Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Bir palyaçoyu devlet başkanı diye koltuğa oturtabilirsiniz. Ama devleti yönettiremezsiniz. Başkan Donald J. Trump'ın sabrına şaştım doğrusu. Zelensky sanki köy kahvesinde mavra yapıyor ama o sabırla dinliyor!

20,439 views • 1 year ago •via X (Twitter)

11 Comments

Müslüm akan's profile picture
Müslüm akan1 year ago

@realDonaldTrump Hocam kusura bakma ama diplomatik nezaketi olmayan raconu olmayan mafya gibi davranan Trump efendi. Dünya'nın süper gücünün başına iş bilmeyen birini koyarsan olacağı bu olur.

İbrahim Maraş's profile picture
İbrahim Maraş1 year ago

@realDonaldTrump Sanki öbürü başkanmış gibi gibi bir de etiketlemeniz çok yazık. Adamlar dünyanın en büyük hırsızları.

Mustafa Tanyeri's profile picture
Mustafa Tanyeri1 year ago

@realDonaldTrump Ne rezil herifmişsin sen be. Bir de Profesör olmuş, mankurt.

Tarık Ziyad's profile picture
Tarık Ziyad1 year ago

@realDonaldTrump Ben tam tersi okudum . Petrol ve yer altı kaynaklarına çökmeye çalışan azgın trump'a direnen bi zelensky gördüm.

Bekali's profile picture
Bekali1 year ago

@realDonaldTrump Gözlük var verelim mi?

Rock Paper Sizzle's profile picture
Rock Paper Sizzle1 year ago

🇺🇸 One Nation, under Trump, Stronger THAN EVER. Are you Trump Tough? 💪Tough T's Here:

Fatih Tok's profile picture
Fatih Tok1 year ago

@realDonaldTrump Allah şifa versin Mete Bey.

İbrahim Dağ's profile picture
İbrahim Dağ1 year ago

@realDonaldTrump Bizim aynı adam aptal olma diye mektup yazdı.

Hikmet Hasgül's profile picture
Hikmet Hasgül1 year ago

@realDonaldTrump Seni gidi Trumpçı seni

mühendish...'s profile picture
mühendish...1 year ago

@realDonaldTrump Yuh ya yoruma bak…

faruk olmez's profile picture
faruk olmez1 year ago

@realDonaldTrump Eşcinsel olduğu, ona ait fotoğrafları yayınlandı. Ukrayna Savaşı'nın yılında, bizde siyonizm için büyük İsrail olmayı (katılmayı) istiyoruz dedi. Dünya Siyonizmin tüm ülkelerin başına cahil, otoriter olma meraklısı, hırsız,lakayt ve cani Keri getirtiyor

Related Videos

🗣️ Süheyl Batum: "Rakibimizin en önemli 4 tane futbolcusu Kerem Aktürkoğlu, Musaba, Asensio, Kante'yi getirdiler, dördü de hukukun kurallarını yok sayarak getirilmiş. 🔸Kerem Aktürkoğlu - Bahçıvan sözleşmesi'yle oynuyor. Ya adam söylüyor kendi ben verdim 30 kağıdını diyor. Galatasaray hiçbir şey sormuyor. 🔸Asensio - Adam diyor ki Keremin parası sayesinde Asensio'nun limitini açtık, aldık diyor. 🔸Musaba - Samsun başkanı çıkıyor diyor ki 'bizim futbolcumuzu bize sormadan ayarlamışlar, çıkmıyor idmana' Ama o tiksindirici medya böyle yapıyor 'ama onun serbest kalma ücreti var' diyor. Yahu kardeşim, herhalde salak değilsiniz. FIFA'da futbolcunun eğer sözleşme bedeli serbest kalma bedeli belirlendiyse istediğin anda alıp kendi takımına alabilirsin diyor mu, demiyor. Bir anda o FIFA'ya gideceğim filan diyen Yüksel Yıldırım bir baktık, serbest bıraktım futbolcumu dedi. 🔸Kante - 4. çılgınlık ya çılgınlık. Großkreutz diye bir adamı beş dakika geç verdik diye FIFA yasak getirdi, yıllarca dalga geçtik yönetimimizle, bütün millet bizle geçti. Kante'de 2 saat sonra nasıl yaptılar bunu dedik FIFA izin verdi. Nasıl yaptı? Ben söylemiyorum ya Bilal Erdoğan'ı duydum, başkan yaptı diyor. Hatta kendileri de söyledi başkan yaptı diyor. Demek ki öyle bir kuralla oynuyoruz ki rekabette başkan isterse rekabetin kurallarını istediği gibi değiştiriyor. Rekabette 4 tane futbolcunun dördü de hukuka aykırı nasıl oynar. E yönetim ne yaptı peki?"

Winner Galatasaray

134,893 views • 5 months ago

TAMAR TANRIYAR: 'Ben Artık çok yoruldum.. Zaten İktidar olmak gibi amacım da yok.. Ekrem İmamoğlu'nu ev hapsine çıkartın..' Onlara gitmiş demiş ki: "Bakın ben yoruldum. Benim derdim iktidar olmak değil ama CHP'nin başında kalmak istiyorum. Bunun için de istediğim Ekrem İmamoğlu'nun ev hapsine çıkarılması." Hemen bir soru sorulmuş kendisine, "İmamoğlu'nun eve çıkması ne alaka? Neden İmamoğlu için ev hapsi istiyorsun?" diye. Ev hapsi istemiş çünkü. İşte Özgür'ün cevabı da şöyle olmuş: "Ben hep Ekrem'in adını kullanarak, daha doğrusu yani mantık şu şekilde, hep Ekrem'in adını kullanarak, hep Ekrem'i mazeret ederek mitingler yaptığı ve CHP'nin tabanında bir yer edinmeye çalıştı ya kendine. E buna karşılık Ekrem için bir şey yapmadan eğer AK Parti kanadıyla bir anlaşma yaparsa..." Tabi kendi zihniyetinde anlaşma yapıyor. "...yaparsam beni bu koltukta oturtturmazlar. Ama eğer ben görselde Ekrem için bir ev hapsi en azından, hani bak seni oradan çıkardım ben yaparsam, o zaman CHP seçmenini de yanıma alırım. Onunla ilgili bir şey başarmış olmam lazım. Ayrıca Ekrem benim yakamı bırakmaz. Tüm etrafım onun adamlarıyla dolu." diye de bir açıklama yapıyor. Özgür yakayı nasıl kaptırmış Ekrem'e, değil mi? Peki ne cevap mı almış? İşte şunu söylemişler: "Özgür Bey siz bir türlü anlamak istemiyorsunuz ama kimsenin Ekrem'i çıkarmak gibi bir şansı yok. Yani bu bir yargı kararı. Cumhurbaşkanı da istese çıkaramaz. Yani biz hiç bu konuyu konuşmamış olalım, dileyelim." diyorlar. Sonrasında tabii ki bu konuşma ortaya çıkacağı için Özgür önden hani bunu bu şekilde hani sanki oradan teklif gelmiş gibi güya kendi aklınca ön alıyor. "AK Parti bana teklifte bulundu." diye anlatıyor Özgür Özel. Halbuki öyle bir şey yok. Bu teklifle giden kişi kendisi. Delikanlıysan "Gel ben öyle bir şey demedim." de Özgür.'' #butlankararı #CHPteslimAlınamaz

CZR HBR

273,778 views • 2 months ago

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ: Sayın Devlet Bahçeli'yi 1976-77 senesinden beri tanıyorum ve önce Sayın Bahçeli'nin adını lise öğrencisiyken bir ülkücü ağabeyimiz olarak duyardık. Ve çok az asistan, ülkücü asistan vardı o da onlardan birisiydi ve Devlet Bey'in ağabeyisi de benim matematik öğretmenimdi Ankara Koleji'nde. Sonra Almanya'dan döndükten sonra Gazi Üniversitesi'nde ilk değil ama ikinci ziyaretine gittiğim hoca Devlet Bahçeli olmuştu. O zaman bizler için kendisi Devlet Bey'di ve Türk milliyetçiliğinden de taviz vermeyen kişiydi. Ve diğerlerini eleştirirken hep referans olarak da taviz vermemek konusunda Devlet ağabeyi ele alırdık. Seyit Bey de burada bu konuşmayı duyunca efkarlanıyor. Ben Devlet Bey'in genel başkanlık açıklamasını yazmış kişiyim. Seyit Bey de Devlet Bey'in bütün adaylık sürecinde arabasını sürmüş bütün Anadolu'da kendisini dolaştırmış kişi. Onun için bizim şaşkınlığımız çok daha büyük. Bütün Türk milliyetçilerinin şaşkınlığı çok büyük. Diğer siyasi partilerden insanlar da bize sormaya devam ediyorlar. Ne yapıyor Devlet Bey diye. En son yayınlamış olduğu metni Devlet Bey'in yazmadığından eminim. Hatta şunu da söyleyeyim. O metnin MHP Genel Merkezi'nde yazılmadığından da eminim. MHP Genel Merkezi literatürünü yıllardan beri iyi bilen bir kişi olarak bunu söylüyorum. Bu dışarıda yazılmış ve bir bürokratik içerisinde bir kanadın çalışması. Ve Abdullah Öcalan'a bir statü verilmeye çalışılıyor. Ve çok tehlikeli benzetmeler yapılıyor. İrlanda Cumhuriyet Ordusu ile İngiliz Devleti arasında yapılan görüşmelere atıfta bulunuluyor. Bu görüşmeler sırasında uluslararası heyetlerin, kuruluşların sürece müdahaleleri söz konusu. Türkiye ile İrlanda'yı nasıl karşılaştırırsınız? Bu Türkiye'yi nereye sürükler? Hani Devlet Bahçeli bütün bu süreç başlarken demişti ya, önümüzdeki süreçte her şey değişecek, çok şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez. Devlet Bey, farkında değil misiniz? Türkiye'yi değiştiriyorsunuz. Tarihe Türkiye'yi değiştiren kişi, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in parçalanmasına yol açan kişi olarak geçmek mi istiyorsunuz?

Ambargo TV

113,504 views • 2 months ago

🗣️ Galatasaray Divan Kurulu Üyesi Süheyl Batum: “Rakibimizin en önemli 4 tane futbolcusu Kerem Aktürkoğlu, Musaba, Asensio, Kante'yi getirdiler, dördü de hukukun kurallarını yok sayarak getirilmiş. 🔸Kerem Aktürkoğlu - Bahçıvan sözleşmesi'yle oynuyor. Ya adam söylüyor kendi ben verdim 30 kağıdını diyor. Galatasaray hiçbir şey sormuyor. 🔸Asensio - Adam diyor ki Keremin parası sayesinde Asensio'nun limitini açtık, aldık diyor. 🔸Musaba - Samsun başkanı çıkıyor diyor ki 'bizim futbolcumuzu bize sormadan ayarlamışlar, çıkmıyor idmana' Ama o tiksindirici medya böyle yapıyor 'ama onun serbest kalma ücreti var' diyor. Yahu kardeşim, herhalde salak değilsiniz. FIFA'da futbolcunun eğer sözleşme bedeli serbest kalma bedeli belirlendiyse istediğin anda alıp kendi takımına alabilirsin diyor mu, demiyor. Bir anda o FIFA'ya gideceğim filan diyen Yüksel Yıldırım bir baktık, serbest bıraktım futbolcumu dedi. 🔸Kante - 4. çılgınlık ya çılgınlık. Großkreutz diye bir adamı beş dakika geç verdik diye FIFA yasak getirdi, yıllarca dalga geçtik yönetimimizle, bütün millet bizle geçti. Kante'de 2 saat sonra nasıl yaptılar bunu dedik FIFA izin verdi. Nasıl yaptı? Ben söylemiyorum ya Bilal Erdoğan'ı duydum, başkan yaptı diyor. Hatta kendileri de söyledi başkan yaptı diyor. Demek ki öyle bir kuralla oynuyoruz ki rekabette başkan isterse rekabetin kurallarını istediği gibi değiştiriyor. Rekabette 4 tane futbolcunun dördü de hukuka aykırı nasıl oynar. E yönetim ne yaptı peki?"

Krampon Sports

188,304 views • 5 months ago

🔴LEVENT GÜLTEKİN: 'Özgür Özel Özkan Yalım'dan korkar çünkü..' "Adapazarı belediye başkanının hovardalığı ortaya çıktığında Ak Parti pat diye disipline sevk edip ihraç ediyor. Abi sen niye yapmıyorsun bunu? Niye mesela Uşak belediyesinden senin ne çıkarın var? Uşak belediye başkanının uçkuruna feda ediyorsun. Niye, sebep ne? Cevabı yok... Özgür Özel grup başkan vekiliyken Yılmaz Tozan'ı Özkan Yalım arıyor... Diyor ki; 'Bugün Özgür gelecek sen de gel' diyor ve onu o işte oteli, mekanı neyse oraya çağırıyor. Orada birlikte içerlerken Özgür Özel geliyor. Üçü birlikte içerlerken de bir hanımefendi geliyor. Hanımefendi selam veriyor geçiyor oradan ve daha sonra odasına çıkıyor. Özgür Özel de aynı hanımefendiyle buluşuyor, o odada buluşuyor. Hanımefendi kim? Şehzadeler belediye başkanı... Rahmetli yani... Gülşah Durbay hanımefendiyle sabahlıyor Özgür Özel. Nerede? Özkan Yalım'ın mekanında, otelinde yani... Şimdi Özkan Yalım'ın mekanında grup başkan vekiliyken Şehzadeler belediye başkanı ile (ki o zaman belediye başkanı değilmiş ama) sabahlayan bir adam Özkan Yalım'ı harcayabilir mi? Evet, harcama şansı var mı? Yok. Senin kendi il yönetiminin Ağustos 21'de gelmiş... Rapor sunmuş genel başkan yardımcısı Ensar Aytekin'e. 'Bizim başkanımız böyle şeyler yapıyor, harem kurmuş, sevgililer edinmiş, bilmem yolsuzluklar yapıyor, partiyi şöyle parasal işlerle karıştırıyor' diye. Sen duymamışsın, ilgilenmemişsin, dönüp bakmamışsın bile. Sonra ortaya çıkmış... Tamam bari hızlı davran ihraç et; hayır onu da yapmıyorsun. E ondan sonra çıkıyorsun kamuoyuna 'Ben utandım' diyorsun. Askıya aldık diyor ya, askıya almak ne ya?!"

CZR HBR

17,632 views • 4 months ago

Lübnan asıllı Kürt ve Kürdistan cahili ABD’nin Ankara’daki Arapçı adamı Tom Barrack (Ambassador Tom Barrack) soytarılık yapmaya başlamış. Böyle devam ederse ABD Başkanı Trump bile onu kurtaramaz. Bir zamanlar bütün Irak’ın resmi Valisi olan Paul Bremer de Kürdistan Peşmergeleri lağvedilmeli dedi ama bin peşiman oldu. Başkan Mesud Barzani o zaman Bremer’e “sen adam isen gel Peşmergeyi dağıt da seni göreyim dedi” ve o tartışma orda bitti. ..:: 1. Tom Barrack Suriye’nin Valisi de değildir. ABD’nin Ankara ambasadörü ve Trump’ın Suriye özel temsilcisidir. ..:: 2. Lübnan asıllı Tom Barrack eski vatanı Lübnan’ın bile Ortadoğu’daki öneminin Kürdistan’ın en küçük parçası olan Suriye Kürdistan Bölgesi kadar bile olmadığını biliyordur. ..:: 3. ABD nasıl Türkiye’nin müttefiki ise aynı şekilde Kürdistan ve Kürt milletinin de müttefikidir. Trump ya da ABD ne Peşmergeleri ne de SDG güçlerini Bağdat ve Şam’a mecbur eder. Tom Barrack aklını başına alsın! ..:: 4. Tom Barrack “millet/nation” ile devlet arasındaki farkı da bilmiyor. Irak bir devlettir, bir millet değildir. Suriye de bir devlettir, bir millet değildir. Türkiye de bir devlettir bir millet değildir. Mademki Ankara’da ambasadörlük yapıyor Türkiye devleti sınırları içinde büyük bir Kürdistan Bölgesi’nin de olduğunu bilmeli. Türkiye siyasi devleti Anadolu ve Kürdistan anavatanları üzerinde kurulmuş bir devlet ismidir. Orada Kürt ve Türk milletleri yaşıyorlar. ..:: 5. Bir de utanmadan Irak’ta da, Suriye’de de federal sistemin uygun olmadığını, tekçi Arap devletlerinden yana olduğunu söylüyor. ..:: 6. Tom Barrak’ın ecdadları Lübnan’da bir “topluluk” olabilirler ama Kürt milleti Kürdistan’ın hiçbir parçasında “bir topluluk” değildirler. Kürtler büyük bir millet olarak Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de federal bölgelere sahip olacaklar. Bu tarihin ve realitenin kaderidir. Tom Barrack ve onun gibi düşünenler bugün varlar yarın burda olmayacaklar. ..:: 7. Tom Barrack haddini bilsin! Çok ileri giderse yarın SDG komutanı Mazlum Abdi (Mazloum Abdî مظلوم عبدي) de ona “sen adam isen gel SDG güçlerini lağvet de görelim seni” diyecektir! O zaman Tom Barrack da aynen Paul Bremer gibi susmak zorunda kalacaktır.

Arif Zêrevan

106,740 views • 1 year ago

Serhat Akın: Anladın mı? Niyaga'nın bir kumaşı var. Bu kumaş çok kaliteli çıkar. Çok kaliteli bir hale gelir. Çok değerlenir. O oyuncuya bağlıdır. Camiya onu kendi öğütür. Oyuncu da enteresan bir hale gelir. Oyuncu da bu yolu gider. O sonraki iş. Ama mesela Ahmet Kutucu'da o şey yok. Anladın mı? O mesela o şeye uymuyor. O rafa uymuyor. O yüzden o rafta Sadece uyan şeyler lazım anladın mı? Galatasaray zaten burada son yıllardaki başarıcısının en büyük sıra o. Yani oyuncu upgrade'inde bu işi Galatasaray öbürki takımlardan en iyisini yaptığı için en iyi upgrade'i yaptığı için adam Sefer Uyuş'a sezon başı kampı yolladı Sefer Uyuş'u. Sefer Uyuş Fenerbahçe'ye gelseydi şu an kaptandı falan yani. Bak şey yapmıyorum yani. Şu Fenerbahçe vedayı Yapamıyor abi. Hep uzatıyor. Hep uzatıyor. Zoraki veda oluyor. O zamana kadar ama çok kan kayboldu. Abi Sefero 3'ü yollayıp 2 sene üst üste gol kralı İklar diye getirdiler. Onun üstüne o simen çektiler. Orta sahada da bu upgrade oldu. Defansa da bu upgrade oldu. İşte Fenerbahçe 20 sene öncesinde daha eskilerde bu upgrade'leri yapıyordu. Yani down gidiyordu ziko geliyordu. Upgrade yani. Upgrade derken Z-code, Daumdano iyi ama hem kalite. Kalitesiz bir şey yoktu. Aurelio gidiyordu atıyorum. Upgrade geliyordu. Anladın mı? Hep bir yerde upgrade vardı. Anladın mı? Hani mesela ben oynuyordum sağ kanatta. Adam benim upgrade'im Aneka'ya aldı. Aneka tam benim upgrade'im çıkamadı. Orada yani bence o zamanki dönemdeki Tek upgrade hatası Fenerbahçe'nin oydu yani. Analika'yı benim upgrade'im sandılar. Yetmedi o upgrade'i. O da olabilir futbolda. O da rekabet oluyor. O da iyi bir şey aslında. O da seni zinde tutuyor. Anladın mı? Ama upgrade yani anladın mı? Hep bir üstü. Hep bir daha iyisi. O zaman kaliteli olursun. Bak Beşiktaş bunu yapamıyordu. Ne oldu? Tak performans düştü. Taraftar şu bu. Şimdi bir upgrade yaptı. Her pozisyona neredeyse hemen hemen. Takımın hemen eli ayağı boyu düzeldi. Her şey. Her şey düzeldi takım. Beşiktaş. Sanki başka bir Beşiktaş gitti. Eski Beşiktaş gitti. Yeni Beşiktaş geldi. Çok basit abi. Trabzon. Fatih Hoca. Bence upgrade. Fatih Tekke bence upgrade. Hemen oyuncular. Kaliteli oyuncular buldular. Tamam mı? Satışlar iyi oldu. Kulübün katısına para girdi. Doğru oyuncular. Onatçu abi. Onatçu şu an Anabatça'da olsa ben Hayatınızda gördüğüm en büyük keyfi sürerim. Onaço bak. Tek başına Onaço. Hiç gerek yok. O Semen Galatasaray'da olsun. O zaten orada iş yapıyor. Çok şey yapmaya gerek yok. Onaço gibi bir santrifi olsa şu an Fenerbahçe'nin başka şey konuşuyor olacağız. Belki de benim üstümde Trabzonspor değil. Fenerbahçe forması olacak. Anladın mı? Hani bu oyuncuyla bağlı. Bu kadar basit yani. Yanlış bir şey varsa düzeltin yani. Ben kendi fikirlerimi burada söylüyorum ama benim fikirlerim en doğrusu, en iyisi diye bir şey yok aslında. Ama hani sohbet ediyoruz. Onaço, Fenerbahçe'de olsa başka bir şey konuşuyor muydu, konuşmuyor muydu? Yeniyor muyduk mesela Nottingham Forest'i, Kasımpaşa'yı, Antalya'yı, yemiyor muydu? O zaman konuşurduk. Ama olmadığı için başka bir şey konuşmuyor.

Galatasarayultrataraftar

105,957 views • 5 months ago

Bahçeli de Bakırhan da Öcalan’ın Türk devletinin “operasyonel elemanı” olduğunu itiraf ediyorlar Türkmen kökenli Ülkücü Öcalan tam 23 gün Türk devletinin “operasyonel elemanı” olarak Rojava Kürdistan’ı ve Mazlum Abdi’yi (Mazloum Abdî مظلوم عبدي) mağlup etmek için çalıştı. Bütün Kürtler niçin SDG Suriye hükümetinin saldırılarına karşı koyamadı, niçin büyük alanları savaşmadan terketti, niçin Arap aşiretleri de Kürtlere ihanet ettiler diye merak ediyor. İşte bunun cevabı kısmen de olsa Öcalan’ın yaptığı ihanete bağlıdır. ABD, Türkiye, Suriye hükümeti Kürtlere karşı idi ama SDG bölgesindeki Arap aşiretleri de ihanet ettiler. Öcalan adına o aşiretlerin liderlerine de mektuplar gönderildi. Öcalan tabii ki Mazlum Abdi’ye söz geçiremiyordu ama Kandil’deki KCK, Rojava’daki PYD ve SDG içinde Öcalan’ın sözünü dinleyen adamlar olmalı ki SDG kısa bir süre içinde askeri olarak mağlup oldu. Bahçeli-Öcalan ikilisinin güdümünde olan Bakırhan da aynen Bahçeli gibi Öcalan’ı kurtarmaya çalışıyor. Rojava Kürdistan Bölgesi’ni Türk devleti ve Bahçeli-Öcalan ikilisinin desteklediği katliamdan kurtaran bizzat Başkan Barzani, Irak Kürdistan Bölgesi, Irak devleti ve Fransa oldu. Rojava’ya insan kaynağı, siyasi ve askeri destek Irak Kürdistan Bölgesi üzerinden oldu. Tom Barrack ve ABD mecbur kalarak siyasetini değiştirdi ve 30 Ocak anlaşması da bizzat Başkan Barzani himayesinde ortaya çıktı. DEM Parti seçmenlerini tenzih etmek lazım ama DEM Parti yönetimi de aynen Öcalan gibi anti-Kürt bir teşkilattır. DEM Parti yönetimi Öcalan’ın Rojava Kürdistan’ı ve Mazlum Abdi’ye yaptığı büyük ihaneti aklamak için sanki elde kalan bölge Öcalan’ın sayesinde olmuş gibi bir yalan uyduruyorlar. Bakırhan yalan söylüyor!

Arif Zêrevan

13,754 views • 6 months ago

ADI AYDINLIK KENDİSİ KARANLIK! PERİNÇEK'İN CUMHUR İTTİFAKI'NA DESTEĞİNİN MALİYETİ FAZLA! CUMHUR İTTİFAKI DA ONDAN UZAKLAŞMAYA ÇALIŞIYOR! DİNCİ GÖRÜNEN DEĞERLERİ ALAŞAĞI EDEN YAYIN ORGANLARI VAR... İĞRENÇ İNSANLAR! TV'DE ONLARI GÖRÜNCE CELLAT GÖRMÜŞ GİBİ OLUYORUM 22. Dönem TBMM Başkanı Bülent Arınç: Adı Aydınlık Kendisi Karanlık! Ben son zamanlarda bunların ıslah-ı nefs ettiklerini sanıyordum. Ama eski hatıralar beni gerçekten uyarıyor. "Çok da böyle iyimser olma bunlar o bildiklerin" diye şey ediyor. Doğu Perinçek'in Öcalan'la Beka Vadisi'nde Gerillaları teftiş ettiği -onların tabiriyle- bir fotoğraf elinde çiçekle gözümün önüne geliyor. 2000'e Doğru veya Aydınlık'ta geçmişte yaşanan bazı karanlık olaylarla ilgili yayınlar aklıma geliyor. Ve daha çok tabii "Hukuk, siyasetin köpeğidir" gibi bir düşüncenin sahibi olmak gibi onlardan doğrusu çok hoşlanmıyorum. Cumhur İttifakı'na kendine göre bir destek verdi ama o desteğin maliyeti biraz fazladır. Şimdi zannediyorum artık Cumhur İttifakı da kendisine onların desteğinden mahrum etmeye çalışıyor. Uzaklaşmaya çalışıyor. Şimdi Aydınlık'ın yaptığının aynısını bizim cenahta sayabileceğimiz bir başka gazete de yapıyor. O Mao'cu değil belki, Marksist değil belki ama dinci görünüp bir takım değerleri alaşağı edip, çok saygın insanları çok çirkin ifadelerle küçültmeye çalışan insanlar. Benim hakkımda çok çirkin şeyler yazdıkları gibi, Temel Bey'in çok örnek bir Müslüman olan eşi hanımefendi için İngiliz lakabını takmaları. İğrenç insanlar zaten TV'de kendisini gördüğüm zaman bir cellat görmüş gibi oluyorum. Bu hoşuma gitmiyor. Beni, Abdullah Bey'i, Haşim Kılıç'ı, Hüseyin Çelik'i her haliyle itibarsız hale getirmeye çalışıyorlar. Siz kimsiniz? Siz kimsiniz de bunu yapacaksınız? Utanmıyor musunuz?

Hasan Basri Akdemir

13,264 views • 1 month ago

Devlet Bahçeli, Bese Hozat özelinde tarafların söylemsel düzeyde bile olsa gerilmelerine gerek yok. Herkes diline dikkat etmek zorunda ama herkes aynı zamanda kendi kitlesini konsolide tutmak zorunda, söylemler biraz da bu kaygıdan kaynaklanıyor. Bese Hozat'ın "Suç işlemedik, af istemiyoruz..." minvalindeki sözleri ilk değil, tek değil hepimiz söylüyoruz bunu zaten, yeni duymuş da şaşırmış gibi yapmasın kimse. 13 yıl önce aşağıdaki konuşmayı yaptığımda divanda Mehmet Uçum oturuyordu, Devlet Bahçeli "çözüm" diyen herkesi asacaz diyordu, CHP bugünden daha sert şekilde "Biz oynamıyoruz" diyordu, Bese Hozat henüz KCK eş başkanı olmamıştı ama bugün ne diyorsa o gün de onu diyordu. Öcalan'ın özgürlüğü ve "yasal düzenleme" dediğim için Mehmet Uçum daha sonra bana "Örgütlü bir şekilde bunu bilerek söylüyorsunuz, halkın Öcalan gibi bir derdi yok, Öcalan muhatap olamaz" demişti, bugün Öcalan'ı muhatap alanların beyin takımında, Devlet Bahçeli bu işe bulaşan herkesi asarız diyordu, öncülüğü o yapıyor şimdi, CHP o zaman daha radikal karşı çıkıyordu bugün düne göre çok daha makul bir çizgide, O gün "Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan" dediğimde hoşuna gitmeyen, sicilimiz bozulmasın diye bozulan tipler de bugün Kürt legal siyasetinin karar alıcı aktörleri olmuş, Roller çok değişti, tavırlar duruşlar çok değişti, her şey değişti ama Öcalan'ın muhataplığı meselesi, PKK'ye yönelik yasal düzenleme zorunluluğu meselesi değişmedi, devlet de o noktaya geldi çünkü işin doğasına uygun olan bu, yenilgi ya da zafer değil, olması gereken zorunluluk buydu. Hiçbir şeyi şeffaf yürütmeyen, gizli olması gerektiğini söyleyen taraflar bu tartışmaları da illa yapacaklarsa gizli yapsınlar, halkın önünde yapmasınlar bence. Bu ülkede toplumsal kırılma falan olmaz çünkü herhangi bir şeye kırılabilecek bir toplum yok ama gereksiz gerginlik provokasyonlara zemin hazırlar, o zemini vermemek lazım, eğer gererek bitirmek istemiyorsanız tabi. Herkesin bildiği basit bir gerçek var; Abdullah Öcalan'ı kendisine lider kabul eden Kürtlerin Öcalan'ın ve siyasi tutsakların özgürlüğü, PKK'ye yönelik, asla onur kırıcı olmayacak, yasal düzenlemeler, inkar, imha ve asimilasyonun son bulması ve toplumsal barışa, demokrasinin gelişmesine hizmet edecek adımlar gibi net ve somut talepleri var, ülkenin tamamının da bunlara ihtiyacı var. Bunlar kolaylıkla yapılabilecek şeyler, farklı bir ajandanız yoksa eğer, işi yokuşa sürmeye gerek yok, germeyin birbirinizi. 13 yıl önce söylemişim yine söylüyorum hem devlet hem PKK diline dikkat etmeli, her iki halkın da ciddi travmaları var, kimse öbürünün gözüne bir şey sokmaya kalkmasın, iki taraf da zarar eder. Besê Hozat başka şekilde ifade etse daha iyi olurdu denilebilir belki ama söylediği şey çok yalın bir gerçek, aynı fikirdeyiz hepimiz. Hepimiz dediğim Öcalan'ı lider kabul eden Kürtler, bütün Kürtler değil ama bütün Kürtlerin de bütün Türklerin de ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur.

Sinan Aygül

56,262 views • 8 months ago

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 views • 11 months ago

Fuat Göktaş Burak Yılmaz'ın söylediklerine Verdiği cevap şaka gibi Gökhan Dinç: Fuat Göktaş beni aradı, öyle oldu, beni bahis yaptın dedi. Yok efendim o sendin dedi. Sonra döndü telefon açtı. Dedi ki yok efendim o sen değildin. Bilmem ne bana yoklama çekti dedi. Ben de Sayın Futbol Federasyonu Başkan Vekili Fuat Göktaş'a telefon açtım. Ve dedim ki normal şartlarda böyle cevap vermezdiniz. Evet biliyorum. Hatta bunu da konuştuk. Ben normalde futbolun önemli paydaşlarından birisiyim. yönetici pozisyonundayım. Ben bir teknik direktöre bu şekilde karşılık vermem. Vermemem lazım. Ama derim ben ısrar ettim. Dedim ki ne oldu? Telefonda neler oldu? Her ikisine de. Her iki konuşmaya da. Şimdi öncelikli olarak Burak Hoca'nın bir kere ilk telefon açması değil. Burak Hoca da bunu anlatıyor. Ve Burak Hoca şunu söylüyor. Diyor ki telefon açtım beni doğradılar. Beni doğuruyorsunuz. Sen beni doğratıyorsun hakemlerine. Demiş ya Fuat Göktaş'a. Fuat Göktaş diyor ki benim maçtan bile haberim yok. Hangi pozisyondan bahsediyor ondan da haberim yok. Bana telefon açtı beni hakemlere doğratıyorsun dedi. Ve sonrasında şöyle bir ifade kullanıyor Fuat Bey. Burak Hoca bana telefon açıp hakemlerinle beni doğrattın yeter artık diye üst perdeden yüksek sesli bir şekilde konuşuyor. Normal şartlar altında bir başkan vekiline. Böyle bir teknik direktörü, daha doğrusu teknik direktörle başkan vekili niye muhatap oluyor o da bilmiyorum da. Başkanı ararsın, başkan vekilini arar, başkan vekilini mevkidaşı konuşur. Öfke nöbeti geçiriyor, sonrasında ellerinden öperim diyerek telefonu kapatıyordu diyor Fuat Göktaş. Burak Hoca bana telefon açıp hakemlerine beni doğrattın yeter dedi, öfke nöbeti geçiriyor. Sonrasında ellerinizden öperim deyip telefonu kapatıyordu. Bir önceki hakem olayında bu yaşandı diyor. Bu son derece ilginç ellerinden öperim falan kısmı. Atıldığı maçtan sonra söyledikleri hani bir nebze hoşgörüyle karşıladım. Ama Burak Hoca öfke nöbeti geçiriyor. Bundan sonraki son söylediği ifadelere hoşgörü göstermem mümkün değil diyor Fuat Göktaş. Nasıl bir hoşgörü göstermez ne yapar ne eder bilmem Fuat Göktaş beyefendi. Ama ifadeleri bu. Bir kez daha söyleyeyim. Bir kez daha söyleyeyim. Toplu halde söyleyeyim de. Toplu halde söyleyeyim de. Burak Hoca bana telefon açıp hakemlerinle beni doğrattın, yeter artık dedi. Öfke nöbeti geçiriyor. Sonrasında da ellerinizden öperim deyip telefonu kapatıyor. Bir önceki hakeme olayında da böyle oldu. Atıldığı maçtan sonra ilk olayda bana söylediklerine hoşgörü gösterdim. Ama buna hoşgörü gösteremem. Biz eski Burak Yılmaz'ı seviyorduk. Bunlar son derece tutarsız davranışlar. Burak Hoca bir önceki maçta da öfke nöbeti geçirdiğini zaten Burak Yılmaz'da kabul ediyor zaman zaman. Kötü konuştum diyor. Kötü konuştum. Ama konuşmayacaksın Burak Hocam, kötü konuşmayacaksın haksız duruma düşüyorsun. Yani Türkiye'de böyle. Haksızsın, isyan ediyorsun, cümlelerinden bir şeyler bahsetmeye çalışıyorsun. Böyle diyorsun, herkesin bir üstü bu var abi, benim de bir üstü bu var. Benim de bir üstü bu var. Ama işte... Haksız duruma düşüyoruz bazen. Böyle bağırarak, çağırarak, yükselderek falan böyle haksız duruma düşüyoruz. Sonuç itibariyle şu. Türkiye'de bugün çekilen fotoğraf çok net. Türk futbolunun ne kadar kötü yönetildiğini gösteriyor. Bir de bakın bu tartışmaların olduğu günlerde şimdi Fenerbahçe'de durduk yere Türkiye Futbol Federasyonu'nu ziyaret ediyor.

Galatasarayultrataraftar

47,804 views • 3 months ago

Özgür Özel'in dış politikadaki öngörüsüzlüğünün yanı sıra insanı rastgele güldüren bir şanssızlığı da var. (Aslında nasipsizlik) Ne zaman yolsuzluk savunmaktan sıkılıp dış politikaya girse, ilk adımını atar atmaz mayına basıp patlıyor. Esed'le anlaşmaktan başka yol yok dediği gün, adamın 40 senelik saltanatını bırakıp kaçması gibi bugün de Erdoğan'ı "İran'ı yeterince desteklememekle" eleştirdiği dakikalarda İran Cumhurbaşkanı, desteklerinden dolayı Erdoğan'a teşekkür paylaşımı yaptı. Ayarlasan bu kadar denk getiremezsin. Tabi bir de Türkiye Amerika ilişkilerine dair eleştirileri var ki, CHP'nin akıl düzeyinin hiçbir zaman devleti yönetmeye yetmeyeceğinin ispatı gibi. Özgür Özel şu an kurusıkı bir Amerikan karşıtlığı yapıyor ama 15 milyon imzalı peçete ile cumhurbaşkanı adayı ilan ettikleri Ekrem İmamoğlu, bundan daha bir kaç ay önce (11 Aralık 2025'te) ABD basınına yazdığı makalede Erdoğan'ı ABD ile ilişkileri zaman zaman bozduğu için eleştiriyor ve ABD'ye istikrarlı bir dostluk ve her konuda işbirliği sözü veriyor. Yani CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Amerikancılık, Genel Başkanı ise Anti Amerikancılık yapıyor. Bir partinin genel başkanı, partisinin dış politikasını unutur yahu? "Türk hükümeti, ABD ile yaşanan gerilimlerin, Başkan Donald Trump'ın Beyaz Saray'a geri dönmesiyle sona erdiği yanılgısına kapılmış durumda. Ancak Trump ve Erdoğan arasındaki kişisel ilişki eşitsizdir ve istikrarlı bir iş birliğini garanti etmemektedir. İlişkiyi daha sağlam bir zemine oturtmak için Türkiye, düzenli stratejik diyaloglar yürütmeli ve ABD ile savunma modernizasyonu, ileri teknolojiler, terörle mücadele ve enerji güvenliği konularında iş birliği için çalışma düzeyindeki kanalları güçlendirmelidir. Daha kurumsallaşmış bir ilişki, Türk ve Amerikan çıkarlarını korumaya, endişe duyulan alanları ele almaya ve Trump yönetimi de dahil olmak üzere Washington'daki herhangi bir yönetime Türkiye'de daha güvenilir bir ortak kazandırmaya yardımcı olacaktır." Ekrem İmamoğlu Soldaki videoda CHP'li Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu'nun TBMM kürsüsünden yaptığı konuşmanın bir bölümü var. CHP'li Saraçoğlu, kürsüden Türk tarihin en Amerikancı konuşmasını yapıyor. “Biz Amerikalıların fikirlerini, Amerika devlet adamlarının sözlerini bizim sayacak kadar kendimizinkilere yakın buluyoruz.” Bu arada Saraçoğlu CHP'nin en Türkçüsü. Yani aslında bugün yaşadıkları tutarsızlık bugüne ait değil. Yüz sene önce Osmanlı'dan kurtulur kurtulmaz hayvani bir açlıkla içine atladıkları Batı kültürünü, düzensiz ve kuralsızca bütün hücrelerine kadar doldurdukları için hepsi her konuda birbirinden farklı düşünen Batıcılar olmuşlar. Batılı fikirleri metodolojik bütünlükten yoksun bir şekilde edindikleri için, zihinlerinde nesilden nesile aktardıkları kavramsal karmaşalar yaşıyorlar. İşte CHP'de Amerika karşıtı ama İngiltere yanlısı bir anti kapitalizm, Kürt ve Arap düşmanı bir sosyalizm, İnanç özgürlüğüne karşı çıkan bir demokrasi anlayışı gibi mutant fikirlerin ortaya çıkmasının sebebi de sanırım bu. Ama bundan daha korkuncu da var. 1943 yılında Şükrü Saraçoğlu, bu defa üç buçuk milyon TC vatandaşının hayatını İngiltere'nin sadaka olarak verdiği 80 bin ton buğday sayesinde kurtardıklarını anlatıp kürsüden İngilizlere şükranlarını sunuyor. Dört senedir savaşan İngiltere, savaşa hiç girmeyen Türkiye'ye buğday yardımı yapmış. 12 bin senedir tarım yapılan Anadolu'da açlıktan ölmeyecek kadar buğday yetiştirmeyi bile beceremeyen CHP iktidarının mebusları, kurtarıcıları İngilizleri çılgınca alkışlıyor. 1977'de CHP'li Başbakan Bülent Ecevit, 150 milyon dolar kredi alabilmek için Türkiye'nin silolarındaki bütün tarım ürünlerini bir Amerikan bankasına rehin olarak veriyor. Tarihin en şanlı milletini yedi düvelin kapısında dilendiriyorlar. İşte bu rezil zihniyetin son genel başkanı Özgür Özel, ömrünü adayarak Türkiye'yi yeniden özüne döndüren Recep Tayyip Erdoğan'ı acziyetle suçluyor. İnsan şu tabloya bakınca Reis'in merhametine ve sabrına gerçekten hayret ediyor. Bütün devletlerin korkunç bir hızla silahlandığı, belki de tarihin en büyük savaşına doğru gittiğimiz şu süreçte bir an için devleti bu kafanın ⤵️ yönettiğini düşünsenize.

Abese İrca

26,338 views • 4 months ago

📢"Bunların Yüzüne Tükürseniz Tükürüğünüze Yazık! Bunlarda Utanma Yok Yağmur Yağdı Sanarlar! En Büyük Problem Özgür Özel'dir!" 🔴Gazeteci Nedim Şener Nedim Şener 🇹🇷 , makam odasındaki baklava kutusunda 110 Bin Euro ile gündeme gelen Manavgat Belediye Başkan Yardımcısına ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e ateş püskürdü! 🔴"Özgür Özel dediğimiz bu adam İBB'yi soyup soğana çeviren yolsuzluk şebekesini her gün savunan birisidir! Hiç utanmıyor bakın çünkü utanması kalmamış artık! CHP yolsuzluk parasıyla ele geçirilmiştir ve Özgür Özel de o paralarla koltuğa gelmiş bir genel başkandır. Hiç utanmayan, rahatlıkla yalan söyleyebilen bir adamı CHP genel başkanı yaparsanız işte Manavgat'taki olaya dair 'bilmem ne' diye açıklama yapar. Ee Beykoz'daki , İzmir'deki yaşananlar ne? Şikayetler parti içinden geliyor! Bu yaşananlar CHP'de yolsuzluk parasının paylaşımı kavgasıdır. Ama asıl sıkıntı Özgür Özel'dir. Kendisi bu suçların bir parçası olmuştur. Özgür Özel İmamoğlu'nun kullandığı hançerdir, suç aletidir. Böyle bir adamdan ahlak bekleyemeyiz." 🔴"Manavgat Belediye Başkan Yardımcısının götürdüğü 110 bin Euro İmamoğlu'nun götürdüğünün yanında devenin tüy tanesi kalıyor. Sadece bir AVM'den 5 milyon Euro rüşvet aldırlar. Özgür Özel de hala utanmadan 'kanıt bulunamadı' diyor. Yine diyorum bakın buradaki en büyük problem Özgür Özel'dir. Suç zincirinde bir yeri var. Bu süreçler bittiğinde o da makamında kalmayacak. BUNLARIN SURATINA TÜKÜRSENİZ TÜKÜRÜĞÜNÜZE YAZIK! BUNLARDA UTANMA YOK YAĞMUR YAĞDI SANARLAR!" #Manavgat #BaklavaKutusu #İmamoğlu #ÖzgürÖzel #CHP #Rüşvet #Karapara #manavgatbelediyesi #TunçSoyer #sondakikamanavgatbelediyesi #izmir #Ekremİmamoğlu #dolar

Haber Global

18,828 views • 1 year ago

"Helal olsun Dürüst Adam" Serhat Akın: E sıkıntı yok zaten. Fenerbahçe'de başkan yüzdüğü için. Umurda değil onun. O yüzüyor. Onun hiç umurda değil. Büyük Fenerli ya kendisi. Sen tehdit et. Sıkıntı yok. Ben zaten tedavilerim var. Durumun belli değil. Bir gün bir yerde denk geliriz. Tamam mı? Ondan sonra dövüyor musun? Ne yapıyorsan yaparsın anladın mı? Boyun kadar kızım var. Ama insanları dövmekle tehdit ediyorsun. Senin demek ki ne alakın var. Ne kişiliğin var. Ne efendiliğin var. Yapacak bir şey yok. Ben seninle muhatap değilim. Sen şimdi diyorsun ya. Hiç teklif yapmadın bana. Sen televizyon kanalında spor müdürdün değil mi? Sen iki kere bana aracıyla haber yollayıp kanala istemediysen en adi şerefsiz benim. Tamam mı? Bak. İstemediysen o teklif yapmadın en adi şerefsiz benim. Eğer yok ben yapmadım diyorsan tamam ben kabul ediyorum ben şerefsizim. Ama eğer yaptıysan da yapmadım diyorsan en adi şerefsiz sensin. Ben ortaya sadece bunu söylüyorum. Bende kanıdı var. Teklifinin. Yazışması var. Yapmadım diyorsun. Oğlum siz nasıl insanlarsınız ya? Hani ortak yani ortak insanlara şahit olan insanlara mesaj atıyorsunuz. Serhat'la görüşmek istiyorum şey yapıyorum diye. Bunu kabul etmiyorsunuz. Ne var abi dersiniz ki ben Serhat'a teklif yaptım. O günün şartlarıyla uygun gördüm dersin. Hani bu kadar yalancılık, bu kadar yalan haber, bu kadar insanlara yanlış yönderme. Ama Allah'a şükür herkes kimin kalbinde ne var, kimin kalbinde kötülük var, kimin kalbinde iyi var çok iyi olur. Yalancı Serhat diyorsun ya. Zaten sana söyleyen eski futbolcuyla sen programa çıkıyorsun. O söylüyor. Kimin yalancı olduğu zaten ortada. Benim yalan söyleyecek bir şeyim yok. Ben zaten program yapıyorum. Ben senin gibi Burak Yılmaz'ı Ankara'dan işte Serhat'ın iddialamasını o yalan olur. Ben maçı görüyorum. Galatasaray'ı görüyorum. Fenerbahçe'yi beş taşıyorum diyorum. Benim yalan söyleyecek bir şeyim yok. Çünkü ben haberci değilim. O yüzden sen benim yalancı olup olmadığını bilemezsin. Ama sen Ali Koç'a nasıl yalakalık yaptığını zaten bütün Türkiye biliyor. Anladın mı? Benim Ali Koç'a borcum varmış. Ulan Ali Koç bunu konuşmuyor ama sen konuşuyorsun. Demek ki siz zaten bir sistemin içindesiniz. Bu sistemi tamam mı? Fenerbahçe camiası kulübü başkanı yıkmadığı sürece hiçbir şey olmaz diyorum ben de. Sizin gibi adamların kafasını ezmediği sürece hiçbir şey olmaz. Net söylüyorum. Ve halen size haber veren kim varsa ben yetkili olsam hepsini kovarım kulüpten. Sizi haber veren, size mama veren herkesi kovarım abi. Hak etmiyorsunuz çünkü. Çünkü siz Fenerbahçe'liğim diye geçinip Fenerbahçe'nin eski futbolcusuna sen dayakla tehdit edemezsin. Ne olursa olsun. Suçlu ben de olsam edemezsin abi. Anladın mı? Fenerbahçe'ye bu hale geldi. Niye? Çünkü başkan yüzüyor. Başkan dünyamdı değil. Başkan keyfini yapıyor. Sezon sonu zaten ayrılacak. İşte hayal satıyor. Kendi reklamını yapıyor. Ama sezonun başında söyledim. Bu adam da olmaz dedim. Yapacak bir şey yok. Ben konuyu kapatıyorum. Ben gerekeni söyledim. Ben bunları muhatap almayacağım. Bunlara daha fazla da prim vermeyeceğim. Bunlar gidip ne yapıyorsa yapsın. Size sadece söyleyeceğim bir şey var. Sadece takip edin. Ses olmadığı, kamera olmadığı tek başıma savaş verdim.

Galatasarayultrataraftar

81,405 views • 4 months ago

Adı Mürşid, soyadı Haznevi... Bu kişi, Suriye'deki Haznevi ailesindendir, doğru. Ama Haznevi ailesiyle tasavvufi anlamda, İslami hizmetler anlamında zerre kadar alakası yoktur! Bunu Haznevilerden istikamet ehli olup da hizmet edenleri aklamak için söylüyorum. Hakikaten de onun, onlarla hiçbir ilgisi yoktur. Ailesi bununla çok uğraştı. Onu oradan çekip koparmak için çok mücadele ettiler. Ancak muvaffak olamadılar. Çünkü bu bahsettiğimiz kişi, ypg-pkk saflarındadır. Allah azze ve celle ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır. Nuh aleyhisselam gibi bir diriden, oğlu kafir olan bir ölüyü çıkarır. Ebu Cehil gibi bir ölüden Hazreti İkrime gibi bir sahabe, bir diri çıkarır. Bu, onların (ypg'dir, sdg'dir, pkk'dır… Bir sürü isimleri var ama hepsi aynı!) propaganda sorumlularından birisidir. Bildiğiniz sarıklıdır, cübbelidir. Sarığı bizim sarığımızın iki katıdır(!) Ama bu iş ne sarıkla olur, ne kürkle olur, ne cübbeyle olur. Bu iş istikametle olur, bu iş takvayla olur. Allah ve Resulü ne demişse ölçü budur bizim için. Onun dediklerini naklederken dahi insan irkiliyor… Diyor ki: 'Eğer kabul edilecekse ben buradan israile bir yardım çağrısında bulunabilirim. Ne zamana kadar Müslümanlara kurban olacağız? 'Eğer benim vatanım elimden gitmişse, elin vatanına lanet olsun. Eğer benim annem yaşamayacaksa elin annesi de yaşamasın.’ Bakın iyi dikkat edin! Bu sözler... Ben bu kişinin ismini söylemeden önce söyleseydim, siz herhalde bunu ancak bir kafir söylemiş zannederdiniz. Ama bunun adı Müslüman! Ya da kendini öyle gösteriyor bilmiyoruz. Allah bilir. Zira söylediği şeyler bir Müslümanın söyleyebileceği şeyler değil. Kendini Müslüman saymıyor mu bu adam! 'Gazze ve Filistin'e ne zamana kadar kurban olacağız?' diyor. Gazze ve Filistinlilerin annesi ağlasın diyor. Halbuki Gazze'ye şimdiye kadar hiç kurban olmamış! Zerre kadar yardımı da dokunmamış. Hep köstek olmuş. Hep israille işbirliği içinde olmuşlar. Öyle bir konuşuyor ki sanki herkes onlara katliam yapıyor da bundan dolayı feryat figan ediyorlar. Halbuki kendileri isyan ediyor. Kendileri hadlerini aşıyorlar. Hadsizlik ediyorlar. İsyan çıkarıyorlar. Fitne ve fesat çıkarıyorlar... Orada devlet diye bir şey yok. amerikanın onlara oraya tahsis ettiği, ‘Burası senin devletin, al bir devlet kadar da sana silah veriyorum. Ne zaman istikrar olsa kargaşa çıkar.' dediği bir yer. Bunun için verdi o silahları. Nerde senin devletin oluyor? O zaman her şehir kendine bir devlet kursun. Müslümanların istikrarı böyle nasıl olacak? Nerde huzur olacak?

Seyda Feyzullah Konyevi

68,110 views • 6 months ago

Bu sezon Eskişehirspor'a destek olan siyasiler sanırım özel teşekkür bekliyormuş. O gece oradaydılar ama herhalde duymadılar... Başkan Ulaş Entok: "Şampiyon biz olacağız diyorduk, biz olduğumuz gün şampiyon olduk. Protokol tribününü dolduran, bizlerle beraber bu yükü omuzlayan tüm başkanlarımıza, atanmışlarımıza, seçilmişlerimize çok teşekkür ediyorum..." derken, kutlamaların sunucusu Soner Yüksel tek tek siyasilerin isimlerini saydı tribünler teşekkür alkışı tuttu. Teşekkür edilmiş, hakları sezon içinde verilmiş, son gün alkışlatılmış. Daha ne yapılabilir, ne bekliyorlar stada heykelleri mi dikilsin? Destek olandan Allah bin kere razı olsun ama siyasilerin karşısında bu kulübü bu kadar aciz göstermenin ne mantığı var? Ne başkanlar, ne yönetimler, ne siyasiler geldi geçti. Baki kalan Eskişehirspor. Şu günlerde koca kulüp bir kaç siyasinin nazına, ağzına bakıyor. Bu düzen Bursa'da değişti, sonucunu gördük, burada da artık değişmeli! Kulüp üzerinden siyaset yapılmamalı! Kimse kimseye cebinden sadaka vermiyor, Eskişehirspor bu şehrin en büyük markasıysa herkes makamı nezdinde desteğini zaten sunmalı, bunun bilincinde hareket etmeli. Koltuğa her oturan Eskişehirspor başkanı şehirdeki bu siyasi çekişmeyi yaşamak zorunda mı? Ulaş Entok göreve devam etmiş veya Erkan Koca yeniden başkan olmuş bu Eskişehirspor'un gündemi. Camia olarak konuşalım tartışalım. Ama o parti şu siyasetçi diye takılı kalıp Eskişehirspor'un gündemini bu çerçeveden belirlemek, orada sorun var demektir. Bunu camia olarak aşamazsak bu yol yürünmez. Tekrar söylüyorum; Eskişehirspor-Siyaset ayrımını iyi yapmalıyız. Bu kulüp, partisi hiç farketmez siyasilerin malzemesi ol-ma-ma-lı....

Aytaç Ersoy

12,818 views • 1 year ago

Bu sokağa çıkanlar, Ekrem İmamoğlu için çıkmıyor! Onların derdi, devleti yönetebilecek güçlü bir lider değil; aksine, kendi istedikleri gibi bir kukla başkan getirmek! Sokakları dolduranların çoğu, 2000 yılı sonrası doğmuş ve geçmişi bilmiyor, bilmek de istemiyor. Üniversitelerde—elbette hepsi değil, ama belli başlı kökenin bize ait olmadığı yabancı fonlamalarla ayakta kalan üniversiteler—bu gençleri zehirlediler! Bugün Türkiye'ye dışarıdan bakınca aklıma Hz. Yusuf'un Firavun'un zindanından çıkıp devletin başına geçişi geliyor. O dönemde halk, rahiplere adeta öz babaları gibi bağlıydı. Rahipler ne derse kutsal kabul ediliyordu, hatta afedersiniz, biri "bu kutsaldır" dese, halk pisliği bile kutsal sayıyordu. Ama Allah, Yusuf’un aklı ve ferasetiyle onları büyük bir kıtlıkla sınadı ve gözlerini açtı! Bugün Türkiye’de olan da budur! "CHP değişti, artık eski kafa değil" diyenlere bugünkü olaylar gerçeği gösterdi! Vallahi de billahi de CHP daha tehlikeli hale gelmiş! Resmen koyun postuna bürünmüş bir çakal! Devlete karşı sokağa çıkma çağrısı yapmak, yerli ve milli Türk markalarını boykot etmeye çalışmak, 🇹🇷 devletin başındaki liderin vefat etmiş annesine küfür etmek—bunların hepsi birer ihanet! Daha sayısız örnek var! Ama bir gerçek daha var! CHP’ye karşı içinde az da olsa sempati besleyen bazı insanlar bile "Ne oluyor, biz neye destek veriyoruz?" diyerek uyandı! Hatta CHP’yi destekleyenlerin bir kısmı bile bu olaylar karşısında şok yaşadı! İnanıyorum ki bu olaylar, ya CHP’nin ölüm sancıları ya da gerçekten milliyetçi ve devletçi bir anlayışın doğuşu olacak! Büyük temizlik devam ediyor ve burada durmayacak! Ve unutmayalım! Devletin başında başka biri olsaydı, bugün sokaklar daha da terörizme esir olurdu Ama Reis, sabırla, tam bir devlet adamı gibi hareket ediyor! İlmik ilmik çalışarak gerçek teröristleri topluyor! Bugün sokaklar biraz daha sakin, çünkü aralarındaki hain unsurlar temizleniyor! İnşallah, bu işin başını çekenler de en kısa sürede hak ettikleri cezayı alacaklar! 🔥 Av.Ertuğrul Akar kardeşim çok önemli bir noktaya parmak basmış yine.. CHP'nin derdi Halk değil kardeşim, kentte deprem olmuş, 6 senedir övündükleri tek şey olan kent lokantaları o gün kapalıydı. Halkına, Açsan bok ye diyen bir zihniyet CHP.. Gerisini varın siz düşünün... Cümleten hayırlı geceler .

Kumandan

57,508 views • 1 year ago