Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

💪 3. DEVRE programında yorumcularımız; Hikmet Karaman, Uğur Karakullukçu ve Onur Tuğrul; Galatasaray - Alanyaspor maçının Carvak Türkiye ile ‘En Güvenilir Oyuncusu’nu Dries Mertens olarak seçti.

13,688 просмотров • 2 лет назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

KAMUOYUNA VE BASIN MENSUPLARINA Sputnik Türkiye Ali Cağatay Sputnik Türkiye ekranlarında yayınlanan "Ali Çağatay ile Seyir Hali" programında, staj ve çıraklık dönemindeki sigorta mağduriyetini ve bu husustaki yargı kararlarını samimi ve yalın bir dille gündeme getiren Sayın Ali Çağatay’a, federasyonumuz ve milyonlarca mağdur adına teşekkürlerimizi borç biliriz. Sayın Çağatay’ın adaletin tecellisi adına münferit dava yollarına ve kanıt unsurlarına dikkat çekmesi oldukça kıymetlidir. Ancak, mesleki eğitim sistemimizin ve bu süreçteki emeğin boyutunun tam olarak anlaşılabilmesi adına, programda geçen "3 aylık yaz stajı" ifadesine hukuki ve fiili gerçekler doğrultusunda bir açıklık getirme ihtiyacı doğmuştur: 1. Stajyerlerimizin Emeği "3 Ayla" Sınırlı Değildir Meslek lisesi öğrencilerimiz, sadece yaz aylarında kısa süreli staj yapan öğrenciler değildir. Stajyerlerimiz, okul dönemi boyunca haftanın en az 3 günü, tam 8 ay boyunca bir fiil fabrikalarda, atölyelerde ve işletmelerde bir işçi gibi ter dökmektedir. 2. Çıraklıktaki Vahim Durum: 4 Yıl Kesintisiz Çalışma Çıraklık eğitim merkezlerinde eğitim gören kardeşlerimizin durumu ise çok daha büyük bir emeği ve vahim bir mağduriyeti barındırmaktadır. Çıraklar, 4 yıl boyunca kesintisiz olarak, haftanın 5 günü sanayide ve üretim hatlarında tam zamanlı çalışmışlardır. Bu süreç, geçici bir öğrenci stajı değil, doğrudan ülkenin üretimine omuz veren kesintisiz bir işçilik sürecidir. Federasyonumuzun Esas Duruşu: Yargıtay kararlarında bahsi geçen "fiili üretim ve kanıtlama" şartı, stajyer ve çıraklarımızın zaten yıllarca bizzat yaşadığı ve yaşattığı gerçektir. Bizler, işletmelerde çay içip vakit geçiren değil; tezgah başında, üretim bantlarında genç yaşta bu ülkenin ekonomisine katma değer sağlayan emekçileriz. Bu sebeple, mağduriyetimizin çözüm yolu münferit davalarla bireysel kanıtlar aramak değil, Anayasa'nın eşitlik ilkesi gereğince fiilen çalışılan bu dönemlerin (E-devlet tescil tarihinin) uzun vadeli sigorta başlangıcı olarak kabul edilmesini sağlayacak yasal düzenlemedir. Sayın Ali Çağatay’a mağduriyetimizin gür sesi olduğu için tekrar teşekkür ediyor, basınımızın tüm kıymetli temsilcilerini bu haklı ve büyük emeğin gerçek boyutlarını aktarmaya davet ediyoruz. Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyonu Tarih Yazacağız #StajyerÇırakUnutturmayacak

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

10,606 просмотров • 2 месяцев назад

Hiçbir zaman doğruları söylemekten çekinmedim. Her zaman doğru bildiğim neyse onu savundum. Bu durum en çok da TTB’yi rahatsız ediyor. Yaklaşık sekiz yılda hakkımda 40’ı aşkın soruşturma açtılar. Ne yaptım, adam mı öldürdüm de bu kadar soruşturma açıldı? Son olarak da pandemi döneminde aşılar aleyhinde konuştuğum için benim hakkımda meslekten men cezası istediler. TTB onur kurulu bu cezayı onayladı ve men cezası verdi. Bu da bize İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından 15 Kasım Cuma günü tebliğ edildi. Peki suçum ne? ‘’20 Mayıs 2021 tarihinde Beyaz TV’de yayınlanan ‘Her Açıdan’ programında aşılar ile ilgili açıklamamız nedeniyle pandemi koşullarında gerçek dışı bilgiler ile korku ve panik yaratmak ve hekimliğe yakışmayan davranışlar içinde olmak.’’ iddiası. Fitoterapi eğitimi almış olan bir tıp doktoru olarak aşı karşıtı değilim. Sadece henüz Faz 3 çalışmaları tamamlanmamış ve insanlar üzerinde uzun vadeli yan etkileri tespit edilmemiş COVID 19 aşılarının milyarlarca insana uygulanmasının yaratacağı tehlikelerden ve yan etkilerinden dolayı toplumu uyardım. Bir hekim olarak bu uyarıyı yapmak benim mesleki ve vicdani görevimdir. Biz iyiliği savunmaya devam edeceğiz. İyilik her zaman kazanır. Hiçbir zaman boynumuzu eğmeyeceğiz. Çünkü doğru yoldayız. Doğruyu yaptığımızı biliyoruz. Biz vicdanımıza hesap veriyoruz, TTB yönetimi siz kime hesap veriyorsunuz? 30 gün boyunca hekimlik yapamayacağım, hastalarıma bakamayacağım. Benim hastalarımın hemen hemen hepsi kanser, diyabet gibi kronik hastalıkları olan hastalar. Bu süreçte hastalarımız tedavi hakkından mahrum kalacaklar. Takdir Türk milletine aittir. Hukuka saygılıyız, gereğini yerine getireceğiz. Lütfen programı internette bulun ve izleyin. Programın tam kaydı web sitemde ve Youtube kanalımda bulunmaktadır. #drumitaktas İstanbul Tabip Odası Türk Tabipleri Birliği

Dr. Ümit Aktaş

733,236 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanlığı Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı, TSK İnsani Yardım Tugay Komutanlığında gerçekleştirildi. Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk tarafından düzenlenen basın toplantısında şu bilgiler paylaşıldı: TSK, EĞİTİM VE TATBİKATLARA ARALIKSIZ DEVAM EDİYOR İnsani yardım faaliyetleri ile afetlerle mücadelede arama kurtarma, sıhhi tahliye ve tedavi, enkaz kaldırma, yangın söndürme, geçici barınma tesislerinin kurulması ve işletilmesi hususlarında gerekli desteği vermekle görevli Türk Silahlı Kuvvetleri İnsani Yardım Tugayımızda düzenlediğimiz Millî Savunma Bakanlığı Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı’na hoş geldiniz. Bakanlığımızın tüm birlik ve kurumları; millî güvenliğimizi ve çıkarlarımızı güçlü şekilde muhafaza etmeye, bölgesel ve küresel güvenlik ile istikrara yönelik önemli ve belirleyici katkılar sunmaya devam etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda yürüttüğü tüm operasyonları ve görevlerinin yanı sıra; - Muharebe etkinliğini geliştirmek, - Etkinlik ve caydırıcılığını daha da artırmak, - Personelinin niteliklerini çağın şartlarına ve harbin değişen doğasına en uygun şekilde geliştirmek için tatbikat ve eğitim faaliyetlerine aralıksız devam etmektedir. Bu kapsamda; - Çok tehditli ortamda karar verme yeteneklerinin geliştirilmesi, müşterek çalışabilirlik usullerinin denenmesi amacıyla Karadeniz, Marmara, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de 6-17 Mayıs tarihleri arasında icra edilen DENİZKURDU-II Tatbikatı’nda; Deniz Kuvvetlerimizin yanı sıra Kara ve Hava Kuvvetlerimiz ile Sahil Güvenlik Komutanlığından müteşekkil toplam 120 gemi, 7 insansız deniz aracı (İDA) ve 85 hava aracı yer almaktadır. - Tatbikata ayrıca İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Türk Kızılayı da iştirak etmektedir. - Fiilî silah eğitimleri ve ATMACA ve SM-1 güdümlü mermi atışlarının (10 Mayıs) da icra edileceği DENİZKURDU-II Tatbikatı’nın Seçkin Gözlemci Günü faaliyetleri 15 Mayıs’ta Antalya’da gerçekleştirilecektir. Yine 5-16 Mayıs tarihleri arasında; - İzmir’de EFES-2025 Bilgisayar Destekli Komuta Yeri, - Ankara’da Türkiye-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Doğal Afetler Arama-Kurtarma, - Edirne’de Trakya-2025, - İstanbul’da Avrasya Barışı (Eurasian Peace) Tatbikatları düzenlenmekte, 21 Nisan-31 Mayıs dönem aralığında ise; - Birleşik Arap Emirlikleri’nde Desert Flag, - Yerinden katılım ile Steadfast Cobalt, - Gürcistan’da NATO-Gürcistan Krize Müdahale Harekâtı, - Almanya ve Birleşik Krallık’ta Formidable Shield, - İtalya’da Mediterranean Strike, - Yerinden katılım ile Locked Shields, - İspanya’da Spanish Minex Tatbikatlarına katılım sağlanmaktadır. Ayrıca; - Katar’da 9-16 Mayıs tarihleri arasında Katar Özel Kuvvet NATO Sertifikasyon, - Konya’da 12-23 Mayıs tarihleri arasında Uluslararası Anadolu Ankası, - Kayseri’de 12-30 Mayıs tarihleri arasında Erciyes Hava İndirme Tatbikatlarının icra edilmesi planlanmaktadır. 8-13 Mayıs tarihleri arasında Almanya Deniz Kuvvetleri unsuru PLANET gemisi tarafından İzmir’e liman ziyareti gerçekleştirilmektedir. NATO Daimî Deniz Görev Grubu-2 görevi kapsamında 13-16 Mayıs tarihleri arasında; - Arnavutluk Deniz Kuvvetlerine ait BUTRINTI tarafından İzmir’e, - TCG KEMALREİS gemimiz tarafından Barselona/İspanya’ya, - NATO Daimî Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2 görevi çerçevesinde ise; TCG YZB. GÜNGÖR DURMUŞ ve TCG AKÇAY gemilerimiz tarafından 17-18 Mayıs’ta Mallorca /İspanya’ya, - Fransa Deniz Kuvvetleri unsuru LA FAYETTE tarafından 14-18 Mayıs tarihleri arasında Antalya’ya liman ziyaretleri yapılması planlanmaktadır. 4-7 Mayıs tarihleri arasında “17’nci Langkawi Uluslararası Denizcilik, Havacılık ve Uzay Fuarı” kapsamında Karaçi/Pakistan’a liman ziyareti gerçekleştiren ve Malezya seyrine devam eden TCG BÜYÜKADA gemimiz 12-14 Mayıs tarihleri arasında Male/Maldivler’e liman ziyareti gerçekleştirecektir. NATO Müttefik Hava Komutanlığınca Artırılmış Teyakkuz Faaliyetleri bünyesinde yürütülmekte olan Esnek Caydırıcılık Seçenekleri kapsamında, 14 Mayıs’ta Romanya hava sahasında icra edilecek Mukabil Hava Harekâtı eğitimlerine 2 adet F-16 ve tanker uçağımız ile katılım sağlanması planlanmaktadır. NATO Uzay Mükemmeliyet Merkezi tarafından 28-30 Nisan tarihleri arasında Toulouse/Fransa’da düzenlenen “1’inci Uzay Konferansı”na Hava Kuvvetleri Uzay Komutanımız katılmıştır. Diğer yandan Mehteran Birlik Komutanlığımızca 15-19 Mayıs tarihleri arasında “42’nci Geleneksel New York Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali” kapsamında konser ve tören faaliyetleri icra edilecektir. KFOR KOMUTANLIĞI GÖREVİNİ EKİM 2025’TEN İTİBAREN YENİDEN ÜSTLENECEĞİZ Millî ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerini başarıyla sürdüren Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, uluslararası misyonlar ve ikili ilişkiler kapsamında da çalışmalarına devam etmektedir. Türkiye-Yunanistan Güven Artırıcı Önlemler 2025 Yılı Uygulama Planı kapsamında; - 9’uncu Hudut Tugay Komutanımız, Yunanistan 3’üncü Mekanize Piyade Tugay Komutanı’nı 6-7 Mayıs’ta ziyaret etmiş, - Yunanistan Millî Savunma Kolejinden bir heyet ise 6-9 Mayıs tarihleri arasında Millî Savunma Üniversitemize ziyaret gerçekleştirmektedir. Kosova Barış Gücü (KFOR) Komutanlığı görevini Ekim 2023-2024 döneminde başarıyla yerine getiren ülkemiz, Ekim 2025’ten itibaren yine bir yıl süreyle söz konusu görevi ikinci kez üstlenecektir. NATO ve Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği için, geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de önemli ve belirleyici katkılarda bulunan ülkemiz, komutasını devralacağı görevi daha önce olduğu gibi NATO ve Birleşmiş Milletler kararlarına uygun olarak, uluslararası sorumluluğun gerektirdiği tam bir tarafsızlık ve şeffaflık ile yerine getirecektir. Öte yandan, NATO’nun kritik öneme sahip “İş Birliği ile Güvenlik Direktörü” görevine, bir Türk generali seçilmiştir. Böylece, NATO tarihinde ilk defa ülkemiz, Brüksel’deki NATO Uluslararası Askerî Karargâhında direktör seviyesinde temsil edilecektir. Personelimizin bu kritik role seçilmesi, Türkiye’nin NATO’daki etkin rolünün ve ittifakın güvenlik ve istikrarına olan katkısının önemli bir göstergesidir. Ülkemiz, NATO’nun güçlü ve güvenilir bir müttefiki olarak, ittifakın barış ve güvenliğe olan katkılarını sürdürmeye devam edecektir. İSRAİL SALDIRILARIN TÜMÜNÜ DURDURMALI Saldırı ve katliamlarına devam eden, insani yardımların ulaştırılmasını engelleyen ve saldırılarını genişleterek Filistin halkını yerlerinden etmeye ve Gazze’de kalıcı olmaya çalışan İsrail’e karşı uluslararası toplumun sonuç alıcı adımlar atması ve Gazze’de yeniden ateşkes ilan edilmesi elzemdir. Lübnan’da ateşkes ihlallerini sürdüren, Lübnan ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik saldırı ve işgalleri ile bölgesel istikrara zarar veren İsrail’in; Lübnan’da ilan edilen ateşkese eksiksiz riayet etmesi ve Suriye’ye yönelik saldırılarını tümüyle durdurması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. SN. BAKANIMIZ, “TÜRKİYE-IRAK YÜKSEK DÜZEYLİ STRATEJİK İŞ BİRLİĞİ KONSEYİ TOPLANTISI”NA İŞTİRAK EDECEK - 2 Mayıs’ta beraberinde komuta kademesiyle TEKNOFEST 2025’e katılmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne giden Sayın Bakanımız, 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığında inceleme ve denetlemelerde bulunmuş, TEKNOFEST’e katılan Azerbaycan Savunma Bakan Yardımcısı’nı kabul etmiştir. - 3 Mayıs’ta TEKNOFEST dolayısıyla Lefkoşa’yı ziyaret eden Sayın Cumhurbaşkanımızı karşılayan Sayın Bakanımız; aynı gün Lefkoşa Büyükelçiliğimizi, Askerî Ataşeliğimizi ve festival alanını ziyaret ederek gençlerimizle bir araya gelmiştir. - 5 Mayıs’ta Sayın Genelkurmay Başkanımızın resmî davetlisi olarak Ankara’ya gelen Umman Genelkurmay Başkanı’nı kabul eden Sayın Bakanımız ardından Harita Genel Müdürlüğümüzün kuruluşunun 130’uncu yıl dönümü ve “Haritacılar Günü” dolayısıyla düzenlenen törene iştirak etmiş, - 6 Mayıs’ta resmî temaslarda bulunmak üzere gittiği Kamerun’da Yaounde Büyükelçiliğimiz ve Askerî Ataşeliğimize ziyaret gerçekleştirmiş, - 7 Mayıs’ta Kamerun Dış İlişkiler Bakanı ile “Türkiye-Kamerun Karma Ekonomik Komisyon 3’üncü Dönem Toplantısı”na başkanlık etmiş, müteakiben Kamerun Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Üyeleri ile bir araya gelmiş, ayrıca Kamerun Savunma Bakanı ile ikili savunma ve güvenlik konularında görüş alışverişinde bulunmuş, Kamerun Başbakanı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri ile görüşmüştür. - Bugün (8 Mayıs), Sayın Genelkurmay Başkanımızın davetlisi olarak ülkemize gelen Mısır Genelkurmay Başkanı’nı kabul edecek olan Sayın Bakanımız, ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenecek “Türkiye-Irak Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi Toplantısı”na iştirak edecektir. - 5 Mayıs’ta resmî davetlisi olarak ülkemize gelen Umman Genelkurmay Başkanı ile bir araya gelen Sayın Genelkurmay Başkanımız, 7 Mayıs’ta ise Mısır Genelkurmay Başkanı’nı ağırlamış, mevkidaşıyla birlikte “Türkiye-Mısır Üst Düzey Askerî Diyalog Toplantısı”na katılarak heyetler arası görüşmelere başkanlık etmiştir. Söz konusu toplantıların önümüzdeki dönemde her yıl yapılması planlanmaktadır. Sayın Genelkurmay Başkanımız aynı gün, Sayın Hava Kuvvetleri Komutanımızın davetlisi olarak ülkemizde bulunan Macaristan Silahlı Kuvvetleri Müşterek Harekât Komutanı’nı kabul etmiştir. - Sayın Deniz Kuvvetleri Komutanımız, 7-8 Mayıs’ta Letonya’da düzenlenen “Avrupa Deniz Kuvvetleri Komutanları Toplantısı”na katılmaktadır. - Fransa Hava ve Uzay Kuvvetleri Komutanlığı ile Birleşik Krallık Kraliyet Hava Kuvvetleri Komutanlığı ev sahipliğinde 5-6 Mayıs’ta Fransa’da düzenlenen “Ukrayna’da Güvenlik Garantileri” toplantısına katılan Sayın Hava Kuvvetleri Komutanımız, 7 Mayıs’ta resmî davetlisi olarak ülkemizi gelen Macaristan Silahlı Kuvvetleri Müşterek Harekât Komutanı ile görüşmüştür. Millî Savunma Bakan Yardımcımız Sayın Musa Heybet ile Savunma Sanayii Başkanımız Haluk Görgün, “Türkiye-Birleşik Krallık Savunma Sanayi Konseyi Toplantısı” kapsamında Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı Savunma Tedarikinden Sorumlu Devlet Bakanı ile 30 Nisan’da Londra’da bir araya gelmiş, taraflar arasında şartname imzalanmıştır. Millî Savunma Bakan Yardımcımız Sayın Alpaslan Kavaklıoğlu, Makine Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Genel Müdürümüz ile 7 Mayıs’ta Katar’a ziyaret gerçekleştirmiş, Katar Başbakan Yardımcısı ve Savunma İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ile Bakanlığımıza bağlı Makine Kimya Endüstrisi Anonim Şirketimizin mevcut projeleri ve potansiyel iş birliği konularında görüş alışverişinde bulunarak Doha Büyükelçiliğimizi ziyaret etmiştir. DRAGONEYE-2 ENVANTERE ALINDI Yerli, millî ve modern savunma sanayimizin ürettiği harp araç gereçleri ile Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetlerinin artırılmasına yönelik faaliyetlere de devam edilmektedir. Bu kapsamda, Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca muhtelif miktarda; - Dragoneye-2 Termal Kamera ile Sırt Tipi Karıştırma Sistemi muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanarak envantere alınmıştır. 1-4 Mayıs tarihleri arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) düzenlenen, Bakanlık olarak bağlı birim ve kuruluşlarımızla katıldığımız ve yoğun ilgi gören TEKNOFEST KKTC başarıyla tamamlanmıştır. 3 PKK’LI TERÖRİST TESLİM OLDU Personelimizin kahramanlığı, yerli ve millî savunma sanayimizin müstesna katkılarıyla harekât sahasında büyük bir üstünlük sağlayan ve terör örgütünü bitme noktasına getiren Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; bekamıza yönelen tüm tehdit ve tehlikelere karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir. Devam eden operasyon, arama tarama faaliyetleri ve sınır güvenliği kapsamında son bir haftada; - Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 3 PKK’lı terörist teslim olmuş, - Pençe-Kilit operasyon bölgesinde tespit edilen teröristlere ait mağaralarda çok sayıda silah, mühimmat ve yaşam malzemesi ele geçirilerek kullanılamaz hâle getirilmiştir. Bu vesileyle, 3 Mayıs’ta Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde şehit olan kahraman silah arkadaşımız İstihkâm Uzman Çavuş Önder Özen’e bir kez daha Allah’tan rahmet; kederli ailesine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile asil milletimize başsağlığı ve sabır diliyoruz. Aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimizin kıymetli anneleri başta olmak üzere sevgi ve fedakârlık timsali tüm annelerimizin “Anneler Günü”nü şimdiden kutluyoruz. HUDUTLARDA MÜCADELE SÜRÜYOR Hudutlarımızda ise 4’ü terör örgütü mensubu olmak üzere 175 şahıs yakalanmış, 1.893 şahıs engellenmiştir. Böylelikle 1 Ocak itibarıyla sınırlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1.841, engellenen kişi sayısı da 29 bin 657 olmuştur. Diğer yandan Suriye Harekât Alanlarında 8 Ocak’tan bu yana sürdürülen “tünel imha” faaliyetleri kapsamında bugüne kadar Tel Rıfat bölgesinde yaklaşık 96, Menbiç bölgesinde ise 104 kilometre uzunluğundaki tüneller imha edilmiştir. Sonuç olarak bağımsızlığımızın, bölünmez bütünlüğümüz ile millî birlik ve beraberliğimizin güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Modern ve güçlü savunma ve güvenlik kapasitesi ile tüm tehdit ve tehlikeleri bertaraf etmeye, - Karada, denizde ve havada ülkemizin savunma ve güvenliğini sağlamaya, - Üstlenmiş olduğu tüm görevleri büyük bir azim, kararlılık ve başarıyla yerine getirmeye devam edecektir. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

28,683 просмотров • 1 год назад

Mezhepler, Müttefiklikler ve Müdahaleler Arasında Yeni Suriye İbrahim Halil Baran 2 Mayıs 2025 Dürzi toplumu, Suriye’deki siyasi ve mezhepsel dinamiklerin kesişim noktasında, uluslararası gerginliklerin, İran’ın zayıflamasıyla birlikte başlayan Türkiye-İsrail çekişmesinin ve Ortadoğu’daki diğer gelişmelerin önemli bir aktörü haline geldi. 1 milyon civarındaki nüfuslarıyla Dürziler, özellikle Şam’ın güney banliyöleri olan Cermana, Sahnaya, Suveyde, Deraa ve Kuneytra bölgelerinde yoğunlaşmış durumda. Dürziler’in Suriye’nin HTŞ liderliğindeki yeni geçiş hükümeti ile ilişkileri, İsrail’in koruması ve Türkiye’nin bölgesel nüfuz mücadelesi arasında sıkışmış bir pozisyonda. Dürziler, Suriye nüfusunun yaklaşık %3’ünü oluşturuyor ve Şii İslam’ın bir kolu olarak kabul edilen monoteistik bir inanca sahip. Suveyde, Dürziler’in dini ve siyasi merkeziyken, Şam banliyöleri, Dürziler ile Sünnilerin ortak yaşadığı ve mezhepsel gerilimlerin yoğunlaştığı alanlar oldu. Cermana’da bir Dürzi din adamının, Hz. Muhammed’e hakaret ettiği iddia edilen bir ses kaydının yayılmasıyla, Sünni silahlı gruplar ile Dürzi milisler arasında çatışmalar patlak verdi. Çatışmalar Sahnaya’ya sıçradı ve yirmiden fazla kişi öldürüldü. Suriye İçişleri Bakanlığı, ses kaydının sahte olduğunu belirtse de gerilim azalmadı. İsrail, Sahnaya’da Dürzilere saldıran HTŞ’li aşırılıkçı grupları hedef aldığını açıklayarak hava saldırıları düzenledi ve yaralı Dürzileri tedavi için tahliye etti. Bu, İsrail’in Dürzileri koruma politikası çerçevesinde ilk açık askeri müdahalesi olarak kayıtlara geçti. Bununla da kalmadı ve HTŞ'nin Dürzilere saldırıya devam etmesi üzerine hükümet sarayına yakın bölgeleri vurdu. Suveyde’deki Dürzi lider Şeyh Hammud Hannavi, yeni Suriye hükümetini desteklediğini ve Suriye’nin bütünlüğünü savunduğunu açıklamıştı. Ancak, Dürzi toplumu içinde birlik yok; Şeyh Carbuva gibi bazı liderler Şam’a bağlı kalırken, Şeyh Hikmet Hicri ve beraberindeki şeyhler adem-i merkeziyetçi bir Suriye’yi savunuyor. Ayrıca Lübnan Dürzilerinin sosyalist Kürt lideri Velid Canpolat, İsrail’e karşı katı bir tutum içerisinde. Bu durum, aslında Dürzi toplumunun akıl şeyhleri olan ukkalar, ecevitler ve aristokratlar arasındaki bir çatlağa da işaret ediyor. Suriye’de Türkiye ve İsrail arasındaki rekabet, Dürzi meselesini de doğrudan etkiliyor. Beşar Esad’ın devrilmesinden sonra Türkiye, HTŞ lideri Colani’yi destekleyerek kuzey ve orta Suriye’de askeri üsler kurmaya başladı. İsrail ise güneyde bir steril savunma bölgesi oluşturdu ve Dürzileri koruma stratejisiyle bölgesel müdahalesini artırdı. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve HTŞ liderliğindeki yeni hükümetin otoritesini savunuyor. Böylece hem Yeni Suriye’yi hem de Kürtleri kontrol altında tutmak istiyor. Eğer fırsat bulursa da Osmanlı hayallerini, o da olmazsa Misâk-ı Milli'yi gerçekleştirmek istiyor. Fakat İsrail’in, Hama ve T4 hava üslerini vurması, Türkiye’nin bu üslerde jet ve hava savunma sistemleri konuşlandırma planlarını hedef aldı. Türkiye Dışişleri, İsrail’i bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçlarken aynı zamanda Rojava’yı da işgale hazırlanıyordu. Şam yönetimi ise merkezi hükümet kurmakta ısrarcı ve diğer taraftan ülkenin diğer bileşenlerini saf dışı bırakmaya çabalıyor. Kürtler, Aleviler, Mesihiler ve Dürziler, Esad’ın devrilmesinden bu yana oluşturulan yapının dışında bırakılmış durumda. Kürtlerin federasyon talepleri, Alevilerin katliama uğraması ve Dürzilerin silahlı direnişi, Colani’nin tüm silahlı grupları merkezi otoriteye bağlama çabasını imkânsız hale getiriyor. İsrail, HTŞ’yi Sünni İslamcı bir tehdit olarak görüyor ve güney Suriye’nin tamamen silahsızlandırılmasını talep ediyor. Netanyahu, sık sık Dürzileri koruma taahhüdünü yineliyor ve nitekim Sahnaya operasyonları bu politikayı somutlaştırdı. Ancak, İsrail’in Dürzilerle ilişkisi eklektik bir politikaya dayanıyor. Dürzi bölgeleri yekpare değil ve örneğin Suveyde’deki Sünni Arap nüfusu görmezden geliniyor. Bu da önümüzdeki günlerde DAEŞ gibi yapıların da müdahil olabileceği bir iç çatışma riskini artırıyor. Buna karşılık Türkiye de Şam’ın, İsrail tarafından sıkıştırıldığı bu ortamda kendi kartını oynuyor ve Tişrin ve Münbiç gibi alanlarda bir süredir kestiği İHA faaliyetlerini yeniden başlatıyor. Bu da İsrail’e açık bir mesaj: “Sen Dürziler üzerinden HTŞ’ye vurursan, ben de Kürtleri hedef alırım…” İran’ın bölgede zayıflamasıyla karşı karşıya gelen Türkiye ve İsrail, bir çatışmasızlık hattı kurmak için İlham Aliyev’in arabuluculuğunda Azerbaycan’da görüşmelere başlamıştı. Her iki taraf da Suriye’de doğrudan çatışmadan kaçındığını belirtiyor. Ancak, İsrail’in T4 ve Hama üslerini vurması, Dürzilere doğrudan sahip çıkması ve sık sık Kürtlere yönelik destekleyici ifadeler kullanması bu kırılgan diyaloğu test ediyor. Dürzi meselesi diğer taraftan uluslararası gerginliklerin bir yansıması olarak çeşitli dinamiklerle öne çıkıyor. ABD, Türkiye ve İsrail’in Suriye’deki çekişmesini dengelemeye çalışıyor. ABD, Suriye’de kesinlikle nihai hakemdir ve Washington elbette gerilimi düşürmek istiyor. Ancak, ABD’nin Suriye’den çekilme ihtimali, İran operasyonu, Çin meselesiyle ilgili ABD’nin bölgeden uzaklaşan dikkati gibi konular, Türkiye ve İsrail’e hareket alanı bırakıyor. Keşmir saldırısı sonrası tırmanan Hindistan-Pakistan krizi, Ortadoğu’daki gerginlikleri dolaylı etkiliyor. Pakistan’ın Çin’le yakınlığı ve Hindistan’ın ABD-İsrail eksenine kayması, Suriye’deki güç dengelerini karmaşıklaştırıyor. Tıpkı Belucistan ve Keşmir meselesi gibi, Dürzi meselesi de bu küresel rekabetin bir alt cephesi olarak görülüyor. İran, Esad sonrası Suriye’de etkisini kaybetti, ancak Alevistan, Suveyde ve Dera’daki eski rejim yanlısı milisleri desteklemeye devam ediyor. Lazkiye ve Tartus’taki saldırılar, İran’ın hâlâ elinin ulaşabildiği alanlarda istikrarsızlığı körüklediği iddialarını güçlendiriyor. Öte yandan Suudi Arabistan ve Katar, Suriye’nin Dünya Bankası’na 15 milyon dolarlık borcunu ödedi. Bu, yeniden inşa için umut olsa da, neredeyse ülkenin tamamına yayılan yoksulluk ve altyapı eksikliği gerilimleri körüklüyor. Birkaç gün önce Kamışlo’da düzenlenen ve tüm Kürt kesimlerini bir araya getiren Birlik ve Ortak Tutum Konferansı, Kürtlerin ülke içindeki konumuna yeni bir ivme kattı ve Kürtlerin federalizm taleplerini yükseltti. Şam, bu talepleri bölücülük olarak gördüğünü sert bir açıklamayla duyurdu. Türkiye’nin hoşuna giden bu açıklama, bir süredir ilişkilerini güçlendirme eğiliminde olan Kürtler ile Şam arasındaki bağları biraz daha zayıflatmışa benziyor. Buna rağmen diğer taraftan Kürtlerin elini güçlendirmiş durumda. Zira ABD ve İsrail başta olmak üzere büyük aktörler, Kürtlere Rojava’dan daha çok Şam’da ihtiyaç duyacak ve ABD’nin küresel politikalarıyla çelişmeyecek bir Suriye’de en önemli kart, Kürtlerin Şam’daki varlıkları olacaktır. Bunun bir benzeri daha önce Erbil ve Bağdat’ta görülmüştü. Saddam sonrası oluşan Irak’ta Kürtler, ABD’nin desteğiyle yeni yapılandırmanın başat aktörüydüler. Tam da bu noktada Aleviler, Mesihiler ve Dürziler, Kürtlerin özerklik taleplerinden ilham alabilir, bu da Şam’ın merkezi otoritesini yerle bir edecektir. Bu durumda ortada iki seçenek var: İlki, Colani yönetiminin gitmesi ve yerine diğer bileşenlerle ortak bir Şam kurmayı hedefleyecek bir yönetimin gelmesi. İkincisi, Suriye’nin artık gerçekten bölünmesi ve Balkanize olması. Özetle İsrail, kendisine tehdit yaratmayacak güçsüz bir Suriye istiyor ama onu Türkiye’nin de etki alanından çıkarmak zorunda. Kürtleri, federe bölgeye sahip olmak istiyor ama Türkiye bunun tam karşısında. Aleviler katliama uğramak istemiyor ama İsrail ve ABD ile ilişki geliştirmenin çok uzağında. Dürziler hükümetle çatışmak istemiyor ama namlunun tam ucunda. Türkiye, Suriye’yi işgal etmek istiyor ama ekonomik olarak batmış durumda. Daha önemlisi, her ne kadar Suriye bölünmeye doğru gidiyor görünse de aslında uluslararası aktörlerin tercihi bu yönde değil ve tarafları birbirini idare edecek bir pozisyona taşıyacaklar. Eski Suriye bitmişti, şimdi Yeni Suriye de bitecek, sonra belki yeni bir Yeni Suriye inşa edilir.

ibrahim halil baran

39,864 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, basın ve yayın organlarının Ankara Temsilcileri ile bir araya geldi. Millî Savunma Bakanlığındaki buluşmada Bakan Yaşar Güler terörle mücadele başta olmak üzere 2024 yılında icra edilen faaliyetleri anlattı. Bakan Yaşar Güler basın mensuplarına şu bilgileri verdi: EN YOĞUN, EN KAPSAMLI VE EN ETKİLİ FAALİYETLERİ İCRA EDİYORUZ Ülkemizin savunma ve güvenliğini sağlamak için görevlerimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştığımız yoğun ve başarılı bir yılı geride bırakmanın haklı gururunu yaşıyor, artan bir azim ve kararlılıkla yeni yıla hazırlanıyoruz. Hakiki ve güvenilir bilgiye ulaşmanın her zamankinden daha önemli hâle geldiği, dezenformasyon ile mücadelenin kritik öneme sahip olduğu günümüzde; tüm faaliyetlerimizi büyük bir şeffaflık içinde icra ediyor, kamuoyunu sizlerin aracılığıyla ilk elden bilgilendiriyoruz. Bugün de 2024 yılında gerçekleştirdiğimiz faaliyetler hakkında sizleri bilgilendirecek, değerli görüşlerinizi alacak ve sorularınızı cevaplayacağız. Stratejik önemi yüksek olan ülkemiz; aynı zamanda çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer almaktadır. Yakın coğrafyamızdan başlamak üzere bölgesel ve küresel gerilimlerin arttığı, istikrarsızlığın ve belirsizliğin hat safhaya çıktığı bir güvenlik ortamından geçiyoruz. Bu kritik dönemde ülkemiz; güvenlik, huzur ve barışı önde tutan çok yönlü ve etkin bir savunma ve güvenlik politikası takip ediyor. Çok boyutlu ve karmaşık hâle gelen mevcut güvenlik ortamı ve bölgemizdeki kaotik gelişmeler, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her an harekâta hazır, etkin ve caydırıcı bir güç olmasını ve bu gücünü pekiştirmesini zorunlu kılmaktadır. Böylesine hassas bir süreçte, görev ve sorumlulukları artan Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Tüm tehdit ve tehlikelere karşı ülkemizin ve asil milletimizin savunma ve güvenliğini sağlamak için aralıksız çalışmakta, - İstiklal Harbimizden bu yana en yoğun, en kapsamlı ve en etkili faaliyetlerini icra etmekte, - Terörle mücadelede, hudut güvenliğinde, yurt içi ve yurt dışında icra edilen faaliyetlerde elde edilen başarı ve etkinliğin çıtasını, her geçen gün daha da yukarılara taşımaktadır. YILBAŞINDAN BU YANA 2 BİN 939 TERÖRİSTİ ETKİSİZ HÂLE GETİRDİK Sizlerin de bildiği gibi Silahlı Kuvvetlerimizin en çok odaklandığı, enerjisini ve zamanını en çok harcadığı konu terörizmle mücadeledir. Terörle mücadelede yaptığımız konsept değişikliğiyle “terörü kaynağında yok etme” anlayışını uygulamaya koyduk. Geçmişte yürütülen “sınırlı hedefli ve süreli” askerî harekâtların yerine bugün artık, “sürekli ve kapsamlı” operasyonlarla terör örgütüne ağır darbeler vuruyoruz. Sahanın gerekliliğine uygun, alışılmadık, öngörülemez, süratli ve sürekli icra esaslarında gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla; Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil bu yılın başından itibaren 2.939 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, yıl içerisinde 99 terörist de teslim olmuştur. Terör örgütünün eylem ve hareket kapasitesinin sıfırlanması için gözümüzün değmediği, ayağımızın basmadığı yer bırakmıyor, alandaki hâkimiyetimizi her geçen gün geliştiriyoruz. Nihai hedefimiz; Irak ve Suriye sınırlarımız boyunca Türkiye’ye tehdit olabilecek tüm terörist faaliyetleri kaynağında yok etmek ve terör belasını milletimizin gündeminden tamamen çıkarmaktır. Bu vesileyle - Terörle mücadelede elde edilen başarılarda en büyük paya sahip olan aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, - Bugüne kadar terörle mücadelede emeği geçen, katkı sağlayan bütün devlet büyüklerimize, komutanlarımıza, Türk Silahlı Kuvvetleri personeline teşekkür ediyor, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. PENÇE-KİLİT OPERASYONU İLE 1.136 TERÖRİST ETKİSİZ HÂLE GETİRİLDİ 17 Nisan 2022’de Irak’ın kuzeyinde başlatılan Pençe-Kilit Operasyonu’nda kahraman ordumuzun büyük cesaret, fedakârlık ve yoğun gayretleriyle Zap’ta kilidi kapattık. Irak sınırımızın tamamının emniyetini sınır ötesinden tesis ettik. Terör örgütü tarafından önemsenen ve Suriye ile Kandil arasında kilit konumda olan bu bölgede 1.136 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, Pençe-Kilit Harekâtı’nda bugüne kadar toplam 3.158 Mayın ve El Yapımı Patlayıcı imha edilmiş, 1.327 mağara ve sığınak kullanılamaz hâle getirilmiş, 957’si ağır silah olmak üzere 2.421 muhtelif silah ve bu silahlara ait 910 binden fazla mühimmat ele geçirilmiştir. Bölgedeki operasyon ve faaliyetlerimiz aynı azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanımızın 22 Nisan’da Bağdat ve Erbil’e gerçekleştirdiği ziyaretlerin, Türkiye-Irak ilişkilerinde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyoruz. Terörle mücadelede ülkelerimiz arasındaki iş birliğini kalıcı hâle getirmek için görüşmelere devam ediyoruz. Bu kapsamda ülkemiz ile Irak arasında sonuncusu Bağdat’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması toplantılarının dördüncüsünü, 15 Ağustos’ta Ankara’da icra ettik. Irak Savunma Bakanı ile “Askerî, Güvenlik İş Birliği ve Terörle Mücadeleye Dair Mutabakat Zaptı”nı imzaladık. PKK’yı kendi problemi olarak da görmeye başlayan Irak’ın PKK terör örgütünü “yasaklı örgüt” ilan etmesi yönünde aldığı kararı memnuniyetle karşılıyor, en kısa sürede “terör örgütü” olarak da ilan etmesini bekliyoruz. SURİYE’NİN BİRLİĞİNİ VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ DESTEKLİYORUZ Öncelikle belirtmek isterim ki, Suriye’de yaşanan olayların maddi, manevi, sosyal ve toplumsal yükünü en fazla çeken ülke Türkiye’dir. Malumunuz DEAŞ, ardından da PKK/KCK-PYD/YPG-SDG terör örgütü Suriye’deki güç boşluğundan yararlanarak bölgede terör devleti kurmaya çalıştılar. Suriye’de icra ettiğimiz harekâtlarla terör örgütünü engelledik ve sınırlarımızın güvenliğini sağladık. Bölgede yaşayan veya göç etmiş olan Suriye vatandaşları için güvenli ve istikrarlı bir yaşam alanı oluşturduk. Suriye’deki son gelişmeleri en başından itibaren bölgedeki muhataplarımızla iş birliği ve koordinasyon içerisinde yakından takip ediyoruz. Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekliyor, terörle mücadeleye ise büyük önem ve öncelik veriyoruz. SURİYE’DEKİ SON GELİŞMELERDE BİR DAHLİMİZ YOK Yaşanan son gelişmeler ve ortaya çıkan durum; muhalefetin talepleri ve rejimin bunları dikkate almaması, keza rejimin kendisine iyi niyetle uzatılan eli tutmaması nedeniyle uzun süredir çözülemeyen ve Suriye’nin iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunlardı. Yerel unsurların bu faaliyetlerinin öncesinde veya herhangi bir aşamasında ülkemizin bir dahli olmamıştır. Ayrıca Suriye Millî Ordusunun Suriyeli muhaliflerden meydana geldiğini, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında Suriye’deki ihtilafın bir tarafı olarak açıkça kabul edilen Suriye Geçici Hükümetinin bir parçası olduğunu ve bu hükümetin Savunma Bakanlığının emri altında çalıştığını da vurgulamakta yarar var. Bu kapsamda; - Suriye’nin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve bölgemizin güvenliğine yönelik ağır tehdit oluşturan PKK/YPG terör örgütünün bölgedeki belirsizlikten faydalanmasına asla izin vermeyeceğimizi, Bölgede varlık gösteren terör örgütleriyle mücadele konusundaki tutumumuzun net olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. SURİYE’NİN ARTIK MÜREFFEH BİR ÜLKE OLMA VAKTİ GELDİ Şimdi Suriye’de ortaya yeni bir durum ve gerçeklik çıktı. Suriye’nin artık; istikrarlı, demokratik ve siyasi açıdan birleşmiş müreffeh bir ülke olma vakti gelmiştir. Bunun için bizler de Suriye’de kapsayıcı bir anayasanın kabulü, serbest seçimlerin yapılması, tam normalleşme ve güvenlik ortamının sağlanması konusunda elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz. Bu çerçevede Suriye’de 2254 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı temelinde kalıcı siyasi çözüme ulaşılacağına da inanıyoruz. HUDUTLARDA 93 BİN 349 KİŞİNİN GEÇİŞİ ENGELLENDİ Hudut hattımızda dünya standartlarında ve teknoloji yoğunluklu sistemler etkin şekilde kullanılıyor. Meydana gelen teknolojik gelişmeler ile tedbirlerimizi geliştiriyoruz. Böylelikle hudutlarımızda kaçak geçişlere asla imkân tanımıyoruz. Hâlen hudutlarımızda 8 Hudut Tugayımız, 6 Hudut Alayımız olmak üzere toplam 60 bin personel de görev yapıyor. 1 Ocak 2024’ten itibaren hudutlarımızda 93 bin 349 kişinin geçişi engellenmiş, yakalanan 13 bin 551 düzensiz göçmen ile 280 terörist ve 801 kilogram uyuşturucu madde kolluk kuvvetlerine teslim edilmiştir. Tüm bunlara rağmen hudutlarımızla ilgili daha önce de karşılaştığımız gibi farklı ülke ve zamanlarda çekilmiş, eski ve benzer görüntülerle özellikle sosyal medya üzerinden kamuoyu yanıltılmaya ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yıpratılmaya çalışılmıştır. Yakın zamanda Van-İran sınırımıza bir basın turu düzenledik. Katılan tüm basın mensupları alınan tedbirlerden çok etkilendiklerini belirttiler. TÜRKİYE İLE BİRLİKTE OLANLAR KAZANDI Türkiye; Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda savunma ve güvenlik alanında önemli adımlar atarak bölgesinde ve dünyada etkin bir konuma ulaştı. Bölgesel ve küresel barış için öncü bir rol üstlenen Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmayı sürdürmektedir. Samimi bir yaklaşımla desteklediğimiz kardeş ve dost ülkeler, Türkiye benzeri bir silahlı kuvvetler yapısını kurmamızı talep ediyorlar. Dostlarımızın bu tutumları, güvenlik ve istikrarın tesisine yönelik küresel ölçekte ortaya koyduğumuz gayretin ne denli başarılı olduğunun da bir göstergesidir. Türkiye ile birlikte olanlar kazanacak demiştik. 2024, Türkiye ile birlikte olanların kazandığı bir yıl oldu. 2025, bu gerçeğin perçinlendiği bir yıl olacak diye düşünüyoruz. AZERBAYCAN’A HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERİYORUZ İfade etmiş olduğum uluslararası misyonlarımız çerçevesinde en başta kederde ve kıvançta bir ve beraber olduğumuz Can Azerbaycanlı kardeşlerimizin haklı davalarına her türlü desteği verdik, veriyoruz. Bugün, Karabağ’ın tamamında şanlı Azerbaycan bayrağının dalgalanmasından büyük bir memnuniyet duyuruyoruz. “Tek Millet, İki Devlet” anlayışıyla sarsılmaz bağlara sahip ilişkilerimizi, başta savunma sanayi ve askerî iş birliği olmak üzere, daha üst seviyelere taşımak için aralıksız gayret gösteriyoruz. Öte yandan Kafkasya’da güvenlik ve huzurun tesisi, Azerbaycan ve Ermenistan arasında kapsamlı ve kalıcı bir barış antlaşmasından geçmektedir. Bu konuda iki ülkenin gösterdikleri çabayı ve son dönemde katettikleri ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz. AMACIMIZ İSTİKRAR İÇİNDE TEK BİR LİBYA’NIN OLUŞUMUNA KATKI SUNMAK Yakın bağlarımızın olduğu bir diğer ülke ise Libya’dır. Dost ve kardeş Libya ile son yıllardaki iş birliğimiz artarak devam etmektedir. Bu kapsamda askerî eğitim, yardım, iş birliği ve danışmanlık faaliyetleriyle Libyalı kardeşlerimize destek sağlıyoruz. Amacımız, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini sağlamış; barış, huzur ve istikrar içerisinde yaşayan tek bir Libya’nın oluşumuna katkıda bulunmaktır. Tek Libya hedefine katkı sağlayan her adımı önemli ve değerli buluyoruz. Nitekim son olarak 28 Kasım’da davetimiz üzerine 5+5 Ortak Askerî Komisyonu ile Ankara’da heyetler arası bir görüşme gerçekleştirdik. SOMALİ’YE DENİZ GÜVENLİĞİ ALANINDA DA DESTEK VERECEĞİZ Türkiye olarak Afrika’nın huzur ve istikrarına büyük önem veriyor, Afrikalı dostlarımızla ilişkilerimizi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. Dost ve kardeş ülke olarak gördüğümüz Somali’de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik olarak eğitim, danışmanlık ve destek kapsamında icra ettiğimiz faaliyetler artarak devam ediyor. Somali ile 8 Şubat’ta imzaladığımız İş Birliği Anlaşması ile şu ana kadar yapılan faaliyetlerimizin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Somali’nin isteği üzerine terörle mücadele konusunda kendilerine verdiğimiz desteği deniz güvenliği alanında da vermeye başlayacağız. Bu amaçla Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz, donanma gemilerimizin (TCG Gökova ve TCG Gediz, TCG Ütğm. Arif Ekmekçi) refakat ve korumasında Somali’de görevlerine devam etmektedir. Öte yandan Çarşamba günü, Sayın Cumhurbaşkanımızın arabuluculuğunda Somali ve Etiyopya arasında tarihî bir uzlaşmaya da ev sahipliği yaptık. KATAR’DA DENİZ VE HAVA UNSUR KOMUTANLIKLARIMIZI TEŞKİL ETTİK Etkin bir şekilde faaliyetlerimizi yürüttüğümüz bölgelerden biri de Basra Körfezi’dir. Nitekim dost ve kardeş ülke Katar’da konuşlu Türk-Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımız vasıtasıyla Katar Silahlı Kuvvetlerinin savunma kabiliyetlerinin geliştirilmesini desteklemeye devam ediyoruz. Son olarak Katar’da Deniz ve Hava Unsur Komutanlıklarımızı teşkil ederek bölgede yeni bir sorumluluk üstlendik. Böylece birliklerimiz; bölgesel deniz ve hava güvenliği için caydırıcı bir unsur olurken, aynı zamanda dost Katar Deniz ve Hava Kuvvetlerinin imkân ve kapasitesini daha da geliştirecektir. 89 ÜLKE İLE ASKERÎ ANLAŞMALAR YAPTIK Bu çalışmalarımızın yanı sıra millî menfaatlerimiz doğrultusunda ve ikili ilişkilerimizin geliştirilmesi kapsamında çok sayıda kardeş, dost ve müttefik ülke ile askerî çerçeve, eğitim, iş birliği ve yardım anlaşmaları da imzaladık. Bu bağlamda, bugüne kadar 89 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması, 65 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması, 33 ülke ile Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü imzalanmıştır. Ayrıca, 42 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması ve 13 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması ve 14 ülke ile de Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü’nün imzalanmasına yönelik müzakere süreci devam etmektedir. Bunların yanı sıra yeni anlaşmalar imzalamaya ve eski tarihli anlaşmaları güncellemeye yönelik gayretlerimiz de devam etmektedir. 2024’TE 74 ÜLKE İLE 216 GÖRÜŞME YAPTIK Tüm bunlarla birlikte 74 ülke ile ikili ve çoklu yüz yüze ve telefon görüşmeleri olarak 216 görüşme gerçekleştirildi. 28 yurt dışı ziyaret icra edildi, 24’ü Savunma Bakanı olmak üzere 55 görüşme yapıldı. 158 yabancı zevatı kabul ettik. 3 Savunma Bakanı ile telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Ayrıca, 3 yurt dışı, 21 yurt içi olmak üzere 24 birlik ziyareti gerçekleştirdik. YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE TANSİYONUN YÜKSELMEMESİ İÇİN GAYRET SARF EDİYORUZ Yunanistan ile ilişkilerimize baktığımızda ise son dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri yapıcı bir yaklaşımla ilerletmeyi hedefleyen ortak bir tutum mevcuttur. Biz de bu sürecin barış ve huzur içinde devamına yönelik gerekli tedbirleri alıyor, tansiyonun yükselmemesi için gayret sarf ediyoruz. Diğer yandan, Yunanistan ile aramızdaki güveni artırmayı amaçlayan Güven Artırıcı Önlemler Toplantıları ve bunun sonucu olarak gerçekleştirilen karşılıklı üst düzey ziyaret ve faaliyetler de devam etmektedir. Akdeniz ve Ege Denizi’ni ilgili tüm tarafların meşru menfaatlerine saygı duyulan, iş birliği içerisinde bir istikrar ve refah bölgesi olarak görmek istiyoruz. Tabii barışçıl bir çözüm için çaba gösterirken millî menfaatlerimizden asla taviz vermeyeceğimizi ve bu konuda kararlılığımızın tam olduğunu da vurgulamak isterim. KIBRIS TÜRKÜ’NÜN GÜVENLİĞİ İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMA KARARLILIĞIMIZ TAMDIR Millî meselemiz olan Kıbrıs konusunda ise bugüne kadar ortaya konulan çözüm yöntemlerinden, maalesef bir sonuç elde edilememiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıl dönümünde şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, 50 yıldır Ada'ya (hem soydaşlarımıza hem de Rumlara) barış ve huzur ortamı gelmiş, akan kan durmuştur. Kıbrıs Adası’nda dengeleri bozabilecek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğine tehdit oluşturabilecek her türlü gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Orta Doğu’da yaşananlar sonrası Kıbrıs adasında son dönemde artan hareketlilik ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin silahlanma faaliyetleri Ada’daki hassas dengeye zarar vermektedir. Malumunuz son olarak ABD ile GKRY arasında “Savunma İş Birliğine İlişkin Yol Haritası” anlaşması yapıldı. Bu tutum ABD’nin Kıbrıs Adası’na yönelik tarafsızlığına zarar vermektedir. ABD’nin 2020 yılında aldığı, 2022’de kapsamını genişlettiği ve 2023’te uzattığı GKRY’ye yönelik silah ambargosunu kaldırma kararını, 1 Ekim 2024 itibarıyla bir yıllığına yeniden uzatacağını açıklaması da kabul edilemez bir durumdur. Ada’da tek ve kesin çözüm; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesidir. Türkiye’nin; geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da Kıbrıs Türklerinin güvenliğini, huzurunu ve refahını korumak için her türlü askerî ve siyasi tedbiri alma kararlılığı tamdır. İSRAİL DEVLET TERÖRÜ UYGULUYOR Krizin en başından bugüne kadar, yalnızca bölgedeki değil dünyadaki herkesin güven ve huzuru için acil ve kalıcı ateşkes sağlanarak çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini savunuyoruz. İsrail bugüne kadar alınmış kararlara rağmen, bölgede haksız ve hukuksuz uygulamalarına, masum sivilleri, özellikle çocukları hedef alan katliamlarına devam etmekte, Filistinlilere devlet terörü uygulamaktadır. Öte yandan, İsrail’in Lübnan’a yönelik son saldırıları ve İran ile yaşadığı gerginlik tüm bölgenin kaosa sürüklenme tehlikesini artırmış, İsrail saldırılarının Gazze ile sınırlı kalmayacağı, bölge geneline yayılacağı endişemizin ne kadar haklı olduğunu da göstermiştir. Zira İsrail, işgalci zihniyetini her fırsatta ve gittikçe artan bir saldırganlık ve hukuk tanımazlıkla ortaya koymaktadır. Öyle ki Suriye’de meydana gelen son gelişmeler sonrası İsrail’in Golan tepeleri bölgesindeki yeşil hattı işgali ve Şam’a yönelik saldırıları, bu konudaki haklılığımızın son göstergeleridir. Uluslararası camianın bölgeyi büyük bir tehlikeye sürükleyen bu saldırgan devlete karşı daha da somut adımları bir an önce atması gerekmektedir. Bir kez daha vurgulamak isterim ki; Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrar için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafya bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması şarttır. Öte yandan İsrail’in saldırganlığı altında zor durumda kalan Gazze’ye ve Lübnan’a insani yardımlarımızı ulaştırmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, 19 uçak ve 11 gemi ile 275 bin ton yardım malzemesi bölgeye gönderilmiştir. Ayrıca 10 Ekim’de, çok az sayıda ülkenin yapabileceği çok önemli bir tahliye operasyonunu, Beyrut Limanı’ndan gerçekleştirdik. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞININ SONLANDIRILMASI İÇİN ÇOK YÖNLÜ ÇABALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ Karadeniz’de ise Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş nedeniyle hassasiyet devam etmektedir. İki komşumuz arasındaki bu savaşın sonlandırılması için Türkiye olarak en başından itibaren ortaya koyduğumuz çok yönlü çabalarımızı sürdürüyoruz. Barış olacaksa yine iki tarafla da görüşebilen tek lider olan Sayın Cumhurbaşkanımızın girişimleriyle olacaktır. Karadeniz’e en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak bölgesel sahiplik yaklaşımımızın her zaman altını çiziyor, bu yaklaşımımız çerçevesinde faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Bu doğrultuda Karadeniz’de gerginliği azaltan ve dengeyi tesis eden Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni dikkatle, sorumlu, tarafsız ve tavizsiz bir biçimde uyguladık, uygulamaya devam ediyoruz. Aynı şekilde NATO Müttefiklerimiz; Bulgaristan ve Romanya ile birlikte tesis ettiğimiz Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu ile Karadeniz’deki güvenliğe katkılar sağlıyoruz. Temennimiz, tüm dünyayı etkileyen ve yaklaşık üç yıldır devam eden bu savaşın bir an önce son bulmasıdır. NATO’YA KATKI SAĞLAMAYA DEVAM EDİYORUZ Türkiye; NATO İttifakı’na katıldığı günden bu yana üstlenmiş olduğu tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye; NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak NATO kuvvet yapısına, misyon, operasyon ve karargâhlarına katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - 10 Ekim 2023’te bir yıl süreyle komutasını devraldığı Kosova Barış Gücü (KFOR) Komutanlığı görevini uluslararası sorumluluğun gerektirdiği tam bir tarafsızlık ve şeffaflık içerisinde başarıyla yerine getirmiş, - 18 Ekim 2024’te üstlendiği KFOR Komutan Yardımcılığı görevini devralmış, - 1 Aralık 2024-1 Aralık 2025 tarihleri arasında 65’inci Mekanize Piyade Tugayı Komando Taburumuz ile KFOR İhtiyat Taburu görevini, - 1 Temmuz 2024’te; 4 yıl süreyle üstlendiğimiz Karadeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF BLACK) ile yine 1 yıl süreyle üstlendiğimiz Akdeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF MED) Komutanlıklarını, - 24 Temmuz 2024’te 7’nci kez devraldığı deniz haydutluğuna karşı Birleşik Görev Kuvveti (CTF-151) komutasını, - 3 Aralık 2024’te Kanada Deniz Kuvvetlerinden devraldığı NATO Daimî Deniz Görev Grubu-2’nin komutasını başarıyla sürdürülmektedir. Ayrıca, NATO Daimî Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2’nin komutasını da 16 Aralık’ta, 6 aylığına devralınacaktır. Bosna Hersek’teki Avrupa Birliği Gücü Althea Harekâtı Manevra Bölüğü rotasyonu kapsamında ise bir motorlu piyade bölüğümüz 1 Ocak 2025 tarihi itibarıyla İtalya’dan görevi devralacak ve 30 Haziran 2026’ya kadar 18 ay süreyle görevini sürdürecektir. TSK 2024’TE 140 TATBİKATI BAŞARIYLA İCRA ETTİ Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda yürüttüğü tüm operasyonları ve görevlerinin yanı sıra; etkinlik ve caydırıcılığını daha da artırmak için ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de aralıksız sürdürmektedir. 1 Ocak’tan itibaren 39’u NATO, 32’si Millî, 48’i Davet ve 21’i Özel olmak üzere toplam 140 tatbikat başarıyla icra edilmiştir. 2024 yılında; Kara Kuvvetlerimiz, 10 bölgede aynı anda harekât icra etmiş ve etmekte, Deniz Kuvvetlerimiz, 125 bin 766 saat seyir gerçekleştirmiş, Hava Kuvvetlerimiz, 72 bin 965 sorti, 143 bin 726 saat uçuş yapmış, Farklı coğrafyalarda 70 bin personel ile 20 görev icra edilmektedir. 35 BÜYÜK ORMAN YANGINI SÖNDÜRMEK İÇİN 114 HELİKOPTER İLE DESTEK SAĞLADIK Bakanlığımız tüm bu faaliyetlerinin yanı sıra, yaşanan afet ve acil durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından gelen talepler çerçevesinde arama, kurtarma, ulaştırma, güvenlik, barınma ve iaşe desteği de sağlamaktadır. 1 Mayıs-30 Kasım 2024 (yangın mevsimi) tarihleri arasında Orman Genel Müdürlüğünün talebine istinaden 35 büyük orman yangınına 114 helikopter ile 3.558 sorti ve 7 bin tondan fazla su atımı yapılarak destek sağlanmıştır. MİLLÎ TEKNOLOJİ HAMLESİ, ÜLKEMİZ İÇİN ELZEMDİR Savunma sanayii alanında güçlü ve bağımsız olmayan milletlerin geleceğe güvenle bakabilmeleri mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve teşvikiyle mütemadiyen geliştirilen yerli ve millî savunma sanayii ürünü silah sistemleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetleri her geçen gün daha da artırılmaktadır. Bu anlayışla başlatılan ve üzerinde hassasiyetle durduğumuz “Millî Teknoloji Hamlesi”, egemenlik ve bağımsızlığımız için vazgeçilmez olduğu gibi ülkemizin jeopolitik ve stratejik konumu itibarıyla da elzemdir. Savunmamız ne kadar güçlü ve bağımsızsa, yarınlarımız o kadar güvenlidir. Bugün insansız kara, deniz ve hava araçlarından helikopterlere, silah ve akıllı mühimmatlardan füzelere, hava savunma ve elektronik harp sistemlerine kadar geniş bir yelpazede ihtiyacımız olan teknolojileri, yerli ve millî olarak tasarlayıp üretiyor ve çok sayıda ülkeye de ihraç ediyoruz. Tasarımdan üretime kendi imkânlarımızla geliştirdiğimiz sistemleri kardeş, dost ve müttefik ülkelere de ihraç ederek ekonomimize de önemli katkılar sağlıyoruz. Bu kapsamda büyük bir başarıyla hizmet veren ve dünya klasmanında takdir gören silahlı/silahsız insansız hava sistemlerimiz; Akıncı, TB-2,TB-3, Aksungur, Anka ve üretimi devam eden Kızılelma ve Anka-3’ün yanı sıra; - Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız “HÜRKUŞ”, - Jet eğitim uçağımız “HÜRJET”, - Genel maksat helikopterimiz “GÖKBEY” ve taarruz helikopterimiz ATAK, - İlk yerli ve millî savaş uçağımız KAAN, - Ana Muharebe Tankımız ALTAY, - MİLGEM projesi kapsamında üretilen korvetler, - Millî Denizaltı (MİLDEN Projesi), - İSTİF sınıfı fırkateynler ve özellikle TCG ANADOLU ülkemizin savunma sanayi atılımlarının en somut örnekleridir. Son olarak geçtiğimiz ay Bayraktar TB-3’ün, millî gururumuz ve donanmamızın amiral gemisi TCG Anadolu’dan ilk kalkış ve inişini başarıyla gerçekleştirmesi de / yerli ve millî savunma sanayindeki adımlarımızın en son örneğidir. Ayrıca, Dizayn Proje Ofisimiz tarafından, yerli ve millî olarak tasarlanan ve üretilen Ada Sınıfı korvetlerimiz ve İstanbul firkateynimizden sonra / 3’üncü proje olan TF-2000 hava savunma harbi muhribi ile 4’üncü proje olan millî uçak gemisinin tasarım faaliyetleri de başarıyla devam etmektedir. Önümüzdeki yılın ilk aylarında, bu iki proje kapsamında sac kesme faaliyetlerinin de yapılmasını planlıyoruz. Öte yandan uzun menzilli hava savunma sistemleri (SİPER), füze teknolojileri ve elektronik harp sistemleri gibi kritik savunma sanayi projelerimizde de önemli aşamalar kaydedilmiştir. Türk savunma sanayisinin önemli bir yapıtaşı olarak hayata geçirilmekte olan Çelik Kubbe; kısa, orta ve uzun menzilli hava savunma silah sistemlerimizin (KORKUT, HİSAR-A/HİSAR-O, GÖKDEMİR, SİPER) entegre biçimde görev yapmasını sağlayan, günümüzün tehditlerini bertaraf etme kabiliyetine sahip etkili ve katmanlı bir hava savunma mimarisidir. Bu “güvenlik şemsiyesi”ni inşa edecek teknolojik olgunluğa erişmiş durumdayız. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

51,702 просмотров • 1 год назад

Bülent Timulenk: Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur. Bunu söylemem için de bir tane sebep vardı. Önç yani şimdi Leroy Senen'in olmadığı, Lang'ın Hollanda mil takımında hiç forma giymeyip 3 haftadır maç yapmadığı bir yerde Yunus'un da kanatlarda oynarken ya da bugünkü oyunu da on numarada da forvet arkasında da verimsizken Galatasaray'ı ileriye taşıyabilecek tek adam Barış alper Yılmaz'ı en uçta oynatmak Galatasaray için Akıllıca bir iş değildi yani. Barış'ın oynadığı Kadıköy'deki derbide 3-0 Galatasaray kazanırken arkasında Mertens vardı. Bir bağlantı oyuncusu vardı. Yani bugün o bağlantıyı yapabilecek kimse yoktu. Barış Alper Yılmaz İkardi'den daha iyi pres yapar mı? Yapar. Ama tekrar söylüyorum. Yani bugün gördüğün gibi kanatlarda Barış olmasa, Barış'ın getirdiği toplar olmasa, Barış bir şeyler yapmaya çalışmasa. Hiçbir şey yapamayacak ki Galatasaray. Barış bu kez en uçta oynasaydı kim getirecekti topu bugünkü performanslarla? Evet sen ikamesi olmadığını söylüyor. Evet yani hani şimdi buradan geriye dönüp devre ortasında İkardini'ye göndermediler yerine Santrofor almadılar vesaire. O kadar böyle bir Osman vurgulu bir oyun var ki. Ama futbolda var bu sakatlıklar yani. Evet bu zaten en çok tartışılan konulardan birisi Osman ile kazanıyor Galatasaray. Valla yani Galatasaray tek direktörünün Kendisine bu türden bir imada bulunan ya da böyle bir yorum getiren insanlara karşı. Sonuçta ben buna bir takım oyunu diye bakarım. Dünyanın en kolay şeyi. O simen kazandırıyor maçları demek. Yani geride kalan on tane adamın da bir şekilde emeği var. Ama yani çok basit olarak hani Beşiktaş derbisinde o simen fark yaratmıştı değil mi? Beşiktaş'ta öyle bir sandrofor yok mesela. Zaten Türkiye'de iki tane bu tipte santrofor var. Birisi o sümen birisi onu aç. Yine farklı özellikleri var. Yani o topu tutmada bir pivot santrofor olarak biliyorsun o sümen toplara çıkar. Fake ile almaya çalışır. Yani çıkmaz bile toplara yani. Ama onun önünde alan presi ve her şeyiyle beraber zaten iki tane böyle komple santrofor varmış gibi görünüyor. Ve fizik olarak birisinin atletizmi diğerinin heybeti. Bütün bunların yan yana getirdiği zaman zaten diğer takımların hepsinde olmayan adamlar bunlar. Maçın dengesi açısından da bir tanesinde ona açı varken öbür tarafta o simen olmayınca zaten yani kantarı bir tarafa ağır basıyordu. Ama bu sadece bunun üzerinden açıklanacak bir şey değil. Çünkü Trabzonspor'da şimdi son dakika bütün hafta oynar oynamaz denilen Mucci'nin de yokluğunda 37 yaşında baka yeme forma giyiyor. Yani şimdi bakıyorsun dahi orta sahanın en dinamik adamı, bunun sadece defansif yönde değil, hat kıran adamı. Şimdi zaten maç öncesi yaptığımız programlarda şunun altını çizdim. Bak birincisi şu, milli aralar sonrası her zaman bir bilinmezdir. Bu bilinmezlik içinde 3 yıl önce Galatasaray faydalandı bundan. Bizim için milli ara değil de dünya kupası arasından sonra Fenerbahçe biliyorsun Trabzon'a gidip mağlup olmuştu. İki takımın da ne futbol oynayacağına dair bir fikrin olamaz 45 gündür ortalıkta olmayan insanların. Şimdi burada da 3 hafta olmazsa işte 18 gün şeyden hani Liverpool maçından beri sayıyorsun. Trabzon sporun daha da geride. Nasıl hazırlandıkları önemli. Kaç tane milli oyuncuları kaç kişiyle hazırlanıyorlar biri Trabzon'da. İstanbul'da geliriz Galatasaray'daki o izin meselesine. Ama işte o noktada o bilinmezliğin içinde asıl hikaye Trabzonspor'da şimdi Muçi'yi bir kenara ayırıyorum. Belli değildi diyorum ona. Olayıyla Batagov'un yokluğu. Nedir bu? Bir kere her türlü şekilde orta sahada Galatasaray'ı avantaj yaratan kağıt üzerinde bir durum. İkincisi de en iyi stoperi yok. Yani şu ligde Milan Şikliner, Batagov, Davinson Sanchez böyle bu sıralamayla ben sayarım. Bu benim seçimim. Batagov yok. Şimdi bunların yerini oynayacak adamların ne vereceği önemliyken Galatasaray cephesinde de

Galatasarayultrataraftar

98,727 просмотров • 4 месяцев назад

- SON YAPILAN HİSSE SATIŞI VE FENERBAHÇEMİZİN FİNANSAL DURUMU HAKKINDA DETAYLI FİKİRLERİM: - 7-8 dakika ayırıp okumanızı rica ederim. - Öncelikle Fenerbahçemizin finansal durumunu ve geleceğini bence 3 MAJÖR BAŞLIKTA incelemek gerekiyor. 1) Futbol A.Ş şirketi ve futbol şubemizin durumu 2) Eski adıyla dernek yapımız ve amatör şubelerimizin durumu 3) Bankalar Birliğine olan borç ve yıllık faiz yükü - Başlayalım.. 1) Futbol A.Ş şirketimiz ve futbol şubemizin durumu - Şubemizin ve şirketimizin mevcut yıllık gelirleri bildiğim kadarıyla; - 70 milyon Euro üzerinde kombine ve maç gelirilerimiz olduğu söyleniyor (ki Futbol A.Ş şirketimizin bu sezon için tahmini gelirleri açıklandığında da bu rakam bu civardaydı ve tüm kombineler de satıldı), resmi ağızlardan son açıklandığı şekliyle senelik 27 milyon Euro Fenerium kârı ve gelirimiz var (EK FOTO 3), bunun haricinde sponsorluklar, UEFA, Türkiye yayıncı kuruluş, TFF ve iddia gelirleri ile toplamda yıllık 130-150 milyon Euro’ya yakın bir gelirimiz olduğunu tahmin ediyorum. - Yıllık 130-150 milyon Euro’luk bu gelir ile, şubemiz, operasyon giderlerini, oyuncu ve idari kadro maaşlarını, primlerini, vergilerini doğru bir yapılanma ile ödeyerek şampiyonluğa oynayacak kadroları her zaman kurabilir. - Bonservisle alınacak oyuncuları da sattığımız bonservisli oyuncu tutarı kadar alırsak futbol şubemiz bu gelirleri ile her zaman şampiyonluğa oynayacak durumda. 2) Eski adıyla dernek yapımız ve amatör şubelerimizin durumu - Amatör şubelerimizin, rakiplerimiz Galatasaray ve Beşiktaş’a göre gelirleri oldukça fazla. Özellikle Başkan ve yönetim tarafından yaratılan çok ciddi sponsorluklar var rakiplere nazaran. - Ancak Kulübümüz tarafından bir kaç sene önce açıklanan rakamlara göre, amatör şubelerde tüm gelir ve sponsorlara rağmen yıllık 20-25 milyon Euro civarında total bir zarar vardı. (EK FOTO 1) - Yine Kulübümüz tarafından Kasım 2024 YDK’da açıklanan rakamlar da halen 20-25 milyon Euro zararı söylüyor. (EK FOTO 2) - Senelik 20-25 milyon zarar ufak gözükse de, bu tip projeksiyonlar uzun vadeli yapılır. Biz 10 sene bu şekilde devam edersek 250, 20 sene devam edersek 500 milyon Euro ek zarar buradan Kulübümüz hanesine yazılır. - Sayın Başkan Aziz Yıldırım da 2012 yılında NTV’de katıldığı programda, 1998-2011 arası futbol harici branşların toplamda 100 milyon Euro üzerinde zarar yazdığını açıklamıştı. (EK VIDEO 4) 2011-2025 arası dönemde bu zarar çok daha artmıştır muhtemelen, çünkü hedefler, bütçeler hep büyüdü. - Özetle; bence amatör şubelere yeni bir finansal bakış açısı getirmek zorundayız, aksi durum sürdürülebilir gözükmüyor. - Zira, ileride her gelecek Başkan ve Yönetim hem kendi şirketlerinden bu sponsorlukları yaratamaz (ki bahsettiğimiz zararlar zaten sponsorlara rağmen) veya yıllık toplam zararı hibe ve geri alınmayacak borç olarak Kulübe veremez, o zaman da Fenerbahçe Başkan adayları bir kaç ismin dışına da çıkamaz. 3) Bankalar Birliğine olan borç ve yıllık faiz yükü - Kulümüzün en büyük finansal kamburu bu faiz yüküdür ! - Faaliyet alanlarımızdan; A) Futbol şube yıllık 0 zarar yazsa, ki bu gelirleri ile mümkün, B) Amatörler de camianın kabul etmesi zor ama 0 zarar olsa, BB’ne her sene 40-50 milyon Euro faiz ödemek zorundayız. - Bu yüzden Yönetimin BB’den çıkmak için hisse satmasını destekliyorum. Hisseler borsada işlem gören fiyata da yakın satılmış. 3 büyükler arasında en çok Kulüp hissesi de halen bizde. - Tek sorun %4.8 olayı ve ismin açıklanmaması. - Şeffaflık adına bunun açıklanması bence de gerekir. Bu eksiklik giderilmeli. - Buradan gelen para da BB faizi ve BB’ne ana para borcunu ödeyip çıkmak için kullanılacaksa (ki sadece bu para oradan çıkmaya asla yetmez, başka bir sermaye artışı ile veya stad ismi 10 senelik satılıp kırdırılıp veya başka gelirlerimizle kapatılacaksa) bence problem yok. - AMA EN BÜYÜK KAMBUR OLAN BB’DEN TEZ ZAMANDA KURTULMALIYIZ ! - Uzun bir yazı oldu, ama 3 MAJÖR FİNANSAL BAŞLIĞIMIZI ve geleceğimizi değerlendirmek istedim.

Metin Sipahioğlu

119,467 просмотров • 1 год назад

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI YAŞAR GÜLER, İFTARI BAYBURT’TA MEHMETÇİKLERİMİZ, ŞEHİTLERİMİZİN AİLELERİ VE GAZİLERİMİZLE BİRLİKTE YAPTI Bayburt’ta bulunan Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, iftarı 17’nci Komando Tugay Komutan Yardımcılığımızda Mehmetçiklerimiz, şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleriyle yaptı. Bakan Yaşar Güler, beraberinde Bakan Yardımcısı Salih Ayhan ile birlikte katıldığı iftarda konuşma yaparak şunları söyledi: TARİHİ ZAFER GÜNÜMÜZÜ BÜYÜK BİR GURURLA YÂD ETTİK Mübarek Ramazan ayının bereketini ve huzurunu paylaştığımız bu anlamlı iftar sofrasında, baba ocağım Bayburt’ta sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu güzide iftar programında birlik ve dayanışma ruhuyla sizlerle aynı sofrada buluşurken aynı zamanda can Bayburtumuzun düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünü de idrak etmenin heyecanını yaşıyoruz. Nitekim gün içinde icra edilen görkemli etkinliklerle bu tarihî zafer günümüzü büyük bir gururla yâd ettik. Bayburt’umuzun şanlı tarihinde müstesna bir yere sahip olan Kop savunmasında yazılan kahramanlık destanları, bu topraklarda yetişen her vatan evladı için büyük bir ilham kaynağıdır. Tarihten bugüne her daim vatanına bağlılığıyla, devletine sadakatiyle ve milletine hizmet etme azmiyle öne çıkan güzel Bayburtumuz, bu yönüyle Anadolu’nun vicdanı ve milletimizin ortak değerlerinin güçlü bir yansımasıdır. ŞEHİTLERİMİZ VE GAZİLERİMİZ MİLLETİMİZİN ONUR VE HAYSİYETİNİ TEMSİL EDİYOR İşte bu mirasın en vakur ve güçlü temsilcileri de şüphesiz ki siz şehit ve gazi ailelerimiz ile kahraman gazilerimizdir. Bu yüzden sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizler için çok büyüktür. Çok iyi biliyoruz ki aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz milletimizin onur ve haysiyetini temsil etmektedirler. Aziz şehitlerimiz ve siz kahraman gazilerimiz aynı zamanda Türk kahramanlığının ve fedakârlığının gurur timsali mazisi şan ve şerefle dolu Türk ordusunun da ilham kaynağıdırlar. Bugün bu aziz vatanda huzur içinde yaşayabiliyorsak bu sizlerin fedakârlıkları sayesindedir; hakkınızı hiçbir zaman ödeyemeyiz. Ancak başımızın tacı olan sizlerin hayatlarını kolaylaştırmak ve yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir gayret içindeyiz. Şanlı atalarımızdan ve aziz şehitlerimizden bizlere yadigâr olan kutsal vatanımızı daha güçlü, daha müreffeh ve daha güvenli bir geleceğe taşımak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu bilinçle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de ülkemizin güvenliği ve asil milletimizin huzuru için azim ve kararlılıkla görev yapmaktadır. Özellikle vurgulamak isterim ki aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin silah arkadaşları yani kahraman Mehmetçikler, onların bıraktığı kutsal mirası ve şanlı sancağı gururla taşımaktadırlar. Bugün sınır ötesinde icra edilen operasyonlardan hudut güvenliğinin sağlanmasına, Mavi ve Gök Vatanımızın korunmasından uluslararası görevlere kadar başarıyla yürütülen çok yönlü faaliyetlerimiz, bu yüksek vazife şuurunun en açık göstergesidir. Bayburtumuzun medarıiftiharlarından biri olan 17’nci Komando Tugayımız bu faaliyetlerde şanlı ordumuzun önemli birliklerinden biri olarak önemli görevler üstlenmektedir. DEVLETİMİZİN DURUŞU NETTİR Kahraman ordumuz son yıllarda icra ettiği başarılı operasyonlarla terör örgütüne büyük darbeler vurmuş ve terörü bitirme noktasına getirmiştir. İçinde bulunduğumuz kaotik ortam dikkate alındığında terörün tamamen ortadan kaldırılması yalnızca güvenlik meselesi değil, tarihî bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır. Bu tablo karşısında yürüttüğümüz mücadeledeki kararlılıkla birlikte toplumsal dayanışmamızı ve kardeşliğimizi tahkim edecek güçlü bir iradenin ortaya konulması da her zamankinden daha önemli hâle gelmiştir. Bu çerçevede devletimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde terörle mücadelede kaydedilen ciddi aşamayı dikkate alarak, millî birlik ve kardeşliğimizi güçlendirmek ve terörü tamamıyla sona erdirmek için “Terörsüz Türkiye” sürecini başlatmıştır. Özellikle belirtmeliyim ki başta aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimizin emsalsiz fedakârları sayesinde terörle mücadelede elde edilen başarılar “Terörsüz Türkiye” yolculuğunu daha gerçekçi ve ulaşılabilir bir hedef kılmıştır. Bu sürecin kalıcı başarıya ulaşması ise ancak terör örgütünün silahlarını bir an önce teslim ederek tüm uzantılarıyla birlikte taahhütlere eksiksiz biçimde uymasına bağlıdır. Bu konuda devletimizin duruşu nettir ve hiçbir tereddüde yer yoktur. Bizler de bu süreci ilk günden itibaren devletimizin ve ülkemizin bekası ve çıkarları doğrultusunda samimiyetle destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz. Ancak tüm gelişmelere karşı planlı faaliyetlerimizi sürdürüyor, tedbirlerimizi her zamanki kararlılığımızla alıyoruz ve almaya da devam edeceğiz. STEADFAST DART 2026 TATBİKATI'NDA TSK’NIN GÜCÜNÜ GÖSTERDİK Türk Silahlı Kuvvetleri olarak NATO’nun en büyük tatbikatı olan STEADFAST DART 2026 tatbikatına katıldık. Ülkemizi ve asil milletimizi en üst seviyede temsil ettik. Bir kez daha Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünü ve kuvvetini, yerli ve millî silah sistemlerimizin kalitesini gösterdik. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerimizin muharebeye ne denli hazır olduğunu da gözler önüne serdik. O nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri olarak asil milletimize layık olabilmek adına var gücümüzle çalışmalarımıza devam ediyoruz. BU YOLDA TAVİZ VE PAZARLIK YOK Bu tarihî süreç bir yandan birlik ve beraberliğimizi daha da pekiştirmeyi amaçlarken aynı zamanda gelecek nesillerin güvenlik ve huzuru içindir. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Bu yolda hiçbir taviz ve pazarlık yoktur, olmamıştır. Milletimizin birliğini, kardeşliğini ve güvenliğini zedeleyecek hiçbir adım atılmamıştır, bundan sonra da atılmayacaktır. Yegâne amacımız artık evlatlarımızı yitirmediğimiz, kanın ve gözyaşının sona erdiği, ayrılık tohumlarının kökünden söküldüğü, çocuklarımızın sadece barış ve kardeşlik ortamında büyüdüğü bir geleceği inşa etmektir. Çok şükür ülkemizin her bölgesinin kalkındığı bu güvenlik ve huzur ikliminde Bayburtumuz da yeni ve kapsamlı bir atılım dönemine girmiştir. Özellikle son yıllarda her alanda yapılan birbirinden değerli yatırımlarla Bayburtumuz, Türkiye’nin yükselen yıldızlarından biri durumundadır. Bayburtumuz artık; -Gurur kaynağı olan Üniversitesiyle, -Sayısı 12 binlere ulaşan aynı zamanda dünya ve Türkiye şampiyonlukları elde eden lisanslı sporcularıyla, -Yapılan yatırımlar ve verilen desteklerle tarımsal gelişimin ve kırsal kalkınmanın önde gelen merkezlerinden biri olmasıyla, -Her geçen gün gerçek potansiyelini ortaya koyan kültür ve turizm zenginliğiyle, -Aynı zamanda ulaştırma alanında büyük yatırımlara sahne olmasıyla anılmaktadır. İnanıyorum ki önümüzdeki yıllarda şehrimiz çok daha büyük ilerlemeler kaydedecektir. Unutmayalım ki güçlü bir toplum ancak birlik ve dayanışma ile ayakta kalır. Bayburtumuzun da en büyük gücü, birbirine kenetlenmiş insanlarıdır. Bu dayanışma ruhu geçmişte olduğu gibi bugün de en büyük güvencelerimizden biridir. Sizlerin de desteğiyle bir ve beraber olarak geleceğe emin adımlarla yürüyecek ve ülkemizin gücüne güç katacağız. Kahraman silah ve mesai arkadaşlarımın da Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda kendilerine tevdi edilen görevleri en iyi şekilde, büyük bir şevk ve gayretle yerine getirmeye devam edeceğine inancım tamdır. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; Bayburtumuzun düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünü, bir kez daha kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Şehitlerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize sağlıklı ve huzurlu bir ömür temenni ediyorum. Bu vesileyle Ramazan ayının hayırlı ve bereketli geçmesini niyaz ediyor, kahraman silah ve mesai arkadaşlarıma görevlerinde üstün başarılar diliyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,275 просмотров • 5 месяцев назад