Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

BUGÜN MECLİS’TE EYLEME BAŞLIYORUZ. Bugün Türkiye'de yaşanan yoksulluğun, maaş uçurumunun, gelir adaletsizliğinin tek sorumlusu vardır: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dır, AKP iktidarıdır, AKP milletvekilleridir ve onların bilerek uyguladığı politikalardır; Açlık sınırının altındaki emekli aylıkları, insan onuruna yaraşır bir düzeye çıkarılana kadar bu Meclis’te susmayacağız, geri adım atmayacağız. Bu bir protesto...

163,776 görüntüleme • 7 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

1⃣EYT'nin Gündeme Getirilmesi Bir Gündem Değiştirme Çabasıdır Bugün EYT'nin gündeme getirilmesi, yalnızca gündemi değiştirme çabasıdır. Ayrıca, 1 gün ile 17 yılını kaybeden, emeklilikte adalet arayanlar ve kademeli emeklilik geçişi için mücadele edenlerin önünü kesmeye çalışıyorlar. 2⃣Emeklilerin Zorlu Yaşam Koşulları Emeklilik süreci Türkiye’de zor; emekli olduktan sonra geçinmek ise neredeyse imkânsız hale geldi. Emekli maaşıyla geçinme imkânı yok. Emekli maaşıyla büyük şehirlerde kira bile ödenemiyor. Emekliye verilen, açlık sınırının altında bir maaşla sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürebilmesi mümkün değil. 3⃣Suriyelilere Tanınan Ayrıcalık Emeklimize Tanınmıyor Emekliler için dışarıda bir çay ve simit yemek bile lüks olmuş durumda. Bu durum, emeklilerin yaşam kalitesini ciddi anlamda etkiliyor. Üstelik emekliler ilaç katkı payı öderken, Suriyeliler bu ödemeden muaf tutuluyor. Suriyelilere tanınan ayrıcalık, kendi vatandaşımıza tanınmıyor. 4⃣Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kayıt Dışı Ekonomi Sosyal Güvenlik Kurumu'nun yanlış yönetiminin faturası EYT'liye yıkılmaya çalışılıyor. EYT'den bahsedenler, neden kayıt dışı ekonomiyi sorgulamıyor? Türkiye’de 26 milyona yakın Sosyal Güvenlik Kurumu'na kayıtlı kişi var, 16 milyon da emekli bulunuyor. 5⃣Sistemsel Sorunlar Devam Ediyor Herkes biliyor ki bu sistem böyle devam edemez. Dünyada kabul gören bir norm, dört çalışanın bir emekliye bakması gerektiğini öngörüyor. Ancak Türkiye'de kayıt dışı ekonomi o kadar arttı ki, birçok insan hem vergiden hem de sigortadan kaçınarak çalışıyor. Bu şekilde sigortasız çalışma da teşvik ediliyor. 6⃣Ekonomik Adaletsizlik ve İcralar Yap-işlet modeliyle milyarları birilerine akıtırken, oradaki sorunu görmeyecek, şatafatlı yaşamdan taviz vermeyeceksiniz. Bir kesimin rant elde edeceği her olanağı sağlayacaksınız; sonra da icra dairelerinde 22 milyonun üzerinde derdest dosyanın olduğunu ve her gün yeni icra dosyalarının geldiği bir ülkede, emeklinin hak edişi üzerinden siyaset kurgulayacaksınız. 7⃣Her Kesimden Vatandaş Mağduriyet Yaşıyor Birileri haksız kazanç sağlarken, emekliler, işçiler, çiftçiler ve esnaf ciddi mağduriyetler yaşıyor. Bugün asgari ücret de açlık sınırının altında kaldı. 8. Sayıştay Raporları ve Şeffaflık Eksiklikleri Son yıllarda Sayıştay raporları Meclis’e, özellikle de milletvekillerinin görev aldığı KİT Komisyonlarına, tam detaylarıyla gönderilmiyor. Şeffaflıktan uzaklaşılan ve liyakatin olmadığı bir yapı sonucunda oluşan sorunların görülmesi istenmiyor. 9⃣Ekonomik Zorluklar ve Enflasyon Sağlıklı gıdaya erişimin zorlaştığı bir ortamda, yaklaşan kış aylarında doğalgaz ve elektrik kullanımının artmasıyla faturalarda ciddi bir artış yaşanacak. İnsanlar bu durumda nasıl geçinecek? Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in enflasyonu düşürdüğünü belirtmesi, yurttaşların alım gücü yükselmediği sürece ekonomik problemlerin çözüldüğü anlamına gelmemektedir. 🔟Eğitimdeki Sorunlar Okullar açıldığında, özellikle taşımalı eğitimde, çocukların okula taşınmasını sağlayan araçların bazı bölgelerde tamamen kaldırıldığı görülmektedir. Eğitim kalitesinden gıdaya erişim sorununa kadar birçok problem mevcutken, hijyen problemleri de patlak verdi. Çok sayıda veli bizlere ulaşarak okullardaki hijyen konusunda şikâyetçi oluyor. TÜED - Türkiye Emekliler Derneği EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️ #EmeklilikteBağkuraTakılanlar #EYT #emekliler #emeklilik #KademeVicdanMeselesidir

Ömer Fethi Gürer

33,692 görüntüleme • 1 yıl önce

Sayın ÖZDİL'in Konuşması... Türkiye’yi, adında adalet olan bir parti yönetiyor 23 yıldır; ama Türkiye’de hukuk adına tirajı komik örnekler yaşanmaya devam ediyor. Bakın bununa ilgili çarpıcı bir örnek var. Emekli Astsubaylarım… Emekli Astsubaylarım… Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği, bugün hem kuruluş yıl dönümleri hem de Astsubaylar Günü vesilesiyle—evet, bugün Astsubaylar Günü—saat 11’de Anıtkabir’de buluşacaklar. İki yıldır mitinglerle, çalıştaylarla ve basın duyurularıyla haykırdıkları şikâyetlerini, taleplerini bu defa Atatürk’ün huzurunda bir kez daha dile getirecekler Emekli Astsubaylar. Ne istiyor Emekli Astsubaylar ? Aslına bakarsanız maaşlarına zam istemiyorlar; maaşlarında adalet istiyorlar. Bakın, zam farklı bir şeydir; adalet ve hakkaniyet farklıdır. Çünkü gerçekten çok ağır haksızlığa uğruyorlar. Mesela Emekli Albaylar, en alt düzeydeki muvazzaf Subay olan Teğmenlerin maaşından daha fazla emekli maaşı alıyor. Doğrusu da bu zaten. Ama Emekli Kıdemli Başçavuşlar, şu an görev yapan en alt düzey Astsubay Çavuşun ancak yarısı kadar maaş alıyor. Hatta tezkere bırakan Uzman Çavuşların maaşı bile Emekli Astsubayların maaşını geçmiş durumda. Bakın, yanlış anlaşılmasın; özellikle altını çiziyorlar, dertlerini anlatmaya çalışıyorlar. Emekli Astsubaylar “Emekli Subaylar niye bu kadar maaş alıyor?” demiyorlar. “Uzman Çavuşlar niye bu kadar maaş alıyor?” da demiyorlar; böyle bir itirazları yok. Tam tersine, “Daha fazlasını hak ediyorlar; daha fazlasını alsınlar” diyorlar. Hiyerarşik yapının bozulmasını istemiyorlar; “Subaylarla aynı statüde olalım” falan demiyorlar—kesinlikle böyle bir talepleri yok. Ama duygusal isyanları şu: “Emekli Astsubaylara niye haksızlık yapılıyor kardeşim?” Bunu soruyorlar; devlete ve topluma bunu duyurmaya çalışıyorlar. Mitingleri bu yüzden yapıyorlar; çalıştayları bu yüzden yapıyorlar; basın duyurularını bu yüzden yapıyorlar. İşte bugün Anıtkabir’e de bunun için gidiyorlar. Emekli Albayların maaşı kabaca görevdeki Teğmen maaşı kadar; hatta Üsteğmen maaşına yakın. Emekli Kıdemli Başçavuşlar da aynı oransal talepte bulunuyor: “Görevdeki Astsubay Çavuş kadar maaş almak istiyorlar; hepsi bu.” Subaylarımız, Teğmenlikten Albaylığa kadar çeşitli vesilelerle altı defa görev ve makam tazminatı alabiliyorlar. Çok güzel; helal-i hoş olsun, kimsenin itirazı yok. O tazminatlar kazanılmış hak olduğu için emekli olduklarında maaşlarına da yansıyor. Ama Astsubaylara görevdeyken bile tazminat verilmiyor ya dolayısı ile emekli maaşlarına yansıtılmıyor. Bu adalet mi? Bakınız, altını özellikle çiziyorlar: “Subaylar almasın” demiyorlar; tam tersine “Daha fazlasını alsınlar.” Ama “Astsubaylara niye haksızlık yapılıyor?” diye soruyorlar. Hazin bir kıyaslama: Farz edelim, bir şehrin Valisi güvenlik konusunda toplantı yapıyor; İlçe Jandarma Komutanlarının tamamı toplantıya katılıyor. Subay olan İlçe Jandarma Komutanları bu toplantıya katıldığı için tazminat alıyor; Astsubay olan komutanlar alamıyor. Halbuki makam, yetki, sorumluluk aynı. Makam da yetki de sorumluluk da aynıyken Subaylara tazminat verilip Astsubaylara verilmemesi nedir? Eğitim statüsü açısından bir başka trajikomik kıyaslama: Türkiye’nin hâli… NATO standartlarının çok üzerinde eğitim alan—Türk Hava Kuvvetleri’nde 30 yıl görev yapmış—F-16 savaş uçaklarının bakım teknisyeni Astsubaylar düşünün. NATO standartlarının çok üzerinde eğitimleri var ama sahip oldukları belgeler sivil havacılık kurumlarında geçerli kabul edilmiyor. Buna mukabil, herhangi bir üniversitede dört yıllık fakülte okuyan herkes sivil havacılıkta uçak bakım teknisyeni olabiliyor. Böyle saçmalık olur mu? diyorsunuz değil mi duyar gibiyim. Astsubaylar, işte böyle saçmalıkların daniskasını yaşıyor. “30 yıl F-16 bakım teknisyeni olmaz” diyorlar; “dört yıl okuyorsun, senden şahane olur” diyorlar. Nedir ya? Astsubaylar olmasa savaş uçakları uçamaz, tanklar yürümez, donanma yüzemez; radarda anca “babayı” görürsün; mühimmatı hazır vaziyette tutamazsın. Türk ordusunun omurgasıdır Astsubaylar. Ama sivil hayatta kaportacı muamelesi bile göremiyorlar; olur mu böyle şey? Yıllardır bu özlük haklarının teslim edileceğine dair sözler veriliyor; artık bu sözlerin tutulmasını istiyorlar. Şu an Millî Savunma Bakanı olan Yaşar Güler, Genelkurmay İkinci Başkanı iken bu meseleyle ilgili röportaj vermiş ve “Emekli Astsubayların tazminat taleplerini haklı buluyoruz ama bunun muhatabı biz değiliz” demişti; yani hükümeti adres göstermişti. Haklıydı; bu işin muhatabı hükümet. Bu açıklamayı yaptığı sırada Hulusi Akar Genelkurmay Başkanıydı. E şimdi, Yaşar Güler adres gösterdiği hükümette Millî Savunma Bakanı değil mi kardeşim? Bu işin muhatabı kendisi değil mi? Bu işin kendisinden önceki muhatabı Hulusi Akar değil miydi? Niye hiç seslerini çıkarmıyorlar? “Bu işin muhatabı hükümet” diyordun; işte hükümetsin. Bakın, şu an Dışişleri Bakanı olan Hakan Fidan… Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’na atandığı dönemde—Sözcü Gazetesi’ndeydim o zaman da—bir yazı yazdım. Hakan Fidan’ın özgeçmişinden bahsederken “Başçavuş” dedim. “Abi, vay sen misin bunu diyen!” Yandaş medya ve iktidar trolleri tarafından anında linç kampanyası başladı. Öyle böyle değil; fotokopi gibi aynı merkezden çıktığı bariz olan hakaret cümlelerini servis ettiler. “Astsubay düşmanı” olduğumu söylediler. Hakan Fidan’a “Başçavuş” diyerek Astsubaylara hakaret ettiğimi iddia ettiler. Yandaş televizyonlarda saatlerce benim aleyhimde program yaptılar; ekranda hedef tahtasına montajlanmış fotoğraflarımı yayınladılar. “Astsubaylara küfür etti” dediler; “vatan haini” olduğumu söylediler; vatandaşlıktan atılmam gerektiğini bile söylediler. Ev adresimi, evimin giriş-çıkış görüntülerini, drone görüntülerini; otomobilimi ve plakasını yayınladılar. Beni, alışkın oldukları “dengesi bozuk” tiplere benzetip korkacağımı sanarak mermi fotoğrafları yolladılar. Benim bu konularda doğuştan biraz “arıza” olduğumu bilmiyorlar tabii; “tırsarım belki” diye e-posta adresime tabanca fotoğrafları gönderdiler. Bu çirkin kampanyayla Astsubay derneklerini maalesef harekete geçirdiler; bazı şehit ailelerini de aleyhimde konuşturdular. Çünkü gidip diyorlar ki: “Yılmaz Özdil, Astsubaylara küfür etti; ne diyorsunuz?” “Oğlum, bu büyük terbiyesizlik” dersin… Adamın çocuğu mesela Astsubay; şehit olmuş. Ona mikrofon uzatıyorlar: “Yılmaz Özdil, Astsubaylara küfür etti; vatan haini dedi.” Şehit ailesi de “Bu Yılmaz Özdil şerefsiz herhalde” diyor. Bu kadar korkunç işler yaptılar. Emekli Astsubaylar kışkırtıldı; hakkımda Türkiye’nin dört bir yanında savcılıklara suç duyurularında bulunuldu. İstanbul’dan Adana’ya, Erzurum’dan Trabzon’a, Bursa’dan Malatya’ya; hatta benim İzmir’imden ve askerliğimi yaptığım Isparta’dan… Sağanak gibi suç duyuruları yaptılar; hapis cezaları istediler. Türkiye’yi sevmek gerçekten zordur; meslek hayatım boyunca memleketi sevmenin bedelini ödemek zorunda kaldım. Bu da öyle bir şey. “Hamama giren terler” misali; alışığız. Bütün bu suç duyuruları İstanbul’da tek merkezde toplandı. Neticede savcılıktan çağırdılar; “hay hay” deyip derhal gittim. Savcı beyin karşısına oturdum, çay ikram etti; sağ olsun. Önündeki kalın dosyaya baktı: “MİT Müsteşarına ‘Başçavuş’ demişsiniz.” “Evet efendim.” “Niye ‘Başçavuş’ dediniz?” diye sordu. “Efendim, kendisi Emekli Başçavuş” dedim. “Amiral mi diyim?” Savcı bey gülmekten çayını üstüne döktü. Neredeyse Cumhuriyet Savcısını çayla boğarak öldürmekten suç alacaktım. Elbette takipsizlik kararı verildi. Şimdi bakıyoruz: Emekli Astsubay Hakan Fidan—tıpkı Yaşar Güler gibi—hükûmette yer almasına, “sarayın bakanı” olmasına rağmen, Emekli Astsubayların haklı talepleri konusunda niye ağzını açıp tek kelime etmedi? İktidar güdümündeki Astsubay kampanyasını yürüten; hakkımdaki karalama kampanyasını yürüten; yalanlarla, iftiralarla köpürtmeye çalışan “tetikçi medya”ya bakıyoruz: Emekli Astsubayların uğradığı bu ağır maddi haksızlık hakkında tek satır yazmıyorlar, tek kelime etmiyorlar. Emekli Astsubaylar miting yapıyor, çalıştay yapıyor; işte bugün olduğu gibi Anıtkabir’e topluca ziyarette bulunuyorlar. Sorunlarını dile getirip farkındalık yaratmaya, seslerini duyurmaya çalışıyorlar; “sayın haysiyetsiz medyamız” ise duymazdan, görmezden geliyor. Şüphesiz emeklilerimizin hepsi darda; her meslekten Emeklinin maaşı bugün insan onurunun altında. Ama Emekli Astsubaylar eşitler arasında birinciliği hak ediyor. Çünkü Emekli Astsubay dediğimiz insanlar, bizler güvende olalım diye Türk Silahlı Kuvvetlerine ömürlerini veriyorlar. Bizim kahramanlarımız onlar. Özellikle terör bölgelerinde kelle koltukta görev yaptılar; devleti ve milleti koruyabilmek için hayatlarını ortaya koydular; Şehit olmayı, Gazi olmayı göze aldılar. Yurt içinde veya yurt dışında; eksi 40 derecede karda tipide, 50 derecede güneşte; şarapnel gibi yağan sağanak altında; kuş uçmaz, kervan geçmez dağlarda; haritada yerini bile bilmediğimiz ücralarda vuruştular, çarpıştılar. Hem kendi hayatlarını hem ailelerini hiçe saydılar; yüksek riskli görevlerin bedelini aileleriyle birlikte ödediler. Çoğu kirada; kendilerine reva görülen bu emekli maaşıyla geçinmeleri mümkün değil. Terörle mücadelenin bir türevi gibi bugün ekonomik terörle mücadele ediyorlar; hayat pahalılığı içinde yaşam mücadelesi veriyorlar; yoksulluk sınırının altında yaşıyorlar. Mecburen ek işlerde çalışıyorlar; madalyalı kahramanlarımız Astsubaylar, AVM’lerde ve otellerde güvenlik görevlisi olarak çalışıyor. Bakın, bu konuyu burada anlatabilmem için derneğin duyurularından beni düzenli haberdar eden—varlığıyla onur duyduğum—bir arkadaşım var: Mehmet Görmüş. Emekli Kıdemli Başçavuş. Ağrı’da, Tunceli’de, Van’da, Hakkâri’de, Kıbrıs’ta görev yaptı; özel harekât operasyonlarında defalarca çatışmaya girdi. Neticede 25 yıllık görev süresinin sonunda emekli oldu; çocukları için ek işlerde çalışmaya devam ediyor. Emekli olduktan sonra çocuklarının birbirinden şahane üniversitelerden mezun olmalarını sağladı; hâlâ çalışıyor. Çalışmak elbette ayıp değildir; namusuyla ekmek parası kazanılan her iş kutsaldır. Ama yahu, bu insanlar bizim kahramanlarımız; bu vatanın yurtsever evlatları. Bütün ömürleri tehlike içinde, namlunun ucunda geçti; emekli olduktan sonra bile gün yüzü göremiyorlar. Ve bugün saat 11’de Anıtkabir’e gidiyorlar. İmkânı olan herkesi oraya davet ediyorlar. Bizzat gelemeyenler bile manen, ruhen; Türk halkının Aslanlı Yol’da onlarla birlikte yürümesini rica ediyorum. Anıtkabir’e birlikte gitmek istiyorlar; kalabalığın içinde yalnız olmadıklarını hissetmek istiyorlar. Eğer gerçekten milletsek, kuru kalabalık olmadığımızı göstermemiz gerek. Kuru kalabalık olmadığımızı göstermemiz gerek. Yahu, terörist başına bile “umut hakkı” tanınan bu ülkede; geleceğe dair umutla bakabilmeleri için—aileleri, çocukları için—bir ömür boyu fedakârlıklarına karşılık bir nebze olsun teşekkür edebilmek adına Emekli Astsubaylarımızın yanında olmamız gerek. Bugün saat 11, Anıtkabir’deyiz. Bizzat oraya giderek veya ruhen, manen, sosyal medyada destekleyerek Emekli Astsubaylarımızın yanında olmalıyız. Abonelerim arasında çekiliş yapacağım. Mail adresimi not edin lütfen: [email protected]. Emekli Astsubaylarımızın bugünkü Anıtkabir’deki buluşmasına katılan ve katıldığına dair bana fotoğraf gönderen dört talihli izleyicime, sevgili arkadaşım Korcan Karar’ın 27 Ekim’de İzmir’de açacağı Anıtkabir konulu fotoğraf sergisinden birer olağanüstü fotoğraf hediye edeceğim. Korcan fotoğrafları sizin için imzalayacak; ben de çerçeveletip göndereceğim. Korcan’ın 27 Ekim’de İzmir’de açacağı bu sergi hakikaten muazzam—yani muazzam. Onu günü geldiğinde hem görsel olarak hem de bilgilerle detaylı anlatacağım. Korcan, Anıtkabir’de olağanüstü bir iş yaptı; onun sergisi… Dört talihli izleyicime işte Korcan’ın Anıtkabir sergisinden birer fotoğraf hediye edeceğim; Korcan imzalı. Cümleten sağlıklı, huzurlu; namuslu ve yurtsever insanların daima dayanışma hâlinde olacağı bir hafta sonu dilerim. #17EkimDünyaAstsubaylarGünü Nevzat Yüksel Yalçın TUNÇBİLEK Büyük Astsubay Platformu @karahoroz2 @_ozgedemir_ ZaFeR KıRaBaL EsraEsigil💙 Assubay İnisiyatif EfeTürk NECMİ TENĞİLİMOĞLU Özkan Güçlüer 🫡ZARGANA (CW5) Fatih Kozan Cafer DEMİR Kadıköy Bekir Aksu Sabahattin ÜNAL Osman KÖSA TEMAD Genel Başkanlığı Asb78 #gramaltın

Askeri Personel .Com

14,334 görüntüleme • 10 ay önce

HANGİ ÜLKE BUNU BAŞARABİLİRDİ! ELİNİZİ VİCDANINIZA KOYUN VE DOĞRU SÖYLEYİN. BU VATANA BİN YILLIK İMZALAR ATILIYOR. BİZ BU TÜRKİYE’YE HAYRANIZ. 6 Şubat 2023’te Türkiye, büyük depremlerle sarsıldı. 11 il, 108 bin kilometre kare, en az yüz ülkeden daha büyük bir alan etkilendi. 53 binden fazla insanımızı kaybettik. Milyonlar göç etmek zorunda kaldı. Doğrudan 108 milyar, dolaylı 158 milyar dolar maddi zarar vardı. Türkiye’nin bir bölümü, güzelim şehirlerimiz yok oldu. ÜÇ YIL ÖNCE O GÜN: ACI VE YIKIM HER YERDEYDİ. O günlerde Hatay’a gelmiştik. Bir şehir merkezi haritadan silinmişti. Ever yoktu, enkaz dağları vardı. Navigasyonun gösterdiği caddeler, sokaklar, gerçekte yoktu, bulunamıyordu. Türkiye’nin bir bölümü İskenderun’dan Anadolu içlerine kadar yarılmıştı. Acı ve umutsuzluk sadece şehirlere değil, dağlara ve ovalara da sinmişti. O manzarayı gören herkes, “Hatay bitti, öldü. Bu şehir bir daha ayağa kalkamaz. Binlerce yıllık miras yok oldu” diyordu. Hiçbir ülke bu travmayı kaldıramazdı. Hiçbir devlet bu enkazın altından kalkamazdı. ABD’de, Almanya’da bir binanın enkazını kaldırmak haftalarca sürüyordu. Bu şehirleri hangi güç yeniden ayağa dikebilirdi? Aslında böyle bir yıkım, bir ülkenin çöküşüne yol açacak boyuttaydı. ONLAR ENKAZ ÜZERİNDE FOTOĞRAF VERİP KAÇARKEN BİRİLERİ O ŞEHİRLERİ HİÇ TERKETMEDİ. Ama öyle olmadı. O günlerde bazıları enkaz üzerinde fotoğraf çekip Ankara’ya, İstanbul’a kaçarken, deprem üzerinden siyasi şovlar yaparken, acı ve yıkım üzerinden siyaset dili üretmeye çalışırken, birileri, kimsenin kalmadığı o şehirlerde bekledi, gitmedi. İnanıyordu, Türkiye’ye güveniyordu. Bu şehirler ayağa kaldırılacaktı. Hangi parayla, hangi güçle? Kimse bilmiyordu ama onlar ikisini de bulacaktı. Para denizinde yüzen ülkelerin bile başaramadığı mucizeyi bu ülkeye gösterecekti. Öyle de oldu, yapılamaz denilen yapıldı. Dünyada örneğini görmediğimiz bir hızla, şehirler, kasabalar yeniden ayağa kaldırıldı. Evler yeniden yapıldı, sokaklar yeniden düzenlendi, şehirler yeniden aydınlandı. YÜZBİNLERCE EV İKİ YILDA NASIL YAPILDI? BU DÜNYADA BAŞKA HANGİ ÜLKE BAŞARIR! Bugün yeniden Hatay’dayız. Uçaktan bakarken, Hatay’da evlerin, çarşıların, binaların nasıl yeniden köpürdüğünü, on binlerce insanın umutlarının nasıl yeniden inşa edildiğini gördük. 2023’te kaybolan caddeler daha da güzelleşmiş halde yerinde duruyor. Şehir yenilenmiş halde yerinde duruyor. Nasıl yapıldı, nasıl başarıldı, biz bunu hala tam anlamıyla kavrayamıyoruz. Yüzbinlerce ev, bu kadar kısa süre içinde nasıl bitirildi, nasıl sahiplerine teslim edildi, anlamakta zorlanıyoruz. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN; YAPILACAK, ÇOK HIZLI YAPILACAK. Cumhurbaşkanı Erdoğan; herkesin umudunu kaybettiği yerde bir umutla deprem bölgesine sahip çıktı. Her günün ilk sırasına koydu. Onun dirayeti ve sabrı ile bugünlere gelindi. Şehirler ayağa kaldırılacak, kimsesizlere sahip çıkılacak, evsizlerin evleri yapılıp teslim edilecekti. Sadece yapılmayacak, çok hızlı yapılacaktı. Öyle senelerce beklenemezdi. O bunu yapmasaydı, belki enkaz on yıllarca kalacak, belki Hatay on yıllarca bir daha “şehir” olamayacak, belki on binlerce insan yıllarca çadırlarda kalmak zorunda kalacak ve Hatay insansızlaşacaktı. MURAT KURUM’UN 24 SAATLİK NÖBETLERİ.. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, bakanlığın birinci önceliği olarak, gün gün bu büyük yeniden yapılanmayı takip etti. Şirketlerle, işçilerle bir oldu, onları her gün takip etti. Bir çok bakanın kolayca üstesinden gelemeyeceği bir işi başardı. 24 saat çalışıldı, bir gün ara verilmedi ve bugün gördüğümüz manzara, fotoğraf çizildi, umut inşa edildi. TÜRKİYE GÜÇTÜR, UMUTTUR, İNSAN EKSENİDİR. SİZ DE KENDİNİZİ SORGULAYIN! Türkiye bir güçtür, umuttur, insan eksenidir. Bunu bugün Hatay’da gördük. İnanmayanların, küçümseyenlerin, umutsuzluk yayanların alacağı büyük dersler var. Ama onlar bu dersi anlamaz bu iradeyi göremez. Çünkü onlar Türkiye’yi inancı yoktur. Deprem bölgesine zerre yardım etmeyip siyasi şov peşinde olanların bugün Hatay’ı görmeleri, kendilerini sorgulamaları gerekiyor. Biz buradayız onların da gelmesi gerekiyor. Büyük felakette Türkiye’nin ortak acısını paylaşmadılar, hiç değilse şimdi sevincini paylaşmaları gerekiyor. HİÇ BİR ÜLKE BUNU BAŞARAMAZDI BU VATANA BİN YILLIK İMZALAR ATILIYOR. Şunu söylemeleri gerekiyor: Hiçbir ülkenin başaramayacağı, hiçbir devletin yapamayacağı işi Türkiye başardı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yol arkadaşları başardı. İnsan olmak, siyasetçi olmak, Türkiye kimliğine sahip olmak böyle bir şey. Biliyoruz, yapmayacaklar. Onlar bu sınavı da kaybedecek. Çünkü onların Türkiye inancında bir sorun var. Çünkü onlar Türkiye’nin yabancısı! Ama millet görecek, biz göreceğiz, tarih görecek. Önemli olan da bu. Bu vatana bin yıllık imzalar atılıyor. O imzalar tarih sayfalarına yerleşecek, yaşayacak. Ama onlar unutulacak. Biz bu ülkeye hayranız. Bu inanca, bu çabaya, bu vatan hamuruna hayranız. Varsın “vatan nasipsizleri” düşünsün. İKİ YILDA 455 BİN EV! Bu seferberliği başlatan, iradeyi gösteren, çalışmayı organize eden, Türkiye’ye bunun da başarılacağını gösteren herkese minnettarız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vatan ve millet sevgisi olmasaydı, o büyük felaket yıllar yılı yaşanır olacaktı. İşte, en büyük güç bu ve bugün onu Hatay’da gördük. Sadece iki yılda 455 bin konut yapıldı. “Herkesin evi yapılacak dedi” ve o söz tutuldu. Bunu bile kavrayamayan “nasipsizler”e sözümüz yok. Bunu idrak edenler var ya, işte bu topraklarda bin yıldır tarih onların üzerinden akıyor. Önemli olan da bu. MURAT KURUM’LA HATAY’I GEZERKEN.. Murat Kurum dün bize Hatay’ı gezdirdi. Binaları, caddeleri, sosyal alanları, yeniden toparlanan tarihi yerleri gezdirdi, tek tek anlattı. Dağları delip yerleşim alanları yapanlar, Hatay’ın tarihi yapılarını büyük bir zarafetle yeniden imar edenler elbette gururlu olmalıydı. Onlar gururluydu. Biz de böyle bir ülkenin insanı olmaktan, böyle bir dayanışmanın parçası olmaktan gururlandık. BUGÜN HATAY’IN YENİDEN KURULUŞU. Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün Hatay’da. Evler teslim ediliyor. Bugün Hatay’ın yeniden kuruluşu ilan ediliyor. Meclis binasının yeniden açılışı, Habib-i Neccar Camii’nin, eski çarşıların yeniden açılışı yapılıyor. Bu sadece para meselesi değil. Parası olanın bile yapamayacağı bir medeniyet idraki, bir devletler geleneği, bir güç ilanıdır. Ve bu sadece Türkiye’de vardır!

İbrahim Karagül

29,202 görüntüleme • 8 ay önce

"Sana bu ülkeyi bırakmayacağız Erdoğan. Senin yargı kollarına bu ülkeyi bırakmayacağız!" Üsküdar Belediye Başkanı #SinemDedetaş gözaltına alındı. Üsküdarlı yurttaşlar belediye önünde nöbete başladı. YENİ Parti Milletvekili Suat Özçağdaş (Suat Özçağdaş): "Değerli Üsküdarlılar, Üsküdar'dan çıkmış bir milletvekili olarak bugün bu konuşmayı neden yapmak zorunda olduğumuzu çok iyi biliyorum. Üsküdar'da yaşayan, Üsküdar'da ikamet eden ama kalbi kötülüklerle dolu olan biri var. Üsküdar'da yaşayan, kendisi kaybettiği her şeyi zorbalıkla, zorlukla alabileceğini zanneden biri var. İstanbul'da, Üsküdar'da, Türkiye'nin dört bir yanında seçimleri kaybettikten sonra onları yargı kollarıyla geri almaya karar vermiş olan biri var. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan burada yaşıyor. 30 yıl boyunca Cumhuriyetçiler, Atatürkçüler Üsküdar'ı geri almak için, AKP'nin zulmünden kurtarmak için nesiller boyunca mücadele ettiler. Üsküdar'ın her sokağında mücadele ettiler. Bugün burada olmamızın nedeni, son seçimlerden bu yana Tayyip Erdoğan'da ve onun arkadaşlarında açılmış olan, kapanmayan bir yaranın sonucudur aslına bakarsanız. Hazmedemediler. Hazmedemedikleri için Üsküdar'da Sinem Dedetaş'a, İstanbul'da Ekrem İmamoğlu'na, Türkiye'de Özgür Özel'e, yurdun dört bir yanında nüfusun %43'ünü yöneten belediyelerimize, yöneticilerimize el uzattılar. Hukuk yoluyla onları sevdiklerinden, seçmenlerinden, yol arkadaşlarından kopardılar. Ama Sinem Başkan'ın söylediği gibi; biz bu Üsküdar'ı biliriz. Üsküdar'ın AKP döneminde nasıl yönetildiğini biliriz. Bugün burada olan insanlar AKP burayı yönetirken defalarca yolsuzlukla ilgili davaları, yolsuzlukla ilgili konuları, kötü yönetimle ilgili konuları Validebağ'dan Kirazlıtepe'ye, Selimiye'den Acıbadem'e, Ünalan'a, Yavuztürk'e kadar yaptıkları her haksızlığı, hukuksuzluğu defalarca dile getirmemize rağmen o dosyaları hasıraltı ettiler. Hiçbirisini takip etmediler. Ama ne zannediyorsun Erdoğan? Hey! Üsküdar sana kalmadı. İstanbul sana kalmadı. Türkiye de sana kalmayacak! Seni aşacak bu ülke! Sinem Dedetaş senin en korktuğun rüyalarının temsilcisidir aynı zamanda. Genç, kadın, başarılı, iyi eğitimli, güler yüzlü... Sende olmayan ne varsa onda var! Sen ne değilsen o Sinem Dedetaş! Ondan, o yüzden hoşlanmıyorsun! Ama korkunun ecele faydası yok. Sinem Başkan geri gelecek. Makamına çıkacak. Üsküdar'ın gülen yüzü tekrar Üsküdar'ın Başkanı olarak çalışmaya devam edecek. Sen de sarayından çatlamaya, çatlamaya izlemeye devam edeceksin Erdoğan! Sana bu ülkeyi bırakmayacağız! Senin yargı kollarına bu ülkeyi bırakmayacağız! Üsküdar'da 30 sene savaştık, seninle savaşmaya devam edeceğiz ve Türkiye'yi yeniden yepyeni bir başlangıçla, hep beraber Atatürkçülerin, Kuva-yi Milliyecilerin, bilimin, aklın yoluna tekrar sokacağız. Üsküdar'a söz! Yarın akşam 19.00'da beraberiz. Hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Bütün bunlar aslında toplumun sorunları konuşulmasın diyeler. Ben partimizin Milli Eğitim Politika Sözcüsüyüm. Mecliste şu anda Yükseköğretim Kanunu görüşülüyor. 7,5 milyon insanı etkileyen bir kanun, o konuşulmasın diye... Emeklilerin sorunu konuşulmasın diye... Kadınların sorunu, gençlerin sorunları, çocukların sorunları konuşulmasın diye... Her gün abuk subuk konular Türkiye'nin gündemine getiriliyor. Her gün bu eziyetler Türkiye'nin gündemine getiriliyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, bu millet kararını verdi. İlk seçimde Recep Tayyip Erdoğan iktidarı sona erecek. Yeni bir başlangıç olacak. Hep beraber güzel günler göreceğiz, güneşli günler göreceğiz."

Fatoş Erdoğan

34,640 görüntüleme • 29 gün önce

27 ARALIK 2025 SAAT 14:00’TE, ANITKABİR’DE ATATÜRK’ÜN HUZURUNDA, HAİNSİZ TÜRKİYE BULUŞMASINDA NASUH MAHRUKİ’NİN KONUŞMASI Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, Türkiye’de her birimizin ayrı ayrı yaşadığı demokrasi sorunu vardır, adalet sorunu vardır, yandaşa başka, muhalefete başka işleyen hukukun önünde eşitlik sorunu vardır, üretim sorunu vardır, gelir adaletsizliği ve geçim sorunu vardır, açlık sınırının altıda asgari ücret ve emekli maaşı sorunu vardır, kalitesiz eğitim, denetimsiz devlet, hesap vermeyen hükümet, hesap vermeyen siyasiler ve bürokratlar sorunu vardır, kötü yönetilen devlet sorunu vardır. Bu sorunlar hepimizin ortak sorunlarıdır, Türk’ün de, Kürt’ün de, Laz’ın da, Çerkes’in de, Boşnak’ın da, Arnavut’un da ve Türk milletini var eden 26 etnisitenin tamamının da sorunlarıdır. Çözümü de hepimiz için ortaktır ve bir tanedir. Daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, adil ve tarafsız yargı, hukukun önünde eşitlik, doğru enflasyon hesaplamalarıyla asgari ücret ve emekli maaşının belirlenmesidir, açlık sınırının altında kimseye maaş verilmemesidir, her ailenin en azından yoksulluk sınırının üstünde bir maaşı evine getirebilmesidir, varlıklarımızı satarak değil üretim ekonomisiyle kalkınmanın sağlanmasıdır, eğitimin parasız olması, laik ve çağdaş olmasıdır, devletin açık ve şeffaf yönetilmesi, denetlenebilmesi, devlet kurumları ve siyasilerin, bürokratların hesap verebilmesidir. Ancak Güneydoğu’da Türkiye’nin geri kalanından farklı olarak ağalık sorunu, feodal düzen sorunu vardır, devletin denetleyemediği aşiretler, tarikatlar sorunu vardır, bu düzende köylünün Cumhuriyet’in korumasına erişememesi, eşitsizlik, adaletsizlik ve haksızlığa uğrayarak mağdur edilmesi sorunu vardır. Bunların da çözümü Cumhuriyet’tir, Atatürk Türkiyesi’dir. Biz bütün dertlerimizi kendi içimizde çözeriz, her zaman çözdük, her zaman çözeriz, ölümden gayrı her şeyi çözeriz ama emperyalizmin ajanları, düşmanlarımızın işbirlikçileri etnikçi, bölücü, ayrılıkçı eli kanlı teröristleri hem de Türkiye’den parça koparma hedeflerinden hiç sapmadıklarını Meclis’te de dağda da her konuşmalarında da açıkça, gözümüze soka soka, küstahça bir de üstüne tehdit ederek dile getirdikleri halde muhatap kabul edersek iş karışır. Büyük Türk milleti buna müsaade etmez, kendi Cumhuriyeti için, kendi geleceği için, çocuklarının özgür ve başı dik yaşayabilmesi için asla müsaade edemez ve etmeyecektir. Durumdan vazife çıkararak, Büyük Kurtarıcı ve Büyük Kurucu Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda, Anıtkabir’de buluşan büyük Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne, üniter yapısına, ulus devlete, milli egemenliğe, Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür ilkesine ve tek diline, tek milletine, tek egemenliğine sahip çıkmak için bugün burada. Burada siyasi partiler yok, her siyasi partiden yurttaşlar var, burada siyaset yok burada Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Türk milletini iç ve dış düşmanlardan koruma kararlılığını gösteren Türk milleti var. Türkçe konuşmaktan asla vazgeçemeyiz, ana dil eğitimi zaten var ama ana dilde eğitim asla olamaz, bu konuda da kimse kelime oyunu yapmasın. Güneydoğu bölgemizde belediyelerde Kürtçe konuşulmasına da asla müsaade edilemez çünkü bölücülüktür, iki dilliliğin ilk adımıdır, Anayasa’ya aykırıdır ve sadece Türkiye’ye dönük emelleri olan emperyalizme hizmet eder. Bu konuda bir kez taviz verilirse arkası gelir. ABD, Ortadoğu’da ulus devlet istemiyor ve bunu apaçık İsrail’in güvenliği nedeniyle diye açıklıyor. Türkiye İsrail için bir tehdit değil ki, Türkiye’nin İsrail’in topraklarında gözü yok ki ama görünen o ki İsrail artık Türkiye için bir tehdit ve topraklarımızda gözü var, bunu Cumhurbaşkanı bile söyledi çünkü İsrail bu çağda akıl almaz bir şekilde yahudi şeriatının peşinden gidiyor ve dinsel fanatiklere göre vaadedilmiş topraklarına kavuşmak için konjonktürün çok uygun olduğunu düşünüyor. İsrail bu yüzden ulus devlet istemiyor ve ABD ile birlikte Türkiye’nin üniter yapısına müdahale etmeye çalışıyor. Etnikçi, ayrılıkçı, bölücü PKK’yı güçlendirmeye çalışıyor. İsrail işbirlikçisi PKK ve DEM de ulus devlet istemiyor çünkü Türkiye’nin parçalanmasını istiyorlar Kürt halkını özgürleşeceksiniz diye kandırıyorlar oysa İsrail’in ve işbirlikçilerinin kölesi olmaktan asla öteye gidemezler. PKK’nın ve DEM’in elitleri servetlerine servet, güçlerine güç katacaklar diye koca Kürt halkını İsrail’in desteğiyle kendilerine maraba yapmaya çalışıyorlar, Cumhuriyet’in yıkmaya çalıştığı ağalık düzenini kurumsallaştırmaya çalışıyorlar. Bizim bizden başka dostumuz yok, Türklerin de, Kürtlerin de ve hepimizin de bu coğrafyada kaderi ortaktır. Tek yol Atatürk’ün bizi 100 yıldır özgür ve bağımsız tutan tam bağımsız ve anti emperyalist Türkiye hedefinde birleşmektir. Bugün burada olanlar, bu hedef için buradadır. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de PKK sorunu vardır, terör sorunu vardır, etnikçi, ayrılıkçı, bölücülük sorunu vardır. Ölüm cezasına çarptırılmış, cezası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çevrilmiş Teröristbaşı’nın hapisten çıkarılmaya çalışılması sorunu vardır, hapisten çıkartılarak siyasi aktör yapılmaya çalışılması sorunu vardır, sanki bütün Kürtler PKK’lıymış gibi, bütün Kürtler terör destekçisiymiş gibi Teröristbaşı’nın bütün Kürtlerin lideri konumuna getirilmeye çalışılması sorunu vardır. Öcalan’ın mahkeme kararında şunlar yazar; ''..... Kurduğu silahlı terör örgütü PKK'yı, aldığı kararlar ve verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek , devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf eylemleri gerçekleştirdiği sabit görüldüğünden, eylemine uyan TCK'nun 125. maddesine göre ÖLÜM CEZASI ile Cezalandırılmasına. 2- Sanığın eylemlerinin yoğunluğu ve sürekliliği, bebek, çocuk, kadın, ihtiyar ayırımı gözetilmeden binlerce masum insanın öldürülmüş olması, amaç suç için işlenen vasıta suçlardan yüzlercesinin ölüm cezasını gerektirmesi, bu eylemlerin ülke için ciddi yakın ve büyük tehlike teşkil etmesi'' ...... diye devam eder. Bu profesyonel katil, düşman ajanı, vatan haini teröristin ayağına Gazi Meclis'imizi götürdüler ve umut hakkından yararlanmasını istiyorlar, dahası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası çeken Teröristbaşını çıkarıp Kürt halkının siyasi lideri olmasını hayal ediyorlar. Sanki bütün Kürtler teröristmiş, terör destekçisiymiş gibi. Büyük Türk milleti, emperyalizmin ve ele geçirilmiş yerli işbirlikçilerinin yıkıcı ve bölücü ihanet projesini mutlaka bozacak ve bir kez daha heveslerini kursaklarında bırakacaktır. Anadolu'da kimse Türk milletini yenemez. Türk milleti vatanını kimseye böldürmez, Cumhuriyeti'ni kimseye yıktırmaz ve düşmana asla teslim olmaz. Bugün, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişinin 106. Yılında, O’nun huzurunda bu kararlılığımızı hep birlikte dosta düşmana göstermek için buraya geldik. Türkiye’mizi asla kimseye böldürmeyeceğiz.

Nasuh Mahruki

56,470 görüntüleme • 8 ay önce

| İKTİDARIN KARA KAPLI DEFTERİNDE NELER VAR? | Ne ararsan var, bir tek "UTANMA" yok! TBMM Genel Kurulu'nda Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde yaptığım konuşmada AKP iktidarının 23 yıllık kara kaplı defterini açtım. Bakın neler var bu kara kaplı defterde? 📌Yoksulluk ve gelir adaletsizliğinde dünya 1'inciliği var, faizde dünya 2'nciliği var, enflasyonda ise dünya 5'inciliği var. 📌13 milyon işsiz var, binlerce atanmayan öğretmen, sağlıkçı, veteriner, diş hekimi ve mühendis var. 📌"Yerli ve millîyiz" diyerek her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan, devlet kurumlarından "Türkiye Cumhuriyeti" ibaresini, okullardan Andımız'ı ve Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ni kaldıranlar var. 📌Özelleştirme adı altında parsel parsel satılan yüzlerce fabrikamız, yandaşa peşkeş çekilen hazine arazilerimiz var. 📌Bu iktidarın kara kaplı defterinde saatleri 17.25'e sabitlenen bir hırsızlık düzeni var. 📌Rüşvet çarkları var. Evlerinde para sayma makineleri, ayakkabı kutularında doları olanlar var. "Bakara makara" diyerek dinimizle alay eden, sonra büyükelçi olan bakan var. Bakanlığına kendi şirketinden mal satan bakanlar, genel müdürler var. 📌Geçiş garantili yollar, köprüler, yolcu garantili hava limanları ve kur korumalı faizle zengin edilen kırk haramiler var. 3-5 yerden maaş alan AKP'li milletvekili, bakanlar, yandaşlar, pudracılar var. 📌Bu defterde kara propaganda var, sahte videolar var, mühürsüz oylar var. 📌Dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz var, Berkin Elvan var... 📌Çocuğuna pantolon alamadığı için intihar eden baba İsmail Demir var. 📌Çocukları üşümesin diye saç kurutma makinesini açtıktan sonra yan odada intihar eden anne Emine Akçay var. 📌MESEM'le emeği sömürülen, hayatını kaybeden Eren Dağ ve yüzlerce çocuğumuz var. 📌Atılan iftiraları onuruna yediremediği için intihar eden Yarbay Ali Tatar var. 📌"Atatürk'ün askerleriyiz." dedikleri için hukuksuzca görevlerine son verilen teğmenlerimiz var. 📌KHK'lerle yargılanmadan işten atılan 152 bin vatandaşımız var. 📌Atanmadığı için kasiyerlik yapan, pazarcılık yapan, simit satan, inşaatlarda hayatını kaybeden öğretmenlerimiz var. 📌Memurluk sözü verilen 35 bin uzman er ve erbaşımız var. 📌Çöpten ekmek toplayan, pazarda çürük sebze ve meyve toplayan vatandaşımız var. 📌Ucuz ekmek kuyruğundan sonra ucuz et kuyrukları var. 📌Yoksulluk ve açlık sınırının altında maaşa mahkûm edilen 30 milyon işçi ve emekli var. 📌Kepenk kapatan yüzlerce esnafımız, 30 milyonu geçen icra dosyası, 12 milyonu aşan işsizlik ordusu var. 📌İmara açılan 3 milyon hektar tarım arazisi, "Ananı da al git." dedikleri çiftçinin tarlada kalan alın teri ürünleri var. 📌Ülkeyi uyuşturucu baronlarının merkezi hâline getiren, ülkeyi mülteci kampına çeviren bir iktidar var. 📌Kademeli emeklilik bekleyenlerin, staj ve çıraklık mağdurlarının hakkını yiyen, eğitimi, sağlığı ticarete dönüştüren, yeni doğan bebeklerin ölümüne dahi göz yuman bir iktidar var. 📌Anayasa'ya, İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına uymayan, seçilmiş belediye başkanlarını, milletvekillerini hapse atan kayyumcu bir iktidar var. Ve bu iktidarın geçmişten bugüne getirdiği bütçelerde; ❗️Yokluk, ❗️Yolsuzluklar, ❗️Yasaklar, ❗️Adaletsizlik var. ❗️Yazlık, kışlık, mevsimlik saraylar var, milyon dolarlık uçaklar var. İsraf var. Hepsi var ama ülkenin bu durumumdan utanmayan ve vicdanı olmayan bir iktidar var. 📍TBMM 2026 Yılı Bütçe Görüşmeleri / 17 Aralık 2025 EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️ STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU Öğretmenler Sayfası Atanamayan Uzmanlar Derneği #Emekli #Esnaf #Çiftçi #KademeliEmeklilik #StajVeÇıraklıkMağdurları #KHK #MESEM #Teğmenler #YolsuzlukVeRüşvetHaftası

Mehmet Tahtasız

21,629 görüntüleme • 8 ay önce

ASTSUBAYLAR ANKARA’DA AYAKTA “HAKKIMIZI VE ONURUMUZU İSTİYORUZ” ANKARA – Türkiye’nin dört bir yanından gelen emekli astsubaylar, Ankara Anıtpark’ta düzenlenen “Büyük Astsubay Mitingi”nde yıllardır çözüm bekleyen sorunlarını yüksek sesle dile getirdi. Maaş adaletsizliği, özlük hak kayıpları ve geçim sıkıntısı mitingin ana gündem maddeleri oldu. Türk bayraklarıyla meydanı dolduran astsubaylar, “Hak, hukuk, adalet” ve “Ne mutlu Türk’üm diyene” sloganlarıyla taleplerini duyurdu. Mitinge siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu da destek verdi. 📌 “SADECE PARA DEĞİL, ONUR MESELESİ” Emekli Astsubay Fatih Çam, astsubayların sadece ekonomik değil, aynı zamanda mesleki itibar mücadelesi verdiğini belirterek şunları söyledi: “Astsubaylar hak ettikleri gelir ve özlük haklarını alamıyor. Bu sadece maddi değil, aynı zamanda bir onur meselesidir.” 📌 “AÇLIK VE SEFALET İÇİNDEYİZ” Emekli Astsubay Nevzat Yüksel ise sert ifadeler kullandı: “Yıllarca vatan için görev yaptık. Ama bugün açlık ve sefalet içindeyiz. Biz sadaka değil, kaybettiğimiz haklarımızı istiyoruz.” 📌 MAAŞLAR YARIYA DÜŞTÜ Mitingde konuşan emekli personel, emeklilik maaşlarının ciddi oranda düştüğünü belirtti. Bir emekli astsubay, hak ettiği maaş oranının yüzde 80’lerden yüzde 40’lara gerilediğini ifade ederek bunun açık bir adaletsizlik olduğunu söyledi. 📌 “70 YAŞINDAYIM, İNSANCA YAŞAMAK İSTİYORUM” Emekli Hava Astsubay Sebahattin Ünal’ın sözleri ise dikkat çekti: “Ben 70 yaşındayım. Gölge etmeyin, başka ihsan istemiyoruz. Sadece insanca yaşamak istiyoruz.” 📌 MUTFAK YANIYOR Mitinge katılan astsubay eşleri de ekonomik sıkıntılara dikkat çekti. Aysel Soyer, “Pazara gidiyoruz ama fiyatlara yetişemiyoruz. Torunlarımıza bir şey alamıyoruz. Mutfak çok fena yanıyor” diyerek yaşanan zorlukları anlattı. 📌 “SADAKA DEĞİL, HAKKIMIZI İSTİYORUZ” Astsubay eşlerinden Fahriye Diril ise, geçmişte subaylarla aralarındaki farkın bu kadar açılmadığını belirterek, “Bugün arada uçurum var. Biz sadaka değil, hakkımızı istiyoruz” dedi. 📌 “ÜVEY EVLAT MUAMELESİ GÖRÜYORUZ” Emekli astsubay Taner Tanesen de sistemdeki eşitsizliğe dikkat çekerek, “Astsubaylar üvey evlat muamelesi görüyor. Bu adaletsizliğin giderilmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı. 📌 MECLİS’E ÇAĞRI Mitingde yapılan açıklamaların ortak noktası ise taleplerin bir ayrıcalık değil, hak olduğu yönündeydi. Katılımcılar, Meclis’te bekleyen düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesini istedi. 🟥 SONUÇ: Emekli astsubaylar, Ankara’dan güçlü bir mesaj verdi: 👉 “Biz sadaka değil, hakkımızı istiyoruz!” Astsubaylar TSK nin En Stratejik gücü ve Lojistik Yöneticisidir. Yalçın TUNÇBİLEK Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli EN GÜVENİLİR BAHİS SİTELERİ 2026 T.C. Millî Savunma Bakanlığı TSK Yankı Bağcıoğlu Yaşar Güler TEMAD Genel Başkanlığı Mudanya Temad Kadir Koşar E.J.Asb. (1989-202) 🫡ZARGANA (CW5) ZaFeR KıRaBaL FATİH ÇAM Ahmet Öztaş Büyük Astsubay Platformu Assubay İnisiyatif Nezo Reyhan Şavk Ö. Sibel Örfi İlhan Aziz Ergün cemal blghn C. KOT (E.J.Astsb) ⚓ tmltyfn ⚓ Mehmet Küçükeken Ekonomist * Yazar * TEMAD * Asb. Cahit Koca SİNAN HENDEK Erdal Aydoğdu Ali Osman Özkaya mustafa büyüktarakçı Servet ULUTAŞ Menderes Akkuş Aydın Bildiş Ayhan Aksoy Ercan AKTAŞ Salim ÖZDEM 🐺 YalnızKurt 🦅Emekli Asb🇹🇷 Murat Demirkıran Hüsamettin Özenen NECMİ TENĞİLİMOĞLU Aşkın DOĞAN TANER KARADEMİR S. Mehmet ERÇETİN Sandy Bryant Özkan Güçlüer TEMAD KONYA KARŞIYAKA TEMAD Mahir ÇOĞU Ayhan

Nevzat Yüksel

20,126 görüntüleme • 4 ay önce

TÜRK-İŞ GENEL MERKEZİ ÖNÜNDE BASIN AÇIKLAMASI GERÇEKLEŞTİRİLDİ TÜRK-İŞ Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulu, hazırladığı Toplu İş Sözleşmeleri Kamu Çerçeve Anlaşma Protokolü teklifini 27 Şubat 2025 günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına sunmuş, fakat günümüze kadar Bakanlıktan teklifimize yönelik bir cevap alınamamıştır. TÜRK-İŞ Kamu Koordinasyon Kurulu yaşanan bu süreci geniş bir çerçevede değerlendirmek üzere 2 Haziran 2025 Pazartesi günü saat 10:30’da Konfederasyon Genel Merkezinde bir araya gelmiş, ardından da saat 11.30’da bir basın açıklaması gerçekleştirmiştir. Basın açıklamasına TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcıları Ramazan AĞAR, Eyüp ALEMDAR, HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcıları ve Yöneticileri, TÜRK-İŞ Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulu Üyeleri, TÜRK-İŞ’e bağlı sendikaların Genel Başkanları ve Yöneticileri ile Şube Başkanları, Şube Yöneticileri ve işçiler katıldı. TÜRK-İŞ adına açıklama yapan Genel Başkan Yardımcısı Ramazan AĞAR konuşmasında; Bugün burada kamu kesimi toplu iş sözleşmeleri sürecinde geldiğimiz noktayı ve ne yazık ki, karşı karşıya olduğumuz belirsizliği sizlerle paylaşmak üzere toplandık. Bizler, 600 bine yakın kamu işçisinin alın terini, emeğini, çocuklarının geçimini temsil ediyoruz. Şubat ayında TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ olarak hükümete ilettiğimiz ortak teklifimizde enflasyon karşısında ezilen ücretlerin insanca yaşam seviyesine çekilmesi, sosyal haklarımızın güncellenmesi, kamu işçisinin refahının artırılması gibi son derece makul gerekçeli talepler sunduk. Ancak gelin görün ki, bugün 2 Haziran olduğu halde… Aradan üç ay geçmiş olmasına rağmen hükümet cephesinden hâlâ somut bir ücret teklifi gelmemiştir. Görüşmeler başlamış olsa da, masada hâlâ boş bir sayfa duruyor. Bu sessizlik sadece masadaki bizleri değil, evinde mutfağında tencereyi kaynatmaya çalışan yüz binlerce işçi kardeşimizi de tedirgin etmektedir. Buradan hükümete sesleniyoruz: Kamu işçisinin alın terini görmezden gelemezsiniz. Üç ay boyunca susmak, bu emeği yok saymaktır. Bu masada işçinin sabrını sınayan bir anlayış değil, sosyal diyaloga dayalı, şeffaf ve çözüm odaklı bir yaklaşım görmek istiyoruz. Biz her zaman yapıcı olduk. Ama bilinmelidir ki, hakkımızı alana kadar da kararlı olacağız. Toplu sözleşme bir lütuf değil, anayasal bir haktır. Bu hakkın gereği olan ücret teklifinizi bir an önce masaya koyun. Aksi halde; işçi sınıfının sabrı taşar, bu sabır sokakta ses bulur. Bugün burada yalnızca kamu işçilerinin değil, milyonlarca dar gelirlinin, evine ekmek götürme mücadelesi veren her emekçinin sesi olmak için toplandık. Kamu kesimi toplu iş sözleşmesi görüşmeleri resmen başladıktan bu yana üç ay geçti. Bizler bu sürece iyi niyetle, çözüm odaklı bir yaklaşımla, ortak akılla katkı verdik. Emekçinin alın terini, ailesinin geçimini, çocuklarının geleceğini düşünerek masaya oturduk. Ancak bugün itibarıyla, hükümetten hâlâ bir ücret teklifi gelmemiştir. Bakınız hayat durmuyor! Markette, pazarda etiketler her gün değişiyor. Kiralar, faturalar, temel gıda maddeleri, her kalemde artış var. Bu ülkede sabit gelirliler nefes alamaz hâle geldi. Her geçen gün işçi için kayıptır! Masaya konmayan her teklif, soframızdan eksilen bir lokmadır. Biz sadece zam istemiyoruz. Biz, emeğin hakkını, insan onuruna yaraşır bir yaşamı istiyoruz. Bugün bu ülkede bir kamu işçisi, alın teriyle çalışan bir baba ya da bir anne çocuğuna süt, yumurta, bir ayakkabı dahi almakta, evinin ihtiyaçlarını, geçimini sağlamakta zorlanıyorsa bunun sorumlusu hükümettir. Buradan hükümete açık ve net çağrımızdır: Bu sessizlik artık kabul edilemez. Masaya gelecek teklif bir lütuf değil, sosyal devletin bir gereğidir. Emekçiyi oyalamak, belirsizlik içinde bekletmek, sosyal barışa zarar verir. Bizim sabrımızı sınamayın. Biz bu ülkenin üretim gücüyüz, binlerce çalışan kamu işçisi adına konuşuyoruz. Alın terinin hakkını alıncaya kadar susmayacağız. Kamuoyunun da; bu adaletsizliğe sessiz kalmayacağına inanıyoruz. Bu mesele; yalnızca işçinin meselesi değil, bu mesele, herkesin meselesidir, ülke meselesidir. Çünkü bugün, ağırdan aldığınız, sustuğunuz, görmezden geldiğiniz, alın teriyle çalışan işçiler, kamu hizmetlerinin temel taşlarıdır. Gece gündüz demeden, her koşulda çalışan biz emekçiler sayesinde kamu düzeni aksatılmadan sürmektedir. Sözün özü şudur, açık ve nettir. Biz emeğin karşılığını istiyoruz. Beklemeye, oyalanmaya, belirsizliğe tahammülümüz kalmamıştır. Her geçen gün cebimizden eksilen soframızdan alınandır. Hükümet en kısa zamanda teklifini masaya koymalı, bu süreci uzatmadan, adil ve kabul edilebilir bir çözümle sonlandırmalıdır. Biz buradayız. Birliğimizden, emeğimizden ve haklı talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Biz teklifimizi sunduğumuz günden bugüne sadece takvim değişmedi, marketteki etiket değişti, kira değişti, mazot değişti… Kısacası alım gücü düştü, geçim derdi büyüdü. Üç ay önce sunduğumuz teklif bile bugün eridi, gitti. İşçi, bekledikçe kaybediyor. Bu sessizlik, emeğe yapılan haksızlıktır. Yaşanan enflasyonun sebebi biz değiliz. Krizin de nedeni biz değiliz, bedelini de biz ödemeyiz. Sayın Maliye Bakanı. “Kötü günler geride kaldı” dedi. Peki iyi günler nerede? İyi günler geldiyse, neden biz hissetmedik. Kötü günler geride kaldıysa, biz hala neden geçinemiyoruz? İyi günler geldiyse, işçiye neden hala yok. Emeğin hiçe sayılmasına, görmezden gelinmesine, sessiz kalmayacağız. En kısa zamanda hükümet tarafından müzakere edilebilir bir teklif sunulmazsa, müzakere ve arabulucu süreci sona eren her iş yerinde, yasal hakkımızı kullanarak üretimden gelen gücümüzü kullanacağız. 81 ilde kamu iş yerlerinde eylem planlarımızı tek tek hayata geçireceğiz. Hükümete çağrımız nettir. Artık oyalamayın, işçinin sabrı tükendi. Bu masa susarsa, meydanlar konuşur. Emeğin gücü susturulamaz. Hak verilmez alınır deriz, emekten ve üretimden gelen gücümüzü sonuna kadar kullanırız. YAŞASIN İŞÇİLERİN BİRLİĞİ, YAŞASIN BİRLİK VE DAYANIŞMA MÜCADELEMİZ. Bu duygularla hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Basın açıklamasının tamamını aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz.

TÜRK-İŞ

42,039 görüntüleme • 1 yıl önce

Sinek 9’lusu ve 400 Vekil Pazarlığı !! 🎙Meclis’te bekleyen 9 fezleke var. Peki neden bekletiliyor ? ✍️ Türkiye siyasetinde bir süredir alıştığımız bir tablo var: Hem siyasetten hem ticaretten beslenen bir kesim, perde arkasında çok derin bir hesaplaşma yürütüyor. Bugün iktidarın da muhalefetin de önünde aynı soru duruyor: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeniden aday olabilir mi? Yanıt belli: Evet, ama ancak Meclis kendi kendini feshederse! Bunun için 400 milletvekilinin oyu gerekiyor. Masadaki Pazarlık İşte tam bu noktada fezlekeler devreye giriyor. Bekletilen dosyalar, bir garanti gibi tutuluyor: “Ver desteği, al özgürlüğü!” Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin en karanlık koridorlarında dolaşıyor. Sinek 9’lusu ve Pazarlık Kamuoyunda “Sinek 9’lusu” diye bilinen isimlerin ortak tablosu artık gizli değil, apaçık önümüzde: Medyaya yansıyan borç dosyaları, kapanmayan senetler, rant ilişkileri ve şaibeli bağlantılar… Bu kişiler için fezlekeler yargı konusu değil, siyasi pazarlıklarla yakayı sıyıracakları birer KİŞİSEL dert. (Dikkatinizi çekerim; toplumsal bir pazarlık değil, kişilerin kendi şahsi meselelerinden yakayı kurtarmak için yaptıkları bir pazarlık.) Bugün dosyalar rafa kaldırılmışsa, bunun tek nedeni vardır: AKP ile yapılacak pazarlıklarda kullanılacak birer koz olmaları. Kısacası oyun açıktır: “Yargıdan kaçmak için destek ver, özgürlüğünü kurtar.” Kendi özgürlüklerini korumak için Meclis’i ipotek altına alan bu siyaset tüccarları, Türkiye’nin geleceğini kendi senetleri ve borçları kadar değersizleştirmiş durumda. Biz de Türkiye olarak "Sinek 9'lusunun siyaseti bir kumar masasına nasıl da çevirdiklerini izliyoruz." Bu kumar masasında Sinek 9'lusunun kpzu ise meydanlarda bedenini ortaya koyacak olan halk. Seçmen ise birilerini bireysel borç, senet, suç gibi belalardan kurtarmak için gaz yediğinin, coplandığının, göz altına alındığının farkında değil. Çakma Değişimciler ve CHP’nin Çöküşü Uzun süredir yazıyorum, tekrar altını çizeyim: CHP içindeki çakma değişimciler, partiyi güçlendirmek yerine sürekli tartışmalarla, yönetim boşluklarıyla ve çeşit çeşit şaibe ile partiyi zayıflattılar. Belediye başkanlarının yargı önüne çıkarılmasına zemin hazırladılar. CHP'yi kayyumluk hale getirdiler. Üstelik halk bir umut ışığı olarak onların gözünün içine bakarken. Partiyi denetimsiz ve korumasız bıraktılar. En iyi muhalefetin “etkisiz” muhalefet olduğuna inandılar. Bu süreç, partiyi hem zayıflattı hem de ayrıştırdı. 📢 Bugün yaratılan bu kırılgan ortam, ileride Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden partiye dönmesi halinde yine onun omuzlarına yıkılacak. Kemal Kılıçdaroğlu bugüme kadar hep olduğu gibi başkalarının hatalarının ceremesini çekecek. Zayıflatılmış bir CHP’yi devralacak ve ardından, kendi yarattıkları başarısızlığın günahını yine Kılıçdaroğlu’na fatura edecekler. Nasıl olsa algı tekniklerini öğrendiler ve pratiğini yapıp uzmanlaştılar. 🗳️ Erken Seçim Senaryosu Erken seçim masada. Adaylar uçuşacak, medya aparatları sahneye çıkacak, kitleler yönlendirilecek. Ve “Sinek 9’lusu” bu süreçte hem kendi fezlekelerini düşürtecek hem de Kılıçdaroğlu’nun adayını zayıflatacak. 🗡 Bir taşla iki kuş! 🔚 Son Söz Özgürlüğün bir bedeli olacak, ama bu bedeli onlar ödemeyecek. Bedel ödeyenler yine içeride tek başına kalanlar olacak. Onlar hem cezaevinden kurtulacak hem de Kılıçdaroğlu’ndan intikam alacak. Türkiye’nin siyasi geleceği, Meclis’te bekleyen fezlekelerin gölgesinde şekilleniyor. Sorulması gereken soru şu: Gerçek bir arınma mı yaşayacağız, yoksa bir kez daha hülle ve şaibe mi kazanacak? 1️⃣ Ali Mahir Başarır ali mahit 2️⃣ Ensar Aytekin Ensar Aytekin 3️⃣ Gökhan Günaydın Gökhan Günaydın 4️⃣ Nurhayat Altaca Kayışoğlu Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU 5️⃣ Özgür Karabat Özgür KARABAT 6️⃣ Özgür Özel Özgür Özel 7️⃣ Turan Taşkın Özer Av. Turan Taşkın Özer 8️⃣ Umut Akdoğan Umut Akdoğan 9️⃣ Veli Ağbaba Veli Ağbaba

Çₑₜᵢₙ SAĞSÖZ

13,570 görüntüleme • 11 ay önce

#YENİParti İstanbul İl Başkanlığı çağrısıyla binlerce kişi, Tuzla'da "Millet İradesine Saygı" pankartıyla yürüdü. #Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl'ün parti değiştirerek AKP'ye geçmesini protesto etti. YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik (Özgür Çelik) AKP İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir'e seslendi: 🔺️"Hadi ver mahkemeye hesaplaşalım! Ver mahkemeye hesaplaşalım!" "Ne dedik? "Ya rozet ya kelepçe" baskısına boyun eğenler... "Ya AK Parti’ye katıl ya hapse atıl" baskısına boyun eğenler... Tuzla’da, Çekmeköy’de, Şile’de... Ne yaptılar? Ne yaptılar Tuzla’da, Çekmeköy’de, Şile’de? Birisi diyor ki: "Beni" diyor "çocuğumla tehdit ettiler." Başka birisi diyor ki (İlçe başkanım burada şu anda yanımda): "Bana" diyor "bir hafta önce, AK Parti’ye katılmadan bir hafta önce geldi, dedi ki: 'Başkanım' dedi, 'sana deseler ki ya bize gel ya hapse gireceksin, ne yaparsan?' Benim aslanlar gibi ilçe başkanım, ne yapacağım, gider cezaevine girer, direnirim, ayakta dururum." O da...O da benim ilçe başkanıma ne dedi? "Bekara karı boşamak kolay." Bir kere benim ilçe başkanım 40’lı yaşlarda, daha çocukları küçük, bekar da değil. Kendisi de belli bir yaşın üzerine gelmiş. Çocuklarını tehdit etmekle, kendilerini tehdit etmekle, hapse atılma korkusuyla Tuzla’da, Şile’de, Çekmeköy’de bu ilçelerimizin iradesini satanlar; bir korkuyla, bir telaşla, bir endişeyle Tuzla sokaklarında, Şile sokaklarında, Çekmeköy sokaklarında başları önde yürürler. Akşam evine gittiklerinde, akşam evine gittiklerinde evlerinde de rahat uyuyamayacaklar. Çünkü vicdanları onların evlerinde rahat uyumasına izin vermeyecek. Vicdanları onların evlerinde rahat uyumasına izin vermeyecek. 🔺️Şimdi göz hizasında Tuzla’yı konuşacağız. 🔴 Önce bugün bir şey oldu. Transferlerle belediyelerimize çökenler, milli iradeye saygısızlık yapanlar bugün Üsküdar’a çökmeye çalıştılar. Üsküdar’da bir seçim sonucu gerçekleşti. Bizim adayımız Sibel Tan Çetinkaya, kendisine verilen geçerli 22 oyu alarak Meclis Başkanvekili seçildi. Belediye Başkanvekili seçildi. 🔺️Şimdi, İstanbul’un muhalefet partisi İl Başkanı, Türkiye’nin azınlık partisinin İl Başkanı seçimden sonra şöyle ifadeler kullandı: "Efendim, Yeni Parti İl Başkanı'nın Üsküdar seçiminde ne işi var?" 🔺️Muhalefet partisinin İl Başkanı'na buradan sesleniyorum: Evet, ben Yeni Parti'nin İstanbul İl Başkanı'yım. Ben oraya Üsküdar halkının iradesine sahip çıkmaya gittim! Zalimin zulmüne, zemherinin ayazına uğramış kim varsa onun yanındayım, yanında olmaya da devam edeceğim. Diyor ki: "Burada Yeni Parti'den hiç Meclis üyesi yok, Yeni Parti'nin İl Başkanı'nın burada ne işi var?" Bir kere orada eski partiden istifa etmiş, Yeni Parti’ye üyelik başvurusunda bulunmuş Meclis üyeleri var. Orada Yeni Parti’ye geçmek için istifa etmiş Meclis üyeleri var. Ben o Meclis üyelerimin yanında yer aldım. Bir başka şey: "Efendim, Meclis üyeleri baskı altına alındı" diyor bugün. Meclis üyelerini iki operasyon arasında bir tezgah kurarak kim baskı altına aldı, üçüncü tur oylamada hepimiz gördük. Önce Üsküdar’da bir operasyon yaptılar ve orada Meclis üyeleri üzerinden bir süreç yürütmüşler. Bunu da gizli kapaklı yürütmüşler, üçüncü tura kadar bu durum ortaya çıkmadı. Biz her biriyle tek tek konuşmalar, görüşmeler yapıyoruz günlerdir. Üçüncü turda bir bölüm Meclis üyesinin oylarını kendi adaylarına verdirmek için baskı yaptıkları, tehdit ettikleri ortaya çıktı. Çıkmış diyor ki: "Mahkemeye vereceğim, dava açacağım." Azınlık partisinin, İstanbul’un muhalefet partisinin İl Başkanı'na buradan söylüyorum: Ver mahkemeye, hangi devlet kurumları kullanılarak belediye meclis üyeleri tehdit edilmiş bunların hepsi ortaya çıksın! 40 tane Meclis üyesinin içerisinde çıktı Meclis üyesi, 40 tane şahidin yanında "Bana şöyle şöyle bir teklifte bulundular, bunun için oy vermek zorunda kaldım" dedi. Hadi ver mahkemeye hesaplaşalım! Ver mahkemeye hesaplaşalım!"

Fatoş Erdoğan

29,290 görüntüleme • 22 gün önce

‼️KAMUOYUNA‼️ 🟥EYT’liler Ekonomik Yük Değil Sosyal Adaletin Temsilcisidir‼️ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Prof. Dr. Vedat Işıkhan ın #EYT düzenlemesiyle ilgili yaptığı açıklamalara istinaden❗️ 📌EYT meselesi KÖKTEN ÇÖZÜLMEDİ. Söz verilmesine rağmen 2 hakkımız masada bırakıldı. O sistemde kalan 2.5 milyonun 1.5 milyonu söz verilip, eksik primlerini tamamlamak için borçlanan, ancak yasa eksik çıkınca ortada bırakılan, banka hacizlerine konu olan, hayatları karartılan, sefalete sürüklenen ve yaşam mücadelesi veren mağdur EYT lilerdir. 📌Halen daha meseleyi çözdük denilmesini REDDEDİYORUZ ‼️ 📌2025 itibariyle yaklaşık 2.5 milyon vatandaşımız EYT kapsamında emekli olmuş, bir o kadarının da başvuru yapmadığı tahmin edilmektedir. Toplamda 5 milyon kişilik bir kitleden söz edilirken, bu vatandaşlarımızın “ekonomiye yük” olarak tanımlanması hem teknik hem de etik açıdan kabul edilemez❗️ 📌Genç Emekliler ne demek ⁉️ Çalışma hayatına 2 şartla Devletimizin güvencesi ile başladık. 🔷️Kadınlar 20 hizmet yılı-5000 Prim 🔷️ Erkekler 25 hizmet yılı-5000 Prim ✅️8 Eylül 99 da 4447 sayılı kanunla Emeklilik yaşı yükseltilirken, Yasa mevcut çalışanların aleyhine doğru geriye işletildi❗️Eşi benzeri olmayan bir haksızlığa imza atıldı. 18 inde sisteme giren kadın 38 inde, 30 yaşında işe giren kadın 50 yaşında Emekli olur. Garip olan nedir ⁉️ 🔍 Gerçek Maliyet Ne? Sayın Bakan’ın ifadesiyle EYT’nin 2023–24 maliyeti 844 milyar TL 2025 için ise 1.2 trilyon TL olarak belirtilmiş. Ancak bu rakamlar, yıllarca prim ödeyerek emeklilik hakkı kazanmış vatandaşların kendi birikimlerinin karşılığıdır‼️ EYT’liler uzaydan gelmedi. Bu sistemin içinde çalıştı, üretti, prim ödedi. Bugün aldıkları maaşlar, sosyal güvenlik sistemine yaptıkları katkının doğal sonucudur‼️ 📊 SGK Bütçesi Gerçekten %67 Emekli Aylıklarına mı Gidiyor? Bu oran, SGK’nın toplam giderleri içinde emekli maaşlarının payını ifade ediyor olabilir; ancak SGK’nın gelir kalemleri arasında aktif çalışanlardan gelen primler, devlet katkıları ve diğer sosyal sigorta gelirleri de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu oran, sistemin sürdürülebilirliğini sorgulamak için tek başına yeterli değildir.‼️ 📌Primlerimize Ne Oldu⁉️ EYT’liler yıllarca çalıştı, prim ödedi. Bu primler SGK’nın gelir hanesine yazıldı. Bugün alınan maaşlar, bu primlerin karşılığıdır. 📌Yasa çıkmasaydı emekli olmayacak mıydık? Sisteme girmeyecek miydik ⁉️ 📌Vatandaşlar zaten emeklilik hakkını kazanmıştı.Çıkarılam Yasa 24 yıldır el konulan hakkın kısmen kullanılmasını mümkün kıldı‼️ 🔵Çalışmaya Devam Eden EYT’liler; Sayın Bakan’ın da belirttiği gibi, EYT’lilerin önemli bir kısmı çalışmaya devam ediyor. Bu durum SGK’ya ek prim geliri sağlıyor. Yani EYT’liler hem maaş alıyor hem de üretmeye devam ediyor. Bu tablo sistemin çökmediğini aksine, çalışan emeklilik modelinin katkı sunduğunu gösteriyor❗️ 📌Ve ayrıca 16.881 TL sadaka gibi maaş verip nasıl çalışmasınlar ⁉️ 🔴Ev kirasının maaştan yüksek olduğu bir ülkede yaşıyoruz❗️ 🔵 Sistemde kalmaya davet ediyorsanız; 📌Önce Çalışma Koşullarını Düzenleyin! Hem mevcut çalışanlar, hem de #Emekli çalışanlar arasında güvencesiz, düşük ücretli, kayıt dışı veya sosyal haklardan yoksun işlerde istihdam edilenlerin oranı küçümsenemez. Ekmek parası uğruna, İşçi Sağlığı ve Güveliğine aykırı çalışma koşulları sebebiyle hayatını kaybeden binlerce vatandaşımız var ‼️ Bu tabloyu görmeden yapılan davetler, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğini değil, bireyin tükenişini teşvik etmektedir. ‼️ SONUÇ 🔷️ EYT’liler, sosyal güvenlik sisteminin yükü değil, yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, haklarını 24 yıl kısmen alabilmiş VATAN EVLATLARIDIR ❗️ Onları ekonomik yük gibi göstermek, hem sosyal adalete hem de kamu vicdanına aykırıdır❗️ Gerçekleri çarpıtmadan, şeffaf ve adil bir kamu iletişimi istiyoruz❗️ #EmekliBuradaHükümetNerede #5000KısmiyeSözünüzNerede Recep Tayyip Erdoğan Cevdet Yılmaz Mehmet Simsek Özgür Özel Müsavat Dervişoğlu Dr. Fatih Erbakan Ümit Özdağ Ahmet Davutoğlu Ali Babacan Erkan BAŞ ENSONHABER

EYT & EF Arzu LASTİKCİ

16,074 görüntüleme • 11 ay önce

Özgür Özel'in dış politikadaki öngörüsüzlüğünün yanı sıra insanı rastgele güldüren bir şanssızlığı da var. (Aslında nasipsizlik) Ne zaman yolsuzluk savunmaktan sıkılıp dış politikaya girse, ilk adımını atar atmaz mayına basıp patlıyor. Esed'le anlaşmaktan başka yol yok dediği gün, adamın 40 senelik saltanatını bırakıp kaçması gibi bugün de Erdoğan'ı "İran'ı yeterince desteklememekle" eleştirdiği dakikalarda İran Cumhurbaşkanı, desteklerinden dolayı Erdoğan'a teşekkür paylaşımı yaptı. Ayarlasan bu kadar denk getiremezsin. Tabi bir de Türkiye Amerika ilişkilerine dair eleştirileri var ki, CHP'nin akıl düzeyinin hiçbir zaman devleti yönetmeye yetmeyeceğinin ispatı gibi. Özgür Özel şu an kurusıkı bir Amerikan karşıtlığı yapıyor ama 15 milyon imzalı peçete ile cumhurbaşkanı adayı ilan ettikleri Ekrem İmamoğlu, bundan daha bir kaç ay önce (11 Aralık 2025'te) ABD basınına yazdığı makalede Erdoğan'ı ABD ile ilişkileri zaman zaman bozduğu için eleştiriyor ve ABD'ye istikrarlı bir dostluk ve her konuda işbirliği sözü veriyor. Yani CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Amerikancılık, Genel Başkanı ise Anti Amerikancılık yapıyor. Bir partinin genel başkanı, partisinin dış politikasını unutur yahu? "Türk hükümeti, ABD ile yaşanan gerilimlerin, Başkan Donald Trump'ın Beyaz Saray'a geri dönmesiyle sona erdiği yanılgısına kapılmış durumda. Ancak Trump ve Erdoğan arasındaki kişisel ilişki eşitsizdir ve istikrarlı bir iş birliğini garanti etmemektedir. İlişkiyi daha sağlam bir zemine oturtmak için Türkiye, düzenli stratejik diyaloglar yürütmeli ve ABD ile savunma modernizasyonu, ileri teknolojiler, terörle mücadele ve enerji güvenliği konularında iş birliği için çalışma düzeyindeki kanalları güçlendirmelidir. Daha kurumsallaşmış bir ilişki, Türk ve Amerikan çıkarlarını korumaya, endişe duyulan alanları ele almaya ve Trump yönetimi de dahil olmak üzere Washington'daki herhangi bir yönetime Türkiye'de daha güvenilir bir ortak kazandırmaya yardımcı olacaktır." Ekrem İmamoğlu Soldaki videoda CHP'li Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu'nun TBMM kürsüsünden yaptığı konuşmanın bir bölümü var. CHP'li Saraçoğlu, kürsüden Türk tarihin en Amerikancı konuşmasını yapıyor. “Biz Amerikalıların fikirlerini, Amerika devlet adamlarının sözlerini bizim sayacak kadar kendimizinkilere yakın buluyoruz.” Bu arada Saraçoğlu CHP'nin en Türkçüsü. Yani aslında bugün yaşadıkları tutarsızlık bugüne ait değil. Yüz sene önce Osmanlı'dan kurtulur kurtulmaz hayvani bir açlıkla içine atladıkları Batı kültürünü, düzensiz ve kuralsızca bütün hücrelerine kadar doldurdukları için hepsi her konuda birbirinden farklı düşünen Batıcılar olmuşlar. Batılı fikirleri metodolojik bütünlükten yoksun bir şekilde edindikleri için, zihinlerinde nesilden nesile aktardıkları kavramsal karmaşalar yaşıyorlar. İşte CHP'de Amerika karşıtı ama İngiltere yanlısı bir anti kapitalizm, Kürt ve Arap düşmanı bir sosyalizm, İnanç özgürlüğüne karşı çıkan bir demokrasi anlayışı gibi mutant fikirlerin ortaya çıkmasının sebebi de sanırım bu. Ama bundan daha korkuncu da var. 1943 yılında Şükrü Saraçoğlu, bu defa üç buçuk milyon TC vatandaşının hayatını İngiltere'nin sadaka olarak verdiği 80 bin ton buğday sayesinde kurtardıklarını anlatıp kürsüden İngilizlere şükranlarını sunuyor. Dört senedir savaşan İngiltere, savaşa hiç girmeyen Türkiye'ye buğday yardımı yapmış. 12 bin senedir tarım yapılan Anadolu'da açlıktan ölmeyecek kadar buğday yetiştirmeyi bile beceremeyen CHP iktidarının mebusları, kurtarıcıları İngilizleri çılgınca alkışlıyor. 1977'de CHP'li Başbakan Bülent Ecevit, 150 milyon dolar kredi alabilmek için Türkiye'nin silolarındaki bütün tarım ürünlerini bir Amerikan bankasına rehin olarak veriyor. Tarihin en şanlı milletini yedi düvelin kapısında dilendiriyorlar. İşte bu rezil zihniyetin son genel başkanı Özgür Özel, ömrünü adayarak Türkiye'yi yeniden özüne döndüren Recep Tayyip Erdoğan'ı acziyetle suçluyor. İnsan şu tabloya bakınca Reis'in merhametine ve sabrına gerçekten hayret ediyor. Bütün devletlerin korkunç bir hızla silahlandığı, belki de tarihin en büyük savaşına doğru gittiğimiz şu süreçte bir an için devleti bu kafanın ⤵️ yönettiğini düşünsenize.

Abese İrca

26,412 görüntüleme • 5 ay önce

KAMUOYUNA SAYGIYLA DUYURULUR TÜRK-İŞ, 24 Aralık 2024 tarihinde almış olduğu kararla; Asgari Ücret Tespit Komisyonu gerçek anlamda adil ve demokratik bir yapıya kavuşturulana kadar komisyon çalışmalarına katılmayacağını kamuoyu ile paylaşmıştır. Bu doğrultuda, konfederasyonumuzun bugün (12 Aralık 2025 Cuma) gerçekleştirilen Asgari Ücret Tespit Komisyonu Toplantısına katılmama yönündeki gerekçeleri, TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan AĞAR tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yazılı olarak yeniden iletilmiştir. Bu çerçevede basın mensuplarına açıklamalarda bulunan AĞAR, kararı şu ifadelerle kamuoyuna duyurmuştur: “TÜRK-İŞ, 1974 yılından bu yana Asgari Ücret Tespit Komisyonunda işçileri temsil etmektedir. Ancak Komisyonun mevcut yapısı, yıllardır işçilerin karar süreçlerinde etkili bir şekilde yer almasına imkân tanımamakta; kararlar çoğunlukla hükümet ve işveren kesiminin oylarıyla alınmaktadır. TÜRK-İŞ, 24 Aralık 2024 tarihinde aldığı kararla; Komisyon gerçek anlamda adil ve demokratik bir yapıya kavuşturulana kadar komisyon çalışmalarına katılmayacağını kamuoyu ile paylaşmıştır. 24 Aralık 2024 tarihinden buyana geçen yaklaşık bir yıllık sürede Komisyonun yapısı ve işleyişine ilişkin hiçbir iyileştirme yapılmamıştır. Bu nedenle TÜRK-İŞ, almış olduğu kararın arkasındadır ve 2026 yılı Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarına katılmayacaktır. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun üye sayıları ve yapısı tartışılabilir olmakla birlikte, asgari ücretin seviyesini belirleyen esas unsur ekonomik göstergelerin gerçeğe uygun biçimde değerlendirilmesidir. Bu nedenle, üye sayılarındaki değişimlerden bağımsız olarak, ücret tespitinin ekonomik veri temelli yapılması zorunludur. Geçtiğimiz yıl TÜİK tarafından açıklanan yüzde 44,38 oranındaki enflasyona rağmen asgari ücrete yalnızca yüzde 30 oranında zam yapılmıştır. Yapılan zam enflasyon oranının altında kalmıştır. O günden bu yana temel ihtiyaç ürünlerinde fiyat artışları hız kesmeden devam etmiştir. Gıda, kira, eğitim ve ulaşım giderlerinde yaşanan yüksek fiyat artışları hane bütçesini ağır biçimde baskılamaktadır. Elektrik, doğal gaz ve suya yapılan zamlar da bu baskıyı daha da artırmaktadır. Asgari ücretin düşük belirlenmesiyle birlikte, işçi ve ailesi başta zorunlu tüketim ürünleri olmak üzere tüm harcama kalemlerinde ardı ardına gelen fiyat artışlarıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu durum, işçinin ücretinin hızla eridiğini ve alım gücünün her geçen gün daha da düştüğünü açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ortaya çıkan ekonomik tablo yalnızca çalışanları değil, yıllarca prim ödeyen ve ülkenin kalkınmasına emek vermiş olan emeklileri de derinden etkilemiştir. Türkiye ekonomisi son yıllarda büyümekte; Gayri Safi Milli Hasıla artmakta ve kişi başına düşen gelir yükselmektedir. Ancak bu büyümenin oluşturduğu refah, çalışanlara ve emeklilere yansımamakta; gelir artışı toplumun geniş kesimlerine ulaşmamaktadır. Buna karşılık dolar milyarderi sayısının her yıl artması, zengin ile yoksul arasındaki uçurumun daha da derinleştiğini göstermektedir. Bir kesim servetine servet katarken, milyonlarca işçi ve emekli temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanmaktadır. Bu nedenlerle; asgari ücret belirlenirken öncelikle geçtiğimiz yıl karşılanmayan yüzde 14,38’lik enflasyon kaybı tam olarak telafi edilmelidir. Buna ek olarak gıda, ulaşım, kira, eğitim ve fatura kalemlerinde art arda yaşanan yüksek fiyat artışları ile gerçekleşen enflasyonun yol açtığı kayıplar eksiksiz biçimde karşılanmalıdır. Tüm bunların ötesinde, ekonomik büyümenin oluşturduğu refahın işçiye yansıtılmasını sağlayacak ilave bir artış yapılması zorunludur. Asgari ücret tartışmalarının başladığı her dönemde bazı işveren çevrelerinin, “asgari ücretin bir geçim ücreti olmadığı” yönünde açıklamalar yaptıkları bilinmektedir. Önceki dönemlerde bu söylemin Komisyon tarafından benimsenmesi sonucunda, asgari ücret ülkemizde fiilen bir taban ücret olmaktan çıkarak ortalama ücret seviyesine dönüşmüştür. Bugün çalışanların yarısından fazlası ya asgari ücretle ya da asgari ücrete çok yakın bir ücretle çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu durum, ücret skalasının daralmasına, mesleki kıdem ve vasıf düzeylerinin ücretlere yansımamasına yol açmaktadır. Mevcut eğilim sürdüğü takdirde çalışma barışının bozulmasıyla birlikte nitelikli işgücünün de asgari ücret seviyesine sıkışması riski ortaya çıkacaktır. Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen “Asgari ücret artarsa enflasyon artar” iddiası, ekonomik verilerle ve enflasyonun temel dinamikleriyle uyumlu değildir. Geçtiğimiz yıllarda enflasyon olağanüstü düzeyde yükselmiş, 2025 yılında ise artış hızı yavaşlamakla birlikte enflasyonun yükselişi devam etmiştir. Enflasyonun artış hızının azalması, enflasyonun düştüğü anlamına gelmemektedir. 2025 yılının Temmuz ayında asgari ücrete herhangi bir artış yapılmamasına rağmen fiyatların yükselmeyi sürdürmesi, enflasyonun kaynağının ücretler olmadığını açık biçimde göstermektedir. Dolayısıyla enflasyonu yalnızca asgari ücret artışına bağlamak, ekonomik sorunların yapısal ve çok boyutlu nedenlerini göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Bunun yanında, asgari ücret artışının istihdamı azaltacağı yönündeki söylemler de gerçekçi değildir; Sendikal örgütlenmenin olmadığı işyerlerinde bir işçi zaten iki ya da üç işçinin işini yapmaya zorlanmakta, ağır çalışma koşulları iş sağlığı ve güvenliğini ciddi biçimde tehdit etmektedir. Buna ek olarak, çalışma hayatında çocuk işçiliği halen yaygın şekilde sürmekte; okulda olması gereken, parkta oynaması gereken çocuklar ağır koşullarda çalıştırılmaktadır. Gebze Diloavası’nda meydana gelen yangında yaşamını yitiren çocuk işçiler, bu vahim durumun en çarpıcı örneğidir. Bu tablo karşısında, asgari ücret artışının istihdam kaybına yol açacağı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Yoksulluğu ve hayat pahalılığını en ağır biçimde yaşayan asgari ücretliler, işsizler ve emekliler için insan onuruna yaraşır bir gelir düzeyi sağlamak Devletin temel sorumluluğudur. Her bireyin insanca yaşama hakkı, sosyal devlet ilkesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, işçilerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek, yaşam kalitesini koruyabilecek ve geleceğe güvenle bakmalarını sağlayacak gelir politikalarının hayata geçirilmesi zorunludur. TÜRK-İŞ, bu hakkın eksiksiz biçimde tanınması ve uygulanması için kararlı mücadelesini sürdürecektir. TÜRK-İŞ olarak toplumun en temel hakkı olan adil gelir ve yaşanabilir ücret için tüm kesimleri sorumluluk almaya ve gerçekçi adımlar atmaya davet ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.“ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan AĞAR’ın açıklamasının tamamını aşağıdaki videomuzdan izleyebilirsiniz.

TÜRK-İŞ

38,225 görüntüleme • 8 ay önce

Yönetim kurulu,Kamu oyuna ve Halkımıza; Biz KFC TÜRKİYE VE PİZZA HUT ADINA adına yıllarını vermiş, hatta yılları toplasak bir ömür edecek insanlar olarak bugün burada toplandık. İş gıda adı altında çalıştığımız süreçte, haklarımızdan, huzurlu çalışma ortamından,güvenilirlik ve doğrulur esaslarından uzak tutulduk. Önceliğini her zaman insanlara adamış bu firmalarda, ne yazık ki insan kavramı artık yok sayılıyor. KFC ve Pizza Hut franchise sözleşmesinin feshedilmesiyle sarsılan İş Gıda, 7.7 milyar TL borçla Konkordato başvurusunda bulundu. İş Gıda A.Ş. tarafından yapılan (iflas çağrısı/konkordato) suni olup, şirketin geçmiş kayıtlarının incelenmesi gerekmektedir. Krispy Kreme, ve İş Teknik'e devredilen maddi ve gayri maddi varlıklar incelenmelidir. Maddi zorluklar yaşadığımız süreçte Peyman'dan alınan kredinin farklı amaçlar için kullanıldığını düşünmekteyiz. Ve ek olarak ilkem şahine ait olan Jant fabrikası, tedarik sorunları yaşadığımız bir dönemde satın alındı. Maddi ve manen zorlandığımız bu dönemde Krispy Kreme şubeleri açıldı. Burada ocak ayında günlerce çalışmış olup şirket tarafından maaşını alamayan insanlar mevcutken, Krispy Kreme çalışanlarına geçen ay ikramiye verildi. Sayın ilkem Şahin.;"Çocuğunuzun yemeği için savaştığınızı söylüyorsunuz ama konkordato kararından önce iş gıda a.ş çatısı altında olan Krispy kreme firmasında krispy creme üretim a.ş firması olarak ünvan değişikliğinde bulundunuz. 23 Ocak tarihinde Krispy Kreme şubelerini Gökçe Elif Şahin isimli kişi adına devrettiğinizi görmekteyiz, ve belgelerle kanıtlıdır. Bu olay üzerinden birkaç gün sonra da Konkordato kararı alındı. Planlı olarak bu işlemlerin yapıldığını düşünmekteyiz, ve göz önüne sermektesiniz. Sizin hiç vicdanınız ve korkunuz yok mu?" Bu kadar insanın emekleri ve senelerce ödenmeyen primleriyle 50 milyonluk bir malikane satın alındı, nasıl rahat oturuyorsunuz?” 5 Şubat tarihinde Rüzgarlıbahçe de bulunulan ana binadaki bütün eşyaların boşaltıldığını ve kaçırıldığını gözlemliyoruz. Kar/zarar raporlarında gösterilen giderlerin hiçbiri ödenmemiştir. Şirket içi firmalar dışında birçok firmaya da borçlusunuz. Belirtilen hususlar firmaya aittir ve araştırılmalıdır. "Yeni evlenen, kira ödeyen, kredi borcu olan, çocuklarını okula gönderen binlerce insan var. Maaşlarımızın garanti fonundan karşılanacağı söylendi, fakat garanti fonunun da 3 Ayın sonunda ödenecek yapacağı, şirkete atanan komiserler tarafından belirtiliyor. Soruyorum sizlere 3 ay boyunca maaş gelmeden nasıl geçineceğiz? Bu çalışanlar YUM markalarına, KFC ve Pizza Hut markalarına güvenerek şirkete katıldılar. Ancak markanın asıl sahibi Yum brands geçmişteki tüm haklarını İş Gıda'ya devretti bizi ve binlerce insanı kaderine terkettiler. Yum Brands’ın kendini geri çekme sebebi nedir? Biz, binlerce çalışanımız hala Yum markalarından olumlu haberler bekliyoruz. Türkiye Harekâtı ile ilgili olarak size gelin ya da gidin demiyoruz, sadece hayatımızı buna göre planlayabilmemiz için sizden net bir ifade istiyoruz. Bu süreçte farklı bir firmada çalışamıyoruz, çünkü sözleşmemizde farklı bir firmada izinsiz çalışmamız halinde, iş akdimizin haklı sebeple sonlandırabileceğini belirtmiştiniz. Bu süreçte farklı bir firmada sigortalı olarak çalışabilecek miyiz? Bizler, binlerce KFC ve PH çalışanı, İş Gıda'nın devralması ve süreci her geçen gün yanlış yönetmesi, sadece kendi finansal çıkarlarını tasarlayıp şirketi bu konuma getirmesi sonrası mağdur ve terk edilmiş durumdayız. Bize net bir açıklama yapılmadı. Şu anda algı yönetimi ve kurbanı oynama iş gıda ve Yum brands üzerinde yapılıyor. Tasarlanan her şey tamamen şirketin kendi çıkarları için olup, devletimizin kandırılması söz konusudur. İlkem Şahin 6 ay önce yılın İş İnsanı seçilerek, bir ödül aldı. Şiddetle kınıyoruz. Sözün bittiği yerdeyiz. Sayın İlkem Şahin Üst ve alt şirketlerdeki ilişkilerin bozulmuş olmasından iş ve işçiler kesinlikle sorumlu değillerdir. Ailelerimizle birlikte yaklaşık 25.000 insanın mağduriyete ve açlığa terkedilmiş olmalarını nasıl seyrebiliyorsunuz? Haksız bir şekilde mahkeme ve kayyumlarla zaman kazanarak bizleri oyalamayın. Buradan hükümet ve kamuoyuna yetkililerine de sesimizi duyurmak istiyoruz. Ulusları arası dev şirketler ve onların buradaki ortaklıkları nasıl oluyor da bir anda alicengiz oyunları oynanarak bozuluyor ve biz işçileri bir anda ortalıkta bırakıp kayboluyorlar. Gözümüzün içine bakarak bizleri açlığa ve yoksulluğa sürüklüyorlar. Ana yasada, iş kanununda olan haklarımızın, iş ve işveren arasındaki ilişkilerin denetlenmemesinin şaşkınlığı ve üzgünlüğü içerisindeyiz. Bugün burada halkımıza ve kamuoyuna sesimizi duyurmayı hedefliyoruz. Haftalardır sorunlarımıza çözüm bulunacağı nedeniyle sabretmekte ve beklemekteyiz. Fakat gün geçtikçe görüyoruz ki, Herşey gittikçe lehimize hitap edecek bir şekil almaya devam ediyor. Çoluk çocuğumuzun geleceğini,yıllara dayanan emeklerimizin değerlerini kimseye bırakmayacağımızı ve hakkımızı sonuna kadar savunacağımızı burada bulunan Recep Tayyip Erdoğan Veli Ağbaba Cemal Enginyurt Özgür Özel

𝕋.ℂ. Ü𝕝𝕜ü𝕔ü 𝔹𝕒ş𝕜𝕖𝕟𝕥

11,546 görüntüleme • 1 yıl önce

ASTSUBAY CAMİASININ ONUR LU İSYANI: YETER ARTIK! NE SİYASİ İRADE NE DE GÜDÜMLÜ YÖNETİM, SUSMAYACAĞIZ! SAYGIDEĞER BASIN MENSUPLARI, BU ONURLU DAVANIN GERÇEK SAHİPLERİ AZİZ ASTSUBAY CAMİASI VE ŞANLI TÜRK MİLLETİ! Bugün burada, yıllardır süren onurlu mücadelemizin ulaştığı vahim tabloyu ve içimizdeki derin yaraları haykırmak için bir aradayız! 2002'den bu yana ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamında önemli değişimler yapan iktidar, ne yazık ki en fedakar kesimlerden biri olan biz astsubayları ve emeklilerimizi sürekli görmezden gelmiş, hak ettiğimiz iyileştirmeleri yapmaktan imtina etmiştir! Defalarca sesimizi duyurmaya çalıştık; sosyal medyada, ulusal ve yerel basında feryat ettik! Ancak ne Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ne de siyasi iradeden beklediğimiz karşılığı bulamadık. Baş sorumlunun Genelkurmay Başkanlığı olduğunun bilinciyle soruyoruz: Ordumuzun güvenini, gücünü, manevi bütünlüğünü ve aidiyet duygusunu yıpratan bu akıl almaz inat ve haksızlıklar vatanseverlik midir? Yoksa...?! Bu sorunun cevabını aziz milletimizin vicdanına bırakıyoruz! Siyasi iktidarın ülkemizi küreselleşen dünyada güçlü bir konuma taşıma çabasını takdir etmekle birlikte, altını çizerek haykırıyoruz: Aşağıdaki vazgeçilmez taleplerimiz karşılanmadıkça, bu güce tam anlamıyla güven katılamaz, aidiyet duygusu pekişemez! Artık siyasi iradenin sesimizi duymasını, taleplerimizi değerlendirmesini ve bu zulme derhal son vermesini bekliyoruz! ASTSUBAYLARIN 2025 YILI VAZGEÇİLMEZ VE ERTELENEMEZ TALEPLERİ: EKONOMİK VE ÖZLÜK HAKLARI MAAŞ ADALETSİZLİKLERİ DERHAL GİDERİLSİN! İnsan onuruna yakışır bir yaşam standardı istiyoruz! ASTSUBAY MAKAM, GÖREV VE KADROSUZLUK TAZMİNATLARI EKSİKSİZ VERİLSİN! Yıllardır gasp edilen haklarımız derhal teslim edilsin! 5400 EK GÖSTERGE HAKKI DERHAL UYGULANSIN! TSK SAĞLIK MALULLÜĞÜ VE SOSYAL GÜVENLİK TAZMİNATLARI GÜNCELLENSİN! STATÜ VE KARİYER DÜZENLEMELERİ İNTİBAK DÜZENLEMESİ TÜM PERSONELE AYRIMSIZ UYGULANSIN! Bu tarihi adaletsizliğe son verilsin! ALEYHTE NASIP DÜZELTMELERİ DERHAL İPTAL EDİLSİN! MECBURİ HİZMET SÜRESİ VE RÜTBE SÜRELERİNDE EŞİTLİK SAĞLANSIN! Oluşan maddi ve manevi kayıplar giderilsin! ASTSUBAY MESLEK KANUNU DERHAL ÇIKARILSIN! Mesleki statümüz hukuki güvence altına alınsın! EĞİTİM VE GELİŞİM ASTSUBAY EĞİTİM KURUMLARI LİSANS SEVİYESİNE ÇIKARILSIN! SINIF OKULLARI MSÜ’YE BAĞLANARAK AKADEMİK NİTELİĞE KAVUŞTURULSUN! YURTDIŞI KURS VE GÖREVLERDE EŞİT FIRSAT VERİLSİN! Subayları kayıran ayrımcılık son bulsun! KAPSAYICI VE ADİL BİR PERSONEL REJİMİ OLUŞTURULSUN! SOSYAL VE TEMSİLİ HAKLAR OYAK VE VAKIF YÖNETİMLERİNDE TEMSİLDE ADALET SAĞLANSIN! LOJMAN DAĞITIMINDA EŞİTLİK VE LİYAKAT ESAS ALINSIN! Adaletsizlikler giderilsin! CEZAEVİNDEKİ HÜKÜMLÜLERE TANINAN SİCİL AFFI, TERTEMİZ GÖREV YAPMIŞ ASTSUBAYLARA DA TANINSIN! İNSAN ONURUNA AYKIRI FAZLA MESAİ UYGULAMALARINA SON VERİLSİN! HUKUKİ VE MESLEKİ GÜVENCE DİSİPLİN KANUNU VE ASKERİ CEZA KANUNU’NUN KEYFİ MOBBİNG ARACI OLARAK KULLANILMASINA SON VERİLSİN! Hukuksuzlukların önüne geçilsin! PEKİ YA İÇİMİZDEKİ ÇÜRÜME?! KOLTUK SEVDASI VE İKİ BAŞLI YÖNETİM ZULMÜ! Büyük umutlarla 02 Aralık 2024'te değişen TEMAD yönetiminde yer almış bir dava adamı olarak, gördüğüm akıl almaz tablo karşısında susma lüksümüz kalmamıştır! Daha fazla değersizleştirilmeyi, camiamızın davasının kişisel hesaplara kurban edilmesini reddediyoruz! Üzerimizdeki ağır baskıya rağmen, doğruları haykırmak, camiamızın vicdanı olmak için buradayız! TEMAD GENEL MERKEZİ'NDEN YAPILAN SÖZDE "GELİŞME" AÇIKLAMASI, BİR UTANÇ BELGESİDİR!"Geçinmeye değil, gelişmeye niyetimiz var" söylemiyle yayınlanan son açıklamayı üzüntüyle ve büyük bir şaşkınlıkla karşıladığımızı ilan ederiz! Bu açıklama, çözüm üretmesi gereken bir kurumun, yapıcı eleştiriye tahammülsüzlüğünü ve camianın gerçek temsilcisi olan oluşumlara karşı geliştirdiği dışlayıcı, suçlayıcı, akıl ve vicdan yoksunu tavrın acı bir göstergesidir! BİZLER, "TAŞ TAŞIMAYAN" DEĞİL, TAŞ ÜSTÜNE TAŞ KOYANLARIZ!Unutulmasın ki, bizler bu davanın "taş taşımayanı" değil, alın teriyle, emeğiyle bu mücadeleye omuz verenleriz! Bizler, kişisel ikbal hesaplarıyla değil, astsubay camiasının ortak vicdanı ve aklıyla hareket ediyoruz. Koltuklara değil, yıllardır kronikleşen sorunlara gerçek ve kalıcı çözümler üretmeye talibiz! TEMAD yönetimi, kendisine yöneltilen haklı eleştirileri dikkate almak ve değerlendirmek yerine, farklı düşünenleri ötekileştirme, yaftalama ve suçlama kolaycılığına düşmüştür. Bu tutum, ne yazık ki kurumun kendi kurumsal tükenmişliğini ve acziyetini örtme çabasından başka bir şey değildir! "Geçinmeye niyeti yok" diye yaftalananlar, aslında yıllardır sahalarda mücadele eden, bu dava için emeğini, vaktini ve yüreğini ortaya koyan, fedakâr astsubaylardır! Bizleri haksız ithamlarla hedef göstermek yerine, şu yakıcı sorularımıza samimiyetle yanıt vermeniz, camiaya ve kamuoyuna karşı en temel sorumluluğunuzdur: NEDEN ASTSUBAY ÖZLÜK HAKLARINA DAİR VERİLEN SÖZLER GÜNDEMİNİZDE YER BULMUYOR? NEDEN ONLARCA YILDIR SÜREGELEN TAZMİNAT EŞİTSİZLİĞİ KONUSUNDA SOMUT VE CİDDİ BİR ADIM ATMIYORSUNUZ? NEDEN TABANDAN YÜKSELEN MEŞRU ÖNERİ VE TEPKİLER SİZE TEHDİT GİBİ GELİYOR, NEDEN KULAK TIKIYORSUNUZ? NEDEN PLATFORMLARIN DÜZENLEDİĞİ YÜZ BİNLERCE KİŞİLİK EYLEMLERİNİ YOK SAYIYORSUNUZ, NEDEN BU GÜCE OMUZ VERMİYORSUNUZ? VE EN ÖNEMLİSİ: NEDEN TEMSİL ETTİĞİNİZ KOCA BİR CAMİAYI DIŞLAYARAK, SADECE KENDİ SESİNİZİ YÜCELTİYORSUNUZ?! SABRIMIZ TÜKENDİ! Cahit Koca'nın 15 Temmuz 2025 tarihli Niğde konuşmasında belirttiği üzere: Eğer bizlere söz verilen ve hakkımız olan tazminatlar 17 Ekim 2025 tarihine kadar yasalaşarak verilmez ise, bu tarihten itibaren Türkiye'nin dört bir yanında; Emekli Astsubaylar ve aileleriyle birlikte; meydanlarda basın açıklamaları ve büyük katılımlı mitingler gerçekleştireceğiz! dedi. Tarih geçte olsa göreceğiz..... Bu haykırışlar, onurlu ve erdemli bir emeklilik yaşamı sürmek isteyen astsubay camiasının son çabasıdır! Bizler yıllarca vatanın dört bir yanında, karada, denizde ve havada ülkemizin bekası için görev yaptık. Ailelerimizden uzakta, devletimizin ol dediği yerde olduk ve vatan savunmasında en ön saflarda görev aldık. Şehit olduk, gazi olduk ama hep onurumuzla taşıdık üniformamızı! Şimdi çalışan ve emekli yüz binlerce astsubay ve aileleri olarak sesimizin duyulmasını ve zaten tüm yetkililerce bilinen taleplerimizin karşılanmasını istiyoruz! Taleplerimiz karşılanana kadar sosyal medyada ve şehir meydanlarında eylem sürecini başlattığımızın bilinmesini istiyoruz! Onurumuzu ve yıllarca harcadığımız emeği hiçe sayanları insaflı ve adaletli olmaya davet ediyoruz! Değerli meslektaşlarım! Bir düşünürün dediği gibi: "BİR KERE YANLIŞ TRENE BİNDİYSENİZ, TREN KORİDORUNDA TERS İSTİKAMETE YÜRÜMENİN HİÇBİR FAYDASI YOKTUR." "NE KADAR KALİTELİ OLURSANIZ OLUN: YANLIŞ YERDEYSENİZ DEĞERSİZSİNİZ." İşte bu yüzden, bizler bu yanlış trenden iniyor, bu değersizleştirilmiş yapının bir parçası olmayı reddediyoruz! Astsubay camiasının onurlu davası, koltuk sevdalılarına, güdümlü zihniyetlere ve kişisel çıkarlara ASLA feda edilmeyecektir! Hatırlatmak isteriz ki; Eleştiri, ihanet değildir! Fikir ayrılığı, bölücülük değildir! Farklı yol ve yöntemler denemek, mücadeleyi baltalamak değil, aksine onu zenginleştirmek ve güçlendirmektir! Bizler; kişisel menfaatlerle değil, astsubay camiasının ortak geleceği için mücadele ediyoruz. Bizler; gelip geçici isimlerin değil, mücadelemizin temelini oluşturan ilkenin peşindeyiz. Bizler; sırtını koltuğa yaslayanların değil, bu dava için omuz omuza duranların ve mücadele edenlerin yanındayız. Unutulmasın ki; gerçek mücadele, kişisel yüceliklerle değil, tüm camianın omuz omuza verdiği toplumsal sorumlulukla kazanılır! Bizler, bu davanın gerçek sahipleri olarak, tüm meslektaşlarımızı bu kirli oyuna dur demeye, hakkımız olan onurlu geleceği hep birlikte inşa etmeye çağırıyoruz! KAMUOYUNA SAYGILARIMIZLA İLAN EDERİZ! BÜYÜK ASTSUBAY PLATFORMU [18 Temmuz 2025] #Astsubaylar Devlet Bahçeli Özgür Özel @CHPMuratBakan Dursun ATAŞ Mehmet Ali Çelebi Başkent Trafik&İş Kazaları Derneği Çankırı Bölge T TEMAD Genel Başkanlığı Mudanya Temad Kadir Koşar E.J.Asb. (1989-202) 🫡(ZARGANA (CW5)) ZaFeR KıRaBaL Savaş Çakmak 🇹🇷 @__oktayyildirim SBTD Yalçın TUNÇBİLEK FATİH ÇAM Erdoğan KARAKUŞ Ahmet Öztaş Astsubaycalistayi Büyük Astsubay Platformu TESUD Genel Merkez Assubay İnisiyatif Nezo Dr. Murat Sarıaslan Reyhan Şavk Ö. Sibel Örfi İlhan Aziz Ergün cemal blghn C. KOT (E.J.Astsb) ⚓ tmltyfn ⚓ Mehmet Küçükeken Ekonomist * Yazar * TEMAD * Asb. Cahit Koca SİNAN HENDEK Erdal Aydoğdu Ali Osman Özkaya mustafa büyüktarakçı Servet ULUTAŞ Menderes Akkuş Aydın Bildiş Ayhan Aksoy ömer BAYRAM Ercan AKTAŞ Salim ÖZDEM 🐺 YalnızKurt 🦅Emekli Asb🇹🇷 Murat Demirkıran Hüsamettin Özenen SALİH SAĞAZ EsraEsigil💙 Bayram Ali SERT Kadıköy Haydar Ereli

Nevzat Yüksel

23,568 görüntüleme • 1 yıl önce

Dem parti Şımarıklığına karşı Basın Bildirimizdir Yüce Türk Milleti Malumunuz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kutsal çatısı altında, DEM Parti adlı grubun gerçekleştirdiği son derece vahim bir provokasyona tanık olduk. 1 Ekim’de TBMM’deki grup toplantısında, Diyarbakır’dan Ankara’ya “Umutla Özgürlüğe Yürüyoruz” sloganıyla yürüyen ve terörist başı Öcalan’ın serbest bırakılması talebiyle gelen bir grup, salonda hep bir ağızdan terörist başı lehine sloganlar attı. Gazi Meclis’imizin tarihinde ilk defa, bir terör örgütü liderinin ismi, böylesine pervasız tezahüratlar ile yankılanmıştır. Şehitlerimizin mübarek kanıyla kurulmuş, millet iradesinin tecelli ettiği Meclis’te terör propagandası yapılması, akıl alır gibi değildir. Bu rezalet, Türk Milletinin bağrından çıkan Şehitlerimizin kemiklerini sızlatmış, Şehit Yakını ve Gazilerimizin hafızasında, Yüce Türk Milletinin vicdanında derin bir yara açmıştır. Bu olay tabii ki tek başına düşünülemez; 21 Ekim 2024’te terörist başının TBMM’de konuşturulmasına dair çağrıyla başlayan ve sözde “barış süreci” adı altında yürütülen gelişmelerin ulaştığı ihanet dolu zirvedir. Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz yıl bazı siyasi odaklar ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm PKK elebaşını yeniden muhatap almaya kalkmış, hatta onu Meclis’te konuşturmayı dahi telaffuz etmişlerdi. Bu girişimler milletçe kabulü mümkün olmayan vahim bir ihanet olarak tarihe geçti. Ne var ki, bu yanlış adımların ardından terör örgütüyle yürütülen pazarlıklar hız kazanmıştır. Gelinen noktada, sözde “demokratik çözüm” arayışı adıyla terör örgütünü meşrulaştırma çabaları açıkça ortaya dökülmüştür. TBMM bünyesinde bir “Barış Komisyonu” kurulmuş, terör örgütünün dayatmaları bu komisyonda tartışılır hale gelmiştir. Terör örgütünün siyasi uzantıları, bu gelişmeleri “tarihi adımlar” diye niteleyip propaganda aracı haline getirmiştir. Daha da vahimi, “Terörist başına umut hakkı tanınmalıdır” sözleriyle, eli kanlı bir teröriste af yolunu açacak yasal düzenleme talep edilmiştir. Görüldüğü gibi terör örgütü ve yandaşları, “barış” söylemleriyle masumane taleplermiş gibi sundukları isteklerle aslında devletimizi teröristle masaya oturmaya zorlamakta, terör elebaşını siyasi bir aktör olarak kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bugün yapılanlar açıkça, milletimizin güvenliği ve devletimizin bekası pahasına teröristlere siyasi meşruiyet kazandırmaktır. İmralı’daki cani ile doğrudan diyalog kurulması fikri normalleştirilmeye çalışılmakta, hatta komisyondaki siyasi partilere “Öcalan barışın anahtarıdır, gelin dinleyin” çağrıları yapılmaktadır. Böylesi bir gaflet ve ihanet, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiştir. TBMM’de yaşanan “Biji Serok Apo” rezaleti, yukarıda bahsedilen sürecin cesaretlendirdiği bir neticedir. Terör örgütünün güdümündeki çevreler o kadar cüretkâr hale gelmişlerdir ki, Gazi Meclis’imizde terörist başı lehine tezahürat yapmaya kalkışabilmişlerdir. Türk milletinin psikolojik eşiklerini aşmak amacıyla bilinçli olarak tertiplenen bu sahneler, milletimizin sabır bardağını taşıran son damlasıdır. Aziz şehitlerimizin al kanıyla yoğrulmuş bu mübarek vatan toprağı üzerinde, gazilerimizin onurlu mücadelesi sayesinde ayakta duran yüce Meclisimizde bir terör elebaşını yüceltmeye cüret edenler, milli birliğimize ve devletimizin bölünmez bütünlüğüne kalleşçe bir darbe vurmuştur. Bu tablo karşısında her vatanseverin öfkesi de son derece haklı ve meşrudur. Gazi Meclis çatısı altında eli kanlı bir terör örgütünün elebaşı lehine slogan atılması sadece hadsizlik değil, doğrudan doğruya milli iradeye hakaret ve devlete meydan okumaktır. Şehit verdiğimiz evlatlarımızın, eşini babasını toprağa veren kahraman ailelerin acısı henüz tazeyken, onlara “Vatan sağ olsun” dedirten değerlerimiz hiçe sayılarak Meclis’te terör propagandası yapılması asla kabul edilemez. Dün bu vatan için canını verenleri bugün unutturup katillerini kahramanlaştırmaya yeltenenler, en az 15 Temmuz’da Meclisimize bomba atanlar kadar haince bir tahribat peşindedir. Burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyoruz: Teröre karşı canı pahasına mücadele etmiş, kollarında silah arkadaşlarını şehit vermiş, gazilik onuruyla şereflenmiş Türk Silahlı Kuvvetleri ve Diğer Güvenlik Güçlerinin emekli olmuş personeli yıllardır terör örgütüne karşı duruş sergiledikleri ve toplumun sesi oldukları için çeşitli yargı kumpaslarıyla baskılara maruz kalmaktadırlar. “Çözüm süreci” adı altında açılım politikalarına karşı çıktıkları için Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat gibi kumpas davalar ve sahte suçlamalarla zindanlara atılan kahraman komutanları milletimiz unutmadı. Bugün de “hakaret” gibi yalanlarla susturulmak için hapsedilenleri unutmayacak. Dün terörle mücadeleyi zaferle sonuçlandırmış komutanlara “faili meçhul” davaları açanlar, bugün kalkıp teröristlerle müzakereye zemin hazırlamaktadırlar. Vatanseverlere reva görülen bu hukuki baskılar devam ederken, öte yandan Anayasa’yı alenen ihlal ederek terör propagandası yapanların cezasız kalması ve hatta alkışlanması tam anlamıyla bir çifte standart ve ihanettir. Devletin en temel görevi, teröristle mücadele eden evlatlarını koruyup kollamak iken, onları baskı altına almak; buna karşılık teröristlere zeytin dalı uzatmak affedilmeyecek bir yanlıştır. Şu iyi bilinmelidir ki: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü tartışılamaz, pazarlık konusu edilemez. Terör örgütüyle müzakere görüntüsü verecek en küçük adıma dahi milletimiz rıza göstermeyecektir. Unutulmasın ki bu millet, yeri geldiğinde “Ya istiklal ya ölüm!” diyerek emperyalizme ve bölücü haine karşı dünyaya meydan okumuş bir millettir. Bugün de millî birliğimize kastedenlere karşı çelikten bir irade sergilemeye hazırdır. Şehitlerimizin aziz ruhları ve gazilerimizin fedakârlıkları, bize emanet edilmiştir. Bu emanete halel getirecek, şehitlerin kutsal kanı üzerinden kirli siyaset yapmaya kalkışacak herkes, karşısında Türk milletinin çelikten iradesini ve vatan sevdalılarının sarsılmaz öfkesini bulacaktır. Hiç kimse boş hayaller peşinde olmasın. Terörle mücadelede zafer kazanmak, teröriste ödün vermekle değil, onu kayıtsız şartsız teslim almakla ve Türkiye Cumhuriyeti yargısının karşısına çıkarmakla mümkündür. “Barış” masallarıyla milletimizi aldatarak teröriste mevzi kazandırmaya çalışanlar tarihte hep yenilgiye uğramıştır. Bizler teröre terör, katile katil demekten ve hukuk önünde hesap sorulmasını talep etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Eğer “Terörsüz Türkiye” hayali uğruna, terör örgütünün 40 yıllık hain emellerine uluslararası meşruiyet kazandırılacaksa, vatan evlatlarının canı pahasına kazandığı zafer “biz başaramadık” denilerek heba edilecekse, bu hesabı yapan gaflet içindekiler karşılarında bizleri bulacaktır. Türkiye terör belasından elbette kurtulacaktır; ancak bu, şanlı mücadelemizi ve şehitlerimizin aziz hatırasını yok sayacak tavizlerle değil, hukuk içinde teröristlerin hak ettiği cezayı bulmasıyla ve hainlerin silahlarını kayıtsız şartsız bırakılmasıyla olacaktır. Şayet terörün son bulması adına devlete diz çöktürmeye kalkarsanız, buna en başta bu milletin kendisi izin vermez. Teröristle müzakere değil, mücadele esastır. Sayın Devlet Bahçeli’nin “süreç” adı altında terörist başını yeniden muhatap alan, Meclis zemininde normalleştirmeye kapı aralayan beyan ve hamleleri; başta kendi siyasi oluşumunun kurucu iradesine, Alparslan Türkeş’in çizdiği millî güvenlik ve devlet aklı eksenli kırmızı çizgilere, Türk töresinin adalet–mukabele esasına ve Türk Milletinin bölünmez bütünlüğüne aykırıdır. Bu tutum, terörle mücadelenin bedelini kanıyla ödemiş şehit ailelerinin ve gazilerimizin vicdanında kabul edilemez bir yara açmakta ve terörü siyasetin meşru öznesi kılmaktadır. Çağrımız kesindir. Kendisini Türk Milleti nezdinde onarılması güç yaralar açan bu “muhatap alma” ve “normalleştirme” çizgisinden derhâl vazgeçmeye; kurucu ilkelere ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değişmez hükümlerine sadakatle, tavizsiz terörle mücadele politikasına geri dönmek için çabalamaya davet ediyoruz. Buradan, özellikle TBMM bünyesindeki Barış Komisyonu’nda temsil edilen siyasi partilere ve tüm siyasi liderlere sesleniyoruz: Gazi Meclis’i ve Aziz milletimizi temsil eden bu çatıyı terör propagandasına açtırmamak sizin de sorumluluğunuzdur. Komisyonda “barış” adı altında yürütülen çalışmanın, şehit yakınlarını yaralayan, gazilerimizi inciten bir ihanet sürecine dönüşmesine ortak olmayınız. Sizin göreviniz, Terör örgütünün taleplerine aracılık etmek değil, milletimizin hassasiyetlerine tercüman olmaktır. Komisyon, terörist başının taleplerine kulak vereceğine, önce şehit analarının feryadına kulak vermelidir. Aksi takdirde tarihe millet iradesini teröre peşkeş çekenler olarak geçeceğinizi hatırlatırız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, katillerle müzakere masasına oturmaz. Buna yeltenen kim olursa millet vicdanında mahkûm olacaktır. Aynı şekilde basın kuruluşlarımıza da çağrıda bulunuyoruz: Terör örgütünü ve elebaşını aklamaya, meşrulaştırmaya yönelik propagandaya karşı uyanık olunuz. Medya, “barış” söylemleri ardına gizlenen bu tuzağı ifşa etmeli, gerçekleri milletimize doğru bir şekilde aktarmalıdır. Şehitlerimizin canı pahasına koruduğu bu vatanın birliğini savunmak, kalemini namus bilen her basın mensubunun da görevidir. Terör propagandasına aracı olan yayınlar, basın özgürlüğünün değil ihanetin parçasıdır. Kamuoyunu yanıltmaya çalışan algı operasyonlarına karşı milli duruş sergileyen basın emekçilerimizi selamlıyoruz. Son olarak bu “ihanet süreci”, geçmişteki sözde barış girişimlerinde defalarca görüldüğü üzere, terör örgütünün ve destekçilerinin yeni bir ihanet dalgasıyla sonuçlanmaya mahkûmdur. Terör örgütü ve destekçilerinin, her zaman normalleşme adı altında taktikleri, sahada mevzi kazanma ve devleti baskı altına almaktan ibarettir. Bugün terörist başını muhatap alıp Türk Milletine gözdağı vermeye yeltenenler, yarın hukuki, siyasi ve toplumsal yaptırımların kaçınılmaz ağırlığıyla yüzleşecektir. Bu nedenle, ihanetle beslenen her “süreç” er ya da geç duvara çarpacak; bedelini de o sürecin öznesi ve aracısı olanlar, millet iradesi ve hukuk düzeni önünde eksiksiz ödeyecektir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ya istiklal ya ölüm” parolasıyla kurduğu bu Cumhuriyeti korumak ve bölücülüğe geçit vermemek hepimizin namus borcudur. Bu vesileyle vatan uğruna canını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz. Onların emaneti olan tam bağımsız ve bölünmez Türkiye Cumhuriyeti’ni, sonsuza dek yaşatacağımıza söz veriyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Migazider Muharip ve İç Güvenlik Gazileri, Harp Malülleri Dul ve Yetimleri Derneği Adına Genel Başkan Gazi İdris Tuğunmuş

MuharipGazi

38,112 görüntüleme • 10 ay önce

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün yaptığı açıklamada terörist başı Öcalan'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuşup DEM grubuna seslenmesi gerektiğini söylemiştir. Devlet Bahçeli'nin bu çağrısı Recep Tayyip Erdoğan ve Özgür Özel tarafından da desteklenmiştir. Bu çağrıya çözülme ortakları DEM, CHP, AKP'nin açık desteğinin olduğunu görüyoruz. Artık Türkiye'de Cumhur İttifakı ve CHP'den oluşan yeni adıyla Cumhur Halk Partisi vardır. Cumhur Halk Partisi, DEM'le koalisyon içerisindedir. Artık Erdoğan, Özel, Bahçeli ve Öcalan'ın el ele yürüdüklerini görüyoruz. Devlet Bahçeli'nin ‘terörist başı Öcalan TBMM'de DEM grubuna konuşsun’ ifadesi tam bir siyasal cinnettir. Devlet Bahçeli belli ki terör örgütünü hiç tanımamış. Terör örgütünün sözde başkanlık konseyi yapmış olduğu edepsiz açıklamada, ‘Savaşa biz karar veririz’ mealinde açıklamalar yaptı. Terör örgütünde terörist başı Öcalan'ın artık fiili bir otoritesi yok. Ancak kurucu olmasından kaynaklanan simgesel bir otoritesi var. Öcalan'ın ne demesini bekliyorsunuz? ‘Hadi silahlarınızı gömün, barış yapalım.’ Böyle mi demesini istiyorsunuz? Siz önce Türk milletine itiraf edin. Öcalan'a bu konuşmayı yapması için ne verdiniz? Özgür Özel, ‘El yükseltiyorum. Devlet Bey, Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Tam olarak kendilerine ait hissetmeyen bütün Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahibi olmayı teklif ediyorum’ diyor. Erdoğan'a, Bahçeli'ye, Özel'e soruyorum; Öcalan'a Türk Milletine ait olan neyi teklif ediyorsunuz? Neyi vermeye karar verdiniz? Türkiye'nin bir bölgesinin Kürdistan olmasına mı karar verdiniz? Devletin resmi dilini değiştirmeye mi karar verdiniz? Federal bir Türkiye kurmaya mı karar verdiniz? Güneydoğu'da, Doğu Anadolu'da özel bir Kürdistan kurmaya mı karar verdiniz? Öcalan size ne karşılığında ne veriyor? Bunu Türk Milletine açıklamak zorundasınız. Bu iş öyle Meclis’te yapılacak konuşmalarla halledilecek bir iş değil. Öcalan'a hangi tavizleri verdiniz? Öcalan, Suriye PKK'sı PYD'nin 140 bin kişiden oluşan yapısını dağıtacak mı? Yoksa Öcalan'a sadece Türkiye'de değil Suriye'de de mi devlet kurma izni veriyorsunuz? Öcalan'ın terör örgütünü lağvetme gücü yoktur. İlginç olan çözüm süreci faciasını bu ülkeye yaşatan AKP'nin DEM ve ardılı partilerin ve terör örgütünün aklına bile gelmeyen terörist başını Meclis’te konuşturması teklifi Türk Milliyetçiliğini temsil iddiasındaki Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den gelmiştir. Terörist başı Öcalan'a olmayan payeler sunmak Devlet Bahçeli'ye düşmez. Devlet Bahçeli'nin bu ifadelerinden dolayı ortaya haklı bir infial çıkmıştır. Vatanseverler, Türk Milliyetçileri derin bir hayal kırıklığı içerisindedirler. Şehitlerimiz, Gazilerimiz kendilerine hakarete uğramış hissetmektedirler. Devlet acziyet içine sokulmuştur. Türk Devleti'nin terörü durdurmak için terörist başının desteğine ihtiyacı yoktur. Bahçeli'nin bu ifadeleri, Erdoğan'ın destek açıklamaları, Özgür Özel'in destek açıklamaları terör örgütü ile can siperane mücadele eden kahraman ordumuzu, kahraman jandarmamızı ve kahraman polisimizi demoralize etmektedir. ‘Biz ne uğruna şehit oluyoruz’ sorusunu sormalarına neden olmaktadır. Türk ordusunun ve polisinin en seçkin evlatlarından 793 tanesi, jandarma ve polis özel harekat mensupları Hendek Çatışmalarında şehit düşmüşlerdi. Binlerce yaralımız vardı. Sizin siyasette yaptığınız hataların bedelini onlar aziz kanlarıyla düzeltmeye çalıştılar. Ülkemiz terörle mücadele bulunduğu konumdan daha geriye düşürülmeye çalışılmaktadır. Bahçeli böyle bir sürece alet olmaktadır. Bahçeli'nin terörist başını Meclis’te konuşturma fikri kendisine mi aittir? Yoksa yerli ve milliliği elden bırakmayan AKP tarafından mı kendisine söyletilmiştir? Bahçeli bir süre önce ‘Çok şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez’ demişti. Sayın Bahçeli Türkiye'yi değiştirmeye karar vermişsiniz anlaşılan. Nereye kadar değiştireceksiniz? Öcalan'a neler vereceksiniz? Türk halkına, Türk Milletine ait olan neleri Öcalan’a devretmeye karar verdiniz? Bahçeli bunu kimin söylettiğini Türk Milletine açıklamak zorundadır. Kendi fikri midir yoksa Erdoğan böyle söylediği için mi söylemiştir? Biz, Zafer Partisi olarak bu çağrıya verilen desteklere hiç şaşırmadık. Çünkü bu çağrının sahibi Bahçeli, zamanında ortağı olduğu koalisyon hükümetini bozdu ve erken seçimle AKP'yi iktidara taşıdı. Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olabilmesi için Meclis oturumuna katıldı, ön ayak oldu. Parlamenter sistemden tek adam rejimine geçişin ve sonrasındaki çöküşün mimarlarından birisi oldu. Ne zaman sıkışsa AKP'nin stepnesi olduğu, koltuk değneği olduğu, destek olduğu ayakta kalmasını sağladı. Şimdi de görüyoruz ki Bahçeli, Öcalan'a koltuk değneği olmaya karar vermiş. Terörist başını Meclis’e çağırmak sadece kahraman gazilerimiz ve aziz şehitlerimize değil, büyük Türk Milletine Gazi Meclisimize ve Cumhuriyetimize hakarettir. Bu hakareti yapan kişi Devlet Bahçeli'dir. Şimdi tekrar soruyorum; Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörist Öcalan Meclis’te konuşursa terörün bitmeyeceğini, sona ermeyeceğini bilmez mi? Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörün arkasında Batılı emperyalist güçler olduğunu ve onların Türkiye Sevr koşullarına gelmedikçe, terörü vekil güç olarak kullanmaya devam edeceğini kestiremez mi? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, PKK'yı Öcalan'ın yönettiğini mi zannediyorlar? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, terör örgütü alanda yenilip silah bırakmaya zorlanmadıkça kendiliğinden silah bırakmayacağını bilmez mi? 10 yıl önceki çözüm sürecinin memlekete ne ağır maliyetler ödettiğini bilmezler mi? Dün lideri ölen FETÖ terör örgütü Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni bombalamıştı. Çok aşağılık bir eylemdi bu bombalama eylemi. Bir başka ülkenin ordusu bile bizim parlamentomuzu bombalamaz, bizim ordumuz da başka bir ülkenin parlamentosunu bombalamaz. Ama terör örgütü FETÖ, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni Gazi Meclisimizi bombalatmıştı. Şimdi Bahçeli, Öcalan’ı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin içine sokup vicdanını, manevi şahsiyetini meclisin bombalatmaya hazırlanıyor. Bahçeli Türkiye'de bozulma, çözülme ve çöküşlerin daimi işaret fişeği olarak kullanıldı. Bahçeli attığı siyasi adımlarla AKP'yi bu milletin başına musallat etti, tek adam sistemiyle parlamenter demokrasiyi değiştirdi ve şimdi Öcalan ve DEM'le işbirliği yaparak kalanı da yok etmek istiyor. Bahçeli'nin yolu yıkım yoludur. Onunla olan veya destek verenler de bu yıkıma ortaktırlar. Şimdi buradan Milliyetçi Hareket Partisi'ne gönül vermiş bütün kardeşlerime seslenmek istiyorum. Lider bildiğiniz kişinin terör seviciliği yapması sizi kızdırıyorsa, parti içindeki emeklerinizin değişik klikler tarafından keyfi menfaatlerine kurban edilmesinden bıktıysanız, sizleri Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkeleri ve Alparslan Türkeş’in ülküleri doğrultusunda vatan uğruna mücadele etmeye ve terörün karşısında duran, dimdik duran Zafer Partisi’ne gelmeye davet ediyorum. Gün, devletimiz, milletimiz ve bayrağımız için mücadele günüdür. Sizlere düşen bu kutlu mücadele de bizi yalnız bırakmamanız, yanımızda olmanızdır. Bu vesileyle sevgili Cumhuriyet Halk Partililere de seslenmek istiyorum. Gerçek Atatürkçülere seslenmek istiyorum; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu devleti Öcalan'a vermeyi teklif eden Özgür Özel'in arkasından gitmeyin. Atatürk'ün kurduğu genç Cumhuriyete ihanet eden bir başka terörist başı Şeyh Said'e vatan haini diyemeyen adamlar Atatürkçü olamazlar, Atatürk'ün partisine genel başkanlık edemezler. Onun için bütün gerçek Atatürkçü Cumhuriyet Halk Partilileri Zafer Partisi'ne davet ediyorum. Sevgili AK Partililere de seslenmek istiyorum; sevgili vatansever, AKP'li kardeşlerim: PKK ile ilk müzakere sürecinde Dolmabahçe'de ulaşılan ve halka duyurulan mutabakat terörle mutabakat sürecini Haziran 2015 seçimlerinde siz oylarınızla sandığa gömerek durdurdunuz. Erdoğan'ı siz iktidardan düşürdünüz. ‘Allah devlete ve millete zeval vermesin’ diyorsunuz. Evet, Allah devlete ve millete zeval vermesin Cumhur İttifakı ve CHP şimdi devlete ve millete zeval vermeye hazırlanıyorlar. Buna izin vermeyelim sevgili kardeşlerim. Bütün vatansever AK Partilileri de Zafer Partisi'nin çatısının altına davet ediyorum. Devletimize ve milletimize zeval gelmesini birlikte engelleyelim diyorum. Biz Zafer Partisi olarak, Atatürk'ün bize emanet olan Cumhuriyeti ve devletimizi, kurucu ilkeler ve değerler ışığında ve hukuk devleti esaslarına göre korumaya oluşan tehditleri milletimize anlatmaya ve bunlara kararlılıkla karşı koymaya devam edeceğiz. Bu rezil gidişe Yunanistan'ın önünde diz çökerek Doğu Akdeniz ve Ege'de verilecek tavizlere, Kıbrıs'ta verilecek tavizlere karşı çıkıyoruz. Biz bu rezil gidişle terör örgütüne teslim olup Öcalan'a verilen tavizlere karşı çıkıyoruz. Bunun için de artık Türk milletine gitmenin zamanı geldiğini düşünüyoruz. Hodri meydan! Siz yanınıza Öcalan’ı alın, biz Türk Milletini alalım. Erken seçimde sandığa gidelim. Ne mutlu Türk’üm diyene!

Ümit Özdağ

2,269,596 görüntüleme • 1 yıl önce