Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Kürt meselesinde devlet tartışması "Kürtler devlet içinde asla özgür olamazdı" Nurettin Demirtaş, sürecin geldiği noktayı Spot Basın Kooperatifi'nden İrfan Aktan'a değerlendirdi. İzlemek için👇

210,390 просмотров • 24 дней назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Düzgün Kaplan: 'Kürt halkı kendi evlatları tarafından temsil edilmelidir’ Hak ve Özgürlükler Partisi HAK-PAR Genel Başkanı Düzgün KAPLAN Muş‘ta halka seslendi. Muş Belediye meydanında 9 Mayıs 2023 tarihinde saat 13.00' te başlayan miting de Kürtçe konuşan Düzgün Kaplan, sözlerine; ‘Xalıd beg’e Cibri’nin, Şeyh Sait’in topraklarında sizleri saygıyla selamlıyorum’ diye başladı. Kaplan konuşmasını şöyle sürdürdü; ‘Sizlere Kürtçe hitap etmek istiyorum. Çünkü Seçimlere katılan 36 parti içinde tek Kürt partisi HAK-PAR’dır. Siyasetimizin amacı binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan kadim Kürt halkının özgürlüğüdür. Sizin desteğinizi istiyoruz. Kadim bir halk olan Kürt halkı da diğer halklarla eşitlik temelinde özgür ve barış içinde yaşamalıdır. Türk devleti Kürtlerin de yardımı sayesinde kuruldu. Osmanlı devletinde birlikte olan milletler ayrılarak kendi devletlerini kurdular. Kürtler o zaman biz kardeşiz dediler. İttihatçıların devamı olan Kemalistler Kürtlere Bu devletin Kürtlerin ve Türklerin ortak devleti olacağına söz verdiler. Lozan antlaşmasından sonra Devlet kurulunca dediler ki bu devlet Türklerin devletidir. Dili de Türkçedir. Kürtler defalarca itiraz etti, başkaldırdı. Bu düzeni kabul etmedi. Kemalist rejim Dersim’de, Zilan’da, Diyarbakır’da olduğu gibi soykırıma yöneldi. Bu politika halen devam ediyor. Biz Kürt halkının onurlu, özgür yaşamasını istiyoruz. Değerli Muş halkı; Lozan’da Kürt temsiliyeti yoktu. Kürt ağaları, beyleri Kürtlerin temsiliyet hakkını İnönü’ye verdiler. Onlarda tekçi, faşizan bir devlet kurdular. Bugünde aynı oyun oynanıyor. Boşnakları, Bulgarları, Türkleri bize temsilci olsunlar diye aday gösteriyorlar. Bunlar Kürdün hangi derdini bilir? Değerli halkımız Kürtler kendi öz evlatları eliyle temsil edilmelidir. Neden bir Laz, bir Çerkez Kürdü temsil etsin, Kürdün oyu ile Parlamentoya gitsin? Bize sandığa gidin oylarınızla Türkleri parlamentoya gönderin diyenler hayır deyin! Belçika, İsviçre Amerika gibi pek çok modern devlet benzer meselelerini çözebilmiş. Biz diyoruz ki Kürtler millettir ve diğer milletlerin İngilizlerin, Türklerin hakkı neyse Kürtlerin de bu hakları verilsin. Derdimiz Kürt halkının özgür olmasıdır. Pek çok Türk veya Kürt vekil gönderdiniz parlamentoya gidin bakın, Kürtlerin haklarıyla ilgili. Bir önerge verdiler mi? Kendi keslerini doldurmakla meşgul oldular. Kürt meselesinin çözümü için ne yaptılar? 45 yıldır Kürdistan’da savaş var 100 bin gencimiz toprağa verildi. Onlar hiçbir şey yapmadılar. Şimdi diyorlar ki Türkiye demokratik olsun, olsun da ya Kürt meselesi? Kürt meselesi çözülmeden ne demokrasi olur, ne enflasyon düşer, ne barış olur ne de yoksulluk son bulur. HAK-PAR sizin partinizdir. TRT de bize ayrılan 10 dakikalık konuşma hakkını da Kürtçe olarak kullandık. Biz halkımıza, toprağımıza güveniyoruz. Sakın bu parti küçüktür demeyin. Büyük partilere verdiğiniz oylar zaten boşa gidiyor.Onlar sizin için Kürt meselesinin çözümü için ne yaptılar? HAK-PAR barışçıl demokratik bir partidir. HAK-PAR’a oy verin ki, Kürdistan’da yeni modern bir ses, barışçıl demokratik, hareket güçlensin. Size aday olarak Boşnak, Bulgar veya Egeden birilerini getirip aday gösterdiklerini biliyorum. Biz de size Muş’un, bu toprakların, barışsever, demokrat bir evladını aday olarak sunuyoruz. Bilin ki biz Xalid Begê Cibrî’nin yolundayız.’ HAK-PAR Basın Bürosu

HAK-PAR / Hak ve Özgürlükler Partisi

34,059 просмотров • 3 лет назад

LEVENT GÜLTEKİN: 'Özgür Özel'e niye güvenmiyorum? Ekmeleddin vakasında Özgür Özel vardı, asla sesini çıkarmadı. Demirtaş'ın dokunulmazlıkların kaldırılması için devlet Kılıçdaroğlu'na baskı yaptığında, milletvekilleri 130 milletvekilinin tamamı karşı çıkmıştı. O milletvekilinin ikna edilmesinde Özgür Özel vardı. 2018 seçimlerinde Meral'in masayı terk edip Muharrem İnce'ye dönüp, Muharrem İnce'nin arkadan iş çevrilmesinde Özgür Özel vardı 2023 seçimlerinde ben dahil yüzlerce insan Özgür Özel'e gitti, dedi ki "Burada bir oyun oynanıyor, yapma." Özgür Özel ağlayarak adaylığını ilan etti. 2016 referandumunda mühürsüz oylar kabul edildiğinde Atilla Kart anlattı, "AİHM'e gidiyorduk, parti engelledi" diye. Orada Özgür Özel vardı. Özgür Özel Türkiye'nin ne kadar virajda yani eğer Kılıçdaroğlu bir işbirlikçiyse Özgür Özel onun yardımcısıydı. Şimdi gelmiş bugün mutlak butlanda gösterdiği kararlılığın hiçbirini ne referandum oylarında gösterdi, ne 2023'te gösterdi, ne Ekmeleddin'de gösterdi, ne 2018'de gösterdi, ne Demirtaş meselesinde gösterdi Hiçbirinde. Şimdi niye çok dirayetli duruyor? Çünkü kendi koltuğu gidiyor. Çünkü kendi genel başkanlığı gidiyor. Bu görüntünün bize bir tek anlamı var; bunların el birliğiyle Özgür Özel'i bir kahramana, bir adaylaştırmaya dönüştürme çabası.''

CZR HBR

52,160 просмотров • 2 месяцев назад

CHP Genel başkanı Özgür Özer diyor ki herkes safını belli etsin safımız belli. Ya siz safnız belli edin ya Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda gidin ya Mustafa Atatürk’ün askeri olun adam gibi. Ya da ikide bir Mustafa Kemal Atatürk’ün arkasına saklamayın ya da Kürtleri arkasına saklamayın. Safımız belli bizim safmız Türkiye Cumhuriyeti’nin devletidir askeri ve polisidir Türkiye Cumhuriyeti’nin başkomutan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır hatırlatayım size Sayın Özgür Özer Özgür Özel CHP Genel başkanı bu millet seni affetmeyecektir gün gelir sen de ve İstanbul il başkanı Özgür Çelik ikinizde  yargılanacaksın  Yaptığınız çağrı milleti ve polisi karşı karşıya getirdiniz  Halkı sokağa çağıran ve polislerimizin yaralanmasına sebep olan, vatandaşın huzurunu bozan, Özgür Özel ve Özgür Çelik bu iki şahıs hakkında işlem yapılacak mı. Adalet Bakanı Sn Yılmaz Tunç sayın bakanım bakanım Özgür Özel ve Özgür Çelik görevinde İvedikle uzaklaştırması gerekiyor. CHP derhal kayyum atılmalıdır.! bu iki Galyancılara suç duyurusunda bulunacağız. Özgür Özel asla sizi affetmeyeceğiz yaptığınız açıklamalar polislerimize baltayla saldırmak teşebbüs etmekten polislerimize kezzap üzerlerine atmaktan Türkiye Cumhuriyeti ikinizi de affetmeyecektir. Mersin CHP milletvekili Ali Mahir Başaran sen de bu iki kişi gibi suç ortağısınız. maksadınıza başaramayacaksınız Türkiye’nin huzurunu bozmaya asla izin vermeyeceğiz CHP ve Ekrem İmamoğlu’na Açık Çağrımızdır: Kürt Halkı Kimsenin Peçetesi, Oy Deposu Değildir! CHP ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında açılan soruşturma ve ardından gelen tutuklama kararının ardından, her zamanki siyasi manevrasına başvurarak Kürt halkını sokağa çağırmaktadır. Bu artık klasikleşmiş bir CHP taktiğidir: Sıkışınca ya Atatürk’ü kullan, ya da Kürtlerin arkasına sığın. Ancak bilesiniz ki Kürt halkı artık bu senaryolara kanmıyor. Ekrem İmamoğlu, kimlerle tatile gittiysen, paraları kimlerle akladıysan, fantezilerini kimlerle yaşadıysan, seni de onlar savunsun. Kürt halkı; kendini temsil etmeyen, değerlerine yabancı, halkla bağı olmayan bir zihniyetin peşine takılmaz. Her zaman olduğu gibi CHP, Kürtleri yalnızca seçimden seçime hatırlıyor. Kürtlerin acılarını da sevinçlerini de yalnızca siyasi kazanç için kullanıyor. Ama bu oyun bitti! Cumhurbaşkanımıza hakaret edip, devletin polisine küfredip, sonra dönüp “Kürtler neden sahip çıkmadı?” diye sormak ne cürettir? Kürt halkı artık bu ucuz siyasetin, samimiyetsiz çağrıların parçası olmayacak kadar bilinçlidir. Bu milletin evlatları artık kimin dürüst, kimin sahte olduğunu çok iyi bilmektedir. Kürt kimliği bugün Türkiye Cumhuriyeti içerisinde onurlu bir şekilde temsil edilmektedir. Kürt kökenli bakanlarımız, milletvekillerimiz, valilerimiz vardır. Eğer bugün bir Kürt, televizyonda anadilinde konuşabiliyor, görev aldığı devleti gururla temsil edebiliyorsa, bu kazanım Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın kapsayıcı iradesiyle sağlanmıştır. Kürtlerin tek umudu da, gerçek dostu da, Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sayın Devlet Bahçeli’dir. Bu ülkenin birliğini, dirliğini ve geleceğini tehdit eden hiçbir yapıya, hiçbir çarpık zihniyete müsamaha gösterilmeyecektir. Bugün sokak çağrısı yapanlara açıkça söylüyoruz: Kürtler artık sizin oyuncağınız değil! Oy deposu değiliz! Sizi de, sizin gibi düşünenleri de çok iyi tanıyoruz. Siz kendi yandaşlarınızı, çıkar ortaklarınızı sokağa çağırın. Kürt halkı bu tezgâha gelmeyecek. Ali Yerlikaya Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Yılmaz TUNÇ Hakan Fidan TBMM Numan Kurtulmuş A Haber Bengü Türk Selami YILDIZ Mahmut Demirtaş Dr. İdris AKBIYIK Davut GÜL Prof. Dr. Kemal Memişoğlu Davut Gürkan Türk Polis Teşkilatı T.C. Jandarma Gn. K Tuncay Akkoyun Birol Ekici Özgür Özel Özgür Çelik Ali Mahir Başarır Muharrem İNCE CHP 🇹🇷 CHP Isparta İl Başkanlığı Baş koymuşum Türkiyem, ölürüm Türkiyem. Kürt-Türk milleti birdir, bir kalacaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene! Saygılarımla, Abdurrahim Avcıoğlu 🇹🇷

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

17,541 просмотров • 1 год назад

Yıllardır Mesut Barzani’yi adam yerine koyduk, devletimizin misafirperverliğini gösterdik, gereken saygıyı fazlasıyla gösterdik. Ancak Barzani’nin Cizre’de bilerek ortaya koyduğu o provokatif görüntü; Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yapılmış açık bir meydan okumadır, düpedüz saygısızlıktır. Bu tavır, ne kardeşliktir ne dostluktur; bu, ancak kötü niyetin ve panik halinin dışa vurumudur. Barzani’nin bu hareketini bir Kürt olarak asla kabul etmiyorum. Çünkü bu tavır; terörün nefessiz kaldığını, PKK’nın kökünün kazındığını, mesut Barzani’ın korkusunun Türkiye’nin kurduğu Kürt–Türk kardeşliği güçlendikçe, Barzani’nin eskisi gibi bölgeyi manipüle etme imkânı kalmamıştır. Bunun için çırpınıyor, bunun için provokasyon üretmeye çalışıyor. Ama nafiledir… Bu devletin gücü karşısında kimse duramaz. Barzani’nin Türkiye’nin egemenliğini hiçe sayması, kendi siyasi çıkarları uğruna devletimize yönelik bu arsız tavrı affedilemez bir densizliktir. Sayın Devlet Bahçeli’ye yönelik haddini aşan sözleri ise siyasi ahlaksızlığın en açık göstergesidir. Barzani, Türkiye Cumhuriyeti’nden, ülkücü hareketten ve bu milletin onurlu evlatlarından acilen özür dilemelidir. Buradan Türkiye’de yaşayan tüm Kürtlere sesleniyorum: Barzani’nin yaptığı şey; teröre bir can simidi uzatma çabasıdır. Fakat o defter kapanmıştır. Bu devletin iradesi karşısında; Hiçbir kirli hesap tutmaz. Hiçbir karanlık plan yürümez. Hiçbir dış oyun sahnelenemez. Barzani’nin korkusu bellidir: Terör örgütü PKK tarihten siliniyor. Öcalan’ın kirli düzeni çöküyor. Kürtler, Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında saf tutuyor. Bu gerçekler Barzani’yi titretiyor, paniğe sevk ediyor. Bir Kürt olarak söylüyorum: Kürt milleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin yanındadır ve sonsuza kadar yanında olacaktır. Barzani’nin yaptığı saygısızlık Kürtlere ait değildir; bu, kendi siyasi korkusudur, kendi acizliğidir. Kürt ve Türk kardeşliğini hiçbir hain bozamaz, bozamayacaktır. Ne mutlu Kürt doğdum! Ne mutlu Müslüman oldum! Ne mutlu Türküm diyene! Biz, Bilge Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin Kürt evlatları olarak; Şırnak’ta, Cizre’de, Silopi’de, İdil’de, Van’da, Diyarbakır’da ve Türkiye’nin dört bir yanında dimdik ayaktayız. Kimse bizi korkutamaz. Kimse bu vatanı bölemez. Kimse bu milleti diz çökeremez. Biz, Türk bayrağı altında yaşayan onurlu Kürtler; Terörsüz Türkiye’nin yanındayız. Cumhur İttifakı’nın yanındayız. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yanındayız. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin yanındayız. Barzani’nin açıklamaları yersiz, mesnetsiz ve provokatiftir. Kabul edilmesi mümkün değildir. Derhal Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden ve Türk bayrağı altında yaşayan Kürtlerden özür dilemek zorundadır. Biz devletimizin, polisimizin, Mehmetçiğimizin, askerimizin; İçişleri Bakanımızın, Emniyet Genel Müdürümüzün, Jandarma Genel Komutanlığımızın arkasındayız ve sonsuza kadar arkasında duracağız. Barzani, bu millete karşı işlediği saygısızlık sebebiyle; Türkiye’ye ömrü boyunca adım atmamak üzere cezalandırılmalıdır. Kürt–Türk kardeşliğini bozmaya çalışan her kim olursa olsun, Türk devletinin iradesi karşısında toz olup savrulmaya mahkûmdur. Devlet Bahçeli MHP MHP TBMM Grubu #MHP Türkgün Gazetesi SERKAN TOPER Recep Tayyip Erdoğan Ali Yerlikaya ABBAS GÜNDÜZ 🇹🇷 T.C. Jandarma Gn. K TSK Mahmut Demirtaş Bengü Türk Ahmet Yiğit Yıldırım Saygılarımla ABDURRAHİM AVCIOĞLU 🇹🇷

Abdurrahim Avcıoğlu

20,277 просмотров • 8 месяцев назад

27 ARALIK 2025 SAAT 14:00’TE, ANITKABİR’DE ATATÜRK’ÜN HUZURUNDA, HAİNSİZ TÜRKİYE BULUŞMASINDA NASUH MAHRUKİ’NİN KONUŞMASI Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, Türkiye’de her birimizin ayrı ayrı yaşadığı demokrasi sorunu vardır, adalet sorunu vardır, yandaşa başka, muhalefete başka işleyen hukukun önünde eşitlik sorunu vardır, üretim sorunu vardır, gelir adaletsizliği ve geçim sorunu vardır, açlık sınırının altıda asgari ücret ve emekli maaşı sorunu vardır, kalitesiz eğitim, denetimsiz devlet, hesap vermeyen hükümet, hesap vermeyen siyasiler ve bürokratlar sorunu vardır, kötü yönetilen devlet sorunu vardır. Bu sorunlar hepimizin ortak sorunlarıdır, Türk’ün de, Kürt’ün de, Laz’ın da, Çerkes’in de, Boşnak’ın da, Arnavut’un da ve Türk milletini var eden 26 etnisitenin tamamının da sorunlarıdır. Çözümü de hepimiz için ortaktır ve bir tanedir. Daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, adil ve tarafsız yargı, hukukun önünde eşitlik, doğru enflasyon hesaplamalarıyla asgari ücret ve emekli maaşının belirlenmesidir, açlık sınırının altında kimseye maaş verilmemesidir, her ailenin en azından yoksulluk sınırının üstünde bir maaşı evine getirebilmesidir, varlıklarımızı satarak değil üretim ekonomisiyle kalkınmanın sağlanmasıdır, eğitimin parasız olması, laik ve çağdaş olmasıdır, devletin açık ve şeffaf yönetilmesi, denetlenebilmesi, devlet kurumları ve siyasilerin, bürokratların hesap verebilmesidir. Ancak Güneydoğu’da Türkiye’nin geri kalanından farklı olarak ağalık sorunu, feodal düzen sorunu vardır, devletin denetleyemediği aşiretler, tarikatlar sorunu vardır, bu düzende köylünün Cumhuriyet’in korumasına erişememesi, eşitsizlik, adaletsizlik ve haksızlığa uğrayarak mağdur edilmesi sorunu vardır. Bunların da çözümü Cumhuriyet’tir, Atatürk Türkiyesi’dir. Biz bütün dertlerimizi kendi içimizde çözeriz, her zaman çözdük, her zaman çözeriz, ölümden gayrı her şeyi çözeriz ama emperyalizmin ajanları, düşmanlarımızın işbirlikçileri etnikçi, bölücü, ayrılıkçı eli kanlı teröristleri hem de Türkiye’den parça koparma hedeflerinden hiç sapmadıklarını Meclis’te de dağda da her konuşmalarında da açıkça, gözümüze soka soka, küstahça bir de üstüne tehdit ederek dile getirdikleri halde muhatap kabul edersek iş karışır. Büyük Türk milleti buna müsaade etmez, kendi Cumhuriyeti için, kendi geleceği için, çocuklarının özgür ve başı dik yaşayabilmesi için asla müsaade edemez ve etmeyecektir. Durumdan vazife çıkararak, Büyük Kurtarıcı ve Büyük Kurucu Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda, Anıtkabir’de buluşan büyük Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne, üniter yapısına, ulus devlete, milli egemenliğe, Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür ilkesine ve tek diline, tek milletine, tek egemenliğine sahip çıkmak için bugün burada. Burada siyasi partiler yok, her siyasi partiden yurttaşlar var, burada siyaset yok burada Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Türk milletini iç ve dış düşmanlardan koruma kararlılığını gösteren Türk milleti var. Türkçe konuşmaktan asla vazgeçemeyiz, ana dil eğitimi zaten var ama ana dilde eğitim asla olamaz, bu konuda da kimse kelime oyunu yapmasın. Güneydoğu bölgemizde belediyelerde Kürtçe konuşulmasına da asla müsaade edilemez çünkü bölücülüktür, iki dilliliğin ilk adımıdır, Anayasa’ya aykırıdır ve sadece Türkiye’ye dönük emelleri olan emperyalizme hizmet eder. Bu konuda bir kez taviz verilirse arkası gelir. ABD, Ortadoğu’da ulus devlet istemiyor ve bunu apaçık İsrail’in güvenliği nedeniyle diye açıklıyor. Türkiye İsrail için bir tehdit değil ki, Türkiye’nin İsrail’in topraklarında gözü yok ki ama görünen o ki İsrail artık Türkiye için bir tehdit ve topraklarımızda gözü var, bunu Cumhurbaşkanı bile söyledi çünkü İsrail bu çağda akıl almaz bir şekilde yahudi şeriatının peşinden gidiyor ve dinsel fanatiklere göre vaadedilmiş topraklarına kavuşmak için konjonktürün çok uygun olduğunu düşünüyor. İsrail bu yüzden ulus devlet istemiyor ve ABD ile birlikte Türkiye’nin üniter yapısına müdahale etmeye çalışıyor. Etnikçi, ayrılıkçı, bölücü PKK’yı güçlendirmeye çalışıyor. İsrail işbirlikçisi PKK ve DEM de ulus devlet istemiyor çünkü Türkiye’nin parçalanmasını istiyorlar Kürt halkını özgürleşeceksiniz diye kandırıyorlar oysa İsrail’in ve işbirlikçilerinin kölesi olmaktan asla öteye gidemezler. PKK’nın ve DEM’in elitleri servetlerine servet, güçlerine güç katacaklar diye koca Kürt halkını İsrail’in desteğiyle kendilerine maraba yapmaya çalışıyorlar, Cumhuriyet’in yıkmaya çalıştığı ağalık düzenini kurumsallaştırmaya çalışıyorlar. Bizim bizden başka dostumuz yok, Türklerin de, Kürtlerin de ve hepimizin de bu coğrafyada kaderi ortaktır. Tek yol Atatürk’ün bizi 100 yıldır özgür ve bağımsız tutan tam bağımsız ve anti emperyalist Türkiye hedefinde birleşmektir. Bugün burada olanlar, bu hedef için buradadır. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de PKK sorunu vardır, terör sorunu vardır, etnikçi, ayrılıkçı, bölücülük sorunu vardır. Ölüm cezasına çarptırılmış, cezası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çevrilmiş Teröristbaşı’nın hapisten çıkarılmaya çalışılması sorunu vardır, hapisten çıkartılarak siyasi aktör yapılmaya çalışılması sorunu vardır, sanki bütün Kürtler PKK’lıymış gibi, bütün Kürtler terör destekçisiymiş gibi Teröristbaşı’nın bütün Kürtlerin lideri konumuna getirilmeye çalışılması sorunu vardır. Öcalan’ın mahkeme kararında şunlar yazar; ''..... Kurduğu silahlı terör örgütü PKK'yı, aldığı kararlar ve verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek , devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf eylemleri gerçekleştirdiği sabit görüldüğünden, eylemine uyan TCK'nun 125. maddesine göre ÖLÜM CEZASI ile Cezalandırılmasına. 2- Sanığın eylemlerinin yoğunluğu ve sürekliliği, bebek, çocuk, kadın, ihtiyar ayırımı gözetilmeden binlerce masum insanın öldürülmüş olması, amaç suç için işlenen vasıta suçlardan yüzlercesinin ölüm cezasını gerektirmesi, bu eylemlerin ülke için ciddi yakın ve büyük tehlike teşkil etmesi'' ...... diye devam eder. Bu profesyonel katil, düşman ajanı, vatan haini teröristin ayağına Gazi Meclis'imizi götürdüler ve umut hakkından yararlanmasını istiyorlar, dahası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası çeken Teröristbaşını çıkarıp Kürt halkının siyasi lideri olmasını hayal ediyorlar. Sanki bütün Kürtler teröristmiş, terör destekçisiymiş gibi. Büyük Türk milleti, emperyalizmin ve ele geçirilmiş yerli işbirlikçilerinin yıkıcı ve bölücü ihanet projesini mutlaka bozacak ve bir kez daha heveslerini kursaklarında bırakacaktır. Anadolu'da kimse Türk milletini yenemez. Türk milleti vatanını kimseye böldürmez, Cumhuriyeti'ni kimseye yıktırmaz ve düşmana asla teslim olmaz. Bugün, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişinin 106. Yılında, O’nun huzurunda bu kararlılığımızı hep birlikte dosta düşmana göstermek için buraya geldik. Türkiye’mizi asla kimseye böldürmeyeceğiz.

Nasuh Mahruki

56,470 просмотров • 8 месяцев назад

Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne, milletimizin birliğine ve kardeşliğine sonuna kadar bağlı bir vatandaş ve bir Kürt olarak, bazı açıklamalara karşı düşüncelerimi kamuoyuyla paylaşma gereği duydum. DEM Parti Eş Genel Başkanı ve Siirt Milletvekili Tuncay Bakırhan’a bir çağrımız vardır: Tuncer BAKIRHAN DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncay Bakırhan’ın, bu milletin kurucularına yönelik “çoban” benzetmesini asla bir aşağılama olarak görmüyoruz. Aksine, bu aziz milletin çobanı olmak bizim için bir şereftir. Çünkü biz milletimizin huzuru, devletimizin bekası için görev üstlenmeye daima hazırız. Ancak bir önerimiz var: Madem PKK silah bırakıyor, o zaman yıllardır dağlarda bu ülkeye zarar veren, ocaklara ateş düşüren teröristler de gelsin, bu milletin hizmetinde çoban köpeği olsunlar. Şayet bir rol verilecekse, onlar ancak bu rolü hak ederler. Kurucularımız için “çoban” benzetmesi yapılmasını bizler bir hakaret değil, bir görev telakki ediyoruz. Evet, biz bu milletin çobanı olmaya razıyız. Ancak bir teklifimiz var: Madem ki PKK silah bırakıyor, o zaman yıllarca dağlarda milletimizin huzurunu bozan, vatanımıza kurşun sıkan teröristleri de biz çoban köpeği yapalım. Madem bir benzetme yapılacaksa, bu benzetme adaletli olsun. Ben bir Kürt vatandaşı olarak her zaman söylüyorum: Devletimizin, polisimizin, askerimizin yanındayız. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin ve kahraman İçişleri Bakanımız Sayın Ali Yerlikaya’nın yanındayız. Ali Yerlikaya Bu ülkenin her bir ferdini, bayrağımız altında birleşmeye davet ediyorum. Türk-Kürt demeden; bu topraklarda kardeşçe, omuz omuza yaşamaya devam edeceğiz. Bu ülkenin her bir ferdine sesleniyorum: Kürt, Türk’ Laz’ıyla, Çerkez’iyle biz bir milletiz. Ve bu milletin adı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Hep birlikte büyük ve güçlü Türkiye’nin teminatıyız. Ben bir Kürt olarak gururla söylüyorum: Ne mutlu Türküm diyene! Ne mutlu Kürt doğdum, Müslüman oldum! Ne mutlu bu vatana sevdalı her yüreğe! Yaşasın milletimizin birliği, devletimizin bekası! Recep Tayyip Erdoğan Dr.İzzet Ulvi YÖNTER DEM Parti Devlet Bahçeli Yılmaz TUNÇ T.C. Jandarma Gn. K Bülent TURAN Mehmet Aktaş Yusuf Kenan TOPCU Merve Özkan Hasan Yiğit Ülkücü Hareket Habertürk Ahmet Yiğit Yıldırım Mehmet Ali Çelebi Ali Hamza Pehlivan Birol Ekici MHP Adem Taflan T.C. Bursa Valiliği Dr. İdris AKBIYIK Özgür Adam Davut Gürkan Davut GÜL Önder BAKAN Bursa İl Jandarma Komutanlığı Bursa İl Jandarma Komutanlığı Manisa İl Jandarma Komutanlığı Gaziantep İl Jandarma Komutanlığı ŞANLIURFA İL JANDARMA KOMUTANLIĞI Bitlis İl Jandarma Komutanlığı Siirt İl Jandarma Komutanlığı Van İl Jandarma Komutanlığı Mahmut Demirtaş ABBAS GÜNDÜZ 🇹🇷 İdris TATAROĞLU Balıkesir Emniyet Müdürlüğü Tuncay Akkoyun Bengü Türk Zafer Şahin Özgür Özel Sloganımız nettir: “Baş koymuşum Türkiyem, ölürüm Türkiyem!” “Ne mutlu Türküm diyene!” Ne mutlu Kürt doğdum. Ne mutlu Müslüman oldum. Ne mutlu Türküm diyene. Saygılarımla, Abdurrahim AVCIOĞLU

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

102,596 просмотров • 1 год назад

Türkiyeleşme, Öcalan’ın Kemalist Kompleksinin Siyasal Adıdır Bu metni 2023’te, artık X’te (eski Twitter) erişilemeyen bir videoyu izledikten sonra kaleme almıştım. Dün o videoyu yeniden buldum; bu nedenle bu kısa yazıyı bir kez daha gözden geçirip yeniden paylaşmak istedim. Görüntülerde, Murat Karayılan ile Duran Kalkan’ın huzurunda yapılan, adeta bir “Judenrat” sahnesini andıran bu buluşmada bir komutan Kürtlükle alay ediyordu. Mardinli olduğunu söylüyor, anne ve babasının adlarını—biri Kurdê, diğeri Kurdo idi—tek tek sayıyor ve kahkahalar arasında şunu ekliyordu: “Bir de katırımız vardı; o da ‘Kürt’tü… ‘Kürtçe çifte bile atardı.’” Bu sahne, basit bir kabalık ya da münferit bir “şaka” değildir. Burada işleyen şey, Kürtlüğün insanî, tarihsel ve siyasal bir aidiyet olmaktan çıkarılıp zoolojik bir alaya, aşağı bir varoluş biçimine indirgenmesidir. Kürt kimliği, bir ulusal özneleşmenin zemini olarak değil, aşılması gereken bir “hamlık” ve utanılacak bir tortu olarak kurulmaktadır. Tam da bu noktada “kro” figürü belirir. Bir insanın kendi Kürtlüğünü—seçmediği bir dili, bir etnisiteyi, ulusal aidiyetini ve kültürel varoluşunu—başkalarına saldırmadan, kimseyi asimile etmeden, hiçbir şiddet pratiğine başvurmadan yalnızca sahiplenmesinin bu denli aşağılanması ve hor görülmesi bir rastlantı değildir. Türkiye, on binlerce Kürdü rızaları dışında söylemsel ve retorik düzeyde Türklüğün bir tahakküm ve fetih nesnesine dönüştürmüş; devlet aygıtı Kürt bedenlerini ve kimliklerini Türkçülüğün zorunlu imgesel alanı içinde yeniden biçimlendirmiştir. Bu zorunlu dönüşümün en görünür tezahürlerinden biri, Kürtlere dayatılan ve Türk ırksal üstünlüğünü simgesel biçimde ilan eden soyadlarıdır: Öztürk, Boztürk, Göktürk, Baytürk, Koçtürk, Alptürk, Karatürk, Aktürk, Ertürk, Söntürk, Kantürk, Gençtürk, Yiğittürk… Türkçülüğün bu adlandırma ve Kürt silme rejimi, yalnızca bürokratik bir kayıt meselesi değildir; daha en başından coğrafyasıyla, mekânsal düzeniyle ve siyasal alanın kurucu mantığıyla birlikte Kürt varlığını bedensel ve simgesel olarak aşağı bir konuma yerleştiren kolonyal bir şiddet biçimidir. Devletin bütün kurumları, yasaları, egemenlik dili ve anayasal düzeni, bu ülkede mutlak ve münhasır aidiyetin yalnızca Türk kimliğine ait olduğunu tekrar tekrar ilan eder. Türkçeden başka bir ana dile sahip olanın, bu siyasal düzen içinde tam anlamıyla eşit bir yurttaş ve meşru bir insan öznesi olamayacağı fikri, Kürt varlığının inkârını dahi anayasal güvenceye bağlayan bir dışlama rejimi olarak işler. Bunu aklı başında olan herkes bilir. Sanki bunlar yetmezmiş gibi, bugün Türk devleti Öcalan aracılığıyla her Kürde “Türkiyeleşme”yi telkin eden, Kürt sosyal ve kültürel varoluşunun daha önce bütünüyle tasfiye edilememiş alanlarını dahi disipline etmeye ve hizaya sokmaya çalışan yeni bir kolonizasyon dilini devreye sokmaktadır. Herkesin tanıklık ettiği şey budur: Kürtlerin yalnızca bastırılması değil, aynı zamanda kendi kendilerini inkâra zorlanmalarıdır. Fakat en sarsıcı olan şudur: Elli yıl boyunca Kürt adını siyasal alana taşıyan, yok edilmek istenen, adı anıldığında bile nefes alınamaz hale getirilmeye çalışılan bir hareketin içinden, bugün bizzat Kürtlükle alay eden ve Kürtlüğü tasfiyeyi neredeyse tarihsel bir görev gibi gören bir dil yükselmektedir. Kürt kimliğini aşağılayan, Kürdün katırını bile “Kürtçe çifte atan” bir karikatüre dönüştüren bu söylem, faşist Türkçü tahayyülün yalnızca dışarıdan dayatılması değil, içeriden yeniden üretilmesidir. Bu, Kürt’e karşı kurulan kolonyal prototipin Kürt siyasetinin içinde dahi içselleştirilmiş hale gelmesinin en çıplak göstergesidir. Öcalanperestlerin “Türkiyeleşme” siyaseti, fiilen tam bir Kırolaştırma ve kültürel kırımı derinleştiren disipliner bir kampanyadır. Buradaki Kıro, basitçe “Kürt” değil; Kürtlüğün inkârıyla “medenileştirilmesi gereken eksik-Türk” prototipinin aynı anda üretildiği kolonyal bir ara figürdür—yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan ise bu sürecin başlıca aracısı, hatta başlıca figürüdür: Kemalist devlet aklının Kürt siyasal varoluşunu yeniden biçimlendirmek üzere devreye soktuğu “baş Kıro”laştırma mekanizmasının tam merkezinde yer alır. Öcalan, Kürt’e ilişkin Kemalist tahayyülü derinlemesine içselleştirmiş bir figür olarak, hayatı boyunca Kürtleri “Kürtlükten kurtarmayı” adeta bir misyon gibi görmüş; Kürtlüğü ulusal ve siyasal bir ufuk olmaktan çıkarıp aşılması gereken bir “hamlık” olarak yeniden kodlamaya yönelmiştir. Bu iddiayı belgelendiren en çıplak ifadelerden biri, Öcalan’ın Kürt varlığını neredeyse insanlık-dışı bir ara kategoriye indirgediği şu sözleridir: “Kişilik üzerine birçok çözümlemeler yaptım. Hâlâ Kürt’ü tam yakaladığımı, çözdüğümü söyleyemem. Çünkü kendisi olmaktan epeyce uzaklaştırılmıştı. Şeklen Kürtvari gözükse de, özde başkalaşmıştı. İhanetinin boyutlarının farkında bile değildi. Ona ne insan yasaları ne de hayvan yasaları işliyordu. Adeta üçüncü bir varlık türünü oynuyordu.” (Öcalan, 2004, Bir Halkı Savunmak, s. 222). Burada Kürt, bir ulusal özne değil; ne insan ne hayvan yasalarına tâbi olmayan, “üçüncü tür” olarak kodlanan bir ham maddeye, yani Kırolaştırmanın nesnesine indirgenmektedir. Bu dil, yalnızca bir betimleme değil, Kürtlüğün siyasal statüsünü düşüren kolonyal bir epistemolojidir: Kürt varlığı, hak ve egemenlik talep eden bir ulus olmaktan çıkarılıp terbiye edilecek, dönüştürülecek bir aşağı kategoriye yerleştirilir. İşte “Kıro” figürü tam da bu ontolojik düşürmenin adıdır. Çünkü Kıro, “Türkleştirilmesi gereken Kürt”tür: hem Öcalancı söylemin hem de Kemalist tahayyülün Kürt üzerine bindirdiği prototip. Kürdü zamandışı ve parokyal bir dağ varlığına indirgeyen; dili çözülemez, kimliği belirsiz, siyasal varoluşu “ilkel” sayılan aşağı bir özne-konumu. Kıro, yalnızca bir hakaret değil, modern Türk ulus-devlet aklının Kürt’ü tanımlama biçimidir: Kürdü ulus olma kapasitesinden yoksun, kültür ve tarih taşıyamayan, medeniyetle bağdaşmayan bir “artık” olarak kodlayan kolonyal bir kategoridir. İşte Öcalan’ın Kürtlüğe yaklaşımı da tam olarak bu kolonyal prototipin içselleştirilmesi üzerinden şekillenir. Öcalan’ın Kürtleri “Kürtlükten kurtarma” girişimi, basit bir siyasal taktik değil, derin bir Kemalist kompleksin ve kolonyal/ırkçı bir mimicry rejiminin ifadesidir. Bu kompleks, Öcalan’ın kendisini Türk ulus-devlet aklının ölçütleri içinde “insan” sayılabilir bir varoluşa yaklaştırma çabasında; Kürtlüğü ise aşılması gereken bir hamlık olarak kodlamasında görünür. Burada “Kıro” figürü belirleyicidir: Kıro, eşzamanlı olarak hem Kürt varlığının inkârını hem de “tamamlanmamış,” “medenileşmemiş” bir Türk prototipini temsil eder—bir tür yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan, Türklüğü insan olmanın normu olarak kabul eder; fakat aynı zamanda bu norm karşısında kendisini ontolojik bir eksiklik içinde konumlandırır. Bu eksiklik, Lukács’ın yabancılaşma ve bütünlük kaybı bağlamında düşündüğü türden bir “eksik-totalite” hissiyle, sürekli telafi edilmesi gereken bir varlık açığına dönüşür. Mimicry, tam da bu açığın yönetimidir: taklit, asla “asıl” olamaz; fakat kolonyal düzen içinde zorunlu bir sınav gibi dayatılır. Öcalan’ın Türkiyeleşme projesi, bu nedenle, Kürt özgürleşmesinin değil, Kürt öznesinin Kırolaştırılarak devletin ontolojik ölçüsüne yaklaştırılmasının—hiçbir zaman tamamlanamayacak bir Kemalist taklidin—siyasal adıdır. Bu Kırolaştırma mantığının en açık göstergelerinden biri, Öcalan’ın Kürtleri bir ulus olarak değil, tekrar tekrar bir “olgu” olarak adlandırmasıdır. Nitekim Öcalan, Demokratik Konfederalizm’de Kürtlerden defalarca “olgu” diye söz eder (2015: 39). Bu kelime seçimi tesadüf değildir: Kürt varlığını tarihselliği, egemenlik iddiası ve siyasal özne statüsü olan bir ulus olmaktan çıkarır; üzerinde işlem yapılacak ham bir nesneye indirger. “Olgu,” burada hak talep eden bir kolektif özne değil, disipline edilecek, dönüştürülecek, Türkiyeleşme içinde eritilecek bir Kıro maddesidir. Bu nedenle “demokrasi,” “Türkleştirme” ve “Türkiyeleşme” aynı mantığın farklı adlarıdır: Kürt bir olgudur; Türk milletiyle bütünleştirilmesi, terbiye edilmesi ve “medenileştirilmesi” gerekir. Mehmet Uçum’un Öcalan’la aynı çizgide söylediği gibi, “Türk milleti birdir; Türk ve Kürtten oluşan tek bir millet vardır ve onun da tek dili Türkçedir.” Burada kast edilen tam da budur: Kürt, ancak Türklük içinde eritildiği ölçüde meşru bir varoluşa kavuşabilir. Öcalan’ın “kültürel talepleri” dahi gayrimeşru sayması, Bülent Arınç’ın 2014’te dile getirdiği “Kürtçe medeniyet dili değildir” sözleriyle aynı epistemik şiddetin farklı versiyonlarıdır. Bu söylemlerin ortak zemini açıktır: Kürt varlığını inkâr etmek, Kürtlüğü bir siyasal özne değil, terbiye edilecek bir hamlık olarak görmek ve “Kıro”yu medenileştirme kisvesi altında Kürtlüğün tasfiyesiyle uğraşmak. Aradaki tek fark şudur: Devlet aklı bunu açık ırkçı Türkçülükle yapar; Öcalan ve ona tapanlar ise kendi içselleştirilmiş Kıroluklarını genelleştirerek bütün Kürt milletini de kendileri gibi kokusu ve zamandışı bir varlık olarak tahayyül ederler. Kolonize edilmiş bir mimicry (taklitçilik)—adeta bir “ev zencisi” pozisyonu—üzerinden, Türk efendisinin haklılığını ispatlamak için Kürtler aleyhine simgesel, dilsel ve epistemik şiddete başvururlar. Kürt ulusal ısrarını “ilkel milliyetçilik,” Kürt varoluşunu “geri hamlık,” Kürt siyasal ajansını ise “kardeşlik düşmanlığı” diye damgalarlar. Türk devleti bir asırdır yapamadığını, bugün Öcalanperestler yapmaya çalışmaktadır: Kürdü “Türkiyeleştirmek,” yani fiilen Kırolaştırmak—Kürt ulusunu, kendi kendisiyle alay eden, kendi varlığını inkâra yönelen, kolonyal prototipi içeriden yeniden üreten bir aşağı özne-konumuna mahkûm etmek. Hayatını kaybeden Rêzan Javid’in annesinin feryadını asla unutmayacağım. O, PKK’nin Kürtleri kurtarmak için silaha sarıldığına hâlâ inanıyordu. Cenazede “Kürdistan bayrağına kurban olayım” diye haykırdı. İşte yeni-Kırolaşma, Türkiyeleşme adına, devletçi aklın içselleştirilmesiyle Kürtlüğü böyle imha eder: bir halkın onurunu değil, kendi kendisiyle alay etmesini siyasal ufuk hâline getirerek.

Kamal Soleimani

23,596 просмотров • 6 месяцев назад

Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademi Üyesi Duran Kalkan: 📌Sürecin ikinci aşamaya geçebilmesi için Önder Apo'nun önemli çabaları bulunmaktadır ve bu konuda hareketimizin pratik adımları oldu. 📌Bakurê Kurdistan’da bulunan gerilla güçlerinin, medya savunma alanlarına geri çekilmesi, 27 Şubat çağrısının ruhuna uygun olması ve PKK'nin 12. Kongre kararlarının uygulanması açısından büyük önem taşımaktadır. 📌Gerilla güçlerimiz, çağrının gerekliliklerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmektedir. 📌Sürecin ikinci aşamaya geçmesi için herhangi bir engel kalmamıştır. 📌Londra'dan Köln'e kadar yurt dışındaki halkımızın ve dostlarımızın, Önder Apo'nun çağrısı ve geliştirdiği süreç temelinde sergiledikleri kararlı tutumlarını selamlıyorum. 📌İmralı'daki tecrit durumunda henüz bir değişiklik söz konusu değil. 📌Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü olmadan süreci Kürt tarafı nasıl yürütebilir? 📌AKP ve MHP'den sürece yönelik olumlu açıklamalar geliyor, ancak pratikte herhangi bir adım atmıyorlar. 📌İktidar kanadının parçalı duruşu devam ediyor. Cumhurbaşkanı bir şey söylüyor, AKP yönetimi başka bir şeyler söylüyor, AKP'ye yakın basın ise çok daha farklı şeyler yazıp söylüyor. Bu durum, sürece yönelik karışıklık ve muğlaklık yaratıyor. 📌Devlet Bahçeli'nin söylemlerinin gereklilikleri pratikte yerine gelmiyor. 📌Bizim yaptıklarımıza "iyi" deyip ortak olacaklarına, önce kendileri iyi şeyler yapmayı denesinler. 📌Türkiye siyaseti iyi bir sınav vermiyor. Bu siyaset, yakın bir zamanda çöker ve mahkûm edilir. 📌Türkiye siyaseti cephesinde ise yeni bir adım yok. 📌Önder Apo, ikinci aşamayı "gerekli hukuki adımların atılması" şeklinde tanımladı. 📌Biz kendimiz için bir şey istemiyoruz, Türkiye'nin demokratikleşmesini istiyoruz. Bunun yolu ise Kürt özgürlüğünden geçiyor. 📌Sürecin ikinci aşamasının geliştirilmesi, birilerinin karar vermesiyle olmayacaktır; sürecin toplumsallaşması ve toplumun mücadele ederek bu engelleri aşmasıyla gerçekleşecektir. 📌Kürt sorunu ve onun yarattığı çatışma ortamından rant elde eden çok sayıda çevre olduğu görülüyor. 📌Ortadoğu'yu Kürt-Türk çatışması üzerinden sömürmeye çalışan güçler, çatışmasızlık durumuyla karşılaşınca bir telaşa kapıldılar. 📌Rantçı çevreleri iyi anlamamız gerekiyor; süreci sabote etmeye çalışıyorlar. Her yerde provokatif saldırılar gerçekleştiriyorlar. 📌Süreç gittikçe toplumsallaşıyor. 📌Bazı çevreler, Barış ve Demokratik Toplum sürecine yönelik faydacı ve beklemeci bir yaklaşım sergiliyor. 📌Süreci doğru anlamak ve gereklilikleri yerine getirmek için yoğun tartışmalar yaptık ve önemli sonuçlara ulaştık. 📌Bu sürecin başarısı dışında, Kürtlerin de Türkiye'nin de özgür ve demokratik bir geleceği yok. 📌Demokratikleşmeyen ve bu süreci başarıya ulaştıramayan Türkiye'nin başına gelebilecekleri Önder Apo gördü. 📌Türkiye öyle rahat bir gidişat içerisinde değil. 📌Türkiye'nin ayakta kalmasının tek yolu ise Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başarıya kavuşmasıdır. Bu bir tercih değil, bir zorunluluktur. 📌Barış ve Demokratik Toplum süreci başarıya ulaşmazsa Türkiye açısından felaket olacaktır. Biz sürecin başarısı için ne gerekiyorsa yapacağız; her türlü mücadeleyi yürüteceğiz. 📌Biz, Önder Apo'nun Barış ve Demokratik Toplum çağrısını doğru bulduğumuz ve inandığımız için gerekenleri yapıyoruz ve bu temelde mücadelemizi sürdüreceğiz. 📌Barış ve Demokratik Toplum süreci başarıya ulaşacaktır. 📌Süreç, bir mücadele sürecidir; kendiliğinden ve anlaşmalarla olmayacaktır. Mücadeleyi örgütleyip geliştirirsen kazanacaksın. 📌Toplum, sürece sahip çıkmalıdır. 📌Doğru bir sosyalist anlayış geliştirilir ve örgütlenirse sosyalist bilinç gelişir. 📌Yeni süreçte, yoldaşça ideolojik mücadeleyi öngörelim. 📌 Tüm dostlarımızı, büyük bayram coşkusuyla 27 Kasım kutlamalarını devam ettirmeye çağırıyorum. 📌 Değişim, dönüşüm ve yeniden yapılanma süreci yaşıyoruz. 📌 Apocu hareket, PKK'yi önderlik ve şehitler partisi olarak tanımlıyor. 📌 Artık PKK olarak örgütlenilmiyor, çalışılmıyor.

Humanist(Tr faşizminde engellenmiş hesap)

28,827 просмотров • 9 месяцев назад

Temmuz ayında meseleyi böyle ele almıştım. Dün İttifak Olan, Bugün Tuzaktır İbrahim Halil Baran 13 Temmuz 2025 Deniyor ki, 2014 yılında Selahattin Demirtaş, “Ver başkanlığı, al özerkliği diyenler kusura bakmasın; biz demokrasi için mücadele ediyoruz” dediğinde ona kızıyor ve neden Tayyip Erdoğan ile AKP arasında bir Kürt ittifakı kurulmadığına öfkeleniyordunuz. Şimdi ise Öcalan, tam da o günlerde savunduğunuz biçimde Erdoğan’la bir ittifak kurmaya çalışıyor ve bu kez yine karşı çıkıyorsunuz. Elbette haklı bir serzeniş gibi görünebilir ama durum aslında böyle değil. Peki ama neden? Çünkü o günün koşulları farklıydı. Erdoğan, o dönem Ergenekon, Ötükenciler ve Fethullahçılara karşı ciddi şekilde zayıflamıştı. Onu ayakta tutabilecek yegâne güç, Kürtlerle kurulacak bir ittifaktı. Karşılığında ise Kürt özerkliğini tanımaya ve Kürtlerle ortak hükümet kurmaya hazırdı. Devlet içindeki klikler arası güç dengesi, Erdoğan ile Kürtler arasında bir ittifakı zaruri hale getirmişti. Ancak o dönemde Kürt siyasetini yönlendiren aktörler bu tarihi fırsatı yeterince kavrayamadı. Bu fırsatı değerlendirmek yerine heba ettiler. Halbuki çözüm sürecinde zaten güçlü bir konumda olan Kürtlerin eli, bu ittifakla daha da güçlenecek, hükümet ortağı haline geleceklerdi. Ama bunu yapmadılar ve ardından çözüm süreci de akamete uğradı. Durumu doğru okuyan Ötüken çizgisi ise Devlet Bahçeli’yi Erdoğan’la buluşturdu. Ergenekoncular da, Fethullahçıların ve Kürtlerin tasfiyesi karşılığında bu yeni güç dengesiyle anlaştı. Selahattin Demirtaş bu yanlışın günah keçisi ilan edildi ve hâlâ Edirne Cezaevinde bu tarihsel hatasının bedelini ödüyor. Öte yandan siyasi manevra kabiliyeti yüksek ve Türkiye içindeki dengeleri okumakta son derece başarılı olan Öcalan, bu gelişmeleri erkenden fark ederek Erdoğan’a destek verdi. Sonuçta Erdoğan, Fethullahçıları tamamen tasfiye etti. Eski Ergenekoncuların bir kısmını, örneğin Doğu Perinçek, Hulki Cevizoğlu, Levent Ergün, Hasan Atilla Uğur, Nedim Şener ve Mehmet Ali Çelebi gibi küçüklü büyüklü isimleri yanına aldı. Daha önce meydanlarda kendisine “ip atan” ve 17-25 olayları çerçevesinde Erdoğan'ı hırsız olarak suçlayan Bahçeli ile de bir araya gelerek, halen de iktidarda bulunan Cumhur İttifakı’nı ilan etti. Sonrası sizin de mâlumunuz; Kürtlerin şehirleri yerle bir edildi, ben de dahil olmak üzere Kürt siyasiler tutuklandı, işkence edildi ve Kürtlerin seçtiği tüm belediyeler ellerinden alındı. Bugün ise tablo çok farklı. Ne Kürtler eski güçlerinde, ne de Erdoğan, Kürtlere özerklik teklif edecek kadar zayıf. Her ne kadar Türkiye, ekonomik olarak zor bir zamandan geçse de bu süreçte Erdoğan, siyasi olarak çok güçlü; Ergenekon ve Ötüken çevresiyle ittifak halinde, muhaliflerini sindirmiş durumda ve ülkenin kurucu partisi CHP’yi bile zayıflatmayı başardığı görülüyor. Yargıyı bir silaha dönüştürmüş olan Erdoğan, CHP'nin kendisinin karşısına dikebileceği en güçlü cumhurbaşkanı adayını bile hapse tıktı ve bununla yetinmeyerek CHP'nin belediyelerine bile el koyuyor. Öcalan ise bu yeni süreçte, İsrail’in bölgesel yükselişini bir fırsat olarak görüyor ve oyunu kendisinin de dahil olabileceği bir noktaya çekmeye çalışıyor. Oysa 2014’te Diyarbakır’da Mahsun Korkmaz’ın heykelini dikebilen PKK, bugün Türk milliyetçiliği açısından sembolik bir öneme sahip olan Cesene Mağaraları önünde silahlarını yakıyor ve fiilen yenilgiyi kabul ediyor. Kürtlere ise bugün, anadilde eğitim dahil olmak üzere hiçbir hak vaat edilmiyor. Ortada kalan tek tasarım, Kürtlerin Türklük içinde eritilmesi projesidir ve buna itiraz eden kimse yok. +

İbrahim Halil Baran / yeni hesap

12,092 просмотров • 10 месяцев назад

CHP Genel Başkanı Özgür Özel Ve Mersin Milletvekili Ali Mahir Başaran Özgür Çelik ekrem İmamoğlu Mansur Yavaş CHP Türkiye’ye resmen savaş ilan etti CHP bütün organlarıyla resmen saldırıya geçti. Saldırı talimatlarını resmi hesaplarından ilan ediyorlar. Neo İttihat ve Terakki, 100 yıl önceki zihniyeti bugüne taşıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Abdülhamid’e saldırdıkları gibi saldırıyorlar. CHP’nin genel müdürü olan Özgür Özel de Ekrem İmamoğlu’ndan gelen talimatları aynen uyguluyor. CHP’nin eş başkanları Rütbesiz komutan Özel ve diplomasız cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu Özgür Özel, rütbesiz başkomutan edasıyla, CHP’nin bütün gücünü kullanarak, diplomasız İmamoğlu’ndan gelen bütün talimatları uyguluyor. Özgür bey her gün yeni bir talimat veriyor. Bütün cephelerden saldırıya geçti. Siyasi, ekonomik, medya, …elindeki bütün imkanlarla saldırıya geçti. Ekonomik boykot Bizzat başkomutan Özgür Özel, ekonomik boykot uygulanacak milli firmaların listesini yayınlıyor, …meydanlarda eline tutuşturulan kağıtları çocukça okuyor, … Yayınlanan listelerden bazen çıkarılan firmalar bile oluyor. Bu firma bizden diyerek boykot listesinden çıkarıyorlar. Sanki diğer firmalar dış güçlerin, düşmanların firmaları. Tam bir komedi. 23 Nisan şiirleri okuyan çocuklar gibi boykot edilen firmaların isimlerini okuyor. Medyaya tehdit Bazı basın yayın organlarını CHP’nin yayın organı gibi CHP’ye çalışmadıkları için tehdit ediyor. CHP adeta tek parti iktidarındaki baskıyı, sansürü, … yeniden tesis etmeye çalışıyor. Hem sansürden şikayet ediyorlar hem CHP yayın organları gibi hareket etmeyen basın kuruluşlarına sansür uyguluyorlar. Hem baskıdan şikayetçiler hem baskı yapıyorlar. CHP zihniyetinin iktidar olmadan yaptıkları bile korkutucu. Bir de iktidar olduğunu düşünün. Neler yapmazlar. Kendilerinden olmayanları yok ederler. CHP’nin geçmişi geleceğidir. Geçmişte neyse gelecekte de o olacaktır. Zaten bunu da açıkça ilan ediyorlar. Artık Sultan Vahdettin İngilizlere sığındı diyemeyeceksiniz Yıllardır Halife Sultan Vahdettin’i vatanı terk etmeye zorlayan CHP değilmiş gibi, İngiliz gemisiyle gitmeye mecbur bırakmamışlar gibi, … Sultan Vahdettin’in İngilizlere sığındığının propagandasını yapan CHP, İngilizlerden, Amerikalılardan, … yardım isteme, Türkiye’ye müdahale çağrıları yapma konumuna geldi. Özgür Özel İngilizlere, Ekrem İmamoğlu da ABD’ye sığındı CHP'yi dünyaya rezil ettiler. Özgür Özel Türkiye'yi İngiltere'ye şikayet etti. Ekrem İmamoğlu da Türkiye'yi ABD'ye şikayet etti. Yıllardır Halife Sultan Vahdettin İngilizlere sığındı, İngiltere'ye kaçtı diyen Kemalistler şok oldu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel İngilizlere, “Terk edilmişlik hissediyoruz. Gerçekten çok kırgınız.” diyor. İngiltere’yi Türkiye’ye müdahale etmeye çağırıyor. Kim İngilizlere, İngiltere'ye, ABD’ye sığındı? Padişah Vahdettin'i İngiltere'ye gitmeye mecbur bırakan İttihat ve Terakki devamı CHP adeta İngilizlere sığındı. Ekrem İmamoğlu da ABD, AB ülkelerini Türkiye’ye müdahale etmeye çağırıyor. Manda ve himaye isteme noktasına kadar geldiler. CHP’nin düştüğü hale bakın.. Recep Tayyip Erdoğan Ali Yerlikaya T.C. Jandarma Gn. K Devlet Bahçeli T.C. İletişim Başkanlığı İbrahim Kalın Dr.İzzet Ulvi YÖNTER Birol Ekici MHP Mahmut Demirtaş Davut GÜL Merve Özkan Bengü Türk Özgür Özel Mehmet Ali Çelebi Ali Mahir Başarır Özgür Çelik CHP 🇹🇷 Dr. İdris AKBIYIK Av. Begüm Ece Pazarcı ABBAS GÜNDÜZ 🇹🇷 Adem Taflan @Devlet_024 Zafer Şahin Murat Zorluoğlu Ömer Çelik Önder BAKAN Ekrem İmamoğlu EkremUstad CHP güvenme CHP’ye oy verme Kürt Türk birdirbir kalacaktır Ne dedik sloganımız boş koymuşum Türkiyem ölürüm Türkiyem NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.🇹🇷 ABDURRAHİM AVCIOĞLU

Abdurrahim Avcıoğlu

86,077 просмотров • 1 год назад