Tolga Şirin's banner
Tolga Şirin's profile picture

Tolga Şirin

@tolgashirin37,412 subscribers

Avukat, Profesör

Shorts

Biliyorsunuz Ayasofya, 1934'te Cumhurbaşkanı Atatürk ve bakanların imzalarıyla yayımlanan bir Bakanlar Kurulu kararnamesiyle müze yapılmıştı. Bu tasarrufun, Cumhuriyetin laikleşme sembolizminin yanı sıra, dinler arası gerilimi düşürmek, mekânın (bugünün ifadesiyle) "insanlığın ortak mirası" olarak sahiplenilmesini sağlamak, titizlikle koruma ve restorasyon ihtiyacını karşılamak gibi erekleri vardı. Bu tercihlere katılanlar olabilir, katılmayanlar olabilir. Niyetim bunu tartışmak değil. Bu tasarrufun üzerinden 86 yıl geçmişti. Buna rağmen bir dernek, bu bakanlar kurulu kararnamesine karşı dava açtı. Ortada daha önceden açılmış bir dava ve kesinleşmiş bir ret kararı olduğu için bu -prensip itibarıyla- mümkün değildi. Buna rağmen hukuk zorlandı, dava yeniden görüldü. Dahası, içtihadi açıdan da Padişahlık hukukunu Cumhuriyet hukukundan üstün gören son derece zorlama bir karar verildi. Pek sevilen ifadeyle "yargısal aktivizm" ve "yargı vesayeti" tedavüle girdi. Belli ki hükûmet, Atatürk'ün öncülüğündeki bir tasarrufu kendisi ortadan kaldırıp müşkül duruma düşmek istemedi; bu iş, yargıya havale edildi. Herhangi biri değil, CHP Genel Başkanının bu konuda en azından aktardığım tutarsızlıklara dikkat çekmesi, hiç olmazsa tarihsel bir şerh düşmesi gerekmez miydi? Kendisi, politik yönden bu konularda ve Cumhuriyet'in erken dönem mirasına dair hassaslığıyla tanınan biri değil. Ama insan, hukukun araçsallaştırılmasına dair bir kaç kelam etmez miydi? Meğer, taktik olarak değil, strateji itibarıyla etmezmiş.

Biliyorsunuz Ayasofya, 1934'te Cumhurbaşkanı Atatürk ve bakanların imzalarıyla yayımlanan bir Bakanlar Kurulu kararnamesiyle müze yapılmıştı. Bu tasarrufun, Cumhuriyetin laikleşme sembolizminin yanı sıra, dinler arası gerilimi düşürmek, mekânın (bugünün ifadesiyle) "insanlığın ortak mirası" olarak sahiplenilmesini sağlamak, titizlikle koruma ve restorasyon ihtiyacını karşılamak gibi erekleri vardı. Bu tercihlere katılanlar olabilir, katılmayanlar olabilir. Niyetim bunu tartışmak değil. Bu tasarrufun üzerinden 86 yıl geçmişti. Buna rağmen bir dernek, bu bakanlar kurulu kararnamesine karşı dava açtı. Ortada daha önceden açılmış bir dava ve kesinleşmiş bir ret kararı olduğu için bu -prensip itibarıyla- mümkün değildi. Buna rağmen hukuk zorlandı, dava yeniden görüldü. Dahası, içtihadi açıdan da Padişahlık hukukunu Cumhuriyet hukukundan üstün gören son derece zorlama bir karar verildi. Pek sevilen ifadeyle "yargısal aktivizm" ve "yargı vesayeti" tedavüle girdi. Belli ki hükûmet, Atatürk'ün öncülüğündeki bir tasarrufu kendisi ortadan kaldırıp müşkül duruma düşmek istemedi; bu iş, yargıya havale edildi. Herhangi biri değil, CHP Genel Başkanının bu konuda en azından aktardığım tutarsızlıklara dikkat çekmesi, hiç olmazsa tarihsel bir şerh düşmesi gerekmez miydi? Kendisi, politik yönden bu konularda ve Cumhuriyet'in erken dönem mirasına dair hassaslığıyla tanınan biri değil. Ama insan, hukukun araçsallaştırılmasına dair bir kaç kelam etmez miydi? Meğer, taktik olarak değil, strateji itibarıyla etmezmiş.

37,088 просмотров

Videos

tolgashirin's profile picture

Gezi Parkı eylemlerinin birden çok nedeni var. Çok yazıldı ve yıllarca da yazılacak. Yıldönümü vesilesiyle ben de hukuki bir konuyu hatırlatmak isterim: Eylemler başlamadan önce 6487 sayılı Kanun'u ve onun savunulma biçimini tartışıyorduk. Yeni kuşak bilmiyor ve bazılarımız güç hatırlıyor olabilir: Eskiden filmlerde, dizilerde vs. içki sahneleri sansürlenmezdi. Keza üniversitelerde içki içilebilir; hatta alkol ürünü satan şirketler, bahar festivallerine, konserlere vs. sponsor olurlardı. Tekel bayilerinde gece de satış yapılır, gündüzleri parklarda vs. içki içilebilirdi. Kanun, bu konularda yasak getirmek istiyordu. Muhalefet, bu kanun girişimine yüksek tonla tepki göstermişti. Bunun yaşam biçimine müdahale olduğunu ve dini saikle yasa konulamayacağını söylüyordu. R. Tayyip Erdoğan, 28 Mayıs 2013’teki TBMM'deki grup toplantısının büyük bir kısmını bu konuya ayırmıştı. Bu kanunu savunurken, “İki tane ayyaşın yaptığı yasa sizin için muteber oluyor da inancın emrettiği bir gerçek, vaka niçin sizler için reddedilmesi gereken bir olay haline geliyor?" ifadesini kullandı. Muhalefet bu sözdeki “iki ayyaş” ifadesiyle Atatürk ve İnönü’nün kastedildiğini ileri sürdü. Hükûmet bunu yalanlasa da, bu tartışma da hiç kuşkusuz Gezi'ye katılımı harladı. Anayasa Mahkemesi"Dava konusu kuralla, televizyonlarda yayınlanan dizi, film ve müzik kliplerinde alkollü içkileri özendirici görüntülere yer verilmesi yasaklanmaktadır. Kuralda öngörülen yasak, televizyon dışındaki diğer yayın araçlarını kapsamadığı gibi dizi, film ve müzik klipleri haricindeki televizyon programlarına da sirayet etmemektedir. Öte yandan kuralla getirilen yasak, herhangi bir alkollü içki içeren görüntüye yönelik olmayıp, alkolü özendirici nitelik taşıyan görüntülere ilişkindir." diyerek Kanun'u Anayasa'ya aykırı saymadı. Bu kanun bağlamında yaşadıklarımız, çok sayıda şeyin yanı sıra, gösterdi ki: - AYM'nin "yorumlu ret" gibi kararlarındaki yorumlarının esamesi bile okunmuyor. - Türkiye'de "alkol" tartışması yalnızca bir "alkol" tartışması değildir. - Atatürk konusundaki hassasiyet, tahmin edilenin çok ötesindedir.

Tolga Şirin

31,263 просмотров • 1 месяц назад

tolgashirin's profile picture

Notlara devam. O dönemin dikkat çeken üç anayasa hukuku tartışmasını ekleyelim: 1-) "İptal edilen seçime aynı adayların girmesi gerekmez mi?" tartışması. * Fadıl Akgündüz hakkındaki bir davada verilen (hatırladığım kadarıyla Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefetten verilen 2 yıl hapis), bu iki seçim arasında Yargıtay tarafından hızla onanmıştı. Mervan Gül ise adaylıktan istifa etmişti. Bu kişiler Siirt seçimine katılmadı. 2-) "Kişiye özel anayasa değişikliği yapılabilir mi?" tartışması * Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bu değişikliği, "öznel ve kişiye özel" yapıldığı, bunun ise hukuk devletine aykırı olduğu gerekçesiyle Resmî Gazete'de yayımlamayıp TBMM'ye iade etmişti. 3-) Milletvekili olamayan kişinin ismi, oy pusulasında "parti genel başkanı" olarak geçebilir mi? * Genç Parti ve İşçi Partisi, 3 Kasım 2002 seçiminde milletvekili adayı olmayan Recep Tayyip Erdoğan'ın o seçimdeki oy pusulalarında "genel başkan" sıfatıyla yer alamayacağını ileri sürerek seçimlerin iptalini istemişti. YSK bu talebi reddetmişti. *** 2003'te iptal üzerine gerçekleşen Siirt seçimi etrafında süren o tartışmaya dün toprağa verilen Yalçın Küçük'ün yorumu da arşivimde duruyor. (Bu programda Küçük, 28 Şubat sürecinde Refah Partisi'nin laikliğe karşı olduğu için düşürülmediğini, [1] devletin özel bankalara olan borç alışverişindeki manipülasyonu durdurmak istemesinin finans sermayesini, [2] Fadıl Akgündüz kanalıyla Malezya'dan otomobil getirtmek istemesinin otomobil sermayesini, [3] Almanya'dan bedelsiz ithalat getirtmesinin IMF çevresini rahatsız ettiğini, bu nedenle düşürüldüğünü ileri sürüyordu. Küçük'ün o dönemki tezi, ABD'nin BOP projesi uyarınca Türkiye'de mutlaka İslamcı bir iktidar istediği ve fakat bu çizginin sermayenin bir dediğini iki etmeyecek bir versiyonunun üretilmesini talep ettiği idi. Aşağıdaki seçimle ilgili sözleri bu minvaldedir.

Tolga Şirin

16,887 просмотров • 2 месяцев назад

Больше нет контента для загрузки