正在加载视频...

视频加载失败

Fıkıh programında ilginç sorular... Fıkıh programına bağlanan bir vatandaş, "Oruçluyken ölmek orucu bozar mı?" “Zombileri öldürmek günah mı?” diye sordu. Hoca ise şaşkınlıkla karşılık verdi: “Zombi nedir? Bir konuşalım. Nasıl bir şeydir zombi..."

35,618 次观看 • 5 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

Şehit Bayram Hocamız Anlatıyor; Beni —ilmî heyete istişare için— davet ettiler. Dediler ki: “Medrese sonrası tekâmül yahut ihtisas için nasıl bir çalışma öngörüyorsun?” Ben de sözü başa aldım: “Siz nasıl bir hoca tipi özlüyorsunuz? Bir ilmî müşkille karşılaştığında âyetten, hadisten, ibarenin altından çıkacak güçte bir hoca mı istiyorsunuz; yoksa daha çok emr-i bi’l-ma‘rûf tarafıyla meşgul, sahaya koşacak bir tip mi?” Bu suale kesin bir cevap vermediler. “Şöyledir, böyledir…” diye -konuyu yuvarlayıp geçtiler-, kesin bir şey diyemediler. Ben de kırk beş dakika boyunca idealimdeki hoca modelini anlattım: -Metnin ağırlığından kaçmayan, delilsiz hükme yanaşmayan, usûl karşısında edebini takınan, ilmi şahsi meziyet değil emanet bilen hoca tipini-… Dinlediler; sonra da: “— Ohoo! O çok derin… O kadar değil Bayram Hoca.” dediler. Allah razı olsun, eyvallah. Ama sözüm şu çalışmayı küçümsemek değildi. Demek istediğim şuydu: Gerçekte yetişmesi gereken hoca tipini düşündüğümüzde, bizim buradaki iki yıllık eğitimin o büyük hedef içindeki ağırlığı nedir ki? Mesele tam burada. [Mektubat Sohbeti — Şehit Bayram Hoca, Rahmetullahi Aleyh] Hasılı; ilme bariyer olanların sığ hevesi ile, ilim yolunda can verenlerin yüksek himmeti arasında uçurum vardır. Heves sahipleri derinliği “aşırılık”, ciddiyeti “yük” zanneder; kendi kifayetsizliklerini ölçü yapar, ilmi budar, yolu daraltır. Himmet ehli ise ilmin ağırlığını omuzunda taşır; bir satır uğruna ömür tüketir; ilmi şeref bilir, emanete hıyanet etmez. Heves ilmi tüketir; himmet ilmi yaşatır. Ve bütün mesele burada düğümlenir: İlim, heves sahiplerinin değil; himmet ehlinin emanetidir.

Muhittin Ödemiş

13,122 次观看 • 7 个月前

CEHALETİN BİLGİ DİYE PAZARLANMASI Asrın ve Diamond arasındaki Şeriat tartışmasında söylenecek şeyleri söyledik. Program için genel eleştirimizi yaptık. Ancak Arda Severcan ile yaptığımız değerlendirmede kendisinin iki saatlik videoda Diamond'un bilgi diye pazarladığı şeylerin aslında cehalet ve manipülasyon malzemesi şeyler olduğunu ifade ettiği şu tespitlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu arada alıntıladığım videoda Asrın kendisinin çekilmek istendiği zemini fark edip aslında üzerinde durduğu yeri vurguladığını görebiliriz. Her neyse Arda'nın durumu özetlediği değerlendirmeye geçelim: Diamond tikel uygulamaları tümel bir şeyin kendisi zannedecek kadar akılsız olduğu için, Şeriat'ın bir bölge, kültür ve tarih bağlamında uygulanma şeklini onun kendisi zannediyor. Bir şeyin yokluğuna değil varlığına delil getirmek gerekir. Dolayısıyla, el kesme uygulamasının (tümel anlamda şeriatın bir parçasıdır) bir zorunluluk sebebiyle uygulanmaması (örneğin Ömer (ra) dönemindeki kıtlık) uygulanmaması orada şeriat olmadığını göstermez {55:37}. İkincisi, kelam âlimlerinin %90 oranında öldürüldüğünü söylemek Diamond'un ne çeşit bir zır cahil olduğunu gösteriyor. Birincisi bu orana nasıl vardı? İkincisi, Hanefi alimlerin çoğu (Asrın'ın dediği gibi) Maturidi pozisyonu savunur, Şafii ve Malikiler ise Eş'ari pozisyonu. Örneğin, ahlaki olarak iyi şeyin akılla bilinip bilinmediği konusunda iki mezhep arasında köklü bir tartışma vardır. Bu tartışmalar kelâmdan usul-i fıkıh (fıkıh metodolojisi) kitaplarına geçmiş ve orada yoğun bir şekilde tartışılmıştır. Bu da elbete nasıl fıkıh yapılacağını etkiler. Yani; kelâm > usul-i fıkıh > fıkıh Üçüncüsü, "şeriatla yönetilen bir devlette tevhid bayrağı yakana ne olur?" gibi sloganik sorularla rakibini sıkıştırıp tribüne oynayan Diamond, bu durumun gerçekleştiği bağlamın ziyadesiyle farklılaşabilecek şartlarını göz önüne almıyor. Bayrağı yakan örneğin protesto için mi yaktı, yoksa eski bir bayrağı imha için mi yaktı vb. Dördüncüsü, mezheplerin farklılaşması ve muğlaklık durumu, şeriat'ın tüm toplumlara ve dönemlere uygun olmasından kaynaklanan bir durumdur. Şeriat, Afrikalı zenciler ve İskandinavyalı beyaz ırklar tarafından da uygulanması gerekmektedir. Bu sebeple, 16. yy. Ankarası şartlarında uygulanmış belli bir şeyi 21. yy. Oslo'suna kopyalayamazsınız. Esaslar kanuni olarak sabitse (örneğin kimin öldürüleceği şeriata göre ayarlanmışsa), bunun bir sebepten ötürü uygulanmaması (şahit yetersizliği) veya bir örnekte yanlış uygulanması (padişahın keyfi şekilde birini öldürmesi) o ülkede şeriat olmadığını göstermez. Bu tıpkı birinin bugün AKP'den nefret ettiği halde onu iktidara getirebilen demokrasiyi savunmak gibidir. Beşincisi, okuma-yazma becerisinin yaygınlaşması Aydınlanma sonrası dönemin ihtiyaçlarından kaynaklı bu derece önemli hale gelmiştir. Ancak kadınlara ilim öğretilmesinin yasak olduğunu iddia eden Diamond sivri zekalısına soralım: "Bana örnek ver!" Altıncısı, kadın alimler vardır ve her şeyi öğretebilirler. Örneğin Hz. Aişe bütün ümmete hadis öğretmiştir. Yine Fatıma bt. Semerkandi (A. Semerkandi'nin kızı) kendi babası ve kocasına fıkhi konularda danışmanlık vermiştir. Kadınların belli özgürlüklere sahip olduğunda açılıp saçıldığını söylemek, onlara verilen eğitimin erkekleri azdırmak için olduğunu söylemek kadın düşmanlığı değil mi? Hümanist kardeşimiz Diamomd'a kadınları cinsel obje gibi görmek yakşıyor mu? Yedincisi, 1:20:19 da dendiği gibi kadın veya atın uğursuz olması ile ilgili hadis, Hz. Âişe'nin (ra) düzelterek Rasûlullah'ın (aleyhisselam) "uğursuzluk yoktur" buyurduğunu söylüyor. Uğursuzluk varsa bile, bu hadisi atın (veya arabanın) ya da kadının erkekleri yoldan çıkaran şeyler olarak uğursuz getirdiği anlamında olamaz mı? Sekizincisi, İslam hukukuna göre nikâh bir sözleşmedir, boşanma ise bu sözleşmenin feshedilmesi/bozulmasıdır. Bu tıpkı bir ticari işlem/sözleşme yapılıp bunun bozulması gibi görülür. Bu sözleşmenin iki kişi arasında yapılması için bir yaş sınırı yoktur. ++

Hüseyin Kılıç

131,023 次观看 • 2 年前

Özgür Özel mahkemeye baya tepkili. Duruşma sonrası sert konuştu. Özgür Özel: Yargılamada oyuncu değişikliği varsa, yargılama kurgu demektir. Tiyatro demektir, tekst demektir, hazırlanmış senaryoyu oynatıyorsunuz demektir. Ama bizim annelerimizin gözyaşı gerçek. Çünkü Tayyip Erdoğan'ın iktidarını sürdürmesi üzerine kurgulanmış bir şeyden bahsetmiyoruz. Annelerin gözyaşlarından, eşlerin gözyaşlarından bahsediyoruz. Evlatların anne hasretinden bahsediyoruz. 26 yaşında rahatsız çocukların 40 kişilik koğuşta gün saymasından, annelerin ızdırap çekmesinden bahsediyoruz. Şaka mı yapıyorsunuz ya? Oyun mu oynuyorsunuz? Dalga mı geçiyorsunuz? İktidar oyunu başka bir şeydir, o siyasette oynanır. Gelin oynayalım! Gelin orada her şeyi yapalım. Ama burası onun yeri değil, mahkemeyi buna alet edemezsiniz. Edemezsiniz! Yapılan işin tamamı, artık bugün buradan namusum var, vicdanım var, ahlakım var diyen AK Parti'nin, MHP'nin milletvekillerine sesleniyorum: Gelin yarın izleyin şu duruşmayı. 'Ben bir sevdiğimi bu hakimin adaletine emanet ederim' derlerse, ben bir daha bu mahkemeye gelmeyeceğim. Gelsinler bir baksınlar şuraya ya. Adam böyle dünyanın en büyük tırını kullanacak, bisiklet sürmeyi bilmiyor herif. Dünyanın en büyük uçağını indirecek, daha uçurtma uçurtmamış adam. Dalga mı geçiyorsunuz? Böyle saçmalık olur mu? Kendinize gelin! AK Parti, sizi ciddiyete davet ediyorum, ahlaka davet ediyorum. Bu kadar utanmazlığın dibine vurulmaz. Rakip yeneceğim diye bu kadar haksızlık yapılmaz. Bu vakitten sonra nasıl yapacak? Geldik biz, dünden beri diyoruz. Geldik sessizce izleyeceğiz. Oturduk, izledik. Milletvekili ve aileler dışında -ve birkaç sığabildiği kadarıyla il başkanımız dışında- kimse yok içeride. Belediye başkanları var mı? Yok. Milleti, on binlerce kişiyi bambaşka bir yerde tutuyoruz. Hadi yap yargılamayı! Yoklama yapmaktan aciz. Soruyor ya 'Bu mahkeme başladı mı?' sorusuna cevap verin der mi ya? 30 tane avukat aynı soruyu sordu. Bu vakitten sonra vicdanı olan herkes dönsün de şu tarafa bir baksın. Dönsün bir şu tarafa baksın. Hadi bir yıl boyunca bekleyin mahkeme gelecek, bekleyin mahkeme... Ne diyeceğim şimdi ben bu eşlere, annelere, çocuklara? E geldi mahkeme...

Onur Öncü

24,150 次观看 • 4 个月前

Cübbeli hâlâ “kabirde cima” iftirasına devam ederken… Şura Fıkıh Heyeti hâlâ susuyor. Cübbeli Ahmed, yıllardır tekrar ettiği “Peygamberler ve Evliyalar kabirde cima eder” iftirasını dün de ısrarla savunmaya devam etti. Bu sözün hiçbir sahih kaynağı olmadığı, bunun Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) açık bir iftira olduğu defalarca ortaya konmasına rağmen Cübbeli bu iddiasında ısrar ediyor. Üstelik bu iftirayı “Ben ayet ve hadisten delilli konuşuyorum” diyerek meşrulaştırmaya çalışıyor. Sonra da kalkıp bu iftiraya reddiye yapan bizleri “echelü men fil arz” (yeryüzünün en cahili) diye yaftalıyor. Peki bu kadar ağır bir itham karşısında gerçek din âlimleri nerede? Kaç yıldır Cübbelinin yanında olup da dînî hassasiyet refleksleri alınmış gibi duran Şura’nın fıkıh hocaları – Hüsameddin Vanlıoğlu, Fatih Kalender, Abdulhamid Türkeri ve Ahmet Polat – kendi ayaklarına basıldığında nasıl konuşuyorlarsa, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şerefine dokunan bu iftirada neden susuyorlar? Fetvalarına yapılan eleştirilerde açıklama üstüne açıklama yapan, hatta zaman zaman hakarete başvuran kurum sözcüsü; Peygamber Efendimize yöneltilen bu iftirada neden tek kelime etmiyor? Türkiye günlerce “kabirde cima” iddiasını konuştu. Uyarılar yapıldı, deliller ortaya kondu. Ama Şura’dan hâlâ ses yok. Cübbeli ise hâlâ aynı yalanı söylüyor. O hâlde soralım: TOKİ fetvası mı daha önemlidir, yoksa Hazreti Peygamber'e atılan bu iftira mı? İlgili bölümü aşağıya bırakıyorum. Tamamını alıntı yapılan videodan izleyebilirsiniz. Şura büyük ihtimalle yine sessiz kalacak. Madem öyle, soruyu doğrudan kendilerine yöneltin: Şura Kovacıdede Vakfı Dini Meseleleri Danışma Hattı 444 29 89 Soru net: “Peygamberlere –özellikle Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem)– kabirde cima isnad eden sözün hükmü nedir? Bu iftiraya sessiz kalan ulemanın dindeki yeri nedir?” Belki böylece konuşmak zorunda kalırlar.

Muhittin Ödemiş

54,212 次观看 • 7 个月前

Halis (Halis Bayancuk) hoca... Size reddiye değil, tashih yapmak için özel bir video çekmek yerine evvelen ezber bir kelam ile Eş'arilik-Matüridlik hakkında yaptığınız bu ezber kelama anlam vermiş değilim. Bunu kasten mi yapıyorsunuz yoksa gerçekten ilmen bu kadara mı vusul ettiniz anlayamadım. Hüsnü niyyeti muhafaza ederek sizlere şunları yazmak istedim. Lütfen, artık derin araştırmalarla bu konuları masaya yatırın. Bismillah.. Eşariler: "Allah her yerdedir!" diyor. Soru: Eşariler Allah'ın Bütün mekanlarda olduğunu iddia ediyorlar. Alimlerin geneli ise Allah'ın sema'da olduğunu söylüyor.(1) Eş'ariler kafir olur mu?(1.15.50) Cevap: Bu konular konuşulmaz.Öncelikler fıkhından dolayı. Peygamber döneminde de bu tarz problemler vardı. Selef dönemi böyle değildi.(1.16.40) Bu ayeti inkar değil bir yorumlamadır(1.18.20) Eşarilerin Allah'ın her yerde olduğu iddiası şu ayetten gelmiştir"Huve meakum eyne ma kuntum"(1.19.20) Biz de İmam Ahmed gibi bu ayetin manasının ilimle bağlarız. Yani Allah Semadadır fakat ilmi , Sem'i ve basarı ile kullarıyla beraberdir. Onları kuşatmıştır. (1.19.50) Bazı ayetleri muhkem sayıp diğer bütün ayetleri bunlar üzerine te'vil etmişlerdir "leyse kemislihi şey" ayeti de bunlardan biridir. Eşariler bu ayeti de yanlış anlamıştır. Ayetin sonu başını açıklamaktadır.(1.20.10) Reddiye 1- Videoda soru soran kişi tarafından Eşariler (ve Maturideler ile ilgili) bir iddia ileri sürülüyor. Halis Hoca da bu iddiayı ikrar ederek bir cevap veriyor. Dolayısıyla Eşarilerin bu görüşte olduğu ikisi tarafından da müsellem görünüyor. Şimdi bu kısım ile ilgili mübhem bir kaç şey vardır. Bunlar: a- Eşariler, "Allahın her yerde olduğunu" hangi anlamda söylüyorlar? Zatıyla mı yoksa ilmiyle? Bu mübhemdir, açıklanması lazımdır ki bu iddia doğrulansın veya tekzip edilsin. b- İddiada her yerde olmadan kastın Zatıyla olduğu ise, bunu söyleyen Eşariler kimlerdir? Varsa bunlar Eşari mezhebinde mu'temed kişiler mi? c- İddiada her yerde olmadan kastın ilmiyle olduğu ise, bunu söyleyen Eşariler kimlerdir? Ve bunlar Eşari mezhebinde mu'temed kişiler mi? Mutemedler ise, bununla neyi kastediyorlar? d- Eğer Eşarilerin "Allah her yerdedir."den kastı size göre ilmiyle ise; o zaman İmam Ahmed'e nispet ettiğiniz ve kendinizin de böyle düşündüğü bu görüşün Eşarilerin görüşünden farkı nedir? e- Eğer fark yoksa o zaman Eşarilerin tevili batıl iken sizin te'viliniz niye hak te'vil oluyor? Bunlar açıklanmadan doğru bir tahlil ve değerlendirmenin yapılması mümkün değildir. Ama bazı noktalara da değinelim... 2- Halis Hoca, bu tür meselelerin konuşulmaması gerektiğini öncelikler fıkhı gereği olduğunu savunuyor. Burada da netleşmesi gereken bazı noktalar var: a- Bunları konuşmak fıkhî bir mesele mi yoksa itikadî bir mesele mi? b- Hoca'dan anlaşılan davetin üslubu ve dili alakalı olduğu anlaşılıyor. Buna göre davetin dili fıkhî bir mesele midir? c- Fıkhî bir mesele ise ahkam-ı teklifiyyenin hangi kısmına girer? Giriyorsa bunun delili nedir? d- "İslam'da öncelikler fıkhı vardır." diye bir iddiası var hocanın. Öncelikler fıkhı bidat değil midir size göre? Bidat değilse delili nedir? Öncelikler fıkhı herkes tarafından kabul edilen birşey midir? e- Öncelikler fıkhını daha kapsamlı mı görüyor hoca? 3- Hoca, Eşarilerin iddiasının "Allah her yerdedir." olduğunu ve Eşarilere göre bunun delilinin de "O, nerde olursanız olun sizinledir." ayeti olduğunu ifade ediyor. Ve bu delili de Eşarilerin yanlış yorumladıklarını söyledi. Şimdi burada ıspat edilmesi gereken birkaç nokta vardır hoca tarafından. Bunlar: a- Yukarıda söylediğimiz gibi, Hocaya göre Eşariler tam olarak ne söylüyorlar? b- Bu sözün Eşarilere nisbeti ne derece doğrudur? c- Eşariler gerçekten bu ayeti mi delil olarak getirip tevil ediyorlar? Bunun delili nedir? Hangi Eşari bu iddiadadır? d- Eşariler, şayet istiva ayetini bu ayet ile tevil ediyorlarsa bu size göre niye batıl tevil olsun? e- Size göre hadid 4 ayeti müteşabih, istiva ayeti muhkem midir? Şayet böyle ise bunun delili nedir?

İbrahim KAYA

48,377 次观看 • 1 年前

Ali Bulaç hapishane günlerini anlatıyor: * Gözaltında Hilmi Yavuz ile ben fenalaştık. Hastaneye götürdüler. Şekerim 500’e çıkmış. BİZİ RANZAYA KELEPÇEDİLER. 67 yaşındaydım o zaman. * Çok değer verdiğim 28 bin ciltlik bir arşivime el koydular, onlar kayboldu, ona çok üzüldüm, tefsirler, hadisler, fıkıh kitapları ansiklopediler, kelam ve tasavvuf kitapları toplamıştım. Her darbe dönemimde kitaplarımın heba olması benim için üzücü. * Hapisteyken hakkımda 595 yazı çıktı. Bunun 95-97’si sol, laik kesimdendi. Hakkımda en çok olumlu yazı yazan; ya bunu niye tutukluyorsunuz, ayıp değil mi, tanımıyor musunuz, yıllardır piyasada olan, bütün kesimlerin tanıdığı bir insan.’ diye yazan Ertuğrul Özkök, Mehmet Yılmaz, Taha Akyol gibi isimlerdi. Hatta Oya Baydar ile ta edebiyat fakültesinden 1970’lerden devamlı atışırız. Ben ateizmle ilgili bir yazı yazmıştım, çok fena gücenmişti, bana demediğini bırakmamıştı. Ben tutuklanınca ‘Ali Bulaç mı terörist?’ diye Cumhuriyet’te yazı yazdı. Bizim taraftan da yazı yazmak isteyen birkaç kişi önce, bana öyle bir dayak atıyorlar ki, önce demediklerini bırakmıyorlar, kırmadıkları tarafımı bırakmıyorlar, en son da yarım ağızla ya bunu tutuksuz yargılayın diyorlar. * Duruşmalara hükümet adına iki kişi geldi. İsmet Uçma ve Feyzullah Kıyıklı. Ekonomi bakanı Nebati de geldi. Bunlar hükümet adına geliyorlardı. Bizimle konuşmuyorlardı. * Uzun bir süre avukatsız kaldım. Kimse davayı almıyor. Bir avukatım itirafçı ol dedi. Bir şeyler bilsem itiraf edeyim ama ben bir şey bilmiyorum, etrafımda tanıdığım insanlardan bir duyum almadım. İtirafçı olmak için ne diyeyim? Fethullah Gülen meczuptur, hastadır, mehdidir, isa olduğuna inanıyor, delidir gibi şeyler söyle. Benim açımdan Fethullah Gülen’in eleştiriye açık görüşleri var. Ben ihvan kökenliyim, Ali Şeriati’nin çizgisinde bir insanım fakat ben çıkıp bunları nasıl diyeyim, bunlar bana yakışır mı. Ya böyle dersin ya da beni de tutuklarlar ben senin dosyanı bırakacağım dedi avukat be bıraktı. Bizim aile avukatımızdı, bıraktı. Bir gün Batman’dan bir avukat geldi. HüdaPar’ın Başkanı bir avukat gönderdi, ben senin davanı alacağım dedi, bir tomar da para getirdi. Ailemle istişare edeyim dedim. Aradan iki gün geçmeden Selahattin Demirtaş’ın isteğiyle HDP’den bir avukat geldi. Kimse senin davanı almıyormuş, ben alacağım dedi. Düşündüm, biri HÜDAPAR, diğer HDP, ikisi de zıt. İkisine de teşekkür ettim. * Ben hiçbir zaman kahramanlık yapmayı düşünmedim. Resulullahın rehber bir sözü var. ‘Zulmü temenni etmeyin ama gelince sabredin.’ Hapishane insanı çok olgunlaştırır. * İnfaz memuru nasıl kitap okunması gerektiği konusunda bize ders verdi. * Ben 12 Eylül’de de tutuklandım. 15 Temmuz’da da Gayrettepe’ye götürüldüğümde polise bunu söyledim, ellerim arkadan kelepçeli. Demek ki sen rahat durmuyorsun, dedi. 12 Eylül işkence bakımından kötüydü. Periyodik olarak bu sistem kendini darbelerle devam ettiriyor. Röp. tamamı

Sevinç Özarslan

47,313 次观看 • 1 年前

Muhafazakar bir vatandaş, çektiği video ile dini konularda yanlış bilgiler veren kişileri eleştirdi: İslamiyet tesettürden ibaret değil. Bırakın giysin. Çarşafa mı girmek istiyor? Bırakın giysin. Benim, mayo giyen bir kadından daha az günahım olduğunu size düşündüren nedir? Ve siz, dört dörtlük bir Müslüman olduğunuzu nasıl düşünebiliyorsunuz? Her hafta “İslamiyet 101” başlığında videolar izliyorum. Kendinize içerik malzemesi yapabilirsiniz kardeşim, millete akıl veremezsiniz. İşte kadınların çalışmasının da dinimizde helal olmadığını söyleyen bir kadın var. Hz. Hatice ticaretle uğraşıyordu ya. Sonra sarıklı bir adamla karşılaştım, izlerken korktum. Bir olay anlatıyor. Peygamberimize bir sahabi, “Günaha girersek ne yapacağız, cehennem azabıyla nasıl karşılaşacağız?” diye sormuş. O da demiş ki; şuralarınızdan şunlar çekilecek, buralarınızdan şunlar çekilecek, kabre girdiğinizde sizi kabul etmeyecek vesaire… Peygamberi o kadar kibirli ve bizim dört dörtlük Müslüman olmamızı bekleyen biriymiş gibi anlatıyor ki… Ve buna o kadar emin ki; sanki oradaydı, sanki her cümlesini biliyor. Ya, Peygamberi nasıl bununla suçlarsınız? Rabbimden uzaklaştıran sizsiniz ve bu büyük bir günah. Ama İslam sevgi dini ya… Ağzınızdan bir tane güzel söz çıkmıyor. Her seferinde yargılıyorsunuz. Bir kadının videosunu, hele hele erkekler bunu yapıyor, eleştirme hakkını size veren nedir? Bir kadın değilsiniz, kapanmakla sınanmıyorsunuz. Bir insanın başörtüsüne girip girmemesi konusunda bir erkeğin tam anlamıyla fikir sahibi olabileceğini düşünmüyorum. Eğer istiyorsanız siz cübbe giyip sarıkla gezin. Siz böyle geziyorsunuz ya, kol kaslarınızı gösteriyorsunuz ya; siz cübbe ve sarıkla gezin. Açık kadından “düzgün kapanın”, açık erkekten “cübbe giyin” dersi alıyoruz ya… Siz kendi hayatınıza uygulasanıza. Bizim hiç kapanmadığımızı düşünüyorsanız siz kapanın, bize doğrusunu göstersenize. Diyemiyor musunuz: “Rabbim, benim ne haddime?” Bir insanın çok günahkâr olduğunu bas bas bağırıyorsunuz. “Vay, şunun ne giydiğine bak. Cehennemde şöyle şöyle yanacak.” Nereden biliyorsun? Sen karar mercii misin? Adalet Bakanı mısın? Hayır, insanların fiziksel görüntüsüyle onları yargılayamazsınız. Kimin ne kadar namaz kıldığını, kimin ne günah işlediğini, kimin hangi sevapla bütün günahlarının silinebileceğini bilmiyorsunuz ki. Oradaki yargılama sürecini hiç kimse gördü mü? Buraya gelip söyleyebilir mi? Söyleyemez. Nasıl buna eminsiniz? Rabbimin onu affetmeyeceğini nasıl düşünebilirsiniz? Ben bunu merak ediyorum. Vallahi bütün merakım bu. Sanki öldünüz, orayı gördünüz, yargılama sistemini gördünüz de buraya gelmiş gibisiniz. Bakın, böyle büyüdüğüm için mezarlıkların yanından geçemezdim. O kadar söylüyorum size. Çocukluk dönemimi hayal edebiliyor musunuz? “Öleceğim” diye nasıl korktuğuma inanabiliyor musunuz? Ve yemin ederim, neye üzüldüm biliyor musunuz? Ben bunu “Bitti Kızım”da da söylemiştim. Açık gezdiğim dönemler çok olmuştur benim ya da tesettüre tam anlamıyla uymadığım anlarım çok fazladır. Dört dörtlük bir tesettüre sahibim demiyorum zaten. Ama yemin ederim, kemoterapi alırken belki de yanlış düşündüm ama dedim ki: “Kimsenin kalbini kırmayacağım.” Şunu demedim: “Namazlarımı aksatmayacağım, şunu yapmayacağım, bunu yapmayacağım.” “Kimsenin kalbini kırmayacağım” dedim. Çünkü bir kalbi kırmak, 70 Kâbe’yi yıkmak gibidir derler. Kul hakkını, Kâbe’yi hiç mi düşünmüyorsunuz? Ahireti hiç mi düşünmüyorsunuz? Hiç mi korkmuyorsunuz? Bir tesettürlü insanın videosunu alın da bu şekilde yorum yapın. Zaten yapıyorsunuz. Bir de benimkini alıp deneyin. Rabbim size hidayet versin, Rabbim size akıl fikir versin. Sadece bunu temenni ediyorum. (Sevinç Parlak)

Aykırı

244,584 次观看 • 26 天前