Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Bugün günlerden KHK’lı Komiser Yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu… 6 yıl önce bugün, Gümüşhane E Tipi Cezaevi’nde plastik bir sandalyenin üzerinde ölü bulundu. ‘Cinayetin’ üzeri, Adalet Bakanlığı tarafından itinayla kapatıldı. O sandalyede yalnızca Kabakçıoğlu değil, adalet de can verdi.

13,382 views • 2 days ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Türkiye’de bugün milyonları ilgilendiren çok önemli bir mesele var. Ama gariptir ki bu mesele, başta CHP olmak üzere, muhalif olduklarını iddia edenler tarafından bile dile getirilmiyor ve görmezden geliniyor. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire vermiş olduğu Yasak/Türkiye kararı yalnızca KHK mağdurlarını ilgilendiren teknik bir hukuk kararı değildir. Bu karar; hukuk güvenliğini, adil yargılanmayı, suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlayacağınız toplumun her kesimini, hepimizi ilgilendiriyor. Bugün sustuğunuz haksızlık, yarın kapınızı çalabilir. Çalıyor da... Ama hâlâ ders almıyorsunuz. Bakın… Bir ülkede hukuk kişiye göre uygulanmaya başlarsa; artık orada kanun değil, keyfîyet vardır. Kemâl Tâhir bu durumu yıllar önce şöyle ifade etmiştir: “Kanun kişiye göre değişirse adına adalet denmez, keyfiyet denir.” Selahattin Demirtaş’tan Osman Kavala’ya, Can Atalay’dan Selçuk Kozağaçlı ve Ekrem İmamoğlu’na kadar toplumun çok farklı kesimlerini ilgilendiren ortak bir adalet meselesiyle karşı karşıyayız. Adalet; ekmek, hava, su, güven, huzur ve devlete duyulan inançtır. Adalet çökerse; ekonomi de çöker, siyaset de, vicdan da… Sonunda her şey çöker. Ülkenin en büyük ihtiyacı yeni sloganlar değil, gerçek adalettir. Adalet, bütün değerleri taşıyan lokomotiftir. Lokomotif raydan çıkarsa, hiçbir vagon insanca yaşam hedefine ulaşamaz. Esas olan; sadece yaşamak değil, insana yakışır şekilde ve onurlu yaşamaktır… #AİHM #AİHS

Sırrı Er

14,645 views • 3 months ago

Hukuksuzluk ilk kez yaşanıyormuş gibi davrananları anlamıyorum. Üstelik dün olanları alkışlayanların, bugün mağduriyet edebiyâtı yapmasını da ibretle seyrediyorum. İnsanda biraz utanma olur… Biraz ar, biraz vicdan, biraz ilke, biraz fikir nâmusu olur. Bu ülkede bir gecede Harp Okulları, Gülhane Askerî Tıp Akademisi kapatıldı. 15 vakıf yükseköğretim kurumunun faaliyeti sonlandırıldı. Kapatılan üniversitelerden mezun olan birçok kişinin diploması, kamuda ve özel sektörde fiilen geçersiz hâle getirildi. 65.000 öğrenci okulsuz, 2.800'den fazla akademisyen, yüz binlerce insan sorgusuz, sualsiz işinden edildi. İnsanlar özgürlüğünden, ailesinden, hayatından oldu. Kimileri sustu… Kimileri alkış tuttu… Kimileri ise “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyerek olan biteni seyretti. O gün hukuku hatırlamayanlar, bugün adalet arıyor. O gün mâsûmiyet karînesini yok sayanlar, bugün kendileri için hukuk istiyor. O gün “devletin vardır bir bildiği” diyenler kendilerine dokununca şaşkınlık yaşıyor. Adalet; kişiye göre çalışan bir mekanizma değildir. Hukuk, demokrasi; yalnızca sizin kazandığımız gün savunulacak bir kavram hiç değildir. Bir gün mutlak butlanla, ertesi gün tavuk etiyle, sonra kayyımla meşgul edilen toplum; asıl kaybının hakları ve özgürlükleri olduğunu maalesef hâlâ görebilmiş değil. Üstelik görecek gibi de görünmüyor. Dün başkasının hakkı çiğnenirken sustunuz; bugün sıra size gelince şaşırıyorsunuz. Sessizlğin bedeli ağırdır!

Sırrı Er

16,552 views • 2 months ago

BU ÖRTÜLÜ AF DEĞİL DE NE? 12. Yargı Paketi sürecinde verdiğimiz yoğun mücadele sonucunda yalnızca TCK157/TCK 158 yönünden kısmi bir düzenleme yapılabildi. Ancak düzenleme, büyük ölçüde hâkimlerin takdir yetkisine bırakıldı. Bugün uyarlama dosyalarında gördüğümüz tablo ise maalesef bunun beklenen çözümü getirmediğini ortaya koyuyor. Aynı nitelikteki dosyalarda farklı kararlar veriliyor, adaletsizlik ve eşitsizlik devam ediyor. En büyük beklentimiz olan uzlaşma/helalleşme fırsatı sağlanmadı. TCK 142/2-e ve TCK 245 ise kapsam dışında bırakıldı. Sayın vekillerimiz; Terörsüz Türkiye sürecini destekliyoruz. Ancak bizler de bu vatanın evlatlarıyız. Adli mahkûmlar için adım atılırken de eliniz titremesin. Adalet, herkes için eşit tecelli etmelidir. “Suça karışmış olana bir şey yok.” denildi. Ancak bugün kamuoyuna yansıyan taslağa göre, 01.06.2005 sonrası işlenen suçlarda ceza miktarına bakılmaksızın çok geniş bir kesimin düzenlemeden yararlanabileceği gördük. Hatta bin yıl hapis cezası bulunan bir kişinin dahi ceza infaz kurumunda bir gün bile kalmadan tahliye olabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Soruyoruz: Bu örtülü af değil de nedir? Biz yıllardır mağduriyetimizi anlatıyor, zararların giderilmesini ve helalleşme/uzlaşma fırsatı verilmesini talep ediyoruz. Buna rağmen taleplerimiz karşılıksız bırakılırken, bugün ortaya çıkan bu tablo vicdanlarda ciddi soru işaretleri oluşturmaktadır. #ÇerçeveYasa #TCK158AyrımsızÇözüm #AdliMahkumUnutulmamalı Abdullah Güler Feti Yıldız AK Parti MHP T.C. Adalet Bakanlığı TBMM

sᴇʀʜᴀᴛ

10,918 views • 26 days ago

KAMUOYUNA Tam 33 yıl önce, büyük bir inanç ve umutla Cumhuriyet Halk Partisi saflarında örgütlü mücadeleye başladım. O gün yalnızca bir siyasi partiye üye olmadım. Cumhuriyet’e, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve millet egemenliğine bağlı kalacağıma söz verdim. Cumhuriyet Halk Partisi benim için sadece bir siyasi parti değil; hayatı öğrendiğim, hukuku savunduğum, haksızlığa karşı mücadele ettiğim, sokakta, meydanda, mahkeme salonlarında ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde millet adına görev yaptığım büyük bir okul oldu. Hayatımın en güzel ve en verimli 33 yılını bu mücadeleye adadım. 31 Mart 2024 seçimlerinde milletimiz Cumhuriyet Halk Partisi’ni Türkiye’nin birinci partisi yaptı. Bu sonuç yalnızca bir seçim başarısı değil, halkın değişim iradesinin güçlü bir ilanıydı. Millet, iktidarın değişmesini istediğini açıkça ortaya koydu. Ancak ne yazık ki o büyük umut büyütülmek yerine kuşatıldı. Demokratik siyaset ağır tartışmaların ve müdahalelerin içine sürüklendi. Ben hayatım boyunca şu ilkeye inandım: “Hayatı değiştirenler, sürekli erteleyenler değil; doğru zamanda doğru kararı alıp harekete geçenlerdir.” Çünkü tarih; bekleyenleri değil, sorumluluk alanları yazar. Bugün de Türkiye böyle tarihî bir eşiktedir. 12 Eylül 1980 askerî darbesiyle siyasi partiler kapatıldı. Cumhuriyet Halk Partisi de kapatıldı. Ancak Cumhuriyet fikri kapatılamadı. Demokrasi mücadelesi durdurulamadı. Millet iradesi teslim alınamadı. O gün nasıl yeni siyasi yollar açıldıysa, bugün de demokrasiyi yaşatmanın yolu, milletin umudunu yeniden örgütleyebilmektir. Son dönemde İstanbul İl Başkanlığımızda ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinde yaşananlar, demokratik siyaset adına hepimizi derinden yaralamıştır. Bir siyasi partinin merkezine yönelik müdahaleler, parti hukukuna ilişkin tartışmalar ve ortaya çıkan görüntüler, Türkiye’nin demokrasi tarihi açısından uzun süre konuşulacak olaylar olarak hafızalara kazınmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde yaptığı uyarı bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır: “İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır.” Cumhuriyet’e yönelik tehditler yalnızca dışarıdan gelmez. İçeride yaşanan gelişmeler de demokrasiyi ve millet iradesini zayıflatabilir. Böyle dönemlerde yapılması gereken, umutsuzluğa kapılmak değil; Cumhuriyet’in temel değerlerine daha güçlü sarılmaktır. Bu nedenle bugün verdiğim karar, bir kırgınlığın değil; tarih ve vicdan önünde taşıdığım sorumluluğun sonucudur. Bugün itibarıyla, 33 yıldır onurla üyesi olduğum Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ediyorum. Ancak Cumhuriyet’ten ayrılmıyorum. Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden ayrılmıyorum. Demokrasiden ayrılmıyorum. Hukukun üstünlüğünden ayrılmıyorum. Milletimin yanında olmaktan ayrılmıyorum. Bugün, Sayın Özgür Özel liderliğinde, milletimizin değişim umudunu büyütmek ve demokrasi mücadelesini daha güçlü sürdürmek amacıyla YENİ PARTİ çatısı altında yeni bir siyasi yürüyüşe başlıyoruz. Bu karar, geçmişi inkâr etmek değildir. Bu karar, mücadeleyi yarıda bırakmak değildir. Bu karar, gömlek değiştirmek değildir. Bu karar, millet için ateşten gömlek giymektir. Çünkü tabelalar değişebilir. Parti isimleri değişebilir. Logolar değişebilir. Siyasi adresler değişebilir. Ama ilkeler değişmez. Cumhuriyet değişmez. Demokrasi değişmez. Hukukun üstünlüğü değişmez. Millet egemenliği değişmez. Bizim sadakatimiz tabelalara değil; Cumhuriyet’e, demokrasiye, hukuka ve aziz milletimizedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü bugün de mücadelemizin özünü ifade etmektedir: “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.” İnanıyorum ki Türkiye’nin ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan şey; ayrışma değil birlik, kavga değil hukuk, umutsuzluk değil yeni bir umut, durmak değil yürümektir. Mücadele bitmedi. Asıl mücadele şimdi başlıyor. Saygılarımla, Av. Mahmut TANAL ŞANLIURFA MİLLETVEKİLİ

Av.Mahmut TANAL

36,844 views • 1 month ago