Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Devlet görmüyor derler. Devlet durup bekler, ihmal ettiğini düşünürler. Devlet uyur gibi yapar, zaafa uğradığını ileri sürerler. Ancak öyle bir zaman gelir ki muktedirliğini cümle aleme hükümran vasıtası ispat eder, hıyanetin başında da dünyayı yıkar. Lider Devlet Bahçeli

312,260 просмотров • 1 год назад •via X (Twitter)

Комментарии: 11

Фото профиля Yunus Cetin
Yunus Cetin1 год назад

12 sene bekledik, çapul İtleri unuttu sandık Devlet unutmamış

Фото профиля Vance Ginn
Vance Ginn1 год назад

Imagine a government where big government doesn't burden your future with excessive spending, taxes, and regulations. Here's how... 👇

Фото профиля rabia rabia
rabia rabia1 год назад

Rabbim sağlık sıhhat versin devlet beyimize

Фото профиля @ysnbey
@ysnbey1 год назад

Elhamdülillah 🇹🇷🇹🇷🇹🇷

Фото профиля canan kara
canan kara1 год назад

Abb ne olacak kul haklar

Фото профиля Kimimki 🇹🇷
Kimimki 🇹🇷1 год назад

Varolsun Devletli, Devlet Bahçeli 🇹🇷🐺🇹🇷

Фото профиля İbrahim KESMEZ🤲🇹🇷🇦🇿🇰🇬...............❤️
İbrahim KESMEZ🤲🇹🇷🇦🇿🇰🇬...............❤️1 год назад

🤲🇹🇷

Фото профиля Oğuz Kağan Göktürk
Oğuz Kağan Göktürk1 год назад

🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷

Фото профиля Ahmet SATICI
Ahmet SATICI1 год назад

🤲🐺🇹🇷

Фото профиля Baran Öztürk
Baran Öztürk1 год назад

Devlet Selahattin Demirtaş ı arar. devlet apoyla kucaklaşır.

Фото профиля Sedat Mertol
Sedat Mertol1 год назад

Ya devlet başa ya kuzgun leşe. Devlet unutmaz, devlet uyumaz.

Похожие видео

“Devlet Bey’le aramızda iki siyasetçi arasında olması gereken ilişki var. Tayyip Bey bu kadar acımasız olmasa onunla da o ilişkiyi sürdürmek isterdim.” Özgür Özel, Devlet Bahçeli ile olan ilişkisi hakkında konuştu: • Bizim Devlet Bey’le aramızdaki mevzu şundan ibarettir; • Meclis’e hangi lider gelse her zaman giderim. AK Partili olabilir, MHP’li olabilir, DEM’li olabilir. • Bizim işimiz o, gider hoş geldiniz deyip hatır sorarım. Devlet Bey geldiğinde de hep hatır sormuşumdur. • Devlet Bey hastalandığında telefon açıp sağlığını sormuşumdur. • Ben Tayyip Bey’i de aradım biliyorsunuz. • Yani birinci parti olduktan sonra bize düşer dedim, ben aradım. Tayyip Bey, ben genel başkan olduğumda aramamıştı. • Bayramdan önce de bana düşer dedim, ben aradım. Tayyip Bey’i de, Devlet Bey’i de. • Bayramlarda ben ararım, kandillerde Devlet Bey beni arar. • Ama bizim aramızda bir siyasi ittifak ve diyalog yok. Yani Devlet Bey’in Cumhur İttifakı’na bağlılığı, sadakati, AK Parti’ye verdiği destek ortada. • Bizim aramızda iki siyasetçi arasında olması gereken ilişki var. • Tayyip Bey bu kadar acımasız, bu kadar haksız tutumlar takınan birisi olmasa onunla da o ilişkiyi sürdürmek isterdim. • Tayyip Bey, bize öyle kötülükler yaptı ki yani insanın artık o ilişkiyi sürdürmesi mümkün olmuyor. • Benim Devlet Bey’le olan ilişkimle, DEM Parti’nin eş genel başkanlarıyla olan ilişkim, Müsavat Bey’le olan ilişkim, Ali Babacan’la olan ilişkim hep aynı sevgi saygı çerçevesinde. • Yani bizim Devlet Bey’le olan konuşmalarımız birkaç dakikalık nezaket konuşmalarının ötesine geçmiyor. • Yarın öbür gün memleket için bir şey yapmak gerektiğinde oturur konuşuruz. • Diğer siyasi partilerden farklı bir diyalogum yok benim Devlet Bey’le. Üstüme düşen görevleri yerine getiriyorum. Doğrusu da budur.

🎙️ Muhbir

246,590 просмотров • 10 дней назад

Ümit Özdağ’dan dikkat çeken sözler: 🔺Bahçeli seçimden önce bir mesaj verdi. "Çok şey değişecek, inşallah Türkiye değişmez" dedi. Bahçeli'nin hiç bir cümlesi anlamsız kullanılmamıştır. Bahçeli, çok konuşan bir adam değildir. Yüz yüze oturup konuştuğunuz zaman Bahçeli dinlemeyi tercih eden kişidir. Bir saatlik konuşma içerisinde 50 dakika siz konuşursunuz, 10 dakika Bahçeli konuşur. 🔺Bahçeli bu cümleyi kurarken bugünkü söylediği cümleyi kullanacağını biliyordu. Bu ikinci cümlesi ise çok seçilmiş. Tesadüf değil. "Kurtarıcı lider"... Erdoğan 22 seneden beri ülkeyi yönetiyor zaten. Ancak kendinden kurtarabilir Erdogan, bu da istifa ederek olur... 🔺Kurtarıcıdan kastı, kurucu liderlik. Yani yeni bir anayasa modeli. Yeni anayasa ile ilgili DEM'den bir taraftan ark arkaya barış çağrıları geliyor. Sanırım 21'inde PKK'dan da böyle bir çağrı gelecek. Akp'den de buna olumlu yanıtlar geliyor. 🔺1921 Anayasası konusunda uzlaşmış görünüyorlar. DEM ve Ak Parti uzlaşmış görünüyorlar. 21 Anayasasına dönmek demek "Cumhuriyeti yeniden kuracağız" demektir. Bahçeli orada diyor ki "Tamam, senin yanındayım". 21 Anayasası şeriatın gerçeği olduğu anayasadır. 21 Anayasası özerkliğin olduğu anayasadır. 🔺21 anayasası geçiş anayasasıdır, ara dönem anayasadıdır. Devlet öncesi dönemdir, milli üniter devlet yoktur, laik devlet yoktur burada. Zaten bunun için istiyor PKK bunu. 66. Maddedeki Türk tanımını çıkarmak için istiyorlar.

MOD

1,698,297 просмотров • 2 лет назад

🇹🇷 Cihat Yaycı: “Trump’ın söylediği birkaç cümle gerçekten çok dikkat çekiciydi. Diyor ki; ‘Ben araya girmeseydim Türkiye, İsrail’e karşı savaşa girecekti.’ Hatta üstü kapalı olarak, ‘İran’la birlikte hareket edecekti.’ imasında bulunuyor. Oysa Türkiye Cumhuriyeti, binlerce yıllık devlet geleneğine sahip bir devlettir. Böyle bir devlet, kişilerin birbirini sevip sevmemesine göre savaşa girmez. ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan Netanyahu’yu sevmiyor, Netanyahu da Erdoğan’ı sevmiyor; o yüzden savaş çıkacaktı.’ Böyle bir devlet anlayışı olabilir mi? Türkiye bir savaşa girecekse bunu kişisel duygularla değil, tamamen millî menfaatleri doğrultusunda değerlendirir. Devletin bütün kurumları çalışır, askerî, diplomatik, ekonomik ve siyasi sonuçlar hesaplanır. Ancak ondan sonra bir karar verilir. Türkiye bugün herhangi bir saldırıya uğramış değildir. Türk vatandaşları doğrudan hedef alınmış değildir. Gazze’de yaşanan insanlık dramı ve soykırım iddiaları elbette hepimizin vicdanını yaralamaktadır. Ancak bu durum, Türkiye’nin otomatik olarak savaşa gireceği anlamına gelmez. Zaten asıl istenen de Türkiye’nin bu çatışmanın içerisine çekilmesidir. Türkiye’nin bölgesel savaşın tarafı hâline getirilmesi hedeflenmektedir. Bir de ‘Türkiye, İran’la birlikte İsrail’e saldıracaktı.’ deniliyor. Bu da gerçekçi değildir. Türkiye ile İran’ın devlet anlayışı, yönetim sistemi, kurumsal yapısı ve millî güvenlik yaklaşımı birbirinden tamamen farklıdır. İran, Türkiye için savaşa girer mi? Girmez. O hâlde Türkiye neden İran için savaşa girsin? Kaldı ki İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarının gerekçesi de Filistin değildir. İran; Hizbullah liderinin öldürülmesi, Şam’daki İran Büyükelçiliği yerleşkesinin hedef alınması ve kendi topraklarının doğrudan saldırıya uğraması nedeniyle karşılık vermiştir. Nitekim İran’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi de açıkça, ‘Topraklarımıza saldırı olmadığı sürece bu çatışmaya dâhil olmayacağız.’ demiştir. Dolayısıyla, ‘Ben araya girmeseydim Türkiye, İran’la birlikte İsrail’e saldıracaktı.’ söylemi gerçekçi değildir. Bu sözlerin asıl anlamı, Türkiye’ye aba altından sopa göstermektir. Çünkü bugüne kadar hiçbir devlet başkanı çıkıp da ‘Türkiye İsrail’e savaş açacaktı.’ dememiştir. Ama şimdi bunu Amerika Birleşik Devletleri Başkanı söylüyor. ‘Türkiye İsrail’e saldıracaktı, ben engelledim.’ demek; uluslararası kamuoyuna, Türkiye ile İsrail’i birbirine düşman iki devlet olarak göstermek demektir. Üstelik İsrail’in böyle bir niyeti olmadığı, buna karşılık Türkiye’nin saldırı hazırlığında bulunduğu algısını oluşturmaktadır. Bu söylem, Türkiye’yi uluslararası kamuoyu önünde saldırgan taraf gibi göstermeye hizmet eder. Bu nedenle bu sözleri alkışlamak değil, altında yatan stratejik mesajı doğru okumak gerekir. Verilmek istenen mesaj son derece açıktır: Türkiye, Amerikan Başkanı’nın ağzından resmen İsrail’in hasmı ve potansiyel saldırganı olarak konumlandırılmaktadır. Bunun diplomatik ve stratejik sonuçları dikkatle değerlendirilmelidir.” YAYININ TÜMÜ👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

53,499 просмотров • 1 месяц назад

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 просмотров • 11 месяцев назад

Devlet Bahçeli, Bese Hozat özelinde tarafların söylemsel düzeyde bile olsa gerilmelerine gerek yok. Herkes diline dikkat etmek zorunda ama herkes aynı zamanda kendi kitlesini konsolide tutmak zorunda, söylemler biraz da bu kaygıdan kaynaklanıyor. Bese Hozat'ın "Suç işlemedik, af istemiyoruz..." minvalindeki sözleri ilk değil, tek değil hepimiz söylüyoruz bunu zaten, yeni duymuş da şaşırmış gibi yapmasın kimse. 13 yıl önce aşağıdaki konuşmayı yaptığımda divanda Mehmet Uçum oturuyordu, Devlet Bahçeli "çözüm" diyen herkesi asacaz diyordu, CHP bugünden daha sert şekilde "Biz oynamıyoruz" diyordu, Bese Hozat henüz KCK eş başkanı olmamıştı ama bugün ne diyorsa o gün de onu diyordu. Öcalan'ın özgürlüğü ve "yasal düzenleme" dediğim için Mehmet Uçum daha sonra bana "Örgütlü bir şekilde bunu bilerek söylüyorsunuz, halkın Öcalan gibi bir derdi yok, Öcalan muhatap olamaz" demişti, bugün Öcalan'ı muhatap alanların beyin takımında, Devlet Bahçeli bu işe bulaşan herkesi asarız diyordu, öncülüğü o yapıyor şimdi, CHP o zaman daha radikal karşı çıkıyordu bugün düne göre çok daha makul bir çizgide, O gün "Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan" dediğimde hoşuna gitmeyen, sicilimiz bozulmasın diye bozulan tipler de bugün Kürt legal siyasetinin karar alıcı aktörleri olmuş, Roller çok değişti, tavırlar duruşlar çok değişti, her şey değişti ama Öcalan'ın muhataplığı meselesi, PKK'ye yönelik yasal düzenleme zorunluluğu meselesi değişmedi, devlet de o noktaya geldi çünkü işin doğasına uygun olan bu, yenilgi ya da zafer değil, olması gereken zorunluluk buydu. Hiçbir şeyi şeffaf yürütmeyen, gizli olması gerektiğini söyleyen taraflar bu tartışmaları da illa yapacaklarsa gizli yapsınlar, halkın önünde yapmasınlar bence. Bu ülkede toplumsal kırılma falan olmaz çünkü herhangi bir şeye kırılabilecek bir toplum yok ama gereksiz gerginlik provokasyonlara zemin hazırlar, o zemini vermemek lazım, eğer gererek bitirmek istemiyorsanız tabi. Herkesin bildiği basit bir gerçek var; Abdullah Öcalan'ı kendisine lider kabul eden Kürtlerin Öcalan'ın ve siyasi tutsakların özgürlüğü, PKK'ye yönelik, asla onur kırıcı olmayacak, yasal düzenlemeler, inkar, imha ve asimilasyonun son bulması ve toplumsal barışa, demokrasinin gelişmesine hizmet edecek adımlar gibi net ve somut talepleri var, ülkenin tamamının da bunlara ihtiyacı var. Bunlar kolaylıkla yapılabilecek şeyler, farklı bir ajandanız yoksa eğer, işi yokuşa sürmeye gerek yok, germeyin birbirinizi. 13 yıl önce söylemişim yine söylüyorum hem devlet hem PKK diline dikkat etmeli, her iki halkın da ciddi travmaları var, kimse öbürünün gözüne bir şey sokmaya kalkmasın, iki taraf da zarar eder. Besê Hozat başka şekilde ifade etse daha iyi olurdu denilebilir belki ama söylediği şey çok yalın bir gerçek, aynı fikirdeyiz hepimiz. Hepimiz dediğim Öcalan'ı lider kabul eden Kürtler, bütün Kürtler değil ama bütün Kürtlerin de bütün Türklerin de ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur.

Sinan Aygül

56,262 просмотров • 8 месяцев назад

Haluk Levent, muhalefetin arama kurtarma çalışmaları ile meşgul olan hükümete iftira ve algı operasyonlarıyla saldırması için gereken ortamı sağlayan bir milli kahraman projesiydi. Türkiye tarihinin en büyük felaketini fırsat bilip en yakınlarını yeni kaybetmiş insanların acısını öfkeye dönüştürebilmek için ellerindeki bütün imkanları kullandılar. Devletin canla başla çalışan kurumlarını hedef haline getirebilmek için onların binde biri kadar etmeyen AHBAP'ı ulusal ve sosyal medyadaki bütün güçlerini kullanarak şişirdiler. Kinleri mantıklarını öyle aşmıştı ki "Devlet mevlet yok AHBAP var" söylemini ortaya attıklarında dahi aldıkları riskin farkında değillerdi. Muhalif kitleyi içi hava dolu bu balonun devlet yapısına gerçek bir alternatif olduğuna inandırmaları da çok uzun sürmedi. Geçmişi dolandırıcılık suçlarıyla ve sesini duyurmaya çalışan mağdurlarla dolu bir kumar bağımlısı olan Haluk Levent'in derneğine milyarlarca liralık bir para akışı gerçekleşmesini sağladılar. Bir noktada devletin buna müdahale edeceğini düşünüyorlardı. Bu sayede deprem bölgesindeki muhafazakar halkı blok olarak hükümete düşman hale getireceklerdi. Hükümet de bölge halkı da bu oyuna gelmedi ve sonunda balon büyük bir gürültü ile patladı. Şimdi muhaliflerin bir kısmı (ONLAR TV) "Devlet balonu şişirmemize neden izin verdi?" diye soruyor. Diğer bir kısmı balonun kendilerine ait olduğunu da inkar ediyor çünkü bu operasyonu çekerken İzmir marşıyla oyalayıp inek gibi sağdıkları Atatürkçülere verecek herhangi bir cevapları yok. Haluk Levent'i iki defa programına konuk ederek en çok hava basanların başında gelen Fatih Altaylı da onlardan birisi. Haluk Levent muhaliflerin deprem yardımlarını kumar masasında milyon milyon ezerken, Fatih Altaylı "Haluk Levent Türkiye'de bilim devrimine hazırlanıyor" diye program yapıyordu. Devlet Bahçeli "milletin parasına akbaba gibi çöküyorlar" dediğinde en çok bunlar eleştirmiş muhalif kitlenin sorgulamaya başlamasını da yine bunlar engellemişti. Hatta Fatih Altaylı yerel seçimler öncesinde muhalifler Haluk Levent'in CHP'liliğinden şüphe etmesin diye, adaylığı reddetmesinin sebebi olarak "AKP'nin suç uydurmasından korkuyor" palavrasını savurmuştu. Şimdi bu yalanları yüzüne vurabilecek herkesi sosyal medyada engelleyerek kandırmanın kolay olduğuna artık iyice kanaat getirdiği muhaliflere yeni bir masal anlatıyor. Atatürkçü kitle bir süre huzursuzlandıktan sonra Haluk Levent'in aslında AKP'li olduğuna ikna olacak ve sütünü Fatih gibilere sunmaya devam edecek. Muhalif kitlenin orantısız zekası ise henüz bu denklemi çözmeye yetmiyor. Maalesef hala Deniz Göktaş mizahı seviyesindeler.

Abese İrca

52,921 просмотров • 29 дней назад

Adı Mürşid, soyadı Haznevi... Bu kişi, Suriye'deki Haznevi ailesindendir, doğru. Ama Haznevi ailesiyle tasavvufi anlamda, İslami hizmetler anlamında zerre kadar alakası yoktur! Bunu Haznevilerden istikamet ehli olup da hizmet edenleri aklamak için söylüyorum. Hakikaten de onun, onlarla hiçbir ilgisi yoktur. Ailesi bununla çok uğraştı. Onu oradan çekip koparmak için çok mücadele ettiler. Ancak muvaffak olamadılar. Çünkü bu bahsettiğimiz kişi, ypg-pkk saflarındadır. Allah azze ve celle ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır. Nuh aleyhisselam gibi bir diriden, oğlu kafir olan bir ölüyü çıkarır. Ebu Cehil gibi bir ölüden Hazreti İkrime gibi bir sahabe, bir diri çıkarır. Bu, onların (ypg'dir, sdg'dir, pkk'dır… Bir sürü isimleri var ama hepsi aynı!) propaganda sorumlularından birisidir. Bildiğiniz sarıklıdır, cübbelidir. Sarığı bizim sarığımızın iki katıdır(!) Ama bu iş ne sarıkla olur, ne kürkle olur, ne cübbeyle olur. Bu iş istikametle olur, bu iş takvayla olur. Allah ve Resulü ne demişse ölçü budur bizim için. Onun dediklerini naklederken dahi insan irkiliyor… Diyor ki: 'Eğer kabul edilecekse ben buradan israile bir yardım çağrısında bulunabilirim. Ne zamana kadar Müslümanlara kurban olacağız? 'Eğer benim vatanım elimden gitmişse, elin vatanına lanet olsun. Eğer benim annem yaşamayacaksa elin annesi de yaşamasın.’ Bakın iyi dikkat edin! Bu sözler... Ben bu kişinin ismini söylemeden önce söyleseydim, siz herhalde bunu ancak bir kafir söylemiş zannederdiniz. Ama bunun adı Müslüman! Ya da kendini öyle gösteriyor bilmiyoruz. Allah bilir. Zira söylediği şeyler bir Müslümanın söyleyebileceği şeyler değil. Kendini Müslüman saymıyor mu bu adam! 'Gazze ve Filistin'e ne zamana kadar kurban olacağız?' diyor. Gazze ve Filistinlilerin annesi ağlasın diyor. Halbuki Gazze'ye şimdiye kadar hiç kurban olmamış! Zerre kadar yardımı da dokunmamış. Hep köstek olmuş. Hep israille işbirliği içinde olmuşlar. Öyle bir konuşuyor ki sanki herkes onlara katliam yapıyor da bundan dolayı feryat figan ediyorlar. Halbuki kendileri isyan ediyor. Kendileri hadlerini aşıyorlar. Hadsizlik ediyorlar. İsyan çıkarıyorlar. Fitne ve fesat çıkarıyorlar... Orada devlet diye bir şey yok. amerikanın onlara oraya tahsis ettiği, ‘Burası senin devletin, al bir devlet kadar da sana silah veriyorum. Ne zaman istikrar olsa kargaşa çıkar.' dediği bir yer. Bunun için verdi o silahları. Nerde senin devletin oluyor? O zaman her şehir kendine bir devlet kursun. Müslümanların istikrarı böyle nasıl olacak? Nerde huzur olacak?

Seyda Feyzullah Konyevi

68,187 просмотров • 6 месяцев назад

Her şey o bir cümle ile başladı. KES LAN!.. Peygamber ocağını ele geçirmiş devşirmelerin; Halkın seçtiklerine hiç saygıları yoktu. Seçilmiş iktidarları istedikleri zaman muhtıra yahut darbe ile alaşağı ettiler. Vesayet odağı haline gelmiş TSK'nın pentagondan kumanda edilen devşirilmiş şımarık ve halk düşmanı generalleri, ne halkı nede halkın seçtiklerini adam yerine koymaz, halkın hazinesini hiç bir denetime tabi olmadan istedikleri gibi harcarlardı. Ta ki: 2004 MGK toplantısında kararlı ve cesur bir Başbakan'ın Pentagon kumandalı şımarık züppelere haddini bildiren ve seçilmişlerin emrinde çalışan atanmış memurlar olduğunu hatırlatan o haykırışa kadar. O gün MGK'da söylenen "KES LAN" cümlesi, seksen senedir halkın ensesinde boza pişiren bir avuç satılmışın saltanatına son veren gelişmelerin başlangıcı oldu. Halkın alın teriyle, dişinden tırnağından artırarak verdiği vergilerle alınan silahları, korumaları gereken millete doğrultup kabadayılık etmeye halkın seçtiklerini asıp kesmeye alışmışlardı. KES LAN çıkışından sonra Türkiye'de taşlar birer birer yerine oturmaya başladı. Ve her şey olması gerektiği gibi oldu. Kendilerini halkın üzerinde gören silahlı bürokrasinin maaşlı memurlarına bu Milletin sahibi veya patronu olmadığı hatırlatıldı. Bin yıldır olduğu gibi Ordu, Milletinin emrinde Milletine ve Vatanına hizmet için var olan bir kurum olarak yeniden ihtişamlı günlerine kavuştu. Milletin gönlünde Peygamber ocağı olarak saygın yerini yeniden kazandı. CHP'liler Sevmiyorlar Hazmedemiyorlar Çünkü Böyle Bir Lider Görmemişler Görememişler... Kim Sevilir Kim sevilmez Bilemiyorlar. Dobra Dobra Konuşunca da Diktatör Diyorlar Böyle Bir Lidere böyle Diktatöre Can kurban. Allah, Recep Tayyip Erdoğan'ın Yolunu Bahtını Ömrünü Uzun Eylesin İnşallah. Elhamdülillah Müslüman Bir Lider, Müslüman Bir Başkan. Sevenlere Selam Olsun.. Fahri Kopar Cumhurbaşkanı Erdoğan Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Sözünün Eri Devlet Bahçeli Fırıldak Cemal Enginyurt Muhammed Yakut Ekrem İsmail Saymaz F-35

Kumandan

11,375 просмотров • 1 год назад

Kahraman Türk Ordusu PKK UZANTISI YPG PYD YPJ. Paramparça etmiş Türk ordusunun eline sağlık olsun. Mazlum Kobanê ne diyor biz İsrail’in köpekleriyiz diyor bizim tasmamımız İsrail’in elindedir diyor Biz de Kürt olarak diyoruz ki köpek gibi bu dünyaya gelmişsin köpek gibi gideceksiniz.. Kobani: Türkiye 4 gündür bölgemizi bombalıyor Türk Ordusu diyoruz ki ellerinize sağlık bir kürt olarak diyorum Suriye Demokratik Güçleri PKK YPG PYD PYJ (SDG) Mazlum Kobani, Türkiye'nin dört gündür süren saldırılarıyla ilgili bir video mesaj yayınladı: Muzlum Kobanê çok korkmuş daha biz sizi ne kadar korkutcağız tahmin bile edemezsiniz Kobani açıklamasında şöyle dedi: ''Türk devleti bölgemizi ve sivilleri, Ankara'daki saldırıyı gerekçe göstererek saldırıyor. Oysa bizim Ankara'daki olayla herhangi bir ilişkimiz yoktur. Bizim Türkiye eylem yapmak gibi bir yaklaşımımız yoktur. Bizim Suriye toprakları dışında askeri eylem yapmama gibi bağlayıcı kararımız vardır. Bu saldırıların durmasını istiyoruz. Biz başta Türkiye olmak üzere her kesimle her zaman diyaloğa açığız ancak bu saldırıların durmaması ve devam etmesi halinde karşılık verme hakkımızı kullanacağımızın bilinmesi gerekiyor. Türkiye 5 yıldır Özerk Yönetimin ortadan kaldırılması, halkımızın göçe zorlanması için bu saldırılarını yürütüyor ama 5 yılda sonuç alamadı yine alamaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kökünü kurutacak alçak şerefsiz teröristler Öte yandan bu saldırılara bölgemizden sorumlu Amerika ve Rusya'nın da tavır alması gerekiyor. İsrail ABD 🇺🇸 KÖPEKLERE Terörün dini diliyle ırki yoktur bayrağı yoktur Allah’ı yoktur Kur’an ‘ ı yoktur bebek katilidir Biz Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan Ayyıldız bayrağın altında yaşayan Kürtler Türkiye Cumhuriyeti’nin devletin yanındayız yanında olmaya da devam edeceğiz Sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Sayın Dr Devlet Bahçeli yanındayız yanında olmaya da devam edeceğiz. Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Ali Yerlikaya 🇹🇷

Abdurrahim Avcıoğlu

25,944 просмотров • 1 год назад

📍TBMM Genel Kurulu Bu kürsüye elbette, Diyarbakır’ın Milletvekili olarak çıktım. Ama her zaman övüneceğim kimliğim Diyarbakır’ın Kızı olmaktır. Bu konuşmayı da geçmişi yaralarla dolu ve bu günlerde fazlaca ümitli Diyarbakır’ın Kızı olarak yapacağım… Sizlerinde bu konuşmayı bu hassasiyetle dinlemenizi rica ediyorum. Takdir edersiniz ki; benim konuşmam Terörsüz Türkiye sürecine dair olacaktır… Malumunuz İçinde bulunduğumuz süreç bilinen yaraları sebebiyle en fazla Diyarbakır’ı ilgilendiriyor… Tabi ki; en başta annelerimizi… Bilinmeli ki; Bu ülke; Annelerin gözyaşı üzerinden değil duası üzerinden yükselecektir. Hepimizin bildiği gibi 30 yılı aşkın bir süreçte seçmen; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Sayın Recep Tayyip Erdoğan için 230 milyon kereden daha fazla evet mührü basmıştır. Siyasi rakipleri için hayal dahi edilemeyecek bu mühür bereketi, Cumhurbaşkanımız için mazidir… Elbette; o bereketin artarak devamı en samimi, en içten arzumuzdur... Fakat o güne daha var… Meclisimizin çatısı altında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu marifetiyle bu millet için paha biçilmez bir süreç yürütülmektedir. Yüce Meclisimizin sahiplendiği bu süreç büyük siyasi risklerin yanında cesaretle alınması gereken kararları da gerektirmektedir. Güçlü ve kararlı bir siyasi irade gerektiren bu süreci 2013 yılında; “çözüm için baldıran zehri içmek gerekirse biz o zehri içeriz” diyen Cumhurbaşkanımız ile ancak Devlet Bahçeli bilgeliği başlatabilirdi ve O başlatmıştır. Yarım asrı geçkin süre boyunca Türkiye’nin birliği, Bütünlüğü için düşünen, fikirler üreten Devlet Bahçeli… Türkiye’nin yarınları için taşın altına konulacak el bulunamadığı zamanlarda gövdesini taşın altına koymakta tereddüt etmeyen Devlet Bahçeli… Sayın Bahçeli’nin çağrısı ancak Abdullah Öcalan’ın cevabıyla amacına ulaşabilirdi ki… o da olmuştur. Abdullah Öcalan dışında; hiçbir muhatap o çağrıyı anlamlı kılamazdı… İşte bu şartlar altında bu ülke bu sorunu şimdi, bugün, bu meclis ve bu iktidarla çözmek zorundadır ve ikinci bir şansı yoktur. Bu iklim bir daha oluşmayacaktır ve ufukta bu liderlerin yerine ikamesi mümkün kimse gözükmemektedir… Hep birlikte; “ya şimdi ya hiçbir zaman” noktasındayız… Aksi halde bu millet hepimize cevabını veremeyeceğimiz şu soruyu sorar; Bu kadar can verdik, kaç can daha istersiniz… Ne olur… Uzatın ellerinizi… Cumhuriyetin ikinci asrı, birinci asrının en büyük sıkıntısından kurtularak başlasın… Ne kadar becerdim bilmiyorum ama, Diyarbakır’ın kızı olarak duygularına tercüman olmaya çalıştım… Siz yine de Diyarbakır’a gelin ve kendisinden dinleyin… Oradaki yaslı annelerin YAŞLI gözlerinde yeşeren ümidi görün… Bu da son sözüm olsun: O ümide kıymayalım. Ayrıca bu meselede kimse şehit ailelerini istismar etmemeli. Bir daha Şehit cenazesinin olmayacağı bir Türkiye arzusuyla tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. TBMM TBMM Genel Kurulu

Suna KEPOLU ATAMAN

181,797 просмотров • 7 месяцев назад

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün yaptığı açıklamada terörist başı Öcalan'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuşup DEM grubuna seslenmesi gerektiğini söylemiştir. Devlet Bahçeli'nin bu çağrısı Recep Tayyip Erdoğan ve Özgür Özel tarafından da desteklenmiştir. Bu çağrıya çözülme ortakları DEM, CHP, AKP'nin açık desteğinin olduğunu görüyoruz. Artık Türkiye'de Cumhur İttifakı ve CHP'den oluşan yeni adıyla Cumhur Halk Partisi vardır. Cumhur Halk Partisi, DEM'le koalisyon içerisindedir. Artık Erdoğan, Özel, Bahçeli ve Öcalan'ın el ele yürüdüklerini görüyoruz. Devlet Bahçeli'nin ‘terörist başı Öcalan TBMM'de DEM grubuna konuşsun’ ifadesi tam bir siyasal cinnettir. Devlet Bahçeli belli ki terör örgütünü hiç tanımamış. Terör örgütünün sözde başkanlık konseyi yapmış olduğu edepsiz açıklamada, ‘Savaşa biz karar veririz’ mealinde açıklamalar yaptı. Terör örgütünde terörist başı Öcalan'ın artık fiili bir otoritesi yok. Ancak kurucu olmasından kaynaklanan simgesel bir otoritesi var. Öcalan'ın ne demesini bekliyorsunuz? ‘Hadi silahlarınızı gömün, barış yapalım.’ Böyle mi demesini istiyorsunuz? Siz önce Türk milletine itiraf edin. Öcalan'a bu konuşmayı yapması için ne verdiniz? Özgür Özel, ‘El yükseltiyorum. Devlet Bey, Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Tam olarak kendilerine ait hissetmeyen bütün Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahibi olmayı teklif ediyorum’ diyor. Erdoğan'a, Bahçeli'ye, Özel'e soruyorum; Öcalan'a Türk Milletine ait olan neyi teklif ediyorsunuz? Neyi vermeye karar verdiniz? Türkiye'nin bir bölgesinin Kürdistan olmasına mı karar verdiniz? Devletin resmi dilini değiştirmeye mi karar verdiniz? Federal bir Türkiye kurmaya mı karar verdiniz? Güneydoğu'da, Doğu Anadolu'da özel bir Kürdistan kurmaya mı karar verdiniz? Öcalan size ne karşılığında ne veriyor? Bunu Türk Milletine açıklamak zorundasınız. Bu iş öyle Meclis’te yapılacak konuşmalarla halledilecek bir iş değil. Öcalan'a hangi tavizleri verdiniz? Öcalan, Suriye PKK'sı PYD'nin 140 bin kişiden oluşan yapısını dağıtacak mı? Yoksa Öcalan'a sadece Türkiye'de değil Suriye'de de mi devlet kurma izni veriyorsunuz? Öcalan'ın terör örgütünü lağvetme gücü yoktur. İlginç olan çözüm süreci faciasını bu ülkeye yaşatan AKP'nin DEM ve ardılı partilerin ve terör örgütünün aklına bile gelmeyen terörist başını Meclis’te konuşturması teklifi Türk Milliyetçiliğini temsil iddiasındaki Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den gelmiştir. Terörist başı Öcalan'a olmayan payeler sunmak Devlet Bahçeli'ye düşmez. Devlet Bahçeli'nin bu ifadelerinden dolayı ortaya haklı bir infial çıkmıştır. Vatanseverler, Türk Milliyetçileri derin bir hayal kırıklığı içerisindedirler. Şehitlerimiz, Gazilerimiz kendilerine hakarete uğramış hissetmektedirler. Devlet acziyet içine sokulmuştur. Türk Devleti'nin terörü durdurmak için terörist başının desteğine ihtiyacı yoktur. Bahçeli'nin bu ifadeleri, Erdoğan'ın destek açıklamaları, Özgür Özel'in destek açıklamaları terör örgütü ile can siperane mücadele eden kahraman ordumuzu, kahraman jandarmamızı ve kahraman polisimizi demoralize etmektedir. ‘Biz ne uğruna şehit oluyoruz’ sorusunu sormalarına neden olmaktadır. Türk ordusunun ve polisinin en seçkin evlatlarından 793 tanesi, jandarma ve polis özel harekat mensupları Hendek Çatışmalarında şehit düşmüşlerdi. Binlerce yaralımız vardı. Sizin siyasette yaptığınız hataların bedelini onlar aziz kanlarıyla düzeltmeye çalıştılar. Ülkemiz terörle mücadele bulunduğu konumdan daha geriye düşürülmeye çalışılmaktadır. Bahçeli böyle bir sürece alet olmaktadır. Bahçeli'nin terörist başını Meclis’te konuşturma fikri kendisine mi aittir? Yoksa yerli ve milliliği elden bırakmayan AKP tarafından mı kendisine söyletilmiştir? Bahçeli bir süre önce ‘Çok şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez’ demişti. Sayın Bahçeli Türkiye'yi değiştirmeye karar vermişsiniz anlaşılan. Nereye kadar değiştireceksiniz? Öcalan'a neler vereceksiniz? Türk halkına, Türk Milletine ait olan neleri Öcalan’a devretmeye karar verdiniz? Bahçeli bunu kimin söylettiğini Türk Milletine açıklamak zorundadır. Kendi fikri midir yoksa Erdoğan böyle söylediği için mi söylemiştir? Biz, Zafer Partisi olarak bu çağrıya verilen desteklere hiç şaşırmadık. Çünkü bu çağrının sahibi Bahçeli, zamanında ortağı olduğu koalisyon hükümetini bozdu ve erken seçimle AKP'yi iktidara taşıdı. Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olabilmesi için Meclis oturumuna katıldı, ön ayak oldu. Parlamenter sistemden tek adam rejimine geçişin ve sonrasındaki çöküşün mimarlarından birisi oldu. Ne zaman sıkışsa AKP'nin stepnesi olduğu, koltuk değneği olduğu, destek olduğu ayakta kalmasını sağladı. Şimdi de görüyoruz ki Bahçeli, Öcalan'a koltuk değneği olmaya karar vermiş. Terörist başını Meclis’e çağırmak sadece kahraman gazilerimiz ve aziz şehitlerimize değil, büyük Türk Milletine Gazi Meclisimize ve Cumhuriyetimize hakarettir. Bu hakareti yapan kişi Devlet Bahçeli'dir. Şimdi tekrar soruyorum; Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörist Öcalan Meclis’te konuşursa terörün bitmeyeceğini, sona ermeyeceğini bilmez mi? Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörün arkasında Batılı emperyalist güçler olduğunu ve onların Türkiye Sevr koşullarına gelmedikçe, terörü vekil güç olarak kullanmaya devam edeceğini kestiremez mi? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, PKK'yı Öcalan'ın yönettiğini mi zannediyorlar? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, terör örgütü alanda yenilip silah bırakmaya zorlanmadıkça kendiliğinden silah bırakmayacağını bilmez mi? 10 yıl önceki çözüm sürecinin memlekete ne ağır maliyetler ödettiğini bilmezler mi? Dün lideri ölen FETÖ terör örgütü Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni bombalamıştı. Çok aşağılık bir eylemdi bu bombalama eylemi. Bir başka ülkenin ordusu bile bizim parlamentomuzu bombalamaz, bizim ordumuz da başka bir ülkenin parlamentosunu bombalamaz. Ama terör örgütü FETÖ, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni Gazi Meclisimizi bombalatmıştı. Şimdi Bahçeli, Öcalan’ı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin içine sokup vicdanını, manevi şahsiyetini meclisin bombalatmaya hazırlanıyor. Bahçeli Türkiye'de bozulma, çözülme ve çöküşlerin daimi işaret fişeği olarak kullanıldı. Bahçeli attığı siyasi adımlarla AKP'yi bu milletin başına musallat etti, tek adam sistemiyle parlamenter demokrasiyi değiştirdi ve şimdi Öcalan ve DEM'le işbirliği yaparak kalanı da yok etmek istiyor. Bahçeli'nin yolu yıkım yoludur. Onunla olan veya destek verenler de bu yıkıma ortaktırlar. Şimdi buradan Milliyetçi Hareket Partisi'ne gönül vermiş bütün kardeşlerime seslenmek istiyorum. Lider bildiğiniz kişinin terör seviciliği yapması sizi kızdırıyorsa, parti içindeki emeklerinizin değişik klikler tarafından keyfi menfaatlerine kurban edilmesinden bıktıysanız, sizleri Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkeleri ve Alparslan Türkeş’in ülküleri doğrultusunda vatan uğruna mücadele etmeye ve terörün karşısında duran, dimdik duran Zafer Partisi’ne gelmeye davet ediyorum. Gün, devletimiz, milletimiz ve bayrağımız için mücadele günüdür. Sizlere düşen bu kutlu mücadele de bizi yalnız bırakmamanız, yanımızda olmanızdır. Bu vesileyle sevgili Cumhuriyet Halk Partililere de seslenmek istiyorum. Gerçek Atatürkçülere seslenmek istiyorum; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu devleti Öcalan'a vermeyi teklif eden Özgür Özel'in arkasından gitmeyin. Atatürk'ün kurduğu genç Cumhuriyete ihanet eden bir başka terörist başı Şeyh Said'e vatan haini diyemeyen adamlar Atatürkçü olamazlar, Atatürk'ün partisine genel başkanlık edemezler. Onun için bütün gerçek Atatürkçü Cumhuriyet Halk Partilileri Zafer Partisi'ne davet ediyorum. Sevgili AK Partililere de seslenmek istiyorum; sevgili vatansever, AKP'li kardeşlerim: PKK ile ilk müzakere sürecinde Dolmabahçe'de ulaşılan ve halka duyurulan mutabakat terörle mutabakat sürecini Haziran 2015 seçimlerinde siz oylarınızla sandığa gömerek durdurdunuz. Erdoğan'ı siz iktidardan düşürdünüz. ‘Allah devlete ve millete zeval vermesin’ diyorsunuz. Evet, Allah devlete ve millete zeval vermesin Cumhur İttifakı ve CHP şimdi devlete ve millete zeval vermeye hazırlanıyorlar. Buna izin vermeyelim sevgili kardeşlerim. Bütün vatansever AK Partilileri de Zafer Partisi'nin çatısının altına davet ediyorum. Devletimize ve milletimize zeval gelmesini birlikte engelleyelim diyorum. Biz Zafer Partisi olarak, Atatürk'ün bize emanet olan Cumhuriyeti ve devletimizi, kurucu ilkeler ve değerler ışığında ve hukuk devleti esaslarına göre korumaya oluşan tehditleri milletimize anlatmaya ve bunlara kararlılıkla karşı koymaya devam edeceğiz. Bu rezil gidişe Yunanistan'ın önünde diz çökerek Doğu Akdeniz ve Ege'de verilecek tavizlere, Kıbrıs'ta verilecek tavizlere karşı çıkıyoruz. Biz bu rezil gidişle terör örgütüne teslim olup Öcalan'a verilen tavizlere karşı çıkıyoruz. Bunun için de artık Türk milletine gitmenin zamanı geldiğini düşünüyoruz. Hodri meydan! Siz yanınıza Öcalan’ı alın, biz Türk Milletini alalım. Erken seçimde sandığa gidelim. Ne mutlu Türk’üm diyene!

Ümit Özdağ

2,269,101 просмотров • 1 год назад

Ağa babaları ile çekinmiş resimlerini profiline koyarak,kendini ülkücü, milliyetçi zanneden klavye başında sahte hesaplarla tehditler savuran TORBACI mafyatiklere sesleniyorum. İçinde yetiştiğim camiayı üzmek kırmak istemem ancak sabrında bir sınırı vardır. Sözlerimin muhatapları maziyi paylaştığımız insanlar değil,eline dava arkadaşlarının kanı bulaşmış ülkücü ve milliyetçi gibi şerefli bir davaya leke sürmeye çalışan alçaklardır. Hayatım boyunca bölücü,liberal, marksiz ve fetöcü diye hiç anılmadım. Bütün ömrümce anıldığım ve gurur duyduğum tek bir sıfat var,vatansever şerefli bir Türk milliyetçisi onu da öyle bir ayağa düşürdünüz ki sizin yüzünüzden ve utancımızdan kullanamaz hale geldik Allah sizi ıslah eylesin… Burdan onlara sesleniyorum; bizi sakın ha sakın ve hangi sebeple olursa olsun içinde bulunduğunuz kirli havuzda bizi kendinizle karıştırmayın. Cumhuriyet tarihinden bu güne kadar,canımız pahasına verdiğimiz vatanseverlik mücadelemize saygısızlık yapmayın,ayrıca bizi kendinizle karıştırmayın tahmin edemeyeceğiniz kadar ağır konuşurum. İsteyen kendine yeni yön çizebilir!Hatta ikbal,istikbal ve iktidar için kendini satabilir de. Ben varlığını Türk varlığına adamış bir Türk evladıyım.! Doğduğum gibi öleceğim ve bununla da övüneceğim.Hayatımın sonuna kadar da tek bayrak değil Türk bayrağı,tek devlet değil Türk devleti,tek millet değil Türk milleti,tek vatan değil Türk vatanı diye haykırmaya devam edeceğim . Ne Mutlu Türküm Diyene…

Mahmut TATAR

84,451 просмотров • 1 год назад