Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Abdullah Öcalan'ın müzakerelerde "Garantör Devlet" istediğini duyan Mustafa Destici'nin kanı donmuş. Devlet aklı Abdullah Öcalan'ı lideri olduğu örgüt'den ziyade Kürt halkının lideri olarak gördüğü için muhatap kabul ediyor. Zira sayın Öcalan sadece Türkiye'de değil, Ortadoğu'da yaşayan Kürt halkı üzerinde etkisi vardır. Konu Ortadoğu'daki Kürt halkının hak ve özgürlükleri ise...

261,894 Aufrufe • vor 1 Jahr •via X (Twitter)

11 Kommentare

Profilbild von Kezeb KRD #SaveRojava 🇹🇯🇺🇲🇮🇱
Kezeb KRD #SaveRojava 🇹🇯🇺🇲🇮🇱vor 1 Jahr

Kanı varmi ki donmus? Tabi ki uluslararası sorundur ! Mesele Kürdistan!

Profilbild von Yılmaz
Yılmazvor 1 Jahr

Ortadoğu'da 60-70 milyon Kürt milleti var tabi ki uluslararası bir durum bu Sayın Öcalan senin gibi zihniyetlilerin nesine güvenecek tabi ki 3. Göz olması lazım

Profilbild von Saim Serin
Saim Serinvor 1 Jahr

Seçimde parayı götüren sen binlerce üniversite öğrencisinin işsiz olduğu halde kızını TBMM ya alan sen bu çatışmalarda burnu kanamayan sen savaş borazanlığı yapan sen

Profilbild von alex1 puur
alex1 puurvor 1 Jahr

100yıldır kardeş diye uyutuğun herçesit soy Kırım'dan katliamdan sürgünlerden geçirdiniz Otur elini başına koydüşün neden işit kardeşlerimizin kafasını kesereken yardımcı olmadık,ABD 10 bin km gelip yardımcı oludu? Kanın olsaydı o gün kanın donardı kardeşinin kadinları pz.satıldi

Profilbild von Kc
Kcvor 1 Jahr

Bu o,çocuğu oğlunu niye gönüllü kandille savaşmaya göndermiyor

Profilbild von M͚͚̻͂̇͜͟͟a͔͔̜̗̦ͩ̅̎z̰̰̝̿ͣ͝͡͝ê
M͚͚̻͂̇͜͟͟a͔͔̜̗̦ͩ̅̎z̰̰̝̿ͣ͝͡͝êvor 1 Jahr

Kısaca diyor ki garanti biziz keyfimize göre yine bozarız garantör olunca hiç bir şey yapamayız :)

Profilbild von Dervis Bicen
Dervis Bicenvor 1 Jahr

Bu zat uluslarası garantörlük gibi kavramları anlayacak biri deĝil. Yeni Suriye rejiminde katil Golaniye çevre su ișleri bakanı olabir. Kapasitesi bu kadar

Profilbild von Pirani:
Pirani:vor 1 Jahr

Eger dogruysa bravo apoya👍bu cakallara güven olmaz anlasmalar mutlakka baska garantör bir devletin gözetimi altinda olmalidir.

Profilbild von rojhat DARA
rojhat DARAvor 1 Jahr

Biri bu zata söylesin Kürt meselesi zaten uluslararası bir sorun

Profilbild von Rock Paper Sizzle
Rock Paper Sizzlevor 1 Jahr

🇺🇸 One Nation, under Trump, Stronger THAN EVER. Are you Trump Tough? 💪Tough T's Here:

Profilbild von Sofi MihO✌️
Sofi MihO✌️vor 1 Jahr

Kızını işten çıkaracaz deseler hemen ikna olur😃

Ähnliche Videos

Adem Karaçoban denilen şahıs; Yaptığın açıklamalar densizlik değil, düpedüz karakter iflasıdır. Sen ne gazetecisin, ne aydınsın, ne de Kürt halkını temsil edebilirsin. Sen yalnızca terör örgütlerinin ağzıyla konuşan, onların sözcülüğüne soyunmuş bir propaganda memurusun. Ben bir Kürt olarak açıkça söylüyorum: Sen Kürt değilsin, Kürtlerin derdiyle de, onuruyla da zerre kadar alakan yok. Kürt halkını terörle özdeşleştiren herkes gibi sen de bu millete ihanet ediyorsun. Kürtlerin tek bir devleti vardır: Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bunun dışındaki her söylem, her ima, her laf bölücülüğün ta kendisidir. Sözde televizyoncu, sözde gazeteci, sözde yorumcu… Gerçekte ise Almanya’dan Türkiye’ye kin kusan, iftira atan, yalan üreten bir kaçak klavye militanısın. YouTube’dan, TikTok’tan devlet düşmanlığı yapmak seni cesur yapmaz; sadece ne kadar zavallı olduğunu gösterir. Kürtleri terör örgütleriyle aynı cümlede anan Karaçoban; Ben bir Şırnaklı, bir Cizreli olarak seni en sert şekilde uyarıyorum: Bu halk senin kirli propagandana pabuç bırakmayacak. Kürt halkını kullanarak teröristleri aklamana asla izin vermeyeceğiz. Her fırsatta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Bilge Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’ye saldırıyorsun. Çünkü senin derdin siyaset değil; Senin derdin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Mazlum Abdi’yi, YPG’yi, PYD’yi, PKK’yı aklamaya çalışan birinin Kürt halkından bahsetmeye ne ahlaki ne vicdani ne de insani hakkı vardır. Senin sözlerin yalnızca seni bağlar ve Kürt halkı nezdinde yok hükmündedir. Milli Savunma Bakanımız Sayın Yaşar Güler’e, Genelkurmay Başkanımız Sayın Selçuk Bayraktaroğlu’na “Kürt düşmanı” iftirası atan birinin ya aklıyla ya da niyetiyle ciddi bir problemi vardır. Şunu iyi belle: Bu devlet Kürt düşmanı değildir. Bu devlet terör düşmanıdır. Ve senin gibiler de terörün sözcülüğünü yaptığı sürece bu milletin karşısında olmaya mahkûmdur. Boş laflarla, yalanlarla, iftiralarla ağlamayı bırak. Kürt halkının adını ağzına alırken iki kere düşün. Çünkü o ağızdan çıkan her yalan, senin ne olduğunu daha da açık eder. adam Karaçoban denilen densiz terörist el başı mazlum abdi’nin sözcüsü evladı ne sen Kürtsün ne mazlum abdi ikiniz de teröristten farkınız yoktur Karaçobanlı olduğu iddia edilen ve kendini bir şey sanan bu şahıs, terör örgütü elebaşı Mazlum Abdi’nin sözcülüğüne soyunmuş densizin tekidir. Ne sen Kürtsün ne de Mazlum Abdi Kürt halkını temsil etmektedir. Kürtlük; terörle, ihanetle ve dış güçlerin maşalığıyla anılamaz. Sizlerin Kürt halkıyla hiçbir bağınız yoktur. Yaptığınız tek şey; terör örgütlerinin sözcülüğünü yapmak ve bu kadim milleti lekelemeye çalışmaktır. Biz Kürtler; bu vatanın bir parçasıyız, terörle aramıza her zaman mesafe koyduk ve koymaya da devam edeceğiz. Kürt ve Türk bu toprakların asli evlatlarıdır, kardeştir ve sonsuza kadar birdir. Ne mutlu Kürt doğdum Ne mutlu Müslüman oldum Ne mutlu Türk’üm diyene TSK T.C. Jandarma Gn. K MHP Devlet Bahçeli Recep Tayyip Erdoğan Ali Yerlikaya Mahmut Demirtaş İbrahim Kalın Siberay T.C. İletişim Başkanlığı T.C. İçişleri Bakanlığı T.C. Millî Savunma Bakanlığı Münir Karaloğlu @ademkaracobann Saygılarımla Abdurrahim Avcıoğlu

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

16,072 Aufrufe • vor 7 Monaten

Düzgün Kaplan: 'Kürt halkı kendi evlatları tarafından temsil edilmelidir’ Hak ve Özgürlükler Partisi HAK-PAR Genel Başkanı Düzgün KAPLAN Muş‘ta halka seslendi. Muş Belediye meydanında 9 Mayıs 2023 tarihinde saat 13.00' te başlayan miting de Kürtçe konuşan Düzgün Kaplan, sözlerine; ‘Xalıd beg’e Cibri’nin, Şeyh Sait’in topraklarında sizleri saygıyla selamlıyorum’ diye başladı. Kaplan konuşmasını şöyle sürdürdü; ‘Sizlere Kürtçe hitap etmek istiyorum. Çünkü Seçimlere katılan 36 parti içinde tek Kürt partisi HAK-PAR’dır. Siyasetimizin amacı binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan kadim Kürt halkının özgürlüğüdür. Sizin desteğinizi istiyoruz. Kadim bir halk olan Kürt halkı da diğer halklarla eşitlik temelinde özgür ve barış içinde yaşamalıdır. Türk devleti Kürtlerin de yardımı sayesinde kuruldu. Osmanlı devletinde birlikte olan milletler ayrılarak kendi devletlerini kurdular. Kürtler o zaman biz kardeşiz dediler. İttihatçıların devamı olan Kemalistler Kürtlere Bu devletin Kürtlerin ve Türklerin ortak devleti olacağına söz verdiler. Lozan antlaşmasından sonra Devlet kurulunca dediler ki bu devlet Türklerin devletidir. Dili de Türkçedir. Kürtler defalarca itiraz etti, başkaldırdı. Bu düzeni kabul etmedi. Kemalist rejim Dersim’de, Zilan’da, Diyarbakır’da olduğu gibi soykırıma yöneldi. Bu politika halen devam ediyor. Biz Kürt halkının onurlu, özgür yaşamasını istiyoruz. Değerli Muş halkı; Lozan’da Kürt temsiliyeti yoktu. Kürt ağaları, beyleri Kürtlerin temsiliyet hakkını İnönü’ye verdiler. Onlarda tekçi, faşizan bir devlet kurdular. Bugünde aynı oyun oynanıyor. Boşnakları, Bulgarları, Türkleri bize temsilci olsunlar diye aday gösteriyorlar. Bunlar Kürdün hangi derdini bilir? Değerli halkımız Kürtler kendi öz evlatları eliyle temsil edilmelidir. Neden bir Laz, bir Çerkez Kürdü temsil etsin, Kürdün oyu ile Parlamentoya gitsin? Bize sandığa gidin oylarınızla Türkleri parlamentoya gönderin diyenler hayır deyin! Belçika, İsviçre Amerika gibi pek çok modern devlet benzer meselelerini çözebilmiş. Biz diyoruz ki Kürtler millettir ve diğer milletlerin İngilizlerin, Türklerin hakkı neyse Kürtlerin de bu hakları verilsin. Derdimiz Kürt halkının özgür olmasıdır. Pek çok Türk veya Kürt vekil gönderdiniz parlamentoya gidin bakın, Kürtlerin haklarıyla ilgili. Bir önerge verdiler mi? Kendi keslerini doldurmakla meşgul oldular. Kürt meselesinin çözümü için ne yaptılar? 45 yıldır Kürdistan’da savaş var 100 bin gencimiz toprağa verildi. Onlar hiçbir şey yapmadılar. Şimdi diyorlar ki Türkiye demokratik olsun, olsun da ya Kürt meselesi? Kürt meselesi çözülmeden ne demokrasi olur, ne enflasyon düşer, ne barış olur ne de yoksulluk son bulur. HAK-PAR sizin partinizdir. TRT de bize ayrılan 10 dakikalık konuşma hakkını da Kürtçe olarak kullandık. Biz halkımıza, toprağımıza güveniyoruz. Sakın bu parti küçüktür demeyin. Büyük partilere verdiğiniz oylar zaten boşa gidiyor.Onlar sizin için Kürt meselesinin çözümü için ne yaptılar? HAK-PAR barışçıl demokratik bir partidir. HAK-PAR’a oy verin ki, Kürdistan’da yeni modern bir ses, barışçıl demokratik, hareket güçlensin. Size aday olarak Boşnak, Bulgar veya Egeden birilerini getirip aday gösterdiklerini biliyorum. Biz de size Muş’un, bu toprakların, barışsever, demokrat bir evladını aday olarak sunuyoruz. Bilin ki biz Xalid Begê Cibrî’nin yolundayız.’ HAK-PAR Basın Bürosu

HAK-PAR / Hak ve Özgürlükler Partisi

34,059 Aufrufe • vor 3 Jahren

Türkiyeleşme, Öcalan’ın Kemalist Kompleksinin Siyasal Adıdır Bu metni 2023’te, artık X’te (eski Twitter) erişilemeyen bir videoyu izledikten sonra kaleme almıştım. Dün o videoyu yeniden buldum; bu nedenle bu kısa yazıyı bir kez daha gözden geçirip yeniden paylaşmak istedim. Görüntülerde, Murat Karayılan ile Duran Kalkan’ın huzurunda yapılan, adeta bir “Judenrat” sahnesini andıran bu buluşmada bir komutan Kürtlükle alay ediyordu. Mardinli olduğunu söylüyor, anne ve babasının adlarını—biri Kurdê, diğeri Kurdo idi—tek tek sayıyor ve kahkahalar arasında şunu ekliyordu: “Bir de katırımız vardı; o da ‘Kürt’tü… ‘Kürtçe çifte bile atardı.’” Bu sahne, basit bir kabalık ya da münferit bir “şaka” değildir. Burada işleyen şey, Kürtlüğün insanî, tarihsel ve siyasal bir aidiyet olmaktan çıkarılıp zoolojik bir alaya, aşağı bir varoluş biçimine indirgenmesidir. Kürt kimliği, bir ulusal özneleşmenin zemini olarak değil, aşılması gereken bir “hamlık” ve utanılacak bir tortu olarak kurulmaktadır. Tam da bu noktada “kro” figürü belirir. Bir insanın kendi Kürtlüğünü—seçmediği bir dili, bir etnisiteyi, ulusal aidiyetini ve kültürel varoluşunu—başkalarına saldırmadan, kimseyi asimile etmeden, hiçbir şiddet pratiğine başvurmadan yalnızca sahiplenmesinin bu denli aşağılanması ve hor görülmesi bir rastlantı değildir. Türkiye, on binlerce Kürdü rızaları dışında söylemsel ve retorik düzeyde Türklüğün bir tahakküm ve fetih nesnesine dönüştürmüş; devlet aygıtı Kürt bedenlerini ve kimliklerini Türkçülüğün zorunlu imgesel alanı içinde yeniden biçimlendirmiştir. Bu zorunlu dönüşümün en görünür tezahürlerinden biri, Kürtlere dayatılan ve Türk ırksal üstünlüğünü simgesel biçimde ilan eden soyadlarıdır: Öztürk, Boztürk, Göktürk, Baytürk, Koçtürk, Alptürk, Karatürk, Aktürk, Ertürk, Söntürk, Kantürk, Gençtürk, Yiğittürk… Türkçülüğün bu adlandırma ve Kürt silme rejimi, yalnızca bürokratik bir kayıt meselesi değildir; daha en başından coğrafyasıyla, mekânsal düzeniyle ve siyasal alanın kurucu mantığıyla birlikte Kürt varlığını bedensel ve simgesel olarak aşağı bir konuma yerleştiren kolonyal bir şiddet biçimidir. Devletin bütün kurumları, yasaları, egemenlik dili ve anayasal düzeni, bu ülkede mutlak ve münhasır aidiyetin yalnızca Türk kimliğine ait olduğunu tekrar tekrar ilan eder. Türkçeden başka bir ana dile sahip olanın, bu siyasal düzen içinde tam anlamıyla eşit bir yurttaş ve meşru bir insan öznesi olamayacağı fikri, Kürt varlığının inkârını dahi anayasal güvenceye bağlayan bir dışlama rejimi olarak işler. Bunu aklı başında olan herkes bilir. Sanki bunlar yetmezmiş gibi, bugün Türk devleti Öcalan aracılığıyla her Kürde “Türkiyeleşme”yi telkin eden, Kürt sosyal ve kültürel varoluşunun daha önce bütünüyle tasfiye edilememiş alanlarını dahi disipline etmeye ve hizaya sokmaya çalışan yeni bir kolonizasyon dilini devreye sokmaktadır. Herkesin tanıklık ettiği şey budur: Kürtlerin yalnızca bastırılması değil, aynı zamanda kendi kendilerini inkâra zorlanmalarıdır. Fakat en sarsıcı olan şudur: Elli yıl boyunca Kürt adını siyasal alana taşıyan, yok edilmek istenen, adı anıldığında bile nefes alınamaz hale getirilmeye çalışılan bir hareketin içinden, bugün bizzat Kürtlükle alay eden ve Kürtlüğü tasfiyeyi neredeyse tarihsel bir görev gibi gören bir dil yükselmektedir. Kürt kimliğini aşağılayan, Kürdün katırını bile “Kürtçe çifte atan” bir karikatüre dönüştüren bu söylem, faşist Türkçü tahayyülün yalnızca dışarıdan dayatılması değil, içeriden yeniden üretilmesidir. Bu, Kürt’e karşı kurulan kolonyal prototipin Kürt siyasetinin içinde dahi içselleştirilmiş hale gelmesinin en çıplak göstergesidir. Öcalanperestlerin “Türkiyeleşme” siyaseti, fiilen tam bir Kırolaştırma ve kültürel kırımı derinleştiren disipliner bir kampanyadır. Buradaki Kıro, basitçe “Kürt” değil; Kürtlüğün inkârıyla “medenileştirilmesi gereken eksik-Türk” prototipinin aynı anda üretildiği kolonyal bir ara figürdür—yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan ise bu sürecin başlıca aracısı, hatta başlıca figürüdür: Kemalist devlet aklının Kürt siyasal varoluşunu yeniden biçimlendirmek üzere devreye soktuğu “baş Kıro”laştırma mekanizmasının tam merkezinde yer alır. Öcalan, Kürt’e ilişkin Kemalist tahayyülü derinlemesine içselleştirmiş bir figür olarak, hayatı boyunca Kürtleri “Kürtlükten kurtarmayı” adeta bir misyon gibi görmüş; Kürtlüğü ulusal ve siyasal bir ufuk olmaktan çıkarıp aşılması gereken bir “hamlık” olarak yeniden kodlamaya yönelmiştir. Bu iddiayı belgelendiren en çıplak ifadelerden biri, Öcalan’ın Kürt varlığını neredeyse insanlık-dışı bir ara kategoriye indirgediği şu sözleridir: “Kişilik üzerine birçok çözümlemeler yaptım. Hâlâ Kürt’ü tam yakaladığımı, çözdüğümü söyleyemem. Çünkü kendisi olmaktan epeyce uzaklaştırılmıştı. Şeklen Kürtvari gözükse de, özde başkalaşmıştı. İhanetinin boyutlarının farkında bile değildi. Ona ne insan yasaları ne de hayvan yasaları işliyordu. Adeta üçüncü bir varlık türünü oynuyordu.” (Öcalan, 2004, Bir Halkı Savunmak, s. 222). Burada Kürt, bir ulusal özne değil; ne insan ne hayvan yasalarına tâbi olmayan, “üçüncü tür” olarak kodlanan bir ham maddeye, yani Kırolaştırmanın nesnesine indirgenmektedir. Bu dil, yalnızca bir betimleme değil, Kürtlüğün siyasal statüsünü düşüren kolonyal bir epistemolojidir: Kürt varlığı, hak ve egemenlik talep eden bir ulus olmaktan çıkarılıp terbiye edilecek, dönüştürülecek bir aşağı kategoriye yerleştirilir. İşte “Kıro” figürü tam da bu ontolojik düşürmenin adıdır. Çünkü Kıro, “Türkleştirilmesi gereken Kürt”tür: hem Öcalancı söylemin hem de Kemalist tahayyülün Kürt üzerine bindirdiği prototip. Kürdü zamandışı ve parokyal bir dağ varlığına indirgeyen; dili çözülemez, kimliği belirsiz, siyasal varoluşu “ilkel” sayılan aşağı bir özne-konumu. Kıro, yalnızca bir hakaret değil, modern Türk ulus-devlet aklının Kürt’ü tanımlama biçimidir: Kürdü ulus olma kapasitesinden yoksun, kültür ve tarih taşıyamayan, medeniyetle bağdaşmayan bir “artık” olarak kodlayan kolonyal bir kategoridir. İşte Öcalan’ın Kürtlüğe yaklaşımı da tam olarak bu kolonyal prototipin içselleştirilmesi üzerinden şekillenir. Öcalan’ın Kürtleri “Kürtlükten kurtarma” girişimi, basit bir siyasal taktik değil, derin bir Kemalist kompleksin ve kolonyal/ırkçı bir mimicry rejiminin ifadesidir. Bu kompleks, Öcalan’ın kendisini Türk ulus-devlet aklının ölçütleri içinde “insan” sayılabilir bir varoluşa yaklaştırma çabasında; Kürtlüğü ise aşılması gereken bir hamlık olarak kodlamasında görünür. Burada “Kıro” figürü belirleyicidir: Kıro, eşzamanlı olarak hem Kürt varlığının inkârını hem de “tamamlanmamış,” “medenileşmemiş” bir Türk prototipini temsil eder—bir tür yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan, Türklüğü insan olmanın normu olarak kabul eder; fakat aynı zamanda bu norm karşısında kendisini ontolojik bir eksiklik içinde konumlandırır. Bu eksiklik, Lukács’ın yabancılaşma ve bütünlük kaybı bağlamında düşündüğü türden bir “eksik-totalite” hissiyle, sürekli telafi edilmesi gereken bir varlık açığına dönüşür. Mimicry, tam da bu açığın yönetimidir: taklit, asla “asıl” olamaz; fakat kolonyal düzen içinde zorunlu bir sınav gibi dayatılır. Öcalan’ın Türkiyeleşme projesi, bu nedenle, Kürt özgürleşmesinin değil, Kürt öznesinin Kırolaştırılarak devletin ontolojik ölçüsüne yaklaştırılmasının—hiçbir zaman tamamlanamayacak bir Kemalist taklidin—siyasal adıdır. Bu Kırolaştırma mantığının en açık göstergelerinden biri, Öcalan’ın Kürtleri bir ulus olarak değil, tekrar tekrar bir “olgu” olarak adlandırmasıdır. Nitekim Öcalan, Demokratik Konfederalizm’de Kürtlerden defalarca “olgu” diye söz eder (2015: 39). Bu kelime seçimi tesadüf değildir: Kürt varlığını tarihselliği, egemenlik iddiası ve siyasal özne statüsü olan bir ulus olmaktan çıkarır; üzerinde işlem yapılacak ham bir nesneye indirger. “Olgu,” burada hak talep eden bir kolektif özne değil, disipline edilecek, dönüştürülecek, Türkiyeleşme içinde eritilecek bir Kıro maddesidir. Bu nedenle “demokrasi,” “Türkleştirme” ve “Türkiyeleşme” aynı mantığın farklı adlarıdır: Kürt bir olgudur; Türk milletiyle bütünleştirilmesi, terbiye edilmesi ve “medenileştirilmesi” gerekir. Mehmet Uçum’un Öcalan’la aynı çizgide söylediği gibi, “Türk milleti birdir; Türk ve Kürtten oluşan tek bir millet vardır ve onun da tek dili Türkçedir.” Burada kast edilen tam da budur: Kürt, ancak Türklük içinde eritildiği ölçüde meşru bir varoluşa kavuşabilir. Öcalan’ın “kültürel talepleri” dahi gayrimeşru sayması, Bülent Arınç’ın 2014’te dile getirdiği “Kürtçe medeniyet dili değildir” sözleriyle aynı epistemik şiddetin farklı versiyonlarıdır. Bu söylemlerin ortak zemini açıktır: Kürt varlığını inkâr etmek, Kürtlüğü bir siyasal özne değil, terbiye edilecek bir hamlık olarak görmek ve “Kıro”yu medenileştirme kisvesi altında Kürtlüğün tasfiyesiyle uğraşmak. Aradaki tek fark şudur: Devlet aklı bunu açık ırkçı Türkçülükle yapar; Öcalan ve ona tapanlar ise kendi içselleştirilmiş Kıroluklarını genelleştirerek bütün Kürt milletini de kendileri gibi kokusu ve zamandışı bir varlık olarak tahayyül ederler. Kolonize edilmiş bir mimicry (taklitçilik)—adeta bir “ev zencisi” pozisyonu—üzerinden, Türk efendisinin haklılığını ispatlamak için Kürtler aleyhine simgesel, dilsel ve epistemik şiddete başvururlar. Kürt ulusal ısrarını “ilkel milliyetçilik,” Kürt varoluşunu “geri hamlık,” Kürt siyasal ajansını ise “kardeşlik düşmanlığı” diye damgalarlar. Türk devleti bir asırdır yapamadığını, bugün Öcalanperestler yapmaya çalışmaktadır: Kürdü “Türkiyeleştirmek,” yani fiilen Kırolaştırmak—Kürt ulusunu, kendi kendisiyle alay eden, kendi varlığını inkâra yönelen, kolonyal prototipi içeriden yeniden üreten bir aşağı özne-konumuna mahkûm etmek. Hayatını kaybeden Rêzan Javid’in annesinin feryadını asla unutmayacağım. O, PKK’nin Kürtleri kurtarmak için silaha sarıldığına hâlâ inanıyordu. Cenazede “Kürdistan bayrağına kurban olayım” diye haykırdı. İşte yeni-Kırolaşma, Türkiyeleşme adına, devletçi aklın içselleştirilmesiyle Kürtlüğü böyle imha eder: bir halkın onurunu değil, kendi kendisiyle alay etmesini siyasal ufuk hâline getirerek.

Kamal Soleimani

23,596 Aufrufe • vor 6 Monaten

Nizamettin Arıç’ın Öcalan’a Yönelik Eleştirel Çizimleri: Kürtler'in pek alışık olmadığı sıra dışı Öcalan tepkisi. Kürt sanatçı Nizamettin Arıç’ın Öcalan’a yönelik eleştirel çizimleri, Kürt siyasetindeki dokunulmazlık algısını bir kez daha gözler önüne seriyor.. Benzer bir durumu geçmişte Şivan Perwer de yaşamış, ancak maruz kaldığı ağır tepkiler ve fiziki saldırılar nedeniyle söylemlerini realize etmek zorunda kalmıştı. Bu tablo bize Kürt toplumunun hâlâ siyasi liderlerini eleştirebilme olgunluğuna ulaşamadığını gösteriyor. Kürtler, liderlerini yalnızca eleştirilemez değil, aynı zamanda kutsal ve dokunulmaz da görüyor. Öyle ki, radikal partizanlar, gerektiğinde liderleri için Kürtleri öldürebileceklerini dahi açıkça dile getiriyor ve bundan gurur duyuyorlar. Dahası, bu anlayışa alkış tutan geniş bir kitle de mevcut. Peki, dillerinden “Kürtlere özgürlük”, “Kürdistan’a özgürlük”, “düşünce özgürlüğü” ve “özgün sanat” sloganlarını düşürmeyen Kürtler, kendi gibi düşünmeyen bir başka Kürtleri ve Kürt sanatçıyı hedef gösterip linç etmeyi, küfür ve hakaret yağdırmayı nasıl açıklıyor? Siyasilerine eleştiriye dahil tahammül etmeyen bir halk nasıl özgürleşebilir? Bu noktada aklıselim düşünebilen herkesin kendine şu soruyu sorması gerekiyor: Kürtlere gerçekten özgürlük mü istiyoruz, yoksa sadece kendi dogmalarımızın egemen olduğu bir rejim mi kurmaya çalışıyoruz? Nizamettin Arıç Kimdir? Nizamettin Arıç, Kürt sanatına ve müziğine büyük emek vermiş, sinema alanında da başarılı işlere imza atmış bir sanatçı. Örneğin, tesadüf ki şuan yaşadığım şehir olan İsviçre’nin Fribourg kentinde 1994'de düzenlenen Fribourg Uluslararası Film Festivali’nde Kürtçe çektiği "Klama Beko" filmiyle üç ödül kazanmış, böylece Kürt sinemasını ve Kürt milletini uluslararası arenada da temsil etmiştir. Üstelik bu film, dönemin Türk devletinin Kürt köylülerine uyguladığı zulmü ve Suruç'lu bir gencin PKK’ye katılım sürecini anlatan siyasi bir yapımdır. Yani bir açıdan uluslararası alana sunulmuş, PKK'nin varlığını ve çıkış nedenini de gerekçelendiren Bir siyasi propaganda. Ancak bugün, Öcalan’ı eleştiren çizimleri nedeniyle kendisine yönelik saldırılarla, sanatçının geçmişi çarpıtılıyor. Mesela TRT’de çalışmış olması, ona yöneltilen en büyük suçlamalardan biri. Fakat gerçekte, Arıç 1976’da TRT Ankara Radyosu’nda çalışmaya başlamış, 1979’da Kürtçe seslendirdiği Ahmedo Roni şarkısı nedeniyle “bölücülük” suçlamasıyla yargılanmış ve işinden atılmıştır. Yani, devletin içinde bile Kürt kimliğinden ödün vermemiştir. Daha sormaları da yıllarca Roj TV ve Kürt siyasi hareketine yakın medya organlarında yer almış, bu çevrelerin etkinliklerinde sahneye çıkmıştır. Fakat bugün kendisine saldıranlar, geçmişte Kürt siyasi hareketiyle olan bağlarını görmezden geliyor. Eğer Nizamettin Arıç, TRT’de çalıştığı için “hain”se, o hâlde neden yıllarca Roj TV’de yer almasına ses çıkarılmadı? Demek ki mesele onun geçmişi değil, bugün eleştirel bir duruş sergilemesi. Öcalan Eleştirilemez mi? Sanatçılar toplumun aynasıdır. Eğer Kürt halkı özgür bir gelecek istiyorsa, sanatçılarına ve aydınlarına karşı daha saygılı olmalı, onlara eleştirel düşüncelerini ifade edebilecekleri alanlar açmalıdır. Bugün Öcalan’a büyük bir sevgi ve bağlılık duyan bir kitle olduğu gibi, özellikle genç Kürtler arasında yükselen eleştirel bir bakış açısı da mevcut. Bu realitenin artık kabul edilmesi gerekiyor. Ne Öcalan’ı destekleyenler mutlak birer kahraman ne de Öcalan’ı eleştirenler mutlak birer hain. Öcalan, Kürt halkının içinden çıkmış siyasi liderlerden sadece biridir; tanrısal bir kudrete sahip olmadığı gibi, kutsal ve dokunulmaz da değildir. Yıllar içerisinde siyasi anlamda büyük değişiklikler yaşadı. Kürtler Öcalan’ı sorgusuz sualsiz desteklemek zorunda değil. Öcalan’ın kendi kitaplarında dahi “Eleştirileriniz beni yüceltir, beni eleştirin” dediği gerçeği ortadayken Öcalan taraftarları neden onu eleştirilmez bir tabu hâline getirmeye çalışıyor? Siz Öcalan’dan daha mı Öcalancısınız?

Azad Penaber

236,853 Aufrufe • vor 1 Jahr

"TÜRKİYE'DE KÜRT SORUNU DEĞİL TERÖR ÖRGÜTÜ SORUNU VARDIR" Her Kürt PKK’li değildir Kürtçe PKK dili değildir Kürtlerin dilidir.🇹🇷 Bir Kürt olarak, o coğrafyanın bir evladı olarak DEMlenmiş PKK'ya bir önerimdir: Dağ kadro baş pezevengi Murat Karayılan, Cemil Bayık, Duran Kalkan'a Dağ kaçırdınız Kürt kızıları nasıl tecavüz taciz hamile bırakıp nasıl infaz ettiklerini anlatsınlar ey Dem Parti size sesleniyorum. Ey DEM Parti! Meclis kürsülerinden; kız çocuklarına nasıl tecavüz ettiklerini, nasıl hamile bıraktıklarını infaz ettiklerini anlatın.. Kürt halkı sizin gerçek yüzünüzü görsün. Ve sizin gerçek bir Kürt Partisi olduğunuza inansınlar. İddia edildiği gibi Türkiye'de Kürt sorunu yoktur, Irak'ta, Suriye'de vardır. Irak ve Suriye, Kürt halkını silahlandırarak, terörize ederek birbirine düşmanlaştırmıştır, bölgeyi ele geçirdiğinde bile Kürtler için hiç bir şey yapmamıştır. YIllardır orada yaşayan Kürt kardeşlerimiz kimlikleri bile yoktur. Fakat Türkiye kuruluşundan itibaren bütünün bir parçası olarak Kürt halkıyla birlikte hareket etmiştir. Türkiye'de varlığından söz edilecek tek sorun; terör örgütü sorunudur. Yıllardır süregelen terörün yaktığı ocaklar, dağıttığı aileler, kardeşliğe vurulun ölümcül darbeler terör örgütünün el ürünüdür. "KÜRT HALKI, ASIL OLARAK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KIZ ÇOCUKLARINA YAPTIĞI İSTİSMARI KONUŞMALIDIR" Kürt sorunu, Kürt Kimliği, Kürt ayrımcılığı var diyerek köpürtülen ve algı operasyonlarına malzeme edilen konuların gerçekle, günümüzle, geçmişimizle, tarihimizle hiç bir ilgisi yoktur. Kürt halkının haklarını savunuyor görünen Terör örgütlerinin Kürt halkına yaptığı zulmü hiç bir kuvvet, irade, mihrak, güç ve ülke yapmamıştır. Dağa kaçırılan, tecavüze uğrayan kız çocuklarının hayatını karartan Kurt postuna girmiş Terör örgütlerinin bizzat kendisidir. Halkı ayrımcılığa maruz kaldığı, ötekileştirildiği iddiasıyla tahrik eden, bölen, zehirleyen, öz vatanlarıyla aralarına nifak sokan örgütün kendisidir. "HER KÜRT HAİN DEĞİLDİR" PYD, kendisi gibi düşünmeyen tüm Kürtleri hain ilan etmektedir. Türkiye ise kardeşlik hukukunu asırlar boyu korumuştur. Bu hainlik yaftası terör örgütlerinin propagandası ve oyunudur. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Bahçeli'nin dediği gibi; Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir, Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir. Sorundan beslenenler, sorunun çözülmesine engel oldular. Terörden beslenenler, terörün bitmesini istemediler. İhanet vurgusuyla, Türk'ü Kürt'e kırdıramazsınız. Türkiye Cumhuriyeti devleti çok hançerlendi, çok sırtından vuruldu ama asla kardeşlik hukukundan vazgeçmedi. "KÜRDİSTAN DİYE BİR YER YOKTUR" Asri yaşadığımız coğrafyada, Türkiye toprağına Kürdistan deyip namussuzca ekranlara çıkıp söylüyorsunuz. O toprak; Türkiye Cumhuriyetinin toprağıdır. Kürdistan diye bir yer yoktur. DEMlenmiş hayallerinizden vazgeçin. Öğrenci PKK sempatizanlığı’mı Yapıyor.? Okuldan Atacaksın, Vatandaşlıktan Atacaksın, Avukat PKK Sözcülüğü’mü Yapar.? Diplomasını iptal Edeceksin Vatandaşlıktan Çıkaracaksın. Doktor PKK’ye Hizmet mi Ediyor.? Hiçbir Devlet Hastanesinde Çalıştırmayacaksın Çalıştıran Özel Hastane Olursa Ruhsatını iptal Edeceksin. Vatandaşlıktan Çıkartılacaksın Vatandaş PKK.ya yardım ve yataklık mı Yapıyor Direk Yeşil Kartını iptal Edeceksin Ne Kadar Sosyal Yardım Alıyorsa iptal Edeceksin Vatandaşlıktan Çıkaracaksın. Milletvekili, Belediye Başkanı, PKK’yı mı Direk Görevinden Alacaksın Vatandaşlıktan Çıkartacaksın Yap Bunları Bir Seneye Kalmaz PKK’nın adı Bile Doymazsın. Devletimizin yanındayız polis askerimizin yanındayız. Var olsun Türk Ordusu. Vatan haini terör örgütü PKK YPG PYD karşısındayız karşısında olmaya da devam edeceğiz Kürt Türk milleti birdirbir kalacaktır. Allah birlik ve beraberliğimizi bozmasın. Bayrağımızı indirtmesin. Vatanımızı böldürtmesin. Kardeşliğimizi bozmasın. ALLAH hepimizin yar ve yardımcısı olsun. Allah art niyetlileri ıslah etsin @ Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Cevdet Yılmaz Ali Yerlikaya ABDURRAHİM AVCIOĞLU🇹🇷

Abdurrahim Avcıoğlu

19,518 Aufrufe • vor 1 Jahr

Murat Ülgen, uzun yıllar PKK’nin içinde yer almış ve örgütün kadro yapılanması ile faaliyetlerini yakından tanıyan bir isimdir. Yazar Selim Çürükkaya ile gerçekleştirdiği çeşitli programlarda, örgüt içinde yaşanan iç infazları yer, tarih ve isim vererek açıklamıştır. Ülgen, aşağıda alıntıladığım yazısında ise münfesih PKK’nin önemli kadrolarından birisi olan Muzaffer Ayata’nın, Kürdistan’ın güneybatısında Abdullah Öcalan’ın tek tip örgütlenme anlayışına ve anti-Kürd politikalarına muhalefet eden Kürt yurtseverlerinin tutulduğu cezaevlerinde müdürlük yaptığını ileri sürmektedir. Bu iddia bana çok korkunç geldi. Eğer bu iddia doğruysa, Kürt milletine yaşatılan bu trajedinin tarihte ya da mitolojide bir benzeri yoktur. Bu durum, İbn Haldun’un tarif ettiği “mazlum–muktedir döngüsü”ne de benzemez. İbn Haldun, “Mazlum olan, iktidarı ele geçirdiğinde zalimin yöntemlerini miras alır” der. Oysa burada söz konusu olan yalnızca yöntemlerin devralınması değildir. Bu tablo, bir siyasal Oedipus kompleksi olarak da açıklanamaz; zira Oedipus babasını öldürdüğünde babaya dönüştüğünün farkında değildi. Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramı da bu durumu açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Böylesi bir sapkınlığı, Frantz Fanon’un analitik anti-kolonyal düşünce sistemi gerçekten çözümleyebilmiş midir, bundan da emin değilim. Ancak örgüt lideri Abdullah Öcalan, kendi içinde bulunduğu ahlaki çöküşü Kürd milletinin tamamına yansıtmaya çalışan bir zihniyete sahip olduğunu biliyoruz. Nitekim geçen yıl 25 Nisan’da kaleme alıp örgütün fesih kongresine gönderdiği “Perspektif” başlıklı metninde “Judenrat” kavramını da bu amaçla kullanmıştır. Bu bağlamda, Öcalan ve adamlarının Kürd milletine karşı tutum ve davranışlarını incelediğimizde birer “Judenrat”tan farksız olduklarını görmek mümkün. Ya da Değerli Ülgen’in ifadesiyle: Kendi halkının Gestaposu olmak. Bu, son derece tuhaf ve ürpertici bir durumdur. Umuyorum ki gerçek böyle değildir; zira bu tablo, insanın her türden sağduyusunu felç eden bir mahiyet taşımaktadır. Ancak Ayata’nın “Rojava’da cezaevi müdürü” olduğu yönündeki iddianın doğru olup olmamasından bağımsız olarak, Öcalan ve çevresinin onlarca yıl boyunca Kürd milletinin önemli bir kesimini aldatabildiği ve Kürd toplumunun tamamını büyük bir yıkımla karşı karşıya bıraktığı gerçeği ortadadır. Yazar Selim Çürükkaya da bu durumu, bir “Köse”nin bütün bir köyü defalarca kandırdıktan sonra sonunda köylülerin tamamını yok etmesini konu alan bir hikâye üzerinden anlatıyor. Çürükkaya, bu anlatıyı Öcalan ve adamlarının Kürdleri uzun yıllar boyunca aldatmasına benzeterek aktarıyor; dinlemenizi öneriyorum. Ayrıca Murat Ülgen’in alıntılanan yazısının da mutlaka okunması gerekir.

Mehmet Sanrı

24,860 Aufrufe • vor 6 Monaten

🎵 Dinle Kürtleri Devlet Bahçeli 🎵 Şarkı: Jirnewa Söz-Prompt: Bedel Boseli Hey Bahçeli! Türk milliyetçilerin iktidar lideri. Birkaç sözüm var, hazır mısın? Dün “Kürt kardeşlerim” diyordun… (Valla öyle diyordun) Bugün “hedef Kürtler” diyorsun! (Bu ne yaman çelişki!?) Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Rojava’ya bakıp fısıldıyorsun: (Öyle fısıldama, lawo!) “Özerkliği Kürtlerden alırız,” diyorsun. (Kalpleri böyle mi kazanacaksın?) Kürtler bir bütün, köklü bir ağaç, (Dalları geniş, gövdesi sağlam!) Bir dalı kırarken diğerini sevemezsin… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Kürtler onurlu bir ulus, unutma bunu, Acılarımızda birleşiriz, umutlarımızda büyürüz. Dallarımızı budasanız da, köklerimizi sökemezsiniz! Kürtler kopmaz birbirinden, bunu öğrenin artık! Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Efrin’in gözyaşları, Kobani’nin direnişi, Halepçe’nin külleri, Roboski’nin çığlığı, Hepsi tarihimize yazılmış ağıtlar. Ama unutma, her ağıt yeni bir umut doğurur. Kürtler yılmaz, bu halk direnir! Selahaddin Eyyubi izinde, Qazî Muhammed’in sesinde! Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Matematiğe meraklısın madem, O halde sana Qazi Muhammed’in, meşhur Kürtlük formülü: Kürtler’de iki çarpı iki, bir eder! (Bu nasıl olur yahu!) Dört parça olsak da, yürek bir! (Aha!) Barışla anılmak mı, savaşla unutulmak mı istersin? Barışla yüksel, (savaşla düşme). Kadın ve erkek birlikte, Kürtler dağ gibi sabırlı, rüzgar gibi güçlü… Kürtlerle birlikte yürürsen tarih barışı yazar! Hadi geli, bir şans ver nihayi barışa! Milyonlarca Kürdü karşısına alacağına, Neden yanına almayasın? (Aklın yolu birdir, değil mi?) Kuro lawo Bahçeli, Kuro lo lo, Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Bu şarkı, Devlet Bahçeli’nin son dönemlerdeki çıkışları ve Kürt sorununun çözümü ve Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasına yönelik başlattığı tartışmalara bir yanıt olarak hazırlandı. Türk milliyetçiliği ve Kürt halkının onurlu duruşu arasında meseleleri müzikalleştiren bu eser, Kürtlerin tarihine, acılarına ve umutlarına bir ağıttır. “Hey Bahçeli!” diyerek, çözüm sürecine dair çelişkileri, özerklik ve kardeşlik söylemlerini sorguluyor. Şarkıda, Rojava’dan Kobani’ye, Halepçe’den Roboski’ye Kürt halkının mücadelesi ve direnişi işleniyor. Barışa bir çağrı olarak hazırlanan bu eserde, Kürtlerin birliği ve tarihi mirası güçlü bir şekilde vurgulanıyor. 💡 Bu şarkıyı neden dinlemelisiniz? • Kürt halkının acıları ve umutlarını, birlik ve beraberliğini anlamak için. • Tarih ve siyasetle sanatı birleştiren güçlü bir eseri deneyimlemek için. • Nihai barışa bir şans verilmesi gerektiğini hatırlamak için. 🎶 Dize Dize Anlam Dolu • Rojava’nın direnişi • Efrin’in gözyaşları • Selahaddin Eyyubi ve Qazî Muhammed’in izleri 📌 Etiketler (Tags): #KürtMücadelesi #DevletBahçeli #ÇözümSüreci #Kürtler #Jirnewa #KürtTarihi #BarışŞarkısı #BedelBoseli #Rojava #KürtSanatı #Öcalan #BahçeliKonuşması 🔗 Hazırladığım Kürt tarihi videolarını izleyin: 📢 Nasıl Destek Olabilirsiniz? • Beğenmeyi, yorum yapmayı ve abone olmayı unutmayın! • Bu şarkıyı paylaşarak barış çağrısını daha geniş kitlelere ulaştırabilirsiniz.

Bedel Boseli

87,425 Aufrufe • vor 1 Jahr

Devlet Bahçeli, Bese Hozat özelinde tarafların söylemsel düzeyde bile olsa gerilmelerine gerek yok. Herkes diline dikkat etmek zorunda ama herkes aynı zamanda kendi kitlesini konsolide tutmak zorunda, söylemler biraz da bu kaygıdan kaynaklanıyor. Bese Hozat'ın "Suç işlemedik, af istemiyoruz..." minvalindeki sözleri ilk değil, tek değil hepimiz söylüyoruz bunu zaten, yeni duymuş da şaşırmış gibi yapmasın kimse. 13 yıl önce aşağıdaki konuşmayı yaptığımda divanda Mehmet Uçum oturuyordu, Devlet Bahçeli "çözüm" diyen herkesi asacaz diyordu, CHP bugünden daha sert şekilde "Biz oynamıyoruz" diyordu, Bese Hozat henüz KCK eş başkanı olmamıştı ama bugün ne diyorsa o gün de onu diyordu. Öcalan'ın özgürlüğü ve "yasal düzenleme" dediğim için Mehmet Uçum daha sonra bana "Örgütlü bir şekilde bunu bilerek söylüyorsunuz, halkın Öcalan gibi bir derdi yok, Öcalan muhatap olamaz" demişti, bugün Öcalan'ı muhatap alanların beyin takımında, Devlet Bahçeli bu işe bulaşan herkesi asarız diyordu, öncülüğü o yapıyor şimdi, CHP o zaman daha radikal karşı çıkıyordu bugün düne göre çok daha makul bir çizgide, O gün "Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan" dediğimde hoşuna gitmeyen, sicilimiz bozulmasın diye bozulan tipler de bugün Kürt legal siyasetinin karar alıcı aktörleri olmuş, Roller çok değişti, tavırlar duruşlar çok değişti, her şey değişti ama Öcalan'ın muhataplığı meselesi, PKK'ye yönelik yasal düzenleme zorunluluğu meselesi değişmedi, devlet de o noktaya geldi çünkü işin doğasına uygun olan bu, yenilgi ya da zafer değil, olması gereken zorunluluk buydu. Hiçbir şeyi şeffaf yürütmeyen, gizli olması gerektiğini söyleyen taraflar bu tartışmaları da illa yapacaklarsa gizli yapsınlar, halkın önünde yapmasınlar bence. Bu ülkede toplumsal kırılma falan olmaz çünkü herhangi bir şeye kırılabilecek bir toplum yok ama gereksiz gerginlik provokasyonlara zemin hazırlar, o zemini vermemek lazım, eğer gererek bitirmek istemiyorsanız tabi. Herkesin bildiği basit bir gerçek var; Abdullah Öcalan'ı kendisine lider kabul eden Kürtlerin Öcalan'ın ve siyasi tutsakların özgürlüğü, PKK'ye yönelik, asla onur kırıcı olmayacak, yasal düzenlemeler, inkar, imha ve asimilasyonun son bulması ve toplumsal barışa, demokrasinin gelişmesine hizmet edecek adımlar gibi net ve somut talepleri var, ülkenin tamamının da bunlara ihtiyacı var. Bunlar kolaylıkla yapılabilecek şeyler, farklı bir ajandanız yoksa eğer, işi yokuşa sürmeye gerek yok, germeyin birbirinizi. 13 yıl önce söylemişim yine söylüyorum hem devlet hem PKK diline dikkat etmeli, her iki halkın da ciddi travmaları var, kimse öbürünün gözüne bir şey sokmaya kalkmasın, iki taraf da zarar eder. Besê Hozat başka şekilde ifade etse daha iyi olurdu denilebilir belki ama söylediği şey çok yalın bir gerçek, aynı fikirdeyiz hepimiz. Hepimiz dediğim Öcalan'ı lider kabul eden Kürtler, bütün Kürtler değil ama bütün Kürtlerin de bütün Türklerin de ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur.

Sinan Aygül

56,262 Aufrufe • vor 8 Monaten

Ahmet Nesin, kendisine yöneltilen “PKK Network’ü dışında Selim Çürükkaya, Zeki Okçuoğlu ve Yektan Türkyılmaz gibi muhalif isimlerle ne zaman yayın yapacaksınız?” sorusuna, “Ben Kürt sorununa ancak kendi bakış açımdan destek olurum; Kürtlerin sorunlarını nasıl çözecekleri ise kendi iç meseleleridir.” şeklinde yanıt vererek, fiilen Kürt siyasal hareketi içerisinde oluşmuş otoriter yapıyı, özellikle içinde bulunulan süreç bakımından meşru temsilci olarak kabul ettiğini ortaya koymaktadır. Konuya eleştirel yaklaştığını iddia eden bir bilim insanının, kolonyal aklın meşru temsilci olarak sunduğu; Kürtlerin yalnızca ulusal haklarını değil, kültürel haklarını dahi talepkâr biçimde savunmayan ve elli yılı aşkın süredir Kürdistan siyasetinde kendi çizgisi dışında hiçbir düşüncenin kurumsallaşmasına imkân tanımayan bir hareketi, tıpkı kolonyal aklın yaptığı gibi meşru temsilci olarak kabul etmesi, bilim insanı kimliği açısından ciddi bir çelişki ve akademik tutarlılık bakımından önemli bir zaafiyettir. Ahmet Nesin gerçekten eleştirel bir perspektiften konuştuğunu, Kürtlerin dostu olduğunu ve onurlu bir barışın savunucusu olduğunu iddia ediyorsa; örgütten ayrılmış ve örgüte dair doğrudan tanıklığa dayanan ciddi iddialar ortaya koyan Selim Çürükkaya gibi bir ismi, geçmişte bizzat Abdullah Öcalan’ın avukatlığını üstlenmiş, dolayısıyla meseleye hem hukuki hem de doğrudan deneyime dayalı bir yakınlıkla bakabilen Zeki Okçuoğlu’nu ve yıllar boyunca PKK çevresiyle sayısız yayın yapmış, bugün dile getirdiği eleştirileri o dönemde de açıkça dillendirmiş olan Yektan Türkyılmaz gibi bir akademisyeni eleştirel duruşun bir gereği olarak ciddiyetle muhatap almalıdır. Bu üç ismin ortak paydası, eleştirilerinin dışarıdan, mesafeli veya spekülatif bir bakışın ürünü olmaması; aksine içeriden gelen tanıklığa, hukuki deneyime veya süreklilik arz eden akademik gözleme dayanmasıdır. Dolayısıyla bu görüşlerin ciddiyetle takip edilip muhatap alınması, eleştirel ve dürüst bir tutumun asgari gereğidir. Aksi halde, “eleştirel” sıfatı yalnızca söylem düzeyinde kalır ve fiilen tek bir sesin dolaşımına izin veren bir seçiciliği gizlemekten öteye geçemez. Bugün dile getirilen itirazlar biçimsel değil, doğrudan siyasal paradigmanın özüne yöneliktir. Muhalif kanadın amacı Kürt ulusal birliğine saldırmak değil; Kürtlerin egemen siyasal aktörlerin tahakkümü altında, “barış” söylemi üzerinden statüsüzleştirilmesine itiraz etmektir. Bu eleştiri, Kürt toplumunun siyasal iradesinin tek merkezde toplanmasına ve çoğulcu siyasal alanın tasfiye edilmesine yöneliktir. Üstelik kolonyal siyasal aklın hedefinde yalnızca Kuzey Kürdistan ve burada yaşayan Kürtler bulunmamaktadır. Diğer Kürdistan parçaları ve bu coğrafyalarda yaşayan Kürtler de aynı siyasal mühendislik anlayışının konusu hâline getirilmiş; Abdullah Öcalan ve PKK üzerinden bölgesel ölçekte bir siyasal dizayn süreci yürütüldüğü yönünde ciddi eleştiriler dile getirilmektedir. Özetle, Ahmet Nesin’in bu tutumu, mevcut siyasi hakim aktörlere yönelen itirazları görünmez kılan, dolayısıyla farkında olsun ya da olmasın, Kürtlere ve Kürdistan’a dair egemen siyasi söylemin yeniden üretilmesine hizmet eden bir pozisyondur. yektan turkyilmaz Ahmet Zeki Okçuoğlu selim curukkaya Ahmet Nesin

Mustafa Yıldız

72,654 Aufrufe • vor 1 Monat

🚨 200’ü aşkın imzayla Kürt birliği için yeni girişim Güney Kürdistan’da farklı kesimlerden 200’den fazla ismin katılımıyla başlatılan ulusal mutabakat projesi, ortak çatı ve ortak hak mücadelesi hedefini öne çıkarıyor. Yayımlanan bildiri şöyle: “‘Tek millet, tek kader’ ulusal projesi, ulusal uzlaşma için başlatılmış bir çalışmadır ve dünyanın dört bir yanındaki karar merkezlerini etkilemeyi hedeflemektedir. Ortadoğu’nun hızlı değişimlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, Başûr Kürdistan’da Kürtlerin tüm parçalanmış güçlerini bir araya getirmek için öncü bir ulusal proje başlatılmıştır. Proje, bölgede mevcut durum ve Kürdistan’ı işgal eden devletlerin yarattığı istikrarsızlık karşısında Kürtlerin tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Rojava’daki savunma deneyiminin, ancak ulusal birlik sayesinde büyük komploların bozulabileceğini ve Kürt meselesinin iç bir sorun olmaktan çıkıp uluslararası diplomasi merkezlerine taşınabileceğini kanıtladığını vurgulamaktadır. Kürtlerin son dönemdeki eylem ve hareketleri, hem içeride hem dışarıda, özellikle Rojhilat Kürdistan’daki yeni umut, tüm siyasi partilere açık bir mesaj vermektedir. Bu mesaj, Kürt toplumunun canlı olduğu ve dünya görüşünün dar çıkarların ötesinde olduğudur. Ulusal çalışmanın sloganı ‘‘Yek e yek e yek e, gelê Kurd yek e’dir. Projenin yol haritası 6 ana maddeden oluşuyor 📍Ulusal ve ortak bir söylem oluşturulmalı; bu söylem halkların haklarına ve ortak yaşama saygı göstermelidir. 📍Siyasi çekişmelerden ve dar ideolojik yaklaşımlardan uzaklaşılmalıdır. 📍Ulusal çıkarlar siyasi çalışmaların merkezine konulmalıdır. 📍Ortadoğu’daki gelişmeleri analiz edecek ortak bir ulusal merkez kurulmalıdır. 📍Diplomasi, siyasi çalışma ve uluslararası ilişkiler için ortak bir ulusal komite oluşturulmalıdır. 📍Siyasi, ekonomik ve güvenlik krizlerine karşı ortak planlama yapılmalıdır. Güney Kürdistan’da başlatılan bu proje, Kürdistan’daki tüm siyasi güçlere ve kültürel çevrelere, zaman kaybedilmeden beklenmeyen değişimler karşısında ortak bir strateji geliştirme çağrısıdır. Bu ulusal proje sadece siyasi bir çağrı değil, aynı zamanda artık tarihin parçalanmışlıkla tekrarlanmasını istemeyen canlı bir ulusal vicdanın haykırışıdır. Bölge yeni bir harita ile karşı karşıyayken Kürtlerin önünde iki seçenek vardır: ya birlik olup haklarını elde etmek ya da tarihi fırsatları kaybetmek." Projenin açık mesajı şudur: Artık tüm yüksek çıkarlar ideolojilerin önüne geçmelidir. Çünkü ‘Bir, bir, bir; Kürt halkı birdir’ ve yalnızca bu birlik hızlı değişimlere karşı durabilir. Tüm Kürtlere açık mesaj Bilindiği üzere Ortadoğu büyük değişimlerin eşiğindedir. Kürdistan’ın parçalandığı tüm devletler siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan karmaşık bir süreçten geçmektedir. Yılın başından itibaren Rojava’daki gelişmeler, hepimizi tarihi, ahlaki ve ulusal bir sorumlulukla karşı karşıya bırakmıştır. Bu sorumluluğun farkına varılması, Kürdistan içinde ve dışında eşi görülmemiş bir ulusal birlik yaratmıştır. Bu birlik, tarihte nadir görülmüştür. Bu birliktelik, özellikle Rojava’da tüm Kürtlere yönelik komploların önüne geçilmesinde büyük rol oynamıştır. Aynı zamanda Kürt meselesinin uluslararası siyasi ve diplomatik çevrelere taşınması için önemli bir fırsat oluşturmuştur. Rojava’ya yönelik saldırılar sırasında Kürdistan’da ve ülke dışında yükselen ‘‘Yeke yeke yeke, gelê Kurd yeke’ sloganı temelinde aynı çağrıyı yineliyoruz. Tüm parti ve ideolojik meseleleri bir kenara bırakarak ortak bir ulusal masa etrafında toplanmayı istiyoruz. Bu masa dar çıkarları aşmalı ve Kürtler için ortak bir ulusal strateji belirlemelidir. Özellikle Rojhilat Kürdistan’daki değişim umutlarının arttığı bu süreçte ulusal birlik, dağınık enerjiyi birleştirmenin yanı sıra Kürt halkının sesinin dünya çapında daha güçlü duyulmasını sağlayacaktır. Bu, büyük bir ulusal ve ahlaki sorumluluk olarak görülmelidir. Değerli Kürdistanlılar, Bugün Kürtler bir millet, Kürdistan ise bir ülke olarak çeşitli gelişmeler ve koşullarla karşı karşıyadır. Tehditler bulunsa da umut ve aydınlık ihtimalleri de mevcuttur. Ancak stratejik ve ahlaki bir yaklaşım, riskleri azaltabilir ve halkımızın meşru haklarını elde etme umudunu güçlendirebilir. Güçlerin birleştirilmesi ve siyasi ile toplumsal aktörler arasında birlik sağlanması yönündeki çabalar; siyasi, toplumsal ve psikolojik alanlarda Kürtler için önemli bir umut kaynağı olabilir. Son aylarda Kürtlerin hem Kürdistan içinde hem de dışında gerçekleştirdiği eylemler, tüm Kürt toplumu ve siyasi partiler için yeni bir deneyim olarak değerlendirilmelidir. Bu deneyim, toplumun ve kamusal alanın dar siyasi çıkarların ötesine geçerek ulusal meseleyi çalışmalarının merkezine alabileceğini göstermektedir. Nitekim son aylarda toplumumuz, hem siyasi güçlere hem de uluslararası karar alıcılara açık bir mesaj vermiştir: Kürtler dinamik bir toplumdur; birlikte hareket ederek dar yaklaşımları aşabilir ve yine birlikte tehditlere karşı durabilir.

B.

13,064 Aufrufe • vor 5 Monaten

27 ARALIK 2025 SAAT 14:00’TE, ANITKABİR’DE ATATÜRK’ÜN HUZURUNDA, HAİNSİZ TÜRKİYE BULUŞMASINDA NASUH MAHRUKİ’NİN KONUŞMASI Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, Türkiye’de her birimizin ayrı ayrı yaşadığı demokrasi sorunu vardır, adalet sorunu vardır, yandaşa başka, muhalefete başka işleyen hukukun önünde eşitlik sorunu vardır, üretim sorunu vardır, gelir adaletsizliği ve geçim sorunu vardır, açlık sınırının altıda asgari ücret ve emekli maaşı sorunu vardır, kalitesiz eğitim, denetimsiz devlet, hesap vermeyen hükümet, hesap vermeyen siyasiler ve bürokratlar sorunu vardır, kötü yönetilen devlet sorunu vardır. Bu sorunlar hepimizin ortak sorunlarıdır, Türk’ün de, Kürt’ün de, Laz’ın da, Çerkes’in de, Boşnak’ın da, Arnavut’un da ve Türk milletini var eden 26 etnisitenin tamamının da sorunlarıdır. Çözümü de hepimiz için ortaktır ve bir tanedir. Daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, adil ve tarafsız yargı, hukukun önünde eşitlik, doğru enflasyon hesaplamalarıyla asgari ücret ve emekli maaşının belirlenmesidir, açlık sınırının altında kimseye maaş verilmemesidir, her ailenin en azından yoksulluk sınırının üstünde bir maaşı evine getirebilmesidir, varlıklarımızı satarak değil üretim ekonomisiyle kalkınmanın sağlanmasıdır, eğitimin parasız olması, laik ve çağdaş olmasıdır, devletin açık ve şeffaf yönetilmesi, denetlenebilmesi, devlet kurumları ve siyasilerin, bürokratların hesap verebilmesidir. Ancak Güneydoğu’da Türkiye’nin geri kalanından farklı olarak ağalık sorunu, feodal düzen sorunu vardır, devletin denetleyemediği aşiretler, tarikatlar sorunu vardır, bu düzende köylünün Cumhuriyet’in korumasına erişememesi, eşitsizlik, adaletsizlik ve haksızlığa uğrayarak mağdur edilmesi sorunu vardır. Bunların da çözümü Cumhuriyet’tir, Atatürk Türkiyesi’dir. Biz bütün dertlerimizi kendi içimizde çözeriz, her zaman çözdük, her zaman çözeriz, ölümden gayrı her şeyi çözeriz ama emperyalizmin ajanları, düşmanlarımızın işbirlikçileri etnikçi, bölücü, ayrılıkçı eli kanlı teröristleri hem de Türkiye’den parça koparma hedeflerinden hiç sapmadıklarını Meclis’te de dağda da her konuşmalarında da açıkça, gözümüze soka soka, küstahça bir de üstüne tehdit ederek dile getirdikleri halde muhatap kabul edersek iş karışır. Büyük Türk milleti buna müsaade etmez, kendi Cumhuriyeti için, kendi geleceği için, çocuklarının özgür ve başı dik yaşayabilmesi için asla müsaade edemez ve etmeyecektir. Durumdan vazife çıkararak, Büyük Kurtarıcı ve Büyük Kurucu Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda, Anıtkabir’de buluşan büyük Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne, üniter yapısına, ulus devlete, milli egemenliğe, Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür ilkesine ve tek diline, tek milletine, tek egemenliğine sahip çıkmak için bugün burada. Burada siyasi partiler yok, her siyasi partiden yurttaşlar var, burada siyaset yok burada Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Türk milletini iç ve dış düşmanlardan koruma kararlılığını gösteren Türk milleti var. Türkçe konuşmaktan asla vazgeçemeyiz, ana dil eğitimi zaten var ama ana dilde eğitim asla olamaz, bu konuda da kimse kelime oyunu yapmasın. Güneydoğu bölgemizde belediyelerde Kürtçe konuşulmasına da asla müsaade edilemez çünkü bölücülüktür, iki dilliliğin ilk adımıdır, Anayasa’ya aykırıdır ve sadece Türkiye’ye dönük emelleri olan emperyalizme hizmet eder. Bu konuda bir kez taviz verilirse arkası gelir. ABD, Ortadoğu’da ulus devlet istemiyor ve bunu apaçık İsrail’in güvenliği nedeniyle diye açıklıyor. Türkiye İsrail için bir tehdit değil ki, Türkiye’nin İsrail’in topraklarında gözü yok ki ama görünen o ki İsrail artık Türkiye için bir tehdit ve topraklarımızda gözü var, bunu Cumhurbaşkanı bile söyledi çünkü İsrail bu çağda akıl almaz bir şekilde yahudi şeriatının peşinden gidiyor ve dinsel fanatiklere göre vaadedilmiş topraklarına kavuşmak için konjonktürün çok uygun olduğunu düşünüyor. İsrail bu yüzden ulus devlet istemiyor ve ABD ile birlikte Türkiye’nin üniter yapısına müdahale etmeye çalışıyor. Etnikçi, ayrılıkçı, bölücü PKK’yı güçlendirmeye çalışıyor. İsrail işbirlikçisi PKK ve DEM de ulus devlet istemiyor çünkü Türkiye’nin parçalanmasını istiyorlar Kürt halkını özgürleşeceksiniz diye kandırıyorlar oysa İsrail’in ve işbirlikçilerinin kölesi olmaktan asla öteye gidemezler. PKK’nın ve DEM’in elitleri servetlerine servet, güçlerine güç katacaklar diye koca Kürt halkını İsrail’in desteğiyle kendilerine maraba yapmaya çalışıyorlar, Cumhuriyet’in yıkmaya çalıştığı ağalık düzenini kurumsallaştırmaya çalışıyorlar. Bizim bizden başka dostumuz yok, Türklerin de, Kürtlerin de ve hepimizin de bu coğrafyada kaderi ortaktır. Tek yol Atatürk’ün bizi 100 yıldır özgür ve bağımsız tutan tam bağımsız ve anti emperyalist Türkiye hedefinde birleşmektir. Bugün burada olanlar, bu hedef için buradadır. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de PKK sorunu vardır, terör sorunu vardır, etnikçi, ayrılıkçı, bölücülük sorunu vardır. Ölüm cezasına çarptırılmış, cezası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çevrilmiş Teröristbaşı’nın hapisten çıkarılmaya çalışılması sorunu vardır, hapisten çıkartılarak siyasi aktör yapılmaya çalışılması sorunu vardır, sanki bütün Kürtler PKK’lıymış gibi, bütün Kürtler terör destekçisiymiş gibi Teröristbaşı’nın bütün Kürtlerin lideri konumuna getirilmeye çalışılması sorunu vardır. Öcalan’ın mahkeme kararında şunlar yazar; ''..... Kurduğu silahlı terör örgütü PKK'yı, aldığı kararlar ve verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek , devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf eylemleri gerçekleştirdiği sabit görüldüğünden, eylemine uyan TCK'nun 125. maddesine göre ÖLÜM CEZASI ile Cezalandırılmasına. 2- Sanığın eylemlerinin yoğunluğu ve sürekliliği, bebek, çocuk, kadın, ihtiyar ayırımı gözetilmeden binlerce masum insanın öldürülmüş olması, amaç suç için işlenen vasıta suçlardan yüzlercesinin ölüm cezasını gerektirmesi, bu eylemlerin ülke için ciddi yakın ve büyük tehlike teşkil etmesi'' ...... diye devam eder. Bu profesyonel katil, düşman ajanı, vatan haini teröristin ayağına Gazi Meclis'imizi götürdüler ve umut hakkından yararlanmasını istiyorlar, dahası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası çeken Teröristbaşını çıkarıp Kürt halkının siyasi lideri olmasını hayal ediyorlar. Sanki bütün Kürtler teröristmiş, terör destekçisiymiş gibi. Büyük Türk milleti, emperyalizmin ve ele geçirilmiş yerli işbirlikçilerinin yıkıcı ve bölücü ihanet projesini mutlaka bozacak ve bir kez daha heveslerini kursaklarında bırakacaktır. Anadolu'da kimse Türk milletini yenemez. Türk milleti vatanını kimseye böldürmez, Cumhuriyeti'ni kimseye yıktırmaz ve düşmana asla teslim olmaz. Bugün, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişinin 106. Yılında, O’nun huzurunda bu kararlılığımızı hep birlikte dosta düşmana göstermek için buraya geldik. Türkiye’mizi asla kimseye böldürmeyeceğiz.

Nasuh Mahruki

56,470 Aufrufe • vor 7 Monaten

Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademi Üyesi Duran Kalkan: 📌Sürecin ikinci aşamaya geçebilmesi için Önder Apo'nun önemli çabaları bulunmaktadır ve bu konuda hareketimizin pratik adımları oldu. 📌Bakurê Kurdistan’da bulunan gerilla güçlerinin, medya savunma alanlarına geri çekilmesi, 27 Şubat çağrısının ruhuna uygun olması ve PKK'nin 12. Kongre kararlarının uygulanması açısından büyük önem taşımaktadır. 📌Gerilla güçlerimiz, çağrının gerekliliklerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmektedir. 📌Sürecin ikinci aşamaya geçmesi için herhangi bir engel kalmamıştır. 📌Londra'dan Köln'e kadar yurt dışındaki halkımızın ve dostlarımızın, Önder Apo'nun çağrısı ve geliştirdiği süreç temelinde sergiledikleri kararlı tutumlarını selamlıyorum. 📌İmralı'daki tecrit durumunda henüz bir değişiklik söz konusu değil. 📌Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü olmadan süreci Kürt tarafı nasıl yürütebilir? 📌AKP ve MHP'den sürece yönelik olumlu açıklamalar geliyor, ancak pratikte herhangi bir adım atmıyorlar. 📌İktidar kanadının parçalı duruşu devam ediyor. Cumhurbaşkanı bir şey söylüyor, AKP yönetimi başka bir şeyler söylüyor, AKP'ye yakın basın ise çok daha farklı şeyler yazıp söylüyor. Bu durum, sürece yönelik karışıklık ve muğlaklık yaratıyor. 📌Devlet Bahçeli'nin söylemlerinin gereklilikleri pratikte yerine gelmiyor. 📌Bizim yaptıklarımıza "iyi" deyip ortak olacaklarına, önce kendileri iyi şeyler yapmayı denesinler. 📌Türkiye siyaseti iyi bir sınav vermiyor. Bu siyaset, yakın bir zamanda çöker ve mahkûm edilir. 📌Türkiye siyaseti cephesinde ise yeni bir adım yok. 📌Önder Apo, ikinci aşamayı "gerekli hukuki adımların atılması" şeklinde tanımladı. 📌Biz kendimiz için bir şey istemiyoruz, Türkiye'nin demokratikleşmesini istiyoruz. Bunun yolu ise Kürt özgürlüğünden geçiyor. 📌Sürecin ikinci aşamasının geliştirilmesi, birilerinin karar vermesiyle olmayacaktır; sürecin toplumsallaşması ve toplumun mücadele ederek bu engelleri aşmasıyla gerçekleşecektir. 📌Kürt sorunu ve onun yarattığı çatışma ortamından rant elde eden çok sayıda çevre olduğu görülüyor. 📌Ortadoğu'yu Kürt-Türk çatışması üzerinden sömürmeye çalışan güçler, çatışmasızlık durumuyla karşılaşınca bir telaşa kapıldılar. 📌Rantçı çevreleri iyi anlamamız gerekiyor; süreci sabote etmeye çalışıyorlar. Her yerde provokatif saldırılar gerçekleştiriyorlar. 📌Süreç gittikçe toplumsallaşıyor. 📌Bazı çevreler, Barış ve Demokratik Toplum sürecine yönelik faydacı ve beklemeci bir yaklaşım sergiliyor. 📌Süreci doğru anlamak ve gereklilikleri yerine getirmek için yoğun tartışmalar yaptık ve önemli sonuçlara ulaştık. 📌Bu sürecin başarısı dışında, Kürtlerin de Türkiye'nin de özgür ve demokratik bir geleceği yok. 📌Demokratikleşmeyen ve bu süreci başarıya ulaştıramayan Türkiye'nin başına gelebilecekleri Önder Apo gördü. 📌Türkiye öyle rahat bir gidişat içerisinde değil. 📌Türkiye'nin ayakta kalmasının tek yolu ise Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başarıya kavuşmasıdır. Bu bir tercih değil, bir zorunluluktur. 📌Barış ve Demokratik Toplum süreci başarıya ulaşmazsa Türkiye açısından felaket olacaktır. Biz sürecin başarısı için ne gerekiyorsa yapacağız; her türlü mücadeleyi yürüteceğiz. 📌Biz, Önder Apo'nun Barış ve Demokratik Toplum çağrısını doğru bulduğumuz ve inandığımız için gerekenleri yapıyoruz ve bu temelde mücadelemizi sürdüreceğiz. 📌Barış ve Demokratik Toplum süreci başarıya ulaşacaktır. 📌Süreç, bir mücadele sürecidir; kendiliğinden ve anlaşmalarla olmayacaktır. Mücadeleyi örgütleyip geliştirirsen kazanacaksın. 📌Toplum, sürece sahip çıkmalıdır. 📌Doğru bir sosyalist anlayış geliştirilir ve örgütlenirse sosyalist bilinç gelişir. 📌Yeni süreçte, yoldaşça ideolojik mücadeleyi öngörelim. 📌 Tüm dostlarımızı, büyük bayram coşkusuyla 27 Kasım kutlamalarını devam ettirmeye çağırıyorum. 📌 Değişim, dönüşüm ve yeniden yapılanma süreci yaşıyoruz. 📌 Apocu hareket, PKK'yi önderlik ve şehitler partisi olarak tanımlıyor. 📌 Artık PKK olarak örgütlenilmiyor, çalışılmıyor.

Humanist(Tr faşizminde engellenmiş hesap)

28,827 Aufrufe • vor 9 Monaten

BASINA VE KAMUOYUNA “Uzlaşmak istiyor musunuz?” dediler. “Şartınız nedir?” diye sordum. Verdikleri cevaba bakın: “Selahattin Demirtaş’ın ve bebek katili Abdullah Öcalan’ın kitaplarını okuyacaksın.” Cevabım nettir, tekrar ediyorum: Ben ölürüm ama o kitapları elime bile almam! Demirtaş da, Öcalan da benim gözümde terörün kalemşörüdür. Yıllardır aynı senaryo: “Öldüreceğiz, keseceğiz, susturacağız…” Buyurun, hodri meydan! Ne ölümden korkarız ne tehdidinizden! Bugüne kadar nasıl dik durduysak, bundan sonra on katıyla dimdik duracağız! Ben, Abdurrahim Avcıoğlu olarak tüm milletin huzurunda ilan ediyorum: Ne Demirtaş’ın ne de Öcalan denen katilin kitabını okumam! Terörün edebiyatına yer yok bu yürekte! Siz gerçekten samimi olsaydınız, şunu teklif ederdiniz: “Şehit polislerimiz ve Mehmetçiklerimiz için bağış yapın.” Gururla, şerefle yapardım! Çünkü biz şehitlerin davasının neferiyiz, gazi ailelerinin yoldaşıyız! ⸻ DEM Parti Eş Genel Başkanı ve Siirt Milletvekili Tuncay Bakırhan’a sesleniyorum: Bizi mahkemeye vermişsiniz. Verin! Daha da verin! Siz Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli polislerine, Mehmetçiğine, güvenlik korucularına ağzınıza geleni söyleyeceksiniz… Biz ise susacak mıyız? Yok öyle yağma! Cumhurbaşkanımıza, Cumhur İttifakı’na, devletimize hakaret edeceksiniz… Sonra biz tepki verince “dava açıyoruz” diyorsunuz. Hadi oradan! Biz sustukça siz azıttınız! Ama bilesiniz: Bundan sonra susan değil, konuşan bir millet var karşınızda! ⸻ Ben bir Kürt evladı olarak ilan ediyorum: Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, İçişleri Bakanımız Sayın Ali Yerlikaya’nın, Adalet Bakanımız Sayın Yılmaz Tunç’un ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin emrindeyiz! Bu kutlu davadan bir adım geri atmayacağız! Devletimizin, milletimizin ve bayrağımızın yanındayız! ⸻ Siirt Cumhuriyet Başsavcımıza da sesleniyorum: Sayın Başsavcım, ya DEM Parti eş başkanının konuşmasını izlemediniz, ya da bizim açıklamamızı hiç okumadınız! Eğer izlemiş ve okumuş olsaydınız, vicdanınız susmaz, kaleminiz durmazdı! Bizim sözümüz nettir: Kürt ve Türk milleti et ile tırnak gibidir, bir ve beraber yaşayacaktır! Bizim yeminimiz budur: “Baş koymuşum Türkiyem, ölürüm Türkiyem! Ne mutlu Türküm diyene!” ⸻ Ne söyledim ben? Bu ülkenin dağlarında terör estiren Murat Karayılan, Cemil Bayık, Duran Kalkan gibi alçaklar; Kürt halkının yüz karasıdır! Tecavüzlerin, infazların, ihanetin adıdır bunlar! Bunlara “alçak” dedim, “namussuz” dedim, evet dedim! Çünkü onlar insan değil, mahlukattır! Bu sözlerimden dolayı yargılanacaksam, Bin kez yargılanmaya hazırım! Biz bu vatan için can vermeye, bedel ödemeye hazırız! Siz susturamazsınız! Siz korkutamazsınız! Siz yolumuzu kesemezsiniz! Kararı bu aziz milletin ve yüce Türk adaletinin vicdanına bırakıyorum. Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Yılmaz TUNÇ MHP Ali Yerlikaya Mehmet Aktaş Mahmut Demirtaş Dr. M. Hidayet VAHAPOĞLU 🇹🇷 Sabri Amca (caps) Faik Oktay SÖZER Şefik AYGÖL Önder BAKAN Birol Ekici Davut Gürkan Davut GÜL T.C. Jandarma Gn. K Ömer Çelik Habertürk Bengü Türk Zeki Korkutata Zafer Şahin Faik Oktay SÖZER Hakan Fidan TBMM TSK Numan Kurtulmuş Dr. İdris AKBIYIK Mehmet Ali Çelebi Adem Taflan T.C. İçişleri Bakanlığı Murat Zorluoğlu ⸻ Saygılarımla,🇹🇷 Abdurrahim Avcıoğlu

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

68,298 Aufrufe • vor 1 Jahr

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK Komuta Kademesi ile gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığında inceleme ve denetlemelerde bulundu. Tümen’de görev yapan Mehmetçiklere de hitap eden Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TERÖRLE MÜCADELEDE BÜYÜK BAŞARILAR ELDE ETTİK TEKNOFEST vesilesiyle, Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızı ziyaret etmekten büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada çok boyutlu gelişmelerin yaşandığı; her geçen gün risk ve tehditlerin arttığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Jeopolitik ehemmiyeti yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemizin bu kritik süreçte çok yönlü tehdit ve tehlikelere karşı daima güçlü ve uyanık bulunması bir zorunluluk arz etmektedir. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de ülkemizin bekası asil milletimizin güvenlik ve huzuru için İstiklal Harbimizden bu yana en kapsamlı ve en etkin faaliyetlerimizi icra ediyoruz. Kahraman personelimizin üstün gayretleri ile yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Terör örgütü, bu operasyonlar neticesinde fesih ve silah bırakma seviyesine getirilmiş durumdadır. Operasyonlarımızla eş zamanlı olarak hudutlarımızın emniyetini de en yoğun ve en üstün tedbirlerle sağlarken Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tereddütsüz ve tavizsiz koruyoruz. Bunun yanı sıra pek çok coğrafyada küresel ve bölgesel güvenlik, barış ve istikrar için etkin roller üstleniyoruz. İcra ettiğimiz tüm bu görevlerle uluslararası güvenlik mimarisinin etkin ve vazgeçilmez üyelerinden biri hâline gelmiş durumdayız. Sizler de bu misyonun güzide ve fedakâr mensupları olarak hem kahraman ordumuzun hem de devletimizin etkinliğini Kıbrıs’ta gösteriyorsunuz. KIBRISLI SOYDAŞLARIMIZIN GÜVENLİĞİ HER ZAMAN ÖNCELİKLİDİR Kıbrıslı soydaşlarımızın güvenliği ve huzuru bizler için her zaman önceliklidir. Bu bağlamda, yarım asır önce Kıbrıs Türkü’nün maruz kaldığı zulüm ve baskılar karşısında kahraman ordumuzun büyük bir başarıyla icra ettiği Kıbrıs Barış Harekâtı; - En başta soydaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlarken, - Ada’daki herkes için güvenlik, barış ve istikrarın anahtarı olmuştur. - Ayrıca bu harekât; ne pahasına olursa olsun Doğu Akdeniz’de tarihî hak ve çıkarlarımızın korunma konusundaki kararlılığımızı da açıkça göstermiştir. Garantör ülke sıfatıyla uluslararası hukuktan doğan haklarımız çerçevesinde iki aşamada gerçekleştirdiğimiz bu harekâtta Türk askerinin üstün yetenekleri emsalsiz kahramanlığı ve fedakârlığı bir kez daha tarihe altın harflerle yazılmıştır. 39’uncu Piyade Tümenimiz de Ada’ya ilk çıkan birlik olma şerefine nail olmuştur. Bu kapsamda Barış Harekâtı’nın her iki aşamasında da kahramanca bir mücadele sergilemiş bu uğurda şehitler vermiştir. O tarihten bu yana Kıbrıs’ta önemli görevler üstlenen Komutanlığımız; Ada’daki diğer unsurlarımızla birlikte Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve güvenliğinin güvencesi durumundadır. TÜRKİYE OLDUBİTTİYE KESİNLİKLE İZİN VERMEYECEK Büyük bir kahramanlık örneği sergileyen 39’uncu Piyade Tümenimizin bugünkü mensupları olan sizler de burada tarihî bir vazife icra ediyorsunuz. Unutmayınız ki Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum da dikkate alındığında Türk askerinin buradaki varlığı sadece Ada’nın değil bölgedeki genel güvenlik ve istikrarın devamı bakımından da kritik önemdedir. Özellikle enerji kaynaklarının keşfiyle birlikte; çeşitli aktörlerin Kıbrıs’ın güneyinde siyasi, askerî ve ekonomik faaliyetlerini artırmaya çalıştığı Rum tarafına yönelik tek taraflı desteklerin yoğunlaştığı açıkça görülmektedir. Bu bağlamda; bazı üçüncü tarafların, Rum kesimiyle gerçekleştirdiği tek taraflı anlaşmaları gerçekleştirilen askerî tatbikatları yürütülmeye çalışılan enerji projelerini ve Rum tarafının bazı konjonktürel gelişmelerden hareketle çeşitli şekillerde rol kapma çabalarını dikkatle takip ediyoruz. Tüm bunlara karşı ülkemizin hak ve menfaatlerini zedelemeye dönük her türlü girişime karşı gerekli önlemleri büyük bir kararlılıkla alıyoruz. Şu husus asla unutulmamalıdır ki Türkiye, herhangi bir oldubittiye kesinlikle izin vermeyecektir. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim ki uluslararası meşruiyeti haiz ve garantör ülke sıfatıyla olan Ada’daki askerî varlığımız hem Kıbrıs Türk halkının huzur ve güvenliğinin hem de Doğu Akdeniz’deki stratejik dengelerin teminatıdır. TÜRKİYE SAHİP OLDUĞU TÜM HAKLARI KARARLILIKLA KULLANACAK Tarih boyunca Akdeniz’e yön veren hâkim güçlerden biri olan Türkiye, bugün de bu coğrafyada tarihî sorumluluğunu sürdürecek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve kendi çıkarlarının korunması için uluslararası hukuka bağlı olarak sahip olduğu tüm hakları kararlılıkla kullanacaktır. Yeri gelmişken bir kez daha vurgulamak isterim ki Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü teyit etmeyen hiçbir çözüm formülü asla kabul edilemez. Bu kapsamda muhataplarımızı artık; miladı dolmuş statükocu ve provokatif söylemleri bir kenara bırakmaya, bunun yerine tarihî ve mevcut gerçeklere uygun makul ve mantıklı bir şekilde çözüme yönelmeye davet ediyoruz. Hem Kıbrıslı Türklerin hem de Rumların müreffeh geleceği ve Ada’da kalıcı huzur ve barış iklimi için en ideal yolun bu olacağı muhakkaktır. Sonuç olarak Türkiye; Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da güvenlik, barış ve istikrar için Ada’da bulunmaya ve kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşru çıkarlarını her koşulda desteklemeye devam edecektir. Bunun bilincine olan siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarımın bu tarihî görevinizi bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir özveri içerisinde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Ayrıca Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük’ü, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, aziz şehitlerimizi, Kıbrıslı mücahitleri, mücahideleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor; görevlerinizde üstün başarılar diliyor; hepinizin gözlerinden öpüyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

73,047 Aufrufe • vor 1 Jahr

🔴Cihat Yaycı ; ❗️“Misakı Milli sınırlarına ulaşıyoruz” kandırmacasıyla ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin hayata geçirilmesine dair emareler vardır. ❗️Yapılmak istenen şey, 2005 yılında imzalanan sözde KCK sözleşmesinin aynısıdır. ❗️Yani; - Anayasa değişikliği yapılarak; Türkçe dışında anadilde eğitim yapılamayacağını belirten 42 ve Türk tanımının yapıldığı 66. maddeler kaldırılacak ya da Kürtçe ve Kürt eklenecek. - Anayasadan Türk ifadeleri kaldırılacak⁠ - ⁠Yerel özerklik ihdas olunacak - Sonunda sözde Kürdistan'ın Türkiye’deki parçası ile İran, Irak, Suriye topraklarıyla birleşmesi hedefleniyor.⁠ ❗️Peki Meclisteli siyasi partilerden 42 ve 66’ncı maddelerin değiştirilmesine karşı olduğunu beyan eden var mı? ❗️Bir gazeteci, "Misak-ı Millî'ci oldular" diyor. ❗️Türkiye'ye sunulan ABD projesinde, "Büyük Kürdistan Türkiye'nin himayesinde kurulsun, böylece Türkiye büyüyor görünsün" deniyor. ❗️Irak'ın kuzeyindeki özerk yapı ve Suriye'nin kuzeyindeki terörist özerk bölgelerle birleşilsin, anayasa değişiklikleri yapılsın, federatif yapıya geçilsin, sonra bağımsızlık ilan edilsin. ❗️Türk halkı da "Misak-ı Millî sınırlarına ulaşıldı" diyerek uyutulacak. Zira nihayetinde Türkiye parçalanacak. ❗️PKK terör örgütü kendini lağvetsin, 40.000 kişinin katili İmralı’daki terörist başı gelsin Meclise çağrı yapsın ve “umut hakkı” verilerek affedilsin demek de ne demek? ❗️Türkiye'de hukuk yok mu, kanun yok mu? Siyasiler ne zamandan beri istediklerini affedebiliyorlar? ❗️Bu tür pazarlıklar dünya tarihine rezalet olarak geçer. ❗️Muhatap alınan Katil Öcalan, şımarıkça hapisten şart koşuyor; bir garantör bir devlet talep ediyor ve bu devletin Amerika olması gerektiğini belirtiyor. Anayasa’da değişiklik istiyor. Bu durum Türkiye için çok alçaltıcıdır. ❗️Öte yandan, PKK 2002'de kendini lağvetmişti, ama isim değiştirerek "KADEK" oldu, sonra "Kongra Gel-KCK" oldu. Sürekli isim değiştirerek devam ettiler. Bu yüzden PKK’nın terör listesinde kalması için büyük gayret sarf ettik. ❗️Şu an PKK Türkiye'de ve yurt dışında eylem yapamaz hale geldi, iktidar bu konuda başarı sağladı ve biz de memnunuz. Devletin otoritesini sağladığı için teşekkür ediyoruz. ❗️Ancak, PKK’yi yeniden gündeme getirme çabası nereden çıktı? ❗️PKK uluslararası bir terör örgütü olarak tanınıyor; Avrupa Birliği, NATO ve diğer devletler tarafından bu listeye dahil edilmiş durumda. Ancak, YPG terör listesinde değil. ❗️PKK'nın genç kadroları Suriye’de yapılandı ve YPG adını aldı. İsim değişiklikleriyle terör örgütü listelerinden çıkıyorlar, başka bir terör örgütü kuruluyor ve onu terör örgütü olarak tanıtmak zorlaşıyor. ❗️Türkiye YPG'yi terör örgütü olarak tanıyor ama Suriye’ye yönelik bir kara harekâtı yapamıyor çünkü YPG, Amerika'nın müttefiki ve terör örgütü listesinde değil. ❗️Suriye’de terör örgütü YPG'ye yönelik hava harekâtı dahi yapamıyoruz çünkü Rusya ve Amerika buna izin vermiyor. Bu sebeple Suriye’ye sınırlarımız içinden top ve SİHA atışlarıyla sınırlı kalıyoruz. ❗️Amerika ve Rusya YPG’yi koruyor ve terör listesine almıyor. Bu yüzden artık sınır ötesi harekât yapmamız da iyice zorlaştı. 👇👇👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

56,558 Aufrufe • vor 1 Jahr

🔴HPG GENEL Komutanı Murat Karayılan: Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Halep’ten geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Halep’ten başlayıp yayılan saldırı dalgası sıradan değildir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar. QSD ile Şam hükümeti arasında 4 Ocak’taki görüşme, basına yansıdığı kadarıyla müdahale sonucu sabote ediliyor. Bir gün sonra (5 Ocak) Paris’te, ABD’nin öncülüğünde Suriye ve İsrail arasındaydı ama Türkiye de endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dâhil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise Halep’e saldırılar başladı. Sonrasında birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen hiçbirine uymayıp devam ettiler. Açık ki bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. O görüşmelerin hepsi bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında yeni bir dizayn söz konusudur. Bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirip etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak DAİŞ’ten kurtaran Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan QSD’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması; birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Tıpkı I. Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine II. Dünya Savaşı sonrası dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bu saldırı, tüm Kürtlere karşıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG, YPJ ve QSD’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler içindir. Bu komplo, aynı zamanda tıpkı 15 Şubat’taki gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa bugünkü de aynı biçimdedir. Önder Apo, 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı. Bu çağrının temelinde halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Önder Apo’nun geliştirdiği süreci de anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki; Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler, Türk devleti ile barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek. Bu mümkün değildir. Gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır. Kısacası, uluslararası ve bölgesel yanları olan genel ve büyük saldırılar, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır. Bazı çevreler, QSD’nin Kürt-Arap-Asuri-Süryani halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz? Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla QSD de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil; emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine QSD’ye sırt dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı, QSD’nin içerisinde yer alıp savaşıyor ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla karalanmasını doğru görmüyoruz. Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyor; kim güçlüyse onun tarafını tutuyor. Vakti zamanında BAAS rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar; ardından QSD’nin güçlü olduğunu görünce QSD’yi desteklediler. Bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon QSD’yi desteklemiyor, onlar da tutumlarını değiştirdi. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu. Aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli ve iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd., yüzyıldır Kürtlerle birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmelidir. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli; herkes halkların kardeşliğini esas almalıdır. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur. Birçok çevre, Koalisyon güçleri ve Amerika’nın QSD’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını öne sürüyor. Bu doğru mu? Şayet QSD’yi satın almışlarsa sattıklarından söz edilebilir. Açık ki QSD’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma ne de satma var. DAİŞ’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de QSD’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten ABD’li yetkililer, onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktik ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı vb. denilemez ve öyle bir şey de yok. Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyordu. Suriye’de görüldü ki El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan QSD’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İkiyüzlülük budur. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve DAİŞ’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı; onu iktidar hâline getirerek güçlendirdi. Daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ama bu doğru bir şey değildir. Diğer yandan QSD, DAİŞ’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Peki, DAİŞ’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler, QSD ile taktik de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdi ve şimdi de terk etti. Elbette bunun ihanet olduğu doğrudur fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hâle mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Biz Hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Ortadoğu’da sürekli bağımsız bir siyaseti yürüttük. Sürekli kendi öz gücümüze dayanıyor ve devletlerin değil, kamuoyunun desteği temelinde hareket ediyoruz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir. Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık hâline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak Hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

Humanist(Rojava)

117,907 Aufrufe • vor 6 Monaten

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ile gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 28’inci Mekanize Piyade Tümen Komutanlığını ziyaret ederek inceleme ve denetlemelerde bulundu. Tümen’de görevli Mehmetçiklerle akşam yemeğinde bir araya gelen Bakan Yaşar Güler, onlara hitaben şunları söyledi: SON BİR ASRIN EN YOĞUN VE EN ETKİN FAALİYETLERİNİ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ “Kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle adanın güvenliğine yönelik önemli bir fonksiyon üstlenen 28’inci Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızda, sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada çok boyutlu gelişmelerin yaşandığı; artan risk ve tehditler nedeniyle güvenlik paradigmalarının sürekli değiştiği kritik bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte jeopolitik ehemmiyeti yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemizin de tüm bu tehdit ve tehlikelere karşı, daima güçlü ve uyanık bulunması bir zorunluluk haline geliyor. Dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenlik ve huzuru için son bir asrın en yoğun ve en etkin faaliyetlerini gerçekleştiriyoruz. Bu kapsamda şanlı ordumuz, yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlar ile terörle mücadelede büyük başarılar elde ediyor. Kahraman Mehmetçiklerimiz, son teröristi de etkisiz hâle getirme kararlılığıyla mücadelesini büyük bir gayretle sürdürüyor. Operasyonlarımızla eş zamanlı olarak hudutlarımızın emniyetini de en yoğun ve etkili tedbirlerle sağlarken; Mavi ve Gök Vatanımızda hak ve menfaatlerimizi de tereddütsüz ve tavizsiz koruyoruz. Millî meselemiz olan Kıbrıs’ta da Garanti ve İttifak Antlaşmaları kapsamında bulunurken, güvenlik ve barışın korunmasına yönelik faaliyetlerimizi de siz kahraman silah arkadaşlarımın büyük fedakârlıklarıyla başarıyla yerine getiriyoruz. 50 YIL ÖNCE ADADAKİ SOYDAŞLARIMIZIN VARLIĞI GARANTİ ALTINA ALINDI Türkiye, Kıbrıs sorununun ortaya çıktığı ilk andan itibaren, konuya uluslararası hukuk temelinde hakkaniyet esasıyla yaklaşmış; diplomasiyi önceleyerek ve ilgili taraflarla görüşerek sürece çözüm bulmak için yoğun gayret sarf etmiştir. Ancak tüm bu çabalarımıza rağmen Kıbrıs’taki soydaşlarımıza karşı artan baskı ve hatta katliama dönüşen eylemler, garantör devlet olarak barışın tesisi ve soydaşlarımızın korunmasına yönelik adım atmamızı gerekli kılmıştır. Bu çerçevede kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, 1974’te büyük bir başarıyla icra ettiği Kıbrıs Barış Harekâtı’yla Ada’ya barış ve huzur getirmiştir. Şurası muhakkaktır ki, o süreçte asil milletimizin tüm fertlerinin yüreği, buradaki soydaşlarımızın haklı mücadelesi için atmıştır. Kıbrıs Barış Harekâtı’na verilen güçlü destek de Türk milletinin sarsılmaz birlik ve dayanışma ruhuna yeni bir örnek teşkil etmiştir. Bu sene 50’nci yıl dönümünü idrak ettiğimiz bu önemli harekât sayesinde soydaşlarımızın Ada’daki varlığı güvence altına alınmış ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yol da açılmıştır. O tarihten itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerimizin adadaki varlığı, barış ve güvenliğin teminatı olup huzur ortamının devamı için en büyük güvencedir. Bugün burada görev yapan siz kahraman silah ve mesai arkadaşlarımın varlığı da, barışın ve istikrarın korunması bakımından son derece kıymetlidir, hayatidir. Unutmayınız ki Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum; sadece Ada’nın değil bölgedeki genel güvenlik ve istikrarın devamı bakımından da kritik önemdedir. Dolayısıyla böylesine tarihî bir görevi Kıbrıs Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının değerli personeli ile büyük bir özveri içerisinde icra ettiğiniz için her birinizi tebrik ediyor; sizleri gözlerinizden öpüyorum. Bu vesileyle ifade etmek isterim ki, nasıl 50 yıl önce soydaşlarımızın yaşadığı zulüm ve acılara sessiz kalmadıysak, bugün de aynı anlayışla Kıbrıs Türk’ünün haklarını koruma azim ve kararlılığına sahibiz. KARDEŞLERİMİZİN EGEMEN EŞİTLİKLERİ BİZİM İÇİN OLMAZSA OLMAZDIR Şu anda, Ada’da tamamen uluslararası meşruiyeti haiz olarak bulunan Türkiye’nin varlığını sorgulayan zihniyete, ülkemizin garantör devlet olma vasfını ve bölgeyle olan tarihî bağlarını bir kez daha hatırlatmak isteriz. Ayrıca Kıbrıslı kardeşlerimizin kazanılmış hakları olan egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerinin teyidi, bizim için olmazsa olmazdır. Muhataplarımızı artık; miadı dolmuş, statükocu ve provokatif söylemleri bir kenara bırakmaya; bunun yerine tarihî ve mevcut gerçeklere uygun, makul ve mantıklı bir şekilde çözüme yönelmeye davet ediyoruz. Hem Kıbrıslı Türkler hem de Rum komşularımızın müreffeh geleceği ve Ada’da kalıcı huzur ve barış iklimi için, en doğru yolun bu şekilde olacağı muhakkaktır. Sonuç olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da garantör devlet olarak güvenlik, barış ve istikrar için Ada’da bulunmaya ve kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşru çıkarlarını her koşulda desteklemeye devam edeceğiz. ÜLKEMİZ KRİZLERİN ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK ÇOK KAPSAMLI GİRİŞİMLERDE BULUNUYOR Ülkemiz, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda savunma ve güvenlik alanında önemli adımlar atmış, diğer ülkelerle kurduğu çok boyutlu ilişkilerle bölgesinde ve dünyada etkin bir konuma ulaşmıştır. Çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer alan ülkemiz, gerginliklerin yayılmasını engellemeye, krizlerin ve sorunların çözümüne yönelik, çok kapsamlı girişimlerde bulunmaktadır. Bu kapsamda; - Güney coğrafyamızdaki çatışmaların sonlandırılması ve krizlerin çözümünden Kafkaslar’da kalıcı barışın sağlanmasına, - Karadeniz’deki güvenlik ortamının sürdürülmesinden, Balkanlar’daki huzur ortamının korunmasına, - Kuzey Afrika ve Akdeniz’de güvenliğe sağladığımız katkılardan Somali ve çevresinde istikrarın tesisine yönelik üstlendiğimiz inisiyatiflere kadar faaliyetlerimizi çok yönlü bir şekilde yürütüyoruz. Tüm bu girişimler, Türkiye’nin küresel bir aktör haline dönüştüğünü; uluslararası güvenlik mimarisinin ve müzakere masalarının mimarı ve vazgeçilmez bir üyesi haline geldiğini en açık şekilde ortaya koymaktadır. KKTC’NİN YANINDA OLMAYI SÜRDÜRECEĞİZ Başta terörle mücadele olmak üzere, elde ettiğimiz tüm başarıların devam etmesi ve ülkemizin uluslararası alandaki güçlü konumunu sürdürebilmesinin en önemli şartlarından biri de yerli ve millî savunma sanayimizdir. Yerli, millî ve modern savunma sanayimizin son yıllarda ulaştığı üstün seviye ile her platformda ihtiyaçlarımızı karşılıyor; bunun yanı sıra ürünlerimizi pek çok ülkeye ihraç ederek ülke ekonomimizi güçlendiriyoruz. Bu bağlamda Millî Savunma Bakanlığı olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimiz doğrultusunda, - Ülkemizin ve asil milletimizin güvenlik ve huzuru için var gücümüzle çalışmaya, - Daha büyük ve daha güçlü bir Türkiye için gayret göstermeye devam edeceğiz. Aynı şekilde “İki devlet ve tek yürek” olduğumuz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında olmayı sürdüreceğiz. Bu vesileyle; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Ayrıca Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük’ü, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, aziz şehitlerimizi, Kıbrıslı mücahitleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyor; görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. Kalın sağlıcakla…” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

102,216 Aufrufe • vor 2 Jahren

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızdaki Mehmetçiklerimize hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TERÖRLE MÜCADELEDE BÜYÜK BAŞARILAR ELDE ETTİK Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızı ziyaret etmekten büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada her geçen gün risk ve tehditlerin arttığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Böylesine kritik bir ortamda jeopolitik ehemmiyeti yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemizin bu çok yönlü tehdit ve tehlikelere karşı koyabilmek için daima güçlü ve uyanık bulunması bir zorunluluk hâline gelmiştir. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de bu anlayışla stratejiler üretiyor, ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenlik ve huzuru için kapsamlı ve etkin bir şekilde faaliyetlerimizi icra ediyoruz. Yaptığımız planlamalar sürekli artırdığımız kabiliyetlerimiz ve personelimizin kahramanlığı ile yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Bu çabalarımız sonucunda Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde başlatılan “Terörsüz Türkiye” süreci hedefine kararlı adımlarla ilerliyor, bin yıllık kardeşliğimizi pekiştirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Terörle mücadelemizde olduğu gibi tüm faaliyetlerimizde ülkemizin ve asil milletimizin hak ve menfaatlerini gözetiyor çalışmalarımızı etkin bir şekilde sürdürüyoruz. Bu kapsamda hudutlarımızın emniyetini de en modern ve en etkili tedbirlerle sağlarken Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tavizsiz bir şekilde koruyoruz. Bunun yanı sıra pek çok coğrafyada uluslararası güvenlik barış ve istikrar için de etkin roller üstleniyoruz. Artık birçok ülkenin de kabul ettiği gibi Türkiye’nin uluslararası alandaki yapıcı rolü tartışılmaz derecede önemlidir ve gereklidir. Son olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve ülkemizin ev sahipliğinde başarıyla gerçekleştirilen NATO Zirvesi de Türkiye’nin uluslararası alandaki saygınlığını bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir. Şu bir gerçek ki Türkiye pek çok alanda sahip olduğu imkân ve kabiliyetleri güçlü ve etkin ordusu sürekli gelişen modern yerli-millî savunma sanayisi ile güvenin, istikrarın ve refahın en önemli adreslerinden biri konumundadır. TÜRK ASKERİNİN EMSALSİZ KAHRAMANLIĞI TARİHE ALTIN HARFLERLE YAZILDI Millî meselemiz olan Kıbrıs’ta da Garanti ve İttifak Antlaşmaları kapsamında güvenlik ve barışın korunmasına yönelik faaliyetlerimizi siz kahraman silah arkadaşlarımın büyük fedakârlıkları sayesinde başarıyla yerine getiriyoruz. Ada’da senelerce devam eden çatışmalar ancak 52 yıl önce kahraman ordumuzun bu topraklara ayak basmasıyla sonlanmış, hem Türkler hem de Rumlar için güvenli ve huzurlu bir ortam tesis edilebilmiştir. Büyük bir başarıyla icra edilen bu harekâtta Türk askerinin üstün yetenekleri emsalsiz kahramanlığı da bir kez daha tarihe altın harflerle yazılmıştır. 39’uncu Piyade Tümenimiz de Ada’ya ilk çıkan birliklerden biri olma şerefine nail olmuş ,Barış Harekâtı’nın her iki aşamasında da kahramanca mücadele sergilemiş soydaşlarımızın maruz kaldığı zulmü durdurmak için 142 şehit vermiştir. O tarihten bu yana Kıbrıs’ta önemli görevler üstlenen Komutanlığımız; Ada’daki diğer unsurlarımızla birlikte Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve güvenliğinin güvencesi durumundadır. 39’uncu Piyade Tümenimizin bugünkü mensupları olan sizler de burada hayati ve tarihî bir vazife icra ediyor hem kahraman ordumuzun hem de devletimizin etkinliğini Kıbrıs’ta gösteriyorsunuz. AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN KARARI BİZLER İÇİN YOK HÜKMÜNDEDİR Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum da dikkate alındığında güvenlik ve istikrarın devamı bakımından Türk askerinin buradaki varlığının ne kadar kritik önemde olduğu bir kez daha görülmektedir. O dönemleri bizzat yaşayan bir komutanınız olarak bilmenizi isterim ki yıllarca uluslararası çözüm önerilerine olumlu yaklaşmamıza rağmen atılan adımların karşılığını maalesef göremedik. Yine de hiçbir zaman iyi niyetli tutumumuzdan ve uluslararası hukuka uygun makul çözüm arayışlarımızdan asla vazgeçmedik vazgeçmeyeceğiz. Bunun için Kıbrıslı kardeşlerimizin kazanılmış hakları olan egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerinin teyidinin vazgeçilmezimiz olduğunu belirtiyoruz. Kısa süre önce Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen ülkemizi hedef alan asılsız iddialar içeren kararın hiçbir hukuki, tarihî ve vicdani temeli bulunmamaktadır. Rum lobilerinin etkisiyle hazırlanan bu yanlı yaklaşım bizler için yok hükmündedir ve alınan kararı en güçlü şekilde reddediyoruz. Bu tür siyasi metinlerin ne Kıbrıs’taki tarihî gerçekleri değiştirmesi ne de ülkemizin meşru haklarını tartışmaya açması mümkündür. Ne yazık ki Avrupa Birliği kurumları Rum kesimini üyeliğe kabul ettikleri tarihten itibaren Kıbrıs meselesine tarafsız yaklaşabilme vasfını büyük ölçüde yitirmiştir. Avrupa Parlamentosu da kurumsal tarafsızlığına gölge düşüren bir tutum sergileyerek; - 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı sistematik saldırıları katliamları zorla göç ettirmeleri ve temel insan hakları ihlallerini görmezden gelmeye devam etmekte; - Kıbrıs Türk halkını yok olmaktan kurtaran ve Ada’ya kalıcı barış ile istikrar getiren 1974 Barış Harekâtı'nı çarpıtmayı tercih etmektedir. Hâlbuki EOKA terörüyle gerçekleştirilen katliamlar ve Kıbrıs Türklerine yönelik mezalimler tarihî gerçeklerle sabittir. Geçmişte Mora’da, Balkanlarda, Anadolu’da, Kıbrıs’ta masum sivillere yönelik işledikleri vahşetler tarihî kayıtlarla ortadayken bu gerçekleri görmezden gelenlerin siyasi saiklerle Türkiye’yi ve kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizi hedef alan değerlendirmeleri asla kabul edilemez. TARİH SİYASİ ARGÜMANLARLA DEĞİL, BELGELERLE VE HAKİKATLERLE YAZILIR Bugün Gazze’de bütün dünyanın gözleri önünde yaşanan ağır insanlık dramı karşısında sessiz kalmayı tercih edenlerin Kıbrıs konusunda tarihî gerçeklerle bağdaşmayan değerlendirmelerde bulunmaları uluslararası vicdan bakımından da ciddi bir çelişkidir. Unutulmamalıdır ki tarih, siyasi argümanlarla değil belgelerle ve hakikatlerle yazılır. Hakikatler de er ya da geç bütün açıklığıyla ortaya çıkma vasfına sahiptir. Gerçek şu ki Türkiye uluslararası hukuktan doğan haklarından ve garantör devlet olarak üstlendiği sorumluluklardan dün olduğu gibi bugün de yarın da asla taviz vermeyecek adil bir çözüm için çalışmaya devam edecektir. Nitekim artık pek çok tarafsız kurum ve kişi de Ada’da kalıcı çözümün ancak eşit egemen iki devletin varlığı temelinde mümkün olabileceğini ifade etmeye başlamıştır. Bu kapsamda muhataplarımızı ve üçüncü tarafları gerçeklerden uzak iddialara tutunmaktan vazgeçmeye miadı dolmuş statükocu söylemleri bir kenara bırakmaya ve tarihî gerçeklerle uyumlu, makul ve yapıcı bir anlayışla çözüme yönelmeye davet ediyoruz. Hem Kıbrıslı Türkler hem de Rum komşularımızın müreffeh geleceği ve Ada’da kalıcı huzur ve barış iklimi için en doğru yolun bu şekilde olacağı muhakkaktır. Öte yandan Doğu Akdeniz’e etkileri bağlamında; - Özellikle İsrail’in Gazze ve Lübnan’da uluslararası hukuku yok sayarak yürüttüğü saldırılar, bölgenin güvenliğini ciddi anlamda tehdit etmektedir. - Rum kesimi de bu durumdan istifade ederek istikrara zarar verebilecek faaliyetlerini sürdürmektedir. - Ayrıca bu süreçte Doğu Akdeniz’de ve Ada’nın güneyinde yabancı ülkelerin hareketliliği de artmıştır. Tüm bunlara karşı uluslararası hukuk çerçevesinde ülkemizin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve menfaatlerini korumak için büyük bir güç azim ve kararlılığa sahip olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak isterim. Siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarımın da bu bilinçle ifa ettiğiniz tarihî görevi bundan sonra da büyük bir özveri içerisinde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Ayrıca kıta stajı kapsamında burada bulunan son sınıf Harbiyelilerimizin de; başta Kıbrıs meselesi olmak üzere millî tezlerimize çok iyi hâkim olmalarını ve burada edinecekleri bilgi ve tecrübeleri mezun olduktan sonra meslek hayatlarına en güçlü şekilde yansıtmalarını beklediğimi ifade etmek isterim. Bu vesileyle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Ayrıca Kıbrıs Türk halkı için mücadele eden aziz şehitlerimizi Kıbrıslı mücahitleri ile mücahideleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor gazilerimize şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor görevlerinizde üstün başarılar diliyor hepinizin gözlerinden öpüyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

85,274 Aufrufe • vor 29 Tagen

🔴Cihat Yaycı : Ben bunu gerçekten, binlerce yıllık Türk devlet tarihinde ilk defa yaşanan bir olay olarak görüyorum. Devlete başkaldırmış, devlete isyan etmiş, 55.600 kişinin katledilmesi emrini vermiş birinden bahsediyoruz. Onun verdiği emirler ve kurduğu örgüt neticesinde 55.600 vatandaşımız şu veya bu şekilde hayatını kaybetti. Bunun yanı sıra, bu caninin kurduğu örgütle mücadele için trilyonlarca dolar harcandı. 📌Bu örgüt tamamen Siyonist bir örgüttür, bunu çok net bir şekilde ifade etmek gerekir. Bugün PKK, bu caninin ve terörist elebaşının kurduğu bir Siyonist örgüttür. Bunu yalnızca laf olsun diye söylemiyorum. Yurt dışında gerçekleştirdikleri tüm mitinglerde bu örgütün İsrail bayrağı bulunuyor. Daha dün İsrail Başbakanı Netanyahu, Güney Suriye’de bir Dürzi-Kürt otonom yönetimi kuracaklarını ve burayı kendi kontrollerine alacaklarını açıkladı. Suriye'nin güneyinin askerden arındırılarak kendilerine teslim edilmesi gerektiğini, bunun garantörünün de İsrail olacağını belirtti. 📌Bu açıklamalar gösteriyor ki, sözde "Büyük Kürdistan Projesi" aslında "Büyük İsrail Projesi"nin bir parçasıdır. Halkımızın bu gerçeği çok iyi bilmesi gerekiyor. Bu örgütün dinle, imanla hiçbir ilgisi yoktur. Marksist-Leninist ideolojiye sahip bir yapılanmadır. Ne Kur’an’la, ne Müslümanlıkla, ne de başka bir inançla alakası vardır. Tamamen Siyonizme hizmet eden, İslam düşmanı, Türk düşmanı, Türkiye Cumhuriyeti düşmanı ve Osmanlı Devleti’ne de geçmişte düşmanlık etmiş bir yapıdır. 📌Osmanlı’nın son 150 yılında, sözde "Kürt isyanları" adı altında bu tür kalkışmalar zaten vardı. Amaç, devleti bölmekti. 250 yıldır, adı Osmanlı olsun ya da Türkiye Cumhuriyeti olsun, bu toprakları parçalamak için aynı oyunlar oynanıyor. Önceki dönemlerde bu örgütlerin yerinde şeyhler, şıhlar, eşkiyalar ve çeşitli unsurlar vardı. Bunlar, İngiliz ve Siyonist oyunlarının bir parçasıydı. Osmanlı’nın parçalanmasını istediler ki İsrail devleti kurulabilsin, Türkiye Cumhuriyeti parçalanabilsin ki "Büyük İsrail" hayali gerçekleştirilebilsin. Olayın özü budur. 📌Türkiye Cumhuriyeti, bu süreçte binlerce can verdi, kan döktü, trilyonlarca para harcadı. Ancak tüm bunlara rağmen terörle mücadelede büyük bir başarı sağladı. ❗️Bugün “terörsüz bir Türkiye” zaten var. O zaman "Terörsüz Türkiye" sloganı ise yanlış bir ifadedir. İktidar, terörü bitirdiğini ifade ederken neden "Terörsüz Türkiye" diye bir slogan kullanılıyor? Eğer terör bitti deniliyorsa, bu söylem kendi kendini inkâr etmektir. 📌Daha dün Malatya’daydım. Ne terör var, ne başka bir şey. Elazığlıyım, Diyarbakır’a gitmek artık sorun değil. Türkiye’nin her yerinde devlet otoritesi tam anlamıyla sağlanmış durumda. Peki, bu durumda 26 yıldır hapiste tutulan, millet düşmanı, devlet düşmanı ve Siyonist örgüt lideri olan birine neden hala bir anlam atfediliyor? Onunla neden görüşmeler yapılıyor? 📌Bugün onun için Van ve Diyarbakır’da dev ekranlar kurulacağı, paylaşımlar yapılacağı söyleniyor. Bu çok üzücü bir durumdur. Gerçekten akıl tutulması yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terör örgütü liderine muhtaç olur mu? Ondan medet umulur mu? 📌Dem Parti gibi yapılar, Türkiye’de ayrıştırıcı bir dil kullanıyor. Mesela "Amed" gibi ifadelerle Diyarbakır’ın adını değiştirme çabasına giriyorlar. Osmanlı döneminde bile buranın adı Diyarbakır’dı, bugün de Diyarbakır’dır. "Amed" nereden çıktı? 📌Daha da vahimi, bu terörist elebaşına "Sayın" denilmesi, onun sözlerinin "Asrın Çağrısı" olarak lanse edilmesi. Türk milleti bunu nasıl kabul edebilir? Şehitlerimizin aileleri, gazilerimiz bunu nasıl kabul edebilir? Türk tarihi bunu nasıl kabul edebilir? 📌Bu, devletin tarihinde hiç olmadığı kadar küçük düşürüldüğü bir durumdur. Osmanlı Devleti bile bu kadar küçük düşürülmemiştir. Bir milletin bağımsızlığı, şehitlerinin kanıyla ve gazilerinin fedakarlıklarıyla korunur. Ancak bugün, bu kadar mücadele verilmiş bir konuda yapılanlar, milletimizin ve devletimizin onurunu zedelemektedir. 📌Yayının tamamının linki aşağıdadır; 👇👇👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

288,622 Aufrufe • vor 1 Jahr

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK Komuta Kademesi ile gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki 14’üncü Zırhlı Tugay Komutanlığında, inceleme ve denetlemelerin ardından Mehmetçiklerimize hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: EN KAPSAMLI VE EN ETKİN FAALİYETLERİMİZİ İCRA EDİYORUZ Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle 14’üncü Zırhlı Tugay Komutanlığımızda namıdiğer Panter Tugayımızla bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. İçinde bulunduğumuz kritik jeopolitik süreçte ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenlik ve huzuru için İstiklal Harbi’mizden bu yana en kapsamlı ve en etkin faaliyetlerimizi icra ediyoruz. Nitekim kahraman ordumuz; - Ülkemizin güvenliğinin sağlanmasından hudutlarımızın korunmasına, - Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası barış ve istikrara sağladığı katkılara kadar üstlendiği tüm görevleri büyük bir aşkla ve azimle yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki kahraman personelimizin üstün gayretleri ile yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Geldiğimiz noktada Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde “Terörsüz Türkiye” hedefimize kararlılıkla ilerliyoruz. KIBRIS TÜRKÜ’NÜN HAKLARINI KORUMA AZİM VE KARARLILIĞINA SAHİBİZ İcra ettiğimiz görevler kapsamında Kıbrıslı soydaşlarımızın güvenliği ve huzuru da bizler için her zaman önceliklidir. Yarım asır önce Kıbrıs Türkü’nün maruz kaldığı zulüm ve baskılar karşısında kahraman ordumuzun, büyük bir başarıyla icra ettiği Kıbrıs Barış Harekâtı; - En başta soydaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlarken, - Aynı zamanda Ada’nın tamamında barışın, ekonomik gelişmenin ve istikrarın tesis edilmesine de imkân tanımıştır. Bugün 50 yılı aşkın süredir Ada’da devam eden güvenlik, istikrar ve huzur ortamı da bunun en açık ispatıdır. 14’üncü Zırhlı Tugayımız da nüvesini teşkil eden birliklerle Barış Harekâtı’nda kahramanca bir mücadele sergilemiş 11 şehit vermiştir. Harekât sırasında Ada’nın kritik yerlerini kontrol altına alan ve 1997 yılından itibaren de 14’üncü Zırhlı Tugayı ünvanıyla Kıbrıs’ta önemli görevler üstlenen Komutanlığımız, Ada’daki diğer unsurlarımızla birlikte Kıbrıs Türk halkının güvencesi durumundadır. Harekâtta büyük bir kahramanlık örneği sergileyen 14’üncü Zırhlı Tugayımızın bugünkü mensupları olan sizler de şu anda tarihî bir vazife icra ediyorsunuz. Bu vesileyle ifade etmek isterim ki yarım asır önce soydaşlarımızın yaşadığı mezalimlere ve acılara nasıl sessiz kalmadıysak bugün de aynı anlayışla Kıbrıs Türkü’nün haklarını koruma azim ve kararlılığına sahibiz. KIBRIS MESELESİNE İLİŞKİN SON DÖNEMDEKİ AÇIKLAMALAR HİÇBİR DEĞER İFADE ETMEMEKTEDİR Kıbrıs’ta tamamen uluslararası meşruiyeti haiz olarak bulunan Türkiye’nin varlığını sorgulayan zihniyete, ülkemizin garantör devlet olma vasfını ve bölgeyle olan tarihî bağlarını daima hatırlatıyoruz. Son dönemde Kıbrıs meselesine tarihî gerçeklerden uzak, siyasi saiklerle yaklaşan ve çeşitli lobilerin etkisi altında hareket eden bazı çevrelerin açıklamaları bizim açımızdan hiçbir değer ifade etmemektedir. Zira Kıbrıs Türk halkının yıllarca maruz kaldığı mezalimleri görmezden gelerek kahraman ordumuzun Garantörlük Antlaşması’ndan doğan meşru hak ve yükümlülükleri çerçevesinde icra ettiği Barış Harekâtı’nı sorgulamaya kalkışmak tarihî hakikatleri çarpıtmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Bugün farklı coğrafyalarda yaşanan insanlık dramları karşısında sessiz kalanların, Kıbrıs konusunda adalet ve hukuk adına söz söylemeye çalışmaları ise uluslararası vicdan bakımından da ciddi bir tutarsızlıktır. Hiç kimse Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün meşru haklarını tartışmaya açarak bir sonuç elde edebileceğini düşünmemelidir. Bizim gündemimiz günübirlik siyasi değerlendirmeler değil uluslararası hukuk, tarihî gerçekler ve Kıbrıs Türk halkının meşru haklarıdır. Bu çerçevede Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da güvenlik, barış ve istikrar için Ada’da bulunmaya ve kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşru çıkarlarını her koşulda desteklemeye devam edecektir. Bunun bilincinde olan siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarımın da bu tarihî görevinizi artan bir özveri içerisinde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Ayrıca kıta stajı kapsamında burada bulunan son sınıf Harbiyelilerimizin de; başta Kıbrıs meselesi olmak üzere millî tezlerimizi derinlemesine kavramalarını, ülkemizin savunma ve güvenlik politikalarını yakından takip etmelerini ve burada geçirecekleri süreyi meslek hayatlarına yön verecek önemli bir kazanıma dönüştürmelerini özellikle bekliyorum. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Ayrıca Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük’ü, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, aziz şehitlerimizi, Kıbrıslı mücahitleri ile mücahideleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi, rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Siz kahraman silah arkadaşlarımı bir kez daha sevgiyle selamlıyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyor, hepinizin gözlerinden öpüyorum. Kalın sağlıcakla... #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,300 Aufrufe • vor 29 Tagen