正在加载视频...

视频加载失败

🔴Gazeteci Mutlu Çiviroğlu: Kürtler için Rojava evin küçük çocuğu! 📢'Kürtler bir birlik, ulus ruhu yakaladılar. Ortak paydaları Rojava, onu desteklemek için alanlardalar. Rojava evin küçük çocuğu ve o küçük kardeş bugün dünyada Kürtleri temsil ediyor.'' 🟥Yayının tamamı: Alin Ozinian Mutlu Civiroglu

13,206 次观看 • 7 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

İsveç’te yaşayan 33 yaşındaki Ala Al Amin, evlendiği eşini almak için Qamişlo'ya gidiyor. Gece saat 1 sularında Rojava Kadın Savunma birlikleri tarafından eve yapılan bir operasyonla gözaltına alınıyor. Ailesi nedenini soruyor, hiçbir açıklama yapılmıyor. Aile, olay gecesine ait video görüntülerini Asayiş’e gönderip “Bunlar sizin güçleriniz mi?” diye soruyor. Asayiş, bu güçlerin Rojava Kadın İstihbarat" ekibi bunu söylüyor. Fakat genç adamın akıbeti hakkında tam altı ay boyunca hiçbir bilgi verilmiyor. Sonunda ortaya çıkan tablo ise dehşet verici. Ala Al Amin’in gözaltına alındığından beri ağır işkence sonucu hayatını kaybettiği anlaşılıyor. Üstelik Rojava yönetimine bağlı bir hastane ve doktor tarafından “kalp krizi” geçirdiği raporu hazırlanıyor. Ancak aile cesedi bağımsız doktorlara incelettiğinde gerçek ortaya çıkıyor. Alaa yaşadığı işkencelere dayanamamış ve yaklaşık iki ay önce son nefesini vermiş. Buna rağmen cansız bedeni ailesine teslim edilmemiş. Kaburgalarda kırıklar, kafatasında ve burunda kırıklar, yüzünde ve sırtında ağır darp izleri, ayaklarında yanıklar ve morluklar tespit edilmiş Alaa'nın bedeninde. Yani açık bir şekilde çok ağır bir işkenceyle hayatı elinden alınmış bir genç. Bazı Rojavalı sosyal medya kullanıcılarının anlattıklarına göre Ala Al Amin’in tek “suçu”, sosyal medyada Rojava yönetimine yönelik eleştirilerde bulunması. Rojava özgürleşsin, Kürtler Suriye rejiminden zulüm görmesin, kendi topraklarında onurlu bir yaşam kurabilsin diye yirmi binden fazla Kürt genci hayatını kaybetti. Avrupa’dan, dört parçadan, farklı düşüncelerde olmasına rağmen bütün Kürtler tek yürek oldu bu küçük parçayı savunmak için. Peki bugün bir Kürt gencinin sadece düşüncelerini paylaştığı için, hiçbir mahkeme, yargı, ceza, hiçbir şeffaf soruşturma olmadan “ajan” yaftasıyla alınıp işkenceyle hayattan koparılması mıdır bu fedakârlığın karşılığı ? Üstelik bir aylık evli, aile kurma hayali olan bir gencin böyle bir işkenceyle hayattan koparılması hangi vicdana sığar? Daha da acısı bu gencin ölümünün yaklaşık iki ay önce gerçekleştiği anlaşılıyor fakat açıklama 8 Mart’ta yapılıyor. Yani dünya emekçi kadınlar gününde, hayatını Kürt mücadelesine adamış fedakâr bir Kürt annenin yüreğine ateş düşürülüyor. Bu nasıl bir politik ve ahlaki sorumluluk anlayışıdır? Rojava’da onlarca televizyon, gazete ve radyo var. Fakat bu olay hakkında hala neredeyse hiçbir medya kuruluşu araştırma yapmıyor, yetkililere soru sormuyor, ailenin acısını kamuoyuna taşımıyor. Sanki bu olay hiç yaşanmamış gibi davranılıyor. Olayı yine daha önce aylarca Rojava'ya girişi yasaklanan Rûdaw haber ajasından öğreniyoruz. Binlerce Kürd gencinin katili olan ve düşmanlıklarını da açıktan ifade eden siyasi ve askeri çevrelerle iş birliği yapan, el sıkışan Kürt siyasi otorite, ne yapmış olabilir de bir Kürt gencinin ağır işkencelerle canına kast etmiş, hayattan koparmış olabilir? Kürtlere vaat edilen özgür yönetim modeli bu mudur? Farklı düşündüğü için bir genci işkenceyle hayattan koparmak hangi evrensel hukuka ve hangi ahlaka sığar? Şimdi bir aylık damat olan evladı hayattan koparılmış bir annenin yüreğine düşen ateşi hangi gerekçe, hangi teselli söndürebilir?

Azad Penaber

205,983 次观看 • 6 个月前

Bingöl’de bir ev… İçeri adım attığınızda yüreğinizi burkan bir manzara karşılıyor sizi. Dört duvar, bir kapı… Ama ne bir koltuk var, ne bir masa, ne de bir perde. Bu evde bir anne ve henüz 10 yaşında minicik bir kız çocuğu yaşıyor. Anne, hayatın tüm yükünü omuzlarına almış, ayakta durmaya çalışıyor. Kız ise yaşının gereği dünyaya umutla, oyunla, hayallerle bakmak istiyor. Ama evin sessizliği, boşluğu, hayallerin önüne set çekmiş gibi. Küçük kızın tek dileği var: Bir televizyon. O, çocuk kalbiyle masal kahramanlarını izlemek, çizgi filmlerle neşelenmek, arkadaşlarıyla konuşacak bir şeyler bulmak istiyor. Annesi ise “ikinci el de olsa olur” diyerek aslında ne kadar zor şartlarda yaşadıklarını sessizce anlatıyor. Eşyasız bir ev sadece gözle görülen bir yoksunluk değildir; aynı zamanda yüreğe dokunan bir eksikliktir. Bir çocuğun masum isteği, bir annenin çaresizliği bize çok şey söylüyor. Hepimizin evinde fazlasıyla bulunan, belki de köşede duran bir eşya, bu aile için kocaman bir mutluluk olabilir. Bugün bir koltuk, yarın bir masa, belki de küçük bir televizyon… Vereceğiniz en ufak destek bile bu evin sessizliğini bozacak, bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı yeniden parlatacaktır. Yüreklerin bir olduğu bu şehirde inanıyoruz ki yardımsever vatandaşlarımız bu anne ve kızın elinden tutacak. yapılacak olan yardımlara şimdiden teşekkür ederiz. Dr. Ahmet Hamdi USTA Uğur Tutkan Tuncay ÖZDEMİR Mazi Tv Ahmet SAYILIR SEDAT KEY MEH İbrahim TEKYILDIZ BİNGÖLXHABER

serdar Kaan

13,703 次观看 • 1 年前

Til Rifat ve Şehba'dan yerinden edilmiş insanlar için seferber olun! Heyva Sor a Kurdistanê, ilk adım olarak 250 bin euro tutarındaki yardımı yerinden edilmiş insanlara ulaştırdı 27 Kasım'da, cihadist grup "Hayat Tahrir El-Şam-HTS" Suriye'nin Halep kentine saldırdı. Bu saldırı sonucunda, on binlerce Efrinli yerinden edilmiş insanın bulunduğu Şehba bölgesi her taraftan kuşatıldı. Bu durumdan yararlanan Türk devleti, aşırılıkçı gruplarıyla Efrinli yerinden edilmiş insanlara saldırdı. Bu büyük tehlike nedeniyle, "Kuzey ve Doğu Suriye Yönetimi" Şehba bölgesinde mahsur kalan insanları güvenli bölgelere nakletme kararı aldı. Bu vahim durum nedeniyle, Heyva Sor a Kurdistanê hemen Rojava için Büyük Yardım Kampanyası'nı başlattı. Bu kampanyanın temel amacı, yerinden edilmiş on binlerce insana temel ihtiyaçları sağlamaktı. Heyva Sor a Kurdistanê'nin çağrısı üzerine, diasporadaki Kürtler ve dostları sorumluluk bilinciyle hareket ederek kampanyaya katılımlarını duyurdular. Kampanya henüz başlangıç aşamasında olmasına rağmen, Heyva Sor a Kurdistanê ilk adım olarak yerinden edilmiş on binlerce insana derhal yardım ulaştırmaya karar verdi. Bu amaçla hem bağışçıların gönderdiği yardımlar hem de Heyva Sor a Kurdistanê'nin diğer gelirlerlerinin bir kısmından eklenerek yerinden edilmiş on binlerce insana gönderildi. Heyva Sor a Kurdistanê, 250 bin euro tutarındaki yardımın ilk bölümünü bu temelde bölgeye ulaştırdı ve bu yardım Rojava’dakî Heyva Sor a Kurd (heyva sor a kurd ) adlı ortak yardım kurumu aracılığıyla yerinden edilmiş insanların hayati ihtiyaçları için kullanılacak. Kuşkusuz gönderilen ilk yardım, mültecilerin ihtiyaçlarının ancak çok küçük bir bölümünü karşılayabiliyor. Bu nedenle, tüm yardımseverleri yardım bekleyen yerinden edilmiş on binlerce insaniçin sorumluluk almaya bir kez daha çağırıyoruz. BAĞIŞ İÇİN: Heyva Sor a Kurdistanê e.V. Banka: Kreissparkasse Köln IBAN: DE49 3705 0299 0004 0104 81 BIC/SWIFT: COKSDE33XXX Yardım amacı: Rojava PayPal: [email protected] (ADD kararına göre Rheinland-Pfalz eyaletinde derneğimizinbağış toplaması ve derneğimize bağış yapılması izni yoktur.) #DefendRojava #Rojava #Kurd

Heyva Sor a Kurdistanê e.V. ‎مانگی سووری کوردستان

11,135 次观看 • 1 年前

🎵 Dinle Kürtleri Devlet Bahçeli 🎵 Şarkı: Jirnewa Söz-Prompt: Bedel Boseli Hey Bahçeli! Türk milliyetçilerin iktidar lideri. Birkaç sözüm var, hazır mısın? Dün “Kürt kardeşlerim” diyordun… (Valla öyle diyordun) Bugün “hedef Kürtler” diyorsun! (Bu ne yaman çelişki!?) Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Rojava’ya bakıp fısıldıyorsun: (Öyle fısıldama, lawo!) “Özerkliği Kürtlerden alırız,” diyorsun. (Kalpleri böyle mi kazanacaksın?) Kürtler bir bütün, köklü bir ağaç, (Dalları geniş, gövdesi sağlam!) Bir dalı kırarken diğerini sevemezsin… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Kürtler onurlu bir ulus, unutma bunu, Acılarımızda birleşiriz, umutlarımızda büyürüz. Dallarımızı budasanız da, köklerimizi sökemezsiniz! Kürtler kopmaz birbirinden, bunu öğrenin artık! Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Efrin’in gözyaşları, Kobani’nin direnişi, Halepçe’nin külleri, Roboski’nin çığlığı, Hepsi tarihimize yazılmış ağıtlar. Ama unutma, her ağıt yeni bir umut doğurur. Kürtler yılmaz, bu halk direnir! Selahaddin Eyyubi izinde, Qazî Muhammed’in sesinde! Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Matematiğe meraklısın madem, O halde sana Qazi Muhammed’in, meşhur Kürtlük formülü: Kürtler’de iki çarpı iki, bir eder! (Bu nasıl olur yahu!) Dört parça olsak da, yürek bir! (Aha!) Barışla anılmak mı, savaşla unutulmak mı istersin? Barışla yüksel, (savaşla düşme). Kadın ve erkek birlikte, Kürtler dağ gibi sabırlı, rüzgar gibi güçlü… Kürtlerle birlikte yürürsen tarih barışı yazar! Hadi geli, bir şans ver nihayi barışa! Milyonlarca Kürdü karşısına alacağına, Neden yanına almayasın? (Aklın yolu birdir, değil mi?) Kuro lawo Bahçeli, Kuro lo lo, Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Bu şarkı, Devlet Bahçeli’nin son dönemlerdeki çıkışları ve Kürt sorununun çözümü ve Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasına yönelik başlattığı tartışmalara bir yanıt olarak hazırlandı. Türk milliyetçiliği ve Kürt halkının onurlu duruşu arasında meseleleri müzikalleştiren bu eser, Kürtlerin tarihine, acılarına ve umutlarına bir ağıttır. “Hey Bahçeli!” diyerek, çözüm sürecine dair çelişkileri, özerklik ve kardeşlik söylemlerini sorguluyor. Şarkıda, Rojava’dan Kobani’ye, Halepçe’den Roboski’ye Kürt halkının mücadelesi ve direnişi işleniyor. Barışa bir çağrı olarak hazırlanan bu eserde, Kürtlerin birliği ve tarihi mirası güçlü bir şekilde vurgulanıyor. 💡 Bu şarkıyı neden dinlemelisiniz? • Kürt halkının acıları ve umutlarını, birlik ve beraberliğini anlamak için. • Tarih ve siyasetle sanatı birleştiren güçlü bir eseri deneyimlemek için. • Nihai barışa bir şans verilmesi gerektiğini hatırlamak için. 🎶 Dize Dize Anlam Dolu • Rojava’nın direnişi • Efrin’in gözyaşları • Selahaddin Eyyubi ve Qazî Muhammed’in izleri 📌 Etiketler (Tags): #KürtMücadelesi #DevletBahçeli #ÇözümSüreci #Kürtler #Jirnewa #KürtTarihi #BarışŞarkısı #BedelBoseli #Rojava #KürtSanatı #Öcalan #BahçeliKonuşması 🔗 Hazırladığım Kürt tarihi videolarını izleyin: 📢 Nasıl Destek Olabilirsiniz? • Beğenmeyi, yorum yapmayı ve abone olmayı unutmayın! • Bu şarkıyı paylaşarak barış çağrısını daha geniş kitlelere ulaştırabilirsiniz.

Bedel Boseli

87,552 次观看 • 1 年前

📌Şam çeteleri ile girilen savaşta kimliği henüz netleştirilememiş en az 200 Arap savaşçı şehit düştü ve yüzlercesi şuan Rojava savunma güçleri içinde yer alarak mücadeleye devam ediyor 📌AZİZ ARAP’TAN NET MESAJ: “ARAP GENÇLİĞİ QSD SAFLARINDA YERİNİ ALMALI” 📌Kuzey ve Doğu Suriye’de kritik bir süreç yaşanırken, Rojava savunma güçleri üyesi Aziz Arab’dan dikkat çeken ve güçlü bir birlik çağrısı geldi. Şaitat Aşireti’ne ve Arap halkına seslenen Aziz Arab, bölgede devreye sokulmak istenen girişimlere karşı açık bir tutum alınması gerektiğini vurguladı. Arap toplumunun tarihsel hafızasına seslenerek, yaşananları unutmama çağrısında bulundu. 📌DAİŞ’in bölgede yarattığı vahşeti hatırlatan Aziz Arab, o karanlık dönemde halkları kimin savunduğunun açık olduğunu belirtti. Suriye Demokratik Güçleri (QSD) ve Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) ağır bedeller ödeyerek halkları kurtardığını ifade eden Aziz Arab, bu fedakârlıkların görmezden gelinmesine izin verilemeyeceğini dile getirdi. Ona göre bugün yaşanan tartışmaların merkezinde, o mücadeleyi değersizleştirme çabası yatıyor. 📌Aziz Arab, özellikle Arap gençlerine seslenerek provokasyonlara kapılmamaları gerektiğini söyledi. Suriye genelinde ve özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’de yürütülen planların bölge halklarının iradesini kırmayı hedeflediğini belirterek gençlerin bu oyunu bozacak güçte olduğunu vurguladı. Açık bir çağrıda bulunan Rojava Savunma güçleri üyesi Aziz Arab, Arap gençliğinin QSD saflarında yer alarak hem kendi bölgelerini hem de halkların ortak geleceğini savunması gerektiğini ifade etti. 📌Şam yönetimini sert sözlerle eleştiren Aziz Arab, mevcut iktidarın baskıcı politikalarına karşı mücadelenin meşru olduğunu savundu. Kendilerini “kurtarıcı” olarak sunan bu çetelerin gerçekte Suriye halklarına acıdan başka bir şey getirmediğini belirterek, Liwa el-Tevhid (Tevhid Tugayı), el-Amşat ve el-Hamzat gibi çete yapılanmalarının geçmişte sivillere yönelik ağır ihlaller gerçekleştirdiğini hatırlattı. Bu yapıların bugün de demokratik ulus fikrine düşmanlık ettiğini söyledi. 📌Aziz Arab’a göre asıl hedef, Arap ve Kürt halkları arasına nifak sokmak. Ancak sahadaki gerçeklik bunun tam tersini gösteriyor. Son savaşta DAİŞ-HTŞ olarak anılan yapılara karşı verilen mücadelede en az 200 Arap savaşçının hayatını kaybettiğini belirten Aziz Arab, bu kayıpların halkların ortak direnişinin en somut göstergesi olduğunu ifade etti. Kimlikleri henüz tam olarak netleşmemiş olsa da, bu savaşçıların halkların birliği için can verdiğini söyledi. 📌Bugün de çok sayıda Arap gencin Kürt savaşçılarla birlikte cephelerde omuz omuza mücadele ettiğini vurgulayan Aziz Arab, bunun bölgedeki gerçek kardeşliğin en güçlü kanıtı olduğunu dile getirdi. “Demokratik ulus” anlayışının halkların eşitliği ve ortak yaşamı temel aldığını belirterek, bu fikrin korunmasının yalnızca bir siyasi tercih değil, tarihsel bir sorumluluk olduğunu savundu. 📌Açıklamasını “Yaşasın Suriye Demokratik Güçleri, yaşasın demokratik ulus, yaşasın halkların kardeşliği” sözleriyle tamamlayan Aziz Arab, Kuzey ve Doğu Suriye’de ortak direniş ruhunun güçlenerek devam edeceği mesajını verdi.

Engelli1

35,155 次观看 • 7 个月前

İspanya’dan bir Leyla’nın Evi incelemesi: Bu kitabı bitireli bir ay oluyor ve o günden beri size bu kitaptan bahsetmek istiyordum çünkü yazın okumak için mükemmel olduğunu düşündüğüm, çok iyi bir kitap tavsiyesi. Ben çok beğendim, Zülfü Livaneli’nin Leyla'nın Evi. Kendisiyle kısa süre önce Sant Jordi vesilesiyle Barselona’daki kütüphane söyleşilerinde tanıştım. Kendisi aynı zamanda şarkıcı, besteci; eserleri operaya ve sinemaya uyarlanmış, Türkiye’nin en çok okunan yazarlarından biri. Yani başka edebiyatlara adım atmak, "diğer edebiyatları" keşfetmek için güvenli bir okuma arıyorsanız, bu kapıdan büyük bir giriş yapabilirsiniz. Üstelik bu kitapla ilgili ilk söyleyeceğim şey şu: İlk bölümü, İstanbul üzerine okuduğum en güzel betimleme. Şehirde birkaç kez bulundum ve o bölümü okuduğumda "Vay be!" dedim. Yani bu adam oturup saatlerce gördüklerini tasvir etmiş ve bu gerçekten harika. Sadece dört sayfa sürüyor ama konuyu tam 12'den vuruyor. Yalnızca bu kısım bile beni kazanmaya yetmişti. Ama dahası, hikayenin kendisi de harika. Çok yaşlı bir kadınken, kendisini hayatının ve tüm ailesinin evi olan o eski Boğaziçi malikanesinden sokağa atan yeni zenginler türüyor. Yeni evinden dışarı atılan kadın dünyada yapayalnız kalıyor ve yaptığı tek şey evin önündeki kaldırıma oturup içeri geri alınmayı beklemek. Günler geçip giderken tükeniyor, oradan asla ayrılmak istemiyor; ta ki onu ömrü billah tanıyan ve ona acıyıp küçük dairesine götüren genç bir gazeteci gelene kadar. Genç gazetecinin dairesi, bu yaşlı kadının gerçekliğiyle hiçbir alakası olmayan modern, bohem, hatta biraz döküntü bir mahallede yer alıyor. Ve oradaki insan onu evine kabul ediyor. Böylece köklü, soylu Osmanlı geçmişine sahip bu yaşlı kadın kendini bu yeni bağlamın içinde buluyor. Ve bu harika, çünkü nihayetinde insanlık, tarih ve şunu anlatan bir kitap: Biz buraya vardığımızda bizden önce de birileri vardı ve biz gittiğimizde de aynı yeri işgal eden bizden başka kimseler olacak. Ayrıca içinde birçok küçük hikaye, aile sırları, geçmişe ve hatıralara dair derinlikler var. Birbirinden çok farklı dünyalardan insanları birbirine bağlayan şeyler keşfediliyor. Bilmiyorum, baştan sona çok beğendim, kesinlikle tavsiye ediyorum. Ve eğer bu yaz ne okuyacağınızı bilmiyorsanız: Leyla'nın Evi. (yönetici) Kaynak:

Ömer Zülfü Livaneli

28,241 次观看 • 1 个月前

CHP medyasındaki bu haberi gördünüz mü? Bu haber şu an CHP'nin bütün X hesaplarında aynı cümlelerle paylaşılıyor. Depremzede adam Özgür Özel'e sözleşmedeki yazıların çok küçük olduğunu okumaya kalksa yarım gün süreceğini söylüyor. Yani TOKİ'nin hazırladığı sözleşme dünyadaki diğer bütün sözleşmeler gibiymiş. Ben bugüne kadar büyük harflerle yazılmış bir sözleşme görmedim. Peki haber metninde ne yazıyor? "Depremzede vatandaş, Özgür Özel'e yardımcı olun, neye imza attığımızı bilelim dedi." Adamın sözleşme olmadığından değil sözleşmenin küçük harflerle yazıldığından şikayet ettiğine dair tek kelime yok. Haberi okuyanların sözleşme olmadığını sanmaları için kasıtlı olarak bu şekilde eksik girmişler haberi. Anka Haber Ajansında "biz napıyoruz yahu" diye soracak bir tane namuslu gazeteci yokmuş demek ki. ANKA Haber Ajansı Depremzede adama ciddi anlamda acıdım. Düşünsenize koskoca şehirler yıkılmış ve devlet size bütün imkanlarını seferber ederek yepyeni bir ev teslim etmiş. Dahası size o evi üç beş kuruş taksitle ödeme fırsatı da sunmuş. Dünyada bunu yapabilecek çok az hükümet var, yapmayı tercih edecek başka bir hükümet ise yok. Depremzede vatandaş, cama macun çekmeyi unuttukları için çok mağdur olmuş. Bunu da Hatay'da kentsel dönüşüm karşıtı miting düzenleyen muhalefet partisinin genel başkanına şikayet ediyor. Şikayet ettiği adamın partisi şu an 30 senedir yönettiği İzmir'de kentsel dönüşüm için parasını topladığı vatandaşları dolandırmak suçuyla yargılanıyor. Bu hırsızlığı savcılığa bildiren de kendi partisinin şimdiki belediye başkanı. Yani zavallı depremzede vatandaşımızın düştüğü duruma baksanıza. 1000 konutluk siteleri erik çalar gibi cepleyen partinin genel başkanına "bizim evin camına macun çekmemişler" diyor. Özgür Özel adamı dinlerken kesin aklından "sen İzmir'de olacaktın da macun nasıl çekilir görecektin" diye geçiriyor. Yüzündeki ifade, tam öyle bir ifade değil mi?

Abese İrca

45,300 次观看 • 7 个月前

“Balon gitmekle ilgiliydi. Eller ise kalmakla..” Sahilde yürüdükleri an, dışarıdan bakınca sıradan bir yürüyüştü. Ama aslında iki insanın birbirine tutunma biçimiydi. Eleni’nin Oruç’un elini tutuşunda bir sahiplenmeden çok, kaybolmaktan korkan bir çocuğun son ışığa uzanışı vardı.. O sahneyi bir aşk sahnesinden çok, kaderin iki insanı son kez sınadığı bir eşik gibi görünüyordu.. Kırmızı balon taşıyan küçük kız çocuğu, onların arasından geçerken sanki zamanın kendisi geçiyordu. Geçmişten bugüne taşıdıkları bütün yaralar, saklanan gerçekler, söylenemeyen cümleler ve yaklaşan ayrılıklar o küçücük bedenin içine sığmış gibiydi. Kırmızı balon gökyüzüne ait bir şeydi. Yeryüzünde tutulmaya çalışılan ama doğası gereği yükselmek isteyen bir şey. Tıpkı mutluluk gibi. Tıpkı aşk gibi. Tıpkı Eleni ve Oruç’un o an ellerinin arasında tutmaya çalıştıkları hayat gibi. Kırmızı balonlu kız çocuğu, sanki sahneye yanlışlıkla girmiş biri değil de kaderin kısa süreliğine görünür olmuş hali gibiydi. Bazı aşklar birbirine kavuşarak değil, araya giren her şeye rağmen tutunarak anlatılır. Sanki bölüm boyunca kurulan bütün metaforlar o birkaç saniyede düğümlendi. Deniz onları ayırmaya çalışıyordu, sırlar onları ayırmaya çalışıyordu, geçmiş onları ayırmaya çalışıyordu. Ama o an, iki avuç içi bütün dünyaya karşı küçük bir direniş ilan ediyordu. Bu yüzden teknedeki fotoğraf da, Eleni’nin gözünden düşen o tek damla yaş da, evin önünde söylediği hüzünlü “hoşça kal” da aynı hikayenin parçaları gibi duruyordu. Bazı anlar vardır; insan tam mutlu olduğu anda korkmaya başlar. En çok sahip olduğu şeyi kaybetmekten. Balon bu yüzden önemliydi. O sahnede aşkın kendisi değildi. Aşkın geçiciliği ihtimaliydi. Ama sahnenin kalbi yine ellerde atıyordu. Çünkü kader onların arasından bir işaret gönderiyor gibiydi. “Bakın,” diyordu sanki, “hayat bazen en sevdiğiniz şeyi sizden alır. Her şey elinizden kayabilir.” Ve onlar o uyarıyı görmelerine rağmen ellerini ayırmıyorlardı. Bu yüzden o sahne bana iki nehrin hikayesini hatırlatıyordu. Aralarına kayalar düşüyor, fırtınalar giriyor, yönleri değişiyor ama su yine birbirini buluyor. Çünkü bazı bağlar temasla kurulmaz; kaderin derinliklerinde zaten çoktan düğümlenmişlerdir. Kırmızı balon göğe ait bir semboldü. Ayrılmayan eller ise köklere. Biri gitmenin ihtimalini taşıyordu, diğeri kalmanın inadını. Ve o birkaç saniyelik görüntüde sanki bütün ilişkileri özetleniyordu.. Aralarından geçen şey bir çocuk değildi. Kaybolabilecek bütün ihtimallerdi. Ellerini bırakmayan şey ise aşk değildi yalnızca. Birbirlerinin kaderine dönüşmüş iki insanın, henüz kopmayı öğrenememiş ruhlarıydı. Sahnenin bütün hüznü ve güzelliği de tam bu iki şeyin arasında asılı kaldı. Kırmızı balon yukarıya doğru çekiliyordu, eller ise birbirine doğru. Sanki biri onları ayırmaya çalışan kaderdi, diğeri ise buna direnen sevgi. Dünyaları değişse de, aralarından ne geçerse geçsin, birbirlerine tutunmaya devam etme arzusu. Sahnenin en güçlü tarafı da burada. Kırmızı balon uzaklaşabilecek bir şeyi temsil ederken, birleşik kalan eller uzaklaşmak istemeyen iki insanı temsil ediyordu. Bu yüzden sahne aslında tek bir cümleye dönüşüyordu.. Kader aralarından geçiyordu; ama onlar o an için kaderden çok birbirlerini seçiyorlardı.. #orel

PSİKOLOGROZA

32,653 次观看 • 3 个月前

Suriyeli Araplar ve Kürtlerin “zeytin hasadı” üzerinden gösterdikleri tarihi kardeşliği bir Arap aşiret liderinden dinlemiştik. Bu muhteşem hikâyeyi paylaşmak istiyorum: Ocak ayında “100 bin savaşçım var” diyen YPG/PKK’nın Suriye ordusu tarafından 4 günde nasıl temizlendiğine AA ekibi olarak cephenin en önünde tanıklık ettik. Aşağıdaki röportajımızda da anlattıkları gibi Suriyeliler, Rusya ve İran’ı Suriye’den kovmalarında olduğu gibi, YPG/PKK’nın cephede bitirilmesini de Erdoğan’ın desteğine borçlu olduklarını düşünüyorlar. Aşağıdaki videoda konuşan Suriyeli, 1:44’ten itibaren aynen şunu söylüyor: “Allah, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı korusun. Suriye halkı, Suriye devrimi boyunca bize destek olan ve zalim Esed rejiminden kurtulmamıza yardımcı olan Sayın Ebu Bilal Recep Tayyip Erdoğan’a ve Türk hükümetine teşekkür ediyor. Şimdi de YPG’den kurtulmamıza yardım ediyor. İnşallah Cezire (Rojava) Bölgesi’nin tamamını kurtaracağız.” Bu sözlerin ardından YPG’nin işgalindeki Meskene, Tabka, Deyrizor, Rakka ve diğer yerler birkaç gün içerisinde birer birer kurtarılmıştı. Yani Cezire’nin tamamı. Dün de bu sürecin devamı olarak SDG kendisini feshettiğini açıkladı. Gelelim “zeytin hasadı” kardeşliğine… Deyr Hafir’in terörden kurtarıldığı günün akşamında, Suriye’yi en iyi bilen isimlerden olan AA muhabirleri ömer koparan, Arapça muhabirimiz Laith Aljnaidi ve diğer ekip arkadaşlarımızla birlikte yıllar sonra evine dönen bir Arap aşiret liderine misafir olduk. Benzinle çalışan sobanın etrafında bol şekerli çaylarımızı içerken, “Kındîlî” (Kandilliler) olarak adlandırdıkları PKK’lıların yıllarca Suriye’de işgal ettikleri bölgelerde halkın dinine ve tarihine yabancı bir ideolojiyi nasıl dayattığını anlattı. Kendisine şu soruyu sordum: “Peki, Suriyeli Kürtler ile Arapların ilişkileri nasıl?” Cevabı aynen şöyleydi: — “Ayn el-Arab’a (Kobani) DEAŞ geldiğinde Kürtleri çıkarıp Afrin tarafına sürdü. Zeytinlikleri geride kaldı. Biz hasat zamanı tarihi komşularımız olan Kürtlerin zeytinlerini toplayıp götürdük ve kendilerine verdik. — Sonra ABD’nin desteğiyle YPG geldi. Bizi evlerimizden sürgün etti ve Kürtler evlerine döndü. Zeytin hasadı zamanı geldiğinde Kürtler bizim geride bıraktığımız bahçelerimizden zeytinleri toplayıp bize getirdi. — Kürtlerle ilişkilerimiz geçmişten beri hep böyleydi. Aramızda kardeşlikten başka hiçbir şey yok. Problem olan sadece Kındîliler (yani Kandil’den gelen PKK’lılar).” Bu sözler, Suriye’deki Arap-Kürt ilişkilerinin PKK/YPG’nin dayattığı ideolojiden çok daha eski ve güçlü bir toplumsal zemine sahip olduğunu gösteren çarpıcı bir hikâyeydi. İnşallah Kandil parantezi kapandıktan sonra Suriye’de Araplar ile Kürtler arasında bu kardeşlikten başka hiçbir şey kalmayacak. Tıpkı Türkiye’de Türkler ve Kürtler arasında olduğu gibi. Not: Söz konusu aşiret lideri, bir oğlunu da Suriye’de Türk askeriyle omuz omuza teröre karşı savaşırken şehit vermiş. (Aşağıdaki video, bu yılın Ocak ayında Suriye ordusunun YPG’ye düzenlediği ilk operasyon sırasında çekildi. Ağırlıklı olarak ÇNR atışlarıyla süren birkaç saatlik çatışmanın ardından YPG, Deyr Hafir’den çekildiğini açıklamak zorunda kalmıştı. Sokakta tek başımıza yayın yaparken şehrin tamamen terk edilmiş olduğunu zannediyorduk. Birden binlerce sivil saklandıkları yerlerden çıkarak etrafımızda sevinç gösterileri yapmaya başladı. Biz de onlara mikrofon uzattık. O esnada tam cephe hattında bulunan yerli veya yabancı tek yayın kuruluşları AA ekibi ile A Haber’di. Bu nedenle milyonlarca takipçisi olan Arapça Facebook hesapları bu yayının linkini canlı olarak paylaşmıştı. Hatta Lübnan’da yaşarken internet sağlayıcım olan Suriyeli Muhammet isminde bir arkadaş bana WhatsApp’tan yazarak, “Şu an 14 yıldır göremediğim evimin önünden yayın yapıyorsun, dünya ne kadar küçük, rüya gibi” şeklinde gözyaşlarına boğulduğu bir sesli ve yazılı mesaj da atmıştı. Daha sonra diğer yayın kuruluşları da bizim olduğumuz noktaya ulaşmaya başladı.)

Turgut Alp Boyraz

42,550 次观看 • 25 天前

İrem Tuncer, Oyuncular Yurt Dışı Teliflerini Nasıl Alıyor? Ünlü Oyuncu Sistemdeki Bilinmeyenleri Tek Tek Anlattı 🔹 Bu sıcakta gittim dizilerimin yurt dışı teliflerinin peşine düştüm arkadaşlar. 🔹 Bu telif meselesi nasıl oluyor, siz her yayınlandığında para alıyor musunuz diyen çok insan var, ben bunu bir anlatayım. 🔹 Biz aldatmak çekerken İlayda Çevik bir gün karavanda dedi ki siz yurt dışı telifleri alıyor musunuz, bize dedi ki yok, benim hiç böyle bir şeyden haberim yok. 🔹 Ben ve Burcu dedik ki hani bize telif ödemesi yapılmıyor, bu sözleşmemizde de yok ama sadece biz özel değil, hiçbir oyuncu ile yok. 🔹 O da dedi ki evet zaten ben de yapım şirketinden almıyorum telifleri, böyle bir tane oyuncular için kuruluş var, oraya üye oluyorsunuz, aylık oranın bir taksitini ödüyorsunuz ama çok cüzi bir miktar yani 100 lira gibi bir şey. 🔹 Onlar da sizin için yurt dışından yaptığınız dizilerin teliflerini alıyor. 🔹 Telif deyince inanılmaz bir para canlanmasın gözünüzde de gerçekten küçük küçük miktarlar ama mesela yılda bir iki kere geliyor, insanın hiç yoktan geldiği için mutlu ediyor. 🔹 Ama derseniz ki Serenay Sarıkaya, Kıvanç Tatlıtuğ, Tuba Büyüküstün işte yapımından telif almıyor, onu bilmiyorum, yani bence alıyorlardır. 🔹 Çünkü yapımcılar Hande Erçel'le çalışmak istiyorlar, Hande Erçel'le çalışmak istemelerinin sebebi Arap ülkelerini çok rahat satabilecekleri için ve Hande Erçel de bunu biliyor da olarak, o yüzden belki de sözleşmesine telif hakları ile ilgili bir madde ekleyebiliyordur. 🔹 Ama dediğim gibi Hande Erçel değilseniz, Serenay değilseniz telif alamıyorsunuz hiçbir şekilde. 🔹 Ama dediğim gibi bu kuruluşa üye olanlar isterse dizinin başrolü ol, isterse sadece ana kasta ol, isterse de sadece yan kastlardan bir tanesinde ol, eğer o bölümde bir kez, iki kez bile gözükürsen, İspanya telifini, işte İtalya telifini, Fransa telifini, bilmem ne hangi ülkenin telifini alabiliyorsun. 🔹 Bize de dediğim gibi İlayda haber vermişti bu telif muhabbetini ve gerçekten birkaç hafta sonra Burcu ile kuşu kuşu oraya üye olup, birkaç sene sonra teliflerimizi almaya başladık, İlayda'ya da teşekkür ederiz. 🔹 Bir de şöyle bir şey var, diyelim ki mesela ben bugün üye oldum o kuruluşa ama 6 yıl önce Baraj dizisi yapmışım, onu yazıp onun telifini de alıyorum, yani geçmiş telif haklarımı da alabiliyorum. 🔹 Bu çok iyi oluyor işte. 🔹 Mesela ben haziranda tatildeyken sevgilimle böyle mikrosen çıktısı alışverişi yapmışız. 🔹 Bana birden mail geldi, bir baktım İlık dizisinden telif gelmiş, İspanya'ya satılmış, ben İspanya telifinden yararlandım. 🔹 O yüzden bugün gittim yeni projelerimin de bir güzel yazdırdım, onların teliflerini de en yakın zamanda bekliyorum. Başka bir videonuz var mıydı, yoksa bu kadar mıydı?

BUZZ medya

24,447 次观看 • 24 天前

Şu Videoyu Feyyaz Uçar hocama ulaştıralım... Sezon: 1993-1994 Tarih: 23 Mayıs 1994 Cumhurbaşkanlığı Kupası final maçı sonrası. Yer: Etap Altınel Otel, Tandoğan - Ankara Muhabirler: Ayberk Yurtsever, Tuğrul Eraç Kameraman: Münir Ertuğ Beşevler Kartalları arma aşkına Beşiktaş'ın peşinde... Beşiktaş, o yıllarda Ankara'ya her gelişinde Tandoğan'daki Etap Altınel Otel'de kalırdı. Biz üç liseli arkadaş ise Beşevler'de oturuyorduk ve otel evlerimize yaklaşık on beş dakika yürüme mesafesindeydi. Beşiktaş'ın Ankara'ya gelişi bizler için adeta bayram gibiydi! Bir hafta önceden heyecanı başlardı. "Ne zaman gidelim otele, nerede bekleyelim, bir yolunu bulup nasıl içeri girelim" derdine düşerdik.. Tüm bu sorular yüzünden bir gece önce uykularımız kaçardı. Beklenen gün geldiğinde saatler öncesinden otelin yolunu tutardık. Herkes cadde tarafındaki ana kapıda uzun süre beklerdi, ancak bir tanıdığınız yoksa kapıdaki güvenlikleri atlatıp içeri girmek imkansız gibiydi. Biz ise otelin yan taraftaki bahçedeki döner kapıyı fark ettik ve kalplerimiz güm güm attığı halde kaçak olarak otele girip, kendimizi lobiye attık. Ne macera ama... Endüstriyel futbola henüz geçmemiştik o zamanlar. Üzerimizde şimdiki gibi lisanslı formalar yoktu belki ama kalbimizde BeşiktAŞK'ımız vardı. Ne forma ne de poster imzalatma derdindeydik. Fotoğraf çektirmeyi bile unutuyorduk heyecandan. Kaldı ki hayranı olduğumuz futbolcuların lobiden otobüse geçişlerindeki o sayılı dakikalarda onları yakından görmek, sarılmak, öpmek yeterliydi bizler için. Ne eşsiz hatıralar... Ancak o gün, Münir, babasının video kamerasını da yanına almıştı. O dönemler için büyük teknoloji video kamera, kimselerde yok! Benim ve Tuğrul'un hedefi de gazeteci olmak, daha lise yıllarında kafaya koymuşuz. En büyük hayalimiz de idolümüz Feyyaz Uçar ile bir röportaj yapmak. Münir daha çok babası gibi matematik kafasında, o gün dedi ki 'Ben kameraman olurum, siz röportajı yaparsınız.' Futbolcular yavaş yavaş odalarından çıkıp lobiye inmeye başladı. Biraz sonra takım otobüsü ile ayrılacaklar. İlk olarak hızlı adımlarla gelen Şifo Mehmet'i görüyoruz. Sonra birden Feyyaz ve Küçük Metin (Metin Uzun) beliriyor. Bizden büyük ağabeylerimizle fotoğraf çektirirken, bizler kendi aramızda son hazırlıkları yapıyoruz. Ne heyecan ama... Aslında o gün Feyyaz Uçar ile röportaj yapma hedefimize çok yaklaşmıştık, hatta hızlı adımlarla yanımızdan geçerken ben bir anda önüne atlayınca bir an duraksadı. Röportaj teklifinde bulundum ama maalesef takım otobüse giderken telaşla bize vakit ayıramadı. Efsane golcümüz 'Ne çekimi? Ceza yerim çocuklar' deyince biz de fazla ısrar edemedik elbette. Yine de kamerayı fotoğraf makinesi sanıp, bir an için objektife gülümsemesi bile yetmişti bize. Bir de tokalaşıp öpüşmüştük üstelik. Başka kimler yoktu ki! Kaptan Rıza, Recep Çetin, 'Sarı Fırtına' Büyük Metin (Metin Tekin), Küçük Ali (Ali Günçar), Madida, Nartallo ve otobüsün orta kapısının merdivenlerinde 'genç yetenek' Sergen Yalçın...Hepsini yakından görmüştük, bazılarıyla tokalaşmıştık. Daha ne olsundu? Mutlu mesut evin yolunu tuttuk. Okula gidince sınıftaki tüm arkadaşlarımıza yaşadıklarımızı anlatmıştık en ince ayrıntısına kadar. Doksanlı yılların başlarında Beşiktaş'ın Gordon Milne yönetiminde üst üste şampiyonlukları sebebiyle, birçok okulda olduğu gibi bizim Deneme Lisesi'ndeki her sınıfta da Beşiktaşlıların ezici çoğunluğu vardı. Arkadaşlarımızın gözünde birer 'kahraman' olmuştuk bir anda... Yıllar sonra Tuğrul ile hayallerimizi gerçekleştirip, ikimiz de muhabir olmayı başardık. O televizyonculuğu tercih etti, ben ise gazeteciliği... Meslek hayatlarımızda birçok ünlü isimle röportajlar yaptık belki ama o röportaj ikimizin de içinde her zaman bir 'uhde' olarak kaldı. Umarım gelecekte bir gün 'yarım kalan' o röportajı yaparız... Çok güzel bir anıymış gerçekten.... Ayberk Yurtsever

Beşiktaş Iğdır

19,703 次观看 • 8 个月前