ne yapısal değişiklik ne de doğru dürüst bir plan var. 🧐🌻🌾💐🌺 Gösterişli, başına gelenleri dramatize etmeye düşkün ve insanların kendilerinden farklı görmesini isteyen biri değilim. Ne örnek olmak ne istisna olmak gibi biri derdim var. Anonimliğin belirsizliği için kaybolmayı daima tercih ederim. Bu memleketin köylüsü, üstelik çiftçi bir köylüsüyüm. Ama artık Türkiye’de köylülerin de pek azının çiftçilik yaptığı düşünülürse, bir tür istisna oluyorum demektir. İşte bu kafamı acıtıyor. 🤨 Akdeniz ülkelerinde tarımı köylü yapar. Bunu markalaştıran ülkelerin hepsi zengin, köylüsünü ve tarımı küçümseyenlerse yoksul. Sanayi ve teknoloji hep bu temel fikrin üzerinde yükseliyor. Oysa biz, uyduruk siyasi krizlerle birlik ve beraberlik içinde ömür tüketiyoruz. 😤 Bunun sorumlusu olanlara laf anlatmak boşuna. Gaye başka. Düşünün; bir odada iki kişiyiz. Biri gaz çıkarmış, oda kokuyor. Diğeri, kendisinin yapmadığını savunuyor. O halde ya o yalan söylüyor ya da benim, eee neyimden, eee kendimden haberim yok! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #kimyetkili Müzik: Led Zeppelin, Whole Lotta Love
2:35

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Sonsuz sayıda dönüşüme uğrayabilen genler sayesinde tek bir patojen; yani virüs, bakteri filan, canlı dünyanın tamamını ölümcül bir kuşatma altına alabilir. Bunun henüz olmamasının nedeni, öldürmek için farklı yollar icat etmede çok iyi olan doğanın, onlarla başa çıkma ve hayatta kalma konusunda da başarılı olması. Bu, tabiatın, hemen her canlının kaderini şu ya da bu oranda birbirine bağlamasıyla ilgili. 🌺 Kendini başkalarıyla beraber resmettiği portreleriyle ünlü Avusturyalı ressam Maria Lassnig, 1982’de, “Bir insan portresinin hikâyesi yoktur. İki kişinin portresi ortaya bir hikâye koyar” diye yazmış. 🌻 Bizim karar vericilerinse biyolojiden, sanattan falan pek haberi yok tabii. Onlar yalnızlığın, tekliğin imkânsızlığından bihaber, kendi eserleri olan bir tuzağın pençesindeler. Ekonomide de aynı. Mantıklı yaratıklar olduğumuzu kim söylüyorsa, son derece mantıksız davranıyor demektir. Maaşları ve alım gücünü düşürdükçe pahalılığın da düşmesini bekliyorlar. Ekonomi böyle, insanlar, tabiat hiç yokmuş gibi davranarak dönmez. Bunun dışında ne üretim ne yapısal değişiklik ne de doğru dürüst bir plan var. 🧐🌻🌾💐🌺 Gösterişli, başına gelenleri dramatize etmeye düşkün ve insanların kendilerinden farklı görmesini isteyen biri değilim. Ne örnek olmak ne istisna olmak gibi biri derdim var. Anonimliğin belirsizliği için kaybolmayı daima tercih ederim. Bu memleketin köylüsü, üstelik çiftçi bir köylüsüyüm. Ama artık Türkiye’de köylülerin de pek azının çiftçilik yaptığı düşünülürse, bir tür istisna oluyorum demektir. İşte bu kafamı acıtıyor. 🤨 Akdeniz ülkelerinde tarımı köylü yapar. Bunu markalaştıran ülkelerin hepsi zengin, köylüsünü ve tarımı küçümseyenlerse yoksul. Sanayi ve teknoloji hep bu temel fikrin üzerinde yükseliyor. Oysa biz, uyduruk siyasi krizlerle birlik ve beraberlik içinde ömür tüketiyoruz. 😤 Bunun sorumlusu olanlara laf anlatmak boşuna. Gaye başka. Düşünün; bir odada iki kişiyiz. Biri gaz çıkarmış, oda kokuyor. Diğeri, kendisinin yapmadığını savunuyor. O halde ya o yalan söylüyor ya da benim, eee neyimden, eee kendimden haberim yok! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #kimyetkili Müzik: Led Zeppelin, Whole Lotta Love

Selçuk Tepeli

20,114 просмотров • 19 дней назад

İyi bayramlar efendim. İnsanların hakları eriyor, kölelik hortluyor, ergen gibi davranan kimseler dünyada kararları veriyor... Eski ideolojiler de bu hallere artık yanıt veremiyor. İdeoloji nedir? Birlikte yaşamın geleceğini birlikte hayal etme biçimleri, diye minnak bir tarif yapabiliriz. O halde, ideolojiler daima olur. Kimisi küllenir, kimisi değişir, kimisi yeni doğar belki ama onlar hep vardır. Bu değişim ne zaman olur? Olup bitenden gerçekten bıkınca, herkes hepten çaresiz kalınca... Ardından, gençlerin kafasındaki “terra incognita”yı (keşfedilmemiş topraklar) tanımaya başlayabiliriz. O zaman bizi koşturup durdukları, bir yere varamadığımız “Penrose Merdiveni”nden (Çıkanın aslında indiğini ya da tersi olduğunu anlamadığı imkânsız merdiveni...) kurtulabiliriz. Yoksulluğun da bir haysiyeti var canım! 🙃🌺💐🌾🌻 “Sefillik,” demişti Victor Hugo, “bahtsızlıkla ahlaksızlığı biraraya getiren yegâne sözcüktür”. Yazdığı tuğla gibi Sefiller romanında, romana adını veren bu sözcük sadece bir sayfada geçer, o da yukarıdaki gibi... Beyaz adam çatal dilli! 😉💐🌻🌺🌾 Biz Hugo’ya uymayalım ama, insan aklının çoğu kez en gerek duyulduğu anlarda iş görmediği de belli. Yaşadığımız uzatmalı siyasi ve maddi darboğazda en fazla gelir kaybı düşük ve orta gelirlilerde oldu. Ama onlar sorumluları değil birbirlerini suçluyor. Öte yandan onların haysiyetini, özgüvenini hırpalamak da işe yaramaz, tam tersi sorunları yaratanları yeniden üretmelerine yol açar. Ama elitlerimiz de bunu anlamıyor. Kimse Hannah Arendt filan da okumuyor; zaten. 🧐💐🌾🌻🌺 Değişim zor iş. “Bana karşı anlayışlı davranan tek kişi terzimdi” demiş yazar Bernard Shaw. “Her gördüğünde yeniden alırdı ölçülerimi. Onun dışında herkes önceki ölçülerin bana hep uyacağını sandı.” #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #yokartık Müzik: Iron Maden, Fear of the Dark
2:59

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

İyi bayramlar efendim. İnsanların hakları eriyor, kölelik hortluyor, ergen gibi davranan kimseler dünyada kararları veriyor... Eski ideolojiler de bu hallere artık yanıt veremiyor. İdeoloji nedir? Birlikte yaşamın geleceğini birlikte hayal etme biçimleri, diye minnak bir tarif yapabiliriz. O halde, ideolojiler daima olur. Kimisi küllenir, kimisi değişir, kimisi yeni doğar belki ama onlar hep vardır. Bu değişim ne zaman olur? Olup bitenden gerçekten bıkınca, herkes hepten çaresiz kalınca... Ardından, gençlerin kafasındaki “terra incognita”yı (keşfedilmemiş topraklar) tanımaya başlayabiliriz. O zaman bizi koşturup durdukları, bir yere varamadığımız “Penrose Merdiveni”nden (Çıkanın aslında indiğini ya da tersi olduğunu anlamadığı imkânsız merdiveni...) kurtulabiliriz. Yoksulluğun da bir haysiyeti var canım! 🙃🌺💐🌾🌻 “Sefillik,” demişti Victor Hugo, “bahtsızlıkla ahlaksızlığı biraraya getiren yegâne sözcüktür”. Yazdığı tuğla gibi Sefiller romanında, romana adını veren bu sözcük sadece bir sayfada geçer, o da yukarıdaki gibi... Beyaz adam çatal dilli! 😉💐🌻🌺🌾 Biz Hugo’ya uymayalım ama, insan aklının çoğu kez en gerek duyulduğu anlarda iş görmediği de belli. Yaşadığımız uzatmalı siyasi ve maddi darboğazda en fazla gelir kaybı düşük ve orta gelirlilerde oldu. Ama onlar sorumluları değil birbirlerini suçluyor. Öte yandan onların haysiyetini, özgüvenini hırpalamak da işe yaramaz, tam tersi sorunları yaratanları yeniden üretmelerine yol açar. Ama elitlerimiz de bunu anlamıyor. Kimse Hannah Arendt filan da okumuyor; zaten. 🧐💐🌾🌻🌺 Değişim zor iş. “Bana karşı anlayışlı davranan tek kişi terzimdi” demiş yazar Bernard Shaw. “Her gördüğünde yeniden alırdı ölçülerimi. Onun dışında herkes önceki ölçülerin bana hep uyacağını sandı.” #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #yokartık Müzik: Iron Maden, Fear of the Dark

Selçuk Tepeli

23,218 просмотров • 23 дней назад

Her aydın, entelektüel veya bunun gibi feci insanlar, sosyal demokrasiyi en azından seviyormuş gibi davranması gerektiğini bilir. Sosyal medya zımbırtılarında takipçiyi tutmak için yeterince serserilik içeren bir giriş olmadığının farkındayım. Başka münasebetsizlikler de yapacağım. Hatta ne bekliyoruz, hemen yapalım! 😉 Artık demokrasiyi, sosyal demokrasiyi, bunların içerdiği fikirleri ve içindeki insanları yeniden düşünmenin vakti geldi. Modern dünya için sorumluluklarının ne kadar büyük olduğunun farkında değiller. Öte yandan... Belki de zaten olmamalılar. Neden sorumluluk üstlensinler ki? Başka kimse üstlenmezken... 🫣 17’nci yüzyılda, düşünür Pascal “İnsan sonsuza dek kendisinin ötesine geçmeye çalışır” demiş. Bu ötesi şimdi neresi? Yok... Orası değil. Lütfen! Bugünün filozofu Jean-Luc Nancy’ye göre orası “insanın başarısızlığı”. Ona göre, bu da bizi demokrasinin başarısızlığına götürüyor. “Bugün cumhuriyetten kalan, demokrasi denen şey dünyanın hiçbir yerinde tek başına insanları biraraya getirmeyi başaramıyor” diyor Nancy. Yani cumhuriyet insanları (yasalar önünde eşitlik ve fırsat eşitliğinde) birleştiren bir fikirdi. Bu bakımdan da demokrasinin güvenli sularıydı. Maximilien Robespierre de, 17 Pluviôse, Yıl II’de (5 Şubat 1794) yaptığı konuşmada, “Devlet, ancak onu meydana getiren tüm bireylerin gerçekten vatanı olduğunda demokrasi vardır” demişti. 🧐 Prof. Mehmet Ali Kılıçbay ise şöyle söylüyor: “Demokrasi; inanç, kanaat, siyaset ve çıkar topluluklarını, onların kendilerine biçtikleri değer ve önemi kale almadan ve birbirlerine nazaran büyüklüklerine aldırmadan eşit ve aynı haklara sahip saymak zorundadır. Ancak demokraside birbirleriyle tartışma, çekişme içinde olan bu grupların bazıları için kendileri ‘asıl’dır; diğerlerini de ‘yok edilmesi gereken’den ‘zorunlu tahammül edilen’e doğru sınıflandırırlar. Bu durumda demokrasi, ‘demokrasiye inanmayan’ları da bünyesinde barındırmak zorunda kalır...” 😤 İyi de, bütün bunlardan aydınlara, entelektüellere, okumuşlara ne? Fikirlerin, sistemlerin köhnemesi sadece onların sorunu değil ki! Demokrasi sırf onlara mı lazım? #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #aynıhikaye Müzik: Los Golpes, Olvidarte Nunca
2:09

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Her aydın, entelektüel veya bunun gibi feci insanlar, sosyal demokrasiyi en azından seviyormuş gibi davranması gerektiğini bilir. Sosyal medya zımbırtılarında takipçiyi tutmak için yeterince serserilik içeren bir giriş olmadığının farkındayım. Başka münasebetsizlikler de yapacağım. Hatta ne bekliyoruz, hemen yapalım! 😉 Artık demokrasiyi, sosyal demokrasiyi, bunların içerdiği fikirleri ve içindeki insanları yeniden düşünmenin vakti geldi. Modern dünya için sorumluluklarının ne kadar büyük olduğunun farkında değiller. Öte yandan... Belki de zaten olmamalılar. Neden sorumluluk üstlensinler ki? Başka kimse üstlenmezken... 🫣 17’nci yüzyılda, düşünür Pascal “İnsan sonsuza dek kendisinin ötesine geçmeye çalışır” demiş. Bu ötesi şimdi neresi? Yok... Orası değil. Lütfen! Bugünün filozofu Jean-Luc Nancy’ye göre orası “insanın başarısızlığı”. Ona göre, bu da bizi demokrasinin başarısızlığına götürüyor. “Bugün cumhuriyetten kalan, demokrasi denen şey dünyanın hiçbir yerinde tek başına insanları biraraya getirmeyi başaramıyor” diyor Nancy. Yani cumhuriyet insanları (yasalar önünde eşitlik ve fırsat eşitliğinde) birleştiren bir fikirdi. Bu bakımdan da demokrasinin güvenli sularıydı. Maximilien Robespierre de, 17 Pluviôse, Yıl II’de (5 Şubat 1794) yaptığı konuşmada, “Devlet, ancak onu meydana getiren tüm bireylerin gerçekten vatanı olduğunda demokrasi vardır” demişti. 🧐 Prof. Mehmet Ali Kılıçbay ise şöyle söylüyor: “Demokrasi; inanç, kanaat, siyaset ve çıkar topluluklarını, onların kendilerine biçtikleri değer ve önemi kale almadan ve birbirlerine nazaran büyüklüklerine aldırmadan eşit ve aynı haklara sahip saymak zorundadır. Ancak demokraside birbirleriyle tartışma, çekişme içinde olan bu grupların bazıları için kendileri ‘asıl’dır; diğerlerini de ‘yok edilmesi gereken’den ‘zorunlu tahammül edilen’e doğru sınıflandırırlar. Bu durumda demokrasi, ‘demokrasiye inanmayan’ları da bünyesinde barındırmak zorunda kalır...” 😤 İyi de, bütün bunlardan aydınlara, entelektüellere, okumuşlara ne? Fikirlerin, sistemlerin köhnemesi sadece onların sorunu değil ki! Demokrasi sırf onlara mı lazım? #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #aynıhikaye Müzik: Los Golpes, Olvidarte Nunca

Selçuk Tepeli

27,423 просмотров • 1 месяц назад

Biri Nasrettin Hoca’ya iki çocuğu ile birlikte gitmiş. “Hocam, büyük çocuk bir şeyler bilir” demiş, “küçük çocuk ise hiçbir şey bilmez. Bunları kaça eğitirsin?” Hoca, “Büyük olan için bin kuruş, küçük için bir kuruş alırım” demiş. Bunun üzerine köylü şaşkın bir şekilde sormuş: “Hocam sen karıştırdın galiba, büyük çocuk bir şeyler biliyor dedim, ama sen ondan daha fazla para istiyorsun!” Hoca yanıt vermiş: “Evladım, büyük çocuğun işi daha uzun. Ona önce bildiklerini unutturmamız lazım...” 🧐 Doğru bildiğimizi sandığımız ama öyle olmayan ne çok şey var, bir bilseniz! Zaten durum bu olmasa, bu halde olmazdık değil mi? Geçmişte nöbetleşe yoksulluk vardı, şimdi yoksulluk müebbet gibi... Peki bizi buna kim mahkûm etti? Kararları kimler veriyor, malum. Ama o kadar mı? Size can sıkıcı bir şey söyleleyim: Sosyolojinin babalarından Emile Durkheim’e göre, çektiğimiz acıların bir bölümü, bir toplumda yaşamanın bedeli. Birlikte yaşamaya karar verince, detaylı bir sözleşmeye imza atar gibiyiz. Hizmetler, standartlar, sorumluluklar... Her şey önünde sonunda herkesi etkiliyor, bir şekilde bağlıyor. Herkesin her şeye dair az çok sorumluluğu oluyor. Yoksa siz hiç kusurunuz olmadığını düşünürken, yanlışlarına öfkelendiğiniz bir siyasetçi şunu diyebiliyor: “Ya beni niye eleştiriyorsunuz, südüm ne ki yoğurdum ne ola!” Sanırım vaktiyle eski bakanlardan, ANAP’lı Ekrem Pakdemirli söylemişti. 🙃 Arada bir, nerede yanlış yaptık, diye düşünmekten zarar gelmez. Elbette şimdiki zamanı ve yarını pişmanlıklara kurban etmeyin. Ama bir an söz sizde olduğunda hakkını vermek için biraz muhasebe iyidir. Mesela Tolstoy, İnsan Ne İle Yaşar kitabında “Önemli olan bir tek zaman dilimi vardır; o da şu andır” diyerek, karar verebileceğimiz tek zamanın, elimizdeki an (şimdi) olduğunu vurgulamış. Romancı, senarist, oyuncu Jean-Claude Carrière de “Şimdiki zaman nereye gitti? Yaşamakta olduğumuz ama sayısız komplocunun elimizden kapmaya yeltendiği o harikulade an” diye sormuş zamanında. Geçmişin pişmanlıklarına, geleceğin kaygılarına ve başkalarına kaptırmayın onu! Bunun yolu da o anın sorumluluğunu bilmektir. #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #neoldu Müzik: Erdal Erzincan, Topal Oyun Havası
2:10

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Biri Nasrettin Hoca’ya iki çocuğu ile birlikte gitmiş. “Hocam, büyük çocuk bir şeyler bilir” demiş, “küçük çocuk ise hiçbir şey bilmez. Bunları kaça eğitirsin?” Hoca, “Büyük olan için bin kuruş, küçük için bir kuruş alırım” demiş. Bunun üzerine köylü şaşkın bir şekilde sormuş: “Hocam sen karıştırdın galiba, büyük çocuk bir şeyler biliyor dedim, ama sen ondan daha fazla para istiyorsun!” Hoca yanıt vermiş: “Evladım, büyük çocuğun işi daha uzun. Ona önce bildiklerini unutturmamız lazım...” 🧐 Doğru bildiğimizi sandığımız ama öyle olmayan ne çok şey var, bir bilseniz! Zaten durum bu olmasa, bu halde olmazdık değil mi? Geçmişte nöbetleşe yoksulluk vardı, şimdi yoksulluk müebbet gibi... Peki bizi buna kim mahkûm etti? Kararları kimler veriyor, malum. Ama o kadar mı? Size can sıkıcı bir şey söyleleyim: Sosyolojinin babalarından Emile Durkheim’e göre, çektiğimiz acıların bir bölümü, bir toplumda yaşamanın bedeli. Birlikte yaşamaya karar verince, detaylı bir sözleşmeye imza atar gibiyiz. Hizmetler, standartlar, sorumluluklar... Her şey önünde sonunda herkesi etkiliyor, bir şekilde bağlıyor. Herkesin her şeye dair az çok sorumluluğu oluyor. Yoksa siz hiç kusurunuz olmadığını düşünürken, yanlışlarına öfkelendiğiniz bir siyasetçi şunu diyebiliyor: “Ya beni niye eleştiriyorsunuz, südüm ne ki yoğurdum ne ola!” Sanırım vaktiyle eski bakanlardan, ANAP’lı Ekrem Pakdemirli söylemişti. 🙃 Arada bir, nerede yanlış yaptık, diye düşünmekten zarar gelmez. Elbette şimdiki zamanı ve yarını pişmanlıklara kurban etmeyin. Ama bir an söz sizde olduğunda hakkını vermek için biraz muhasebe iyidir. Mesela Tolstoy, İnsan Ne İle Yaşar kitabında “Önemli olan bir tek zaman dilimi vardır; o da şu andır” diyerek, karar verebileceğimiz tek zamanın, elimizdeki an (şimdi) olduğunu vurgulamış. Romancı, senarist, oyuncu Jean-Claude Carrière de “Şimdiki zaman nereye gitti? Yaşamakta olduğumuz ama sayısız komplocunun elimizden kapmaya yeltendiği o harikulade an” diye sormuş zamanında. Geçmişin pişmanlıklarına, geleceğin kaygılarına ve başkalarına kaptırmayın onu! Bunun yolu da o anın sorumluluğunu bilmektir. #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #neoldu Müzik: Erdal Erzincan, Topal Oyun Havası

Selçuk Tepeli

27,901 просмотров • 1 месяц назад

Kusura bakmayın! Benim hayatım, sürekli tekrarlanan olaylara karşı sürekli yeni şeyler söyleyecek, sürekli yeni görseller üretecek kadar geniş değil. O nedenle bazen zaten yazdıklarımı tekrar yazıyorum, zaten söylediklerimi tekrar söylüyorum, aynı videoları ve fotoğrafları tekrar paylaşabiliyorum. Yeni bir şeyler mi arıyorsunuz? Kendinize bakmalısınız. Hemen sıkıldınız mı? O halde tabiata bakın… 🧐 Doğada ilham verici örnek bol: Örümcekler, kirli ve enerji yoğun maden eritme sürecine gerek duymadan, gram başına gücü çelikten beş kat daha fazla olan ipeği oda sıcaklığında üretiyor. Denizkulağı kabuklarının içindeki sedef tabaka, üretimi için muazzam büyüklükte kireç ocakları gerektiren endüstriyel seramiklerden iki kat daha güçlü. Köpek balıkları ve diğer deniz hayvanları denizlerde benzine ihtiyaç duymadan kayıp gidiyor. Kumaşlar, boyalar ve kozmetik ürünleri, kelebek kanatlarındaki renklerin yaradılışından ilham alan tekniklerle geliştiriliyor. Yeni bir kontrplak türü, formaldehit tabanlı bir yapışkan yerine mavi midyelerin kayalar üzerinde tutunmaya devam etmelerini sağlayan proteinleri taklit eden bir maddeyle üretiliyor. Beyaz karınca kümelerinin modelinden hareket eden mimar Mick Pearce, Arup Associates’ten mühendislerle birlikte çalışarak, Zimbabve’nin Harare şehrinde, dışarıdaki sıcaklık 3 ile 42 derece arasında değişse de içerideki sıcaklığı 31 dereceye sabitleyen orta yükseklikte bir bina inşa etti. Pearce’in tasarımı havalandırma gerektirmiyor ve aynı boyuttaki konvansiyonel bir binadan yüzde 90 daha az enerji harcıyor... İnsanlık, biyotaklit ürünlerle milyarlarca dolarlık değerler üretiyor. 🧐 Biz... Biz neyle uğraşıyoruz? Neredeyse sadece şu: İktidar ile gizli ya da açık yakın çevresinin, küçük farklarla tekrarlanan, doğayı ve oradaki değişimi bile dikkate almayan davranışları... Murathan Mungan, “Türkiye’de yaşamak, uzun zamandır her sabah aynı anda birçok cephede savaşmaya uyanmak anlamına geliyor” diyor. Madem öyle, Peyami Safa’nın şu cümlesini de tekrar etmekte sorun yok: “Sabırdan sonra söylenen söz ağır olur, söyletmeyin!” #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #olacakişmi Müzik: Royal Philharmonic Orchestra, Rhapsody In Blue
2:59

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Kusura bakmayın! Benim hayatım, sürekli tekrarlanan olaylara karşı sürekli yeni şeyler söyleyecek, sürekli yeni görseller üretecek kadar geniş değil. O nedenle bazen zaten yazdıklarımı tekrar yazıyorum, zaten söylediklerimi tekrar söylüyorum, aynı videoları ve fotoğrafları tekrar paylaşabiliyorum. Yeni bir şeyler mi arıyorsunuz? Kendinize bakmalısınız. Hemen sıkıldınız mı? O halde tabiata bakın… 🧐 Doğada ilham verici örnek bol: Örümcekler, kirli ve enerji yoğun maden eritme sürecine gerek duymadan, gram başına gücü çelikten beş kat daha fazla olan ipeği oda sıcaklığında üretiyor. Denizkulağı kabuklarının içindeki sedef tabaka, üretimi için muazzam büyüklükte kireç ocakları gerektiren endüstriyel seramiklerden iki kat daha güçlü. Köpek balıkları ve diğer deniz hayvanları denizlerde benzine ihtiyaç duymadan kayıp gidiyor. Kumaşlar, boyalar ve kozmetik ürünleri, kelebek kanatlarındaki renklerin yaradılışından ilham alan tekniklerle geliştiriliyor. Yeni bir kontrplak türü, formaldehit tabanlı bir yapışkan yerine mavi midyelerin kayalar üzerinde tutunmaya devam etmelerini sağlayan proteinleri taklit eden bir maddeyle üretiliyor. Beyaz karınca kümelerinin modelinden hareket eden mimar Mick Pearce, Arup Associates’ten mühendislerle birlikte çalışarak, Zimbabve’nin Harare şehrinde, dışarıdaki sıcaklık 3 ile 42 derece arasında değişse de içerideki sıcaklığı 31 dereceye sabitleyen orta yükseklikte bir bina inşa etti. Pearce’in tasarımı havalandırma gerektirmiyor ve aynı boyuttaki konvansiyonel bir binadan yüzde 90 daha az enerji harcıyor... İnsanlık, biyotaklit ürünlerle milyarlarca dolarlık değerler üretiyor. 🧐 Biz... Biz neyle uğraşıyoruz? Neredeyse sadece şu: İktidar ile gizli ya da açık yakın çevresinin, küçük farklarla tekrarlanan, doğayı ve oradaki değişimi bile dikkate almayan davranışları... Murathan Mungan, “Türkiye’de yaşamak, uzun zamandır her sabah aynı anda birçok cephede savaşmaya uyanmak anlamına geliyor” diyor. Madem öyle, Peyami Safa’nın şu cümlesini de tekrar etmekte sorun yok: “Sabırdan sonra söylenen söz ağır olur, söyletmeyin!” #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #olacakişmi Müzik: Royal Philharmonic Orchestra, Rhapsody In Blue

Selçuk Tepeli

22,805 просмотров • 26 дней назад

Benimki biraz, eeee, tanışıklı dövüş gibi bir şey! Medeni bir insan olmayı başaramadım. Köyden kente, yurttan dünyaya farklı yaşam biçimlerinin bümyemdeki tabiiliğini görenlerin şaşkın alaycılığına izin verdiğim için kimse beni suçlayamaz. Onlardan birini bünyemden çıkarmam mümkün değil, ama onlara tümden uyum sağlamak da imkânsız. Bu durumda ortaya bildik manada bir medeni portresi çıkmıyor. Tanınmış bir medeni portresi hiç çıkmıyor. O da bana göre değil. 🙃 İnsan pes etmeyi bilmeli. Aksi, küstahlık olur. Hem de hak edilmemiş bir küstahlık olur. Hak edilmiş küstahlık herhalde “bilmek”le ilgili. Yalnız bilgi manasında değil, muktedir olmak gibi; yani yapa-bilmek, başara-bilmek filan. Bende yok. Sahte bir nezakettense samimi bir küstahlığı yeğlerim. 🤨 Medeniyet nedir, derseniz... Eeee... Yedi kere sekiz elli altı. Eeee, tozlaşma, polen tanelerinin bir çiçeğin erkek anterinden dişi stigmaya aktarılması. Eeee... Tanınmaktan yürüsek, o da zor! Tanpınar’ın dünya edebiyatına armağanı Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde dediği gibi, “Şöhret bir afettir”. Ama büyük usta iyi niyetle şunu da ekler: “Vesile-i rahmettir de.” İnşallah. Acaba! Ama nasıl? Bir defa, özgürlüğün ilk şartı anonimliğin belirsizliği içinde kaybolma imkânıdır. Gerisi hikâye... Artık lekelenmiş “şöhret” (celebrity) kelimesini tarihçi Daniel Boorstin’e borçluyuz. Bu terimi yozlaşmayı incelediği “The Image” (1961) adlı çalışmasında tarif etmiş. “Şöhret” demiş Boorstin, “çok tanınmışlığıyla tanınan kişidir”. Çok saçma değil mi? Ama Boorstin bunları büyük bir kültürel değişimin yaşandığı, kitle medyasının ve saçmalık olduğunu düşündüğü şaşaanın yükseldiği bir dönemde yazmış. 🧐 Şimdiki duruma nasıl tanı koyacağız. Tanık olduğumuz acılar tanıdık da olsa çok can yakıcı. Düşünce gücüyle olduğu gibi tanınma gücüyle kendini acıdan uzak tutabilen de var mı? “Evet” diyeni tanımam, ona göre! Plasebo etkisidir o. Vücut söz konusu olduğunda, plasebo bir akide şekeri, düzmece bir tedavi ya da bir etkisiz elemandan başka şey değil. Tanınmak da öyle. Ama gelin bunu bir de tanıdıklara, tanıyanlara ve tanınanlara anlatmayı deneyin! #NOWAnaHaber 19.00’da Etiket #öylemideğilmi Müzik: Bouga, Belsunce Breakdown
1:37

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Benimki biraz, eeee, tanışıklı dövüş gibi bir şey! Medeni bir insan olmayı başaramadım. Köyden kente, yurttan dünyaya farklı yaşam biçimlerinin bümyemdeki tabiiliğini görenlerin şaşkın alaycılığına izin verdiğim için kimse beni suçlayamaz. Onlardan birini bünyemden çıkarmam mümkün değil, ama onlara tümden uyum sağlamak da imkânsız. Bu durumda ortaya bildik manada bir medeni portresi çıkmıyor. Tanınmış bir medeni portresi hiç çıkmıyor. O da bana göre değil. 🙃 İnsan pes etmeyi bilmeli. Aksi, küstahlık olur. Hem de hak edilmemiş bir küstahlık olur. Hak edilmiş küstahlık herhalde “bilmek”le ilgili. Yalnız bilgi manasında değil, muktedir olmak gibi; yani yapa-bilmek, başara-bilmek filan. Bende yok. Sahte bir nezakettense samimi bir küstahlığı yeğlerim. 🤨 Medeniyet nedir, derseniz... Eeee... Yedi kere sekiz elli altı. Eeee, tozlaşma, polen tanelerinin bir çiçeğin erkek anterinden dişi stigmaya aktarılması. Eeee... Tanınmaktan yürüsek, o da zor! Tanpınar’ın dünya edebiyatına armağanı Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde dediği gibi, “Şöhret bir afettir”. Ama büyük usta iyi niyetle şunu da ekler: “Vesile-i rahmettir de.” İnşallah. Acaba! Ama nasıl? Bir defa, özgürlüğün ilk şartı anonimliğin belirsizliği içinde kaybolma imkânıdır. Gerisi hikâye... Artık lekelenmiş “şöhret” (celebrity) kelimesini tarihçi Daniel Boorstin’e borçluyuz. Bu terimi yozlaşmayı incelediği “The Image” (1961) adlı çalışmasında tarif etmiş. “Şöhret” demiş Boorstin, “çok tanınmışlığıyla tanınan kişidir”. Çok saçma değil mi? Ama Boorstin bunları büyük bir kültürel değişimin yaşandığı, kitle medyasının ve saçmalık olduğunu düşündüğü şaşaanın yükseldiği bir dönemde yazmış. 🧐 Şimdiki duruma nasıl tanı koyacağız. Tanık olduğumuz acılar tanıdık da olsa çok can yakıcı. Düşünce gücüyle olduğu gibi tanınma gücüyle kendini acıdan uzak tutabilen de var mı? “Evet” diyeni tanımam, ona göre! Plasebo etkisidir o. Vücut söz konusu olduğunda, plasebo bir akide şekeri, düzmece bir tedavi ya da bir etkisiz elemandan başka şey değil. Tanınmak da öyle. Ama gelin bunu bir de tanıdıklara, tanıyanlara ve tanınanlara anlatmayı deneyin! #NOWAnaHaber 19.00’da Etiket #öylemideğilmi Müzik: Bouga, Belsunce Breakdown

Selçuk Tepeli

44,139 просмотров • 2 месяцев назад

Ahlak mı? G. Afrika’nın Cango mağaralarında, 2 Ocak 2007’de şişman bir kadın mağaranın tek çıkışında sıkışınca, arkasındaki 22 turisti tutsak bıraktı. Sıkıştığı oyuğun etrafını kazarak kadını çıkarmak mümkün olmayınca, geriye korkunç bir ahlaki ikilem kalıyordu: Ya kadının hayatına son verilecek ve 22 kişi kurtarılacaktı ya da kadınla birlikte diğerleri de ölecekti. Bu bir ikilem, çünkü bizi birçok kişiyi kurtarmak ile bunun için birisinin hayatını feda etmek arasında tercihe zorluyor. Siz ne yapardınız? 🧐 Harvard Üniversitesi’nde psikoloji ve evrimsel insan biyolojisi profesörü (ve “Moral Minds” (ahlaki zihin) kitabının yazarı Prof. Marc D. Hauser’a göre, bilimsel çalışmalar, bu tür ikilemler karşısında doğuştan gelen, evrensel, temel ahlaki ilkeler olduğunu öne sürüyor. Bu ilkeler hızlı, sezgisel ve tüm dünyada geçerli olacak biçimde neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermeyi sağlıyor. 🥺 Harvard Üniversitesi’nin web sitesinden ulaşabileceğiniz bir ahlak testinin (Moral Sense Test - uygulandığı bir deneyde olduğunuzu düşünün. Şu tür ikilemlerle karşılaşacaksınız: Teknedeki birinin düşüp boğulacağını bile bile, boğulan beş kişiyi kurtarmak için teknenizi daha hızlı sürer miydiniz? İlaçlarını almazsa hayatını kaybedecek ölümcül bir hasta var. Ama bu hasta öldüğünde, organları üç kişinin yaşamını kurtarabilir. Bu durumda diğerlerini yaşatmak için hastayı ilaçlardan mahrum bırakır mıydınız? Düşman askerlerinin bebeğinizle birlikte sizi ve yanınızdaki sekiz kişiyi bulup öldürmelerini önlemek için ciyak ciyak ağlayan bebeğinizi boğar mıydınız? 🥺 Hepsi ahlaki olarak ikilem yaratan olaylar. Dikkat çeken şey, ateistler ve dindarlar da dahil, farklı geçmişe sahip insanların aynı şekilde yanıt vermesi. 🙃 Baştaki gerçek olayda, ahlak testini çözen diğer kişiler gibiyseniz, kadını öldürmenin akla yatkın olduğunu söylerdiniz. Ama çok şükür orada, ehil olduğu için şartları zorlayan insanlar vardı. Kadın 10 saat sonra parafin kullanılarak kurtarıldı, elbette diğerleri de. Arkası yarın! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #neiçin Müzik: Gil Scott-Heron, The Revolution Will Not Be Televised
1:35

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Ahlak mı? G. Afrika’nın Cango mağaralarında, 2 Ocak 2007’de şişman bir kadın mağaranın tek çıkışında sıkışınca, arkasındaki 22 turisti tutsak bıraktı. Sıkıştığı oyuğun etrafını kazarak kadını çıkarmak mümkün olmayınca, geriye korkunç bir ahlaki ikilem kalıyordu: Ya kadının hayatına son verilecek ve 22 kişi kurtarılacaktı ya da kadınla birlikte diğerleri de ölecekti. Bu bir ikilem, çünkü bizi birçok kişiyi kurtarmak ile bunun için birisinin hayatını feda etmek arasında tercihe zorluyor. Siz ne yapardınız? 🧐 Harvard Üniversitesi’nde psikoloji ve evrimsel insan biyolojisi profesörü (ve “Moral Minds” (ahlaki zihin) kitabının yazarı Prof. Marc D. Hauser’a göre, bilimsel çalışmalar, bu tür ikilemler karşısında doğuştan gelen, evrensel, temel ahlaki ilkeler olduğunu öne sürüyor. Bu ilkeler hızlı, sezgisel ve tüm dünyada geçerli olacak biçimde neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermeyi sağlıyor. 🥺 Harvard Üniversitesi’nin web sitesinden ulaşabileceğiniz bir ahlak testinin (Moral Sense Test - uygulandığı bir deneyde olduğunuzu düşünün. Şu tür ikilemlerle karşılaşacaksınız: Teknedeki birinin düşüp boğulacağını bile bile, boğulan beş kişiyi kurtarmak için teknenizi daha hızlı sürer miydiniz? İlaçlarını almazsa hayatını kaybedecek ölümcül bir hasta var. Ama bu hasta öldüğünde, organları üç kişinin yaşamını kurtarabilir. Bu durumda diğerlerini yaşatmak için hastayı ilaçlardan mahrum bırakır mıydınız? Düşman askerlerinin bebeğinizle birlikte sizi ve yanınızdaki sekiz kişiyi bulup öldürmelerini önlemek için ciyak ciyak ağlayan bebeğinizi boğar mıydınız? 🥺 Hepsi ahlaki olarak ikilem yaratan olaylar. Dikkat çeken şey, ateistler ve dindarlar da dahil, farklı geçmişe sahip insanların aynı şekilde yanıt vermesi. 🙃 Baştaki gerçek olayda, ahlak testini çözen diğer kişiler gibiyseniz, kadını öldürmenin akla yatkın olduğunu söylerdiniz. Ama çok şükür orada, ehil olduğu için şartları zorlayan insanlar vardı. Kadın 10 saat sonra parafin kullanılarak kurtarıldı, elbette diğerleri de. Arkası yarın! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #neiçin Müzik: Gil Scott-Heron, The Revolution Will Not Be Televised

Selçuk Tepeli

51,178 просмотров • 2 месяцев назад

Komiklik yapmaya çalışmaktan daha az komik bir şey olamaz. Söylediklerimin, konu ne kadar ciddi olursa olsun, insanları tebessüm ettirmesini isterim. Gerçekler şekersiz içilemeyecek kadar acıdır; hele söz konusu bizsek... Artık aklıma komik bir şey gelmiyor. Her şey eskisi gibi görünse de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Hiç komik değil! 🙃 Yine de “biz”den ümitliyim. Dünya altüst oldu. Tabii Türk değilseniz! Zaten Türkseniz, sisteme dair derin şüpheleri uzun zamandır içinizde barındırıyor olmanız gerekir. Siyasette, toplumsal hareketlerde lider konumda olanlar bunu aklından çıkarmamalı. Biz, bu gibi süreçlerde gergin, çaresiz, bilgisiz, tepkisiz ve heyecanlıyızdır. Soğukkanlı olanlar, gerçek bir lider olduğunu gösterebilir. Dünyadan farklı olarak, sonradan buna devlet tecrübesi de denir. Nedense biz; düğünde, trafikte, pilavcıda, neredeyse, kendimizi devlet adamı gibi pozlamayı severiz. Bu fiyaka çoğunlukla boştur. Devletlere, insanlara, bunların hikâyesine dair pek az şey bilinir. 🤨 “Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire”i, Marx’ın en önemli eserlerinden. Siyaset bilimci Soli Özel, bir yazısında kitabı gayet net özetlemişti: Marx burada, Napoleon Bonaparte’ın yeğeni, müflis Louis Bonaparte’ın Fransa’da nasıl olup da bir anayasal darbeyle iktidarı ele geçirdiğini anlatır. Kitabın girişi bir klasiktir: “Hegel, büyük dünya-tarihsel vakıaların ve şahsiyetlerin sanki iki defa çıktığından bahsetmişti bir yerlerde. Şunu eklemeyi unutmuş: Bir seferinde trajedi olarak, öteki seferindeyse fars. İnsanlar tarihlerini kendileri yapar, ama onu serbestçe kendi seçtikleri parçaları bir araya getirerek değil, önlerinde buldukları, geçmişten devreden verili koşullarla yaparlar. Tüm göçüp gitmiş kuşakların oluşturduğu gelenek, yaşayanların beyinlerine kâbus gibi çöker. Kendilerini ve bir şeyleri altüst etmekle, şimdiye dek hiç olmamışı var etmekle uğraşıyor göründükleri esnada, endişe içinde geçmişten ruhları yardıma çağırır, onların adlarına, sloganlarına, kıyafetlerine sarılır, dünya tarihinin yeni sahnesinde bu eskilerde hürmet edilen kılıklara bürünür ve bu ödünç dille oynamaya çalışırlar.” #NOWAnaHaber 19.00’da. #bumudur Müzik: Monkyman, Lamento de Gaita
2:59

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Komiklik yapmaya çalışmaktan daha az komik bir şey olamaz. Söylediklerimin, konu ne kadar ciddi olursa olsun, insanları tebessüm ettirmesini isterim. Gerçekler şekersiz içilemeyecek kadar acıdır; hele söz konusu bizsek... Artık aklıma komik bir şey gelmiyor. Her şey eskisi gibi görünse de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Hiç komik değil! 🙃 Yine de “biz”den ümitliyim. Dünya altüst oldu. Tabii Türk değilseniz! Zaten Türkseniz, sisteme dair derin şüpheleri uzun zamandır içinizde barındırıyor olmanız gerekir. Siyasette, toplumsal hareketlerde lider konumda olanlar bunu aklından çıkarmamalı. Biz, bu gibi süreçlerde gergin, çaresiz, bilgisiz, tepkisiz ve heyecanlıyızdır. Soğukkanlı olanlar, gerçek bir lider olduğunu gösterebilir. Dünyadan farklı olarak, sonradan buna devlet tecrübesi de denir. Nedense biz; düğünde, trafikte, pilavcıda, neredeyse, kendimizi devlet adamı gibi pozlamayı severiz. Bu fiyaka çoğunlukla boştur. Devletlere, insanlara, bunların hikâyesine dair pek az şey bilinir. 🤨 “Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire”i, Marx’ın en önemli eserlerinden. Siyaset bilimci Soli Özel, bir yazısında kitabı gayet net özetlemişti: Marx burada, Napoleon Bonaparte’ın yeğeni, müflis Louis Bonaparte’ın Fransa’da nasıl olup da bir anayasal darbeyle iktidarı ele geçirdiğini anlatır. Kitabın girişi bir klasiktir: “Hegel, büyük dünya-tarihsel vakıaların ve şahsiyetlerin sanki iki defa çıktığından bahsetmişti bir yerlerde. Şunu eklemeyi unutmuş: Bir seferinde trajedi olarak, öteki seferindeyse fars. İnsanlar tarihlerini kendileri yapar, ama onu serbestçe kendi seçtikleri parçaları bir araya getirerek değil, önlerinde buldukları, geçmişten devreden verili koşullarla yaparlar. Tüm göçüp gitmiş kuşakların oluşturduğu gelenek, yaşayanların beyinlerine kâbus gibi çöker. Kendilerini ve bir şeyleri altüst etmekle, şimdiye dek hiç olmamışı var etmekle uğraşıyor göründükleri esnada, endişe içinde geçmişten ruhları yardıma çağırır, onların adlarına, sloganlarına, kıyafetlerine sarılır, dünya tarihinin yeni sahnesinde bu eskilerde hürmet edilen kılıklara bürünür ve bu ödünç dille oynamaya çalışırlar.” #NOWAnaHaber 19.00’da. #bumudur Müzik: Monkyman, Lamento de Gaita

Selçuk Tepeli

18,824 просмотров • 25 дней назад

Baştan şunu kabul edelim: Büyük sorunlarımız var ve epeydir ne yapıyorsak öyle çözemiyoruz bunları. Yani, zaman alıyor diye sıkılarak, sadece kendi açımızdan bakarak, bilmeden üstünkörü konuşarak, tartışma programlarında yarışarak, yokmuş gibi yaparak ve daha başka ne yapmaya alıştıysak öyle yaparak... Sorunlarımızın çoğunun birbiriyle bağlantısı var. Bu bağlantıların çoğunun da siyasetle ve onu oluşturan toplumsal şeylerle bağlantısı var. Ama oralarda ciddiye alınacak bir çözüm emaresi yok. 🧐 Akademik çalışmalara göre şiddetin kayıtlara geçmiş pek çok çeşidi olmasına karşın, değişmeyen şey, şiddetin şiddeti doğurması. Bu gibi sorunlar bizim ülkemize mahsus değil ama siyasi ve akademik açıdan bizdeki kadar sahipsiz de değil. Okuyan rahat etsin diye yabancılardan araştırma örneği vereceğim. Neden okuyan rahat etsin diye? İşte bu sorunlarımıza dair baş mesele: Genel olarak gerçekleri konuşmaya hazır olmadığımız aşikâr. 🧐 Mesela Amerika... Toplumsal kutuplaşma bir sır değil. Siyasi rekabetin bunu teşvik ettiği de... Bu hususta bir kitap, şiddette yaşanan artış ve düşüşlerin siyasetle ve iktidarlarla olan ilişkimizle izah edilebileceğini savunuyor. Ohio Devlet Üniversitesi’nde tarih ve kriminoloji dersleri veren Randolph Roth, American Homicide (Amerikan Cinayetleri) isimli kitabında, şiddetin tarihçesini karar vericilerle hissi alışverişimiz merceğinden değerlendiriyor. 🧐 Roth’a göre, suçu veya suçla mücadeleyi konu alan TV programlarına saplantı halindeki bağımlılığımızı, dijital oyunlarla ilgili sorunları falan bir kenara koysak bile, şiddet dolu hayatlar yaşıyoruz. Roth, “Bugün ABD’de doğan 200 çocuktan neredeyse biri cinayete kurban gidecek” iddiasında bulunuyor. Kitap aynı zamanda toplumun suça ilişkin benimsediği kabullerin büyük kısmını da altüst ediyor. Haberleri ara sıra takip edenler bile, Amerika’da işlenen cinayetlerdeki en yaygın gerekçeleri ezbere söyleyebilir... Biz de kendi ülkemiz açısından bir çırpıda sıralayabiliriz. Ama bunlar tek başına bizi bir yere ulaştırmaz. Bu konular buralara da sığmaz. Devamı yarın... #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #meselebüyük Müzik: Peyk & Yasin Soyöz, Derdini Bul
1:36

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Baştan şunu kabul edelim: Büyük sorunlarımız var ve epeydir ne yapıyorsak öyle çözemiyoruz bunları. Yani, zaman alıyor diye sıkılarak, sadece kendi açımızdan bakarak, bilmeden üstünkörü konuşarak, tartışma programlarında yarışarak, yokmuş gibi yaparak ve daha başka ne yapmaya alıştıysak öyle yaparak... Sorunlarımızın çoğunun birbiriyle bağlantısı var. Bu bağlantıların çoğunun da siyasetle ve onu oluşturan toplumsal şeylerle bağlantısı var. Ama oralarda ciddiye alınacak bir çözüm emaresi yok. 🧐 Akademik çalışmalara göre şiddetin kayıtlara geçmiş pek çok çeşidi olmasına karşın, değişmeyen şey, şiddetin şiddeti doğurması. Bu gibi sorunlar bizim ülkemize mahsus değil ama siyasi ve akademik açıdan bizdeki kadar sahipsiz de değil. Okuyan rahat etsin diye yabancılardan araştırma örneği vereceğim. Neden okuyan rahat etsin diye? İşte bu sorunlarımıza dair baş mesele: Genel olarak gerçekleri konuşmaya hazır olmadığımız aşikâr. 🧐 Mesela Amerika... Toplumsal kutuplaşma bir sır değil. Siyasi rekabetin bunu teşvik ettiği de... Bu hususta bir kitap, şiddette yaşanan artış ve düşüşlerin siyasetle ve iktidarlarla olan ilişkimizle izah edilebileceğini savunuyor. Ohio Devlet Üniversitesi’nde tarih ve kriminoloji dersleri veren Randolph Roth, American Homicide (Amerikan Cinayetleri) isimli kitabında, şiddetin tarihçesini karar vericilerle hissi alışverişimiz merceğinden değerlendiriyor. 🧐 Roth’a göre, suçu veya suçla mücadeleyi konu alan TV programlarına saplantı halindeki bağımlılığımızı, dijital oyunlarla ilgili sorunları falan bir kenara koysak bile, şiddet dolu hayatlar yaşıyoruz. Roth, “Bugün ABD’de doğan 200 çocuktan neredeyse biri cinayete kurban gidecek” iddiasında bulunuyor. Kitap aynı zamanda toplumun suça ilişkin benimsediği kabullerin büyük kısmını da altüst ediyor. Haberleri ara sıra takip edenler bile, Amerika’da işlenen cinayetlerdeki en yaygın gerekçeleri ezbere söyleyebilir... Biz de kendi ülkemiz açısından bir çırpıda sıralayabiliriz. Ama bunlar tek başına bizi bir yere ulaştırmaz. Bu konular buralara da sığmaz. Devamı yarın... #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #meselebüyük Müzik: Peyk & Yasin Soyöz, Derdini Bul

Selçuk Tepeli

41,051 просмотров • 2 месяцев назад

Detoks, diyet, arınma niyetine biraz da sanattan konuşalım. Hakikat yüzünden ölmeyelim diye var sanat ya... Sanırım bu Nietzsche’nin sözüydü. Ben pek Nietzsche’ci değilim. İsmindeki sessiz harfleri aşıp felsefesine ulaşamıyorum diyeyim. Ama söz fiyakalı. Ve hakikat şu: Dünden bugüne hemen hiçbir şey değişmedi ama yine de her şey başka türlü görünüyor. Bu da Sartre’dı galiba. İşte bunun gibi tuhaf durumları en güzel sanat açıklıyor. Çağdaş sanatın da bazen böyle faydası oluyor. Zaten bütün faydasızların muhakkak bir faydası olur. 🌺🌾💐🌹🌻 Çağdaş sanatı anlamak kolay değil tabii. Mesela neyin eser neyin tuğla, çöp yahut ne bileyim köftelik kıyma olduğunu nasıl anlayacaksınız. Ki ben birkaç ay önce itiraf etmiştim hatırlarsanız. Eski bir bienalde bir eseri neredeyse yiyecektim. Anlamadım, ikram sandım, tam ısırırken görevli bir kadıncağız saçları elektrik çarpmış gibi dik koşarak geldi. “Ne yaptınız beyefendi?” Ne yaptım? “Eseri yediniz!” Tam yedim denemezdi, ama olan olmuştu... Teselli için “eser, sanatçı ve sanatsever arası etkileşim” filan diye bir fikre sarıldım, bir süre öyle zırvaladım. Üzerinden yıllar geçti, bu arada sanatla ilgili epey şey öğrendim. Ama sanatçının olayı bilmediğimiz şeyi aramak olduğu için, bir şeyler öğrenmek yetmiyor. 🌾🌺💐🌻🌹 Örneğin bir tuğla, ne zaman sanat ne zaman tuğla? Mesela yapı markette duran birkaç tuğla gerçek işlevinden farklı bir mana üretemez. Zira fayda işlevini yerine getirir. Tuğla tuğladır. Halbuki bir sanat galerisinde, bir bienalde, bir sergide tuğlanın pratik faydası inkâr edilir, normal kullanımından uzaklaştırılıp farklı bir yere konur. Orada bir metafora dönüşür. Tuğla orada tuğla değildir; dokudur, renktir, hatıradır, eleştiridir... Sanat eleştirmeni Gregory Jusdanis konuyu güzel açıklamış: Sanat değişiklik yapma zanaatıdır. Sonsuz büyüklükteki benzetme potansiyeli sayesinde olanaksız olanı, kavranamaz olanı hayal eder. 🌻🌺🌾🌹💐 İKSV çalışıp duruyor, festivaller art arda geliyor. Arter, Dolapdere’de. İstanbul Modern, Karaköy’de. Sergiler, eserler eşsiz, şuracıkta... Yakalayın sanatı! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #banaöylegeliyorki
1:04

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Detoks, diyet, arınma niyetine biraz da sanattan konuşalım. Hakikat yüzünden ölmeyelim diye var sanat ya... Sanırım bu Nietzsche’nin sözüydü. Ben pek Nietzsche’ci değilim. İsmindeki sessiz harfleri aşıp felsefesine ulaşamıyorum diyeyim. Ama söz fiyakalı. Ve hakikat şu: Dünden bugüne hemen hiçbir şey değişmedi ama yine de her şey başka türlü görünüyor. Bu da Sartre’dı galiba. İşte bunun gibi tuhaf durumları en güzel sanat açıklıyor. Çağdaş sanatın da bazen böyle faydası oluyor. Zaten bütün faydasızların muhakkak bir faydası olur. 🌺🌾💐🌹🌻 Çağdaş sanatı anlamak kolay değil tabii. Mesela neyin eser neyin tuğla, çöp yahut ne bileyim köftelik kıyma olduğunu nasıl anlayacaksınız. Ki ben birkaç ay önce itiraf etmiştim hatırlarsanız. Eski bir bienalde bir eseri neredeyse yiyecektim. Anlamadım, ikram sandım, tam ısırırken görevli bir kadıncağız saçları elektrik çarpmış gibi dik koşarak geldi. “Ne yaptınız beyefendi?” Ne yaptım? “Eseri yediniz!” Tam yedim denemezdi, ama olan olmuştu... Teselli için “eser, sanatçı ve sanatsever arası etkileşim” filan diye bir fikre sarıldım, bir süre öyle zırvaladım. Üzerinden yıllar geçti, bu arada sanatla ilgili epey şey öğrendim. Ama sanatçının olayı bilmediğimiz şeyi aramak olduğu için, bir şeyler öğrenmek yetmiyor. 🌾🌺💐🌻🌹 Örneğin bir tuğla, ne zaman sanat ne zaman tuğla? Mesela yapı markette duran birkaç tuğla gerçek işlevinden farklı bir mana üretemez. Zira fayda işlevini yerine getirir. Tuğla tuğladır. Halbuki bir sanat galerisinde, bir bienalde, bir sergide tuğlanın pratik faydası inkâr edilir, normal kullanımından uzaklaştırılıp farklı bir yere konur. Orada bir metafora dönüşür. Tuğla orada tuğla değildir; dokudur, renktir, hatıradır, eleştiridir... Sanat eleştirmeni Gregory Jusdanis konuyu güzel açıklamış: Sanat değişiklik yapma zanaatıdır. Sonsuz büyüklükteki benzetme potansiyeli sayesinde olanaksız olanı, kavranamaz olanı hayal eder. 🌻🌺🌾🌹💐 İKSV çalışıp duruyor, festivaller art arda geliyor. Arter, Dolapdere’de. İstanbul Modern, Karaköy’de. Sergiler, eserler eşsiz, şuracıkta... Yakalayın sanatı! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #banaöylegeliyorki

Selçuk Tepeli

12,147 просмотров • 15 дней назад

Süleyman Demirel şöyle derdi: “Neyin ne olduğu olduktan sonra belli olur.” Sokaklarda asık suratlı erkekler ve kadınlar dolaşıyor. Bu manzara John Steinbeck’in Gazap Üzümleri’ndeki sahneleri akla getiriyor. 🤨 Bugünün buhranlarının en çok kaybedenleri yine olağan kaybedenler! Zaten ellerinde avuçlarında bir şeyleri olmayan işçiler, köylüler. Ve bir de orta sınıf. Düşmekte olan orta sınıfın tutunacağı pek bir dal yok. Bu manzarada en çok sorulan soruysa şu: Tamam da bu insanlar neden aynı insanlara oy vermeyi sürdürüyor? Şundan olabilir mi mesela: Kaybedecek fazla şeyleri olmadığı ve küresel mali sisteme zaten entegre olmadıkları için bu kesimler mali bir krizden dolayı mutat acılarından fazlasını çekmiyor. Yaşamları sıkıntı dolu olabilir. Ama acı gerçek şu ki onların hayatları hep sıkıntı içindeydi. Onlar adına kendilerine benzemeyenleri azarlayabilen siyasetçileri de hep sevdiler. Gerçekler genellikle eğlenceli değildir. O yüzden gerçekleri hazmedebilmek için sanatçılara ihtiyacımız var. 🧐 John Steinbeck, Gazap Üzümleri romanıyla 1939’da Pulitzer kazanmıştı. Fukaralık içindeki insanlığın dramını ve çelişkilerini en iyi anlatan yazarlardandı. 1929 Amerika’da Büyük Buhran başladığında, küçük toprak sahiplerinin bankalar ve tüccarlar tarafından aldatıldığı, insanların kuraklık, yoksulluk veya zorbalıkla evlerini terk ettiği sinir bozucu, kasvetli bir manzara vardı. İşte bu bedbaht insan manzarasının fotoğraflarını da James Agee’den hatırlayanlar vardır herhalde. Şimdi bizim halimizin fotoğraflarını çekecek ne bir Agee var ne de Ara Güler. Kendi işimizi kendimiz görüyoruz, bunalımlarla, buhranlarla selfie çekip duruyoruz. 😉 Sırf laf! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #çalışıyoruzama Müzik: Sebastian Tewinkel, Dieter Klöcker & South West German Chamber Orchestra, Pforzheim Clarinet Concerto No. 2 In B Flat Major: I. Allegro Vivace
2:59

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Süleyman Demirel şöyle derdi: “Neyin ne olduğu olduktan sonra belli olur.” Sokaklarda asık suratlı erkekler ve kadınlar dolaşıyor. Bu manzara John Steinbeck’in Gazap Üzümleri’ndeki sahneleri akla getiriyor. 🤨 Bugünün buhranlarının en çok kaybedenleri yine olağan kaybedenler! Zaten ellerinde avuçlarında bir şeyleri olmayan işçiler, köylüler. Ve bir de orta sınıf. Düşmekte olan orta sınıfın tutunacağı pek bir dal yok. Bu manzarada en çok sorulan soruysa şu: Tamam da bu insanlar neden aynı insanlara oy vermeyi sürdürüyor? Şundan olabilir mi mesela: Kaybedecek fazla şeyleri olmadığı ve küresel mali sisteme zaten entegre olmadıkları için bu kesimler mali bir krizden dolayı mutat acılarından fazlasını çekmiyor. Yaşamları sıkıntı dolu olabilir. Ama acı gerçek şu ki onların hayatları hep sıkıntı içindeydi. Onlar adına kendilerine benzemeyenleri azarlayabilen siyasetçileri de hep sevdiler. Gerçekler genellikle eğlenceli değildir. O yüzden gerçekleri hazmedebilmek için sanatçılara ihtiyacımız var. 🧐 John Steinbeck, Gazap Üzümleri romanıyla 1939’da Pulitzer kazanmıştı. Fukaralık içindeki insanlığın dramını ve çelişkilerini en iyi anlatan yazarlardandı. 1929 Amerika’da Büyük Buhran başladığında, küçük toprak sahiplerinin bankalar ve tüccarlar tarafından aldatıldığı, insanların kuraklık, yoksulluk veya zorbalıkla evlerini terk ettiği sinir bozucu, kasvetli bir manzara vardı. İşte bu bedbaht insan manzarasının fotoğraflarını da James Agee’den hatırlayanlar vardır herhalde. Şimdi bizim halimizin fotoğraflarını çekecek ne bir Agee var ne de Ara Güler. Kendi işimizi kendimiz görüyoruz, bunalımlarla, buhranlarla selfie çekip duruyoruz. 😉 Sırf laf! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #çalışıyoruzama Müzik: Sebastian Tewinkel, Dieter Klöcker & South West German Chamber Orchestra, Pforzheim Clarinet Concerto No. 2 In B Flat Major: I. Allegro Vivace

Selçuk Tepeli

31,937 просмотров • 1 месяц назад

Baştan söyleyeyim: Dünkü yazıya bakmadan bugünkü anlaşılmaz. Dünkü sorulara cevap veren pek çok kişi teknenin hızını arttırmanın kabul edilebilir olduğunu, ancak ölümcül hastanın ilaçlarını kesme konusunda şüphe duyduklarını söylüyor. Çoğu başlangıçta bir bebeği boğmayı aklından bile geçirmemiş; ama sonra, söz konusu durumda mümkün olabileceğini dile getiriyor. 🤨 Neden bu örnekler verilmiş? Birinci ve üçüncü durumda bir eylemin gerçekleştirilmesi, ikincide bir eylemin göz ardı edilmesi bekleniyor. Her üç durum; bir ölüm karşılığında üç, beş ya da dokuz canın kurtarılmasıyla sonuçlanıyor. Birinci ve ikincide kişi kötünün iyisini yapmayı tercih ederken, üçüncü durumda hangi yol seçilirse seçilsin sonuçta bebek ölüyor... 🧐 Çoğu insan, bu karara nasıl vardığı sorulunca hiçbir fikrinin olmadığını söylüyor; ama seçimlerinin doğruluğundan da kuşkuları yok. Yani, doğru ve yanlış yargılarımızın oluşması, duygularımızla bile çok ilgili olmayabilir. Belki de yanlışlar, insan doğasında bir yerden illa ki dönüyor. Yahut, bugünün yapay ahlakında yanlış hesap artık hiçbir yerden dönmüyor! Ahlak, kime ve neye göre sorusunu aşan, her kanaatin farklı ölçülerde de olsa karşıtıyla bir arada bulunduğu bir kolektif netice. Hem biraz doğuştan hem sonradan oluyor. En azından öyleydi. 🥺 Şimdilerde, daha önce karşılaşmadığımız bir durum başımıza gelmiş olabilir. Mesela, egemen kültüre karşı alt kültürler de sonucu dengeleyen unsurlar arasındaydı. Dick Hebdige’in dediği gibi, alt kültürler egemen kültürün kodlarını bozarak gündelik nesneleri ve sembolleri yeniden anlamlandırırdı. Ama Mark Fisher’ın “kapitalist gerçekçilik” kavramına bakılırsa, artık alt kültür bir karşı duruş alanı olmaktan uzaklaşıyor: Karşı çıktığı yapının dışında değil, onun çevrimiçi işlevsel parçalarından biri, malzemesi, mesela videosu, postu filan haline geliyor. Ne demiştik: “Daha küçük toplumlarda yüz yüze görüşmeler ve dostça dedikodular bize en azından nerede durduğumuzu ve neyin doğru olduğunu anlıyormuşuz izlenimi vermişti. Ama bugün çalışan şehirli kesim bütün bu bilgiyi dijital ekranlardan alıyor… Ve çoğu medya, biliyoruz ki, yanlış bilgilendiriyor...” #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #anlayana
1:18

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Baştan söyleyeyim: Dünkü yazıya bakmadan bugünkü anlaşılmaz. Dünkü sorulara cevap veren pek çok kişi teknenin hızını arttırmanın kabul edilebilir olduğunu, ancak ölümcül hastanın ilaçlarını kesme konusunda şüphe duyduklarını söylüyor. Çoğu başlangıçta bir bebeği boğmayı aklından bile geçirmemiş; ama sonra, söz konusu durumda mümkün olabileceğini dile getiriyor. 🤨 Neden bu örnekler verilmiş? Birinci ve üçüncü durumda bir eylemin gerçekleştirilmesi, ikincide bir eylemin göz ardı edilmesi bekleniyor. Her üç durum; bir ölüm karşılığında üç, beş ya da dokuz canın kurtarılmasıyla sonuçlanıyor. Birinci ve ikincide kişi kötünün iyisini yapmayı tercih ederken, üçüncü durumda hangi yol seçilirse seçilsin sonuçta bebek ölüyor... 🧐 Çoğu insan, bu karara nasıl vardığı sorulunca hiçbir fikrinin olmadığını söylüyor; ama seçimlerinin doğruluğundan da kuşkuları yok. Yani, doğru ve yanlış yargılarımızın oluşması, duygularımızla bile çok ilgili olmayabilir. Belki de yanlışlar, insan doğasında bir yerden illa ki dönüyor. Yahut, bugünün yapay ahlakında yanlış hesap artık hiçbir yerden dönmüyor! Ahlak, kime ve neye göre sorusunu aşan, her kanaatin farklı ölçülerde de olsa karşıtıyla bir arada bulunduğu bir kolektif netice. Hem biraz doğuştan hem sonradan oluyor. En azından öyleydi. 🥺 Şimdilerde, daha önce karşılaşmadığımız bir durum başımıza gelmiş olabilir. Mesela, egemen kültüre karşı alt kültürler de sonucu dengeleyen unsurlar arasındaydı. Dick Hebdige’in dediği gibi, alt kültürler egemen kültürün kodlarını bozarak gündelik nesneleri ve sembolleri yeniden anlamlandırırdı. Ama Mark Fisher’ın “kapitalist gerçekçilik” kavramına bakılırsa, artık alt kültür bir karşı duruş alanı olmaktan uzaklaşıyor: Karşı çıktığı yapının dışında değil, onun çevrimiçi işlevsel parçalarından biri, malzemesi, mesela videosu, postu filan haline geliyor. Ne demiştik: “Daha küçük toplumlarda yüz yüze görüşmeler ve dostça dedikodular bize en azından nerede durduğumuzu ve neyin doğru olduğunu anlıyormuşuz izlenimi vermişti. Ama bugün çalışan şehirli kesim bütün bu bilgiyi dijital ekranlardan alıyor… Ve çoğu medya, biliyoruz ki, yanlış bilgilendiriyor...” #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #anlayana

Selçuk Tepeli

42,676 просмотров • 2 месяцев назад

Bu hayattan kimse sağ kurtulamaz! Düşünmek lazım. Kendinize de çok yüklenmeyin! Bir hayat neye yeter ki? Eksikleri mi gidereceksin, yanlışları mı düzelteceksin, yeni şeyler mi başaracaksın? Şair Cahit Zarifoğlu demişti, “Bu dünyada işler hep yarım kalır” diye. Zaten “tamamla” baskısı, kapitalizmin bir dayatması. Tıpkı narsisizm gibi, hız gibi... 🧐 Kurulu bir düzene doğmuş; yahut torpilli mevkiler, sürekli övgüler ve içi boş akademik derecelerle dolu bir ortamda büyümüş olsam, belki ben de hiçbir şeye aldırış etmeyen bir hayata karşı koyamazdım. Jean Twenge ve W. Keith Campbell’ın kitapları “The Narcissism Epidemic”te (Narsisizm Salgını) belirttikleri gibi, “Ben Özelim” başlıklı konferanslar, kitaplar, egolardan başka şey büyütmedi. Aşırı egonun neden kötü bir şey olabileceğini bugünün insanlarının anlaması zor. Eski adı kibir olan çirkinliği bünyesinde taşıyanlar için, anlamak daha da zor. Bu haller saygısızlıktan korkunç olaylara sebebiyet vermeye kadar pek çok soruna yol açabiliyor. 😤 Meslektaşım Raina Kelley hatırlatmıştı; Külkedisi’nin orijinal sonunu hiç okudunuz mu? “Kötü üvey kardeşlerin gözleri güvercinler tarafından çıkarıldı; sonunda da dilenci oldular” diyordu Kelley, “işe yaradı da, yani çoğunlukla”... Nasıl yetiştirilirseniz yetiştirilin, eskiden narsisizmin, kibrin en iyi tedavisi hayattı. Eskilerin kültürü, kibri kontrol altında tuttu. Şimdi bu gibi feci şeyler teşvik ediliyor. Sorsan, rekabete dayalı acımasız dünyada narsisizme mecbur kaldıklarını filan söylerler. Evet, kendi saçmalıklarına inanmak da 21’inci Yüzyıl’ı tarif eden cümlelerden. Aman kimse mantrasından filan bahsetmesin (Mantra, Sanskritçe kutsal sözler), dün bütün gün tarlada çalıştım, hiç çekemem! 🤨 Yazar arkadaşım Malcolm Jones, “Benim gibi yavaş biriyseniz, 21 Haziran’da kutlanan Dünya Yavaşlık Günü’nü kaçırmışsınızdır” diye yazmıştı. Uyarısına kulak verip ben erkenden hatırlatayım. Elbette dijital teknoloji meselenin sadece bir kısmı. Her köşede karşımıza çıkan tekno-gurular ve makineler “Acele et” diye fısıldıyor. Bense, hız dendiğinde artık inadına yavaşlıyorum. Gına geldi! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #hertürlü Müzik: Tohru Aizawa Quartet, La Fiesta
3:00

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Bu hayattan kimse sağ kurtulamaz! Düşünmek lazım. Kendinize de çok yüklenmeyin! Bir hayat neye yeter ki? Eksikleri mi gidereceksin, yanlışları mı düzelteceksin, yeni şeyler mi başaracaksın? Şair Cahit Zarifoğlu demişti, “Bu dünyada işler hep yarım kalır” diye. Zaten “tamamla” baskısı, kapitalizmin bir dayatması. Tıpkı narsisizm gibi, hız gibi... 🧐 Kurulu bir düzene doğmuş; yahut torpilli mevkiler, sürekli övgüler ve içi boş akademik derecelerle dolu bir ortamda büyümüş olsam, belki ben de hiçbir şeye aldırış etmeyen bir hayata karşı koyamazdım. Jean Twenge ve W. Keith Campbell’ın kitapları “The Narcissism Epidemic”te (Narsisizm Salgını) belirttikleri gibi, “Ben Özelim” başlıklı konferanslar, kitaplar, egolardan başka şey büyütmedi. Aşırı egonun neden kötü bir şey olabileceğini bugünün insanlarının anlaması zor. Eski adı kibir olan çirkinliği bünyesinde taşıyanlar için, anlamak daha da zor. Bu haller saygısızlıktan korkunç olaylara sebebiyet vermeye kadar pek çok soruna yol açabiliyor. 😤 Meslektaşım Raina Kelley hatırlatmıştı; Külkedisi’nin orijinal sonunu hiç okudunuz mu? “Kötü üvey kardeşlerin gözleri güvercinler tarafından çıkarıldı; sonunda da dilenci oldular” diyordu Kelley, “işe yaradı da, yani çoğunlukla”... Nasıl yetiştirilirseniz yetiştirilin, eskiden narsisizmin, kibrin en iyi tedavisi hayattı. Eskilerin kültürü, kibri kontrol altında tuttu. Şimdi bu gibi feci şeyler teşvik ediliyor. Sorsan, rekabete dayalı acımasız dünyada narsisizme mecbur kaldıklarını filan söylerler. Evet, kendi saçmalıklarına inanmak da 21’inci Yüzyıl’ı tarif eden cümlelerden. Aman kimse mantrasından filan bahsetmesin (Mantra, Sanskritçe kutsal sözler), dün bütün gün tarlada çalıştım, hiç çekemem! 🤨 Yazar arkadaşım Malcolm Jones, “Benim gibi yavaş biriyseniz, 21 Haziran’da kutlanan Dünya Yavaşlık Günü’nü kaçırmışsınızdır” diye yazmıştı. Uyarısına kulak verip ben erkenden hatırlatayım. Elbette dijital teknoloji meselenin sadece bir kısmı. Her köşede karşımıza çıkan tekno-gurular ve makineler “Acele et” diye fısıldıyor. Bense, hız dendiğinde artık inadına yavaşlıyorum. Gına geldi! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #hertürlü Müzik: Tohru Aizawa Quartet, La Fiesta

Selçuk Tepeli

31,966 просмотров • 1 месяц назад

Rutin hayatımızın sönükleştirdiği duyularımıza ne vaat edebiliriz? İnsanlık bir anlam boşluğuna düşmüş haldeyken bizi ne avutabilir? Eskiden tanımlanmış pek çok kavramın içi boşaldı. İyilik, kötülük, mutluluk, gelecek filan artık tanıdık gelmiyor.. 🙃 Alman siyaset felsefecisi Hannah Arendt’in dediği gibi “iyi insan olmak dünyanın iyi olmasını sağlamayabiliyor”. İnsanın tabiatında iyimserlikle kötümserlik arasında öyle ince bir çizgi var ki! Mesela Peyami Safa (1899-1961) ölmeden önce boğazından kan geldiğinde “İşte bu fena” demişti; aynı durumda Alman düşünür Imanuel Kant (1724-1804) ise “İşte bu iyi”... Sonuç aynıysa hangisi iyimser, hangisi kötümserdi? 🤨 Çatışmaların, krizlerin, global sistemik risklerin sarsıcı etkilerinden bir azınlık dışında hepimiz nasibimizi alıyoruz. Bazı keyifler görkemli geçmişimizden anılar olarak kalıyor. Sık sık kendimizi zavallı hissettiğimiz oluyor. Memleketin bünyesi şu ara zaten hassas, bir de civarda başa bela şeyler yaşanıyor. Bebek öldüren bebekler bile gördüğümüz bir dünyada, yakın uzak fark etmeden, artık herkes her şeyden etkileniyor. Hâlâ eski insanlara benzeyen yanlarımız var mı? Sırtımızdaki yüke bir de onların gözünden bakalım... 🥺 Ferdinand Tönnies ile birlikte Alman Sosyolojisi’nin kurucularından biri, filozof ve eleştirmen Georg Simmel, Birinci Dünya Savaşı’ndan bir gözlemini şöyle anlatır: “Sırtlarında onlarca kilo ağırlıkla kilometrelerce yürüyen askerler yorgundu. Neden sonra komutanları bir yolun kenarında dinlenmelerine izin verdi. Ancak sırtından çantasını çıkaran yere yığılmaya başladı. Belki de onları ayakta tutan sırtlarındaki yüktü...” 🧐 Bu durumda giderek daha fazla insan gündemden kaçmaya çalışıyor, ama gündem de insanları tercih yapmaya giderek daha fazla zorluyor. Buna karşılık biz de, sadece olan biteni değil, ne anlama geldiğini de farklı açılardan aktarmaya çalışıyoruz. Sonunda kararı elbette siz veriyorsunuz. #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #bildiğin Müzik: The Moody Blues, Nights In White Satin
2:58

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

selcukktepeli's profile picture

Rutin hayatımızın sönükleştirdiği duyularımıza ne vaat edebiliriz? İnsanlık bir anlam boşluğuna düşmüş haldeyken bizi ne avutabilir? Eskiden tanımlanmış pek çok kavramın içi boşaldı. İyilik, kötülük, mutluluk, gelecek filan artık tanıdık gelmiyor.. 🙃 Alman siyaset felsefecisi Hannah Arendt’in dediği gibi “iyi insan olmak dünyanın iyi olmasını sağlamayabiliyor”. İnsanın tabiatında iyimserlikle kötümserlik arasında öyle ince bir çizgi var ki! Mesela Peyami Safa (1899-1961) ölmeden önce boğazından kan geldiğinde “İşte bu fena” demişti; aynı durumda Alman düşünür Imanuel Kant (1724-1804) ise “İşte bu iyi”... Sonuç aynıysa hangisi iyimser, hangisi kötümserdi? 🤨 Çatışmaların, krizlerin, global sistemik risklerin sarsıcı etkilerinden bir azınlık dışında hepimiz nasibimizi alıyoruz. Bazı keyifler görkemli geçmişimizden anılar olarak kalıyor. Sık sık kendimizi zavallı hissettiğimiz oluyor. Memleketin bünyesi şu ara zaten hassas, bir de civarda başa bela şeyler yaşanıyor. Bebek öldüren bebekler bile gördüğümüz bir dünyada, yakın uzak fark etmeden, artık herkes her şeyden etkileniyor. Hâlâ eski insanlara benzeyen yanlarımız var mı? Sırtımızdaki yüke bir de onların gözünden bakalım... 🥺 Ferdinand Tönnies ile birlikte Alman Sosyolojisi’nin kurucularından biri, filozof ve eleştirmen Georg Simmel, Birinci Dünya Savaşı’ndan bir gözlemini şöyle anlatır: “Sırtlarında onlarca kilo ağırlıkla kilometrelerce yürüyen askerler yorgundu. Neden sonra komutanları bir yolun kenarında dinlenmelerine izin verdi. Ancak sırtından çantasını çıkaran yere yığılmaya başladı. Belki de onları ayakta tutan sırtlarındaki yüktü...” 🧐 Bu durumda giderek daha fazla insan gündemden kaçmaya çalışıyor, ama gündem de insanları tercih yapmaya giderek daha fazla zorluyor. Buna karşılık biz de, sadece olan biteni değil, ne anlama geldiğini de farklı açılardan aktarmaya çalışıyoruz. Sonunda kararı elbette siz veriyorsunuz. #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #bildiğin Müzik: The Moody Blues, Nights In White Satin

Selçuk Tepeli

27,308 просмотров • 1 месяц назад